SON DAKİKA
Hava Durumu

#Adalet

Söz Bursa - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bolu'da 78 kişiye mezar olan otel faciasının yıl dönümü: "Artık evimde yemek pişmiyor" Haber

Bolu'da 78 kişiye mezar olan otel faciasının yıl dönümü: "Artık evimde yemek pişmiyor"

Bolu Kartalkaya'daki Grand Kartal Otel'de gerçekleşen ve 78 kişinin hayatını kaybettiği yangın faciasının üzerinden tam bir yıl geçti. Olayda kızı Lalin ile eşi Ceren Doğan'ı kaybeden Rıfat Doğan, "Kaybettiklerimize duyduğumuz borcu biraz olsun ödedik ama akşamları evde yalnız kaldığınızda o boşluk yine hissediliyor. Artık evimde pişen yemek kalmadı" açıklamasını yaptı. Türkiye'yi derinden etkileyen ve Kartalkaya'daki Grand Kartal Otel'de meydana gelen yangın olayının bir yıldönümünde acılar taze bir şekilde anıldı. 78 kişinin hayatını kaybettiği olayla ilgili devam eden davada suçlulara ciddi cezalar verilirken, faciada eşini ve kızını kaybeden Rıfat Doğan, yaşamış olduğu zorlu süreç ve verdiği hukuk mücadelesi hakkında konuştu. "BİR YIL BOYUNCA DERİN BİR YALNIZLIK, BÜYÜK BİR EKSİKLİK" Bir yılın yalnızlık ve büyük bir eksiklikle geçtiğini belirten Rıfat Doğan, "Geçirdiğim bu bir yıl, derin bir eksiklik ve yalnızlık hissiyle doluydu. En zor olanı da duyduğumuz acıydı. Biz bu süre zarfında yasımızı bir kenara koyarak adalet peşinde koştuk ama akşamlar olduğunda yasımız bizi buluyor. Davanın sonucu bize bir nebze olsun rahatlama sağladı. Kaybettiğimiz canlara olan borcumuzu biraz olsun ödediğimizi hissettik. Üzerimizdeki yükün bir kısmı hafifledi. Tam anlamıyla kalkmadı çünkü böyle bir yükün kalkması mümkün değil. Ancak bu gelişme sayesinde, gün gelip bu dünyadan ayrıldığımızda onların yüzüne bakabilecek bir durumda olacağız" diye konuştu. "BU KARAR ÖRNEK TEŞKİL ETTİ" Mahkeme sonucunun örnek teşkil ettiğine dikkat çeken Doğan, "Karar, örnek niteliğinde oldu. Çevremizde bildiğimiz veya bilmediğimiz birçok işletme bu karar sayesinde kendilerini düzeltti. Dilovası örneğinde olduğu gibi kurumlar da kendilerine çekidüzen verdi. Gerekli görülen sorumlular hemen gözaltına alındı. Farkında olmadığımız birçok can bu sayede kurtulmuş olabilir. Mahkeme heyetine teşekkür ediyorum" ifadesini kullandı. "ARTIK 'BABA BENİ AL' DİYEN ÇOCUĞUM YOK" Evinde artık yemek pişmediğini belirten acılı baba Doğan, "Artık yanımda, 'Baba beni buraya bırak, dersim var' diyen bir çocuğum yok. 'Gelirken şu lazım' diyen eşim yok. Eve gelirken boş bir eve geliyorsunuz, akşamları yalnızsınız. Anılarınız her daim zihninizde taze kalıyor. Onların seslerini unutmamaya, konuşmalarını ve mimiklerini hatırlamaya çalışıyoruz. Hayatımızın rengini ve tadını elimizden aldılar. Bu tamamen 5 ihmalkarın suçudur; 4 yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olan damat. Onlar para hırsları, yapmadıkları yatırımlar ve vicdansızlıklarıyla kimseyi uyarmadan kolayca oradan ayrıldılar ve bizim sevdiklerimizi elimizden aldılar" ifadelerine yer verdi. MAHKEME HEYETİ AĞIR CEZALAR VERMİŞTİ Dava sürecinde mahkeme heyeti sanıklara ağır cezalar verdi. Otel sahipleri Halit Ergül, Emine Ergül, Murtezaoğlu Ergül, Genel Müdür Emir Aras, Yönetim Kurulu Üyeleri Ceyda Hacıbekiroğlu ve Elif Aras ile otel ve belediye yetkililerini kapsayan sanıklara "olası kast" hükümleri uygulandı. Mahkeme; otel sahipleri ve üst düzey yöneticiler ile Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Vedat Gülener ve İtfaiye Müdürü Kenan Coşkun'a, ölen 34 çocuk için "olası kastla öldürme" suçundan her biri 34'er kez müebbet, diğer 44 kişi için 24 yıl 11 ay hapis cezası verdi. Ayrıca, muhasebe müdürleri, İSG uzmanları, şirket yöneticileri ve kamu görevlileri dahil birçok sanık "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olma" suçundan 12 ile 22 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı.

