SON DAKİKA
Hava Durumu

#Bursa Tabip Odası

Söz Bursa - Bursa Tabip Odası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bursa Tabip Odası haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!" Haber

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!"

Bursa Tabip Odası 14 Mart Tıp Haftası kapsamında düzenlenen Sağlık Hakkı Yürüyüşünü, bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü Bursa’da basın açıklaması, yürüyüş ve çelenk bırakma töreniyle gerçekleştirdi. Saat 12.30’da Setbaşı’nda toplanan hekimler adına açıklamayı Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş gerçekleştirdi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmiye Funda Coşkun, Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktılar. Sağlık Hakkı Yürüyüşüne, BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş, BTO Genel Sekteri Dr. Muhsin Güllü, BTO Yönetim Kurulu Üyelerinden Dr. Ferda Firdin, Dr. Deniz Alpan, Dr. Kenan Ergus, Dr. Ertuğrul Mehmetoğlu, TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Güzide Elitez, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sivil toplum örgütleri, sendika temsilcileri ve çok sayıda hekim katıldı. Dr. Kadir Binbaş ‘ın okuduğu açıklamanın tam metni ise şöyle: Değerli meslektaşlarımız, Değerli sağlık emekçileri, Değerli halkımız, Bugün 14 Mart. Tıbbın, hekimliğin kurucusu, Hipokratın, Galenin yaşadığı topraklarda hekimliğin insan sağlığına adanmış bir meslek olmanın ötesinde, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu gösteren bir günün yıldönümünde bir aradayız. 14 Mart 1927’de ülkemizde modern tıp eğitiminin başladığı gündür. Ancak sıradan bir takvim günü değildir. İlk defa, 107 yıl önce, 14 Mart 1919’da İngiliz işgali altındaki İstanbul’da tıbbiyelilerin, tıp öğrencilerinin “Bu ülke bizimdir!” diyerek ayağa kalktığı bir gündür. Bu açıdan 14 Mart; tarihtir, direniştir, sorumluluktur. Tıbbiyeliler o gün yalnızca bir okulun kuruluşunu kutlamadı. Bir şey söylediler: Hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değildir. Hekimlik aynı zamanda toplumun geleceğine sahip çıkmaktır! İşte biz bugün Ankara’da, o geleneğin mirasçıları olarak buradayız. BUGÜN 14 MART… AMA KUTLAMA YAPMAK ZOR 14 Mart ülkemize özel bir gün. Dünyada böyle bir bayram yok. Yanlızca ülkemizde kutlanan Tıp Bayramı olarak biliniyor, kutlanıyor ama bugün burada bir bayramı kutlamak için toplanmadık. Çünkü bu ülkede sağlık sisteminin hali ne yazık ki gerçek bir kutlamaya izin vermiyor. Ülkemizde sağlık alanında çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Yıllardır uygulanan ve adına Sağlıkta Dönüşüm Programı denilen politikalar, sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp alınıp satılan bir meta haline getirdi. Sağlık hizmeti toplumun ihtiyacına göre değil, piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itildi, bölgeye dayalı bütünleşik sağlık hizmeti sunan sağlık ocakları kapatıldı, yerine bireye yönelik tanı tedavi hizmeti sunan Aile Sağlığı Merkezleri açıldı. ASM’ler, kamu hastaneleri işletmelere dönüştürüldü. Kamu kaynakları özel sağlık sektörüne aktarıldı. SONUÇ NE OLDU? Bugün: Hastalar randevu bulamıyor, muayene süreleri birkaç dakikaya sıkıştırılıyor, sağlık çalışanları aşırı iş yükü altında eziliyor, hastalarla hekimler karşı karşıya getiriliyor sağlıkta şiddet sıradanlaşıyor, cepten harcamalar artıyor, parası olan hızla ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşırken parası olmayanların basit sağlık sorunları bile aylarca çözülemiyor. Bugün Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısı 1 milyarı aştı, kişi başına 12’yi geçti. Avrupa ortalamasının 2 katı doktora başvuru var. Tek başına bu bile bizim gibi genç nüfuslu bir ülkede sağlığın kötü yönetildiğini gösteriyor. Halkın sağlık hakkı zarar görüyor. Sağlık göstergelerimiz kötüye gidiyor. Türkiye’de doğan bir bebek Avrupa’da benzer gelişmişliğe sahip ülkelerde doğan bir bebekten 3-4 yıl daha kısa yaşıyor. Önlenebilir ölümler OECD ülke ortalamasının üzerinde. Aşıyla önlenebilir hastalıklardan bebekler ölüyor. Bu sistem halkın sağlığını bozmakla kalmıyor hekimleri