SON DAKİKA
Hava Durumu

#Chp Bursa Milletvekili

Söz Bursa - Chp Bursa Milletvekili haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Chp Bursa Milletvekili haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Mübadelenin 103. yılı Nilüfer’de ezgilerle anıldı Haber

Mübadelenin 103. yılı Nilüfer’de ezgilerle anıldı

Nilüfer Belediyesi ile Bursa Lozan Mübadilleri Derneği’nin iş birliğiyle düzenlenen, “Ardımızda Kalanlar” temalı konser, mübadelenin 103. yılında iki yakanın ortak ezgilerini Nilüfer’de buluşturdu. Gecede, bir asır önce yaşanan acıların bir daha tekrarlanmaması temenni edildi. Nilüfer Belediyesi, Türk-Yunan nüfus mübadelesinin 103. yıl dönümü kapsamında özel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Bursa Lozan Mübadilleri Kültür ve Dayanışma Derneği iş birliğiyle Konak Kültürevi’nde gerçekleştirilen “Ardımızda Kalanlar” temalı konser, tarihsel süreci şarkılar aracılığıyla izleyicilere aktardı. Programa; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir, CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç ve eşi Müge Dalgıç, Bursa Lozan Mübadilleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Korkut, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Nilüfer Belediyesi eski başkanı Faruk Baykal, Nilüfer Muhtarlar Derneği Başkanı Recep Bayraktar, belediye meclis üyeleri, mübadiller, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda sanatsever katıldı. VEFA VE BARIŞ MESAJI Konser öncesinde konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, tarihin hüzünlü ama bir o kadar da onurlu bir sayfasını birlikte anmak için toplandıklarını belirterek şunları söyledi: “30 Ocak 1923’te imzalanan Mübadele Sözleşmesi, binlerce insanın hayatını geri dönülmez biçimde değiştirdi. Mübadele yalnızca gidenlerin değil, geride kalan evlerin, yarım kalan hayatların ve suskun hatıraların da hikâyesidir. Ardımızda kalanlar; bir anahtar, bir sandık, bir türkü, bir dil, bir koku ve kuşaklar boyunca taşınan ortak bir hafızadır. Bizler Nilüfer’de, özellikle Görükle’de, bu hafızayı yaşatmayı bir sorumluluk ve vefa borcu olarak görüyoruz. Bu anlayışla hayata geçirilen Görükle Mübadele Evi, geçmişle bugün arasında kurduğumuz en güçlü hafıza köprülerinden biridir. Bu toprakları vatan kılan, geldikleri yerlerin kültürünü buraya taşıyarak bizleri zenginleştiren tüm mübadil büyüklerimizi rahmetle anıyor; Ege’nin iki yakasında barışın ve dostluğun daim olmasını diliyorum.” Bursa Lozan Mübadilleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Korkut da her yıl Nilüfer Belediyesi ile ortak programlar düzenleyerek bu mirası yaşattıklarını ifade etti. “UNUTMAMALI, UNUTTURMAMALIYIZ” CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk ise, yaşananların insani boyutuna dikkat çekerek, bu büyük göçün unutulmaması ve unutturulmaması gerektiğini vurguladı. Öztürk, “Bu olay, memleketini bırakmak zorunda kalanların acılı hikâyelerini barındırıyor. Bir daha böyle acıların yaşanmamasını temenni ediyorum” dedi. ARŞİV VURGUSU Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız da, Anadolu’dan göç eden Rumların hikâyelerinin kayıt altına alınmasının önemine değinerek, mübadil torunlarına büyüklerinden dinledikleri anıları not etmeleri ve bunlardan bir arşiv oluşturmaları çağrısında bulundu. Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç ise bu alanda bir çalışma hazırlığında olduklarını belirterek, “Mübadillerin tecrübelerini aktarabilmeleri için ‘Mübadil Kentler Birliği’ ya da bir ‘Ağ’ oluşturmak istiyoruz. Böyle bir arşiv için adım atmayı planlıyoruz” dedi. EZGİLERLE TARİHE YOLCULUK Konuşmaların ardından sahne alan Özlem Doğuş Varlı (vokal), Ersen Varlı (bağlama), Nikos Andrikos (lavta ve vokal), İlberk Kaya (keman), Umut Balta (duduk ve kaval); mübadil kentlerin ruhunu yansıtan eserleri seslendirdi. Ege’nin iki yakasından ortak ezgilerin harmanlandığı repertuvar, izleyicilere duygusal ve tarihsel bir yolculuk sundu.

Başkan Bozbey’e saldırı girişimine siyaset dünyasından sert tepki! Haber

Başkan Bozbey’e saldırı girişimine siyaset dünyasından sert tepki!

