
Suç, yalnızca kanunların tanımladığı ve karşılığında yaptırım öngördüğü bir eylem değil; aynı zamanda içinde doğduğu toplumsal yapının izlerini taşıyan çok boyutlu bir olgu. Aile ilişkilerinden ekonomik koşullara, eğitimden kentleşmeye, toplumsal bağların dönüşümünden dijitalleşme ve yapay zekâya kadar pek çok etken, suçun nedenlerini ve işlenme biçimlerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebiliyor. Peki bir insanı suça yönelten süreçte bireysel tercih nerede bitiyor, toplumsal koşullar nerede başlıyor? Değişen toplum yapısı yeni suç türlerini nasıl ortaya çıkarıyor? Hukuk, suç gerçekleştikten sonra yalnızca cezalandırmakla mı yetinmeli; yoksa suçun önlenmesi ve bireyin yeniden topluma kazandırılması da bu sürecin bir parçası mı olmalı?
Köşe yazarımız Sosyolog Özge Alacan, suç olgusunu farklı disiplinlerin penceresinden ele almak üzere Sosyolog-Aile Danışmanı Hüseyin Pehlivan ile Avukat Doç. Dr. Ş. Cankat Taşkın'ı aynı söyleşide buluşturdu. Suçun toplumsal kaynaklarından değişen suç biçimlerine, teknolojinin yarattığı yeni risklerden hukuk sisteminin rolüne uzanan söyleşinin ilk bölümünde, sosyoloji ile hukukun suça bakışının kesiştiği noktalar ele alındı. İşte söyleşinin ilk bölümü:
Özge Alacan: Sayın Pehlivan, en temel noktadan başlayalım. Suçu yalnızca bireysel bir davranış ya da kişisel tercih olarak değerlendirmek ne kadar doğru? Suçun toplumsal bir zemini de var mı?
Hüseyin Pehlivan: Suçu yalnızca bireysel bir davranış ya da kişisel tercih olarak değerlendirmek, konunun toplumsal boyutunu göz ardı etmek anlamına gelebilir. Sosyolojik açıdan suç; bireyin içinde yaşadığı sosyal çevre, aile yapısı, eğitim olanakları, ekonomik koşullar, sosyal destek mekanizmaları ve toplumsal ilişkiler ağı içerisinde değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir olgudur.
Hiç kuşkusuz bireysel sorumluluk önemlidir. Ancak bireyin yaşam deneyimlerini şekillendiren sosyal koşulların da davranışlar üzerinde etkili olabildiğini biliyoruz. Aidiyet duygusunun zayıflaması, sosyal destek ağlarının sınırlı olması, iletişim sorunları, eğitim sürecinde yaşanan güçlükler veya sosyal çevrede karşılaşılan olumsuz örüntüler bazı bireyler açısından risk faktörleri oluşturabilir.
Bununla birlikte suçu tek bir nedene indirgemek de doğru değildir. Her bireyin yaşam öyküsü, sosyal çevresi ve karşılaştığı koşullar farklıdır. Suç sosyolojisi, bireyi yalnızca ortaya çıkan sonuç üzerinden değerlendirmek yerine, davranışın oluştuğu toplumsal zemini de anlamaya çalışır. Amaç kişiyi veya bir grubu etiketlemek değil; riskleri azaltan, sosyal dayanışmayı ve koruyucu mekanizmaları güçlendiren bir toplumsal yaklaşım geliştirmektir.
*Sosyolog-Aile Danışmanı Hüseyin Pehlivan (sağda) ve Avukat Doç. Dr. Ş. Cankat Taşkın (solda)
Alacan: Sayın Taşkın, Hüseyin Bey suçun ortaya çıktığı toplumsal zemine dikkat çekiyor. Siz yaklaşık 25 yıllık hukuk pratiğinizde toplumdaki değişimin suç türlerine yansımasını nasıl gözlemlediniz?
Ş. Cankat Taşkın: Bu süreçte özellikle teknolojideki baş döndürücü gelişmelerin suç tiplerine de çarpıcı biçimde yansıdığını görüyorum. İnternet üzerinden işlenen suçlar çok yaygınlaştı. Dolandırıcılık, bilişim sistemine girme, hırsızlık, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, yasa dışı bahse aracılık etme, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi veya paylaşılması ve kripto para dolandırıcılıkları bunlardan bazıları. Hakaret, tehdit, ısrarlı takip, haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğinin ihlali gibi suçlarla da internet ortamında sıklıkla karşılaşıyoruz.
Son dönemde buna yapay zekâ temelli uygulamalar da eklendi. Yapay zekâ aracılığıyla oluşturulan sanal kişilikler, deepfake yöntemiyle üretilen veya değiştirilen gerçeğe benzer görüntü, video ve sesler; özel hayatın gizliliğinden telif haklarına kadar birçok hukuki tartışmayı beraberinde getiriyor.