ve sağlık çalışanlarını da tüketiyor. Bugün hekimler: Aşırı iş yükü altında, güvencesiz koşullarda, şiddet tehdidi altında, gelecek kaygısıyla çalışıyor. Genç hekimler ülkeyi terk etmeyi düşünüyor. Deneyimli hekimler emekli maaşları ile geçinemediğinden emekli olamıyor. Bu kadar yoğun çalışma sürelerine ragmen ne kendilerine ne de hastalara fayda sağlayamadığını düşünen hekimler tükenmişlik yaşıyor, mesleğinden soğuyor. Ama biz biliyoruz ki sorun hekimlerde değil. Sorun sağlık sisteminin kendisindedir. Biz hekimler Hipokrat’tan bu yana binlerce yıldır aynı etik değerlerin mirasçılarıyız. Hekimlik: İnsan yaşamını her şeyin üstünde tutmaktır, hastanın yararını öncelemektir, bilimden ve akıldan sapmamaktır, insan onuruna saygı göstermektir. Toplum için çalışmak bunun için mesleğini en iyi şekilde yapmaktır. Ama bugün uygulanan sağlık politikaları bu iyi hekimlik değerlerini aşındırıyor. Sistem bizleri performans baskısı altında çalışmaya zorluyor. Performansı da yaptığımız işin değeriyle değil sayısıyla ölçüyor. Bugün bir hastaya ne kadar zaman ayrılması gerektiğine hekim değil MHRS karar veriyor. Hekimin bilgisi, iradesi yok sayılıyor, mesleki bağımsızlığımız elimizden alınıyor. Biz buna razı değiliz. Çünkü biliyoruz: Biz biliyoruz ki iyi hekimlik yapılamayan bir sistem iyi bir sağlık sistemi değildir. Ama biz sadece eleştirmiyoruz. Biz sadece sorunları söylemiyoruz. Biz çözüm de sunuyoruz. Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkündür. Bu ülkenin bunu sağlayacak yeterli bilgi birikimi vardır. Bu ülkenin yetişmiş ve pandemide gördüğümüz gibi fedakarca çalışan insan gücü, hekimleri, hemşireleri, diş hekimleri sağlık emekçileri vardır. Bu ülkenin kaynakları da vardır. Yeter ki sağlık sistemi piyasa için değil insan için kurulmuş olsun. Sağlık hizmeti bir ticari sektör değil kamusal bir hak olarak bu ülkede yaşayan herkese eşit, ücretsi, ulaşılabilir ve nitelikli olarak verilebilsin. Hekimler ve sağlık çalışanları mesleki bağımsızlıklarını koruyabilsin, gelecek kaygısı olmadan, şiddet korkusu yaşamadan çalışabilsin. Tek kaygımız hastalarımızın sağlığı olsun. Bunun için yapılması gerekenler bellidir: Böyle bir sağlık sistemi için: 1. Sağlıkta özelleştirmeye son verilmelidir. 2. SGK’nın özel hastanelerden hizmet alımı durdurulmalıdır. 3. Sağlık için ayrılan kamusal kaynaklar kamu sağlık sistemi için kullanılmalıdır. 4. Birinci basamak sağlık hizmetleri kamu binalarında verilmeli hem sayıca hem nitelik açısından güçlendirilmelidir. Sevk zinciri kurulmalıdır. 5. Hekim ücretleri performansa göre değil emekliliğe yansıyan tek maaş üzerinden düzenlenmelidir. İnsan onuru ve değeri ile bağdaşacak düzeyde olmalıdır. 6. Hekimlerin hastalarına yeterli süre ayırabileceği çalışma koşulları sağlanmalıdır. 7. Hekimlerin serbest çalışma, kendi emeğinin değerini kendisinin belirlemesi önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. 8. Sağlık sisteminin yönetiminde sağlık çalışanlarının ve toplumun söz hakkı olmalıdır. 9. Geleceğin hekimlerini yetiştiren kurumların alt yapı ve öğretim üyesi eksikleri giderilmeli, tıp eğitiminde de sayı değil nitelik öne çıkarılmalıdır. 10. Sağlıkta şiddeti engellemek üzere bütünlüklü bir program hayata geçirilmeli, öncelikle mecliste bekleyen sağlıkta şiddet yasa tasarısı önerimiz bir an önce gündeme alınmalıdır. Bu mücadele sadece hekimlerin mücadelesi değildir. Bu talepler sadece hekimler, sağlık emekçileri için değildir. Hekimlerin, sağlık emekçilerinin etik ilkeler ve bilimin gerekleri doğrultusunda güvenle sağlık hizmeti sunabildiği bir toplumda insanlarımız sağlıklı ve mutlu olabilir. Bugün Bursa’dan bir kez daha söylüyoruz: Biz,adaletin hakim olduğu,laik,demokratik,barış içinde bir ülkedemesleğimizin ve emeğimizin değerinin bilindiği bir sağlık sistemi istiyoruz. Hekimlerin tükenmediği,sağlık çalışanlarının güvende olduğu,halkın eşit ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği başka bir Türkiye mümkündür. Yaşasın hekimlik onuru. Yaşasın iyi hekimlik değerleri. Yaşasın halkın sağlık hakkı. BURSA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

