SON DAKİKA
Hava Durumu

#Anayasa

Söz Bursa - Anayasa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Anayasa haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Özel ve Arıkan’dan ortak mesaj: Vatandaş erken seçimde ısrarcı Haber

Özel ve Arıkan’dan ortak mesaj: Vatandaş erken seçimde ısrarcı

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı (CHP) Özgür Özel'i genel merkezinde ziyaret etti. CHP Genel Başkanı Özel, Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan ve beraberindeki heyeti kabul etti. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen görüşmenin ardından konuşan Özel, "Özellikle 19 Mart'tan bugüne kadar partimiz çok zor günler geçirdi. Tüm yaşadığımız zorluklarda ve acılarda ki kayıplarımız oldu, ilk telefonu açan, ilk ziyaretimize gelen ve her zaman dayanışma gösteren Mahmut Arıkan'a ve 81 ilde Cumhuriyet Halk Partisi örgütleriyle tam bir dayanışma halinde, bir kardeşlik hukukuna bağlı olarak siyaset yapan tüm Saadet Partisi teşkilatına ben de çok teşekkür ediyorum. Bundan sonra Türkiye'de çok daha güzel günlerde, umut dolu günlerde hep birlikte olmayı, birlikte siyaset yapmayı, birlikte çalışmayı ümit ediyoruz" dedi. "BAHÇELİ, EN DİPTEYKEN ÜLKEYİ ERKEN SEÇİME GÖTÜRDÜ" Açıklamanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Genel Başkan Özel, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin erken seçim ve emekli aylıklarına ilişkin kendisine yönelik açıklamalarını şöyle değerlendirdi: "Bahçeli, erken seçime kapıyı kapattı. Bahçeli, erken seçime kapıyı açtığında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını başlatmıştı. Kendisi bir üçlü koalisyondaydı ve çok zorlukları olan bir koalisyondu. Deprem geçmişti ve büyük bir ekonomik kriz, çok katı önlemlerle aşılmaya çalışılıyordu. Hükümetinin en zor olduğu dönemde ve ondan sonra yaşanacak her gün biraz daha ekonomik tedbirlerin sonuç vermeye başlayacağı, vatandaşın rahat edeceği ve hükümete tepkinin azalacağı bir süreçte en dipteyken, ülkeyi erken seçime götürdü. Adalet ve Kalkınma Partisi kendilerinin dahi hayal edemeyeceği bir sonuç alarak, iktidarı oluşturan 3 partinin de baraj altı kalmasıyla, Türkiye'nin en köklü partilerinin baraj altı kalmasıyla, sadece 2 partinin barajı geçebildiği noktada, kuruluşunun üzerinden 13-14 ay geçtikten sonra tek başına iktidarı yakaladı. O gün, Bahçeli'nin bıraktığı gün en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altındı, bugün 2 çeyrek altın. Aradaki 6 çeyrek altın Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının eseri olarak emeklinin cebinden uçup gitti. Bir emekli değil, her emekli; bir çeyrek altın değil, 6 çeyrek altın; bir kere değil, her ay kaybediyorlar. Bu süreci Bahçeli'nin erken seçim çağrısı başlattı." Özel, "Şimdi Bahçeli, milletin bu iktidardan en rahatsız olduğu, ekonomik krizin en yüksek noktada olduğu, milletin şikayetlerinin en fazla olduğu, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin dayanılamaz bir noktaya geldiği yerde bu sefer erken seçime kapıyı kapatıyor. Erken seçime bugün kapıyı aralasa emekli kurtulacak, asgari ücretli kurtulacak, çiftçi kurtulacak, esnaf kurtulacak, memur kurtulacak. Ama kendisi iktidardayken en avantajlı zamanda AK Parti'ye erken seçim kapısını aralayan AK Parti için en dezavantajlı noktada erken seçime kapıyı kapatıyor. O zaman ne diyelim? Bahçeli, biz bildiğiniz gibiyiz. Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta" dedi. "KLASİK ANAYASAYA AYKIRILIK BAŞVURULARINDAN FARKLI" Emeklilerin çoğunluğunun en düşük emekli maaşını alacak olması ve Anayasa Mahkemesi'ne başvuru hakkındaki soruyu cevaplayan Özel, "Anayasa Mahkemesi ile ilgili arkadaşlarımız çalışıyorlar. Tabii normal şartlarda yapılan düzenlemenin iptali, bin liralık zammın iptali noktasına gelebilir. Ama biz Anayasa Mahkemesi'ne çalışmamızı, anayasanın insanca yaşam hakkı, barınma hakkı başta olmak üzere, emeklilerin bu maaşla mahrum oldukları temel insan haklarından dolayı Anayasa Mahkemesi'nin uzunca bir süre vermeksizin, Meclis'in görevlerini ve anayasanın saydığı temel insan haklarını değerlendirerek ve kısa bir süre vererek kanunun yeniden görüşülmek üzere iptal edilmesi talebiyle bir başvuru yapmayı düşünüyoruz. Klasik anayasaya aykırılık başvurularından farklı, arkadaşlar detaylı olarak çalışıyorlar. Çalışmalarını tamamladıklarında başvuruyu gerçekleştirecek arkadaşlarımız" diye konuştu. "VATANDAŞLARIMIZ ERKEN SEÇİM NOKTASINDA ÇOK ISRARCILAR" Emekli maaşlarına değinen Arıkan, "Türkiye'nin her yerini özellikle muhalefet partileri geziyorlar. Sahadaki durum artık çalışmak ya da çalışmamak insanların onurlu bir şekilde yaşamını garanti altına almayan bir sürece geldi. Emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz, çalışanlarımız, esnaflarımız, gençlerimiz, iş insanlarımız dün Manisa ilindeydik ziyaretlerde bulunduk. Sanayinin çok gelişmiş olduğu bir şehir, tarımın çok gelişmiş olduğu bir şehir. İşsizişliğin çok hızlı bir şekilde arttığını, çok büyük firmaların işçi çıkartmak durumunda kaldığını gördük. Böyle bir ortamda erken seçim istememek çok mantıklı değil. Geçtiğimiz hafta Saadet Partisi Genel Başkanı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir kanun teklifinde bulundum. En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkartılması diğer emekli maaşlarının da ödeme primi oranının da artırılması talebinde bulunduk. Birkaç günlük bir imza kampanyası başlattık. Birkaç gün içerisinde 1 milyon 214 bin insan bu teklifimize destek imzası verdiler. Bahçeli, iktidar yetkilileri ne kadar erken seçim istemiyoruz dese de vatandaşlarımız erken seçim noktasında çok ısrarcılar" şeklinde konuştu.

