SON DAKİKA
Hava Durumu

#Beslenme

Söz Bursa - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Her 8 kadından biri risk altında! Uzman isimden uyarı Haber

Her 8 kadından biri risk altında! Uzman isimden uyarı

Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserine karşı Zimaş fabrikasında farkındalık semineri düzenlendi. Erken teşhisin önemini ve modern tedavi yöntemlerini paylaşan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, kendi kendine muayene ve düzenli taramanın iyileşme şansını yükselteceğini vurguladı. Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, Zimaş fabrikasında çalışan kadınlara yönelik düzenlenen seminerde meme kanseri, erken teşhisin önemi ve güncel tedavi yöntemleri hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumuna meme kanserinin küresel boyuttaki etkilerine değinerek başlayan Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, bu hastalığın kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu ve her 8 kadından birinin hayatının bir döneminde bu riskle karşılaştığını belirtti. Dünya genelinde her yıl 2,3 milyon yeni vaka teşhis edildiğini ve 760 bin can kaybı yaşandığını vurgulayan Fakıoğlu, erken teşhisin iyileşme şansı için kritik bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, seminerde meme kanserini tetikleyen temel risk faktörlerini şu başlıklar altında sıraladı : Yaş ve Cinsiyet: Meme kanseri riski yaşla birlikte artış gösterir, özellikle 50 yaş üstü kadınlar daha yüksek risk altındadır.Genetik Faktörler: BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonu taşıyan bireylerde hayat boyu kanser riski %40-80 arasındadır. Hormonal Faktörler: Erken adet görme, geç menopoz, geç hamilelik ve uzun süreli hormon tedavileri riski artıran unsurlar arasındadır. Yaşam Tarzı: Obezite, yağlı beslenme, hareketsiz yaşam, alkol ve sigara kullanımı Sağlıklı Yaşam Tarzı: Beslenme ve Egzersiz Hastalık riskini azaltmada yaşam alışkanlıklarının gücüne değinen Op. Dr. Fakıoğlu, şu önerilerde bulundu: “Beslenme : Meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar ve yağsız proteinler içeren dengeli bir diyet riski azaltabilir. Egzersiz: Düzenli fiziksel aktivite, genel sağlığı desteklerken kanser riskini önemli ölçüde düşürür. Genel Alışkanlıklar: Sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, stres yönetimi ve uyku düzeni hayati önem taşır.” Op. Dr. Fakıoğlu, erken teşhisin sadece sağkalım oranlarını artırmakla kalmayıp, aynı zamanda daha az agresif ve daha etkili tedavi yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanıdığını belirterek, kadınların aylık kendi kendine meme muayenesi yapmalarının ve düzenli mamografi taramalarına katılmalarının önemine değindi. Yeni Gelişmeler ve Umut Veren Tedaviler Tıptaki son gelişmelere de değinen Op. Dr. Fakıoğlu, kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan yeni ilaçların tedavi seçeneklerini artırdığını söyledi. Kişiselleştirilmiş tıp sayesinde hastanın genetik profili ve biyobelirteçleri kullanılarak kişiye özel tedavi planlarının geliştirildiğini, bunun da tedavi başarısını ve hastaların yaşam kalitesini yükselttiğini ifade etti. Tedavi sürecinin sadece fiziksel değil, duygusal bir yolculuk olduğunu belirten Op. Dr. Fakıoğlu, psikolojik desteğin önemini şu sözlerle aktardı: “Duygusal iyilik hali, sürecin en önemli parçasıdır. Sevdikleriniz tarafından gösterilen aile ve arkadaş desteği iyileşmeye büyük katkı sağlar. Gerektiğinde psikolog veya sosyal hizmet uzmanlarından profesyonel yardım almak, hastalığın etkilerini azaltırken umut ve pozitif bakış açısını güçlendirir.”

