SON DAKİKA
Hava Durumu

#Çiftçiler

Söz Bursa - Çiftçiler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çiftçiler haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yaz geldi, kabus geri döndü: Uzman isimden çok kritik ‘Kene’ ve KKKA uyarısı! Haber

Yaz geldi, kabus geri döndü: Uzman isimden çok kritik ‘Kene’ ve KKKA uyarısı!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene vakalarında artış yaşanırken, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı da yeniden gündeme geldi. Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek, hastalıktan korunmada kişisel önlemlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. KKKA Nedir? Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi’nin kenelerin insanları ısırmasıyla bulaşan bir virüs tarafından oluşturulan ve ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve daha ciddi olgularda kanama gibi bulgu ve belirtiler oluşturarak ölümlere neden olabilen zoonotik, yani hayvanlardan insanlara bulaşan bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığın ilk olarak Kırım bölgesinde, sonraki yıllarda ise Kongo’da tespit edildiğini belirten Özsoy, 1969 yılında bu iki bölgede görülen virüslerin aynı olduğunun anlaşılması üzerine hastalığın “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” olarak isimlendirildiğini ifade etti. “Vakalar Bahar ve Yaz Aylarında Artıyor” KKKA vakalarının, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirten Özsoy, hastalığın Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta tespit edildiğini söyledi. Hastalığın çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığını kaydeden Özsoy, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Tokat, Yozgat, Sivas, Amasya, Çorum, Çankırı, Bolu, Kastamonu ve Karabük’ün hastalığın yoğun görüldüğü iller arasında yer aldığını dile getirdi. “Bulaşma Yollarına Dikkat” Hastalığın ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaştığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığın bulaştırıcısı olan asıl kene türünün Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Özsoy, bunun yanı sıra hastalığın viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku ve vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabildiğine dikkat çekti. “Belirtiler ve Kuluçka Süreci” Kuluçka döneminin genellikle 1 ila 3 gün arasında değiştiğini, en fazla ise 9 güne kadar uzayabildiğini belirten Özsoy, enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında bu sürenin 5 ila 6 gün, en fazla ise 13 gün olabileceğini ifade etti. “Hastalığın Özel Bir Tedavisi Bulunmuyor” KKKA’nın özel bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Özsoy, tedavinin esasını destek tedavisinin oluşturduğunu söyledi. Günümüzde hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmadığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. “Her Yıl Nisan-Ekim Arasında Görülüyor” Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmaların Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü ifade eden Özsoy, kişisel korunma önlemlerinin alınmasının hastalığın kontrolünde ön planda olduğunu söyledi. Türkiye’de KKKA’nın her yıl nisan-ekim ayları arasında görüldüğünü, haziran ve temmuz aylarında ise vaka sayılarının zirveye ulaştığını belirten Özsoy, hastalığın yaklaşık yüzde 4-5 oranında ölümcül seyredebildiğini dile getirdi. Özsoy, 2002-2024 yılları arasında Türkiye’de 17 bin 132 vaka görüldüğünü ve 819 ölüm kaydedildiğini belirterek, en yüksek vaka sayısının 2009 yılında 1.318 vaka olarak gerçekleştiğini, 2017 yılında ise 343 vakanın tespit edildiğini söyledi. Hastalığın halen ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. “Risk Altındaki Meslek Grupları” Hastalığın özellikle endemik bölgelerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, enfekte hastalarla temas eden sağlık personeli, laboratuvar çalışanları, hasta yakınları, askerler ve kamp yapan kişiler açısından risk oluşturduğunu belirten Özsoy, bu grupların daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Basit Tedbirlerle Korunmak Mümkün” Kene yönünden riskli alanlara gidilirken vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Özsoy, pantolon paçalarının çorap içine sokulmasının ve açık renkli kıyafetlerin kullanılmasının kenelerin fark edilmesini kolaylaştırdığını ifade etti. Riskli alanlardan dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Özsoy, kene tutunması halinde çıplak elle temas edilmeden uygun bir malzeme yardımıyla çıkarılması gerektiğini söyledi. Kenenin erken çıkarılmasının hastalığın bulaşma riskini azalttığını belirten Özsoy, kişinin keneyi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Hayvanların sağlıklı görünse bile hastalığı taşıyabileceğine dikkat çeken Özsoy, hayvanların kanı, vücut sıvıları ve dokularına çıplak elle temas edilmemesi gerektiğini söyledi. “Kene Çıplak Elle Ezilmemeli” Kenelerin uçan ya da zıplayan canlılar olmadığını, yerden yürüyerek insan vücuduna tırmandığını belirten Özsoy, vücuda tutunan veya hayvanlar üzerinde bulunan kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiğini vurguladı. Kenelerin üzerine sigara basılması ya da kolonya ve gaz yağı gibi maddeler dökülmesinin yanlış bir uygulama olduğunu ifade eden Özsoy, bunun kenenin kasılmasına neden olarak virüsü kişiye bulaştırma riskini artırabileceğini söyledi. “Temas Sonrası Takip Önemli” Kene tutunan kişilerin 10 gün boyunca halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini izlemeleri gerektiğini belirten Özsoy, bu belirtilerden herhangi birinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti. Maruz kalan kişilerin günlük vücut ısısı ölçümü ve haftalık tam kan sayımı da dahil olmak üzere iki haftalık bir izlem sürecinden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Özsoy, karantina uygulanmasına gerek olmadığını söyledi. İzlem döneminde ateşli bir hastalık gelişmesi durumunda tanısal testlerin yapılması gerektiğini belirten Özsoy, Ribavirinin koruyucu amaçla kullanımının rolünün ise halen netlik kazanmadığını ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. “Çevre Temizliğinde Çamaşır Suyu Etkili” Çevre temizliği konusunda da bilgi veren Özsoy, sodyum hipokloritin, yani çamaşır suyunun virüse karşı oldukça etkili olduğunu söyledi. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş yüzeylerde 1’e 10’luk solüsyonların kullanıldığını belirten Özsoy, organik materyaller uzaklaştırıldıktan sonra uygulanmasının etkinliği artırdığını ifade etti. Hazırlanan solüsyonların 24 saat sonra etkinliğinin azaldığını kaydeden Özsoy, bu nedenle günlük hazırlanması gerektiğini ve hazırlanan ortamın iyi havalandırılmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Farelerden bulaşan sessiz tehlike: Hantavirüs belirtilerine dikkat! Haber

