SON DAKİKA
Hava Durumu

#Antioksidan

Söz Bursa - Antioksidan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Antioksidan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Karaciğer dostu Bursa usulü iç baklalı enginar: Tam kıvamında püf noktalı tarif! Haber

Karaciğer dostu Bursa usulü iç baklalı enginar: Tam kıvamında püf noktalı tarif!

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte Bursa’nın bereketli topraklarından süzülüp gelen lezzetler sofralarımızı süslemeye başladı. Ege’nin meşhur Şevketi Bostan’ından sonra, Mart ayının son günlerinde rotayı Bursa’nın mutfak kültüründe sarsılmaz bir yere sahip olan, adeta bir "sağlık iksiri" olarak anılan İç Baklalı Enginar’a çeviriyoruz. DOĞAL BİR DETOKS MUCİZESİ: NEDEN ENGİNAR? Uzmanlar, mevsim geçişlerinde vücudun arınması için enginarın eşsiz bir fırsat olduğunu vurguluyor. İçerdiği "Cynarin" maddesi sayesinde karaciğer dostu olarak bilinen bu sebze, sadece bir yemek değil, aynı zamanda doğal bir ilaç niteliğinde. Kan şekerini dengeleyen, sindirimi düzenleyen ve kötü kolesterolü düşüren enginar; yüksek antioksidan kapasitesiyle bağışıklık sistemini de çelik gibi güçlendiriyor. BURSA USULÜ LEZZET SIRRI: İÇ BAKLA VE ENGİNARIN MUHTEŞEM UYUMU Peki, bu şifa deposunu Bursa usulü en lezzetli haliyle nasıl pişirmeli? İşte mutfağınızda fark yaratacak o özel tarif: GÜNÜN MENÜSÜ: ZEYTİNYAĞLI İÇ BAKLALI ENGİNAR Haberimizin odağındaki bu tarifte en kritik nokta, enginarın o meşhur beyaz rengini korumak. İyice ayıklanmış çanak enginarlar, pişirme anına kadar limonlu ve unlu suda bekletilerek kararması önleniyor. Tencerede zeytinyağı ile şeffaflaşan kuru soğanların yanına, kabukları özenle soyulmuş "kuzu baklalar" ekleniyor. Enginar çanaklarının içine paylaştırılan bu yeşil harç; taze soğan, bir tutam toz şeker ve bol limon suyu ile buluşuyor. Kısık ateşte, tencere kapağı ile yemek arasına serilen yağlı kağıt sayesinde kendi buharıyla pişen enginarlar, lokum kıvamına ulaşıyor. FİNAL DOKUNUŞU: DEREOTU VE ZEYTİNYAĞI Oda sıcaklığına gelen yemeğin üzerine serpilen bol taze dereotu ve gezdirilen sızma zeytinyağı, lezzeti doruğa çıkarıyor. Yanına eşlik edecek isli bir firik pilavı veya besleyici bir siyez bulguru, Mart ayının bu serin akşamında sofranıza tam bir ziyafet havası katacak.

PRP, Ozon ve Kök Hücre gerçekten mucize mi? Uzman isim bilgi kirliliğine son verdi! Haber

PRP, Ozon ve Kök Hücre gerçekten mucize mi? Uzman isim bilgi kirliliğine son verdi!