Türk Diyanet Vakıf-Sen’de Hilmi Şanlı güven tazeledi: Bursa teşkilatından tam destek Haber

Türk Diyanet Vakıf-Sen’de Hilmi Şanlı güven tazeledi: Bursa teşkilatından tam destek

Türk Diyanet Vakıf-Sen Bursa teşkilatı, sendikal mücadelenin öncü isimlerinden biri olan Hilmi Şanlı’nın yeniden Genel Sekreterlik görevine seçilmesini büyük bir memnuniyetle karşıladı. Türk Diyanet Vakıf-Sen’in 7 Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen 8. Olağan Genel Kurulu’nda delegelerin güvenini bir kez daha kazanan Hilmi Şanlı, yeni dönemde de Genel Sekreter olarak görevini sürdürecek. Türk Diyanet Vakıf-Sen Bursa adına yapılan açıklamada, Bursa’da Diyanet çalışanlarının hak mücadelesinde ilk savunucular arasında yer alan Hilmi Şanlı’nın, sendikal duruşu, ilkeli tavrı ve kararlı mücadelesiyle uzun yıllardır teşkilata yön verdiği vurgulandı. Açıklamada, Şanlı’nın yalnızca bir sendika yöneticisi değil, aynı zamanda bilgisi, tecrübesi ve güven veren duruşuyla yol gösteren bir isim olduğu ifade edildi. Sendikal mücadelesini hak ve adalet ekseninde, ayrım gözetmeden ve cesaretle yürüten Hilmi Şanlı’nın duruşunun, Türk Diyanet Vakıf-Sen teşkilatı için açık bir istikamet çizdiği belirtilirken; Diyanet ve vakıflar çalışanları açısından ise bu duruşun güçlü bir teminat olduğu kaydedildi. İlkesinden ve ülküsünden asla taviz vermeden, sorumluluğunun bilinciyle sergilediği sendikal anlayışın, yeni dönemde de sendikaya ivme kazandıracağına olan inanç dile getirildi. Açıklamada ayrıca, sendikal mücadelenin yalnızca kazanımlar üzerinden değil, ahlak, liyakat ve adalet temelinde yürütülmesi gerektiğine dikkat çekilerek, Hilmi Şanlı’nın bu anlayışın sahadaki en güçlü temsilcilerinden biri olduğu vurgulandı. Özellikle Diyanet çalışanlarının özlük hakları, çalışma koşulları ve sosyal güvenceleri konusunda verdiği mücadelenin, teşkilat hafızasında önemli bir yer tuttuğu ifade edildi. Türk Diyanet Vakıf-Sen Bursa adına açıklamada bulunan Eyüp Bulut, Genel Sekreterlik görevine yeniden seçilen Hilmi Şanlı’yı gönülden tebrik ederek şu ifadelere yer verdi: “İlke ve ülküsünden taviz vermeden, sorumluluğun hakkını vererek sergilediği bu örnek duruşun, yeni dönemde de sendikamıza güç katacağına yürekten inanıyoruz. Kıymetli Genel Sekreterimiz Hilmi Şanlı’ya bu onurlu görevinde sağlık, güç ve üstün başarılar diliyoruz. Allah yar ve yardımcısı olsun.” Genel kurul sonrası yapılan değerlendirmelerde, Türk Diyanet Vakıf-Sen’in yeni dönemde de çalışanların hak ve menfaatlerini koruma noktasında kararlı duruşunu sürdüreceği, Hilmi Şanlı’nın tecrübesi ve liderliğiyle sendikal mücadelenin daha da güçleneceği ifade edildi.

Bursa Barosu’ndan adliye önünde "Yaşam ve geçim" isyanı: "Ölmekten de bildiri yazmaktan da bıktık!" Haber

Bursa Barosu’ndan adliye önünde "Yaşam ve geçim" isyanı: "Ölmekten de bildiri yazmaktan da bıktık!"