Yapay zekâ ile çalışan otonom araçların neden olduğu kazalarda cezai ve hukuki sorumluluğun nasıl belirleneceği de hukukçuların tartıştığı konular arasında. Bunun yanında yapay zekânın ürettiği hatalı verilere güvenilerek hazırlanan dilekçeler, bu verileri teyit etmeden kullanan hukukçuların sorumluluğu veya sınavlarda yapay zekâ kullanılarak gerçekleştirilen usulsüzlükler gibi oldukça yeni meselelerle karşı karşıyayız.
Özetle toplum değiştikçe ve teknoloji geliştikçe hukuk da yeni fiiller ve yeni suç işleme yöntemleriyle karşılaşıyor. Bu nedenle hukukçuların teknolojik gelişmeleri takip etmesi ve kendilerini sürekli güncellemesi gerekiyor.
Alacan: Tam bu noktada yeniden sosyolojiye dönelim. Sayın Pehlivan, Sayın Taşkın'ın verdiği örnekler suç biçimlerinin teknolojiyle birlikte değiştiğini gösteriyor. Peki toplumsal dönüşüm yalnızca suçun işlenme biçimini mi değiştiriyor, yoksa suça zemin hazırlayan sosyal ilişkileri de dönüştürüyor mu?
Pehlivan: Toplumlar tarihsel süreç içerisinde ekonomik yapıdan aile ilişkilerine, üretim biçimlerinden iletişim araçlarına kadar pek çok alanda önemli değişimler yaşadı. Bu dönüşümler bireylerin gündelik yaşam pratiklerini etkilediği gibi toplumsal ilişkilerin niteliğini ve suç olgusunun görünümünü de değiştirebiliyor.
Geçmişte yüz yüze ilişkilerin hâkim olduğu sosyal yapılarda farklı toplumsal sorunlar öne çıkarken bugün kentleşme, dijitalleşme, hızlı yaşam temposu ve değişen sosyal etkileşim biçimleri yeni risk alanları oluşturabiliyor. Ancak teknolojik gelişmeleri yalnızca risk üreten bir unsur olarak görmek de doğru değil. Teknoloji aynı zamanda bilinçlenme, koruyucu mekanizmaların geliştirilmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması açısından önemli imkânlar sunuyor.
Ekonomik ve kültürel değişimler de bireylerin yaşam biçimlerini, beklentilerini ve sosyal ilişkilerini etkiliyor. Burada önemli olan, toplumsal değişimi doğrudan suçla özdeşleştirmemektir. Çünkü aynı sosyal koşullarda yaşayan bireyler farklı yaşam yolları geliştirebilir. Güçlü sosyal destek mekanizmaları ve sağlıklı toplumsal bağlar ise koruyucu bir rol üstlenebilir.
Bu nedenle suç olgusunu değerlendirirken yalnızca değişime değil; toplumun bu değişim karşısında geliştirdiği dayanışma, eğitim, aile desteği ve sosyal uyum mekanizmalarına da bakmak gerekir.
Alacan: Burada hukuk ile sosyolojinin kesiştiği önemli bir noktaya geliyoruz. Sayın Taşkın, suçun toplumsal nedenlerinden söz ediyoruz ancak hukuk sonuçta işlenmiş somut bir fiille karşı karşıya kalıyor. Hukuk sistemi suç ortaya çıktıktan sonra yalnızca cezalandırmaya mı odaklanır? Yoksa suçun nedenleri ve kişinin yeniden topluma kazandırılması da hukukun ilgi alanında mıdır?
Taşkın: Hukuk sistemi yalnızca suç ortaya çıktıktan sonra yaptırımlarla devreye girmez. Hukuk bir bütündür ve suçun işlenme nedenlerinin araştırılması da önemlidir. Ceza hukukuyla yakın bağlantısı bulunan kriminoloji bilimi de suçun nedenlerini incelemeyi amaçlar.
Diğer taraftan suç işlendikten sonra hükümlünün tekrar suç işlememesi ve topluma yeniden kazandırılması da önem taşır. İnfaz hukuku ve denetimli serbestlik uygulamalarıyla bunun sağlanmasına çalışılıyor. Ancak kanaatimce ülkemizde suç işleyen kişilerin yeniden topluma kazandırılmasına ve suçun önlenmesine ilişkin çalışmalar yeterli düzeyde değil.
Dolayısıyla mesele yalnızca bir suçun karşılığında hangi cezanın verileceği değildir. Suçun neden ortaya çıktığı, tekrarının nasıl önleneceği ve kişinin yeniden toplumsal yaşama nasıl kazandırılacağı da üzerinde durulması gereken başlıklardır.
(Özge ALACAN-Devam edecek)