Nilüfer, doğanın sesinin yankılandığı kent olma yolunda Haber

Nilüfer, doğanın sesinin yankılandığı kent olma yolunda

Nilüfer Belediyesi ve Tek Sağlık Platformu iş birliğiyle bu yıl üçüncüsü düzenlenen Nilüfer Tek Sağlık Sempozyumu, 3 Kasım Dünya Tek Sağlık Günü’nde Nâzım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleştirildi. Bursa'daki sağlık meslek odalarının da desteklediği sempozyumda, iklim krizinin insan, hayvan ve çevre sağlığı üzerindeki etkileri masaya yatırıldı. Sempozyuma Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş, Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Vet. Hekim Melike Baysal, Bursa Dişhekimleri Odası Başkanı Dr. Dt. Kerem Turgut Atasoy’un yanı sıra Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, meclis üyeleri, akademisyenler, sivil toplum ve kamu kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı. BAŞKAN ŞADİ ÖZDEMİR: “TEK SAĞLIK BİR ZORUNLULUKTUR” Programın açılış konuşmasını yapan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, iklim krizinin insan, hayvan ve çevre sağlığını doğrudan etkilediğini vurguladı. Nilüfer Belediyesi olarak tek sağlık yaklaşımını kentin temellerine işlediklerini belirten Başkan Özdemir, “Bir kentin gerçekten sağlıklı olabilmesi için, insanın, hayvanın ve doğanın düşünülmesi bir seçenekten öte artık bir zorunluluktur. Nilüfer Belediyesi olarak biz de bu bilinçle hareket ediyoruz” dedi. “KARBON EMİSYONLARINI AZALTMA TAAHHÜDÜ VERDİK” İklim krizi karşısında yerel yönetimlerin somut eylemlerle öncü olması gerektiğini belirten Başkan Şadi Özdemir, Nilüfer Belediyesi’nin ‘Başkanlar Sözleşmesi’ni imzalayarak 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 40 azaltma taahhüdü verdiğini hatırlattı. Bu kapsamda kurulan 8 güneş enerji santrali ile kendi enerjilerini ürettiklerini ifade eden Başkan Şadi Özdemir, “Bu sayede 2024 yılında bin 100 tondan fazla karbon salımını önleyerek, 4 milyon liranın üzerinde tasarruf sağladık” bilgisini verdi. Dirençli kentin aynı zamanda nefes alan bir kent olduğunu vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, Nilüfer’in 421 parkı ve kişi başına düşen 12 metrekareyi aşan yeşil alan miktarıyla örnek bir şehir olduğunu belirtti. Kent Bostanları, Hasanağa Gıda Merkezi, 200 kilometreye yaklaşan bisiklet yolları ve elektrikli araç filosu gibi projelerle sıfır emisyon hedefine adım adım ilerlediklerini söyledi. “DOĞANIN SESİNİN YANKILANDIĞI BİR KENT” Başkan Şadi Özdemir, sözlerini şöyle tamamladı: “Tüm bu çalışmalar, Nilüfer’i insan, hayvan ve doğa refahını birlikte düşünen gerçek bir tek sağlık kenti haline getirmek için. Bu yüzden bilimin ışığında, dayanışma ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.” Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş ise iklim değişikliğine karşı mücadelenin aynı zamanda bir halk sağlığı mücadelesi olduğunu vurguladı. Artan sıcaklıklar, kuraklık, sel ve orman yangınlarının hem çevreyi hem de insan sağlığını doğrudan etkilediğini belirten Güleş, birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekti. MESLEK ODALARINDAN ORTAK ÇAĞRI Koronavirüs salgını ve doğal afetlerde tek sağlık bakış açısının eksikliğini gördüklerini belirten Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş da, karar vericilerin bu konuda yeni bir paradigma yaratması gerektiğini söyledi. Binbaş, tarım, doğa, çevre, hayvan ve insanla hareket edilmeden gerçek sağlığa ulaşılamayacağını vurguladı. Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Vet. Hekim Melike Baysal ise tek sağlık yaklaşımının geleceği kurtarmanın en bilimsel yolu olduğunu belirtti. Baysal, “Hayvan sağlığını kapsamayan hiçbir yaklaşımın sürdürülebilir olmadığını bilmeliyiz. Bugün dünya, bilim insanlarının 6’ncı yok oluş olarak tanımladığı bir süreçten geçiyor. Çocuklarımızı sağlıklı bir dünyada yaşatmak istiyorsak, hayvanların yaşam hakkını ve ekosistemin bütünlüğünü korumak zorundayız” dedi. İklim krizinin artık uzak bir tehdit olmadığını, susuzluk ve hava kirliği ile hastaların sağlığında dahi gözlemlendiğini belirten Bursa Diş Hekimleri Odası Başkanı Dr. Dt. Kerem Turgut Atasoy da, “Sağlıklı bir toplum ancak sağlıklı bir gezegende var olabilir. Ortak sorumlulukla atılacak her adım büyük bir dönüşümün başlangıcı olacaktır” diye konuştu. İklim değişikliğinin bulaşıcı hastalıkların yayılma hızını artırdığına dikkat çeken Bursa Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ecz. Gökçenay Derebaşı Hanlı da, afet sonrası ilaç ve tıbbi malzeme yönetiminde eczacıların kritik rol oynadığını belirtti. Gökçenay Derabaşı Hanlı, Bursa Eczacı Odası’nın AFAD ve UMKE ile koordineli çalıştığını söyleyerek, afet durumlarında ilaç, tıbbi ve medikal malzeme tedariki sağladığını sözlerine ekledi. UZMAN İSİMLER TEK SAĞLIĞI KONUŞTU Açılış konuşmalarının ardından sempozyumda oturumlara geçildi. Birinci oturumda, Bursa Uludağ Üniversitesi’nden (BUÜ) Doç. Dr. Yasemin Kaya, Bursa Teknik Üniversitesi’nden (BTÜ) Doç. Dr. Ebru Kamacı Karahan ve Nilüfer Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürü Emrah Aslan, Nilüfer Belediyesi Plan ve Proje Müdürü Sinan Sarıbal moderatörlüğünde “Kentsel Dirençlilik” konusunu ele aldılar. Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Vet. Hekim Sanem Çetiner moderatörlüğünde “Riskler ve Gelecek” başlığıyla düzenlenen ikinci oturumun konukları ise Türkiye Tek Sağlık Girişimi Kurucu Üyesi Vet. Hekim Adnan Serpen ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa oldu. Program, Prof. Dr. Alpaslan Türkkan’ın sonuç bildirgesini okumasıyla sona erdi.

Sağlık meslek örgütlerinden ortak tepki: "Sağlıkta şiddete karşı sessiz kalmayacağız!" Haber

Sağlık meslek örgütlerinden ortak tepki: "Sağlıkta şiddete karşı sessiz kalmayacağız!"

Bursa’da sağlık meslek örgütleri, Zümrütevler Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan Dr. Alper Tunga Türkbayrak’a yönelik tehdit nedeniyle ortak bir açıklama yaparak sağlıkta şiddete karşı sert tepki gösterdi. Dr. Türkbayrak’ın, hastasının keyfi talebini yerine getirmemesi üzerine “onun derisini yüzeceğim” şeklinde tehdit edildiği ve bu tehdidin Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi’ne (SABİM) iletildiği bildirildi. Olay sonrası hekimin “Beyaz Kod” vererek yasal süreç başlattığı belirtildi. “MÜNFERİT DEĞİL, SİSTEMATİK SORUN” Açıklamada, sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddetin sadece bireysel olaylar değil, sağlık sistemindeki yapısal sorunların bir sonucu olduğu vurgulandı. “Kışkırtılmış sağlık hizmeti talebi, sürekli vatandaşı haklı gören yönetim politikaları ve şiddetin cezasız kalması, sağlıkçılara yönelik tehdit ve saldırıları artırıyor” denildi. YÖNETİCİLERE ELEŞTİRİ: "HEKİMİ HEDEF GÖSTERMEKTEN VAZGEÇİN" Sağlık çalışanlarını puanlama uygulaması, yöneticilerin personeli hedef gösteren açıklamaları ve etkisiz düzenlemeler de eleştirildi. Açıklamada, “Vatandaşın beklentileri karşılanmadığında hekimler tehdit ve hakarete uğruyor. Bu durum artık kabul edilemez bir boyuta ulaştı” ifadeleri yer aldı. “YASALAR UYGULANSIN, CEZASIZLIK SON BULSUN” Bursa Tabip Odası, BursahEd, SES, BDS, Hekimsen ve Hekim Birliği Sendikası imzasıyla yayımlanan ortak metinde, Sağlık ve Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunularak mevcut yasaların etkin biçimde uygulanması ve sağlık çalışanlarına yönelik her türlü tehdidin, hakaretin ve şiddetin en üst düzeyde cezalandırılması talep edildi. Sağlık meslek örgütleri, meslektaşları Dr. Alper Tunga Türkbayrak’ın yanında olduklarını vurgulayarak, “Hiçbir tehdit, hakaret ve şiddet eylemi münferit olarak değerlendirilmemelidir” mesajını verdi.