Bayram sofrasında "Şok" Riski! sakın birden yüklenmeyin Haber

Bayram sofrasında "Şok" Riski! sakın birden yüklenmeyin

Ramazan ayı boyunca süren uzun süreli açlık ve kısıtlı öğün düzeninin ardından, vücudun normal beslenme ritmine güvenli bir şekilde dönebilmesi için dikkatli olunması gerekiyor. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, bayramla birlikte porsiyonların aniden artmasının ve kontrolsüz tatlı tüketiminin sindirim sistemi sorunlarından kan şekeri dalgalanmalarına kadar birçok riski beraberinde getireceğini vurguladı. METABOLİZMANIN YENİ DÜZENİ: ACELE ETMEYİN Bayramların, insanların bir araya geldiği, uzun sohbetlerin ve paylaşılan sofraların eşlik ettiği özel zamanlar olduğunu belirten Uzm. Dyt. Asu Kurtuluş, Ramazan sonrası süreçle ilgili olarak, “Ramazan ayı boyunca bireyler ortalama 12–16 saat süren açlık periyotlarına adapte olur. Ramazan sonrası dönemde ise metabolizmanın yeniden günlük beslenme düzenine uyum sağlayabilmesi için öğünlerin dengeli planlanması, porsiyon kontrolünün sağlanması ve özellikle basit şeker içeriği yüksek tatlıların ölçülü tüketilmesi önemlidir. Kısacası Ramazan sonrası dönemde beslenmede temel yaklaşım; ani ve aşırı tüketimden kaçınarak vücudun normal metabolik ritmine kademeli ve dengeli bir şekilde dönmesini sağlamaktır.” SAĞLIKLI BİR BAYRAM İÇİN ALTIN KURALLAR Uzm. Dyt. Kurtuluş, bayramı hem keyifli hem de zinde geçirmek isteyenler için temel önerilerini sıraladı : “Güne Dengeli Bir Kahvaltı İle Başlayın: Bir ay boyunca sahur ve iftar düzenine alışan metabolizma için bayram sabahı yapılan kahvaltı oldukça önemlidir. Yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve sebze içeren; protein, sağlıklı yağ ve kompleks karbonhidrat bakımından zengin bir kahvaltı, kan şekerini dengeler ve gün içerisindeki aşırı enerji alımını sınırlandırmaya yardımcı olur. Tatlı Tüketimini Dengeleyin: Ramazan sonrası iştah artışı görülebilir ve porsiyonlar farkında olmadan büyüyebilir. Geleneksel baklava ve şerbetli tatlılar yerine, küçük porsiyonları veya sütlü tatlıları tercih etmek daha dengeli bir yaklaşım sağlar. Sindirim Sistemini Destekleyin: Ani ve ağır yemekler şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Öğünlerin yavaş tüketilmesi ve sebze içeriğinin artırılması sindirimi destekleyecektir. Sıvı Tüketimi ve Fiziksel Aktivite: Bayramda artan çay ve kahve tüketimi suyun yerini tutmaz. Gün boyunca yeterli su tüketimi sağlanmalı, yemeklerden sonra yapılan kısa süreli yürüyüşlerle kan şekeri kontrolü ve sindirim kolaylaştırılmalıdır.” “ÖNEMLİ OLAN YASAKLAMAK DEĞİL, PORSİYON KONTROLÜ” Bayramın ruhuna uygun şekilde ikramların tadını çıkarmanın mümkün olduğunu ifade eden BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, “Ramazan Bayramı’nda önemli olan tüm ikramlardan tamamen kaçınmak değil, porsiyon kontrolü ve dengeli seçimlerle bayramın keyfini sağlıklı şekilde çıkarabilmektir. Tüm halkımıza sağlıklı ve mutlu bayramlar dilerim."

Bahar geldi, Yorgunluğu kapıda: 2 haftadan uzun sürerse dikkat! Haber

Bahar geldi, Yorgunluğu kapıda: 2 haftadan uzun sürerse dikkat!

Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın baharın gelişine ayak uyduramamasından kaynaklananbaharyorgunluğu, ortalama iki-üç hafta süren halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik haliyle kendini gösteriyor. Uzmanlar, bahar yorgunluğunun birçok kişinin sosyal ve iş hayatını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, halsizlik, yorgunluk gibi durumların 2 haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulması gerektiğini söyledi. Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, bahar yorgunluğunun belirtilerini şöyle anlattı; "Boyun, sırt, omuz ve yaygın eklem ağrıları, mide bağırsak sisteminde değişikliğe bağlı olarak mide ağrıları, şişlik, gaz, kabızlık ve ishal, iştah değişiklikleri, nöropsikiyatrik değişikliklere bağlı olarak sinirlilik, baş ağrısı, sıkıntı, uyku düzensizlikleri, cilt, kalp, tansiyon ve şeker hastalıklarında artış görülür. Bahar aylarında havadaki ısı, ışık, nem ve havadaki iyon değişikliklerine bağlı olarak insan metabolizmasında da değişiklikler olur. Hormonal değişikliklere bağlı olarak mide şikâyetlerinde artış veya mide hastalıklarının nüksü, tansiyon ve şeker regülasyonunda bozulma görülebilir. Yine bahar aylarındaki hareket ve beslenme alışkanlığındaki değişiklik de bahar yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olabilir." Bahar yorgunluğundan korunabilirsiniz Uzm. Dr. Serdal Baysal, açık havada yürüyüş yaparak, günlük duş alarak, bol sıvı tüketerek, az ve sık aralıklarla beslenerek, vitamin ve mineral içeriği zengin içecek ve yiyecekler tüketerek, hobilerle uğraşarak, müzik dinleyerel, sigara, alkol ve kafein içeren gıda tüketimini azaltarak, bahar yorgunluğundan korunmanın mümkün olduğunu kaydetti. Vücudunuzu susuz bırakmayın Uzm. Dr. Serdal Baysal, şöyle devam etti; "Vücudun susuz kalması; susuzluğun düzeyi ile ait olmakla birlikte yorgunluktan komaya kadar değişen ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Düzenli egzersiz olarak sabah veya akşam yürüyüşleri, bisiklet kullanma, jimnastik yapılabilir. Bahar aylarında vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı arttığı için bol sebze ve meyve tüketilmeli. Sıcak havalarda artan su ihtiyacı nedeniyle günlük 2-3 litre sıvı alınmalı, alkollü ve kafeinli içecekler mümkün olduğunca az tüketilmeli, karbonhidratlı gıdalar yorgunluk ve dikkatsizliğe neden olduğu için az tüketilmeli. Ağır yemekler yerine sebzeli ve zeytinyağlı gıdalar tercih edilmeli, kavurma ve ızgara etler yerine de haşlama etler tüketilmelidir. Yorgunluk, bir hastalık değil bir şikâyettir. Birçok hastalıkta yorgunluk ilk bulgu olabilir, bu nedenle uzun süren yorgunluklarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalı."

