SON DAKİKA
Hava Durumu

#Baş Ağrısı

Söz Bursa - Baş Ağrısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baş Ağrısı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bahar geldi, Yorgunluğu kapıda: 2 haftadan uzun sürerse dikkat! Haber

Bahar geldi, Yorgunluğu kapıda: 2 haftadan uzun sürerse dikkat!

Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın baharın gelişine ayak uyduramamasından kaynaklananbaharyorgunluğu, ortalama iki-üç hafta süren halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik haliyle kendini gösteriyor. Uzmanlar, bahar yorgunluğunun birçok kişinin sosyal ve iş hayatını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, halsizlik, yorgunluk gibi durumların 2 haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulması gerektiğini söyledi. Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, bahar yorgunluğunun belirtilerini şöyle anlattı; "Boyun, sırt, omuz ve yaygın eklem ağrıları, mide bağırsak sisteminde değişikliğe bağlı olarak mide ağrıları, şişlik, gaz, kabızlık ve ishal, iştah değişiklikleri, nöropsikiyatrik değişikliklere bağlı olarak sinirlilik, baş ağrısı, sıkıntı, uyku düzensizlikleri, cilt, kalp, tansiyon ve şeker hastalıklarında artış görülür. Bahar aylarında havadaki ısı, ışık, nem ve havadaki iyon değişikliklerine bağlı olarak insan metabolizmasında da değişiklikler olur. Hormonal değişikliklere bağlı olarak mide şikâyetlerinde artış veya mide hastalıklarının nüksü, tansiyon ve şeker regülasyonunda bozulma görülebilir. Yine bahar aylarındaki hareket ve beslenme alışkanlığındaki değişiklik de bahar yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olabilir." Bahar yorgunluğundan korunabilirsiniz Uzm. Dr. Serdal Baysal, açık havada yürüyüş yaparak, günlük duş alarak, bol sıvı tüketerek, az ve sık aralıklarla beslenerek, vitamin ve mineral içeriği zengin içecek ve yiyecekler tüketerek, hobilerle uğraşarak, müzik dinleyerel, sigara, alkol ve kafein içeren gıda tüketimini azaltarak, bahar yorgunluğundan korunmanın mümkün olduğunu kaydetti. Vücudunuzu susuz bırakmayın Uzm. Dr. Serdal Baysal, şöyle devam etti; "Vücudun susuz kalması; susuzluğun düzeyi ile ait olmakla birlikte yorgunluktan komaya kadar değişen ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Düzenli egzersiz olarak sabah veya akşam yürüyüşleri, bisiklet kullanma, jimnastik yapılabilir. Bahar aylarında vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı arttığı için bol sebze ve meyve tüketilmeli. Sıcak havalarda artan su ihtiyacı nedeniyle günlük 2-3 litre sıvı alınmalı, alkollü ve kafeinli içecekler mümkün olduğunca az tüketilmeli, karbonhidratlı gıdalar yorgunluk ve dikkatsizliğe neden olduğu için az tüketilmeli. Ağır yemekler yerine sebzeli ve zeytinyağlı gıdalar tercih edilmeli, kavurma ve ızgara etler yerine de haşlama etler tüketilmelidir. Yorgunluk, bir hastalık değil bir şikâyettir. Birçok hastalıkta yorgunluk ilk bulgu olabilir, bu nedenle uzun süren yorgunluklarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalı."

Nöroloji dünyasının gözü Bursa’da! İşte 21. Uludağ nöroloji günleri’nin detayları Haber

Nöroloji dünyasının gözü Bursa’da! İşte 21. Uludağ nöroloji günleri’nin detayları

