SON DAKİKA
Hava Durumu

#Bursa Milletvekili

Söz Bursa - Bursa Milletvekili haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bursa Milletvekili haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

27 ilde 55 taşınmaz satışta: "Arazi satarak hastane yapılamaz" Haber

27 ilde 55 taşınmaz satışta: "Arazi satarak hastane yapılamaz"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 17 Mart 2026 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararıyla, Maliye Hazinesi’ne kayıtlı 27 ildeki 55 taşınmazın özelleştirme programına alınarak satışa çıkarılmasını sert bir dille eleştirdi. Pala, kararın gerekçesinde elde edilecek gelirin sağlık yatırımlarında kullanılacağının ifade edildiğini, bu açıklamanın kamu kaynaklarının yönetimi açısından ciddi bir sorunu gözler önüne serdiğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Bu 55 taşınmazla ilgili elde edilecek toplam gelirin, bir yılda şehir hastanelerine aktarılan tutar kadar bile olmayacağı tahmin ediliyor. Bu karar, yıllardır “Şehir hastaneleri Sağlık Bakanlığı bütçesini rehin aldı” derken ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Sağlık yatırımı yapmak için bir araziyi satılığa çıkarmak, AKP’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin iflas etmiş olduğunun bir göstergesidir” dedi. Pala, eleştirilerinin yanı sıra alınan kararın gerekçesi, sağlığa erişime etkisi ve satışa çıkarılan alanların geleceğine ilişkin ayrıntılı bilgi talep ederek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e kapsamlı bir soru önergesi iletti. “Arazi satarak hastane yapmak kabul edilemez!” Milletvekili Pala, kamu arazilerinin “sağlık yatırımı” gerekçesiyle satışa çıkarılmasının sağlık politikası açısından kabul edilemez bir yönetim zafiyeti olduğunu vurguladı. Pala, “Tüm taşınmazlar satıldığı takdirde elde edilecek gelirin, Kamu-Özel İşbirliği yöntemiyle inşa edilen ve işletilen 18 şehir hastanesine 2026 yılı için kullanım ve hizmet bedeli olarak bütçeye konulan 136,1 milyar TL’den daha düşük olacağı uzmanlar tarafından tahmin ediliyor. Bakanlık, şehir hastanelerine bir yıl için ödenen kira ve hizmet bedelinden daha düşük bir tutar için ülkemizin 27 ilinde 55 değerli taşınmazın satışa çıkarılmasının gerekçesini açıkça ortaya koymalıdır” sözleriyle, Bakan Mehmet Şimşek’e seslendi. “Kamu kaynakları elden çıkarılarak sağlık alanındaki gerileme giderilemez!” Pala, soru önergesinde kararın iller arası sağlık eşitsizliğini daha da derinleştirme riski taşıdığına da dikkat çekti: “Söz konusu taşınmazların bulunduğu illerden birçoğu sağlık gelişmişlik sıralamasında oldukça geridedir. Örneğin Kahramanmaraş 81 il içinde 67’nci, Adıyaman 75’inci ve Ağrı 78’inci sıradadır. Sağlık alanında geride kalmış, üstelik kimisi 6 Şubat depremlerinden derinden etkilenmiş bu illere devlet hastanesi yapılması gerekirken sağlık alanlarının satışa çıkarılması, bu illerde yurttaşın sağlık hakkının açıkça gözden çıkarılmasıdır” dedi. Pala, soru önergesinde ayrıca satış listesindeki taşınmazların imar planlarında hangi statüde olduğuna ve kaçının özellikle “Sağlık Alanı” olarak belirlendiğine dair bilgi talep etti. “Kupon arazi olarak tanımlanan bu alanlar imar planı değişiklikleriyle ticari kullanımlara açılacak mıdır; Bakanlık bu konuda da bilgi vermelidir. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlığı temel bir insan hakkından sermaye sınıfının birikim aracına dönüştüren AKP’nin, gelinen noktada kamu mülkiyetlerini satışa çıkartarak özelleştirmesi şaşırtıcı değildir, yıllardır bu konuya dikkat çekiyoruz. Sürecin takipçisi olacağız ve bu arazilerin satılmaması, kamu sağlık yatırımları için kullanılması amacıyla değerlendirilmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz” vurgusunu yineledi.

