SON DAKİKA
Hava Durumu

Dijital çağın yeni suç tuzakları

Dijitalleşmenin yarattığı hukuki risklerden çocukların suça sürüklenmesine kadar pek çok konu, suçun toplumsal boyutunu yeniden gündeme taşıyor. Sosyolog Hüseyin Pehlivan ile hukukçu Doç. Dr. Ş. Cankat Taşkın, aile, eğitim ve hukukun koruyucu rolünü değerlendirdi.

Haber Giriş Tarihi: 13.10.2026 15:26
Haber Güncellenme Tarihi: 13.10.2026 15:38
Muhabir: Özge ALACAN
Dijital çağın yeni suç tuzakları

Suçun değişen yüzü, yalnızca hukuk sistemini değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarını yakından ilgilendiriyor. Bir zamanlar sokakta karşılaşılan tehlikeler bugün cep telefonlarının ekranlarına taşınırken, dijital dünyanın sunduğu imkânlar yeni mağduriyetleri de beraberinde getiriyor. Özellikle çocuklar ve gençler açısından bu dönüşüm; güvenlikten eğitime, aile ilişkilerinden hukuki sorumluluklara kadar pek çok soruyu gündeme taşıyor. Peki teknolojinin hızına toplumsal bilinç ve hukuk sistemi yetişebiliyor mu? Çocukları suça sürüklenmekten korumak için alınan önlemler yeterli mi? Aile bağlarının zayıflaması, sosyal dışlanma ve aidiyet eksikliği bireylerin davranışlarını nasıl etkiliyor? Suçla mücadelede cezalandırmak kadar önlemenin de önemli olduğu gerçeği, uygulamada ne ölçüde karşılık buluyor?

Köşe yazarımız Özge Alacan'ın, Sosyolog ve Aile Danışmanı Hüseyin Pehlivan ile Avukat Doç. Dr. Ş. Cankat Taşkın'ı buluşturduğu “Suçun Anatomisi” söyleşisinin ikinci bölümünde, bu sorular sosyolojik ve hukuki yönleriyle ele alınıyor. Pehlivan, aile, eğitim ve toplumsal dayanışmanın koruyucu işlevine dikkat çekerken Taşkın, dijital okuryazarlığın geliştirilmesi ve çocukların hukuki mekanizmalarla korunmasının önemini vurguluyor. İşte söyleşinin ikinci bölümü:

Alacan-Sayın Pehlivan, ilk bölümde suçun toplumsal nedenlerini ve değişen yaşam koşullarının bireyler üzerindeki etkilerini ele almıştık. Buradan hareketle sormak istiyorum: Kentleşme, dijitalleşme ve hızlı toplumsal dönüşüm, suçun ortaya çıkış biçimlerini nasıl değiştiriyor?

Pehlivan: Toplumsal yapı sürekli değişen ve dönüşen bir özellik göstermektedir. Kentleşme, dijitalleşme, teknolojik gelişmeler ve değişen yaşam biçimleri, bireylerin sosyal ilişkilerini, iletişim biçimlerini ve gündelik alışkanlıklarını etkilediği gibi toplumsal sorunların niteliğinde de değişimlere neden olabilmektedir. Suç sosyolojisi, suç olgusunu yalnızca bireysel davranışlar üzerinden değil, değişen toplumsal koşullar çerçevesinde değerlendirmeyi önemser. Özellikle kent yaşamının hızlanması, sosyal ilişkilerin karmaşıklaşması ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması, bazı risk alanlarının biçim değiştirmesine yol açabilmektedir. Günümüzde çevrim içi ortamlarda karşılaşılan hukuki ve sosyal riskler, bilgi güvenliği sorunları, dijital mağduriyetler ve sosyal medya üzerinden gelişen olumsuz etkileşimler buna örnek gösterilebilir.

Ancak teknolojiyi ya da toplumsal değişimi doğrudan olumsuzluk kaynağı olarak değerlendirmek doğru değildir. Çünkü aynı süreçler, toplumsal bilinçlenme, eğitim imkânlarının artması ve koruyucu sosyal mekanizmaların güçlenmesi açısından da önemli fırsatlar sunmaktadır.

Kentleşme de benzer şekilde ele alınmalıdır. Büyük şehir yaşamı bireylere farklı fırsatlar sunarken sosyal bağların zayıflaması, aidiyet hissinin azalması veya yalnızlık duygusunun artması gibi sorunları gündeme taşıyabilmektedir. Buna karşılık güçlü aile ilişkileri, sosyal dayanışma, eğitim ve kapsayıcı destek sistemleri koruyucu bir rol üstlenmektedir.

Alacan: Sayın Taşkın, Hüseyin Bey dijitalleşmenin beraberinde getirdiği toplumsal risklere dikkat çekti. İlk bölümde de teknolojinin yeni suç işleme yöntemleri ortaya çıkardığını anlatmıştınız. Peki bireylerin bu ortamda karşılaşabilecekleri hukuki tehlikelerden korunmaları için neler yapılmalı?