Farelerden bulaşan sessiz tehlike: Hantavirüs belirtilerine dikkat!

Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Tülay Şener Özvatan, özellikle kırsal bölgelerde ve depo gibi kapalı alanlarda çalışan vatandaşları, kemirgenlerden bulaşan ve ölümcül sonuçlar doğurabilen Hantavirüs'e karşı uyardı. Hantavirüsün tarihçesinin oldukça eskiye dayandığını belirten Dr. Özvatan, "Bu virüs, MS 960 yıllarına kadar uzanan Çin tıbbi metinlerinde tanımlanmıştır. Modern tıp literatürüne ise 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı sırasında askerlerde görülen 'Kore Kanamalı Ateşi' ile girmiştir. Virüs ilk kez 1978 yılında Kore'de bir kemirgenden izole edilmiştir" dedi. "Sadece temas değil, solunum da riskli" Dr. Özvatan, virüsün temel kaynağının fare, sıçan ve hamster gibi kemiriciler olduğunu vurgulayarak bulaşma yolları hakkında şu bilgileri verdi; "Hantavirüs, enfekte kemirgenlerin idrar, dışkı ve tükürüklerinde bulunur. En önemli bulaşma yolu, bu atıkların karıştığı tozların ve havanın solunmasıdır. İdrar veya dışkı ile direkt temas ya da ısırılma vakaları daha nadir görülür. İnsandan insana bulaş ise oldukça nadir olup ilk kez 1996 yılında Arjantin'deki bir salgında bildirilmiştir." Hantavirüsün dünya genelinde iki ana klinik tabloya yol açtığını belirten Dr. Özvatan, Türkiye'deki duruma da dikkat çekti. Özvatan, "Avrupa, Asya ve Afrika tipi, genellikle böbrek yetmezliği ile seyreden formdur. Amerika tipi, Ölüm oranının daha yüksek olduğu ve akciğerlerin tutulduğu formdur. Ülkemizde ilk vakalar 1997 yılında İzmir'den bildirilmiştir. İlk yaygın salgın ise 2009'da Zonguldak ve Bartın bölgesinde görülmüştür. O dönemde 31 kişinin hastalandığını ve 2 kişinin hayatını kaybetti. Türkiye'de son yıllarda yıllık 10-15 vaka tespit edilmeye devam etmektedir ve ülkemizde görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyretmektedir" diye konuştu. Hastalığın kuluçka süresinin ortalama 21 gün olduğunu, ancak bu sürenin bazen 8 haftaya kadar uzayabildiğini belirten Dr. Tülay Şener Özvatan, kesin bir tedavisinin bulunmadığını, hastanede destek tedavisi uygulandığını ifade etti. Özellikle belirli meslek gruplarının daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatan Dr. Özvatan, risk gruplarını şöyle sıraladı; "Çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanlar. Liman işçileri. Kullanılmayan eski binaların temizliğini yapanlar. Haşere kontrol çalışanları. Kemirgen dışkısı bulunma ihtimali olan eski depo, bodrum veya kulübe gibi alanları temizlemeden önce mutlaka havalandırın ve temizlik sırasında maske/eldiven kullanmayı ihmal etmeyin."

