SON DAKİKA
Hava Durumu

#Beslenme

Söz Bursa - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bahar geldi, Yorgunluğu kapıda: 2 haftadan uzun sürerse dikkat! Haber

Bahar geldi, Yorgunluğu kapıda: 2 haftadan uzun sürerse dikkat!

Kış aylarında yavaşlayan metabolizmanın baharın gelişine ayak uyduramamasından kaynaklananbaharyorgunluğu, ortalama iki-üç hafta süren halsizlik, yorgunluk ve isteksizlik haliyle kendini gösteriyor. Uzmanlar, bahar yorgunluğunun birçok kişinin sosyal ve iş hayatını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, halsizlik, yorgunluk gibi durumların 2 haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulması gerektiğini söyledi. Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzm. Dr. Serdal Baysal, bahar yorgunluğunun belirtilerini şöyle anlattı; "Boyun, sırt, omuz ve yaygın eklem ağrıları, mide bağırsak sisteminde değişikliğe bağlı olarak mide ağrıları, şişlik, gaz, kabızlık ve ishal, iştah değişiklikleri, nöropsikiyatrik değişikliklere bağlı olarak sinirlilik, baş ağrısı, sıkıntı, uyku düzensizlikleri, cilt, kalp, tansiyon ve şeker hastalıklarında artış görülür. Bahar aylarında havadaki ısı, ışık, nem ve havadaki iyon değişikliklerine bağlı olarak insan metabolizmasında da değişiklikler olur. Hormonal değişikliklere bağlı olarak mide şikâyetlerinde artış veya mide hastalıklarının nüksü, tansiyon ve şeker regülasyonunda bozulma görülebilir. Yine bahar aylarındaki hareket ve beslenme alışkanlığındaki değişiklik de bahar yorgunluğunun ortaya çıkmasına neden olabilir." Bahar yorgunluğundan korunabilirsiniz Uzm. Dr. Serdal Baysal, açık havada yürüyüş yaparak, günlük duş alarak, bol sıvı tüketerek, az ve sık aralıklarla beslenerek, vitamin ve mineral içeriği zengin içecek ve yiyecekler tüketerek, hobilerle uğraşarak, müzik dinleyerel, sigara, alkol ve kafein içeren gıda tüketimini azaltarak, bahar yorgunluğundan korunmanın mümkün olduğunu kaydetti. Vücudunuzu susuz bırakmayın Uzm. Dr. Serdal Baysal, şöyle devam etti; "Vücudun susuz kalması; susuzluğun düzeyi ile ait olmakla birlikte yorgunluktan komaya kadar değişen ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Düzenli egzersiz olarak sabah veya akşam yürüyüşleri, bisiklet kullanma, jimnastik yapılabilir. Bahar aylarında vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı arttığı için bol sebze ve meyve tüketilmeli. Sıcak havalarda artan su ihtiyacı nedeniyle günlük 2-3 litre sıvı alınmalı, alkollü ve kafeinli içecekler mümkün olduğunca az tüketilmeli, karbonhidratlı gıdalar yorgunluk ve dikkatsizliğe neden olduğu için az tüketilmeli. Ağır yemekler yerine sebzeli ve zeytinyağlı gıdalar tercih edilmeli, kavurma ve ızgara etler yerine de haşlama etler tüketilmelidir. Yorgunluk, bir hastalık değil bir şikâyettir. Birçok hastalıkta yorgunluk ilk bulgu olabilir, bu nedenle uzun süren yorgunluklarda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalı."