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı Haber

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı

Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, her geçen gün artan obezite sorununa ilişkin, "Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır. Bugünün fazla kilolu çocuğu da yarının kronik hastası olacaktır" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Obezitenin yalnızca estetik kaygılarla ilişkilendirilebilecek bir durum olmadığını, metabolizmayı, hormon sistemini ve bağışıklık mekanizmalarını etkileyen çok faktörlü ve kronik bir hastalık olduğunu belirten Sevim, "Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de artan obezite oranları, toplum sağlığını tehdit eden en önemli risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Obezite, kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve bazı kanser türleriyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca son araştırmalar, obez bireylerin enfeksiyonlara karşı daha yüksek risk altında olduğunu da göstermektedir. Ne yazık ki Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi ve dünyada da 3. sırada yer almaktadır. Her geçen gün salgın gibi artan bu soruna karşı cerrahi operasyon en etkin tedavi yöntemidir. Toplumda hala bu ameliyatlara karşı estetik beklenti anlayışı hakimken, obezitenin kronik hastalık riskleri beraberinde getirdiği unutulmamalıdır. Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır" dedi. "BUGÜNÜN FAZLA KİLOLU ÇOCUĞU YARININ KRONİK HASTASIDIR" Yetişkinlerde yükselen oranların çocukluk çağı obezitesinin hızlı artışıyla paralel olarak daha ciddi sağlık problemleri riskini beraberinde getirdiğine dikkati çeken Sevim, çocukluk çağı obezitesiyle ilgili, "Bugünün fazla kilolu çocuğu, yarının kronik hastası olacaktır. Çocukluk çağında başlayan obezite, erişkin dönemde daha ağır metabolik sorunlara yol açar. Bu nedenle erken tanı ve bütüncül yaklaşım büyük önem taşır. Çocuklarımızın kilo kontrollerini büyük bir ciddiyetle takip etmeliyiz. Eğer diyet ve egzersiz yöntemleri ile çözülemeyen çocukluk çağı obezitelerinde 14 yaşını aşkın vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan çocuklar için cerrahi operasyon önerebilmekteyiz" diye konuştu. DİYET LİSTESİ DEĞİL SAĞLIKLI YAŞAM ÖĞRETİSİ Modern yaşamın obeziteyi tetikleyen unsurlarına dikkat çeken Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülşah Erhan ise şu ifadeleri kullandı: "Ultra işlenmiş gıdaların artışı, hareketsiz şehir yaşamı, ekran süresinin yükselmesi ve sağlıklı gıdaya erişimde sosyoekonomik eşitsizlikler, her yaş grubunu etkisi altına alan bir sorundur. Bu başlıkların her geçen gün artmasıyla obezite, geleceğin en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelmiştir. Beslenme ve yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi, bazı bireyler için obezite ile mücadelede, bazıları için de mide ameliyatları sonrası verilen kilonun korunmasında hayati öneme sahiptir. Bu nedenle katı diyetler değil, bireye sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandıracak planlı yaklaşımlar üzerinde çalışılmalıdır. Toplum olarak iyi ve sağlıklı yaşamı öğrenmeli, uygulamalı ve gelecek kuşaklara da örnek olmalıyız. Toplumsal farkındalığı yükseltmeli, obezite ile 7’den 70 mücadele etmeliyiz."