Taşkın: Dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan suç türlerini ve hukuki riskleri ilk bölümde ayrıntılı olarak değerlendirmiştik. Burada özellikle bilinçlenmenin önemini vurgulamak istiyorum. İnternet, sosyal medya ve yapay zekâ okuryazarlığı edinmek, bilişim güvenliği konusunda eğitim almak büyük önem taşıyor. İnsanların kullandıkları teknolojilerin yalnızca sunduğu imkânları değil, taşıdığı riskleri de bilmeleri gerekiyor.

Aslında devlet, ortaokul ve lise düzeyinde yapay zekâ, sosyal medya, internet okuryazarlığı ve bunların hukuki boyutlarına ilişkin eğitimler verebilir. Bunun son derece yararlı olacağını düşünüyorum.

Hâlihazırda bazı hukuk fakültelerinde yapay zekâ hukuku, bilişim hukuku ve kişisel veriler hukuku gibi dersler seçmeli olarak okutuluyor. Ancak bu bilincin yalnızca hukuk eğitimi alanlarla sınırlı kalmaması, toplumun bütün kesimlerine yayılması gerektiği kanaatindeyim.

Alacan: Teknolojik gelişmeler kadar aile ve sosyal çevrenin de bireyin davranışlarını şekillendirdiğini biliyoruz. Sayın Pehlivan, aile yapısı, eğitim, toplumsal ilişkiler ve aidiyet duygusu, bireyin suça yönelme riskini nasıl etkiliyor?

Pehlivan: Sosyolojik açıdan bireyin davranışları yalnızca kişisel özellikleri üzerinden değil, içinde bulunduğu sosyal çevre ve yaşam deneyimleri bağlamında da değerlendirilmelidir.

Aile yapısı, eğitim süreci, sosyal çevre ve aidiyet duygusu, bireyin toplumsallaşmasında önemli işlevler üstlenmektedir. Bu nedenle suç olgusunu anlamaya çalışırken kişinin içinde bulunduğu sosyal ilişkiler ağına bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir.

Aile, bireyin ilk sosyal öğrenme ortamıdır. Sağlıklı iletişim, güven duygusu, sınırların anlaşılır biçimde belirlenmesi ve destekleyici ilişkiler, sosyal uyum becerilerini güçlendirebilmektedir.

Eğitim kurumları da yalnızca akademik bilgi aktaran yerler değildir. Aynı zamanda sorumluluk, birlikte yaşam kültürü, empati ve toplumsal kurallara uyum gibi becerilerin geliştiği önemli sosyal alanlardır.

Sosyal çevre ve aidiyet duygusu da bu süreçte belirleyici olabilmektedir. Kendini değerli hisseden, güçlü bağlara sahip olan ve bir topluluğun parçası olduğunu düşünen bireylerin sosyal uyum süreçleri daha sağlıklı ilerleyebilmektedir.

Buna karşılık dışlanmışlık hissi, yalnızlık, iletişim kopukluğu veya destek mekanizmalarına erişimde yaşanan güçlükler bazı kişiler açısından risk oluşturabilmektedir.

Ancak önemli bir noktanın altını çizmek isterim: Hiçbir sosyal koşul tek başına suç davranışını açıklayan kesin bir neden olarak görülmemelidir. İnsan davranışı çok boyutludur ve her bireyin yaşam deneyimi farklıdır.

Suç sosyolojisinin temel yaklaşımı, insanları etiketlemek yerine koruyucu ve destekleyici mekanizmaları güçlendirmektir. Güçlü aile ilişkileri, kapsayıcı eğitim ortamları, toplumsal dayanışma ve aidiyet hissi, risklerin azaltılmasına katkı sağlayabilmektedir.

Dolayısıyla suç biçimlerindeki değişimi yalnızca artış veya azalış üzerinden okumak yerine, toplumsal yaşamın bireyler üzerindeki etkilerini anlamaya çalışmak daha sağlıklı olacaktır.

Alacan: Sayın Taşkın, Hüseyin Bey aile ve eğitimin koruyucu rolünü vurguladı. Özellikle çocukların ve gençlerin suça sürüklenmesini önlemek açısından hukuk sistemi hangi mekanizmaları devreye sokuyor? Mevcut düzenlemeler dijital dünyanın tehlikelerine karşı yeterli koruma sağlıyor mu?

Taşkın: Özellikle internet üzerinden veya internet aracılığıyla işlenen bilişim suçlarına çocukların karışmasını ya da bu suçlar nedeniyle mağdur olmalarını önlemek amacıyla devlet çeşitli tedbirler almaya çalışıyor.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile siber güvenlik alanındaki yetkili kurumların yürüttüğü çalışmalar bu açıdan önem taşıyor. İnternette aile filtresi uygulamaları, çocukları ve gençleri suça yöneltebilecek internet sitelerine erişimin engellenmesi ve bazı suçların çocuklara karşı işlenmesinin cezayı ağırlaştıran neden olarak düzenlenmesi bunlardan bazılarıdır.