Bursa’da geleneksel hale gelen bilimsel buluşmalardan biri olan 21. Uludağ Nöroloji Günleri, 5–8 Mart 2026 tarihleri arasında Karinna Hotel’de gerçekleştirilecek. Etkinlik, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı tarafından düzenleniyor. Türkiye’nin farklı illerinden 160 nöroloji uzmanını bir araya getirecek sempozyumda; Uyku Bozuklukları, Nöromüsküler ve Demiyelinizan Hastalıklar, Hiperkinetik Hareket Bozuklukları ile Baş Ağrısı ve Epilepsi başlıkları ele alınacak. Nörolojinin güncel ve klinik pratiğe doğrudan yansıyan alanlarında bilgi paylaşımı yapılacak toplantı, bilimsel programının zenginliğiyle dikkat çekiyor. “Bilimsel gelişmeleri birlikte değerlendireceğiz” Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Necdet Karlı, Uludağ Nöroloji Günleri’nin yıllar içinde güçlü bir akademik platforma dönüştüğünü belirterek şunları söyledi: “Geleneksel hale gelen ve her yıl önemli sayıda katılımcı ile gerçekleştirdiğimiz Bursa Uludağ Nöroloji Günleri’nde, bu yıl da nörolojinin çeşitli dallarındaki gelişmeleri birlikte değerlendirmek için ülkemizin farklı tıp fakültelerinden çok değerli bilim insanları ile bir arada olacağız. Amacımız hem güncel bilgileri paylaşmak hem de meslektaşlarımız arasında bilimsel etkileşimi güçlendirmek.” Bilimsel program kapsamında 7 panel, 2 kurs ve 1 pratik uygulama oturumu düzenlenecek. Ayrıca 3 uydu sempozyum, bir sözel bildiri oturumu, 24 poster bildiri ve 23 sözel bildiri sunumu ile nörolojinin farklı alanlarında yürütülen çalışmalar tartışmaya açılacak. Programın organizasyonunu yapan Burkon Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Eker de, “Uzun süredir organizasyonunu gerçekleştirdiğimiz Uludağ Nöroloji Günleri’nin bu yıl da bilime, nöroloji camiasına ve şehir ekonomisine katkı sağlayacağına eminiz” şeklinde konuştu. Uludağ’ın kış atmosferinde gerçekleştirilecek olan 21. Uludağ Nöroloji Günleri hem bilimsel içeriği hem de akademik paylaşım ortamıyla nöroloji camiasını bir kez daha Bursa’da buluşturacak.

BURTOM sağlık grubu uzmanından Ramazan uyarısı: “Sahuru atlamayın, iftarı hafif başlatın” Haber

BURTOM sağlık grubu uzmanından Ramazan uyarısı: “Sahuru atlamayın, iftarı hafif başlatın”