Bakan Yumaklı: 517 milyon fidan ve tohum toprakla buluştu Haber

Bakan Yumaklı: 517 milyon fidan ve tohum toprakla buluştu

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Bu yıl içerisinde tam 517 milyon fidan ve tohumu ülkemizin bereketli topraklarıyla buluşturduk" dedi. Bakan Yumaklı, Orman Genel Müdürlüğünün 2025 yılı içerisinde gerçekleştirdiği ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Orman alanlarını artırmaya, ormanları verimli hale getirmeye ve fidanlar ile tohumları geleceğe umut olarak dikmeye devam ettiklerini vurgulayan Yumaklı, yapılan ağaçlandırma ve erozyonla mücadele çalışmaları sayesinde Türkiye’nin dünyada en fazla ağaçlandırma yapan ilk 3 ülke arasında yer aldığına işaret etti. Bakan Yumaklı, bugün 23,4 milyon hektar orman varlığıyla, ülkenin yüzölçümünün yüzde 30’unun ormanlarla kaplı olduğunu bildirdi. "517 milyon fidan ve tohumu ülkemizin bereketli topraklarıyla buluşturduk" Yumaklı, ağaçlandırma çalışmalarını hız kesmeden sürdürdüklerinin altını çizerek, şöyle devam etti: "2025 yılı bizim için yoğun bir ağaçlandırma çalışmasıyla geçti. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla başlattığımız 'Yeşil Vatan Seferberliği' kapsamında, küresel iklim krizinin etkilerini en aza indirebilmek için fidan ve tohumları toprakla buluşturuyoruz. Bu yıl içerisinde tam 517 milyon fidan ve tohumu ülkemizin bereketli topraklarıyla buluşturduk. 2024 yılında bu rakam 500 milyondu. 2019 yılından beri kutladığımız 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü'nde 2025 yılında 1 milyon 280 bin 491 vatandaşın katılımıyla 14 milyon 914 bin fidanı toprakla buluşturularak yeni bir rekor kırdık." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü’nde 600 milyon fidan ve tohumun toprakla buluşturulması hedefine emin adımlarla ilerlediklerini dile getiren Yumaklı, "Bu seneki kampanyamız, diğerlerinden farklı olarak 1 yıl devam edecek olmasıdır. Yani 11 Kasım 2025’te başladığımız seferberlik, 2026’nın kasım ayına kadar sürecek. Bu süre zarfında 1 yıl boyunca çeşitli kurum ve kuruluşlarla etkinliklerimiz devam edecek. İnşallah ülkemiz orman sevgisi konusunda tüm dünyaya örnek olmaya devam edecek ve bu alanda yeni rekorlara imza atacaktır" açıklamasını yaptı. "Ormanı korumak; vatanı, insanı ve dünyayı korumaktır" Orman yangınları konusunda tüm tedbirlerin alındığına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti: "Yangınlardan sonra, bu yanan yerlerin imara açıldığı yönünde dezenformasyon yapılıyor. Anayasa’nın 169. Maddesi çok açıktır ve yanan alanların yeniden ağaçlandırılması görevini verir. Bizler de yanan orman alanlarını bir sonraki yıl tekrar ağaçlandırıyoruz. Bizim için orman, sadece yeşil bir alan değil, vatanın ayrılmaz bir parçasıdır. Ormanı korumak; vatanı, insanı ve dünyayı korumaktır. Bu kararlılıkla, teknolojiyle güçlenerek, yeşil vatanımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz."