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı Haber

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı

Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, her geçen gün artan obezite sorununa ilişkin, "Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır. Bugünün fazla kilolu çocuğu da yarının kronik hastası olacaktır" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Obezitenin yalnızca estetik kaygılarla ilişkilendirilebilecek bir durum olmadığını, metabolizmayı, hormon sistemini ve bağışıklık mekanizmalarını etkileyen çok faktörlü ve kronik bir hastalık olduğunu belirten Sevim, "Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de artan obezite oranları, toplum sağlığını tehdit eden en önemli risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Obezite, kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve bazı kanser türleriyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca son araştırmalar, obez bireylerin enfeksiyonlara karşı daha yüksek risk altında olduğunu da göstermektedir. Ne yazık ki Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi ve dünyada da 3. sırada yer almaktadır. Her geçen gün salgın gibi artan bu soruna karşı cerrahi operasyon en etkin tedavi yöntemidir. Toplumda hala bu ameliyatlara karşı estetik beklenti anlayışı hakimken, obezitenin kronik hastalık riskleri beraberinde getirdiği unutulmamalıdır. Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır" dedi. "BUGÜNÜN FAZLA KİLOLU ÇOCUĞU YARININ KRONİK HASTASIDIR" Yetişkinlerde yükselen oranların çocukluk çağı obezitesinin hızlı artışıyla paralel olarak daha ciddi sağlık problemleri riskini beraberinde getirdiğine dikkati çeken Sevim, çocukluk çağı obezitesiyle ilgili, "Bugünün fazla kilolu çocuğu, yarının kronik hastası olacaktır. Çocukluk çağında başlayan obezite, erişkin dönemde daha ağır metabolik sorunlara yol açar. Bu nedenle erken tanı ve bütüncül yaklaşım büyük önem taşır. Çocuklarımızın kilo kontrollerini büyük bir ciddiyetle takip etmeliyiz. Eğer diyet ve egzersiz yöntemleri ile çözülemeyen çocukluk çağı obezitelerinde 14 yaşını aşkın vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan çocuklar için cerrahi operasyon önerebilmekteyiz" diye konuştu. DİYET LİSTESİ DEĞİL SAĞLIKLI YAŞAM ÖĞRETİSİ Modern yaşamın obeziteyi tetikleyen unsurlarına dikkat çeken Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülşah Erhan ise şu ifadeleri kullandı: "Ultra işlenmiş gıdaların artışı, hareketsiz şehir yaşamı, ekran süresinin yükselmesi ve sağlıklı gıdaya erişimde sosyoekonomik eşitsizlikler, her yaş grubunu etkisi altına alan bir sorundur. Bu başlıkların her geçen gün artmasıyla obezite, geleceğin en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelmiştir. Beslenme ve yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi, bazı bireyler için obezite ile mücadelede, bazıları için de mide ameliyatları sonrası verilen kilonun korunmasında hayati öneme sahiptir. Bu nedenle katı diyetler değil, bireye sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandıracak planlı yaklaşımlar üzerinde çalışılmalıdır. Toplum olarak iyi ve sağlıklı yaşamı öğrenmeli, uygulamalı ve gelecek kuşaklara da örnek olmalıyız. Toplumsal farkındalığı yükseltmeli, obezite ile 7’den 70 mücadele etmeliyiz."