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in Yıldırım ilçesinde gerçekleştirdiği program sırasında 2 şahsın saldırı girişimine maruz kalmasının ardından, Bursa'daki siyasetçilerden ve belediye başkanlarından art arda kınama ve destek mesajları geldi. Edinilen bilgiye göre, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, "Başkan Bozbey Burada" programı kapsamında Yıldırım ilçesinde vatandaşlarla bir araya geldiği sırada konuşma yaptığı esnada sözlü ve fiziki saldırı girişimiyle karşılaştı. Olayın ardından Başkan Bozbey'e yönelik saldırı girişimi kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Bursalı belediye başkanları ve siyasetçilerden sert tepkiler geldi. CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu da saldırı girişiminin kabul edilemez olduğunu belirterek, "Halkla iç içe olmayı, sorunları yerinde dinlemeyi ve çözmeyi esas alan, halkçı ve katılımcı bir anlayışla görev yapan Başkanımıza yönelik bu saldırıyı en güçlü şekilde kınıyorum. Halktan, adaletten ve hukuktan yana yürüttüğümüz mücadele saldırılarla engellenemez. Bu karanlık anlayışa karşı kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz" dedi. Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, yaptığı açıklamada saldırı girişimini kınayarak, "Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey'i hedef alan saldırı girişimini şiddetle kınıyorum. Bu tür olayların bir daha yaşanmamasını temenni ediyor, Başkanımıza ve çalışma arkadaşlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum" ifadelerini kullandı. CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ise açıklamasında, "Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey'i hedef alan alçakça saldırı girişimini kınıyorum. Her hafta bir ilçede halk buluşmaları yapan Başkanımıza yönelik bu girişim, aynı zamanda sosyal ve halkçı belediyeciliğe yönelmiş bir saldırıdır. Hiçbir saldırı bizi yolumuzdan döndüremez. Başkanımıza ve ekibine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum" ifadelerine yer verdi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de saldırının Başkan Bozbey’in vatandaşlarla görüşmek üzere sahada bulunduğu sırada gerçekleştiğini vurgulayarak, "Bu tür olayların bir daha yaşanmamasını temenni ediyor, Başkanımıza ve ekibine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum" açıklamasında bulundu. Başkan Bozbey'e yönelik saldırı girişimiyle ilgili gelişmelerin takip edildiği bildirildi.

Ali Mahir Başarır Osmangazi’de: "Erkan Aydın’ın çalışmalarını gururla takip ediyoruz" Haber

Ali Mahir Başarır Osmangazi’de: "Erkan Aydın’ın çalışmalarını gururla takip ediyoruz"

Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ın ilçeye kazandırdığı 4’üncü kreş olan Candan Genceroğlu Kreş ve Gündüz Bakımevi, açılışı için Bursa’ya gelen TBMM CHP Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’ı makamında ziyaret edip ardından Kozahan’ı gezdi. Geçtiğimiz dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’la birlikte görev yaparak büyük bir mücadele veren TBMM CHP Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır, Başkan Erkan Aydın’ı makamında ziyaret etti. Gerçekleşen ziyarette Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Ali Mahir Başarır’a Osmangazi’de devam eden projeler ve önümüzdeki döneme ilişkin planlarını anlattı. Osmangazi Belediyesi’nin çalışmalarını çok beğendiğini ve yakından takip ettiğini ifade eden Başarır, ziyaretin ardından Kozahan esnafıyla bir araya geldi. Kozahan ziyaretinde Ali Mahir Başarır’a Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, CHP Parti Meclis Üyesi Canan Taşer, CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz ve CHP Bursa İl Gençlik Kolları Başkanı Berkcan Bora eşlik etti. Kozahan ziyaretinde vatandaşların sıcak ilgisiyle karşılaşan TBMM CHP Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır, çarşı esnafını ziyaret edip hal hatırlarını sorarak uzun uzun sohbet etti.