Bursa Barosu, başkan ve kurul üyeleriyle birlikte çok sayıda avukat, Bursa Adalet Sarayı önünde, avukatlara yönelik fiziki saldırılara ve özellikle genç avukatları açlığa mahkum eden düşük CMK ücret tarifesine tepki gösterdi. Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, yaptığı basın açıklamasında, Yalova’da Av. Zekeriya Polat’ın katledilmesinden ötürü “Avukatı müvekkili ile özdeşleştiren sapkın zihniyet, silahtan aldığı güçle yine ölüm kustu” dedi. Öztosun şöyle konuştu: “Bizler avukat meslektaşlarımızın ağır ekonomik ve mesleki sorunları için mücadele ederken, sorunlarımızı görünür kılmaya uğraşıp milletvekilleri dahil tüm kapıları çalarken, bir meslektaşımız ekonomik sorunları sebebiyle intiharın eşiğine gelmesin diye çabalarken, geçen hafta kiralananın tahliyesi esnasında bıçaklı saldırıya uğrayan Bursa Barosu avukatı olan meslektaşımızın duruşması için İstanbul’da bulunduğumuz sırada, Yalova'da, Sosyal Güvenlik Kurumu avukatı Zekeriya Polat’ın uğradığı silahlı saldırı sonucu katledildiği bilgisi bizleri derinden sarsmıştır. Biraz önce de İzmir’de Av. Ali Aydın’ın silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiğini öğrendik. Avukat Zekeriya Polat da daha önce katledilen Av. Servet Bakırtaş ve Bursa Barosu avukatı Özgür Aksoy gibi sadece ve yalnız avukatlık yaptığı için öldürüldü. Avukatı müvekkili ile özdeşleştiren sapkın zihniyet, silahtan aldığı güçle yine ölüm kustu. Meslektaşımızın katledildiği gece yarısı ise empatiden fersah fersah uzak olan ve bizlere adeta açlıktan ölün dercesine CMK ücret tarifesi Resmi Gazete’de yayınlandı. Geçen hafta da genç avukatların bağkur pirim destekleri kaldırılmıştı. Avukatların öldürüldüğü, tehdit edildiği, darp edildiği ve devletin pozitif olarak koruma tedbiri almadığı tüm bu süreçlerde tüm olana bitene seyirci kalındığı ve hatta bizleri çok umursamadığı da tekrar gün yüzüne çıktı.” “ARTIK BİLDİRİLER YAZMAK VE YAS TUTMAKTAN BIKTIK” Artık bildiriler yazmak ve yas tutmaktan bıktık. Her bir avukat ölümünün artık son olmasını beklerken çoğalan ölümler, bizlerin canından bir parça daha koparmaya devam ediyor. Oysa bizler adaletin tecellisi için yapıyoruz bu mesleği. Savunma olmazsa, ‘yargılama olmaz’ diyoruz. Avukat, hiçbir zaman taraf değildir. Avukat, bir suçu savunmaz; adaleti savunur. Avukat, dava ile özdeşleşmez; hak ile özdeşleşir. Avukatız biz avukatız, sadece avukat! Borcunuzun veya davanızın sebebi değiliz biz! Avukat kalmayınca savunma, savunma kalmayınca hukuk, hukuk kalmayınca adalet ve huzur kalmayacak. Bunu bilin istiyoruz. Bizler bu cübbeleri; insan onuru için, hakikatin sesi olmak için, adaletin elbet kazanacağına inanarak giydik ve giymeye devam ediyoruz. AVUKATLARIN DEĞİL, HUKUKUN YAŞAMI MESELESİ Tüm bunlar artık bir meslek meselesi değil, hukukun yaşama meselesi haline gelmiştir. Avukatların sürekli ve sistematik bir biçimde hedef alınmasını, savunma makamında olan avukatların seslerinin kısılmasını, mesleki ve ekonomik sorunlarla baş başa bırakılmasını kabul etmiyoruz. Bu nedenle yıllardır talep ettiğimiz idari önlemlerin ve avukatlık mesleğine dönük şiddete karşı yasal düzenlemelerin bir an evvel hayata geçirilmesini, CMK’da avukata yönelik saldırıların tutuklama nedeni haline getirilmesini, Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin ivedilikle imzalanmasını talep