17 Nisan’da şiddete karşı ortak ses Haber

17 Nisan’da şiddete karşı ortak ses

Bursa Tabip Odası, 2012 yılında Gaziantep’te hasta yakını tarafından öldürülen Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıl dönümünde yaptığı açıklamada, “Başta Dr. Ersin Arslan olmak üzere, görevi başında hayatını kaybeden tüm meslektaşlarımızı saygıyla anıyor, sağlıkta şiddeti önlemek için mücadelemizi sürdürüyoruz” ifadelerine yer verdi. “ŞİDDET OLAYLARI BİLDİRİLMİYOR, VERİLER ŞEFFAF DEĞİL” Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 2023’te yaptığı anket sonuçlarına göre hekimlerin yaklaşık yüzde 90’ı en az bir kez şiddete maruz kalmış durumda. Ancak bu vakaların önemli bir bölümü yetkili makamlara bildirilmeden geçiştiriliyor. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamadığı verilerin ancak mahkeme kararıyla elde edilebildiğine dikkat çekilen açıklamada, Ocak 2016 – Temmuz 2023 tarihleri arasında bildirilen fiziksel şiddet vakalarının 25.315 olduğu belirtildi. Bursa Tabip Odası, bu verilerin sonrasına dair bilgi alınamadığını vurgulayarak, sağlık çalışanlarının artık kendi can güvenliklerinden endişe eder hale geldiğini bildirdi. “ŞİDDETİN NEDENİ SADECE HASTA-HEKİM İLİŞKİSİ DEĞİL” Açıklamada, sağlıkta şiddetin sadece hasta ve sağlık çalışanı arasındaki ilişkiden kaynaklanmadığı, sistemin yapısal sorunlarının bu şiddeti doğurduğu belirtildi. Performansa dayalı sistem, artan hasta yükü, kısa muayene süreleri ve sağlık sisteminin piyasalaştırılması gibi faktörlerin sağlık çalışanları üzerindeki baskıyı artırdığı ifade edildi. Ayrıca, bazı siyasi söylemlerin de sağlıkçılara yönelik şiddeti meşrulaştırdığına dikkat çekilen açıklamada, “Şiddete sıfır tolerans” ilkesinin yalnızca bir afiş sloganı olarak kalmaması, gerçek bir devlet politikası haline gelmesi gerektiği belirtildi. “BURSA’DAKİ DURUM DA FARKLI DEĞİL” Bursa’daki sağlık kurumlarında da benzer şiddet vakalarının yaşandığı ifade edilen açıklamada, özellikle acil servislerde görev yapan sağlık çalışanlarının tehdit, hakaret ve fiziksel saldırıya maruz kaldığı, kendilerini korumasız hissettikleri dile getirildi. ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SIRALANDI Bursa Tabip Odası, sağlıkta şiddetin önlenebilmesi için şu çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaştı: Performansa dayalı sistemin kaldırılması, Her hastaya yeterli muayene süresinin ayrılması, Yeterli ve güvenceli sağlık personeli istihdamı, Sağlık kurumlarında güvenlik önlemlerinin artırılması, Silahla sağlık kurumlarına girişin yasaklanması, Merkezi şikayet hatlarının kaldırılması, Acil servislerin yalnızca acil vakalara hizmet vermesi, Türk Tabipleri Birliği’nin caydırıcı yasa teklifinin hayata geçirilmesi. “MÜCADELEYİ BÜYÜTEREK SÜRDÜRECEĞİZ” Açıklamanın sonunda, “Bizler, genç meslektaşlarımıza şiddetsiz sağlık ortamı bırakmak istiyoruz. Her gün bir başka kurumda yaşanan mobbing, tehdit ve saldırıların sıradanlaşmasına izin vermeyeceğiz” denilerek, Dr. Ersin Arslan’ın anısı önünde bir kez daha saygıyla eğilindi ve mücadele kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.

Doğruları Söylemekten Asla Vazgeçmeyeceğiz: Eski Başkanımız Prof. Dr. Alpaslan Türkkan’ın yanındayız! Haber

Doğruları Söylemekten Asla Vazgeçmeyeceğiz: Eski Başkanımız Prof. Dr. Alpaslan Türkkan’ın yanındayız!