Bursa’da Atatürk portresi krizi: Kayıhan Pala Sağlık Bakanı’nı göreve çağırdı! Haber

Bursa’da Atatürk portresi krizi: Kayıhan Pala Sağlık Bakanı’nı göreve çağırdı!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’da Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı görevine atanan Dr. Melike Savaş’ın makam odasındaki Atatürk portresinin indirildiğine ilişkin medyada yer alan iddialar üzerine, 11 Eylül 2025 tarihinde Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na bir soru önergesi iletti. Pala, Bakanlığa bağlı bir kurumda yaşanan bu olayın Cumhuriyetin kurucu değerlerine aykırı bir tutum olduğunu, kamuoyunda haklı bir tepki yarattığını ifade etti. Milletvekili Pala, konu hakkında “Kamu kurumlarında Atatürk portresinin bulundurulması, tıpkı Türk bayrağı gibi Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin ve ulusal birlik anlayışının bir simgesidir. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki görevine yeni atanan bir yöneticinin makamındaki Atatürk portresini kaldırmaya yeltenmesi, Cumhuriyetimizin ve Bakanlığın kuruluşundan bu yana yerleşen kurum kültürüne karşı bir tavır olarak algılanmaktadır. Bu konuda Sağlık Bakanı açıklama yapmalıdır.” dedi. Milletvekili Pala’nın çağrısına karşın Bakan Memişoğlu, alınan kararın gerekçesi, Bakanlığa bağlı sağlık kurumlarında bulundurulan Atatürk portrelerine dair düzenlemeler ve Bakanlığın konuyu inceleme süreçleri hakkında kendisine iletilen sorulara, Anayasa’nın 98. maddesine göre öngörülen on beş günlük yasal süre geçmesine rağmen yanıt veremedi. “Bu karar incelenmelidir; kurumların Cumhuriyet değerlerinden uzaklaştırılması kabul edilemez” Pala, “Sağlık Bakanlığının merkez ve taşra örgütleri ile bağlı kuruluşlarında makam odalarında Atatürk’ün portresinin duvara asılı olarak bulundurulmasına ilişkin bir düzenlemesi var mıdır?” sorusuyla önergesinde olayın idari ve hukuki boyutuna dair somut bilgi istedi. Kararın kim tarafından alındığını, yazılı talimat bulunup bulunmadığını, benzer uygulamalar için Bakanlıkta yürürlükte olan standartların ve kurum içi yönergelerin ne olduğunu sordu. Pala, “Atatürk’ün portresinin bulundurulması, Cumhuriyet’in değerleriyle kurumsal bağlılığın bir ifadesidir; kimse Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumsal hafızasını gölgeleyemez.” ifadesini kullandı.

Bahçeli'den DEM Parti'nin Diyarbakır mitingine yeşil ışık: "Ne var bunda? toplansınlar Haber

Bahçeli'den DEM Parti'nin Diyarbakır mitingine yeşil ışık: "Ne var bunda? toplansınlar

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "DEM Parti'nin 4 Ocak'ta düzenleyeceği mitingin hiçbir mahsurlu yanı yoktur. Elbette toplanıp beklenti, talep ve düşüncelerini seslendirebilirler. Ne var bunda?" dedi. MHP Genel Başkanı Bahçeli, DEM Parti öncülüğünde teröristbaşı Abdullah Öcalan'a özgürlük talebi kapsamında 4 Ocak tarihinde Diyarbakır'da düzenlenecek mitinge ilişkin yazılı açıklamada bulundu. Bahçeli, Anayasa ve yürürlükteki yasalar kapsamında herkesin gösteri, açık hava toplantısı yapmaya ifade ve düşünce özgürlüğü sınırlarında hakkı olduğuna dikkati çekerek şu ifadeleri kullandı: "Demokrasinin doğası, genel geçer ilkeleri bu hususta bellidir, bilinmektedir. CHP'nin bugüne kadar 75 miting yaptığı, irili ufaklı diğer partilerin her zemin ve platformda salon veya açık hava toplantıları düzenlediği bir ortamda DEM Parti'nin miting yapması büyütülecek ve mesele yapılacak bir husus değildir. Kanaatimce DEM Parti'nin 4 Ocak 2026'da düzenleyeceği mitingin hiçbir mahsurlu yanı yoktur. Elbette toplanıp beklenti, talep ve düşüncelerini seslendirebilirler. Ne var bunda? DEM Parti'nin Türkiye partisi olma yönündeki kararlı adımlarını görüyor, değerli buluyorum. Ancak şunun da unutulmamasını ümit ediyorum; PKK'nın kurucu önderliğinin 27 Şubat 2025 tarihli çağrısında cezaevinden çıkma ve özgürlüğüne kavuşma talebinin bulunmadığı ortadadır. Bu çağrı bizim için tek bağlayıcıdır. Bundan mülhem DEM Parti'yle bölücü terör örgütünün tüm bileşenlerinin 27 Şubat çağrısının hilafına tavır ve tutum içinde olmalarının ‘Terörsüz Türkiye' hedefini sekteye uğratmasa bile yavaşlatacağını değerlendiriyorum. 4 Ocak 2026'da toplansınlar, taleplerini açıklasınlar, buna diyeceğim bir şey olmaz. Ne var ki 27 Şubat çağrısını hiç kimse gözden uzak tutmasın, bu çağrının gölgelenmesine de hizmet etmesin. Bu vesileyle Diyarbakırlı kardeşlerimi hasretle, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Olağan bir gelişmeye olağanüstü bir anlam yüklemenin hiçbir sonucu olmayacağını bilhassa paylaşmayı zaruri addediyorum."