BURTOM Sağlık Grubu bünyesinde hizmet veren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, Ramazan ayının yalnızca ruhsal değil aynı zamanda metabolik bir adaptasyon süreci olduğuna dikkat çekti. Uzun süreli açlık sonrası bilinçsiz beslenmenin kan şekeri dalgalanmalarından sindirim problemlerine kadar pek çok soruna yol açabileceğini belirten Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı bir Ramazan için öğün planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. “Ramazan ayı sadece ruhsal değil, metabolik olarak da bir adaptasyon sürecidir. Uzun süreli açlık sonrası doğru planlama yapılmazsa kan şekeri dalgalanmaları, halsizlik, baş ağrısı ve sindirim problemleri görülebilir” diyen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, özellikle sahurun atlanmaması gerektiğini söyledi. “Sahuru atlamak metabolizma hızını düşürür” Ramazan’da öğün düzeninin sahur, iftar ve ara öğün şeklinde planlanabileceğini belirten Uzman Diyetisyen Kurtuluş, “Bu şekilde hem açlık süresini azaltmış hem de günlük alınması gereken besin öğelerini tek bir öğüne yüklememiş oluruz. Sahuru atlamak gün içinde kan şekeri düşüşlerine, kas kaybına ve metabolizma hızının yavaşlamasına neden olabilir” ifadelerini kullandı. Sahurda protein ağırlıklı besinlerin tercih edilmesini öneren Uzman Diyetisyen Kurtuluş, “Yumurta, peynir, yoğurt, kefir gibi protein kaynakları; tam buğday, siyez ekmeği ve yulaf gibi kompleks karbonhidratlar ile zeytin, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağlar tokluk süresini uzatır ve kan şekerini dengede tutar. Çok tuzlu ve baharatlı besinler ise gün içinde susuzluk hissini artırır” dedi. “İftarı hafif başlatın, porsiyon kontrolünü unutmayın” İftar öğününün de en az sahur kadar önemli olduğunu vurgulayan Uzman Diyetisyen Kurtuluş, uzun süren açlık sonrası hızlı ve fazla yemek tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş “Bütün gün aç kaldım psikolojisi aşırı yemeğe neden olabilir. Orucu bir çorba ile açmak ve kısa bir ara verdikten sonra ana yemeğe geçmek en uygun yöntemdir. Yüksek porsiyonlarla mideyi bir anda doldurmak ani tansiyon ve şeker yükselmelerine, hazımsızlığa sebep olabilir” diye konuştu. Pişirme yöntemlerinin de önemine değinen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, ızgara, fırınlama, haşlama ve buğulama tekniklerinin tercih edilmesi gerektiğini, kızartma ve kavurma yöntemlerinin ise gereksiz yağ alımına yol açtığını ifade etti. Su tüketimine dikkat BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, iftar ile sahur arasında en az 1,5–2 litre su tüketilmesi gerektiğini hatırlatan ve özellikle yoğun tempoda çalışan, fiziksel efor harcayan kişilerin sıvı alımına daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirtirken, tatlı tüketiminin de iftardan hemen sonra değil, birkaç saat sonra ara öğün olarak planlanmasını önererek “Şerbetli tatlılar yerine meyve tatlıları veya sütlü tatlıları küçük porsiyonlarda tercih etmek daha sağlıklı olacaktır” dedi. İftar sonrası yürüyüş önerisi Sindirim sistemini desteklemek ve bağırsak hareketlerini artırmak için iftardan 1–2 saat sonra hafif tempolu yürüyüşlerin faydalı olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, Ramazan ayında kilo kontrolü için öğün atlamamak, porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve haftada 2–3 gün hafif egzersiz eklemenin önemli olduğunu vurgularken, direnç egzersizleri yapan kişilerin ise kas kaybını önlemek için yeterli protein alımına dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Diyabet hastaları ve gebeler dikkatli olmalı Diyabet hastalarının oruç tutup tutamayacağının kişisel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, “Diyabet tipi, kullanılan tedavi yöntemi, kan şekeri kontrolü ve eşlik eden hastalıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Uzun süren açlık hipoglisemi riskini artırabileceği için özellikle insülin veya insülin salgılatıcı ilaç kullanan hastalar mutlaka doktor kontrolünde karar vermelidir” dedi. Gebelikte ise annenin ve bebeğin sağlığının öncelikli olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı ve komplikasyonsuz gebeliklerde doktor kontrolünde oruç tutulabileceğini; ancak düşük tehdidi, erken doğum riski, tansiyon problemi, kansızlık, çoğul gebelik ya da gestasyonel diyabet gibi durumlarda orucun önerilmediğini belirtti. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, “Gebelik, artmış enerji ve sıvı ihtiyacı olan özel bir dönemdir. Karar mutlaka kadın doğum uzmanı kontrolünde verilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.

Uzmanı uyardı: "Artan ekran süresi göz kuruluğu ve glokom riskini artırıyor" Haber

Uzmanı uyardı: "Artan ekran süresi göz kuruluğu ve glokom riskini artırıyor"