Prof. Dr. Kayıhan Pala'dan korkutan verem uyarısı: "Türkiye'de ölüm oranı Fransa'nın iki katı!" Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala'dan korkutan verem uyarısı: "Türkiye'de ölüm oranı Fransa'nın iki katı!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 24 Mart Dünya Verem Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, veremin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına karşın Türkiye’de veremle mücadelenin istenilen düzeye ulaşamadığını, bunun da doğrudan koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan kamu kaynağının azaltılmasıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Prof. Dr. Pala, Dünya Sağlık Örgütü’nün bu yılki temasını hatırlatarak, “Dünya Sağlık Örgütü’nün Dünya Verem Günü için bu yılki mesajı ‘Veremi bitirebiliriz!’ iken koruyucu sağlık hizmetlerine kısıtlı kaynak ayrılan ülkemizde aynı ümit dolu cümleleri kurmak maalesef mümkün değil” dedi. Prof. Dr. Pala, günün halk sağlığı adına önemini şu sözlerle açıkladı: “Robert Koch’un 24 Mart 1882’de verem (Tüberküloz) hastalığına neden olan bakteriyi keşfetmesi ve halk sağlığında köşe taşı niteliğinde birçok tedavi ve programın önünü açması nedeniyle bugün, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Dünya Verem Günü olarak adlandırılmaktadır. Bugün, hem halk sağlığı alanındaki kazanımların toplumlar için önemini fark etmek hem de veremi bitirme hedefiyle mücadeleyi güçlendirmek için önem taşımaktadır.” “Koruyucu sağlık hizmetleri bütçenin merkezine alınmadıkça ‘veremi bitirmek’ mümkün değil!” Pala, Türkiye’de sağlık politikalarının yıllardır hastane merkezli bir odağa sıkıştırıldığını vurgulayarak, “AKP Hükümeti Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte sağlığı hastaneler aracılığıyla şirketler için bir kâr aracına dönüştürmüş, bu noktada ise koruyucu sağlık hizmetlerini belirgin bir biçimde gözden çıkarmıştır. Ülkemizde özel sağlık kuruluşlarının sayısı her geçen gün artarken, verem savaş dispanseri gibi koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturan kuruluşların sayısı azalıyor. 2007 yılında ülke çapında 245 olan Verem Savaşı Dispanseri sayısı 2023 yılında 173’e düşürülmüştür. Birinci basamak güç kaybederken verem gibi sağlığın sosyal belirleyicileriyle yakından ilişkili hastalıklarda halk sağlığı riskinin artması kaçınılmaz bir durumdur” ifadesini kullandı. Verem kontrolünün temel ilkelerinden birisi raporlamadır. Ancak 2007 yılından itibaren 2022 yılına kadar her yıl düzenli olarak yayımlanan “Türkiye’de Verem Savaşı” raporları 2022’den sonra duraksatılmıştır. “Türkiye’de Verem Savaşı 2023 Raporu” ancak 2025 yılında yayınlanabilmiştir. Üstelik bu raporda 2023 yılı tüberküloz kontrol faaliyetleri, 2022 yılı tüberküloz hasta verileri ve 2021 yılı tüberküloz hastalarının tedavi sonuçları sunulmuştur; dolayısıyla güncel veriler kamuoyuna açıklanmamaktadır. 