12. Uluslararası Urla Enginar Festivali lezzet ve sanatla başladı Haber

12. Uluslararası Urla Enginar Festivali lezzet ve sanatla başladı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali’nin açılışını yaptı. Renkli bir kortejle başlayan festivalde Urla sokakları sanat ve gastronomiyle doldu taştı. Başkan Tugay, kent turizmi için arkeoloji ve gastronomiyi birleştirme çağrısı yaptı. İzmir’in gastronomi merkezi Urla’nın dünyaca ünlü organizasyonu Uluslararası Urla Enginar Festivali, 12’nci kez kapılarını açtı. 1-3 Mayıs tarihleri arasında Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktasına dönüştüren festivalin açılış töreni Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildi. Törene, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir milletvekilleri Deniz Yücel, Ednan Arslan, Ümit Özlale, ev sahibi Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ve ilçe belediye başkanları, geçmiş dönem Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler, dünyaca ünlü şefler ve Türkiye’nin dört bir yanından Urla’ya akın eden binlerce yurttaş katıldı. ÇİFTÇİLERDEN URLA’NIN EMEĞİNE YAKIŞIR KORTEJ Festival gelenekselleşen kortejle başladı. Başkan Cemil Tugay ve protokol, Jandarma Kavşağı’ndan başlayarak festivalin coşkusunu Urla sokaklarına taşıdı. Urla’nın bereketli topraklarını ve kültürel zenginliğini simgeleyen renkli kortej; özel kostümler, çiçeklerle bezeli figürler, minik sporcular, şefler ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Bandosu eşliğiyle karnaval havasında gerçekleştirildi. Kortej Cumhuriyet Meydanı’na ulaştı. Ardından Başkan Tugay ve protokol Urla Belediyesi önünden geçiş yapan çiftçileri selamladı. Çiftçiler atlarla enginar yüklü traktörlerle coşkuyu zirveye taşıdı. Açılış töreni öncesi Cumhuriyet Meydanı’nda halk oyunları gösterisi yapıldı. "İZMİR TÜRKİYE’NİN EN FAZLA TARIM YAPILAN KENTİDİR" Sözlerine tüm emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlayarak başlayan Başkan Tugay, bahar aylarının İzmir’in dört bir yanında festival ayı olduğunu ifade ederek, "İzmir'in kendi yerel üretim kültürünün önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Ve her sene Enginar Festivali'nin biraz daha büyüdüğünü, geliştiğini, daha fazla ilgi gördüğünü hepimiz görüyoruz. İzmir tarihi olarak bir tarım kenti. Havzalarıyla bütün İzmir, en köklü tarımsal gelenekleri olan ve halen de yoğun tarım yapılan topraklar. İzmir şu anda hayvansal üretimde Türkiye'de ikinci sırada. Hem ette hem süt ve süt ürünlerinde böyle. Ama bitkisel tarımda da bazen ikinci, bazen üçüncü oluyor" diye konuştu. "URLA’NIN ÖNCE KÖKENİNİ BİLMEK LAZIM" Yapılaşma riskine dikkat çeken Başkan Tugay, Urla’nın tarihi ve tarımsal değerlerine vurgu yaptı. Evliya Çelebi’nin bölgeye dair anlatılarına da değinen Tugay, Urla’nın özel bir ekosisteme sahip olduğunu belirterek, "Burası tarım için son derece uygun ve çok kıymetli topraklara sahip. Tarihine baktığımızda, dünyanın ilk şarap üretim merkezlerinden biri olduğunu, üzümcülüğün en eski örneklerinin bu coğrafyada geliştiğini görüyoruz" dedi. Bir kentin geçmişiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Tugay, "Bir yeri gerçekten tanımak için onun hikâyesini de bilmek gerekir. Urla’yı yalnızca yapılaşma alanı olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Bu bölgenin güçlü bir tarımsal ve ekolojik geçmişi var; bu değerleri koruyarak hareket etmek zorundayız" diye konuştu. "İZMİR'DE YAŞAMAYA HER ZAMAN ÖZENİYORLAR" Başkan Tugay, tarımın yalnızca gıda ihtiyacını karşılayan bir alan olmadığını, aynı zamanda korunması ve geliştirilerek geleceğe taşınması gereken stratejik bir değer olduğunu vurguladı. Tarımın, insanlığın en önemli kültürel birikimlerinden biri olan gastronominin de temelini oluşturduğunu belirten Tugay, "Urla’da bugün gördüğümüz gibi, nitelikli tarım yapıldığında ve insanlar bunun kıymetini bildiğinde, gastronomi de aynı ölçüde gelişiyor. Bu süreçlerin hiçbiri tesadüfen ortaya çıkmıyor; zamanla ve emekle oluşuyor" dedi. İzmir’in 35 coğrafi işaretli ürüne sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, bu zenginliğin önemli örneklerinden birinin de sakız enginarı olduğunu ifade etti. Tugay, "Böyle bir zenginliğin içinde yaşıyoruz. Bu zenginlik sadece toprağı ve tarımıyla değil; insanıyla ve kültürüyle de var oluyor. Bu nedenle İzmir, pek çok insan için çekici ve nitelikli bir yaşam alanı sunuyor; insanlar burada yaşamayı her zaman arzu ediyor" diye konuştu. "BİZ BU ŞEHRİN DEĞERİNİ BİLEN İNSANLARIZ" İzmir ile gurur duyduklarını ifade eden Başkan Tugay, "Biz bu şehirde memleketimizin her tarafından gelen insanlarla hep dostluk, kardeşlik içerisinde yaşadık. Komşuluğun, insanlığın değerini bildik. İzmir halkı her zaman yardımsever oldu. İzmir'le gurur duyuyoruz. Bazı