Hamilelikte oruç tutarken bu belirtilere dikkat: Varsa hemen bırakın! Haber

Hamilelikte oruç tutarken bu belirtilere dikkat: Varsa hemen bırakın!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nuray Kuzukıran, gebelik döneminde oruç tutmanın her anne adayı için farklı sonuçlar doğurabileceğini belirterek, bu sürecin mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanması gerektiğini söyledi. Hamilelikte vücudun normalden çok daha fazla enerji, protein, sıvı ve mineral tükettiğine dikkat çeken Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uzun süreli açlık ve susuzluğun bazı anne adayları tarafından tolere edilebildiğini ancak bazı gebelerde ciddi riskler oluşturabileceğini ifade etti. “Gebelik sürecinde annenin metabolizması hem kendi ihtiyaçlarını hem de bebeğin gereksinimlerini karşılamak üzere yoğun çalışır” diyen Kuzukıran, özellikle ilk aylarda bulantı ve kusma yaşayan, son aylarda ise artan kan hacmi ve sıvı ihtiyacı nedeniyle zorlanan anne adaylarında uzun süreli açlığın halsizlik, tansiyon düşmesi ve kan şekeri dengesizliğine yol açabileceğini vurguladı. Kuzukıran, “Bu tablo sadece anneyi değil, bebeğe giden kan akımını da etkileyebilir” dedi. En sık karşılaşılan risklerden birinin hipoglisemi olduğunu belirten Kuzukıran, “Uzun açlığa bağlı kan şekeri düşüklüğü baş dönmesi, bayılma hissi, çarpıntı ve yoğun halsizlikle kendini gösterebilir. Ayrıca yetersiz sıvı alımı dehidratasyona ve idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir. Yaz aylarına denk gelen oruç dönemlerinde bu risk çok daha belirgin hale gelir” açıklamasında bulundu. Her gebeliğin yüksek riskli olmadığını da hatırlatan Kuzukıran, sağlıklı, kilo kaybı yaşamayan, kansızlığı bulunmayan ve düzenli doktor kontrolünde olan bazı anne adaylarının, hekim onayı ve doğru beslenme planıyla oruç tutabileceğini belirtti. “Burada belirleyici olan bireysel sağlık durumudur. Genel bir ‘tutulabilir’ ya da ‘tutulamaz’ yaklaşımı doğru değildir” diye konuştu. Kimler için risk daha yüksek? Gebelik şekeri bulunanlar, tansiyon problemi yaşayanlar, çoğul gebelik taşıyanlar, bebekte gelişme geriliği saptananlar, kansızlığı olanlar ve erken doğum riski bulunan anne adayları için orucun genellikle önerilmediğini kaydeden Kuzukıran, şu uyarıyı yaptı: “Yoğun bulantı-kusma yaşayan ya da yeterli kilo alamayan gebelerde uzun süre aç kalmak mevcut tabloyu ağırlaştırabilir. Bu gruptaki anne adaylarının mutlaka doktorlarına danışmadan oruç kararı almamaları gerekir.” Oruç tutacak anne adaylarına uyarılar Oruç tutmaya karar veren gebeler için bazı temel kuralların hayati önem taşıdığını belirten Kuzukıran, iftar ile sahur arasında bol sıvı tüketilmesi, protein ağırlıklı ve uzun süre tokluk sağlayan besinlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Gün içinde ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılması gerektiğini de vurgulayan Kuzukıran, “Baş dönmesi, çarpıntı, baygınlık hissi ya da bebek hareketlerinde azalma gibi belirtiler ortaya çıkarsa oruç mutlaka sonlandırılmalıdır” dedi. Op. Dr. Nuray Kuzukıran, sözlerini “Anne sağlığı bebeğin sağlığıdır. Bu nedenle dini hassasiyetler kadar tıbbi gerçeklerin de dikkate alınması gerekir” diyerek tamamladı.