2024 yılı ve 2025 yılına ilişkin verilerin ne zaman yayınlanabileceği belirsizliğini korumaktadır. Göçmenler, HIV ile yaşayan hastalara özgü tedavi sonuçları, ilaç temini ve dağıtımı gibi konularda güncel verileri içeren raporlamanın verem kontrolünde önemi büyüktür. Örneğin, ilaç temininde zaman zaman sorunlar yaşandığı, saha deneyimi olarak bilinmektedir. Ülkemizde tüberküloz hastalığı ile mücadele çok uzun yıllara dayanmaktadır. Son yirmi yılda ülkemizdeki toplam olgu sayısı, toplam olgu hızı ve insidans hızındaki azalma önemli olmakla birlikte, henüz istenen düzeye gelinememiş durumdadır. DSÖ veritabanına göre 2023 yılında ülkemizde tedavi başarı oranı yüzde 81’dir. 2022’de tedavi başarısında yüzde 85 eşiğinin yalnızca 25 ilde yakalanabildiği ve 50 ilin hedefin altında kaldığı bilinmektedir. Pala, hedeflere yaklaşmanın ancak koruyucu hizmetlerin sağlık planlamasında merkeze alınmasıyla mümkün olacağını vurguladı. “Hedeflere yaklaşmak için koruyucu müdahalelerin kapsayıcılığı artmalı; yoksulluk, kötü beslenme, göç, kalabalık barınma ve güvencesiz çalışma gibi sosyal belirleyicilerle birlikte ele alınan bütüncül bir halk sağlığı programı hayata geçirilmelidir. Bunun için koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçedeki payı artırılmalı ve bu yönde alınacak kararlar yeniden önceliklendirilmelidir” dedi. “Dirençli olgular sistemdeki kırılganlıkları net bir biçimde gösteriyor, etkili tedavilere erişim güvence altına alınmalı!” Prof. Dr. Pala, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi çağrısının yanı sıra etkili tedavilere eşit erişimin de hayati önem taşıdığını belirtti. Sistemdeki kırılganlıkların en ağır biçimde çok ilaca dirençli verem ve İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü (HIV) ile birlikte görülen verem olgularında ortaya çıktığını ifade etti. “Çok ilaca dirençli verem, pahalı ve uzun süreli tedaviler gerektirmektedir. HIV pozitif bireylerde verem riski katlanarak artmaktadır ve kesintisiz ilaç erişimi yaşamsal hale gelmektedir” dedi. Pala, Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcu nedeniyle yurttaşların reçete edilen ilaçlara erişemediği durumların, özellikle HIV tedavisi gibi kesintiye tahammülü olmayan alanlarda ağır sonuçlar doğurduğunu vurguladı. “GSS borcu nedeniyle provizyon alamayan bir hastanın ilaca erişememesi, yalnızca bireysel bir mağduriyet değildir. Bu durum, tedavi başarısını düşürmekte, direnç riskini büyütmekte ve halk sağlığı açısından yeni bir yük yaratmaktadır” dedi. Türkiye'deki verem hastalığı kontrolünün en önemli sorununun ölüm oranının yüksekliği olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. 2022 yılı verilerine göre yeni verem hastalarında ölüm oranı örneğin İsveç’te 2,7 ve Fransa’da yüzde 4,2 iken ülkemizde yüzde 9,8 düzeyindedir. Bunun nedenleri mutlaka ortaya konulmalı ve ölüm oranının azaltılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Prof. Dr. Kayıhan Pala, çağrısını yineleyerek sözlerini tamamladı: “DSÖ veremi bitirmeyi ulaşılabilir bir hedef olarak görmektedir, ancak ülkemizdeki sağlık sistemi bu hedefin uzağındadır. Ülkemizde verem hastalığının bitirilmesi isteniyorsa, öncelikle başta yoksulluk ve yoksunluk olmak üzere sağlığın sosyal belirleyicilerindeki sorunlar giderilmelidir. Birinci basamak ve dispanser altyapısı güçlendirilmeli, temaslı taraması ve koruyucu tedavi kesintisiz yürütülmelidir. Bunların yanı sıra, kırılgan grupların ve çok ilaca dirençli veremin tedavisinde kullanılacak yeni ilaçlara erişim, tedarik, ruhsatlandırma ve geri ödeme güvence altına alınmalıdır. Kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi kurulmadan bu hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün değildir.”