Ayrıca 8 Ağustos 2026 tarihli ve 7593 sayılı Kanun'la Çocuk Koruma Kanunu'na eklenen 5/A maddesi de önemli bir düzenleme getirdi.

Bu maddede yer alan yönlendirme tedbirleri arasında özellikle ‘dijital risklerden korunma tedbiri’ dikkat çekiyor. Düzenleme, kanunda belirtilen koşullar altında çocukların dijital ortamlardaki risklerden korunmasına yönelik denetim ve erişim sınırlaması mekanizmaları öngörüyor.

Bunun yanında Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler düzeyinde de çocukların ve gençlerin yapay zekânın olumsuz etkilerinden korunmasına yönelik tedbirler tartışılıyor ve çeşitli düzenlemeler geliştiriliyor.

Alacan: Sayın Pehlivan, suçun ortaya çıkışında yalnızca aile ve eğitim değil, bireyin yaşı, ekonomik koşulları ve geçmiş deneyimleri de etkili olabiliyor. Bu değişkenleri değerlendirirken nasıl bir sosyolojik yaklaşım benimsenmeli?

Pehlivan: Suç olgusunu tek bir değişken üzerinden açıklamak çoğu zaman yeterli değildir. İnsan davranışı çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Bireyin yaşam deneyimleri, sosyal çevresi, eğitim olanakları, ekonomik koşulları, yaş dönemi ve toplumsal ilişkileri birlikte ele alınmalıdır.

Suç sosyolojisi, herhangi bir bireyi ya da toplumsal grubu tek bir özelliği üzerinden değerlendirmek yerine, davranışın ortaya çıktığı sosyal bağlamı anlamaya çalışır.

Yaş faktörü, bireyin sosyal gelişim süreçleri açısından önemlidir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemleri; kimlik gelişimi, aidiyet arayışı, çevresel etkiler ve davranış kalıplarının şekillenmesi bakımından hassas dönemlerdir.

Ancak bu durum, belirli yaş gruplarının doğrudan risk unsuru olarak tanımlanması anlamına gelmemelidir. Önemli olan, bireyin gelişimsel ihtiyaçlarını destekleyen aile, okul ve sosyal çevre mekanizmalarının güçlendirilmesidir.

Sosyal çevre ve yaşam deneyimleri de davranışları etkileyebilir. Destekleyici ilişkiler, güven ortamı, sağlıklı iletişim ve aidiyet duygusu koruyucu işlev üstlenirken dışlanmışlık, iletişim kopukluğu veya destek mekanizmalarına erişimde yaşanan güçlükler kırılganlık oluşturabilmektedir.

Ekonomik koşullar da bireylerin yaşam standartlarını ve fırsatlara erişimini etkiler. Ancak herhangi bir ekonomik durumu doğrudan suçla özdeşleştirmek doğru değildir. Çünkü benzer koşullarda yaşayan insanlar birbirinden çok farklı yaşam yolları geliştirebilir.

Bu nedenle temel yaklaşımımız, bireyi etiketlemekten kaçınan, nedenleri tek bir değişkene indirgemeyen ve toplumsal destek mekanizmalarını güçlendirmeyi önceleyen bir anlayış olmalıdır. Koruyucu sosyal politikalar, kapsayıcı eğitim ortamları, güçlü aile bağları ve toplumsal dayanışma, suç risklerinin azaltılmasında önemli katkılar sunabilir.

Alacan: Sayın Taşkın, söyleşimizin bu bölümünde hem dijital riskleri hem de koruyucu mekanizmaları konuştuk. Ancak toplumda hukuki hak ve sorumluluklara ilişkin bilgi eksikliği de önemli bir sorun. Bu bilinç eksikliği bireyleri nasıl mağduriyetlerle karşı karşıya bırakabiliyor ve sizce çözüm nereden başlamalı?

Taşkın: Aslında bu konunun önemli bir bölümünü dijitalleşmenin getirdiği riskleri değerlendirirken ele aldık. Ancak özellikle bilişim, yapay zekâ, kişisel veriler, internet ve sosyal medya okuryazarlığının önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Bu alanlarda eğitim alınması, bireylerin karşılaşabilecekleri hukuki riskleri önceden fark etmelerine yardımcı olacaktır. Böylece dijital ortamda yaşanan mağduriyetlerin önüne geçilmesi veya önemli ölçüde azaltılması mümkün olabilir.

Dolayısıyla teknolojiyi kullanmayı öğrenmek kadar, onun hukuki sonuçlarını ve bireylere yüklediği sorumlulukları bilmek de büyük önem taşıyor.

(Devam edecek)

Kaynak: Özge ALACAN

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.