Cebinizi de midenizi de yormayacak! Ramazan’ın en ekonomik tatlısı: Güllaç Haber

Cebinizi de midenizi de yormayacak! Ramazan’ın en ekonomik tatlısı: Güllaç

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte iftar sofralarında tatlı telaşı başladı. Ağır şerbetli tatlıların aksine, sindirimi kolay ve hafifliğiyle bilinen Güllaç, içeriğindeki mineral ve Omega-3 deposuyla uzmanların ilk tavsiyesi oluyor. BÜTÇEYİ YORMAYAN LEZZET Artan girdi maliyetlerine rağmen diğer tatlılara oranla daha ekonomik bir hazırlık sürecine sahip olan Güllaç, sadece süt, şeker ve güllaç yaprağı ile muazzam bir lezzete dönüşüyor. Hem ev hanımlarının hem de Bursa’daki pastanelerin gözdesi olan bu geleneksel lezzet, "fiyat-performans" ürünü olarak bu Ramazan’da da zirvede. TAM BİR MİNERAL DEPOSU Güllacı sadece bir tatlı değil, aynı zamanda bir şifa kaynağı yapan ise üzerine ve arasına eklenen malzemeler. İşte Güllacın vücuda faydaları: Mineral Kaynağı: İçeriğindeki nar, ceviz, badem veya fındık sayesinde vücuda kalsiyum, demir, fosfor ve potasyum kazandırıyor. Bağışıklık Dostu: Özellikle ceviz ve fındıkta bulunan Omega-3 yağ asitleri sayesinde bağışıklığı güçlendirirken, kalp ve damar sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Kan Şekeri Dengesi: Sütlü bir tatlı olması sebebiyle, şerbetli tatlılara göre kan şekerini daha dengeli yükseltiyor ve iftar sonrası oluşan ağırlık hissini en aza indiriyor. UZMANINDAN TAVSİYE: "GÜLLACI NARLA SÜSLEYİN" Beslenme uzmanları, Güllacın üzerine eklenecek nar tanelerinin hem görsel bir şölen sunduğunu hem de güçlü antioksidan özelliğiyle iftar sonrası vücudun toksinlerden arınmasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Malzemeler: 1 paket (300-400 gr) Güllaç yaprağı 2 litre süt (Güllacın bol sütlü olması makbuldür) 2,5 su bardağı toz şeker (Damak tadına göre artırılabilir) 1 paket vanilya (Opsiyonel) 2 yemek kaşığı gül suyu (Gerçek geleneksel lezzet için) Arası İçin: 1 su bardağı dövülmüş ceviz içi veya fındık Üzeri İçin: Nar taneleri (Olmazsa olmazı!) Adım Adım Hazırlanışı: Sütü Hazırlayın: Sütü ve şekeri derin bir tencereye alın. Şekerler eriyene kadar karıştırarak ısıtın. Püf Noktası: Süt kaynar olmamalı, parmağınızı yakmayacak sıcaklıkta (yaklaşık 50-60 derece) olmalıdır. Çok sıcak olursa güllaç hamur olur, soğuk olursa yapraklar sütü çekmez. Aromayı Ekleyin: Sütü ocaktan aldıktan sonra vanilya ve gül suyunu ekleyip karıştırın. Yaprakları Islatın: Geniş bir tepsiye veya borcama güllaç yapraklarını parlak kısımları üste gelecek şekilde tek tek yerleştirin. Her katı bir kepçe yardımıyla bolca sütle ıslatın. Ara Katı Oluşturun: Yaprakların yarısına geldiğinizde araya bolca dövülmüş ceviz veya fındık serpiştirin. Kalan Yapraklar: Kalan yaprakları da aynı şekilde sütle ıslatarak üst üste dizin. En son kalan sütü tüm tepsinin üzerine gezdirin. Dinlendirme: Oda sıcaklığına gelene kadar bekleyin, ardından buzdolabında en az 2-3 saat dinlenmeye bırakın. Altın Değerinde İpucu: Cevizi ara kata koyduğunuzda bekledikçe sütün rengini karartabilir. Eğer güllacınızın bembeyaz kalmasını istiyorsanız, cevizi servis esnasında üzerine de ekleyebilirsiniz.