Bursa Milletvekili Pala uyardı: "İklim krizi öldürüyor, Bakanlık sessiz" Haber

Bursa Milletvekili Pala uyardı: "İklim krizi öldürüyor, Bakanlık sessiz"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, son dönemde iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkisinin endişe verici düzeye ulaştığını belirtti. İklim krizinin toplum sağlığını birçok farklı şekilde tehdit ettiğini ifade eden Prof. Dr. Pala, konuya ilişkin, “İklim krizi; sıcak hava dalgaları, kuraklık, gıda kaynaklı hastalıklar, yeni enfeksiyonlar ve orman yangınları gibi birçok farklı yolla toplum sağlığını tehdit etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporları, sıcak dalgalarının özellikle yaşlılarda, kronik hastalığı olan bireylerde ve şehir merkezlerinde yaşayanlarda ölüm oranlarını belirgin biçimde artırdığını göstermektedir” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Pala, aşırı sıcakların etkilerine rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan eylem planlarının denetim ve uygulama açısından yetersiz kaldığını vurgulayarak, geçtiğimiz temmuz ayında aşırı sıvı kaybı nedeniyle şehit olan iki askeri hatırlattı. Eleştirilerini, “Hükümetin iklim krizine karşı önlemleri ne yazık ki kâğıt üzerinde kalmıştır. Şehit olan askerlerimiz gibi üzücü ve önlenebilir ölümlerin tekrarlanmaması için sorunun ciddiyeti derhal görülmeli ve eylem planı hızla hayata geçirilmelidir” sözleriyle dile getirdi. Prof. Dr. Pala, Sağlık Bakanlığı’na; iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerine dair çalışmalar, Bakanlığın eylem planında gelinen mevcut durum ve denetimler hakkında ayrıntılı bilgi talep ettiği kapsamlı bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 23 Ekim 2025 tarihinde iletilen soru önergesine, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık 2015 yılında yayınladığı eylem planını neden uygulamıyor?” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle 2015’te yürürlüğe giren “İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerine Olumsuz Etkilerinin Azaltılması Ulusal Programı ve Eylem Planı”ndaki hedeflerin kaçının gerçekleştirildiğini, bu dönemde planın güncellenip güncellenmediğini ve güncellenmediyse gerekçesinin ne olduğunu sordu. Konuya ilişkin olarak Pala, “Bakanlık iklim değişikliğinin halk sağlığı üzerindeki etkisini ciddiye almak zorundadır. Yalnızca İstanbul’da 2003 ile 2017 yılları arasında 4 binden fazla vatandaş bu sebeple hayatını kaybetmiştir” açıklamasında bulundu. “İklim değişikliği eylem planı kapsamındaki sağlık göstergeleri güncel olarak neden kamuoyuyla paylaşılmamaktadır” diye soran Pala, “Sorunun boyutu hakkında şeffaf olunmadıkça ne halk bilinçlendirilebilir ne de etkili önlemler alınabilir” değerlendirmesinde bulundu. İklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisinin yakından izlenmesinin yanı sıra, sağlık hizmetlerinin ve altyapısının da değişen iklim koşullarına hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Pala, “Hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve bakım kurumlarında iklim dayanıklılığı planı hazırlandı mı; sağlık personeline iklim kaynaklı sağlık riskleri konusunda mesleki eğitim veriliyor mu; kırılgan gruplara yönelik özel koruyucu uygulamalar ve yerel serinleme önlemleri geliştirildi mi; iklim olaylarının ruh sağlığı üzerindeki etkileri için destek hizmetleri planlandı mı?” sorularına ayrıntılı yanıt istedi. “Bakanlığın böylesi önemli ve uzun zamandır gündemde olan bir sorun hakkındaki soruları yanıtsız bırakması, konuya ilişkin herhangi bir çalışma olmadığına ve alınan kararların yalnızca kâğıt üzerinde kaldığına dair kaygıyı güçlendirmektedir. Bakanlık kamuoyunda güveni inşa etmek istiyorsa, yanıtlarında eylem planının hedeflerini ve takvimini net bir biçimde açıklamalıdır” dedi. “Birçok düzenleme hemen hayata geçirilmelidir; Bakanlık yaza kadar denetimlerini sıkılaştırmalı!” Eylem planı kapsamında geniş çaplı uygulamalar hayata geçirilene kadar önlenebilir ölümlerin önüne geçilmesi için kısa vadede bazı düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade eden Pala, öncelikle dış ortamda çalışanlar için ısıya göre çalışma saatleri, dinlenme araları ve suya erişimin eksiksiz biçimde denetlenmesi gerektiğini dile getirdi. “Aşırı sıvı kaybı nedeniyle şehit olan askerlerimiz, sıcak hava dalgaları nedeniyle yaşamını erken yitiren yaşlılar ve benzer olaylar kabul edilemez. Bakanlık yaz aylarına kadar bu konuda derhal bir çalışma yürütmeli ve çalışma ortamlarında sağlığı tehdit edebilecek uygulamaları etkili biçimde engellemelidir” çağrısıyla açıklamalarını noktaladı.