Türkiye'de telefon, tablet ve bilgisayar kullanımının artmasıyla birlikte göz sağlığını tehdit eden sorunlar da hızla yaygınlaşıyor. Uzun süre ekrana maruz kalan bireylerde göz kuruluğu, bulanık görme, baş ağrısı ve odaklanma problemleri daha sık görülüyor. Medical Park Ordu Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Nükhet Zaim, poliklinik başvurularında ‘basit yorgunluk' olarak değerlendirilen şikayetlerin altında ciddi göz hastalıklarının yatabildiğine dikkat çekti. "Basit yorgunluk sanılıyor, risk gözden kaçıyor" Birçok kişinin gözle ilgili şikayetleri önemsemediğine değinen Opr. Dr. Zaim, "Birçok kişi ‘gözüm yoruldu' diyerek durumu geçiştiriyor. Oysa bazı belirtiler, ilerleyen dönemde kalıcı görme problemlerine zemin hazırlayabiliyor. Erken tanı göz sağlığında hayati öneme sahip" diye konuştu. "Göz kuruluğu sadece rahatsızlık değil" Özellikle kapalı ortamlarda çalışanlar ve yoğun ekran maruziyeti olan kişilerde gözün doğal nem dengesinin bozulabildiğini söyleyen Opr. Dr. Zaim, "Bu durum zamanla gözde yanma, batma ve kızarıklık, ışığa hassasiyet, gün içinde artan bulanık görme ve sık göz kırpma ihtiyacına yol açabilir. Kontakt lens kullanan bireylerde bu şikayetler daha belirgin görülebilir. Göz kuruluğu basit bir konforsuzluk değil, yaşam kalitesini düşüren önemli bir sağlık sorunudur" ifadelerine yer verdi. "Numara değişti sanmayın, sebep farklı olabilir" Görme kalitesindeki düşüşün her zaman gözlük numarasının ilerlemesi anlamına gelmediğini belirten Opr. Dr. Zaim, "Gözlük değişmesine rağmen geçmeyen şikayetlerde detaylı göz muayenesinin ihmal edilmemelidir. Bazı bireylerde çocukluk döneminden kalan göz tembelliği fark edilmeden devam edebilir. Ayrıca katarakt başlangıcı, göz tansiyonu (glokom), retina hastalıkları ya da diyabete bağlı göz etkilenmeleri de görme kalitesini olumsuz etkileyebilir" şeklinde konuştu. "Sessiz ilerliyor, geri dönüş zor: Glokom uyarısı" Bazı göz hastalıklarının belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çeken Opr. Dr. Zaim, glokomun bu hastalıkların başında geldiğini söyledi. Opr. Dr. Zaim, "Glokom sinsi seyredebilir ve görme kaybı başladıktan sonra geri dönüşü oldukça zor olabilir. Özellikle risk grubundaki bireyler şikayetleri olmasa bile düzenli göz muayenelerini aksatmamalıdır" diye konuştu. "Bu belirtileri hafife almayın" Opr. Dr. Nükhet Zaim, toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman önemsenmeyen bazı belirtilerin göz sağlığı açısından kritik olabileceğine dikkat çekerek, "Sık sık bulanık görme, gözde yanma ve kuruluk hissi, ışığa karşı aşırı hassasiyet, baş ağrısıyla birlikte göz çevresinde baskı hissi ile gece araç kullanırken ışıkların dağılması veya halkalar şeklinde görülmesi gibi durumların mutlaka dikkate alınmalıdır" ifadelerine yer verdi. "Ekran kullananlara altın kural: 20-20-20" Günlük yaşamda ekran kullanımını tamamen ortadan kaldırmanın her zaman mümkün olmadığını belirten Opr. Dr. Zaim, "Göz sağlığını korumak için basit ama etkili alışkanlıklar tercih edilmelidir. Bu noktada ‘20-20-20' kuralı uygulanabilir. Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca yaklaşık 20 adım uzaklıktaki bir noktaya bakmak göz kaslarını rahatlatır. Ortam ışığının doğru ayarlanması ve göz kırpma refleksinin azalmasının önüne geçilmesi de göz kuruluğunu azaltmada etkilidir" açıklamasında bulundu. "Görmek hayatın kalitesi, ertelemeyin" Opr. Dr. Nükhet Zaim, göz sağlığında erken tanının önemini vurgulayarak, şunları söyledi: "Birçok göz hastalığında erken tanı, görme kaybını önleyebilir. Göz muayenesini ertelemek yerine doğru zamanda kontrol olmak, ileride çok daha büyük sorunların önüne geçer."