 Prof. Dr. Alpaslan Türkkan’ın konuşmasının engellenmesini kınamak amacıyla 17 Mart 2025 Pazartesi günü düzenlenen basın açıklamasında, metni Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş okudu ve doğruları söylemekten asla vazgeçmeyeceklerini, Prof. Dr. Alpaslan Türkkan’ın yanında olduklarını vurguladı. Ardından söz alan Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Prof. Dr. Alpaslan Türkkan’a yapılan müdahaleyi kınayarak, “Kendisi yalnız değildir, yanındayız” ifadelerini kullandı. Toplantıya katılan diğer konuşmacılar da benzer şekilde destek mesajları verdi. Türk Tabipleri Birliği üyesi Dr. Güzide Elitez, TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Murat Korkut, DİSK temsilcisi Gökhan Aydın, SES Bursa Şubesi eski dönem başkanı İrfan Açık ve Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal da söz alarak yapılan müdahaleyi kabul edilemez bulduklarını belirtti. Açıklamaların ardından Bursa Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Muhsin Güllü “Sağlık Sistemi Çöktü Yaşadığımız Kriz ve Bursa’nın Durumu” başlıklı sunum gerçekleştirdi. Basın açıklaması, dayanışma ve mücadele çağrısıyla tamamlandı. Basın Açıklamasının tamamı şu şekildedir; “ Basına yansıyan, Bursa Büyükşehir Belediyesi meclis oturumunda Bursa Tabip Odası eski başkanımız Alpaslan Türkkan’a yapılanlar kabul edilemezdir. Uzun yıllardır toplumun sağlığını geliştirmek için emek veren Türkkan’ın 14 Mart vesilesiyle Türkiye’nin sağlık gündemine dair veriye dayalı görüşlerini sunmasını, hamaset yaparak eleştiremezsiniz diyerek engellemeye çalışan hadsizler, fildişi kulelerinden inip devlet hastanelerini ziyaret ederlerse acı gerçeklerle yüzleşeceklerdir. Türkiye’de son dönemde her alanda torpilli olan bu mutlu azınlık toplumdan uzaklaşıp, gerçekleri görme yetisini kaybetmiş, vatandaşın derdine çare olsun diye bulunduğu meclislerde Türkiye’ye dair hiçbir sorun gün yüzüne çıkmasın diye uğraşır hale gelmiştir. Halk sağlığı konusunda, halkın sağlık hakkına yönelik söz söyleme sorumluluğu taşıyan bilim insanlarımızın fikirlerini özgürce ifade edebilmeleri, demokratik toplumun olmazsa olmazıdır. Demokrasiyi hazmedemeyen, kürsüde konuşan akademisyene müdahale edecek kadar gözü dönmüş kişilerin bu kabul edilemez tavırları karşısında, Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde yeterince savunulamaması ve bu saygısız müdahalelere gerekli tepkinin gösterilememesi de ayrıca üzüntü vericidir. Sağlık sisteminin çöktüğüne dair gerçekleri söyleyen bir akademisyene yönelik bu tür müdahaleler, demokratik kültürün ve ifade özgürlüğünün son dönemde ne kadar örselendiğinin acı bir göstergesidir. Bilinmelidir ki, bir akademisyenin kürsüde gerçekleri dile getirmesine tahammül edemeyerek müdahale etmek sadece bireysel bir hadsizlik değil, akademik düşünceye ve bilime saldırıdır. İfade özgürlüğünü, doğruları sindirememiş bu zihniyet, toplumun gerçekleri öğrenmesini ne kadar engellemeye çalışırsa biz hekimler de gerçekleri yaymak için elimizden geleni yapacağız. Biz hekimler, mesleki etik ilkelerimiz ve topluma karşı olan sorumluluğumuz gereği, sağlık sistemimizin yaşadığı çöküşü tüm çıplaklığıyla dile getirmeye devam edeceğiz. Sağlık hizmetlerinin niteliğini düşüren, erişilebilirliğini zorlaştıran ve çalışanları tükenmişliğe sürükleyen mevcut sistem artık sürdürülemez hale gelmiştir. Baskılar, tehditler ve engellemeler, bizleri toplumun sağlık hakkını savunmaktan alıkoymayacaktır! Bu mücadele yalnız bizim değil, tüm emekçilerin, tüm halkımızın mücadelesidir. Sağlık hakkı için verilen tarihsel mücadelenin bir parçası olarak, omuz omuza, dayanışma içinde kararlılığımızı sürdüreceğiz. Direnerek, örgütlenerek ve birlikte hareket ederek sağlık hakkını savunacağız. Çünkü sağlık haktır, satılamaz! Baskılar bizi yıldırmayacak, aksine daha güçlü kılacak ve mücadele azmimizi bileyecektir. Biz hekimler gerekirse mahalle mahalle, sokak sokak, kapı kapı dolaşarak halkımızı bilgilendirmeye ve koruyucu sağlık hizmetlerinin önemini anlatmaya, başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu haykırmaya devam edeceğiz. Saygın bir bilim insanının şahsında tüm bilimsel düşünceye ve akademik özgürlüğe yapılan bu saldırıya karşı gerekli tavrın gösterilmesi, demokratik değerlere sahip çıkmak açısından hepimizin sorumluluğudur. Bilim insanlarımızın sesini kesmeye çalışan bu zihniyet, sadece sağlık emekçilerine değil, toplumun sağlık hakkına da saldırmaktadır. Bursa Tabip Odası, DİSK, KESK, TMMOB olarak Prof. Dr. Alpaslan Türkkan’ın yanında olmaya devam edeceğiz.”