Hamilelikte oruç tutarken bu belirtilere dikkat: Varsa hemen bırakın! Haber

Hamilelikte oruç tutarken bu belirtilere dikkat: Varsa hemen bırakın!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nuray Kuzukıran, gebelik döneminde oruç tutmanın her anne adayı için farklı sonuçlar doğurabileceğini belirterek, bu sürecin mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanması gerektiğini söyledi. Hamilelikte vücudun normalden çok daha fazla enerji, protein, sıvı ve mineral tükettiğine dikkat çeken Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uzun süreli açlık ve susuzluğun bazı anne adayları tarafından tolere edilebildiğini ancak bazı gebelerde ciddi riskler oluşturabileceğini ifade etti. “Gebelik sürecinde annenin metabolizması hem kendi ihtiyaçlarını hem de bebeğin gereksinimlerini karşılamak üzere yoğun çalışır” diyen Kuzukıran, özellikle ilk aylarda bulantı ve kusma yaşayan, son aylarda ise artan kan hacmi ve sıvı ihtiyacı nedeniyle zorlanan anne adaylarında uzun süreli açlığın halsizlik, tansiyon düşmesi ve kan şekeri dengesizliğine yol açabileceğini vurguladı. Kuzukıran, “Bu tablo sadece anneyi değil, bebeğe giden kan akımını da etkileyebilir” dedi. En sık karşılaşılan risklerden birinin hipoglisemi olduğunu belirten Kuzukıran, “Uzun açlığa bağlı kan şekeri düşüklüğü baş dönmesi, bayılma hissi, çarpıntı ve yoğun halsizlikle kendini gösterebilir. Ayrıca yetersiz sıvı alımı dehidratasyona ve idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir. Yaz aylarına denk gelen oruç dönemlerinde bu risk çok daha belirgin hale gelir” açıklamasında bulundu. Her gebeliğin yüksek riskli olmadığını da hatırlatan Kuzukıran, sağlıklı, kilo kaybı yaşamayan, kansızlığı bulunmayan ve düzenli doktor kontrolünde olan bazı anne adaylarının, hekim onayı ve doğru beslenme planıyla oruç tutabileceğini belirtti. “Burada belirleyici olan bireysel sağlık durumudur. Genel bir ‘tutulabilir’ ya da ‘tutulamaz’ yaklaşımı doğru değildir” diye konuştu. Kimler için risk daha yüksek? Gebelik şekeri bulunanlar, tansiyon problemi yaşayanlar, çoğul gebelik taşıyanlar, bebekte gelişme geriliği saptananlar, kansızlığı olanlar ve erken doğum riski bulunan anne adayları için orucun genellikle önerilmediğini kaydeden Kuzukıran, şu uyarıyı yaptı: “Yoğun bulantı-kusma yaşayan ya da yeterli kilo alamayan gebelerde uzun süre aç kalmak mevcut tabloyu ağırlaştırabilir. Bu gruptaki anne adaylarının mutlaka doktorlarına danışmadan oruç kararı almamaları gerekir.” Oruç tutacak anne adaylarına uyarılar Oruç tutmaya karar veren gebeler için bazı temel kuralların hayati önem taşıdığını belirten Kuzukıran, iftar ile sahur arasında bol sıvı tüketilmesi, protein ağırlıklı ve uzun süre tokluk sağlayan besinlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Gün içinde ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılması gerektiğini de vurgulayan Kuzukıran, “Baş dönmesi, çarpıntı, baygınlık hissi ya da bebek hareketlerinde azalma gibi belirtiler ortaya çıkarsa oruç mutlaka sonlandırılmalıdır” dedi. Op. Dr. Nuray Kuzukıran, sözlerini “Anne sağlığı bebeğin sağlığıdır. Bu nedenle dini hassasiyetler kadar tıbbi gerçeklerin de dikkate alınması gerekir” diyerek tamamladı.