Son yıllarda kas ve iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde sıkça duyulan PRP, Ozon, Kök Hücre ve Egzozom gibi uygulamalar, hastalar arasında büyük bir merak uyandırırken beraberinde bilgi kirliliğini de getiriyor. Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emre Latifoğlu, sosyal medyanın yarattığı "mucize çözüm" algısına karşı hastaları uyararak, bu yöntemlerin gerçek sınırlarını ve bilimsel dayanaklarını açıkladı. Geleneksel poliklinik sorularının yerini popüler teknolojik uygulamaların aldığını belirten Dr. Emre Latifoğlu, bu değişimde sosyal medyanın rolüne dikkat çekti. Sosyal medyada paylaşılan kısa ve çarpıcı başlıkların PRP, Ozon, Egzozom ve Kök Hücre gibi tedavileri olduğundan daha güçlü ve kesin çözümler gibi gösterebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Latifoğlu, şöyle konuştu : "Son yıllarda fiziksel tıp polikliniklerinde konuşulan konular değişti. Eskiden ‘ağrılarıma sıcak mı soğuk mu iyi gelir?’ diye sorulurken, artık hastalar doğrudan şunu soruyor: ‘Hocam PRP yaptırsam geçer mi?’, ‘Ozon bana çare olur mu?’, ‘Kök hücreyle eklem tamamen yenileniyor mu?’, ‘Egzozom en yeni yöntemmiş, en iyisi o mu?’ Bu soruların artmasının en önemli nedenlerinden biri sosyal medya. Kısa videolar ve çarpıcı başlıklar, bu tedavileri olduğundan daha güçlü ve kesin çözümler gibi gösterebiliyor. Oysa işin aslı daha gerçekçi bakmayı gerektiriyor. PRP, ozon, kök hücre ve egzozom gibi uygulamaların ortak noktası, vücudun kendi iyileşme mekanizmalarını desteklemeye çalışmalarıdır. Yani bunlar ağrıyı anında kesen ilaçlar ya da bozulan yapıyı mekanik olarak düzelten ameliyatlar gibi değildir. Daha çok, hasarlı dokunun daha etkin ve daha hızlı iyileşmesi için vücuda ‘yardımcı bir güç’ vermeyi amaçlarlar. Bu nedenle etkileri kişiden kişiye, hatta aynı kişide bile hastalığın evresine, uygulama zamanına, uygulama tekniğine, kullanılan tıbbi malzeme niteliğine göre değişebilir.” Yöntemler Arasındaki Farklar ve Gerçekler Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emre Latifoğlu, sıkça karıştırılan ve merak edilen uygulamaları şöyle özetledi: “PRP (Platelet Rich Plasma): Kişinin kendi kanından elde edilmesi güven vericidir. Tendon ve kas zorlanmalarında destekleyicidir ancak ileri derece kireçlenmelerde tek başına mucize beklemek gerçekçi değildir. Ozon Tedavisi: Vücudun antioksidan mekanizmasını tetikler. Ancak her yöntem her hasta için uygun değildir; doğru doz ve doğru teşhis (endikasyon) kritiktir. Kök Hücre: En çok yanlış anlaşılan yöntemdir. Kök hücreler hasarlı bölgeyi doğrudan doldurup dokuyu eski haline getirmez; asıl etkileri iyileşmeyi destekleyen sinyaller göndermektir. Egzozom: Kök hücrenin iyileştirici mesajlarını taşıyan mikroskobik kesecikler kullanılır. Teorik olarak hedefli bir yaklaşım olsa da klinik kullanımı henüz gelişme aşamasındadır. ‘Yeni’ olması, otomatik olarak ‘en etkili’ olduğu anlamına gelmez.” "Hiçbiri Egzersizin ve Hareketin Yerini Tutmaz" Bu tedavilerin başarısının "doğru hasta, doğru zaman ve doğru beklenti" üçgenine bağlı olduğunu vurgulayan Latifoğlu, yaşam tarzının önemini hatırlattı: "Hiçbir modern uygulama fiziksel tıp yöntemlerinin, egzersizin, hareketin ve yaşam tarzı düzenlemelerinin yerini tutmaz. Sosyal medyadaki başarı hikayeleri sürecin tamamını yansıtmayabilir. Tıpta tek bir doğru yoktur, kişiye özel yaklaşım vardır." Hastaların tedavi seçerken "En yenisi hangisi?" yerine "Benim durumum için hangisi uygun?" sorusunu sorması gerektiğini belirten Dr. Emre Latifoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Modaya kapılmadan, bilimsel kanıtlarla ve gerçekçi beklentilerle ilerlemek hem hastanın hem de hekimin yolunu aydınlatacaktır.”