BUÜ'de 14 Mart Tıp Bayramı törenle kutlandı Haber

BUÜ'de 14 Mart Tıp Bayramı törenle kutlandı

Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezinde gerçekleştirilen törene BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun, Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaşı, BUÜ Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Halil Sağlam, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. "Hekimlerimiz büyük bir başarıya imza atıyor" Konuşmasına, üniversitenin kuruluşundan bu güne kadar tıp fakültesinin değerine vurgu yaparak başlayan BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, 50 yıllık üniversite tarihine tıp hocalarının damga vurduğunu ifade etti. Türkiye'nin modernleşme tarihinde tıbbiyenin yeri ve öneminden bahseden Rektör Yılmaz, "Hekimlerimiz, teknolojinin getirdiği sert dönüşümü kendi mesleğine adapte etmeye ve aynı zamanda ülkenin ve insanlığın hizmetine sunma yönünde büyük bir başarıya imza atıyorlar. İnsanlık tarihi kadar eski ve meslekler içerisinde her zaman merkezi yerini muhafaza etmiş olan tıp mesleğinin ülkemize has bu bayramını kutlayarak kıymetli öğrencilerimize, sağlık ordumuza katıldıklarında hocalarından devraldıkları bayrağı memleket ve insanlık için daha da ileriye taşıyacaklarına olan inancımı dile getirip bütün sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı'nı kutluyorum" şeklinde konuştu. "Sorumluluğumuzdan vazgeçmeyeceğiz" BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun ise Atatürk'ün sağlık alanında yaptığı reformlarla modern Türkiye'nin temel taşlarından birini oluşturduğuna değinerek, "Günümüz sağlık sisteminde birçok zorlukla karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. Ancak bizler hastalarımızın sağlığı için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, meslek ahlakını ve bilimin ışığını rehber edinen bireyler olarak daima en iyisini yapmaya gayret ediyoruz. Pandemiler, krizler, yoğun mesai saatleri ve fiziksel yorgunluklara rağmen insanlığa olan sorumluluğumuzdan asla vazgeçmedik ve geçmeyeceğiz" dedi. Geleceğin doktorlarına tavsiyeler Konuşmasında öğrencilere seslenen Dekan Coşkun, "Sizler geleceğin hekimleri olarak bilimin ışığında ilerleyen, insan hayatına dokunmaya hazırlanan birer meşale taşıyorsunuz. Tıp eğitimi zorlayıcı olabilir. Bazen size tükenmişlik hissi verebilir ama unutmayın ki her zorluk sizi daha donanımlı, daha güçlü ve daha bilinçli bir hekim haline getiriyor. Gelecekte bir hastanın gözlerindeki umudu görmek, bir teşhisle hayat kurtarmak, bir dokunuşta şifa vermek işte tüm bu fedakârlıkların anlamı burada saklı. Mesleğinizde sabırlı olun. Her daim öğrenmeye açık olun ve en önemlisi vicdanınızı asla kaybetmeyin. Çünkü iyi bir hekim sadece bilgisiyle değil, merhametiyle ve insan sevgisiyle de fark kuruyor" ifadelerini kullandı. Program, Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Murat Civaner'in "14 Mart Tıp Öğrencilerinindir" isimli konuşmasının ardından sona erdi.

Bursa'da sağlık çalışanlarından milletvekiline tepki Haber

Bursa'da sağlık çalışanlarından milletvekiline tepki

Bursa Tabip Odası (BTO), Bursa Aile Hekimleri Derneği (Bursahed), Genel Sağlık İş Sendikası- Bursa Şubesi, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası – Bursa Şubesi (SES), HEKİMSEN, Birlik ve Dayanışma Sendikası ile Sağlık Çalışanları Hak ve Mücadele Derneği'nin çağrısıyla Bursa Adliyesi önünde toplanan sağlık çalışanları, AK Parti Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam'ın açıklamalarına tepki gösterdi. BURSA TABİP ODASI BAŞKANI'NIN AÇIKLAMALARI Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş, sağlık çalışanları adına yaptığı açıklamada, Pınarhisar'daki Aile Sağlığı Merkezi temel atma töreninde konuşan Milletvekili Sarıçam'ın ifadelerinin büyük üzüntüye yol açtığını belirtti. Dr. Binbaş, "Temeli atılan Aile Sağlığı Merkezi halkın vergileriyle yapılan bir kamu yatırımıdır. Ancak Sayın Sarıçam, bunu kendi ya da partisinin bir lütfu gibi göstermiştir. Daha vahim olan ise kendisini devletin sahibi gibi görerek sağlık çalışanlarını doğrudan hedef almasıdır" dedi. SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDET UYARISI Dr. Binbaş, milletvekilinin "Memnuniyetsizlik varsa gidin sağlık personelinin gırtlağına yapışın" şeklindeki sözlerinin sağlık çalışanlarını şiddetin hedefi haline getirdiğini ve bu tür kışkırtmaların sağlık sistemindeki sorunları derinleştirdiğini vurguladı. Dr. Binbaş, "Bu kışkırtmalar sonucu meslektaşlarımız saldırıya uğruyor, hayatını kaybediyor. Sağlık çalışanları, şiddetten korunmak için meslekten uzaklaşmak, başka branşlara veya yurt dışına yönelmek zorunda kalıyor" dedi. VEKİLE YÖNELTİLEN SORULAR Sağlık çalışanları, milletvekiline şu soruları yöneltti:  Günlerce telefon başında randevu alamayan halkımız kimin yakasına yapışsın? Yeni doğan cinayetlerinde 8 yıl boyunca şikayetleri görmezden gelip denetimi  yapmayanlar nedeniyle onlarca bebeğimizi kaybettik. Bebeklerin anne babaları kimin yakasına yapışsın? Bilimsel değeri olmayan MR ve CT raporlamaları ve hatalı tanılardan dolayı halkımız kimden hesap sorsun? Deprem bölgesinde Aile Sağlığı Merkezi binası yapamayıp 21 metrekarelik konteynırda hizmet alan halkımız kimin yakasına yapışsın? Şehir Hastaneleri ile haksız kazançlara yol açıp Sağlık Bakanlığı bütçesini çarçur edenlere karşı halkımız kimin yakasına yapışsın? Onlarca meslektaşım saldırılarda ölmüşken binlercesi de şiddete uğramışken biz kimin yakasına yapışalım? Sayın Milletvekili sizin hedef göstermeniz ve kışkırtmalarınız sonucunda şiddete uğrayıp hayatımızı kaybedersek kimin yakasına yapışalım?  Sağlık meslek örgütleri açıklamanın sonunda Ahmet Gökhan Sarıçam hakkında suç duyurusunda bulunarak, sağlıkta şiddetin önlenmesi için yetkililerin sorumluluk almasını talep etti.

Bursa’da Sağlık Meslek Örgütleri G(ö)revde! Haber

Bursa’da Sağlık Meslek Örgütleri G(ö)revde!