Cebinizi de midenizi de yormayacak! Ramazan’ın en ekonomik tatlısı: Güllaç Haber

Cebinizi de midenizi de yormayacak! Ramazan’ın en ekonomik tatlısı: Güllaç

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte iftar sofralarında tatlı telaşı başladı. Ağır şerbetli tatlıların aksine, sindirimi kolay ve hafifliğiyle bilinen Güllaç, içeriğindeki mineral ve Omega-3 deposuyla uzmanların ilk tavsiyesi oluyor. BÜTÇEYİ YORMAYAN LEZZET Artan girdi maliyetlerine rağmen diğer tatlılara oranla daha ekonomik bir hazırlık sürecine sahip olan Güllaç, sadece süt, şeker ve güllaç yaprağı ile muazzam bir lezzete dönüşüyor. Hem ev hanımlarının hem de Bursa’daki pastanelerin gözdesi olan bu geleneksel lezzet, "fiyat-performans" ürünü olarak bu Ramazan’da da zirvede. TAM BİR MİNERAL DEPOSU Güllacı sadece bir tatlı değil, aynı zamanda bir şifa kaynağı yapan ise üzerine ve arasına eklenen malzemeler. İşte Güllacın vücuda faydaları: Mineral Kaynağı: İçeriğindeki nar, ceviz, badem veya fındık sayesinde vücuda kalsiyum, demir, fosfor ve potasyum kazandırıyor. Bağışıklık Dostu: Özellikle ceviz ve fındıkta bulunan Omega-3 yağ asitleri sayesinde bağışıklığı güçlendirirken, kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Kan Şekeri Dengesi: Sütlü bir tatlı olması sebebiyle, şerbetli tatlılara göre kan şekerini daha dengeli yükseltiyor ve iftar sonrası oluşan ağırlık hissini en aza indiriyor. UZMANINDAN TAVSİYE: "GÜLLACI NARLA SÜSLEYİN" Beslenme uzmanları, Güllacın üzerine eklenecek nar tanelerinin hem görsel bir şölen sunduğunu hem de güçlü antioksidan özelliğiyle iftar sonrası vücudun toksinlerden arınmasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Malzemeler: 1 paket (300-400 gr) Güllaç yaprağı 2 litre süt (Güllacın bol sütlü olması makbuldür) 2,5 su bardağı toz şeker (Damak tadına göre artırılabilir) 1 paket vanilya (Opsiyonel) 2 yemek kaşığı gül suyu (Gerçek geleneksel lezzet için) Arası İçin: 1 su bardağı dövülmüş ceviz içi veya fındık Üzeri İçin: Nar taneleri (Olmazsa olmazı!) Adım Adım Hazırlanışı: Sütü Hazırlayın: Sütü ve şekeri derin bir tencereye alın. Şekerler eriyene kadar karıştırarak ısıtın. Püf Noktası: Süt kaynar olmamalı, parmağınızı yakmayacak sıcaklıkta (yaklaşık 50-60 derece) olmalıdır. Çok sıcak olursa güllaç hamur olur, soğuk olursa yapraklar sütü çekmez. Aromayı Ekleyin: Sütü ocaktan aldıktan sonra vanilya ve gül suyunu ekleyip karıştırın. Yaprakları Islatın: Geniş bir tepsiye veya borcama güllaç yapraklarını parlak kısımları üste gelecek şekilde tek tek yerleştirin. Her katı bir kepçe yardımıyla bolca sütle ıslatın. Ara Katı Oluşturun: Yaprakların yarısına geldiğinizde araya bolca dövülmüş ceviz veya fındık serpiştirin. Kalan Yapraklar: Kalan yaprakları da aynı şekilde sütle ıslatarak üst üste dizin. En son kalan sütü tüm tepsinin üzerine gezdirin. Dinlendirme: Oda sıcaklığına gelene kadar bekleyin, ardından buzdolabında en az 2-3 saat dinlenmeye bırakın. Altın Değerinde İpucu: Cevizi ara kata koyduğunuzda bekledikçe sütün rengini karartabilir. Eğer güllacınızın bembeyaz kalmasını istiyorsanız, cevizi servis esnasında üzerine de ekleyebilirsiniz.