BGC’den Bursa Emniyet Müdürü Gökce’ye ziyaret Haber

BGC’den Bursa Emniyet Müdürü Gökce’ye ziyaret

Ziyarette, Bursa Gazeteciler Cemiyeti’ne ve Bursa basınına ilişkin bilgi veren BGC Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı Nuri Kolaylı, Bursa’nın köklü basın kuruluşlarına sahip olduğunu, buna paralel olarak en güçlü yerel medyanın Bursa’da görev yaptığını söyledi. Doğru, hızlı ve tarafsız habercilikte bilgiye zamanında ulaşmanın önem taşıdığını ifade eden BGC Başkanı Kolaylı, hem polisin, hem de gazetecilerin kamu adına görev yaptıklarını belirterek, “Öncelikle BGC yönetim kurulu olarak Bursa’daki yeni görevinizin hayırlı olmasını diliyoruz. Halkın haber alma özgürlüğü adına görev yapan basın mensubu arkadaşlarımız kaynağından doğru bilgi aldığında, kamuoyu doğru bilgilendiriliyor. Bu anlamda emniyet müdürlüğümüz ile basınımız arasında yıllardır süregelen doğru bilgiyi kaynağından alma anlamında işbirliği var. Bilgi akışının sağlıklı işleyişi açısından haberciler olarak bu iletişimin devam etmesini bekliyoruz” dedi. Bursa Emniyet Müdürü Kadir Gökce’yi, BGC merkezi, Bursa Basın Müzesi, BGC Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi ve etkinlik salonlarının yer aldığı Basın Kültür Sarayı’na da davet eden BGC Başkanı Nuri Kolaylı, “Toplum yararına her konuda destekçiniz olacağız” dedi. Ziyarette konuşan Bursa Emniyet Müdürü Kadir Gökce de, Polis Akademisi’nden 1992 yılında mezun olarak Komiser Yardımcısı rütbesiyle Konya’da göreve başladığını, o günden bu yana da basın mensuplarıyla kamu adına iletişim içinde olduğunu ifade etti. Son olarak 2023 yılında atandığı Hatay İl Emniyet Müdürlüğü görevini sürdürürken de basın çalışanlarıyla iletişimi en üst seviyede sağlama gayreti içinde olduğunu söyleyen Bursa Emniyet Müdürü Kadir Gökce, “Bursa’yı tanıma sürecini hızla tamamladım diyebilirim. Asayiş açısında nüfusa oranla oldukça iyi durumdayız. Hedefimiz başta uyuşturucu olmak üzere suça karşı gerekli mücadeleyi sürdürerek, hukuk ve Anayasa çerçevesinde vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini en üst seviyede sağlamak olacak. Bu süreçte sizlerle de kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi anlamında işbirliği içinde olmaya özen göstereceğiz” dedi. Ziyarete Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’nın yanı sıra Yönetim Kurulu Üyeleri Hakan Işıkkent, İbrahim Öge, Barış Yankı İçöz, Hasiye Yiğitbay, Ahmet Akhan, Necat Kırbulut, Enhar Güneş, Musa Öztürk, Hurşit Topal ile Genel Sekreter Sinan Tunç katıldı.

TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan ilk dört madde açıklaması Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan ilk dört madde açıklaması