ediyoruz. Bununla beraber CMK hizmeti gereği avukatlara ödenecek olan ücreti belirleyen tarifenin, verilen hizmetin karşılığını yansıtmaktan uzak olması; her yıl angarya şeklinde nitelendirilebilecek ücretlerin belirlenmeye devam edilmesini de artık kabul etmiyoruz. Hem avukatların yaşam koşullarını ve mesleki faaliyetlerini yerine getirmesini olumsuz etkileyen hem de vatandaşların savunma ve hukuki yardım alma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını da engelleyen bu tarifelerin düşüklüğü de yetmezmiş gibi alınan bu kamusal sorumluluğa karşı avukatlar ölçülü olmayan hakkaniyete aykırı olarak cezai ve tazminat sorumluluğuyla da karşı karşıya kalmaktadır. EŞİT EMEĞE EŞİT ÜCRET CMK kapsamında görevlendirilen müdafi/vekil ile özel müdafi/vekil arasında, harcanan emek, nitelik ve en önemlisi sorumluluk bakımından fark yoktur. Buna rağmen, CMK Ücret Tarifesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi arasındaki makas her yıl artmaktadır. Eşit emeğe eşit ücret talebinin hakkaniyetten ve adaletten doğan bir gereklilik olması nedeniyle CMK ücret tarifesinin artık bu doğrultuda yapılacak yasal düzenleme ile AAÜT’nin 1/2 sinden az olamayacak şekilde belirlenmesi ve KDV yükünden de kurtarılması gerekmektedir. Çünkü ekmek kadar değerli olan adalet hizmetlerinde KDV olamaz, olmamalıdır. Bu basın açıklamasını hazırlarken dün İstanbul’da adliye içinde bir kadın hakim erkek bir savcının silahlı saldırısına uğradı. Meslektaşımız hakime geçmiş olsun diyoruz. Bu olay da kadına yönelik şiddetin ne boyuta geldiğini açıkça gösterdi. Kadının toplumsal statüsü ne olursa olsun bir şiddet mağduru olabileceğini gösteren bu durum aslında İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ile hızlanan, devletin etkin korunma mekanizmalarında aksamasına yol açan bir cezasızlık politikasının yarattığı bir sonuç. Yıllardır dilimizde tüy bitercesine mücadele ettiğimiz şey tam da bu Biz bununla mücadeleye devam edeceğiz. ADLİYELER EN ÇOK AVUKATLARIN İŞYERİ Öte yandan bu olayla ilgili basın açıklaması yapan bir dernek, adliyeleri hakim savcıların işyeri olarak nitelendirmiş ancak avukatları atlamış. Evet adliyeler hakim savcıların işyeri ancak en çok avukatların işyeri olan bir yer. Arkamızda görülen adliye 26 yıldır burada ve her gün içeri girerek çalıştığımız işyerimiz. Onlarca başsavcının, yüzlerce hakim savcının bir kaç yıl görev yapıp ayrıldığı ancak biz avukatların her gün çalıştığı işyerleri adliyeler… O yüzden de burada çalışan herkes gibi korunmaya ve eşit davranılmaya hakkımız bulunmakta. O sebeple bunu göz ardı eden bu açıklamayı ve bu bakış açısına sahip hukuk politik zihniyeti de kabul etmiyoruz. Tüm bunlara ve zorluklara rağmen avukatlar, tarih boyunca korkuya teslim olmadı, olmayacak. Avukatlar ve barolar da gerek fiziki şiddet, gerek ekonomik şiddet, gerek savunma makamına yönelen baskılar karşısında susmayacak ve geri adım atmayacaktır. Mesleklerimizi can güvenliği içinde yapmak ve diğer tüm sorunlarımızı daha görünür kılmak için devam eden günlerde de yapacağımız açıklama ve eylemlerle birlikte can güvenliklerimiz ve CMK tarifesi dahil acil tüm taleplerimiz sağlanana kadar, CMK ve OCAS sistemini meslektaşlarımızın desteği ile kapamak dahil yapacağımız açıklama ve eylemlerde siz değerli meslektaşlarımızın ve kamuoyunun desteğinizi talep ediyoruz.”