Sahura kalkmanın faydaları Haber

Sahura kalkmanın faydaları

Ramazan Ayında daha enerjik, sağlıklı, fit ve güçlü bağışıklık için doğru beslenme adımlarının büyük önem taşıdığını belirten Uzman Diyetisyen Veysel Ciğerli, dengeli beslenme yöntemleri hakkında ipuçları verdi. Yaş, cinsiyet ve günlük fiziksel aktivite oranına göre, kişilerin günlük alması gereken enerji, karbonhidrat, yağ ve protein oranları, her gün olduğu gibi Ramazan Ayında da değişmiyor. Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Veysel Ciğerli, "Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmek için et, yumurta, kuru baklagiller, sebze-meyveler, süt ve süt ürünleri ile ekmek-tahıl grubu besinlerden yeterli miktarda tüketilmesi gerekiyor" dedi. Bu yıl yaklaşık 13 saatlik oruç tutulduğunu belirten Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Oruç tutma süresi, metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Bunun sonucunda, iftarda fazla yemek, aşırı kalori almaya dolayısıyla da vücutta yağ depolanmasına yol açar. Bu durumda da kilo almak kaçınılmaz olur. Ramazan ayında, şüphesiz en sevilen öğün iftardır. Fakat en önemli öğün sahurdur. Oruç tutanların mutlaka imsak vaktinden önce sahur yapması, sağlığın korunması için önemlidir. Sahur yapmadan tutulan oruç, bitkinlik, sinirlilik, baş dönmesi ve aşırı susama gibi sorunlara yol açabilir" diye konuştu. Sahurda protein ağırlıklı beslenmek gerektiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, şu önerilerde bulundu; "Protein içeriği yüksek besinlerin tok tutucu özelliği vardır. Yumurta, süt,peynir, ceviz, az tuzlu zeytin ile birlikte hafif bir öğün tercih edilmeli veya çorba ile sebze yemekleri tüketilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyveler sık tüketilmelidir. Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, daha uzun süre tok kalmayı sağlayacaktır. Sahurda, en az 4 bardak su tüketilmelidir. Sahurda aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ve unlu gıdalardan uzak durulmalıdır." Ramazanın, yemek kültürü açısından en bilinen özelliğinin sofralardaki çeşitlik olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, iftar için önerilerini şöyle aktardı; "Uzun süre açlık durumundan dolayı, iftar saatinde kan şekeri çok düşük seviyede olduğundan aşırı yemek tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan hatalardan biri; hızlı ve aşırı yemek tüketmektir. İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanması, 15 dakika sonra az yağlı et yemeği veya sebze yemeği ile devam edilmesi uygundur. Beyaz ekmek, pirinç pilavı glisemik indeksi yüksek olan besinler yerine bulgur pilavı, tam tahıllı ekmek, kepekli makarna gibi posa yönünden zengin besinler tercih edilmelidir. Bu besinlerin yanında mutlaka protein ve kalsiyumdan zengin olan yoğurt veya ayran tüketilmelidir." İftar ve sahur arasındaki sürede beslenmeye önem vermenin, oruç tutulan saatlerde daha rahat olmayı sağladığını ifade eden Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Bu sebeple aşırı yağlı ve tuzlu besinler kesinlikle tüketilmemelidir. Bu besinler gün içinde daha çok susamaya ve su tüketilemedi için ödem ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Karbonhidrat açısından zengin hamur tatlıları, kurabiyeler, yağlı hamur işleri ve kızartmalar boş enerji alınmasına ve kısa sürede acıkmaya neden olur" dedi.

Bursa Büyükşehir’den Ramazan sofralarına sağlıklı dokunuş Haber

Bursa Büyükşehir’den Ramazan sofralarına sağlıklı dokunuş

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Ramazan ayı etkinlikleri kapsamında düzenlenen söyleşide, doğru beslenme alışkanlıklarının hem fiziksel hem de zihinsel denge açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Ramazan Sofralarında Sağlık ve Denge’ başlıklı söyleşide, iftar ve sahur sofralarında dikkat edilmesi gereken beslenme kuralları ele alındı. Tayyare Kültür Merkezi’ndeki programda, gün boyu süren açlığın ardından dengeli ve bilinçli beslenmenin önemi katılımcılarla paylaşıldı. Söyleşiye konuşmacı olarak katılan Uzman Diyetisyen Hatice Nur Ege, Ramazan ayında öğün planlamasının doğru yapılması gerektiğini belirtti. Ramazan ayında uzun süreli açlık sonrası ani ve ağır yemek tüketiminin sindirim sistemini zorlayabileceğini anlatan Ege, “İftara hafif bir başlangıç yapmak, çorba ve salata gibi besinlerle mideyi yormadan ilerlemek oldukça önemli. Sahurda ise protein ve lif içeriği yüksek, tok tutan besinler tercih edilmelidir. Bol su tüketimi de gün içerisindeki enerji dengesini korumada büyük rol oynar. Amacımız hem ibadetlerimizi huzurla yerine getirmek hem de beden sağlığımızı korumaktır” dedi. Günlük hayatta uygulanabilir beslenme önerilerinin de konuşulduğu program, soru cevap bölümüyle sona erdi.