insanlar İzmirlilerin 'İzmir'in dağlarında çiçekler açar' marşıyla neden coştuğunu anlayamıyorlar. Ya da umuda ihtiyacınız olduğu zaman 'Güzel günler göreceğiz çocuklar' şarkısında kendimizi bulmamızı da anlayamıyorlar. Ama biz öyle insanlarız. Biz bu şehrin değerini bilen insanlarız; bu şehrin kültürel değerini, insana dair değerini, barışa dair değerini, çevreye dair değerini, yaşama dair değerini her anlamda bilen insanlarız. İzmir, her zaman değerleriyle, güzellikleriyle, mutluluklarıyla, keyfiyle İzmir olarak yaşamaya devam edecek. Bu şehre hizmet etmek bizler için büyük bir onurdur" diye konuştu. "GELECEK TOPRAĞIYLA BAĞINI KOPARMAYAN ŞEHİRLERİN OLACAK" Festivalin açılış töreninde konuşan Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, "Gelecek toprağıyla bağını koparmayan şehirlerin olacak. Urla o şehirlerden birisi olacak. Bazı şehirler kalabalığıyla hatırlanır, bazıları ise ürettikleriyle. Urla üreten olmayı tercih eden ilçelerdendir. Tarım sadece üretim değil, bilgiyle, sabırla, doğayla kurulan bir dengedir. Biz bu toprağı korumaya, işlemeye devam ediyoruz. Atalarımızdan aldığımız mirası çocuklarımıza bırakmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Enginar da zeytin ve üzüm gibi bu değerlerin en önemli temsilcisi. Bütün dünya iklim krizi ve gıda güvenliği sorunuyla uğraşıyor. Urla bu yıl krizlere rağmen 6 milyar baş enginar rekoltesine ulaştı. Bu da topraktan bağımızın kopmadığının göstergesidir" diye konuştu. "URLA’DA TOPRAK KONUŞUR, EMEK BÜYÜR" Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan ise, "Bugün burada sadece bir festivali değil, toprağın sabrını, emeğin değerini selamlıyoruz. Urla tarımının en büyük kahramanlarından birisi sakız enginarıdır. Enginar çiftçiye umut olur. Sadece enginarıyla değil üzümüyle, zeytiniyle, şevketi bostanıyla nice ürünler bu toprakların kültürüdür, değeridir. Toprak varsa hayat var. Urla her geçen gün betonlaşıyor. Kendi elimizle geleceğimizi yok ediyoruz. Urla’da toprak konuşur, emek büyür. Her emek geleceğe bırakılmış bir mirastır" dedi. İZMİR’İN İLK DENİZ ÜRÜNLERİ FESTİVALİ İÇİN KOLLAR SIVANDI Açılış töreninin ardından Başkan Tugay, Başkan Balkan ve Köstem Zeytinyağı Müzesi Kurucusu Dr. Levent Köstem ile festivalin ilk söyleşisinde konuşmacı oldu. Ahmet Güzelyağdöken’in moderatörlüğünde gerçekleşen "Tarım Gastronomi ve Turizm" başlıklı söyleşide Urla’nın gastronomi geleceği konuşuldu. İzmir’in dört bir yanında gerçekleştirilen festivallere rağmen kentin en büyük değerlerinden deniz ürünlerine dair festivalin olmadığının konuşulması üzerine Başkan Tugay, "İzmir, Türkiye’nin en önemli gastronomi şehirlerinden birisi. İzmir’in zeytinyağlıları var, ot kültürü var ama aynı zamanda deniz ürünleri var. Deniz ürünleriyle ilgili bir festival olması lazım. Foça’da, Karaburun’da ya da kıyı balıkçılığının geliştiği yerlerde bu festivali yapabiliriz" dedi. Başkan Balkan ise Urla olarak deniz ürünleri festivaline talip olduklarını ifade etti. "EGE BÖLGESİ ADETA BİR MADEN" Söyleşide İzmir’in turizmde kalkınma yol haritasına ilişkin soruyu yanıtlayan Başkan Tugay, İzmir için hedeflerinin katma değeri yüksek turizm ve nitelikli turist olduğunu söyledi. Bu doğrultuda İzmir’in iki önemli potansiyelinin bulunduğunu ifade eden Tugay, bunlardan ilkinin antik ve tarihi-kültürel miras olduğunu belirtti. İzmir’in 7 antik kente sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin verdiği yaklaşık 200 kazı alanının bulunduğunu, yer altında keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda tarihi değer olduğunu söyledi. Bu potansiyelin ortaya çıkarılmasıyla İzmir’in Roma benzeri bir kültürel çekim merkezine dönüşebileceğini ifade etti. İkinci önemli alanın gastronomi olduğunu vurgulayan Tugay, "Yurt dışında bize tattırılan yemeklerin çok daha iyisi bizim mutfağımızda var. İzmir gerçekten bir cennet. Ege Bölgesi gastronomi hammaddesi açısından adeta bir maden" dedi. Bu zenginliğin yeterince değerlendirilemediğine dikkat çekti. URLA SOKAKLARI SANAT VE GASTRONOMİYLE DOLUP TAŞACAK 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali 3 Mayıs’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. Yerel üreticilerin taze ürünlerinin tezgahları bereketlendireceği festivalde dünyaca ünlü şeflerin mutfak atölyeleriyle gastronomi tutkunlarını ağırlayacak. Üç gün boyunca Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktası haline getirecek festival kapsamında Otopark, Malgaca ve Sanat Çarşısı’nda konserler yer alacak. Ana sahnede ilk gün Grup Papara, ikinci gün Cuba Duo ve Grup Pikap, son gün ise ünlü sanatçı Mehmet Erdem konser verecek. Festival boyunca birbirinden ünlü şefler ana sahnede söyleşiler düzenleyecek. Festivalin sonunda ise Enginarlı Lezzetler Yemek Yarışması’nın ödülleri sahiplerini bulacak.

CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş Karacabey’in nabzını tuttu: "Bu tablo sürdürülebilir değil, iktidara hazırız!" Haber

CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş Karacabey’in nabzını tuttu: "Bu tablo sürdürülebilir değil, iktidara hazırız!"

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın kentteki saha çalışmaları Karacabey’de gün boyu süren yoğun programla devam etti. CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, İlçe Başkanı Mustafa Utku, il ve ilçe yöneticileriyle birlikte gerçekleştirdiği ziyaretlerde esnaf, sanayici, muhtarlar, çiftçiler ve hemşehri dernekleriyle bir araya geldi. Karacabey’de karşılaştıkları tablonun Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal krizin somut bir özeti olduğunu belirten Yeşiltaş, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak adaletin, üretimin ve emeğin iktidarını kurmaya hazırız. Yerelde nasıl halkın yanında bir yönetim anlayışını hayata geçirdiysek, genelde de aynı kararlılıkla bu ülkeyi ayağa kaldıracağız. Karacabey değişim istiyor, Türkiye değişim istiyor. Biz bu değişimi halkımızla birlikte gerçekleştireceğiz.” Dedi. Program, CHP Karacabey İlçe Başkanlığı ziyaretiyle başladı. İlçe Başkanı Mustafa Utku ve partililerle bir araya gelen CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekerek, “Masa başında siyaset yapanlardan olmadık, olmayacağız. Sokakta, mahallede, pazarda, tarlada yurttaşımızla birlikteyiz. Bu mücadeleyi birlikte kazanacağız” ifadelerini kullandı. Türkiye’de yaşanan ekonomik çöküşün ve adalet krizinin bir tercih olduğunu vurgulayan Yeşiltaş, çözümün halkçı, kamucu ve eşitlikçi politikalardan geçtiğini söyledi. TABLO SÜRDÜREBİLİR DEĞİL Daha sonra Karacabey Sanayi Sitesi ziyaretinde esnafla bir araya gelen İl Başkanı Yeşiltaş ve beraberindeki heyet, artan maliyetler, yüksek faiz oranları ve düşen alım gücünün yarattığı tabloyu yerinde dinledi. Yeşiltaş, “Sanayici üretmek istiyor ama finansmana ulaşamıyor. Esnaf ayakta kalmak için borçlanıyor. Üreten cezalandırılıyor, çalışan yoksullaşıyor. Bu sürdürülebilir değil” dedi. CHP iktidarında üretimi önceleyen, esnafı ve KOBİ’leri destekleyen bir ekonomik modelin hayata geçirileceğini ifade etti. MUHTARLARLA ORTAK AKIL VURGUSU Karacabey Muhtarlar Derneği’ni de ziyaret eden Yeşiltaş, Dernek Başkanı Erol Yıldırım ve muhtarlarla mahallelerin sorunlarını değerlendirdi. Yerel demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan muhtarların taleplerini dinleyen Yeşiltaş, “Katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını savunuyoruz. Muhtarlarımızı yalnızca dinleyen değil, karar süreçlerine dahil eden bir anlayışı iktidara taşıyacağız” diye konuştu. “PAZAR YERLERİ ÜLKENİN EN GERÇEKÇİ EKONOMİK GÖSTERGESİDİR” Karacabey pazar yerinde esnaf ve yurttaşlarla da buluşan Yeşiltaş, ekonomik krizin artık günlük hayatın en temel alanında, mutfakta ve pazarda hissedildiğini söyledi. Tezgâhları tek tek gezerek hem esnafın hem de alışverişe çıkan yurttaşların dertlerini dinleyen Yeşiltaş, artan fiyatlar karşısında alım gücünün her geçen gün daha da eridiğine dikkat çekti. “Pazar torbaları boş, yurttaşın yüzü endişeli. İnsanlar çalıştığı halde yoksul, emekli olduğu halde geçinemiyor. Yurttaş soruyor: Bu maaşlarla pazar torbası nasıl dolacak?” diyen Yeşiltaş, bir emeklinin filesine birkaç parça sebze