Özgür Özel’den Murat Çalık için "Kritik eşik" uyarısı: "Yüreğimiz ağzımızda, sonucu bekliyoruz Haber

Özgür Özel’den Murat Çalık için "Kritik eşik" uyarısı: "Yüreğimiz ağzımızda, sonucu bekliyoruz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Murat Çalık'ın sağlık durumuna ilişkin, "Çalık cezaevinde kalmaya devam ediyor ve o günden bugüne hastalığının nüksetmesine yönelik olarak çok sayıda emare vardı, çok haklı kaygılar vardı. Şimdi yeni bir kitle oluştu ve o kitle alındı. Yüreğimiz ağzımızda, şimdi yine o laboratuvarın sonucunu bekleyeceğiz" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, KKTC'deki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Sıla Usar İncirli ile parti genel merkezinde bir araya geldi. Yaklaşık 1 saat süren görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Özel, dayanışma içinde olduklarını aktararak, "Zaten siyasete, Kıbrıs sorununa aynı perspektiften bakan, dünyada insanların siyasetten beklentilerine aynı bakış açısıyla çözüm üreten, aynı niyetle siyasete girmiş insanlar olarak dayanışmamızı sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı. Özel, görevden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık ile Gezi davasından tutuklu bulunan Şehir Plancısı Tayfun Kahraman'ın sağlık durumlarıyla ilgili soru üzerine şunları söyledi: "Murat Çalık'ın hastalığı, Tayfun Kahraman'ın da öyle, cezaevi şartlarında beklenilecek bir hastalık değil. İyi beslenme, stresten uzak bir yaşam ve özellikle hem Tayfun Kahraman için hareket kısıtlamasının olmaması, Murat Çalık açısından da düzenli olarak ve özel diyetine dikkat ederek beslenmesi gerektiği doktorlar tarafından defalarca raporlara yazıldı. Murat Çalık için yazılan rapor, ilk rapor tahliyesi için yeterliydi ve tüm kamuoyu bunu bekliyordu. Ama adli tıp kurumunda yaşananlar ve ardından yeni sevk ve o yeni sevk sırasında hastane üzerinde oluşturulan baskı sonucunda ikinci rapor olması gerektiği gibi düzenlenmedi. Çalık cezaevinde kalmaya devam ediyor ve o günden bugüne hastalığının nüksetmesine yönelik olarak çok sayıda emare vardı, çok haklı kaygılar vardı. Şimdi yeni bir kitle oluştu ve o kitle alındı. Yüreğimiz ağzımızda, şimdi yine o laboratuvarın sonucunu bekleyeceğiz." "TAYFUN KAHRAMAN SUÇSUZDUR" Gezi olaylarında kendilerinin de bulunduğunu söyleyen Özel, "Oradaki arkadaşlar yatıyorsa hepimiz adına yatıyorlar. Ama en suçsuzlarımız yatıyorlar. Bu kadar net söylüyorum. Gezi, son derece haklı bir hassasiyetle başlayan 'ağaçlar kesilmesin diye' son derece barışçıl ve son derecede demokratik talepler içeren bir protestoydu. Son günlerinde yaşanan birkaç istisnai olayı hepimize ve özellikle içeride yatan arkadaşlarımıza yüklemeniz doğru değil" dedi. Tayfun Kahraman'ın suçsuz olduğunu savunan Özel, "Gezi olaylarında hepimiz vardık, en suçsuzumuz Tayfun Kahraman'dır. Tutmuş, onu 18 yıl hapse mahkum ettirmiş. Tayfun, oradaki görevi Şehir Plancıları Odası'nın başkanı olarak şehirle ilgili bir duyarlılığı dile getirmiştir" açıklamasında bulundu. "TÜRKİYE İLE OLAN İLİŞKİLERİMİZ BİZİM İÇİN YAŞAMSAL ÖNEME SAHİPTİR" CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli ise, iki partinin çok fazla ortak değerleri olduğunu aktararak, "Hukukun üstünlüğü, adalet, barış. Bunlar bizim için çok önemli ve temel ilkeler ve temel değerler. Kendi ülkelerimizde de bunun mücadelesini ve çalışmalarını sürdürüyoruz" diye konuştu. Demokratik değerlere daha fazla sahip çıkılması gereken bir dönemden geçildiğini aktaran İncirli, "Biz CTP olarak Türkiye ile olan ilişkilerimize çok büyük bir önem veriyoruz ve bu ilişkilerin doğru zeminde güçlü ve karşılıklı saygıya dayalı bir şekilde ilerlemesi üzerinde de çalışıyoruz. Türkiye ile olan ilişkilerimiz bizim için hayati öneme sahiptir" ifadelerini kullandı. Doğu Akdeniz'de hızla değişen bir jeopolitik yapı olduğunu belirten İncirli, "Bu bizi tedirgin ediyor. Bölgesel barış ve istikrarın anahtarının Kıbrıs'taki çözüm olduğunu da bir kez daha gösteriyor Doğu Akdeniz'deki jeopolitik değişim" şeklinde konuştu.

Bakan Tunç'tan o avukatın paylaşımına tepki: "Soruşturma başlatıldı" Haber

Bakan Tunç'tan o avukatın paylaşımına tepki: "Soruşturma başlatıldı"

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "Sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlarla avukatlık mesleğinin vakarına uygun davranış göstermeyen ve İzmir Barosu’na kayıtlı olduğu tespit edilen avukat hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır" dedi. Adalet Bakanı Tunç sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi, avukatlığın kamu hizmeti olduğunu; avukatın ise yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiğini açıkça vurgular. Yargının kurucu unsuru olmanın yüklediği sorumluluk; avukatların yalnızca temsil ettikleri hakkı savunmayı değil, adalete duyulan güveni de güçlendirmeyi gerektirir. Hukukun ciddiyetini zedeleyen, kanun hükümlerini keyfî biçimde yorumlayarak yanlış yönlendirmeye kapı aralayan her tutum; toplumun adalete olan inancına zarar verir" dedi. İzmir Barosu'na kayıtlı bir avukatın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar dolayısıyla hakkında soruşturma başlatıldığını açıklayan Bakan Tunç, "Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesi, avukatlık görevinin özen, doğruluk ve onur içinde yürütülmesini; avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun davranmayı ve meslek kurallarına bağlılığı esas alır. Türkiye Barolar Birliği meslek kuralları da aynı doğrultuda; avukatın, mesleğin itibarını zedeleyecek tutum ve davranışlardan kaçınmasını, bu hassasiyeti yalnızca mesleki faaliyetinde değil özel hayatında da gözetmesini gerekli kılar. Sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlarla avukatlık mesleğinin vakarına uygun davranış göstermeyen ve İzmir Barosu’na kayıtlı olduğu tespit edilen avukat hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Avukatlık Kanunu’nun disiplin hükümleri uyarınca ilgili baro tarafından da meslek kurallarına aykırılık teşkil edip etmediği yönünden inceleme ve gerekli değerlendirmeleri yapılmak üzere disiplin süreci başlatılmıştır" ifadelerini kullandı.

Nihat Yeşiltaş 2025’i sert eleştirdi: "Adalet olmadan ekonomi düzelmez!" Haber

Nihat Yeşiltaş 2025’i sert eleştirdi: "Adalet olmadan ekonomi düzelmez!"

CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş’tan yeni yıl mesajı: Karanlık dönemi birlikte aşacağız Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, 2026 yılına girerken yayımladığı mesajında, 2025 yılının Türkiye açısından adaletin, demokrasinin ve özgürlüklerin ciddi biçimde tahrip edildiği bir yıl olarak geride kaldığını söyleyerek 2026’da mücadelenin daha da yoğunlaşacağına dikkat çekti. CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, yeni yıl mesajında, geride kalan yılın, halkın geleceğini karartmayı göze alan bir azınlık iktidarının yarattığı ağır bir tabloyla anıldığını belirterek zorlu bir yılı geride bıraktıklarını söyledi. Yeşiltaş, 2025’in, adaletin ayaklar altına alındığı, demokrasinin zayıflatıldığı ve ekonomik krizin derinleştiği bir yıl olduğunu ifade etti. Yeşiltaş’ın mesajı şu şekilde: “Sevgili Bursalılar, Değerli yol arkadaşlarım, Kıymetli örgütüm, hep birlikte zorlu bir yılı geride bırakıyoruz. 2025 yılı, kendi geleceğini kurtarmak için, halkın geleceğini karartmakta hiçbir sorun görmeyen bir azınlık iktidarı yüzünden; adaletin, demokrasinin ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı, ekonomik krizin derinleştiği bir yıl oldu. Seçilmişlerin yargı yoluyla susturulmaya çalışıldığı, siyasi rekabetin adil zeminden uzaklaştırıldığı bir seneyi geride bırakıyoruz. Tek suçu bir sonraki seçimi kazanacak olmak olan Cumhurbaşkanı Adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, yol arkadaşlarımızın, milletvekillerinin, siyasetçilerin, bürokratların ve gazetecilerin içeride esir tutulduğu, partimize yönelik tehditlerin her geçen gün arttığı bir dönemden geçtik, geçmeye devam ediyoruz. Uygulanan yanlış ekonomi politikası yüzünden 2025 yılında eşi benzeri görülmemiş bir servet transferi gerçekleşti. Emekçi halkımız her geçen gün daha da yoksullaştı, bir avuç azınlık ise servetine servet kattı. Kadın cinayetleri durmadı, çocuklarımız MESEM’lerde can verdi, gençler umudunu yurtdışında aramaya devam etti... Sevgili Bursalılar, değerli mücadele arkadaşlarım, Ancak yeni yıla girerken sizlere tüm inancımla şunu söylüyorum: Bu tablo kaderimiz değil. Hiç merak etmeyin, 2026 yılı; ülkemizi her alanda ayağa kaldırma irademizin daha da güçlendiği bir yıl olacak. Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarımız bugün zindanlarda esir olabilir. Ama temsil ettikleri halkçı, kamucu ve demokratik irade esir değildir. O irade Bursa’nın ve Türkiye’nin dört bir yanındadır. Bizler yeni yılda, örgütümüzle ve halkımızla birlikte işte bu iradeye sahip çıkmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz: Adalet olmadan ekonomi düzelmez. Demokrasi olmadan refah gelmez. Üretmeyen, ürettiğini adil paylaşmayan bir sistem ayakta kalamaz. Bizim anlayışımızda, üreten kazanır, çalışan korunur, emekli ve işçi açlığa mahkûm edilmez, çiftçi toprağında, esnaf dükkânında ayakta kalır, vergide adalet olur, kamu kaynakları yandaşa değil halka harcanır, hiçbir kadın kendini tehlikede hissetmez, gençler geleceğini bu ülkede kurar, özgürce dolaşır, özgürce düşünür, özgürce konuşur. Ülkemizde ve Bursa’mızda verdiğimiz mücadele tam olarak bunun içindir. 2026 yılı işte bu mücadelenin daha da yoğunlaştığı bir yıl olacak. Bizler her kesimden insanımızın taleplerine kulak vererek; özgür, adil ve daha güçlü bir toplum kurma yolunda önemli adımlar atacağız. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Hep birlikte, bu karanlık dönemi aşıp demokrasiyi ve adaleti yeniden getirecek ve hak ettiğimiz o güzel geleceğe hep birlikte ulaşacağız. Bu inançla, başta Bursalı hemşerilerim ve yol arkadaşlarım olmak üzere, sesimin ulaştığı tüm yurttaşlarımın yeni yılını yürekten kutluyorum. Nice umut dolu yıllara…”

Nihat Yeşiltaş: "Bu Ücretle milyonlarca aileyi açlığa mahkûm ettiler" Haber

Nihat Yeşiltaş: "Bu Ücretle milyonlarca aileyi açlığa mahkûm ettiler"