Cebinizi de midenizi de yormayacak! Ramazan’ın en ekonomik tatlısı: Güllaç Haber

Cebinizi de midenizi de yormayacak! Ramazan’ın en ekonomik tatlısı: Güllaç

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte iftar sofralarında tatlı telaşı başladı. Ağır şerbetli tatlıların aksine, sindirimi kolay ve hafifliğiyle bilinen Güllaç, içeriğindeki mineral ve Omega-3 deposuyla uzmanların ilk tavsiyesi oluyor. BÜTÇEYİ YORMAYAN LEZZET Artan girdi maliyetlerine rağmen diğer tatlılara oranla daha ekonomik bir hazırlık sürecine sahip olan Güllaç, sadece süt, şeker ve güllaç yaprağı ile muazzam bir lezzete dönüşüyor. Hem ev hanımlarının hem de Bursa’daki pastanelerin gözdesi olan bu geleneksel lezzet, "fiyat-performans" ürünü olarak bu Ramazan’da da zirvede. TAM BİR MİNERAL DEPOSU Güllacı sadece bir tatlı değil, aynı zamanda bir şifa kaynağı yapan ise üzerine ve arasına eklenen malzemeler. İşte Güllacın vücuda faydaları: Mineral Kaynağı: İçeriğindeki nar, ceviz, badem veya fındık sayesinde vücuda kalsiyum, demir, fosfor ve potasyum kazandırıyor. Bağışıklık Dostu: Özellikle ceviz ve fındıkta bulunan Omega-3 yağ asitleri sayesinde bağışıklığı güçlendirirken, kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Kan Şekeri Dengesi: Sütlü bir tatlı olması sebebiyle, şerbetli tatlılara göre kan şekerini daha dengeli yükseltiyor ve iftar sonrası oluşan ağırlık hissini en aza indiriyor. UZMANINDAN TAVSİYE: "GÜLLACI NARLA SÜSLEYİN" Beslenme uzmanları, Güllacın üzerine eklenecek nar tanelerinin hem görsel bir şölen sunduğunu hem de güçlü antioksidan özelliğiyle iftar sonrası vücudun toksinlerden arınmasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Malzemeler: 1 paket (300-400 gr) Güllaç yaprağı 2 litre süt (Güllacın bol sütlü olması makbuldür) 2,5 su bardağı toz şeker (Damak tadına göre artırılabilir) 1 paket vanilya (Opsiyonel) 2 yemek kaşığı gül suyu (Gerçek geleneksel lezzet için) Arası İçin: 1 su bardağı dövülmüş ceviz içi veya fındık Üzeri İçin: Nar taneleri (Olmazsa olmazı!) Adım Adım Hazırlanışı: Sütü Hazırlayın: Sütü ve şekeri derin bir tencereye alın. Şekerler eriyene kadar karıştırarak ısıtın. Püf Noktası: Süt kaynar olmamalı, parmağınızı yakmayacak sıcaklıkta (yaklaşık 50-60 derece) olmalıdır. Çok sıcak olursa güllaç hamur olur, soğuk olursa yapraklar sütü çekmez. Aromayı Ekleyin: Sütü ocaktan aldıktan sonra vanilya ve gül suyunu ekleyip karıştırın. Yaprakları Islatın: Geniş bir tepsiye veya borcama güllaç yapraklarını parlak kısımları üste gelecek şekilde tek tek yerleştirin. Her katı bir kepçe yardımıyla bolca sütle ıslatın. Ara Katı Oluşturun: Yaprakların yarısına geldiğinizde araya bolca dövülmüş ceviz veya fındık serpiştirin. Kalan Yapraklar: Kalan yaprakları da aynı şekilde sütle ıslatarak üst üste dizin. En son kalan sütü tüm tepsinin üzerine gezdirin. Dinlendirme: Oda sıcaklığına gelene kadar bekleyin, ardından buzdolabında en az 2-3 saat dinlenmeye bırakın. Altın Değerinde İpucu: Cevizi ara kata koyduğunuzda bekledikçe sütün rengini karartabilir. Eğer güllacınızın bembeyaz kalmasını istiyorsanız, cevizi servis esnasında üzerine de ekleyebilirsiniz.