koyduktan sonra fiyat hesabı yapmak zorunda kalmasının, bir annenin çocuklarına meyve alırken tane hesabı yapmasının Türkiye’ye yakışmadığını ifade etti. Esnafın da artan kira, elektrik, nakliye ve hal maliyetleri nedeniyle zor günler geçirdiğini belirten Yeşiltaş, “Burada sadece vatandaş değil, esnaf da ayakta kalma mücadelesi veriyor. Satış yok, kâr yok; ama giderler katlanarak artıyor. İktidar ise hâlâ pembe tablolar çiziyor. Oysa pazar yerleri bu ülkenin en gerçekçi ekonomik göstergesidir” dedi. Mevcut ekonomik tablonun kader olmadığını, bilinçli tercihler ve yanlış politikalar sonucu ortaya çıktığını vurgulayan Yeşiltaş, üretimden kopuk, rant odaklı ekonomi anlayışının hem üreticiyi hem tüketiciyi ezdiğini söyledi. “Bu memleketi pazar yerinde fileyi dolduramayanların sesiyle yöneteceğiz. Yoksulluğu yöneten değil, yoksulluğu bitiren bir iktidar kuracağız. Emekliyi insanca yaşatacak, çalışanı enflasyona ezdirmeyecek, üreticiyi destekleyecek bir düzeni hep birlikte inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı. “ORTAK GELECEĞİ ADALET VE EŞİTLİKLE KURACAĞIZ” Daha sonra Karacabey Karadenizliler Derneği ile Bosna Sancak Derneği’ni de ziyaret eden CHP heyeti, hemşehri dernekleriyle ülke gündemini değerlendirdi. Karadenizliler Derneği Başkanı Zeki Baştan ve Bosna Sancak Derneği Başkanı Şadan Erepçin’e misafirperverlikleri için teşekkür eden Yeşiltaş, farklı kültürlerin ve kimliklerin Türkiye’nin zenginliği olduğunu belirterek, “Ayrıştıran değil birleştiren bir siyaset anlayışını savunuyoruz. Acıyı da umudu da birlikte taşıyacağız. Ortak geleceği adalet ve eşitlikle kuracağız” ifadelerini kullandı. BOĞAZKÖY VE SUBAŞI ZİYARETLERİ Program kapsamında Boğazköy ve Subaşı köylerini de ziyaret eden Yeşiltaş, çiftçilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Artan mazot, gübre ve yem fiyatlarının üreticiyi üretimden kopma noktasına getirdiğini belirten Yeşiltaş, “Tarlada emek var ama karşılığı yok. Bu tablo plansızlığın ve yanlış tarım politikalarının sonucudur. Üreten kazanamıyorsa o ülkede gelir dağılımında adalet yoktur” dedi. CHP iktidarında planlı üretim modeline geçileceğini, çiftçinin destekleneceğini ve kırsal kalkınmanın öncelik olacağını vurguladı. “KARACABEY DEĞİŞİM İSTİYOR” Karacabey’de gün boyu süren temasların ardından değerlendirmede bulunan CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, halkın erken seçim talebinin her geçen gün daha güçlü dile getirildiğini ifade ederek şunları söyledi: “Karacabey’de gördüğümüz tablo nettir: Halk yoksullaşmış, üretici yalnız bırakılmış, esnaf borç batağında. Bu düzen sürdürülemez. Ancak bir yandan da şunu memnuniyetle görüyoruz; yurttaşlarımız Bursa Büyükşehir Belediyemizin sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirdiği çalışmalardan duydukları memnuniyeti açıkça ifade ediyor. Altyapıdan kırsal desteklere, sosyal yardımlardan üreticiye verilen katkılara kadar pek çok alanda hissedilen bu halkçı belediyecilik, doğru yönetimin mümkün olduğunu gösteriyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak adaletin, üretimin ve emeğin iktidarını kurmaya hazırız. Yerelde nasıl halkın yanında bir yönetim anlayışını hayata geçirdiysek, genelde de aynı kararlılıkla bu ülkeyi ayağa kaldıracağız. Karacabey değişim istiyor, Türkiye değişim istiyor. Biz bu değişimi halkımızla birlikte gerçekleştireceğiz.”