Nilüfer’de sağlık söyleşisi: Osteoporoz önlenebilir bir hastalık Haber

Nilüfer’de sağlık söyleşisi: Osteoporoz önlenebilir bir hastalık

Nilüfer Belediyesi'nin düzenlediği "Kemik Erimesi ve Beslenme" başlıklı söyleşide konuşan Uzman Dr. Büşra Yeşil, osteoporozun (kemik erimesi) sessizce ilerleyen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti. Dr. Yeşil, hastalığın önlenebilir yönlerine değinerek, beslenme ve egzersiz önerilerinde bulundu. Nilüfer Belediyesi, halk sağlığını yakından ilgilendiren konularda düzenlediği bilgilendirme toplantılarına devam ediyor. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi'nde gerçekleştirilen "Kemik Erimesi ve Beslenme" başlıklı söyleşiye, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Uzman Dr. Büşra Yeşil, kemik sağlığını korumanın yollarını anlattı. Konuşmasında hastalığın gelişimindeki risk faktörlerine değinen Dr. Yeşil, toplumdaki yaygın kanının aksine düşük vücut kitle indeksinin kemik sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Dr. Yeşil, "Zayıf kişilerde kemiklere binen yük azaldığı için kemik üretimi, kilolu kişilere oranla daha az gerçekleşir" dedi. Erken menopoz, ailede kalça kırığı öyküsü, uzun süreli kortizon kullanımı ve tütün-alkol tüketiminin riskleri artırdığını vurgulayan Yeşil, hastalığın en ağır sonuçlarının kalça kırığı ve omurga çökmesi olduğunu ifade etti. Yapılan araştırmalara göre kalça kırığı yaşayan bireylerin iki yıl içinde yüzde 12 ile 20 arasında ölüm riski taşıdığını belirten Yeşil, bu durumun yaşam konforunu tamamen yok ederek, kişiyi başkasına bağımlı hale getirdiğini ekledi. EGZERSİZİN ÖNEMİ Hastalığı karşı hem korunma hem de tedavi sürecinde egzersizin hayati önem taşıdığının altını çizen Dr. Yeşil, şu tavsiyelerde bulundu: "Sadece kardiyo gibi yük vermeyen egzersizler yeterli değil. Mutlaka ağırlık ve direnç egzersizleri yapılmalı. Kasların kemiklere bir çekme gücü uygulaması, vücuda ‘daha fazla kemik üretmeliyim' mesajı gönderir. Özellikle 50-60 yaş üzerindeki bireylerde düşmeleri engellemek için denge ve koordinasyon eğitimi şart." BESLENME ÖNERİLERİ Beslenme düzeninde kalsiyum, protein ve D vitamini üçlüsüne de işaret eden Dr. Yeşil, günlük kalsiyum ihtiyacının ortalama bin 200 miligram olduğunu hatırlattı. Yağsız süt ve yoğurt tüketiminin önemini vurgulayan Yeşil, "Örneğin 100 gram çedar peyniri tükettiğinizde yaklaşık 720 miligram kalsiyum alırsınız. Bu da günlük ihtiyacınızın yarısından fazlasını tek başına karşılar" dedi. CAM ARKASINDAN GÜNEŞLENMEYİN D vitamininin besinlerle alınamayacağını, sadece cilde doğrudan temas eden güneş ışığıyla sentezlenebileceğini hatırlatan Yeşil, Türkiye'deki güneş açısı nedeniyle saat 12.00-13.00 arasının en verimli zaman dilimi olduğunu ifade etti. Yeşil, cam arkasından güneşlenmenin D vitamini üretimi için yeterli olmadığını belirtti. VÜCUDUMUZA YATIRIM YAPMALIYIZ Osteoporozun sessiz ilerleyen ancak önlenilebilir bir hastalık olduğunu sözlerine ekleyen Yeşil, "Geleceğimiz için vücudumuza yatırım yapmalıyız. Bunu beslenme, egzersiz ve düzenli takiple sağlayabiliriz" diye konuştu. Söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Dr. Yeşil'i, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun teşekkür etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.