Beslenme akciğer sağlığında anahtar rol oynuyor Haber

Beslenme akciğer sağlığında anahtar rol oynuyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, insan vücudunun yiyecekleri yakıt olarak kullandığını ifade ederek akciğer sağlığı için taze sebze ve meyve yemenin önemli olduğunu söyledi. İnsan vücudunun yiyecekleri yakıt olarak kullandığını ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, "Gıdaların vücutta yakıta dönüştürülmesi sürecine metabolizma denir. Oksijenle beraber işlenen gıdaların doğru metabolize olması için sağlıklı solunum sistemine ihtiyacı vardır. Sağlıklı ve çeşitli seçilen besinler ile oluşturulan dengeli bir beslenme planı sağlıklı nefes almayı ve akciğer sağlığını korumayı destekler. Karbonhidratlar metabolize olurken daha çok, yağlar ise daha az karbondioksit üretirler. Bu sebeple solunum sıkıntısı yaşayan kişilerin daha düşük karbonhidratlı ve daha yüksek yağlı diyet uygulamaları daha rahat nefes almalarını sağlar. Akciğer sağlığını korumak için, taze meyve sebze tüketimi, antioksidanlardan zengin vitamin-mineral alımı, yeterince sıvı tüketimi ile ideal kilonun korunması önemlidir" diye konuştu. Medicana Bursa Hastanesi Diyetisyen Hande Güngör, akciğer sağlığı için 10 besin grubunu şöyle sıraladı; "Lif bakımından zengin olan arpa, yulaf ve mercimek gibi gıdalar, B vitamini, magnezyum, selenyum ihtiva eder. Bu gıdalar akciğer sağlığını destekler. Taze sebzeler, yüksek lif ve flavanoid içeriği sayesinde akciğer fonksiyonunu iyileştiren pancar, biber, kabak, domates, kırmızı lahana, pazı gibi besinlerin aynı zamanda KOAH ve akciğer kanseri riskini azalttığı tespit edilmiştir. Taze meyveler, özellikle elma, yaban mersini gibi yüksek antosiyanin ile akciğerlerin oksidatif hasardan korunmasına katkı sağlar. Fonksiyonel gıdalar, yüksek antioksidan, antiinflamatuar içerikleri ile zerdeçal, yeşil çay, kahve ve kakao gibi gıdalar damar sağlığına katkıda bulunarak akciğer fonksiyonları üzerinde olumlu etki gösterir. Omega-3 kaynağı besinler, hamsi, sardalya, deniz somonu gibi besinlerin kaynakları olan omega-3 ün yeterli alımı, hava yolu damar geçirgenliğini arttırarak akciğer sağlığını korur. Kuruyemişler, özellikle selenyumun en zengin kaynaklarından olan brezilya cevizi, yüksek antioksidan içeriğiyle solunum ve vücut direnci fonksiyonlarını iyileştirici etki gösterdiği bilinmektedir. Yoğurt, kalsiyum, fosfor ve selenyum açısından zengin olması sebebiyle KOAH riskini azalttığı tespit edilmiştir. Zeytinyağı, yüksek polifenol içeriği ile akciğer fonksiyonlarının bozulmasıyla seyreden solunum hastalıklarına karşı koruyucu olduğu ifade edilmiştir. Antioksidan yönünden zengin vitaminler ve mineraller, yüksek antioksidan etki gösteren C ve E vitaminin yeterli alımı akciğer fonksiyonunu destekler. Su, akciğer fonksiyonlarının sürdürülmesi için önemli bileşenlerden olan mukus yapısının korunması için yeterli miktarda su gerekir. Kilo başına 30-33 miligram su tüketimi kişinin günlük sıvı ihtiyacını karşılamasını sağlar. İdeal kiloyu koruyarak dengeli ve yeterli bir beslenme planı uygulayan kişilerin hastalık riski azalır, enfeksiyonlara karşı direnci artar, vücut direnci sistemi güçlenir."