İnegöl Belediyesi’nden Çiftçiye Büyük Destek: Soğuk Hava Deposu ve GES ile Üretim Güçleniyor Haber

İnegöl Belediyesi’nden Çiftçiye Büyük Destek: Soğuk Hava Deposu ve GES ile Üretim Güçleniyor

İnegöl’de şehrin tarım potansiyelini geliştirme adına İnegöl Belediyesi uhdesinde hayata geçirilen projeler, çiftçiye ilham tarım sektörüne güç katıyor. Kendi ürettiği ürünü depolayan, işleyip meyve kurusu olarak işleyen tesislerle İnegöl tarımının sadece bugünü değil, geleceği de inşa ediliyor. Güçlü bir sanayi kenti olmasının yanında verimli topraklarıyla da öne çıkan İnegöl, bereketini tüm dünya ile paylaşıyor. Bereketli topraklarıyla özellikle meyvecilikte öne çıkan şehirde, yılda 220 bin ton meyve üretimi gerçekleştiriliyor. Onlarca çeşit meyveyi tohumdan filizlendirip hem yurt içinde hem yurt dışında üreticiyle buluşturan İnegöllü çiftçiler, son yıllarda İnegöl Belediyesi uhdesinde birlik olmanın verdiği güçle ciddi bir ivme kazandı. Tesisleşme ile İnegöl’ün tarım değerlerine değer katıldı. İnegöl’ün sanayi üretiminde yazdığı başarı hikayesini tarımda da tekrar etmek adına birlik ruhuyla harekete geçildi. İlk adım olarak İnegöl Belediyesi öncülüğünde 5 yıl önce şehirdeki tüm üreticileri tek bir çatı altında birleştiren İnegöl Üreten Çiftçiler Kooperatifi kuruldu. Ardından, tarımda muhafaza gücünün önemini gören kooperatif, bölgenin can damarı olan 4.000 tonluk Soğuk Hava Deposunu TKDK’nın hibe desteklerinden faydalanarak hayata geçirdi. Bu tesis sayesinde çiftçi ürünüm dalında kalır mı, bozulur mu kaygısından kurtuldu. Hasadı yapılan ürünü sağlıklı şekilde depolamaya başladı. Emeğin tazeliğini koruyan bu tesis, İnegöl tarımının sigortası oldu. Ardından soğuk hava deposunun en büyük gider kalemi olan enerji ihtiyacına çözüm olacak GES projesi, soğuk hava deposu çatısında hayata geçirildi. Bu sayede üreticinin omuzlarından büyük bir yük alınmış oldu. Enerji ihtiyacının büyük bölümünü GES karşılaşamaya başladı. İnegöl tarımı adına ardı ardına atılan adımların en stratejik halkası, 2023 yılında hayata geçirilen Özündenkuru meyve kurutma tesisi oldu. Özündenkuru sadece bir tesis adı değil, İnegöl’ün tarımsal sanayideki yeni ticaret hamlesinin ve dünya markasının adı olarak ortaya çıktı. Tesiste açılışından itibaren bugüne kadar yaklaşık 100 ton meyve işlenirken, üretilen nitelikli meyve kuruları ise yerel market zincirlerinin yanı sıra; İstanbul, Eskişehir ve Kocaeli’ndeki seçkin marketlerde satışa sunuldu. Burada; elmadan şeftaliye, yaban mersininden aronyaya, kavun-karpuzdan hurma, kivi, mandalina ve portakala kadar onlarca çeşit ürünü, özünü koruyarak kurutuldu. İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Üreten çiftçiler Kooperatifi Merkezi, Soğuk Hava Deposu ve Özündenkuru Meyve Kurutma Tesisinin bulunduğu alanı ziyaret ederek İnegöl tarımı ve atılan adımlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İnegöl’de sadece tarımı değil, tarımın geleceğini inşa eden projelerin hayata geçirildiğini kaydeden Başkan Taban, "Üreten Çiftçiler Kooperatifi İnegöl’deki çiftçilerimizle birlikte kurduğumuz bir kooperatif. Yaklaşık 5 yıl oldu. Burada özellikle çiftçilerimizle ortak bir çalışma ortaya koymak istedik. Üretimde birliğin gücüne vurgu yaptık. Çiftçilerimizi davet ettik ve onlar da bu birliğe üye olup katkı koydular. Sağlanan birlikteliğin ilk meyvesi olarak 5 yıl önce soğuk hava tesisimizi hayata geçirdik. Yaklaşık 4 bin ton meyve depolama kapasitesine sahip. İnegöl’de de yılda yaklaşık 220 bin ton meyve üretimi yapılmakta. Meyve üreten bir şehiriz. Verimli bir ovada meyvecilik çiftçilerimiz adına ciddi bir gelir kaynağı. Bu alandaki ihtiyacı görünce soğuk hava tesisimizi kurduk" dedi. TKDK desteği ile yapılan soğuk hava tesisinin devamında, bu tesisin en büyük gider kalemi olan enerji maliyetini düşürmek adına yine TKDK desteği ile bir Güneş Enerji Sistemi (GES) uygulamasını hayata geçirdiklerini ifade eden Başkan Alper Taban, "Soğuk hava depomuzun çatısını panellerle kapladık. Ciddi bir enerji girdisi sağlandı. Yaz aylarında özellikle, enerji maliyetimizin ciddi bir bölümünü karşılıyor" diye konuştu. Başkan Taban, kooperatifin her adımının yeni bir hikayeyi ortaya çıkardığını da dile getirerek şöyle devam etti; "Depolama sistemimizin verimli çalışmasının ardından burada bir pazarlama, bir ürün üretilmesini sağlama gibi konularda çalışmalar yaptık. Burada sağlanan birlikteliğin de gücünü kullanarak İnegöl’de meyveciliğin gelişmesini sağlamak ana hedefimiz. Bu kapsamda Özündenkuru Meyve Kurutma Tesisimizi oluşturduk. Bu tesisle birlikte bir adım daha atmış olduk, ürettiğimiz meyveyi kurutarak ürünlerimize değer katmaya başladık." "İlerleyen süreçte de burada meyve suyu üretimi ve şişeleme gibi projeleri hayata geçirmek istiyoruz. Özündenkuru markamız şu an başarılı bir şekilde üretimine devam ediyor. Ben kooperatif Başkanımıza ve yönetimine teşekkür ediyorum. Birlik olunduğunda çok güzel işler ortaya çıkıyor. İnşallah biz de İnegöl’ümüzün tarım gücünü İnegöl’e arz etmeye devam edeceğiz. Bugün itibariyle burada iç pazara ürün veriliyor, yerine göre ihracatta oluyor. Pazarı genişletme çabasını kooperatifimiz her an değerlendiriyor. Fuarlara katılıyor, fırsatları görmeye çalışıyor."