Ulusal sağlık verilerinin kullanımı Meclis gündeminde Haber

Ulusal sağlık verilerinin kullanımı Meclis gündeminde

CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu yazılı soru önergesiyle, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki ulusal veri tabanının kullanımı ve bu veri tabanından yararlanılarak yayımlanan makalelerde gözlenen olası etik sorunları gündeme taşıdı. “Kamuya ait veri tabanı, ayrıcalıklı erişime sahip kişilerin makale üretim alanına dönüşmemeli” Pala, önergesinde, kamusal kaynaklarla oluşturulmuş ve normalde tüm araştırmacılara etik ve protokoller çerçevesinde açık olması gereken ulusal elektronik veri tabanına (örneğin e-nabız sistemi) sadece bazı Bakanlık yetkililerinin ayrıcalıklı şekilde eriştiği yönündeki iddialara dikkat çekti. Özellikle bir Sağlık Bakan Yardımcısının çok sayıda farklı tıp branşındaki makalelerde yazar olarak yer alması ve bu makalelerin tek bir onay numarası (“95741342-020”) ile tekrar tekrar yayımlanmasına ilişkin kaygıları dile getiren Pala, “Bu tür uygulamalar, tıp dergilerinin bilimsel standartlarını ve ülkemizde yayımlanan akademik çalışmaların güvenilirliğini zedeleme potansiyeline sahiptir” ifadelerini kullandı. “9 günde bir makale” hızı: Yayın etiğine gölge düşüyor Basında yer alan haberlere göre, ilgili veri tabanına dayanan çok sayıda makalenin kısa süre içinde yayımlanması, araştırmaların tek bir protokolle yürütüldüğü halde farklı konularmış gibi sunulduğu eleştirilerini güçlendiriyor. Pala, bu durumu “makale çoğaltma” olarak bilinen, bilimsel açıdan sıkça eleştirilen bir yayın pratiği olarak niteleyerek, “Hem veri tabanının anonimleştirme, etik izin ve protokol aşamaları şaibeli hale geliyor hem de bu çalışmaların gerçekten ilgili yazarların katkısıyla mı yapıldığı kuşkusu doğuyor” dedi. Uluslararası Tıp Editörleri Komitesi (ICMJE) standartlarına uyum var mı? Prof. Dr. Pala, önergesinde konuyla ilgili 10 soru yöneltti. Bakanlıktan, “veri tabanına erişim prosedürleri, protokol onayı süreçleri, reddedilen veya bekletilen başvuruların sayısı, makalelerde yazarların katkı beyanı ve ICMJE ilkelerine uygunluk” gibi kritik noktaların açıklığa kavuşturulmasını istedi. Pala ayrıca, “Bir bakan yardımcısının, uzmanlık alanı dışında çok sayıda makaleye yazar olarak dâhil olması ve her makalede aynı onay numarasının kullanılmasının akademik camiada ciddi endişeler doğurduğunu” vurgulayarak, “Siyasi gücü elinde bulunduranların, kamunun veri tabanını kendi akademik çıkarları için kullanıp kullanmadığı sorusu yanıtsız bırakılmamalı” dedi. “Bilim etiği zedelendiğinde kamu yararı da zarar görür” CHP’li vekil, “Bilimsel araştırmalarda çoğulcu ve eşitlikçi erişim sağlanması, veri tabanlarının suistimal edilmemesi, bilimsel yayınların gerçek katkıya dayalı yazar listeleriyle yayımlanması yalnızca akademik bir ilke meselesi değil, aynı zamanda kamusal bir sorumluluktur” değerlendirmesinde bulundu. Pala, “Bilimsel etiği ihlal eden bir yönetim anlayışı, tıpta uzmanlık eğitiminden hasta haklarına kadar birçok alanı olumsuz etkiler. Amacımız, bu tip yaklaşımların açığa kavuşması ve şeffaflığa dayanan bir düzenin inşa edilmesidir” diye konuştu. Önerge Yanıt Beklemeye Devam Ediyor Pala, “Bilimsel şeffaflığı, akademik etiği ve kamu yararını ilgilendiren bu durumun sürüncemede bırakılmasını kabul edemeyiz. Hızlı ve doyurucu bir açıklamayla beraber veri tabanına adil erişimi sağlayacak, etik kuralları koruyacak ve bilimsel üretimin kalitesini artıracak adımlar ivedilikle atılmalıdır. Tüm yurttaşların kişisel sağlık verilerinin bulunduğu bir ulusal kaynak, ayrıcalıklı bir zümrenin sözde akademik kariyer planlaması için kullanılamaz. Konunun takipçisi olacağız.” diyerek sözlerini tamamladı.