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı! Haber

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, İstanbul’da faaliyet gösteren Özel Avrupa Şafak Hastanesi’ne ilişkin yaklaşık 40 soruşturma raporu bulunmasına rağmen, bu raporların bir kısmının yargı aşamasında ihtiyati tedbir kararlarıyla sonuçsuz bırakılması iddialarını gündeme taşıdı. “İlgili müfettiş raporlarında; hastalara gerçekte uygulanmayan işlemlerin faturalandırıldığı, ‘kampanya’ veya ‘ücretsiz muayene’ yoluyla hasta temin edilip Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) olağanüstü yüksek tutarlı faturalar düzenlendiği gibi ciddi usulsüzlük bulguları yer almaktadır” diyen Pala, yüzlerce sayfalık ekler ve bilirkişi değerlendirmeleri içeren raporların bir gün gibi kısa bir süre içerisinde okunarak ihtiyati tedbir kararı verilmesinin kamuoyunda kuşku yarattığını ifade etti. Bu kuşkunun kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi Meclis Araştırma Komisyonu” olarak bilinen Komisyonun toplantılarında gündeme getirilmesi üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in yaptığı açıklamaların, yargı süreçlerinde siyasi veya başka tür müdahalelerin var olup olmadığı sorusunu doğurduğunu ifade eden Pala, yazılı yanıt istemiyle Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bir soru önergesi iletti. İlgili kamu kurumları tarafından derlenen bulguların mahkeme aşamasında hangi kriterlerle dikkate alındığına, ihtiyati tedbirlerin hangi somut gerekçelere dayanarak alındığına ve bu tedbirlerin usulsüzlük iddialarını nasıl ortadan kaldırdığına yönelik detaylı bilgi isteyen 21 Mart 2025 tarihli soru önergesine Bakan Tunç, Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen Bakanlığı süresince yanıt veremedi. “Yasal süreç net bir şekilde açıklanmadıkça ‘siyasi müdahale’ kuşkusu sürecek!” Soru önergesinin gerekçesinde Komisyon tutanaklarından alıntı yapan Milletvekili Pala, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in açıklamalarına şu şekilde yer verdi: “İki Şafak Hastanesi şu anda konkordatoda, hâlâ daha fesihle alakalı bir süreci gerçekleştiremiyoruz, mahkeme kararıyla durduruluyor. Şafak örneği sizin sorularınızın dışında bir örnek oluyor, gerçekten üzerine de gidilmedi değil. Geçtiğimiz dönemde Sayın Bakanımız özellikle bunun üzerine gidileceğini deklare etti, Mecliste de bütçede de ve gerçekten de üzerine gidildi ama her defasında alınmış teftiş raporlarına ve idari işlemlere ilişkin olarak mahkemelerden ihtiyati tedbir kararları alındı.” Milletvekili Pala, Komisyon toplantılarında bu ve benzeri açıklamaların, yenidoğan soruşturmasının ardından özellikle Özel Avrupa Şafak Hastanesi’nin yasal sürecinin, sözleşmesi feshedilen diğer hastanelerden farklı yürütüldüğünü gösterdiğini belirtti. “Bakan Yardımcısı Adnan Ertem aynı toplantıda Özel Avrupa Şafak Hastanesi ile 2018 yılında bir sözleşme yapıldığını ve sözleşmenin Ocak 2025 tarihinde hâlâ devam ettiğini belirtmişti. O tarihte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hastaneyle devam eden 189 davası olduğu açıklanmış, adalet sistemindeki çok ciddi bir yapısal sorun gözler önüne serilmiştir” diyen Pala, Adalet Bakanı’na, ihtiyati tedbir kararlarının verilme sürecinde “siyasi müdahale” veya başka tür baskı iddialarının incelenmesi adına bugüne kadar atılan herhangi bir adım olup olmadığını sordu. “Ülkemizde bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” Milletvekili Pala, soru önergesinin sonunda kamuoyunda oluşan kuşkunun giderilmesi için yasal süreç içinde alınan kararların şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini ifade etti. İhtiyati kararların, yıllarca süren soruşturmalar sonucunda düzenlenen ve çok sayıda bilirkişi değerlendirmesini içeren müfettiş raporlarının bir gün gibi kısa bir süre içinde incelenerek nasıl alındığını sorgulayan Pala, bu incelemelerin tam anlamıyla yapılıp yapılmadığının denetimine ilişkin de açıklama istedi ve “Özel Avrupa Şafak Hastanesi ve benzeri hastanelere uygulanan ihtiyati tedbirlerin hangi ölçütlere göre ve ne şekilde verildiği açıklanmalıdır. Ülkemizde kısa sürede işlemeyen adalet sistemi içinde, bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” diye sordu. “Yasal sürecin şeffaflaştırılmasının yanı sıra, denetimlerde ortaya çıkan kamu zararına yönelik yaptırımların ‘ihtiyati tedbirler’ yoluyla durdurulması uygulamasından da derhal vazgeçilmelidir” diye ekleyerek sözlerini tamamladı.