Kurtulmuş, 28'nci Dönem 2. Yasama yılını değerlendirdi. Kurtulmuş, 28. Yasama döneminde iki bin 442 kanun teklifi verildiğini hatırlatarak, “Halihazırda Genel Kurul gündeminde 76, komisyonlarda ise 2 bin 153 kanun teklifi bulunmaktadır. Yine bu yasama dönemi içerisinde 4 kanun teklifi, Cumhurbaşkanı tarafından TBMM'ye sunulmuştur. 28'nci Yasama Dönemi'nde, toplam 73 kanun kabul edilmiş, 54 TBMM Başkanlığı kararı alınmıştır. 28'nci Yasama Döneminde, Genel kurul ve komisyonlarda 468 birleşim gerçekleştirilmiş. Toplam bin 512 saat 49 dakika toplantı yapılmış ve bu çerçevede 55 bin 459 sayfa tutanak tutulmuştur” ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, Genel Kurul yaralayıcı sözlerin ve kavga görüntülerinin çıkmasından ötürü rahatsızlığını ifade ederek, “Bu anlamda bu görüntülerin TBMM'ye, Türkiye siyasetine yakışmadığının bir kere daha altını çizmek isterim. Bütün milletvekili arkadaşlarımızı, bu konuda daha hassas davranmaya davet ediyorum. Ayrıca hemen dönemin başında; parti gruplarına yapacağım ziyaretlerde de dile getireceğim konulardan birisi de budur” diye konuştu. KURTULMUŞ ANAYASA KONUSUNDA ŞÖYLE KONUŞTU: “Yeni bir Anayasa TBMM’nin ödevlerinden biridir. Sivil, demokrat, katılımcı, güçler ayrılığı prensibini bütünüyle benimsemiş, Türkiye'nin gerçeklerine uygun ve milletimizin ihtiyaçlarını karşılayacak bir Anayasa çalışmasının yapılması zorunludur. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yasama yılında, bu konuyla ilgili olarak bütün siyasi partilerle temaslarımızı sürdürdük. O günkü şartlar içerisinde kategorik olarak hiçbir siyasi parti, kapıyı kapatmadı. Zaten görüşmelerine başlamadan evvel parlamentoda grubu bulunan ya da temsil edilen bütün siyasi partilerin, parti metinlerini inceledik. Hepsinde ya, 'Yeni anayasa' tabiri ya da, 'Anayasanın köklü bir değişiklik yapılması talebi yer alıyor. Dolayısıyla parlamentoda bulunan siyasi partilerimizin tamamı anayasa konusunda; ya parti programlarında ya seçim beyannamelerinde bu zorunluluğu dile getirmiş vaziyettedir. Dolayısıyla bundan sonra da, bu zemini gerçekten demokratik üslup içerisinde tartışmaya açık tutulması ve bu müzakerelerin gerçekleştirilmesi için üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmeye gayret edeceğim.” Kurtulmuş, Anayasa’nın içeriğine ilişkin görüş beyan edilmediğini hatırlatarak, “Sadece yönteme ilişkin ve tüm partilerin katıldığı, katılımcı ve bütün Türkiye'yi kapsayan, kuşatıcı bir anayasanın yapılması gerektiğinin üzerinde durduk. Bu çerçevede ilk 4 madde konusunda, parlamentomuzda temsil edilen partilerimizin hemen hemen tamamına yakınının herhangi bir iddiasının, teklifinin ya da bir sorununun olmadığını görüyoruz. Bundan dolayı ilk 4 madde hakkında yapılacak herhangi bir tartışmanın, sadece lüzumsuz gerilimlere ve zaman kaybına neden olacağını ifade etmek isterim. Dolayısıyla, Anayasa tartışmalarının şeffaf bir zemin içerisinde yapılması herhalde en hayati hususlardan birisidir. Ayrıca Parlamentoda grubu bulunan ve temsilcileri bulunan partilerin görüşlerinin alınması ve bu sürecin açık bir şekilde yürütülmesinin yanında üniversitelerin, hukuk camiasının, sivil toplum kuruluşlarının görüşü olan bütün kesimlerin, 'Biz de bu konudaki teklife sahibiz' diyen bütün kesimlerin görüşlerinin alınacağı, süre biraz uzun olabilir ancak bu tartışmaları olgunlaştırılacağı bir dönemin yürütülmesini TBMM Başkanlığı olarak kendi yükümüz sayıyoruz” şeklinde konuştu. Rusya ziyaretinde Türkiye’nin BRICS başvurusunun da gündeme geldiğini söyleyen Kurtulmuş, “Türkiye'nin de böyle bir platformun içerisinde olmasına müspet baktıklarını gördük. Ancak tabii BRICS, dünyada şu anda var olan ve yıllardır devam eden oluşumlar gibi, netleşmiş, kesinleşmiş bir oluşum olmadığı aşikardır. Henüz bir platform şeklindedir, öyle görmek lazım. Gelişme potansiyeli olan, ekonomileri ve nüfusları itibariyle dünyanın önemli bölgelerinde bulunan güç merkezleri özelliğine kavuşmak üzere olan bazı ülkeleri temsil ediyor. Bunun nasıl gelişeceğini ve ilerleyeceğini biz de zaman içerisinde göreceğiz. Ama Türkiye'nin çok taraflı diplomasinin bir gereği olarak, bugün bile aynı anda birden fazla yerle ilişkisini sürdürebilen bir ülkedir. Türkiye'nin bütün bu ilişkileri sürdürürken tekrar söylüyorum; Türkiye, ne doğunun ne batının ne kuzeyin ne güneyin paraleline ya da peykine düşecek bir ülke değildir” İsrail’in Lübnan’a gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybeden Nasrallah ile ilgili sosyal medya paylaşımına ilişkin olarak Kurtulmuş, “Bu açıklamayı kendi inisiyatifim dahilinde yaptım. Şunu söyleyeyim; İsrail'in bu tavrı karşısında herkesin şunu görmesi lazım. İsrail bu Filistinlidir, Arap'tır, Acem'dir, Türk'tür, Sünni'dir, Şii'dir. Hatta ve hatta bu Hristiyan'dır, Dürzi'dir diye ayırt etmiyor. İsrail bu bölge halklarının tamamına karşı bir savaş yürütüyor. Keşke bu meczup tavrı bıraksalar, bundan memnun oluruz. Ama herkese karşı ve bir devlet adabı içerisinde, devlet anlayışı içerisinde davranmıyor. Terör örgütü gibi davranıyor" şeklinde konuştu. Can Atalay konusunda Kurtulmuş, “Hukuken meselenin bundan sonraki kısmı hukuki süreçlerle ilgilidir. Sonuç almak bakımından Meclis'in bu aşamada yapabileceği bir şey yoktur" ifadelerini kullandı.