Vekil Pala 'ASM Grup Elemanları'nın özlük haklarını Meclis'e taşıdı Haber

Vekil Pala 'ASM Grup Elemanları'nın özlük haklarını Meclis'e taşıdı

CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) çalışan “ASM Grup Elemanları”nın özlük hakları ve hukuki güvencelerden mahrum kalmasıyla ilgili olarak Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM’ye bir yazılı soru önergesi daha sundu. Pala, sayıları 13 bini aştığı ifade edilen ASM Grup Elemanlarının, resmen sağlık çalışanı kabul edilmedikleri için önemli hak kayıplarına uğradıklarını ve özellikle şiddet vakalarında “beyaz kod” sisteminden yararlanamadıklarını vurguladı. “RESMÎ ÇALIŞAN STATÜSÜNDE SAYILMIYORLAR" Önergede, ASM Grup Elemanlarının hastalara temel sağlık hizmeti sunmalarına rağmen Bakanlık personeli sayılmadıkları hatırlatılıyor. Bu durumun en çarpıcı sonucu, şiddete maruz kaldıklarında “beyaz kod” sisteminden yararlanamamaları. Pala, “Aynı mekânda, aynı hizmeti sunan hekim ya da hemşire ‘beyaz kod’ korumasına sahipken ASM grup elemanları ‘bu hak size tanınmıyor’ denilerek savunmasız bırakılıyor. Bu, açık bir adaletsizliktir” ifadelerini kullanarak, şiddet mağduru çalışanların Sağlık Bakanlığı desteği olmadan savcılığa bireysel başvuru yapmaya mecbur kaldıklarını kaydetti. “13 BİNDEN FAZLA SAĞLIK ÇALIŞANI HAKLARINI İSTİYOR” ASM Grup Elemanları Derneği’nin kamuoyuna yansıyan açıklamalarına değinen Pala, “Bu arkadaşlarımız, hangi statüde çalıştıkları belli olmadığı için maaş, izin, emeklilik, hukuki yardım gibi konularda ciddi mağduriyet yaşıyor. ASM’lerdeki fiilî çalışma, bakanlığın denetim ve sorumluluğunda sürdürülüyor ancak grup elemanları resmî kadro ya da benzer bir güvenceye sahip değil” dedi. Yaklaşık 13 bin kişinin bu belirsiz statüden olumsuz etkilendiğini söyleyen CHP’li Pala, dernek temsilcilerinin Bakanlıkla görüşme taleplerinin de altını çizdi. “BEYAZ KOD KAPSAMI GENİŞLETİLSİN, STATÜ BELİRSİZLİĞİ GİDERİLSİN” Prof. Dr. Pala, basına yaptığı açıklamada, “Beyaz kod, sağlık çalışanlarının uğradığı şiddeti kayıtlara geçiren ve bazı haklarını koruyan bir mekanizmadır ve hasta için emek veren tüm çalışanlar bu korumanın kapsamına dâhil olmalıdır. ASM grup elemanlarının ‘siz sağlık çalışanı değilsiniz’ diyerek dışlanması, aynı çatı altında çalışanlar arasında eşitsizliğe neden oluyor. Şiddete karşı her an risk altındalar. Ayrıca maaş, sigorta, izin, emeklilik gibi temel özlük haklarından da yoksunlar” şeklinde konuştu. Pala, Bakanlığın bu konuda bir mevzuat düzenlemesi yaparak ASM grup elemanlarını koruma altına alması gerektiğini vurguladı.  “UYGULAMA ÇALIŞMA BARIŞINI DA ZEDELİYOR” Önergede yer alan diğer bir konu ise ASM içerisinde bazı çalışanların Sağlık Bakanlığı kadrosunda, grup elemanlarının ise sağlık personeli dışında bir statüde çalışmasının yarattığı kurumsal karmaşa ve huzursuzluk. Pala, “Aynı ortamda aynı işi yapıp farklı haklara sahip olmak, çalışma barışını ve vatandaşın aldığı hizmetin kalitesini de olumsuz etkiliyor. İlave olarak grup elemanları, mesleki gelişimleri ve güvence bakımından büyük bir belirsizlik içinde” dedi. “BAKANLIK BU KONUYU ÖTELERSE HERKES KAYBEDECEK” CHP’li vekil, sağlıkta iyi bir işleyiş için herkesin yasal statüsünün açıkça belirlenmesi gerektiğini, haksız uygulamaların yalnızca çalışanlar değil hastalar üzerinde de olumsuz etki yaptığını ifade ederek, “Bakanlık konuyu daha fazla ötelememeli. ASM grup elemanları, en temel haklarından biri olan şiddete karşı koruma ve kurumsal destekten mahrum. Sağlık hizmetinin bütünlüğü açısından bu eşitsizlik acilen giderilmeli” diye konuştu. SORULAR NELERİ KAPSIYOR? Pala’nın önergede sorduğu sorular arasında, “2016/3 sayılı genelgenin ASM grup elemanlarını kapsayacak şekilde genişletilip genişletilmeyeceği” ve “bu personelin maaş, izin, emeklilik gibi haklarının diğer sağlık çalışanlarıyla eşitlenmesi için herhangi bir çalışma olup olmadığı” yer alıyor. Ayrıca “beyaz kod” sürecinin grup elemanlarına da açılmasının planlanıp planlanmadığı, Bakanlığın bu konuda ne tür hukuki adımlar atacağı da yanıtlanması istenen konular arasında bulunuyor. Böylelikle, ASM’lerde sağlık hizmeti sunan grup elemanlarının güvencesiz konumuna son verilerek, hem onların hakları korunacak hem de vatandaşların daha güvenli ve nitelikli hizmet alması sağlanacak. Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bakanlığın soru önergesine tatmin edici bir yanıt vermesi ve talep edilen değişikliklerin yapılmasının, ASM grup elemanlarının ve kamuoyunun kaygılarını gidermesi için önemli olduğunu belirterek, “Bu sorunun üstünü kapatmak yerine çözüm odaklı yaklaşıp hızlı adımlar atılmalı” dedi.

CHP Bursa Milletvekili Sarıbal: İklim kanunu ülke kaynaklarının sömürülmesinin yasası olacak Haber

CHP Bursa Milletvekili Sarıbal: İklim kanunu ülke kaynaklarının sömürülmesinin yasası olacak

Venezuela Devlet Başkanı Chavez’in uluslararası bir iklim kongresindeki konuşmasını hatırlatan Sarıbal, “Eğer küresel ısınma sizin banka kriziniz olsaydı, yirmi dört saatte çözerdiniz. İklim krizi denen temel mesele aslında sizin yönetim, rejim sorununuzdur. Eğer rejimi değiştirmiyorsanız, sorunları da çözemezsiniz. İklim Kanunu taslağında ‘sermaye’ kelimesi tam 21 defa geçerken, doğa ve ekoloji gibi ifadeler sadece 5 kez kullanılıyor. Kanun taslağında karbon piyasası, emisyon ticaret sistemi ve piyasa kelimelerinin sıklığı dikkat çekiyor. Ancak çevre, emek, sağlık ve iklim adaleti gibi temalar bu kanunda geçmiyor. Kanun, küresel kapitalizmle uyum sağlamak amacıyla çıkarılmaktadır. Yani aslında içinde kullandığınız kelimeler kanunun da içeriğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Sermaye sıkıntıda, ülke kapitalizmi sıkıntıda, küresel kapitalizme yeniden uyum sağlayabilmek, rekabet edebilmek, bu rekabeti kara dönüştürebilmek için acilen böyle bir kanuna ihtiyacımız var demişler. Bu kanunun direkt zenginlerin rekabet etmesi, kar etmesi için bu ülkenin kaynaklarının başka bir şekilde sömürülmesinin aracı olacak” açıklamasını yaptı. TARIM YOK SAYILDI Kanun teklifinin Meclis’e sunulmadan önce Tarım Komisyonu’nda değerlendirilmemesini büyük bir eksiklik olarak nitelendiren Sarıbal, şunları söyledi: “İklim değişikliği sadece çevre meselesi değildir; aynı zamanda gıda üretimi, su kaynakları ve çiftçilerin geçim mücadelesiyle doğrudan bağlantılıdır. Ancak bu teklif hazırlanırken çiftçilerin, üreticilerin, tarım uzmanlarının, ziraat mühendislerinin, meslek odalarının görüşleri alınmamış; Tarım Komisyonu sürecin dışında bırakılmıştır. Bu kabul edilemez!” Milletvekili Orhan Sarıbal, yıllardır uygulanan yanlış politikalar nedeniyle çiftçilerin yoksulluğa sürüklendiğini ve şimdi de bu teklifle tarıma ve doğaya büyük bir darbe vurulacağını belirtirken; “İklim krizi tarımı vuruyor, iktidar seyrediyor. Kuraklık büyüyor, su kaynaklarımız azalıyor, gıda fiyatları yükseliyor. Ancak iktidarın çıkardığı her düzenleme şirketleri zengin ediyor. Bugüne kadar yapılan her yanlış düzenleme toprağımızın çoraklaşmasına, sularımızın ticarileşmesine, ormanlarımızın yok edilmesine neden oldu. Bu iklim değil, karbon emisyonu ticareti kanunudur. Ticari kaygılarla yürütülen her yasal değişiklik, şirketlere yarıyor, dereler kurutuluyor, tarım arazileri yok ediliyor; ormanlarımızı ağaçsızlaştırıyor, soluduğumuz havayı kirletiyor. Bu kanun teklifinin geri çekilmesi şarttır! Eğer gerçekten bir İklim Kanunu çıkarılacaksa, bu kanun sermaye gruplarının değil, halkın, üreticinin, çiftçinin, bilim insanlarının söz sahibi olduğu bir süreçle hazırlanmalıdır” diye konuştu.