1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli olacak 28 bin 75 liralık asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasına Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş tepki gösterdi. Yeşiltaş, “24 Aralık’ta sadece asgari ücretin açıklanışını değil, iktidarın bu ülkenin insanı için artık zerre kadar insafının kalmadığını izledik. Ülkeyi yönetenler halktan kaçıyorsa, o koltuklarda oturmalarının da anlamı yoktur. Geçim yoksa seçim vardır” dedi. CHP Bursa İl Başkanlığı, asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasına karşı Bursa Kent Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Parti Meclisi Üyesi Canan Taşer, İl Kadın Kolları Başkanı Nigar Bölüker, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, İlçe Başkanları, İl-İlçe Yöneticileri ve yurttaşlar katıldı. Açıklamasında asgari ücretin açlık sınırının altında kalmasına tepki gösteren Yeşiltaş, Kent Meydanı’ndaki basın açıklamasında şunları söyledi: “Türkiye emekçi sınıfı; zenginle fakir ne zaman karşı karşıya gelse, her zaman zenginden yana taraf olmuş bir iktidarın ablukası altındadır. Bizler, 24 Aralık’ta sadece asgari ücretin açıklanışını değil, iktidarın bu ülkenin insanı için artık zerre kadar insafının kalmadığını izledik. İşçinin masada olmadığı göstermelik bir pazarlıkla milyonlarca işçiyi, milyonlarca emekçiyi ve milyonlarca aileyi açlığa mahkûm ettiler. Kimsenin güvenmediği TÜİK bile enflasyonu yüzde 31 olarak açıklarken, bu oranın altında zam yapıp hiç utanmadan, hiç sıkılmadan ‘emekçiyi enflasyona ezdirmedik’ dediler. Açlık sınırının 30 bin lirayı geçtiği bir ülkede, bu onurlu halka 28 bin lirayı reva gördüler. Yere batsın böyle düzen!” GEÇİM YOKSA SEÇİM VARDIR Hükümetin yarattığı enflasyonun faturasını yoksullara kestiğini belirten Yeşiltaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Enflasyonun sebebini kendilerinde değil, iki göz odalı evinde yaşam mücadelesi veren garibanda arayanlar çıkıp ne dedi biliyor musunuz? ‘Muhalefetin popülizm tuzağına düşmedik’ dedi. Buradan açıkça söylüyorum: Önerdiğimiz 39 bin liraya bile popülizm diyenler, biraz olsun rahatlama sağlayacak bir ücrete bile laf edenler, tek bir işçinin yüzüne bakmaya cesaret edemeyenlerdir. Emeğin ve alın terinin şehri Bursa’dan bu düzenin sahiplerine ve işbirlikçilerine sesleniyorum: Gelin cesaretiniz varsa bu kentteki bir konfeksiyona gidip, evladının karnını doyurabilmek için 12 saat köle gibi çalışan bir annenin yüzüne bakın. Gelin bir fabrikaya gidip bir babanın yüzüne bakın. Bir ülkenin Çalışma Bakanı işçinin yüzüne bakmaya korkuyorsa, o koltukta oturmasının hiçbir anlamı yoktur. Ülkeyi yönetenler halktan kaçıyorsa, o koltuklarda oturmalarının da anlamı yoktur. Geçim yoksa seçim vardır!” KRİZ VARSA YÜKÜ İŞÇİ ÇEKİYOR Hükümetin asgari ücretin bir yoksullukla mücadele aracı olduğunu hatırlaması gerektiğini vurgulayan Yeşiltaş, şunları söyledi: “Normal bir düzende hükümet, halkın emeği sömürülmesin diye piyasaya müdahale eder, asgari bir ücret belirler ve halkının yanında olur. Asgari ücretin anlamı budur. Ancak bu ülkede halkın emeği, zengin daha zenginleşsin diye bizzat hükümet eliyle sömürülüyor. Bu ülkede kriz varsa yükü işçi çekiyor, büyüme varsa payı zengin alıyor. Vergiyi yoksul ödüyor, yoksulun vergisi zengine gidiyor. Bir avuç sermaye sahibi ve saray etrafında toplanmış bir azınlık şatafat içinde yaşasın diye milyonlarca insan açlığa mahkûm ediliyor. Bu hükümetin halkla olan bağı tamamen kopmuştur. Halkla bağı olsaydı bütçe görüşmeleri sırasında ‘asgari ücretli sayısı abartılıyor’ demezlerdi.” Ülkede çalışanların yarısının asgari ücretle, diğer yarısının ise asgari ücretin biraz üzerinde maaş aldığını ifade eden Yeşiltaş, asgari ücretin iki katından fazla kazananların oranının yalnızca yüzde 12 olduğunu, ülkedeki maaşların neredeyse tamamının asgari ücrete göre belirlendiğini söyledi. BU ÜLKENİN EMEKÇİ HALKI BU KARANLIĞI HAK ETMİYOR Bir yıl boyunca geçerli olacak ücretin durdurulamayacağını ve enflasyon karşısında hızla eriyeceğini belirten Yeşiltaş, sözlerini şöyle tamamladı: “Halkımız her ay daha büyük bir karanlığa sürüklenecek. İnanın bu ülkenin insanları, bu ülkenin emekçi halkı bu karanlığı hak etmiyor. Bir kez daha açıkça görülmüştür ki ülkedeki adalet krizi her geçen gün daha da büyümektedir. Eksik olan adalettir. Sorun bu adaletsiz düzenin sahipleridir. Bugün ülkenin her yanından adalet çığlıkları yükseliyor; sadece mahkeme salonlarında değil, evde, fabrikada, tarlada, okulda… Bütün ülke adil bir yaşamın, adil bir düzenin özlemini çekiyor. Kardeşlerim, bu düzeni yaratanlar değişmeden tek bir emekçi, tek bir yurttaş nefes alamayacak. Yemin olsun bu düzeni de, bu düzenin işbirlikçilerini de ilk seçimde göndereceğiz. Büyük usta Nâzım’ın düşlediği ‘gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan’ bir ülkeyi; ekmek, gül ve hürriyet günlerini hep birlikte kuracağız. Yemin olsun başaracağız!
Mutlaka kazanacağız!
Mutlaka kazanacağız!
Mutlaka kazanacağız! Aydınlık yarınlarımıza selam olsun. Sağ olun, var olun!”