Çelik: Anayasanın ilk 4 maddesiyle ilgili herhangi bir tartışmamız yoktur Haber

Çelik: Anayasanın ilk 4 maddesiyle ilgili herhangi bir tartışmamız yoktur

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi. Çelik, toplantıda Teşkilat Başkanlığı, Medya ve Tanıtım Başkanlığı, Ar-Ge Başkanlığı tarafından yapılan sunumların yanı sıra, önümüzdeki kongre sürecine yönelik hazırlıklara değindi. Çelik, 12 Eylül darbesinin 44. yıl dönümünde darbenin Türkiye’ye verdiği zararları hatırlatarak, bu darbenin dış kaynaklı bir proje olduğunu ifade etti. Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğini ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bütün darbeler aslında işte huzuru sağlamak için, anayasal düzeni korumak için derler. Bu tip bahanelerle ortaya çıkarlar. Ama her zaman sorulan soru şudur: Darbelerden bir gün önce var olan huzursuzluk darbeden bir gün sonra aynı güçler iş başındayken nasıl giderilememiştir? Dolayısıyla bu darbelerin aslında herhangi bir şekilde huzuru sağlamak ya da anayasal düzeni korumakla ilgili değil, belli bir siyasi projeyi hayata geçirmek, belli bir siyasi maksada ulaşmak üzere planlandığı ve icra edildiği çok açıktır. Burada darbeyi yapanların dış çevreler tarafından ’bizim çocuklar’ ya da ’bizim oyuncaklar’ diye anılması her zaman için bunun sembolü olmuştur. Maalesef 12 Eylül darbesi, aynı 60 ihtilali, postmodern darbeler gibi büyük zararlar vermiştir. Ama 12 Eylül darbesinin tabii en büyük zararlarından bir tanesi, o anayasayla ortaya çıkan ve Türkiye’deki sivil siyasetin üstünlüğünü, demokrasinin üstünlüğünü, demokratik gelişmeyi gasp eden sonuçlarıdır. Tabii burada sık sık bunu söylüyoruz. Bu darbe anayasasından Türkiye’nin kurtulması gerekir ve bundan kurtulması için de net bir şekilde ciddi bir anayasa, sivil anayasaya Türkiye’nin ihtiyacı vardır. Tabii ki 30 yıldan fazla sürede çok sayıda maddesi değişti. 19 kez değiştirildi. Sistemin çalışmasındaki dengeyi bozan, kendi iç bütünlüğü olmayan ama en önemlisi darbenin izlerinin hem lafzına, anayasanın lafzına hem de ruhuna sindiği sonuçlar maalesef Türkiye’nin önünde engel olmaya devam etmektedir. Birçok maddede değişiklik olmasana rağmen gelinen noktada kendi içinde bütünlüğü olan entegre ve sivil bir gözle yapılmış, milli iradeyi korumak, anayasal düzeni korumak, temel hak ve hürriyetleri geliştirmek, özgürlükleri korumak, Türkiye’yi önümüzdeki yüzyıla hazırlayacak sadelikte ve dinamizmde bir sivil anayasaya olan ihtiyaç, ihtiyaçtan öte bir zorunluluktur. En önemlisi de bunun gelecek nesillere bir borcumuz olmasıdır. Demokrasi konusundaki samimiyetlerden bir tanesi de bu anayasa sürecine destek vermekle ilgilidir. Hem sağdan hem soldan çeşitli kesimlerden herkes bu anayasanın değişmesi gerektiğini net bir şekilde ifade ediyor. Ama maalesef iş bunu hayata geçirmeye gelince bir sürü engeller oluyor. Çeşitli zamanlarda bu süreçlerin içinde bulunduk ama sistemi kilitleyen bir takım tutumların aslında çeşitli yerlerde taktik manevralar gibi öne sürülerek stratejik düzeyde anayasa değişimini engellemek üzere işlevselleştirildiğini gördük. Onun için gerçekten Türkiye’yi lafzıyla, ruhuyla halen bu darbe süreçlerini taşıyan bu anayasadan kurtarmak gerektiği açıktır. Sivil anayasanın yapılması bugün siyaset yapan, bugün yönetici olan, bugün akademisyen olan, bugün herhangi bir görevde olan herkesin gelecek nesillere bir borcudur." Sözcü Çelik, teşkilatların yaz dönemi boyunca yoğun çalışmalar gerçekleştirdiğini ve bu süreçte yapılan Türkiye Buluşmaları’nın verimli geçtiğini ifade etti. Teşkilatların Türkiye’nin demokratik ve müreffeh geleceği için önemli bir rol oynadığını vurgulayan Çelik, sivil siyasetin en yüksek adresinin AK Parti olduğunu ve bu siyasetin vatandaşın taleplerini dikkate alarak şekillendiğini belirtti. Çelik, Türkiye Buluşmaları’nın son derece verimli olduğunu, teşkilatların kendi siyasetlerini vatandaşlarla buluşturma bakımından çok güzel köprüler kurduğunu gösterdiğini