Sarıbal: “AKP ve Saray, Türkiye’nin sosyal kısırlık sebebidir” Haber

Sarıbal: “AKP ve Saray, Türkiye’nin sosyal kısırlık sebebidir”

Sarıbal; “Bir ülkede faşizm varsa orada ekmek kavgası vardır. Çünkü faşizm, üretimin köklerini kurutur, sosyal adaleti yok eder. AKP ve Saray, bir halk sağlığı sorunudur diyorduk, AKP ve Saray bu ülkenin sosyal kısırlık sebebidir” dedi. CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, 2024 yılı tarımsal üretim ve ithalat verilerini değerlendirdi. AKP İktidarının tarımda uyguladığı politikalarla, üretmeyi ithal etmekten daha pahalı hale getirdiğini vurgulayan Milletvekili Sarıbal, ithalata bağımlılığın yalnızca gıda maddeleriyle sınırlı olmadığını; tohum, gübre, tarım ilaçları ve mazot gibi girdilerde de büyük ölçüde dışa bağımlılığın söz konusu olduğunu söyledi. Tarım alalarının talana açıldığı, çiftçinin maliyetler altında ezildiği, küçük esnafın kepenk kapattığı bir ülkede ne adil bir gelecekten ne de refah içinde yaşayan bir halktan söz edilebileceğini kaydeden Sarıbal, “Bir ülkede faşizm varsa orada hürriyet kavgası vardır, adalet kavgası vardır. Faşizm varsa orada ekmek kavgası vardır. Çünkü faşizm, üretimin köklerini kurutur, sosyal adaleti yok eder. Bir ülkenin toprağı, işçisi, üretimi özgür olmazsa; ne emeğin bereketi kalır ne de ekmeğin tadı. Faşizm, yalnızca insanlar üzerinde baskı kurmaz; aynı zamanda tarladan sofraya uzanan üretim zincirini kırar, bereketi yok eder. 2025’i aile yılı ilan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müjdesi 3 çocuk çıktı! Bugün Türkiye’de milyonlarca genç, bırakın çocuk sahibi olmayı, maddi yetersizlikler yüzünden evlenemiyor. Ülkemizin doğurganlık oranı neden 1,5’e düştü sanıyorsunuz? Sağlık sisteminde yaşanan aksaklıklar, sosyal güvence eksikliği ve artan yoksulluk, gençlerin çocuk sahibi olmasını bir kenara bırakın, sağlıklı bir yaşam sürmesine bile engel oluyor. AKP ve Saray, bir halk sağlığı sorunudur diyorduk, AKP ve Saray bu ülkenin sosyal kısırlık sebebidir. Çözüm popülist müjdelerde değil, gerçekçi bir kalkınma ve sosyal adalet politikasındadır” diye konuştu. İKTİDAR 2024’TE DE ÜRETİMDEKİ AÇIĞI İTHALATLA KAPATTI Milletvekili Sarıbal, iklim değişikliği, maliyet artışları ve çiftçinin ekonomik durumunun bozulması nedeniyle buğday üretiminin 22 milyon tondan 20.8 milyon tona, arpa üretiminin 9.2 milyon tondan 8.1 milyon tona, mısır üretiminin 9 milyon tondan 8.1 milyon tona gerilediğini açıkladı. AKP’nin hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar öncelikli olacak şekilde yurt içi yeterlilik oranının yüzde 100’ün üzerinde tutulacağına dair vaadinin havada kaldığını belirten Sarıbal,  “Yurt içi üretimin yurt içi talebi karşılama derecesi arpada yüzde 90, ekmeklik buğday, mısır ve kırmızı mercimekte yüzde 86, pirinçte 74, yeşil mercimekte yüzde 60, ayçiçeğinde yüzde 51, soyada ise yüzde 5 civarında. Hububat üretimi 3.2 milyon ton geriledi. 2024 yılında da üretimdeki açıklar ithalatla kapatılmaya çalışıldı.  Patates üretimi bir önceki yıla göre yüzde 21.1, kuru baklagiller yüzde 2.8, yağlı tohumlar ise yüzde 2.6 oranında arttı. Buna karşılık şeker pancarı üretimi 25.3 milyon tondan 23 milyon tona düştü. 2023 yılında narenciyede üretim bir önceki yıla göre ortalama yüzde 67 oranında artarak 4.7 milyon tondan 7.9 milyon tona yükselmiş; artış oranı portakalda yüzde 75’i, limonda ise yüzde 76’yı bulmuştu. Özellikle erkenci limon ve mandalinada yaşanan pazarlama sorunları bu ürünlerin üçte birinin dalda kalmasına, hatta ağaçların sökülmesine yol açmıştı. Bu yıl üretim mandalinada yüzde 32.7, portakalda yüzde 30.3, limonda yüzde 25.6 oranında azaldı. Üretimi azalan bir başka meyve olan şeftali ise 1.1 milyon tondan 822 bin tona geriledi. 2024 zeytinde var yılı; üretim 1.5 milyon tondan 3.7 milyon tona yükseldi. Ancak önceki yıl narenciyede olduğu gibi bu yıl da zeytinde pazarlama sorunları öne çıkacak. Tariş henüz yağlık zeytin alım fiyatını açıklamadı. Marmarabirlik ise enflasyonun yüzde 50’leri bulduğu bir dönemde sofralık zeytine en fazla yüzde 13.6 zam vererek üreticileri mağdur etti” ifadelerini kullandı.  HUBUBAT VE YAĞLI TOHUM TÜREVLERİ İTHALATI 7.5 MİLYAR DOLAR 2024 yılında buğday ve yağlı tohumlar türevleri için ödenen bedelin 7.5 milyar dolara ulaştığını kaydeden Sarıbal, 2023 yılında 11.9 milyon ton gibi çok yüksek bir buğday ithalatı yapılınca, 2024 yılında ithalat yasakları ile buğday ithalatının neredeyse yarı yarıya düştüğünü hatırlattı. Milletvekili Sarıbal, “İç fındık ihracatında yüzde 56.7'lik bir artış yaşandı. Toplam ihracat geliri 1.3 milyar doları aştı. Ekmeklik buğday ithalatında uygulanan kısıtlamalar nedeniyle buğday unu ihracatı yüzde 20 oranında azaldı. Toplam ihracat geliri 1 milyar dolar oldu. Ayçiçeği yağı ihracatında da yüzde 6.7'lik bir düşüş yaşandı. Toplam ihracat geliri 813 milyon dolar olarak kaydedildi. Bu veriler, Türkiye'nin tarım ve gıda ürünleri ihracatında hem fırsatlar hem de bazı ürünlerdeki zorlukları yansıtıyor. Buna karşılık en fazla ithal edilen ürünlerden soya fasulyesi 1.6 milyar dolar, pamuk 1.4 milyar dolar, buğday 1.3 milyar dolar ve ayçiçeği yağı 1.2 milyar dolar olarak sıralandı. 2024 yılında da uluslararası piyasalarda tarım ürünleri fiyatlarının gerilemeye devam etmesi, gümrük vergilerinin düşürülmesi veya sıfırlanması ve alım fiyatlarının düşük tutulması nedeniyle ürünlerini değerinde satamayan çiftçiler giderek yoksullaşıp tarımı terk etmeye devam etti. Bunun gıda güvencesi ve gıda enflasyonu açısından büyük bir tehlike yarattığı Saray iktidarının umurunda değil” diye konuştu.  

Kayıhan Pala: "Bakanlık sessizliğini koruyor!" Haber

Kayıhan Pala: "Bakanlık sessizliğini koruyor!"