Sahura kalkmanın faydaları Haber

Sahura kalkmanın faydaları

Ramazan Ayında daha enerjik, sağlıklı, fit ve güçlü bağışıklık için doğru beslenme adımlarının büyük önem taşıdığını belirten Uzman Diyetisyen Veysel Ciğerli, dengeli beslenme yöntemleri hakkında ipuçları verdi. Yaş, cinsiyet ve günlük fiziksel aktivite oranına göre, kişilerin günlük alması gereken enerji, karbonhidrat, yağ ve protein oranları, her gün olduğu gibi Ramazan Ayında da değişmiyor. Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Veysel Ciğerli, "Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmek için et, yumurta, kuru baklagiller, sebze-meyveler, süt ve süt ürünleri ile ekmek-tahıl grubu besinlerden yeterli miktarda tüketilmesi gerekiyor" dedi. Bu yıl yaklaşık 13 saatlik oruç tutulduğunu belirten Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Oruç tutma süresi, metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Bunun sonucunda, iftarda fazla yemek, aşırı kalori almaya dolayısıyla da vücutta yağ depolanmasına yol açar. Bu durumda da kilo almak kaçınılmaz olur. Ramazan ayında, şüphesiz en sevilen öğün iftardır. Fakat en önemli öğün sahurdur. Oruç tutanların mutlaka imsak vaktinden önce sahur yapması, sağlığın korunması için önemlidir. Sahur yapmadan tutulan oruç, bitkinlik, sinirlilik, baş dönmesi ve aşırı susama gibi sorunlara yol açabilir" diye konuştu. Sahurda protein ağırlıklı beslenmek gerektiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, şu önerilerde bulundu; "Protein içeriği yüksek besinlerin tok tutucu özelliği vardır. Yumurta, süt,peynir, ceviz, az tuzlu zeytin ile birlikte hafif bir öğün tercih edilmeli veya çorba ile sebze yemekleri tüketilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyveler sık tüketilmelidir. Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, daha uzun süre tok kalmayı sağlayacaktır. Sahurda, en az 4 bardak su tüketilmelidir. Sahurda aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ve unlu gıdalardan uzak durulmalıdır." Ramazanın, yemek kültürü açısından en bilinen özelliğinin sofralardaki çeşitlik olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, iftar için önerilerini şöyle aktardı; "Uzun süre açlık durumundan dolayı, iftar saatinde kan şekeri çok düşük seviyede olduğundan aşırı yemek tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan hatalardan biri; hızlı ve aşırı yemek tüketmektir. İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanması, 15 dakika sonra az yağlı et yemeği veya sebze yemeği ile devam edilmesi uygundur. Beyaz ekmek, pirinç pilavı glisemik indeksi yüksek olan besinler yerine bulgur pilavı, tam tahıllı ekmek, kepekli makarna gibi posa yönünden zengin besinler tercih edilmelidir. Bu besinlerin yanında mutlaka protein ve kalsiyumdan zengin olan yoğurt veya ayran tüketilmelidir." İftar ve sahur arasındaki sürede beslenmeye önem vermenin, oruç tutulan saatlerde daha rahat olmayı sağladığını ifade eden Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Bu sebeple aşırı yağlı ve tuzlu besinler kesinlikle tüketilmemelidir. Bu besinler gün içinde daha çok susamaya ve su tüketilemedi için ödem ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Karbonhidrat açısından zengin hamur tatlıları, kurabiyeler, yağlı hamur işleri ve kızartmalar boş enerji alınmasına ve kısa sürede acıkmaya neden olur" dedi.

Bursa Büyükşehir’den Ramazan sofralarına sağlıklı dokunuş Haber

Bursa Büyükşehir’den Ramazan sofralarına sağlıklı dokunuş

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Ramazan ayı etkinlikleri kapsamında düzenlenen söyleşide, doğru beslenme alışkanlıklarının hem fiziksel hem de zihinsel denge açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Ramazan Sofralarında Sağlık ve Denge’ başlıklı söyleşide, iftar ve sahur sofralarında dikkat edilmesi gereken beslenme kuralları ele alındı. Tayyare Kültür Merkezi’ndeki programda, gün boyu süren açlığın ardından dengeli ve bilinçli beslenmenin önemi katılımcılarla paylaşıldı. Söyleşiye konuşmacı olarak katılan Uzman Diyetisyen Hatice Nur Ege, Ramazan ayında öğün planlamasının doğru yapılması gerektiğini belirtti. Ramazan ayında uzun süreli açlık sonrası ani ve ağır yemek tüketiminin sindirim sistemini zorlayabileceğini anlatan Ege, “İftara hafif bir başlangıç yapmak, çorba ve salata gibi besinlerle mideyi yormadan ilerlemek oldukça önemli. Sahurda ise protein ve lif içeriği yüksek, tok tutan besinler tercih edilmelidir. Bol su tüketimi de gün içerisindeki enerji dengesini korumada büyük rol oynar. Amacımız hem ibadetlerimizi huzurla yerine getirmek hem de beden sağlığımızı korumaktır” dedi. Günlük hayatta uygulanabilir beslenme önerilerinin de konuşulduğu program, soru cevap bölümüyle sona erdi.