söyledi. "HELALLEŞMEDEN NORMALLEŞMEYE, NORMALLEŞMEDEN CUMHURA HAKARET EDENLERİ HİMAYEYE DÖNÜŞEN BİR SÜREÇ" Çelik, CHP’nin "helalleşme" ve "normalleşme" süreçlerinin ardından son dönemde Cumhurbaşkanına hakaret edenleri himaye etmeye dönüştüğünü söyledi. Çelik, bu durumun vatandaşlar tarafından olumsuz karşılandığını ve AK Parti’nin siyasetteki güçlü duruşunun sürdüğünü belirtti. Çelik, "Helalleşmeden normalleşmeye, normalleşmeden cumhura hakaret edenleri himayeye dönüşen bir süreç. Tabii vatandaşımız da bunun notunu vermektedir. Çünkü bu işler uzun yürüyüşler içerisinde tutarlılık gerektirir. Tutarlılık olmadığı zaman herhangi bir şekilde bundan netice alınması mümkün değildir. Sivil siyasetin en yüksek adresi, demokrasinin en büyük taşıyıcısı bugün AK Parti’dir. Türkiye’yi Türkiye Yüzyılı’na taşıyacak irade de AK Parti’de ve Cumhur İttifakı’nda somutlaşmaktadır" dedi. "BUNU YAPANLARIN, BU EMRİ VERENLERİN HEPSİNİN CİNAYETTEN YARGILANMASI GEREKİR" Sözcü Çelik, Filistin’de şehit edilen Ayşenur Ezgi Eygi’yi de anarak, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını kınadı. İsrail güçlerinin Ayşenur Ezgi Eygi’yi doğrudan hedef alarak öldürdüğünü belirten Çelik, "Burada bunu yapanların, bu emri verenlerin hepsinin cinayetten yargılanması gerekir. Fakat işte bir çifte standartta burada görüyoruz. Bazı basın kuruluşları net bir şekilde Ayşenur kardeşimizden bahsederken, yani barış isteyen birinden, Gazze için yüreği atan birinden, başka bir coğrafyada yaptığı kariyer çerçevesinde rahatça yaşayacakken insanlık vicdanının yanında saf tutan birini hedef alan bu katliam karşısında tutup onunla ilgili haber yaparken Ayşenur’la ilgili ’militan’ diyorlar. Bunlar barışı savunan herkese militan derler. Bunlar adaleti savunan herkese militan derler. Bunlar insanlık adına vicdani bir hassasiyet gösteren herkese militan derler. Çünkü bunların ruhları kirlenmiştir. Bunların akılları kirlenmiştir. Bunların yegane amacı insanlığı daha büyük kaosun içerisine sokmaktır. Bunlar her zaman için yaptıklarında kendileriyle ilgili ufacık bir şey söz konusu olduğunda bunu dünyanın en önemli meselesi haline getirirler. Ama bir başkası kendileri tarafından katledildiği zaman hemen yalan makinesini çalıştırarak, onu militan diye suçlamaya başlarlar. Tabii bunun bir de alt payandaları var, alt destekçileri var. Onlar da Ayşenur kardeşimizi kimin öldürdüğünü belirtmeden öldürüldü diye geçiyorlar. Peki kim öldürdü? Niye öldü? Bütün bunları yazmıyorlar. Niye? Yine orada bu katliam makinesini savunmaya dönük bir şey var. Bunun üçüncü ayağında da şu var; yukarıdan aşağı saydığımızda bir takım haberlerde maalesef Türkiye’nin içinde de bazıları yaptı bunu. İsrail güçlerinin Netanyahu’nun katliam şebekesinin istemeden ve doğrudan olmayan bir sebeple bu olaya sebebiyet verdi. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı da önce ’Yeterince bilgi sahibi değilim’ dedi. Sonra ’İsrail güçleri istemeden ve doğrudan olmayan bir şekilde bunu yapmış’ dedi. Tepkiler olunca daha güçlü bir söz söyleme ihtiyacı hissetti. Dolayısıyla mesele Netanyahu gibi bir katliam şebekesi olunca hakikatin nasıl eğilip büküldüğünü, adaletin nasıl taciz edildiğini, hakkaniyetin nasıl hedefe koyulduğunu bir kere daha görmüş olduk. Esas mesele budur. Ruhları kirleten, akılları kirleten, vicdanların üzerinde ipotek koymaya çalışan ve insanlığın adalet aracını gasp etmeye çalışan bu katliam şebekesine teslim olanların yaptığı bu katliam şebekesinin suçu kadar ağırdır. Buna teslim olmak kadar, bu süreci sessizce geçiştirmeye çalışmak kadar bu bahsettiğim kavramsal oyunlarla işte militan diyerek, öldürüldü diyerek, istenmeden ve doğrudan olmayan sebeplerle bu eylem ortaya çıktı denilerek bunu örtbas etmeye çalışmak kadar alçakça bir durum yok. Gelinen noktada maalesef en büyük zararı insan hakları bilincine veriyorlar. Ama ne olursa olsun Gazze meselesi insanlığın aklının temizlenmesinde, ruhunun temizlenmesinde, adalet