CHP Milletvekili Pala, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de 9 milyondan fazla kişinin GSS prim borcu bulunduğunun tahmin edildiğini hatırlattı. Bu durumun, zaten yoksulluk sınırının altında yaşayan birçok ailenin sağlık hizmetlerine erişimini önemli ölçüde kısıtladığına dikkat çeken Pala, “Sağlık, ticari bir metaya indirgenemez. Hele de ekonomik açıdan zor durumda olan yurttaşlarımızın bu hakkı daha da görünmez kılınamaz. Halihazırda derin yoksulluk içinde yaşayan, gelir testi sonucunda aile içinde kişi başına düşen gelirin brüt asgari ücretin üçte birinden daha az olduğunu kanıtlayan yaklaşık 7 milyon kişinin GSS primleri devlet tarafından karşılanmaktadır. Ancak ne yazık ki, bu grubun dışında kalan ve prim borcu nedeniyle sağlık güvencesinden yararlanamayan milyonlarca insan var” dedi. "REÇETEDE YER ALAN İLAÇLARI GSS KARŞILAMIYOR" Pala, sorunun yıllardır çözülmeyen, aksine her geçen gün daha da derinleşen bir yapısal problem haline geldiğini ifade etti. Cumhurbaşkanlığı tarafından her yıl yayınlanan kararlarla GSS prim borcu olanların yıl içinde kamu sağlık kuruluşlarına başvurabildiklerini, ancak reçetelerde yer alan ilaçların GSS tarafından karşılanmadığını kaydeden Pala, şu değerlendirmelerde bulundu: “GSS prim borcu olan bir hasta, kamu hastanesine gidip muayene olabiliyor, kendisine tanı konabiliyor, ancak tedavi için ihtiyaç duyduğu ilaçları alamıyor. Çünkü bu ilaçlar GSS tarafından karşılanmıyor. Bu uygulama, kronik veya bulaşıcı hastalıklarla mücadele eden, acil tedaviye ihtiyaç duyan yurttaşlarımızı ölüme terk etmek anlamına geliyor. Ekonomik güçlük içinde olan insanların ilaç ücretlerini ceplerinden karşılaması fiilen imkânsız hale gelmiş durumda. Bu da hem hastalıkların ilerlemesine hem de halk sağlığının tehdit altına girmesine yol açıyor.” “VEREM HASTALARI DAHA DA MAĞDUR” Pala, önergesinde özellikle çok ilaca dirençli verem (tüberküloz) hastası olup aynı zamanda HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) pozitif olan bireylerin yaşadığı büyük mağduriyeti gündeme taşıdığını belirtti. “HIV pozitif hastaların bağışıklık sistemleri zayıfladığı için bu kişiler, tüberküloz gibi fırsatçı enfeksiyonlara karşı çok daha savunmasız hale geliyor. HIV pozitif kişilerin vereme yakalanma olasılığı tam 16 kat daha fazla. Bu durum, HIV pozitif bir bireyin sürekli ilaç kullanmasını, yani antiretroviral tedaviye erişebilmesini zorunlu kılıyor. Fakat GSS prim borcu yüzünden HIV ilaçlarına ulaşamayan birçok insan var. Bu durum sadece bireysel bir dram değil; aynı zamanda toplum sağlığını tehdit eden önemli bir halk sağlığı sorunudur” ifadelerini kullandı. “SAĞLIK TEMEL BİR İNSAN HAKKIDIR VE ERTELENEMEZ” CHP’li milletvekili Pala, sağlığın temel bir insan hakkı olduğunu her fırsatta hatırlattığını belirtti ve ekledi: “Prim borcu olsun ya da olmasın, her hasta tedaviye ve ilaçlara zaman kaybetmeden erişebilmelidir. Bu durum Anayasa’nın öngördüğü sosyal devlet ilkesinin gereğidir. Oysa şu an yaşadığımız tabloda, devlet yurttaşına ‘Muayene olabilirsin ama tedavin için gerekli ilaca kendi imkânlarınla ulaş’ demektedir. Bu yaklaşım, sosyal devlet anlayışına taban tabana zıttır.” “BAKANLIK YANIT VERMEKTEN NEDEN KAÇINIYOR?” Pala, 11 Ekim 2024 tarihinde TBMM Başkanlığına iletilen soru önergesine Bakan Vedat Işıkhan tarafından yasal sürede cevap verilmemesini de eleştirdi. Mevzuata göre Bakanların milletvekilleri tarafından kendilerine yöneltilen soruları belirli bir süre içinde yanıtlamaları gerektiğini hatırlatan Pala, şöyle konuştu: “Yasal süre çoktan doldu. Bir halk sağlığı sorunu olan bu meseleyi görmezden gelmek, yanıtsız bırakmak, görev ihmali anlamına gelir. Bakanlığın sessizliği, ülkemizde milyonlarca insanın yaşadığı mağduriyeti derinleştiriyor. GSS prim borcu olan hastaların ilaca erişimini kolaylaştıracak bir plan yok mu? Yoksa konu görmezden mi geliniyor?” “KONUNUN TAKİPÇİSİYİZ” CHP Bursa Milletvekili Pala, partisiyle birlikte bu konunun takipçisi olacağını, saha ziyaretleri, meslek örgütleriyle yapılan görüşmeler ve TBMM çatısı altındaki denetim mekanizmalarını sonuna kadar kullanarak kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceklerini söyledi. Pala, “Bu durum bir an önce çözülmelidir. Aksi takdirde ülkede toplum sağlığını tehlikeye atan bir yaklaşımla karşı karşıya kalmaya devam edeceğiz. Her geçen gün, bir başka insanın sağlık hizmetlerinden mahrum kaldığı, bir başka ailenin yaşamsal ilaçlara ulaşamadığı anlamına geliyor” dedi. “ÇÖZÜME ULAŞMAK İÇİN ACİL EYLEM PLANI ŞART” Son olarak, GSS prim borcu bulunan yurttaşların ilaca erişimi konusuna kalıcı ve hak temelli bir çözüm getirilmesi gerektiğini vurgulayan Pala, bir an önce acil bir eylem planı oluşturulması gerektiğini söyledi. Bu planın, devletin ilgili kurumları, sivil toplum kuruluşları, sağlık meslek örgütleri, hasta hakları dernekleri ve siyasi partilerin ortak çabasıyla şekillenmesi gerektiğini belirten Pala, şöyle devam etti: “Sağlık hizmetlerine eşit ve ücretsiz erişim, Anayasa tarafından güvence altına alınmış bir haktır. GSS prim borcu yüzünden insanların ölüme terk edilmesini ya da hastalıklarla boğuşmasını kabul edemeyiz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere, tüm ilgili kurumlar bu sorunla yüzleşmeli, çözüm için ortak bir irade sergilemelidir. Şeffaf, hesap verebilir, insan haklarına dayalı bir sağlık ve sosyal güvenlik politikası için derhal harekete geçilmelidir.” Milletvekili Kayıhan Pala, konunun ülke gündeminde hak ettiği yeri alması için çabalarını sürdüreceğini ve Cumhurbaşkanlığı tarafından 2025 yılı için yayınlanacak kararda GSS prim borçlularının ilaçlarının da SGK tarafından karşılanarak kapsam içerisine alınması gerektiğini belirterek, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu ve Bakanlıkların sorumluluğunu hatırlatarak sözlerini noktaladı.