Nilüfer’de sağlık söyleşisi: Osteoporoz önlenebilir bir hastalık Haber

Nilüfer’de sağlık söyleşisi: Osteoporoz önlenebilir bir hastalık

Nilüfer Belediyesi'nin düzenlediği "Kemik Erimesi ve Beslenme" başlıklı söyleşide konuşan Uzman Dr. Büşra Yeşil, osteoporozun (kemik erimesi) sessizce ilerleyen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti. Dr. Yeşil, hastalığın önlenebilir yönlerine değinerek, beslenme ve egzersiz önerilerinde bulundu. Nilüfer Belediyesi, halk sağlığını yakından ilgilendiren konularda düzenlediği bilgilendirme toplantılarına devam ediyor. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi'nde gerçekleştirilen "Kemik Erimesi ve Beslenme" başlıklı söyleşiye, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda Uzman Dr. Büşra Yeşil, kemik sağlığını korumanın yollarını anlattı. Konuşmasında hastalığın gelişimindeki risk faktörlerine değinen Dr. Yeşil, toplumdaki yaygın kanının aksine düşük vücut kitle indeksinin kemik sağlığı için bir tehdit oluşturduğunu belirtti. Dr. Yeşil, "Zayıf kişilerde kemiklere binen yük azaldığı için kemik üretimi, kilolu kişilere oranla daha az gerçekleşir" dedi. Erken menopoz, ailede kalça kırığı öyküsü, uzun süreli kortizon kullanımı ve tütün-alkol tüketiminin riskleri artırdığını vurgulayan Yeşil, hastalığın en ağır sonuçlarının kalça kırığı ve omurga çökmesi olduğunu ifade etti. Yapılan araştırmalara göre kalça kırığı yaşayan bireylerin iki yıl içinde yüzde 12 ile 20 arasında ölüm riski taşıdığını belirten Yeşil, bu durumun yaşam konforunu tamamen yok ederek, kişiyi başkasına bağımlı hale getirdiğini ekledi. EGZERSİZİN ÖNEMİ Hastalığı karşı hem korunma hem de tedavi sürecinde egzersizin hayati önem taşıdığının altını çizen Dr. Yeşil, şu tavsiyelerde bulundu: "Sadece kardiyo gibi yük vermeyen egzersizler yeterli değil. Mutlaka ağırlık ve direnç egzersizleri yapılmalı. Kasların kemiklere bir çekme gücü uygulaması, vücuda ‘daha fazla kemik üretmeliyim' mesajı gönderir. Özellikle 50-60 yaş üzerindeki bireylerde düşmeleri engellemek için denge ve koordinasyon eğitimi şart." BESLENME ÖNERİLERİ Beslenme düzeninde kalsiyum, protein ve D vitamini üçlüsüne de işaret eden Dr. Yeşil, günlük kalsiyum ihtiyacının ortalama bin 200 miligram olduğunu hatırlattı. Yağsız süt ve yoğurt tüketiminin önemini vurgulayan Yeşil, "Örneğin 100 gram çedar peyniri tükettiğinizde yaklaşık 720 miligram kalsiyum alırsınız. Bu da günlük ihtiyacınızın yarısından fazlasını tek başına karşılar" dedi. CAM ARKASINDAN GÜNEŞLENMEYİN D vitamininin besinlerle alınamayacağını, sadece cilde doğrudan temas eden güneş ışığıyla sentezlenebileceğini hatırlatan Yeşil, Türkiye'deki güneş açısı nedeniyle saat 12.00-13.00 arasının en verimli zaman dilimi olduğunu ifade etti. Yeşil, cam arkasından güneşlenmenin D vitamini üretimi için yeterli olmadığını belirtti. VÜCUDUMUZA YATIRIM YAPMALIYIZ Osteoporozun sessiz ilerleyen ancak önlenilebilir bir hastalık olduğunu sözlerine ekleyen Yeşil, "Geleceğimiz için vücudumuza yatırım yapmalıyız. Bunu beslenme, egzersiz ve düzenli takiple sağlayabiliriz" diye konuştu. Söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Dr. Yeşil'i, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Serpil Altun teşekkür etti.

Nev Sağlık Grubu’ndan ramazan rehberi: İftarı nasıl planlamalıyız? Haber

Nev Sağlık Grubu’ndan ramazan rehberi: İftarı nasıl planlamalıyız?