BUMİAD’dan üyelerine sağlık semineri Haber

BUMİAD’dan üyelerine sağlık semineri

BUMİAD Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğin açılışında konuşan BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, BUMİAD üyelerinin mesleki gelişimleri kadar sağlıklarına da önem verdiklerini söyledi. Son yıllarda sağlıklı yaşam için bütüncül tıp yöntemlerinin daha bir önem kazandığını belirten Gümüş, “Biz de bu tespitten hareketle, koruyucu ve bütüncül tıp dalının uzman isimlerinden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Sayın Elvan Kanat’ı derneğimize davet ettik. Davetimize icabet ettikleri için BUMİAD yönetimi adına kendilerine teşekkür ediyorum. Hocamızın vereceği bilgilerin, sağlık ufkumuza yepyeni açılımlar kazandıracağına inanıyorum” diye konuştu. DAMARDAN KANA DOĞRUDAN ENERJİ BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş’ün açılış konuşmasının ardından sunumda bulunan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elvan Kanat, intravenöz tedavi olarak da bilinen IV Terapi yönteminin, besinlerin ve hidrasyonun damardan kan dolaşımına verilmesi esasına dayandığını vurguladı. IV Terapi yönteminin tedavi amaçlarından söz eden Dr. Kanat şu ifadelerde bulundu: “IV Terapi, vitaminleri, mineralleri, antioksidan ve aminoasitleri vücuda vermenin en hızlı yoludur. Çünkü sindirim sistemini atlar ve doğrudan organlara gider. Bu da yüzde 90 ya da yüzde 100’lük emilim oranı sağlar. Günümüz yaşam şartlarına paralel olarak artan depresyon ve stres nedeniyle enerji seviyeleri düşen kişiler, enerji seviyelerini yükseltmeye ve bağışıklık sistemini uyarmaya yardımcı olan önleyici ve tedavi edici IV terapilerini daha çok talep etmektedirler. IV Terapi günümüzde stresli şehirli profesyoneller, sporcular ve ünlüler arasında popüler bir sağlık modası olarak gösterilse de sanılanın aksine uygulama yüzyıllardır varlığını sürdürmektedir. IV tedavisi; stres azaltma, rahatlama, atletik performansı artırma, bağışıklık desteği, soğuk algınlığı, enflamasyon, sindirim sorunları ve bitkinlik gibi sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır.” Herhangi bir sağlık sorunu yaşamayanların bile IV Terapi yöntemleri ile enerji seviyelerini yükseltebileceklerini ifade eden Dr. Kanat, söz konusu tedavi yönteminin vücut direncini artırdığını da sözlerine ekledi. BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, sunumun ardından, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elvan Kanat’a teşekkür plaketi takdim etti.

Sofradaki sessiz katil: Sağlık deposu mu, pestisit bombası mı? Haber

Sofradaki sessiz katil: Sağlık deposu mu, pestisit bombası mı?

Sağlık deposu olarak bilinen ıspanak, biber ve çilek gibi sebze ve meyvelerin, maruz kaldıkları pestisitler nedeniyle ciddi sağlık riskleri barındırdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, pestisitlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu riskleri azaltmak için alınabilecek önlemleri paylaştı. Sağlıklı beslenme denince akla ilk olarak antioksidan, lif, vitaminler ve fitokimyasallar açısından zengin meyve ve sebzeler gelirken, bu besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğine vurgu yapan Medicana International Ankara Hastanesi Feel Well Beslenme ve Yaşam Tasarımı Bölümü'nden Diyetisyen Sena Nur Doğan, bu risklerin başında gelen pestisit tehlikesine dikkat çekti. Doğan, uluslararası hazırlanan raporlarda Türkiye'de tespit edilen kirli besinlerin başında ıspanak, lahana, elma, patates, biber, üzüm, şeftali, armut, çilek, kiraz ve yaban mersini olduğunu belirtti. "DOĞAL YA DA KÖY ÜRÜNÜ OLARAK TANIMLANAN HER BESİN ORGANİK DEĞİLDİR" Ispanak, biber ve çilek gibi besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğini belirten Doğan, "Kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok kronik hastalığa karşı koruyucu kabul edilen bu besinlerin, son yıllarda yapılan analizlerde üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle sağlığımızı tehdit eden riskler haline geldiği kanıtlanmış durumda. Bunun önemli bir sebebi bu sebze ve meyvelerin özellikle yapraklı, pürüzlü, gözenekli ya da kabuğu ince olması gibi yapısal özellikleri. Bazı örneklerde tek bir gıdada 20'den fazla farklı pestisit türü tespit edilmiştir. Tüm bu veriler, meyve ve sebzelerden uzak durulması gerektiği anlamına gelmez. Pestisit maruziyetini azaltmak için ürünleri akan su altında iyice yıkamak, kabuğu soyulabilen gıdalarda kabukları ayırmak, dış yaprakları temizlemek ve mümkünse bu listedeki ürünlerin organik alternatiflerini tercih etmek önemlidir. Organik besinler üretim sürecinde sentetik pestisitler, kimyasal gübreler ve hormonlar kullanılmadan, belirli kurallar ve denetimler altında yetiştirilen gıdaları ifade eder. Doğal ya da köy ürünü olarak tanımlanan her besin organik değildir, ürün ambalajlarında organik sertifikası yer alan ürünleri tercih edilebilir" ifadelerini kullandı.

BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm Haber

BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm

Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, aft tedavisine yeni bir alternatif getiriyor. İnsan ağzı hücrelerinden elde edilen hidrojel yeni malzeme tasarımı sayesinde ağızdaki aftlar, lokal uygulama ile tedavi edilecek. Malzemenin diğer yöntemlere göre çok daha etkili olması ve hemen sonuç vermesi hedefleniyor. BTÜ’nün, "Ağız Ülserlerinin Tedavisine Yönelik, Biyouyumlu Polimer Tabanlı, Hücre Kültüründen Elde Edilen Hücresizleştirilmiş Ekstraselüler Matriks ve Antioksidan Destekli Hidrojel Yama Geliştirilmesi" başlıklı projesi, TUBİTAK 1002-A kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Çalışmanın yürütücülüğünü, YÖK Doktora Sonrası Araştırmacı İstihdamı (DOSAİ) programı kapsamında BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü’nde görev yapan Dr. Halime Serinçay üstleniyor. Projede, Biyomühendislik Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Gökçe Taner, Dr. Öğretim Üyesi Münevver Müge Çağal ve Araştırma Görevlisi Kübra Bezir araştırmacı, yüksek lisans öğrencisi Hilal Akar ise bursiyer olarak yer alıyor. YENİ MALZEME KISA VE ETKİLİ TEDAVİ SAĞLAYACAK Toplumun yaklaşık yüzde 20’sinde görülen ağız aftlarının tedavisine yönelik çalışma ile ağız ülserlerinin (aft) lokal tedavisinde kullanılmak üzere insan vücuduyla uyumlu, yapışkan, antioksidan, mikropları öldüren ve yenileyici özelliklere sahip hidrojel temelli bir yama sistemi geliştirilmesi hedefleniyor. Aftların tekrarladığını ve kişinin yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle kısa sürede tedavisinin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Halime Serinçay, çalışma kapsamında aftların kısa ve etkili bir şekilde tedavi edilmesini sağlayacak malzemeyi üreteceklerini söyledi. Malzeme insan ağzı hücrelerinden elde edilecek Yürütücü Serinçay, insanın ağız hücrelerinden elde edilen hücresizleştirilmiş dokularla elde edilecek olan biyofonksiyonel hidrojelin doğal doku ortamını taklit ederek iyileşmeyi destekleyeceğini dile getirdi. Dr. Halime Serinçay, "Ayrıca son yıllarda etkileri ile dikkat çeken, yüksek antioksidan kapasitesiyle bilinen aronya meyvesi ekstraktı, lezyon bölgesinde oksidatif stresi azaltmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla formülasyona dâhil edilecektir" dedi. PİYASADAKİ ÜRÜNLERİN ETKİSİ DÜŞÜK Dr. Halime Serinçay, aft tedavisinde yaygın olarak kullanılan sprey, gargara, solüsyon ve jel formlarının ağız içi uygulamalarda çeşitli dezavantajları olduğunu belirtti. Serinçay, "Ağız boşluğunun sürekli nemli ve hareketli yapısı nedeniyle sıvı formlar lezyon bölgesinde uzun süre tutunamamakta, bu da etkin maddenin etkisini azaltmaktadır. Jel formlar ise daha iyi tutunma sağlasa da, tükürükle seyrelerek genellikle 2-3 saat içinde ortamdan uzaklaşmaktadır. Bu nedenle, yapışma kapasitesi yeterli, kaygan yüzeye karşı dayanıklı ve etkili bir formülasyon geliştirilmesinin önemli bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir" diye konuştu. Rektör Çağlar’dan tebrik BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, projenin BTÜ’nün bilimsel üretkenliğini yansıttığını belirterek, "Üniversitemiz bünyesinde gerçekleştirilen bu nitelikli çalışma, hem sağlık alanında önemli bir ihtiyaca çözüm sunmayı hem de yerli ve yenilikçi ürün geliştirmeyi hedefliyor. Araştırmacılarımızı bu başarılarından dolayı tebrik ediyor, bu tür projelerin destekçisi olmaya devam edeceğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. BTÜ olarak toplumun yaşam kalitesini artıracak çalışmalara öncülük etmekten gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı.