Pala: "Bursa’nın havası öldürüyor, Bakanlık sessiz kalıyor" Haber

Pala: "Bursa’nın havası öldürüyor, Bakanlık sessiz kalıyor"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’da hava kirliliğinin ağır bir halk sağlığı yükü yarattığını belirterek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na kapsamlı bir soru önergesi verdi. “Bursa’da hava kirliliği, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bilimsel araştırmalar Bursa’da her yıl 3 bine yakın kişinin hava kirliliğine bağlı olarak yaşamını erken yitirdiğini göstermektedir” diyen Prof. Dr. Pala, sorunun uzun yıllardır sürdüğünü, buna karşın hava kirliliğini ortadan kaldıracak etkili önlemlerin alınmadığını, erken ölümler ile hastalanmalara karşı sessiz kalındığını söyledi. Bursa’da hava kirliliğinin temel kaynaklarından birinin denetimsiz endüstriyel faaliyetler olduğunu ifade eden Pala, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na soruna yönelik çalışmalardaki mevcut durumu, il düzeyinde denetimlerin ve yaptırımların ne ölçüde uygulandığını sordu. Buna karşın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, kendisine 24 Ekim 2025 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre geçmesine rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık denetimleri yerine getirmiyor; çevreyi kirleten şirketler korunuyor!” Milletvekili Pala, soru önergesinde endüstriyel faaliyetlerin hava kirliliğinin temel kaynaklarından biri olduğunu vurgularken, Bursa’daki tekstil sektörüne ayrı bir başlık açtı. Tekstil sektöründe faaliyet gösteren fabrikaların yoğunlukla fosil yakıt yaktığını ve bacalardan yayılan kirliliğin gözle görülür düzeyde olduğunu söyledi. Bu konuda neden önlem alınmadığını soran Pala, Bakan’a “Bursa’da tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve çevre iznine tabi kaç şirket bulunmaktadır? Ayrıca, bu şirketlerin kaçında RAM makinası (ıslak işlemden sonra kumaşın kurutulması ve ısıl işlemden geçirilmesi için kumaş işlemede kullanılan özel fırın) bulunmaktadır?” sorularını yöneltti. Bununla birlikte, RAM makinası bulunan şirketlerden kaçında kirliliğe dair ölçümlerin eksiksiz yapıldığının da açıklanmasını istedi. Bursa’da hava kirliliğine yol açan endüstriyel faaliyetlerin yalnızca tekstil sektörü ile sınırlı olmadığının altını çizen Milletvekili Pala, Bakanlığın son dönemde il genelinde kaç denetim gerçekleştirdiğini ve bu denetimler sonucunda kaç şirkette yasal sınırların üzerinde atık üretildiğinin tespit edildiğini sordu. Konuya ilişkin Pala, “Bakanlığın hava kalitesi ölçüm istasyonları, Bursa’da hava kirliliğinin çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bakanlık böylesi bir kirliliği görüyorken buna karşı bir önlem neden alınamıyor? Denetimler eksiksiz yapılmadıkça ve ilgili yaptırımlar uygulanmadıkça, toplum sağlığının değil şirketlerin korunduğu açıktır” ifadesinde bulundu. “Bakanlık sebep olduğu halk sağlığı sorununun hesabını vermelidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda Bursa’da hava kirliliği nedeniyle erken ölen, hastalanan ve hastaneye yatmak zorunda kalan yurttaşlar için Bakanlığın herhangi bir eylem planı olup olmadığının açıklanmasını istedi. “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin denetim zafiyetleri ve benimsediği sermaye yanlısı politikalar, çevre kirliliğini artık ülkemizde milyonları etkileyen bir halk sağlığı sorunu haline getirmiştir. Yalnızca hava kirliliği sebebiyle Bursa’da her yıl 3 bine yakın vatandaş hayatını erken kaybederken, Bakanlık gelinen bu durumun hesabını vermeli ve derhal etkili çözümleri hayata geçirmelidir” çağrısında bulundu.