Bursa Tabip Odası (BTO), Genel Sağlık İş Sendikası Bursa Şubesi, HEKİM SEN Bursa Şubesi, Hekimler Birliği Sendikası Bursa Şubesi, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası Bursa Şubesi (SES), Bursa Aile Hekimleri Derneği (BURSAHED) ile Birlik ve Dayanışma Sendikası’nın çağrısıyla Bursa İl Sağlık Müdürlüğü önünde bir araya gelen sağlık çalışanları basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan ortak açıklamayı Bursa Aile Hekimleri Derneği Bursa Şube Başkanı Dr. Zeynep Özsevimli okuyarak, “Yapılan düzenlemelerin hiçbiri halk ve hizmet sunan emekçiler açısından kalıcı çözüm getirmiyor. Aile Sağlığı Merkezlerindeki sağlık hizmetleri ücretli olma yolunda hızla ilerliyor” dedi. Dr. Zeynep Özsevimli, 2-3-4-5-6 Aralık 2024 tarihlerinde 5 günlük iş bırakma kararını vurgulayarak, “Taleplerimiz yerine getirilmediği ve çözüme yönelik kararlar alınmadığı takdirde alanda örgütlü “sağlık emek-meslek örgütleri” ile birlikte 2-3-4-5-6 Aralık 2024 tarihlerinde 5 günlük iş bırakma kararını da kamuoyuna duyurmuştuk. Bizler, 1. basamakta her gün emek veren hekimler, sağlık çalışanları ve onların örgütleri olarak halkın sağlık hakkına erişimini engelleyen, hekimlerin mesleki özerkliğini yok eden ve sağlık emekçilerinin iş ve gelir güvencesini ortadan kaldıran bu yönetmeliğin geri çekilmesini beklerken, TBMM’ye 25 Kasım 2024 günü bir kanun teklifi sunuldu. 28 Kasım’da komisyonda görüşülerek değişiklik yapılmaksızın Genel Kurula sevk edilen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5. maddesi ve 5510 sayılı kanunun 68. maddesinde değişiklikler yapılmaktadır.  Baştan söylemek istiyoruz; bu değişiklikler TBMM’de yasalaşacak olursa birinci basamak sağlık hizmetleri piyasa dinamiklerine tam olarak teslim edilecektir.  TBMM’ne sunulan yasa teklifi ile etkili ve güvenilir olduklarına ilişkin henüz yeterli bilimsel veriler bulunmayan geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamaları aile hekimleri birimlerinde mesai dışında paralı olarak gerçekleştirilebilecek. Nitelikli ve görece daha yüksek maliyetli sağlık hizmetine erişim olanağı olmayan hasta grubunun, etkililiği belirsiz bu yöntemlere kamu eliyle yönlendirilmeleri, toplum sağlığına zarar verebilecek bu uygulamalara duyulan güveni yersiz bir biçimde artıracağı gibi, sosyal devlet ilkesine ve devletin sağlık hakkını koruma yükümlülüğüne aykırıdır. Hep söylediğimiz gibi halkın sağlığı için birinci basamakta bilimsel koruyucu tıp uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekir, GETAT uygulamalarının değil. Yine aynı yasa taslağı aile hekimliğinde ücretsiz olarak verilen raporları ücretli hale getirmektedir. Bu durum aile hekimi arkadaşlarımızı “parasıyla değil mi? Raporumu vermek zorundasın” diyen hastalarla karşı karşıya getirecektir. “Olmaz” demeyin daha kanun meclisten geçmeden bir arkadaşımız haksız rapor isteyen hasta tarafından darp edildi. Bu yasa teklifi ile katkı katılım payı artırılmakta halk cebinden daha fazla ödeme yapmaya zorlanmaktadır.  Hasta eğer daha az katkı payı ödemek istiyorsa 2. ve 3. Basamak sağlık kuruluşuna aile hekimliğinden sevkle gitmesi gerekecektir. Ancak Eziyet Yönetmeliği 2. 3. Basamağa yaptığı sevklerden dolayı aile hekimini, gelirini keserek cezalandırmaktadır. Bu durumda sevk isteyen hasta ile hekimler yine karşı karşıya gelecektir. Sağlık Bakanlığı bizim de talep ettiğimiz sevk zincirini hastalarla hekimleri karşı karşıya getirerek, hekimlerin kazancı üzerinden kurmaya çalışmaktadır. Bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz” şeklinde konuştu. BASIN AÇIKLAMASININ TAMAMI ŞU ŞEKİLDE; Eziyet Yönetmelikleri Değil Sağlığa Bakan İstiyoruz! Yapılan düzenlemelerin hiçbiri halk ve hizmet sunan emekçiler açısından kalıcı çözüm getirmiyor. Aile Sağlığı Merkezlerindeki sağlık hizmetleri ücretli olma yolunda hızla ilerliyor. Resmi Gazetede Ekim ayında yayınlanan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinin halkın sağlığını, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin özlük hakları ve çalışma koşullarını iyileştirmek bir yana yaşanmakta olan sorunları daha da derinleştireceğini hemen her kademeden bakanlık yetkililerine iletmiş ve  5 temel talebimizi kamuoyuna açıklamıştık. Kasım ayının ilk haftasında bu yönetmelik geri çekilinceye kadar uyarı niteliği taşıyan üç günlük iş bırakma eylemini gerçekleştirmiştik.   Taleplerimiz yerine getirilmediği ve çözüme yönelik kararlar alınmadığı takdirde alanda örgütlü “sağlık emek-meslek örgütleri” ile birlikte 2-3-4-5-6 Aralık 2024 tarihlerinde 5 günlük iş bırakma kararını da kamuoyuna duyurmuştuk. Bizler 1. basamakta her gün emek veren hekimler, sağlık çalışanları ve onların örgütleri olarak halkın sağlık hakkına erişimini engelleyen, hekimlerin mesleki özerkliğini yok eden ve sağlık emekçilerinin iş ve gelir güvencesini ortadan kaldıran bu yönetmeliğin geri çekilmesini beklerken, TBMM’ye 25 Kasım 2024 günü bir kanun teklifi sunuldu. 28 Kasım’da komisyonda görüşülerek değişiklik yapılmaksızın Genel Kurula sevk edilen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5. maddesi ve 5510 sayılı kanunun 68. maddesinde değişiklikler yapılmaktadır. Baştan söylemek istiyoruz; bu değişiklikler TBMM’de yasalaşacak olursa birinci basamak sağlık hizmetleri piyasa dinamiklerine tam olarak teslim edilecektir.   