Uzmanı uyardı: "Artan ekran süresi göz kuruluğu ve glokom riskini artırıyor" Haber

Uzmanı uyardı: "Artan ekran süresi göz kuruluğu ve glokom riskini artırıyor"

Türkiye'de telefon, tablet ve bilgisayar kullanımının artmasıyla birlikte göz sağlığını tehdit eden sorunlar da hızla yaygınlaşıyor. Uzun süre ekrana maruz kalan bireylerde göz kuruluğu, bulanık görme, baş ağrısı ve odaklanma problemleri daha sık görülüyor. Medical Park Ordu Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Nükhet Zaim, poliklinik başvurularında ‘basit yorgunluk' olarak değerlendirilen şikayetlerin altında ciddi göz hastalıklarının yatabildiğine dikkat çekti. "Basit yorgunluk sanılıyor, risk gözden kaçıyor" Birçok kişinin gözle ilgili şikayetleri önemsemediğine değinen Opr. Dr. Zaim, "Birçok kişi ‘gözüm yoruldu' diyerek durumu geçiştiriyor. Oysa bazı belirtiler, ilerleyen dönemde kalıcı görme problemlerine zemin hazırlayabiliyor. Erken tanı göz sağlığında hayati öneme sahip" diye konuştu. "Göz kuruluğu sadece rahatsızlık değil" Özellikle kapalı ortamlarda çalışanlar ve yoğun ekran maruziyeti olan kişilerde gözün doğal nem dengesinin bozulabildiğini söyleyen Opr. Dr. Zaim, "Bu durum zamanla gözde yanma, batma ve kızarıklık, ışığa hassasiyet, gün içinde artan bulanık görme ve sık göz kırpma ihtiyacına yol açabilir. Kontakt lens kullanan bireylerde bu şikayetler daha belirgin görülebilir. Göz kuruluğu basit bir konforsuzluk değil, yaşam kalitesini düşüren önemli bir sağlık sorunudur" ifadelerine yer verdi. "Numara değişti sanmayın, sebep farklı olabilir" Görme kalitesindeki düşüşün her zaman gözlük numarasının ilerlemesi anlamına gelmediğini belirten Opr. Dr. Zaim, "Gözlük değişmesine rağmen geçmeyen şikayetlerde detaylı göz muayenesinin ihmal edilmemelidir. Bazı bireylerde çocukluk döneminden kalan göz tembelliği fark edilmeden devam edebilir. Ayrıca katarakt başlangıcı, göz tansiyonu (glokom), retina hastalıkları ya da diyabete bağlı göz etkilenmeleri de görme kalitesini olumsuz etkileyebilir" şeklinde konuştu. "Sessiz ilerliyor, geri dönüş zor: Glokom uyarısı" Bazı göz hastalıklarının belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çeken Opr. Dr. Zaim, glokomun bu hastalıkların başında geldiğini söyledi. Opr. Dr. Zaim, "Glokom sinsi seyredebilir ve görme kaybı başladıktan sonra geri dönüşü oldukça zor olabilir. Özellikle risk grubundaki bireyler şikayetleri olmasa bile düzenli göz muayenelerini aksatmamalıdır" diye konuştu. "Bu belirtileri hafife almayın" Opr. Dr. Nükhet Zaim, toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman önemsenmeyen bazı belirtilerin göz sağlığı açısından kritik olabileceğine dikkat çekerek, "Sık sık bulanık görme, gözde yanma ve kuruluk hissi, ışığa karşı aşırı hassasiyet, baş ağrısıyla birlikte göz çevresinde baskı hissi ile gece araç kullanırken ışıkların dağılması veya halkalar şeklinde görülmesi gibi durumların mutlaka dikkate alınmalıdır" ifadelerine yer verdi. "Ekran kullananlara altın kural: 20-20-20" Günlük yaşamda ekran kullanımını tamamen ortadan kaldırmanın her zaman mümkün olmadığını belirten Opr. Dr. Zaim, "Göz sağlığını korumak için basit ama etkili alışkanlıklar tercih edilmelidir. Bu noktada ‘20-20-20' kuralı uygulanabilir. Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca yaklaşık 20 adım uzaklıktaki bir noktaya bakmak göz kaslarını rahatlatır. Ortam ışığının doğru ayarlanması ve göz kırpma refleksinin azalmasının önüne geçilmesi de göz kuruluğunu azaltmada etkilidir" açıklamasında bulundu. "Görmek hayatın kalitesi, ertelemeyin" Opr. Dr. Nükhet Zaim, göz sağlığında erken tanının önemini vurgulayarak, şunları söyledi: "Birçok göz hastalığında erken tanı, görme kaybını önleyebilir. Göz muayenesini ertelemek yerine doğru zamanda kontrol olmak, ileride çok daha büyük sorunların önüne geçer."