Kayışoğlu’ndan TBMM’de staj ve çıraklık isyanı: "Bir gün için 17 yıl kaybedenler var!" Haber

Kayışoğlu’ndan TBMM’de staj ve çıraklık isyanı: "Bir gün için 17 yıl kaybedenler var!"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yurtdışı Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dilekçe Komisyonu’nda staj ve çıraklıkta geçen sürelerin emeklilikten sayılmamasına ilişkin yapılan başvurular üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Vatandaşlardan gelen başvurulara dikkat çeken Altaca Kayışoğlu, staj ve çıraklık döneminde çalışmış kişilerin ciddi bir mağduriyet yaşadığını ifade etti. Altaca Kayışoğlu, “Staj ve çıraklıkta geçen günlerin emeklilik için sayılmaması önemli bir sorun. Bu arkadaşlarımız Türkiye’nin dört bir yanında örgütlendiler ve sık sık bu mağduriyeti gündeme getiriyorlar. Ellerinde devlet tarafından verilmiş sigorta kartları var. ‘Biz bunu devlet verdiği için sigortalı olduğumuzu sandık’ diyorlar” ifadelerini kullandı. “FİİLEN ÇALIŞTILAR AMA EMEKLİLİKTEN SAYILMADI” Altaca Kayışoğlu, “Bu kişiler adı stajyer ya da çırak olsa da fiilen çalıştılar, emek verdiler. Hastaneye o sigorta kartıyla gittiler, yıllarca sigortalı olduklarını düşündüler. Ancak yıllar sonra bunun yalnızca sağlık sigortası olduğu, emeklilik başlangıcı sayılmadığı söylendi. Bu nedenle ciddi hak kayıpları ortaya çıktı” dedi. “BİR GÜN İÇİN 17 YIL KAYBEDENLER VAR” Emeklilik başlangıç tarihinin sayılmaması nedeniyle büyük mağduriyetler yaşandığını belirten Altaca Kayışoğlu, bazı vatandaşların bir günlük fark nedeniyle yıllarca geç emekli olmak zorunda kaldığını ifade etti. Altaca Kayışoğlu, “Bir gün nedeniyle 17 yıl kaybeden vatandaşlarımız var. O dönemde fiilen çalıştıkları hâlde emeklilik başlangıcı sayılmadığı için yıllarını kaybediyorlar. Bu nedenle staj ve çıraklıkta geçen sürelerin emeklilikten sayılması için yasal düzenleme yapılması gerekiyor” dedi.

Kayışoğlu'ndan emekli memur maaşı çıkışı: 22 bin lira artış şart! Haber

Kayışoğlu'ndan emekli memur maaşı çıkışı: 22 bin lira artış şart!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yurtdışı Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dilekçe Komisyonu’nda emekli memur maaşlarının iyileştirilmesine ilişkin yapılan başvurular üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Altaca Kayışoğlu, 2002 yılında en düşük emekli memur maaşının asgari ücretin yaklaşık iki katı seviyesinde olduğunu hatırlatarak, bugün gelinen noktada maaşların asgari ücretin altına düştüğünü belirtti. “22 BİN LİRA SEYYANEN ZAM GEREKİYOR” Bütçe görüşmeleri sırasında yapılan çalışmalara da değinen Altaca Kayışoğlu, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin verilerine göre emekli memurların 2002 seviyesine ulaşabilmesi için dahi ciddi bir artışa ihtiyaç duyduğunu söyledi. Altaca Kayışoğlu, “Yapılan hesaplamalara göre emekli memurlara yaklaşık 22 bin lira seyyanen zam yapılması gerekiyor. Kişi başına düşen millî gelirin 2 bin 500 dolardan 13 bin dolara çıktığı ifade ediliyor ancak, emekli memurlar bu artıştan pay alamıyor. Bırakın iyileştirmeyi, 2002 seviyesine gelebilmek için bile en az 22 bin liralık artış şart” ifadelerini kullandı. “EMEKLİ OLMAK İSTEMİYORLAR ÇÜNKÜ GEÇİNEMİYORLAR” Memurların geçim kaygısı nedeniyle emekli olamadığını belirten Altaca Kayışoğlu, emekli olmak zorunda kalanların ise yeniden çalışmak durumunda kaldığını söyledi. Altaca Kayışoğlu, “Bir dönem asgari ücretin iki katı maaş alan memur emeklisi bugün asgari ücretin altında gelirle yaşamaya çalışıyor. Bu nedenle memurlar yaş haddini doldurana kadar emekli olmak istemiyor; olmak zorunda kaldıklarında da yeniden çalışıyor ya da kıt kanaat geçinmeye çalışıyor. Emekli memurların maaşları iyileştirilmeli, millî gelirden hak ettikleri payı almalıdır” dedi.