"Kürsünün ışığını sökenler teşkilatın ruhunu karartır!": Türk Diyanet Vakıf-Sen'den vaiz tepkisi Haber

"Kürsünün ışığını sökenler teşkilatın ruhunu karartır!": Türk Diyanet Vakıf-Sen'den vaiz tepkisi

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkan Yardımcısı Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığının sahadaki en aktif personeli olan vaizlerin yaşadığı sorunlarla ilgili kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Şanlı, vaizleri "Milletimizin gönlüne hikmeti, kalbine merhameti, zihnine ilmi nakşeden sessiz kahramanlar" olarak nitelendirirken, özlük hakları konusunda "karanlıkta bırakıldıklarını" vurguladı. "EMEK GÖRÜNMEZ, DEĞER EKSİK" Şanlı, vaizlerin görev tanımının yalnızca kürsü hitabetiyle sınırlı olmadığını, sahanın en zorlu alanlarında aktif görev aldığını belirtti. Cezaevlerinden hastanelere, öğrenci yurtlarından bağımlılıkla mücadele alanlarına kadar her yerde olduklarını ifade etti. Şanlı, bu ağır sorumluluğa rağmen vaizlerin karşılaştığı temel sorunları şöyle özetledi: *Görevlendirmeler adaletsiz. *Özlük hakları yetersiz. *Yaptıkları hizmetlerin büyük bölümü görünmez durumda. Genel Başkan Yardımcısı, bu durumun hem hizmetin niteliğini hem de personelin kuruma olan aidiyetini ciddi biçimde zedelediğini söyleyerek, "Görünmeyen emek zamanla yok sayılmaktadır" uyarısında bulundu. EŞDEĞER KADRO, FARKLI ÜCRET: "BU ADALET MİDİR?" Açıklamasının en dikkat çekici bölümünde Şanlı, Diyanet mevzuatına göre vaizler ile şube müdürlerinin eşdeğer kadro olmasına rağmen ek ödeme farkına değindi. Şanlı, Şube Müdürü'nün %170 ek ödeme alırken Vaiz'in sadece %125 ek ödeme aldığını belirterek, bu farkın maaşlara ciddi biçimde yansıdığını ifade etti ve sordu: "Eşdeğer kadroysa bu fark neden vardır? Bu adalet midir? Bu hakkaniyet midir? Bugün vaizlerin aldığı ek ödeme, birçok ünvandan daha düşüktür. Bu tablo kabul edilemez!" KARİYER KAPISINDA BEKLETİLİYORLAR Hilmi Şanlı, vaizlerin Dini Yüksek İhtisas Merkezlerinde doktora seviyesinde eğitim almış yetkin personel olmasına rağmen kariyer yükselmede haksızlığa uğradığını savundu. Yüksek lisans ve doktora mezunu vaizlerin bile Uzman Vaizlik ve Başvaizlik kadrolarına atanabilmek için "yüksek eleme oranlı yazılı sınavlara ve tartışmalı sözlü mülakatlara" tabi tutulmasını eleştirdi. TALEP AYRICALIK DEĞİL, EŞİTLİK VE ADALET Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak vaizlerin talebinin ayrıcalık değil, adalet, eşitlik ve hakkaniyet olduğunu vurgulayan Şanlı, açıklamasını şu çarpıcı ifadelerle sonlandırdı: "Vaizlik mesleği güçlendirilmeden, dini hizmetlerin toplumsal etkisi güçlenmez. Değer görmeyen bir hizmetten yüksek verim beklenemez. Tekraren söylüyoruz: Vaiz sadece konuşan değildir; yük taşıyandır. Ve yük taşıyanın hakkı geciktirilmemelidir! Biz lütuf değil, emeğin karşılığını istiyoruz." Şanlı, vaizlerin özlük hakları, kariyer sistemi ve çalışma şartlarının artık ertelenmeden, sahadaki gerçeklerle uyumlu bir şekilde düzenlenmesi çağrısında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.