Cepteki tehlike: Çocuklarda daha riskli Haber

Cepteki tehlike: Çocuklarda daha riskli

Cep telefonları hayatımızı kolaylaştırsa da olumsuz yönleriyle de dikkat çekiyor. Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Yaşar Alpaslan, yoğun cep telefonu kullanımının kanser oluşumunu tetiklediğini ifade etti. Teknolojik gelişmelerin bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken, diğer taraftan da insan sağlını ciddi oranda tehdit ettiğini belirten Medicana Sivas Hastanesi Nöroloji Uzmanı Yaşar Alpaslan, “Etrafımız birçok elektromanyetik dalga ile sarılmış durumdadır. Hemen hemen günün her saatinde radyo ve televizyon dalgaları, wireless dalgaları, en önemlisi de cep telefonu frekans dalgalarının sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerine maruz kalıyoruz. Yoğun cep telefonu kullanımının en azından beyin yorgunluğuna sebebiyet verdiği neredeyse kesin gibidir. Ayrıca baş ağrıları, uyku düzensizliği, hafıza zayıflaması, yoğun stres ve yorgunluk, konsantrasyon ve dikkat dağınıklığı gibi durumlara yol açabilmektedir” dedi. YOĞUN CEP TELEFONU KULLANAN KİŞİLER RİSK ALTINDA Son 10-20 yıl içerinde gerek Alzheimer ve parkinson gibi organik beyin hastalıkları, gerekse depresyon, panik atak ve takıntı hastalığı gibi psikolojik hastalıkların artış gösterdiğini söyleyen Dr. Alpaslan, “Cep telefonları ile beyin tümörleri arasında somut bir bağlantı kurulamamış olsa da, en azından glioma veya menengioma gibi beyin tümörlerinin gelişme ihtimalini arttırdığı yaygın bir kanaat durumundadır. ABD'nin finans merkezi olan Wall Street'de saatlerce cep telefonlarıyla konuşan borsacılarda beyin tümörlerinin normale göre çok daha fazla görüldüğü bildirilmektedir. Washington Üniversitesi biyomühendislerinden Henry Lai, cep telefonu sinyallerinin DNA sarmalındaki fizyolojik yapıyı bozduğunu ve kopmalara neden olduğunu ifade etmektedir. Uluslararası Kanser Araştırmaları Enstitüsünün 2008'de yayınladığı raporda 10 yıl ya da daha üzeri cep telefonu kullanan kişilerde yüzde 40 daha fazla beyin tümörü tespit edildiği bildirilmektedir. 2009'da İsveç'te yapılan başka bir araştırmada ise beyin kanser oluşumunu 5 kat arttırdığı iddia edilmektedir” dedi. “CİHAZLARI KULLANMAYA MECBUR OLSAK DAHİ ÖNLEMLERİ ALMALIYIZ” Cep telefonlarını ve diğer elektronik cihazların mümkün olduğunca yatak odasında bulundurulmaması gerektiğini söyleyen Alpaslan, “Cep telefonlarını direkt kulağa götürerek değil, kulaklıkla, eğer bu mümkün olmazsa hoparlör açılarak uzaktan görüşme yapmalıyız. Cep telefonları, özellikle ilk arama yaparken en yoğun radyasyon yaydığı için birini aradığınızda iletişim sağlanmadan telefonu kulağa götürmemeliyiz. Cep telefonlarını cepte değil, çantada taşıyıp mümkün olduğunca vücuttan uzakta tutmalıyız. Cep telefonunuz açıkken kullanmıyor olsanız bile radyasyon yaymaya devam eder. Görüşmelerimiz günde yarım saati aşmamalı, mümkünse kablolu telefonları tercih etmeliyiz. Sinema, tiyatro veya konferans gibi topluluklarda tamamen kapatınız. Çünkü sessize alsanız bile mekândaki çok sayıda cep telefonunun sinyal alışverişi nedeniyle risk oluşturacaktır” dedi. “ÇOCUKLARIN ZARAR GÖRME İHTİMALİ ÇOK DAHA YÜKSEK” Cep telefonlarının mümkün olduğunca çocuklardan uzak tutulması gerektiğinin altını çizen Dr. Alpaslan, “Çocukların beyin gelişimleri henüz tam olmadığı için cep telefonlarından zarar görme ihtimali daha yüksektir. Yoğun cep telefonu kullanımı baş ağrıları, uyku düzensizliği gibi durumları tetikleyebilmektedir. Sonuç itibarıyla teknolojiyi kullanmalı fakat esiri olmamalıyız. Beyin sağlığımız için mümkün olduğunca elektronik ortamlardan uzak durmalı, wireless yerine kablolu internet ve ev telefonları kullanmalıyız. Cep telefonlarını sohbet ve oyun aracı olarak değil, iletişim amaçlı kısa süreler için kullanmalıyız” dedi.