11 ayın sultanı Ramazan ayının gelmesiyle birlikte beslenme düzeninde de önemli değişiklikler yaşanıyor. “Bu süreçte sağlığın korunması için doğru beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi büyük önem taşıyor” diyen Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Melike Gülenç, Ramazan ayında dikkat edilmesi gereken beslenme önerilerini paylaştı. “Sahur Öğünü Atlanmamalı” Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin en önemli adımlarından biri sahura mutlaka kalkmak. Sahur öğünü, gün boyunca enerjinin korunmasına ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı oluyor. Sahurda kahvaltı tarzı bir öğün tercih edilebileceğini belirten Gülenç, yumurta, peynir, zeytin ve yeşilliklerin yanında tam buğday veya çavdar ekmeğinin ideal bir seçenek olduğunu ifade ediyor. Ayrıca sahurda yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden, aşırı şekerli ve baharatlı besinlerden uzak durulması gerektiğini vurguluyor. “İftarda Yavaş ve Dengeli Beslenin” İftar öğününde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri, yemeğe çorba ile başlandıktan sonra ana yemeğe geçmeden önce 10–15 dakika ara verilmesi. Bu sürenin sindirimi kolaylaştırdığını belirten Gülenç, ana yemeğin çok yağlı olmamasına da dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Gülenç, ana yemeğin yanında yoğurt ve salatanın yeterli ve dengeli bir öğün oluşturduğunu ifade ediyor. “Ara Öğün Kan Şekerini Dengeliyor” İftardan yaklaşık iki saat sonra, kan şekerinin dengelenmesi için ara öğün yapılabileceğini belirten Gülenç, bu öğünde meyve tüketiminin uygun olduğunu söylüyor. Tatlı ihtiyacı için ise haftada bir gün hafif sütlü tatlıların tercih edilebileceğini ekliyor. “Su Tüketimini İhmal Etmeyin” Ramazan ayında yeterli sıvı alımının önemine dikkat çeken Gülenç, iftar ile sahur arasında su tüketimine mutlaka özen gösterilmesi gerektiğini vurguluyor.- Ayrıca günlük su ihtiyacının bu zaman diliminde dengeli şekilde karşılanması da vücut sağlığı açısından büyük önem taşıyor.