fikrinin yüceltilmesinde, insan haysiyetinin yüceltilmesinde, şehitlerinin bereketiyle yeni bir sayfa açılmasına vesile olmaktadır. Şehitlere, bir kere daha Ayşenur kardeşimize ve oradaki bütün şehitlere Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz" diye konuştu. YUNANİSTAN İLE DİYALOG SÜRECİ Çelik, Yunanistan ile diyalog sürecinde yaşanan gelişmeleri de değerlendirdi. Çelik, Başbakan Kiryakos Miçotakis’in diyalog ve normalleşmeye yönelik mesajlarına rağmen Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın Türkiye’yi hedef alan açıklamalar yaptığını söyledi. Çelik, Dendias’ın açıklamalarının Miçotakis’in başbakan olarak koyduğu irade ile çeliştiğini ve diyalog sürecini sabote etmeyi amaçladığını belirtti. Çelik, Doğu Akdeniz’deki gelişmelere ve dış müdahalelere dair değerlendirmelerde bulunarak, bölgedeki sorunları çözmeye gelenlerin aslında sorunları daha karmaşık hale getirdiğini vurguladı. Kıbrıs meselesine dışarıdan müdahale edenlerin gerçekte çıkarlarının peşinde olduğunu ifade eden Çelik, bölgenin sağduyulu bir şekilde yönetilmesi gerektiğini belirtti. Çelik, provokatörlere meydan verilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Sivil bir anayasa hedeflediklerini ancak mevcut ilk dört maddenin değiştirilmesi önerilerine karşı olduklarını da vurgulayan Çelik, anayasanın ilk dört maddesi konusunda herhangi bir tartışma olmadığını ve bu maddelerde herhangi bir değişiklik teklifinin olumlu görülmediğini belirtti. "ÖZGÜR BEY KEŞKE BU KONUŞMAYI ŞEHİDİN BABASININ YANINDA YAPMASAYDI" "CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesinde konuşmadığı için Meclis Başkanı Kurtulmuş ile cenaze adabına yakışmayan bir diyaloğa girdi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Çelik, "Burası bir cenaze. Özgür Bey keşke bu konuşmayı şehidin babasının yanında yapmasaydı. Kuşkusuz herkesin mesajı Ayşenur’un şehadetini selamlamaktı. Özgür Bey iki hata yaptı; biri Ayşenur’un fedakarlığını bir ideolojiye indirgedi. Bu doğru bir şey değil. Gazze bir insanlık meselesidir. İkincisi cenazeler siyasi partilerin nutuk atacağı yer değil. Devleti temsil eden makam duygu ve düşünceleri paylaşıyor. Oradaki en üst makam Meclis Başkanlığı makamıdır. Herhangi bir siyasi indirgeme yapmadan Ayşenur’un, insani değerlerin safında konuşuyor. Zaten siyasi bir konuşma yapılmıyor. Devlet hayatının standartlarını Özgür Bey koymuyor" ifadelerini kullandı. "FRANSA DEMOKRASİ İLKESİNDEN SAPARAK TERÖR ÖRGÜTLERİNE DESTEK VERİYOR" Fransa’da PKK yandaşlarının düzenlediği festivalde terör örgütünün propagandasının yapılmasını çifte standart olduğunu söyleyen Çelik, Fransa’nın terör örgütlerine destek veren tutumunu eleştirdi. Fransa’daki bir çimento firmasının PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerine destek verdiğini ve bu desteklerin Fransız istihbaratının bilgisi dahilinde yapıldığını ifade eden Çelik, Fransa’nın demokrasi ilkesinden saparak terör örgütlerine destek verdiğini ve bunun demokrasi açısından büyük bir zarar olduğunu belirtti. Bir basın mensubunun "CHP Genel Başkanı Özgür Özel, erken seçim ile ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, ’İşsizliği engelleyemeyenin, yoksulluğu bitiremeyenin, fiyatları indiremeyenin gideceği yer seçim sandığıdır. Kaçamazsınız; geçim yoksa seçim var’ ifadelerini kullandı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki sorusuna Çelik şöyle cevap verdi: "Özgür Bey, ’Erken seçim talebimiz olmayacak’ demişti. Seçimlerin üzerinden çok zaman geçmedi. Demek ki kendilerine ödünç verildiğini düşündüğü oyları hak etmediklerini ve bu sonucu alamadıklarının ifadesidir. Biz bize verilen muhafazakar Kürt demokratlardan ödünç oylar olduğunu biliyoruz. ’Erken seçim istemeyeceğiz, hizmetlerimiz ile vatandaşın huzuruna çıkacağız’ demişti. Bu gerçekleşmedi demek ki. Erken seçim yoktur. Erken seçim olunca CHP Genel Başkanı kim olacaktır, tüm tartışma bundan ibarettir" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.