CHP'li Kayışoğlu: “Engelli destekleri yetersiz, mağduriyetler artıyor” Haber

CHP'li Kayışoğlu: “Engelli destekleri yetersiz, mağduriyetler artıyor”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yurtdışı Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dilekçe Komisyonu’nda engelli vatandaşların sosyal destekleri ve engelli maaşlarına ilişkin yapılan başvurular üzerine önemli açıklamalarda bulundu. Engelli vatandaşlara sağlanan desteklerin yetersiz olduğunu belirten Altaca Kayışoğlu, sahada ciddi mağduriyetlerle karşılaştıklarını ifade etti. Altaca Kayışoğlu, “Engellilerle ilgili verilen destekler çok çok düşük. Ayrıca birçok engelli vatandaşın rapor oranları kriter değişiklikleri gerekçe gösterilerek düşürülüyor ya da tamamen ortadan kaldırılıyor. Bu nedenle maaşı kesilen çok sayıda yurttaşımız var. Yapılan düzenlemelerle destekler fiilen azaltılıyor” dedi. “MİLLÎ GELİR ARTIŞI VATANDAŞA YANSIMIYOR” Komisyonda yapılan değerlendirmelere de değinen Altaca Kayışoğlu, açıklanan kişi başı millî gelir rakamlarının sahadaki tabloyla örtüşmediğini söyledi. Altaca Kayışoğlu, “Millî geliri masa başında 86 milyona böldüğünüzde kişi başına yüksek bir rakam düşebilir. Ancak gerçek hayatta gelir adaletsizliği derinleşmiş durumda. Millî gelirin büyük bölümü küçük bir kesime giderken geniş halk kesimleri yoksullukta eşitlenmiş durumda. Orta sınıf neredeyse ortadan kalktı. Engellilere, emeklilere, işçilere, memurlara bu büyümeden pay düşmüyor” ifadelerini kullandı. “ALT KOMİSYON KURULMALI” Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’da sosyal hukuk devleti olarak tanımlandığını hatırlatan Altaca Kayışoğlu, Meclis’in bu ilkenin gereğini yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Altaca Kayışoğlu, “Eğer sosyal hukuk devleti isek, engelli ve emekli vatandaşlarımızın insan onuruna yakışır bir yaşam sürmesini sağlamak zorundayız. Bu mağduriyetleri bütün yönleriyle ele alacak bir çalışma yapılmalı, gerekirse alt komisyon kurulmalıdır” dedi.

Nilüfer’de ekonomik isyan: "Geçinemiyorsan korna çal!" Haber

Nilüfer’de ekonomik isyan: "Geçinemiyorsan korna çal!"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Nilüfer İlçe Başkanlığı, Türkiye’nin en yakıcı sorunu haline gelen hayat pahalılığına ve düşük maaş zamlarına karşı Bursa’nın en işlek noktalarından birinde ses yükseltti. "GEÇİNEMİYORUZ" sloganıyla düzenlenen eylemde, ekonomik krizin faturası protesto edildi. İZMİR YOLU’NDA "KORNA" KOROSU İzmir Yolu Bursa istikameti, Bursa Gıda Toptancılar Sitesi karşısında bir araya gelen CHP Nilüfer Örgütü üyeleri, üst geçit yanında yan yana dizilerek dev bir zincir oluşturdu. Ellerinde “Geçinemiyoruz” ve “Geçinemiyorsan Korna Çal” yazılı dövizler taşıyan partililere, yoldan geçen yüzlerce araç sürücüsü kornalarıyla destek verdi. İzmir Yolu’nda yankılanan korna sesleri, halkın yaşadığı geçim sıkıntısının boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. GENİŞ KATILIMLI PROTESTO CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin öncülüğünde gerçekleştirilen eyleme; CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, Bursa Milletvekili Hasan Öztürk ve CHP Keles İlçe Başkanı Cevat Acar da katılarak omuz verdi. "Halk İnsanca Yaşayacak Ücret İstiyor" Eylemde basın açıklaması yapan Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, iktidarın ekonomi politikalarını sert bir dille eleştirdi. Emeklinin, asgari ücretlinin ve dar gelirlinin her geçen gün daha da yoksullaştığını vurgulayan Şahin, şunları söyledi: "Bugün burada halkın çığlığına tercüman oluyoruz. Uygulanan yanlış politikalar halkımızı yoksulluğa mahkum etti. Emekçimiz, emeklimiz kirasını, faturasını ödeyemez hale geldi. Bizler, tüm yurttaşlarımız insanca yaşayacak bir ücrete kavuşana kadar bu mücadeleyi meydanlarda, sokaklarda sürdürmeye kararlıyız."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.