Uzun süre geçmeyen baş ağrılarına dikkat! Haber

Uzun süre geçmeyen baş ağrılarına dikkat!

Beynin içinde veya çevresinde gelişen anormal hücre büyümeleri 'beyin tümörleri' olarak adlandırılır. Beyin tümörleri yenidoğandan ileri yaşlara kadar tüm yaş gruplarında görülebiliyor. Yapılan araştırmalarda bu tümörlerin toplumda görülme sıklığı 100 binde 3-5 arasında. “Geçmeyen ve uzun süren baş ağrıları varsa muhakkak bir hekime başvurulı” Büyük Anadolu Hastaneleri Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Ahmet Karkucak, beyin tümörleri hakkında bilgilendirerek uyarılarda bulundu. Beyin tümörlerinin en sık belirtilerinin, baş ağrısı, bulantı kusma, kol ve bacakta güçsüzlük şeklinde görülebildiğini ifade eden Opr. Dr. Karkucak, “Geçmeyen ve uzun süren baş ağrıları varsa muhakkak bir hekime başvurulması gerekir. Beraberinde ilerleyen evrelerde şuurda bulanıklık, kişilik değişiklikleri, kol ve bakacakta güçsüzlükle beraber tek başına hareket edememe tablosu olabilir” diye konuştu. “Erken teşhis hayati önem taşır” Erken teşhisin hayati önem taşıdığına değinen Opr. Dr. Karkucak, “Yine konuşma bozukluğu, duymada problem yaşanabilir. Beyin tümörlerinde görüntüleme yapıldıktan sonra altın standart ilaçlı, kontrastlı beyin emarı (MR) görüntüleme yapıldıktan sonra cerrahi karar verilirse cerrahi uygulama yapılır. Cerrahi tedaviden sonraki süreçte kişinin eğer güç kaybı, defisiti yoksa her hangi bir fizik tedavi ihtiyacı olmayabilir. Devamında çıkan patolojik sonuca göre ek bir tedavi olarak radyoterapi, kemoterapi ihtiyacı olabilir. Yeni tıbbi teknolojiler sayesinde tanı ve tedavide önemli gelişmeler sağlanmıştır. Unutmayalım ki erken teşhis hayati önem taşır” ifadelerine yer verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.