Osmangazi’de sporcu gelişiminde ailenin rolü masaya yatırıldı Haber

Osmangazi’de sporcu gelişiminde ailenin rolü masaya yatırıldı

Çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimini önceleyen çalışmalar gerçekleştiren Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği ‘Sporcu Ebeveyni Olmak’ panelinde, uzmanlar tarafından sporcu ve ailelerine önemli bilgilendirmelerde bulundu. Sporu küçük yaşlarda hayatın bir parçası haline getirmeyi ve bu süreçteki faaliyetlerde çocukların sağlıklı ve özgüvenli yetişmesini amaçlayan Osmangazi Belediyesi, Osmangazi Kent Konseyi iş birliğiyle ‘Sporcu Ebeveyni Olmak’ panelini düzenledi. Altınova Spor Tesisleri’nde Türkiye Spor Yazarları Derneği Bursa Şubesi Başkanı Mehmet Ali Ekmekçi’nin moderatörlüğünde gerçekleşen panelde Türk Milli Takımı’nın ve Bursaspor’un efsane kaptanı Sedat Özden ile Bursaspor’un efsane kaptanı ve Osmangazi Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Adnan Örnek’in yanı sıra, Uzman Gelişim Psikoloğu Yaren Evinç ve Diyetisyen Ceren Evinç, sporcunun gelişiminde ailelerin desteğinin önemine vurgu yapan konuşmalar gerçekleştirdi. “Ailelerin Çok Büyük Vazifeleri Var” Sporda ebeveynlerin, sporcunun gelişiminde büyük öneme sahip olduğunu ve antrenörlerin de bu noktada rol oynadığını belirten Sedat Özden, “Çocuklarımız toplumda her zaman efendiliği, kişiliği, birbirine saygı duymayı öğrenirken ailelerin çok büyük vazifeleri var. Çocukların beslenmesi, sağlığıyla ilgilenilmesi, gelişimini antrenörleriyle araştırmaları ve daha eksik yönlerini öğrenmeleri gerekiyor. Ailelerin çok büyük sorumluluğu var.” diye konuştu. Sporcu geçmişiyle öne çıkan ve adını efsaneler arasına yazdıran bir diğer isim Adnan Örnek de, “Ailelerin psikolojik açıdan desteklemesi, sporcuların beslenmeleri, neyi bilinçli yapmaları gerektiği, sürecin nasıl götürülmesi gerektiği, nerede çocuğun yanında olmaları, bunlar aslında çok komplike bir durum. Amacımız bu seminer ile beraber hem aileleri bilgilendirmek, hem de çocuklara bir yol açmak. Eski birer sporcu olarak bu bizim en önemli görevlerimizden bir tanesi. Sporcu gelişiminde en büyük rol ailenin. Çocuklara ve ailelere bu noktada ipucu verebilirsek, neyi nerede yapacaklar, nerede duracaklar bu bile yeterlidir.” ifadelerini kullandı. “Güvenli İklim Sağlamakta Aile Çok Destekleyici Bir Rol Oynuyor” Uzman Gelişim Psikoloğu Yaren Evinç de gerçekleştirdiği sunumda, sporun sadece kas gücünün önemli olduğu bir olmadığını vurgulayarak, “Sporda zihinsel dayanıklılık da çok önemli. Bu noktada ailenin görevi devreye giriyor, bunu sürdürülebilir kılmak, güvenli iklim sağlamakta da aile çok destekleyici bir rol oynuyor. Gelişimi sağlayabilmek için sporcuları erken yaşta başlatmak önemli çünkü erken yaşta başladıkları zaman motor becerileri daha çabuk gelişiyor, hem de iç disiplin ve sorumluluk alma kapasiteleri çocukluktan ergenliğe daha çok oturmuş oluyor.” şeklinde konuştu. Diyetisyen Yaren Evinç de yaptığı konuşmada şunları kaydetti; “Öncelikle beslenme çok önemli, ancak beslenmeden önce her çocuğun bireysel olduğunu, kişiye özgü beslenme planının olması gerektiğini unutmamak gerekiyor. Örneğin iki çocuğu kıyaslayıp, onların ihtiyaçlarını karşılaştırmak yerine onların yeterli beslenmelerini ve özellikle antrenman günlerinde antrenmandan önce ve sonra doğru besinleri tercih ettiklerini takip etmemiz gerekiyor.” “Ebeveyn Olarak Aydınlandık” Türkiye Spor Yazarları Derneği Bursa Şubesi Başkanı Mehmet Ali Ekmekçi ise, spor ile ebeveyn ilişkisine yönelik önemli bilgilendirmelerde bulunulduğuna işaret ederek, “Türkiye’de mevcut yapı gereği bir noktaya gelindikten sonra aileler, eğitimin de önemini göz önünde bulundurarak çocukların spor ile ilişkisini kesiyorlar, bugün bunun böyle olmayacağını gördük. Ailelere, çok kıymetli panelistlerimiz önemli bilgiler verdi. Çok keyifliydi, bizler de ebeveyn olarak aydınlandık, neler yapmamız gerektiğini öğrenmiş olduk. Osmangazi Belediyesi’ne, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a ve Osmangazi Kent Konseyi’ne bu kıymetli organizasyon için teşekkür ediyoruz.” açıklamalarında bulundu. Panelin sonunda Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Sevim Sakallı, Osmangazi Belediyesi Meclis Üyesi Bülent Akça ve Osmangazi Kent Konseyi Genel Sekreteri Sosyolog Mutlu Çınar, moderatör Mehmet Ali Ekmekçi ile konuşmacılar Sedat Özden, Adnan Örnek, Yaren Evinç ve Ceren Evinç’e teşekkür belgesi takdim etti. Konuşmacılar, bu değerli etkinliğe desteklerinden ötürü Osmangazi Belediyesi’ne ve Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkürlerini sundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.