Vitamin deposu meyvede hasat başladı Haber

Vitamin deposu meyvede hasat başladı

Bursa'nın dağ ilçelerinden Keles ve Orhaneli'de yaban mersininde hasat başladı. Orhaneli, Keles, Büyükorhan ve Harmancık ilçelerinde yaklaşık 750 dönüm tarlada yaban mersini yetiştiriliyor. Bu yıl bölgede 200-250 ton arasında yaban mersini rekoltesi bekleniyor. Meyvenin kilogram fiyatı ise 300 liradan alıcı buluyor. Üretilen yaban mersinleri iç piyasa haricinde Hong Kong, Filipinler, Singapur, Katar gibi farklı ülkelere de ihraç ediliyor. BİRÇOK VİTAMİNİ İÇİNDE BARINDIRIYOR Türkiye'de son yıllarda yaygınlaşan ve içinde demir, fosfor, kalsiyum, magnezyum, manganez, çinko gibi birçok vitamin ve minareli içeren bu meyve insan sağlığı için de önemli rol oynuyor. Uzmanlar bu meyvenin, kan şekeri seviyesini dengelemesinden kalp hastalıkları riskinin azaltılması, gözlere iyi gelmesinden bağışıklığın güçlenmesine kadar birçok faydası olduğunu dile getiriyor. Meyve dondurulmuş, taze ve kuru olarak tüketilebilirken, reçelinin de yapıldığı biliniyor. İHRACATI DA YAPILIYOR Orhaneli'de 10 yıldır 5 dönüm arazisinde yaban mersini üreticisi Kağan Altınok, “Yaban mersini ekmeye 5 sene önce başladım. Fideleri 2 yaşında aldım. Fide çeşitliliği bol olduğu ve ticari amaçlı düşündüğüm için yaban mersini tercih ettim. Aromatik tadı yüksek ve verimi iyi olan bu meyvenin 60 çeşidi var. Çiftçimiz 6 cinsini yetiştiriyor. Rakımdan dolayı biz burada Toro, Duke, Bluecrop ve chandler cinslerine ağırlık verdik. Ürünlerimizin hasadı yaz aylarında yapılıyor. Güneşi gören, mor olan yaban mersinlerini kooperatifimizde değerlendiriyoruz. Koparıldığı zaman üzerindeki ‘flulukları' sakın yıkamayın. Yaban mersini göz, tansiyon ve şeker gibi birçok hastalığa iyi geliyor. Kooperatifimiz olarak bunları yurtiçinde değerlendiriyoruz. İlk etapta Türk firmalarına verip daha sonra yurtdışı firmaları ile bağlantı kuruyoruz. Geçen sene Hong Kong ve Filipinlere ihracat yaptık. Yaban mersininin en önemli özelliği aromatik tadı ve lezzetidir. Dağlık bölge olduğu için kışın soğuya dayanması ve yaz sıcaklarında morarmasından dolayı lezzeti ve tat bakımından dünyadan bir numara” diye konuştu. “KİLOGRAM FİYATI 300 LİRA” 2018 yılından beri Keles'te üretim yapan Serdar Burcan, “Bu işe 2018 yılında devlet desteği ile başladım. İlk başta bir dönüme 325 tane fide diktim. Daha sonra ilerletip 800 tane daha aldım. 2021 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin getirdiği fidanlarla daha fazla diktim. Bu işi elimden geldiğince ilerletmeye çalışıyorum. Şu anda su sorunundan dolayı üretimde sıkıntı çekiyoruz. Pazar payı pek bilinmediği için satışlarda zorlanıyoruz. Domates ve biber gibi çok sık satılmadığı için alıcı bulmak zor. Yaklaşık bin 800-2 bin civarında fidanım var. Kilosu 300 liradan alıcı buluyor. Yarım kiloluk paketlerle satış yapıyoruz. Yaban mersini her toprağa uygun değil. Tahliller yapıyoruz sonucuna göre dikim yapıyoruz. Uygun değilse yaptığımız emek boşa gidiyor. Köyümüzde benim haricimde 2-3 kişi daha yapıyor. Keles'te toplamda 10 kişi yapıyor. Göz, şeker, kalp hastalıklarına iyi geliyor. Bazı vatandaşlar çok tüketiyor” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.