Bursa Ilıpınar Höyüğü'nde kazı çalışmaları başladı Haber

Bursa Ilıpınar Höyüğü'nde kazı çalışmaları başladı

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerinde geçmişi 8000 bin yıl öncesine, Cilalı Taş Devrine uzanan Ilıpınar Höyüğü’nü gündeme getirip, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a Ilıpınar’ın geleceğiyle ilgili sorular yönelten Altaca Kayışoğlu’na Bakan’dan yazılı yanıt geldi. Birçok kez Ilıpınar Höyüğü’nün hem Bursa hem de bulunduğu yer olan Orhangazi için önemli olduğunu dile getiren, bu yönde gündem oluşturulması için çaba sarf eden CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, “Kentimize değer katan eserlerin korunması, gün yüzüne çıkarılması için çaba sarf ediyoruz. Sadece Bursa’mız için değil ülkemiz ve insanlık tarihi için de önemli özellikleri bulunun bu eserlerin korunması ve bizden sonraki yüzyıllara aktarılması için ilgililerin dikkatini diri tutma, hassasiyetlerini öne çıkarma noktasında gereken uyarı ve önerileri yapmaya devam edeceğiz” dedi. Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’dan gelen yanıtta 1988 yılında 1. Derece Arkeolojik SİT Alanı ilan edilen Ilıpınar Höyüğü’nde uzunca bir süre önce sonlandırılan kazı çalışmalarına 2025 yılı içerisinde başlanabilmesinin önünü açmak için ön çalışmalara başlanıldığının bilgisinin yer aldığını dile getiren Altaca Kayışoğlu, “Bakan, Ilıpınar’a ilişkin sorumuza ‘Ilıpınar Höyüğü'nde 1987-2002 yılları arasında Bakanlığımız ve Hollanda Arkeoloji Enstitüsü adına Dr. Jacob Roodenberg başkanlığındaki bir ekip tarafından kazı çalışmaları yürütülmüştür. Ilıpınar Höyüğü'nde arkeolojik kazı çalışmalarının 2025 yılında yeniden başlatılmasına yönelik ön planlama çalışmalarına başlanılmıştır’ bilgisini veriyor. Uzun süredir unutulmuş Ilıpınar Höyüğü ve Orhangazi için iyi bir haber bu. Takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bizim isteğimiz Ilıpınar Höyüğü’nün bir açık hava müzesine dönüştürülmesidir. Daha önce yapılan kazılardan çıkarılan eserlerin kendi topraklarında sergilenmesine ön ayak olmaktır. Ilıpınar Höyüğü’ndeki kazılardan çıkarılan eserler bugün İznik Müzesi’nde yer alıyor. Ne kadarı sergileniyor ne kadarı depolarda?  Orhangazi ve Bursa’ya değer katacak çalışmaların bir an önce başlaması için yerel yönetimlerin de devreye girerek, bu girişimlerimizi öne çıkarması Ilıpınar’ın geleceği için çok önemli. Ilıpınar, ben-sen-o değerlendirmelerinin çok ötesinde bir öneme sahip” diye konuştu. MYRLEİA ANTİK KENTİ CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gündeme getirdiği konulardan birisi de Mudanya’da yer alan Myrleia Antik Kenti’ydi. Mudanya’nın tarihini yansıtan Myrleia Antik Kenti’nde arkeolojik kazı çalışmalarının başlamasının önemine dikkat çekerek, bu konuda Bakanlığı’n görüşünü öğrenmek isteyen Altaca Kayışoğlu’na verilen yanıt ise şu şekilde: “Kazı çalışması yapılmak istenen alanlara ilişkin üniversiteler aracılığı ile ilgili bilim dallarındaki akademisyenler veya müze müdürlükleri tarafından iletilen başvuru dosyaları Bakanlığımızca incelenerek değerlendirilmektedir. Söz konusu alanlarda yerinde inceleme yapılarak öncelikle kazının amacı, alanların kazı potansiyeli, mülkiyet durumu, alanın koruma ve tahribat durumuna ilişkin tespit ve değerlendirmeler yapılarak Bakanlığımızca uygun bulunması halinde kazı çalışmalarına ilişkin çalışmalar başlatılmaktadır. Bu kapsamda, Myrleia Antik Kenti'nde öncelikle bilimsel arkeolojik faaliyetler gerçekleştirildikten sonra bütüncül restorasyon projeleri ve ören yerinin çevre düzenleme projesi hazırlanarak uygulamalara başlanması planlanmaktadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.