TBMM’ne sunulan yasa teklifi ile etkili ve güvenilir olduklarına ilişkin henüz yeterli bilimsel veriler bulunmayan geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamaları aile hekimleri birimlerinde mesai dışında paralı olarak gerçekleştirilebilecek. Nitelikli ve görece daha yüksek maliyetli sağlık hizmetine erişim olanağı olmayan hasta grubunun, etkililiği belirsiz bu yöntemlere kamu eliyle yönlendirilmeleri, toplum sağlığına zarar verebilecek bu uygulamalara duyulan güveni yersiz bir biçimde artıracağı gibi, sosyal devlet ilkesine ve devletin sağlık hakkını koruma yükümlülüğüne aykırıdır. Hep söylediğimiz gibi halkın sağlığı için birinci basamakta bilimsel koruyucu tıp uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekir, GETAT uygulamalarının değil. Yine aynı yasa taslağı aile hekimliğinde ücretsiz olarak verilen raporları ücretli hale getirmektedir. Bu durum aile hekimi arkadaşlarımızı “parasıyla değil mi? Raporumu vermek zorundasın” diyen hastalarla karşı karşıya getirecektir. “Olmaz” demeyin daha kanun meclisten geçmeden bir arkadaşımız haksız rapor isteyen hasta tarafından darp edildi. Bu yasa teklifi ile katkı katılım payı artırılmakta halk cebinden daha fazla ödeme yapmaya zorlanmaktadır.  Hasta eğer daha az katkı payı ödemek istiyorsa 2. ve 3. Basamak sağlık kuruluşuna aile hekimliğinden sevkle gitmesi gerekecektir. Ancak Eziyet Yönetmeliği 2. 3. Basamağa yaptığı sevklerden dolayı aile hekimini, gelirini keserek cezalandırmaktadır. Bu durumda sevk isteyen hasta ile hekimler yine karşı karşıya gelecektir. Sağlık Bakanlığı bizim de talep ettiğimiz sevk zincirini hastalarla hekimleri karşı karşıya getirerek, hekimlerin kazancı üzerinden kurmaya çalışmaktadır. Bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Sağlık Bakanlığını bir kez daha uyarıyoruz sorun yumağına dönüşmüş sağlık sistemini performansa dayalı, bilimsel yaklaşımdan uzak yönetmelikler ile düzeltemezsiniz.  Alanın öznesi olan bizlerin, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin örgütlerinin yapılan değişikliklere yönelik görüşlerimizi ve önerilerimizi dikkate almayarak, yok sayarak ne halk sağlığını geliştirebilirsiniz ne de sağlık emekçilerinin sorunlarını çözebilirsiniz. Sağlıklı bir toplum, iyi çalışan bir sağlık sistemi için daha önce de dile getirdiğimiz beş talebimizin hayata geçirilmesi yeterlidir. Buradan bir kere daha hatırlatıyoruz: 1. Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır. 2. Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır. 3. Aile Hekimliği’nde güvencesiz ve kadrosuz istihdamı kabul etmiyoruz. Aile sağlığı merkezlerinde nüfus yapısına göre yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Aile Hekimleri işveren olmamalıdır. Ebe ve hemşirelerin maaş ve teşvik ödeme kriterleri mesleki sorumluluklarının dışında kriterlerden oluşmakta iken Aile Sağlığı Merkezleri’nde çalışan ebe hemşirelerine ödenecek ücret Aile Hekiminin çalışma kriterleri ile değil kendi mesleki sorumluluklarına göre düzenlenmelidir. Aile Sağlığı Çalışanlarının Kanun değişikliği gerektiren tavan ücreti katsayısı artırılmalıdır.  4.Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan hekim, ebe, hemşire ve   sağlık emekçilerine   emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir. 5.  Sağlıkta şiddeti artıracak düzenlemeler değil şiddetin önlenmesini sağlayacak etkin ve caydırıcı tedbirler alınmalı, etkili şiddet yasası çıkarılmalı ve sağlık çalışanlarının can güvenliği sağlanmalıdır. Bizler halkın sağlık hakkını, mesleki özerkliğimizi, mesleğimizin onurunu, ekonomik ve özlük haklarımızı savunmaya devam edeceğimizi bir kez daha kararlılıkla vurguluyoruz. Eziyete dönüşen Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinin iptalini ve mecliste sunulan yasa taslağının geri çekilmesini istiyoruz. Bu taleplerimizin hayata geçmesi için 2-6 Aralık 2024 tarihleri arasında yapacağımız eylemler daha da önemli hale gelmektedir. Bu eylemlerimiz sadece sağlık emekçileri için değildir. Bizler meslek onurumuza sahip çıkarken, bilimsellikten uzak uygulamalara karşı dururken halkımızın sağlık hakkını da savunuyoruz.  Bu nedenle de bir hak olan sağlık için cebinden daha fazla para ödemek istemeyen, nitelikli sağlık hizmeti almak isteyen halkımızın da desteğini bekliyoruz. 2-6 Aralık 2024 tarihlerinde halkımızı ASM’ lerden hizmet almak için değil sağlık hakkına sahip çıkmak için alanlarda bizimle birlikte olmaya çağırıyoruz. 2- 6 aralık 2024 tarihleri arasında aile sağlığı merkezleri çalışanları olarak üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakıyoruz.   Bu haklı taleplerimiz gerçekleşene kadar çeşitli eylem ve etkinliklerle halkımızın sağlığı ve haklarımız için sağlık otoritesini harekete geçme konusunda zorlamaya devam edeceğimizi, sonuç alıncaya kadar vazgeçmeyeceğimizi tüm kamuoyuna bildiriyoruz. Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası BURSAHED Bursa Tabip Odası Genel Sağlık-İş Bursa Şubesi Hekim Birliği Sendikası Bursa Şubesi  Hekimsen Bursa Şubesi SES Bursa Şubesi

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.