Anahtar Parti Ankara’da toplandı: Ağıralioğlu’ndan Bursa standına özel ilgi Haber

Anahtar Parti Ankara’da toplandı: Ağıralioğlu’ndan Bursa standına özel ilgi

Anahtar Parti, mevcut hükümetin eleştirildiği tarım politikalarını iyileştirmeye yönelik kapsamlı planını Ankara’da kamuoyuna açıkladı. Tarım ve Gıda Güvenliği Başkanı Hasan Hüseyin Demiröz’ün liderliğinde hazırlanan plan, sektörün sorunlarına çözüm odaklı projeler sunuyor. Tarım Politikaları Başkanlığı, bir yıldır sahada topladığı çiftçi ve üretici şikayetleri ile kadrosundaki uzmanların deneyimlerinden yola çıkarak birçok çözüm ve proje geliştirdi. Projenin organizatörü Demiröz, tarım sektörünü yakından tanıyan deneyimli bir bürokrat olarak öne çıkıyor. Etkinliğe farklı illerden çiftçiler, hayvancılar ve gıda üreticileri katılırken, veterinerlik ve ziraat fakültelerinden değerli akademisyenler ve gazeteciler de programa eşlik etti. HAVZA KOORDİNASYON OLUŞUMU VE YERİNE AKAN SULAR PROJESİ Toplantı salonu yoğun ilgi nedeniyle tamamen dolarken, sunulan projeler arasında özellikle Havza Koordinasyon Oluşumu ve Yerine Akan Sular Projesi dikkat çekti. Bu projeler, dünyada başarıyla uygulanmış örneklerden ilham alıyor ve Türkiye’de tarım sektörüne yenilikçi çözümler sunmayı hedefliyor. AĞIRALİOĞLU BURSA STANDINI ZİYARET ETTİ Lansmanda konuşan Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, tarımın önemine değinerek etkileyici bir konuşma yaptı. Katılımcılar, kendi illerine ait tarım ve gıda ürünlerini sergileyerek üretimlerini tanıtma fırsatı buldu. Programda ayrıca Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, Tarım Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Hayrettin Emre Yürük, ilçe başkanları ile il ve ilçe yöneticileri de hazır bulundu. Genel Başkan Ağıralioğlu, Bursa standını ziyaret ederek ürünler hakkında detaylı bilgiler aldı. ANAHTAR PARTİ SAHADAKİ VERİLERİ ANALİZ EDİP ÇÖZÜM SUNUYOR Anahtar Parti’nin, her geçen gün yara alan sektörde, sahadan alınan verileri analiz eden alanında yetkin kadrosu, sürdürülebilir gelecek için etkin çözümler geliştirmeye devam ediyor.

Kuraklığın en acı fotoğrafı: Gölbaşı Göleti artık yok Haber

Kuraklığın en acı fotoğrafı: Gölbaşı Göleti artık yok

Bursa'nın Kestel ilçesindeki Gölbaşı Göleti, sadece 5 ay içinde tamamen kuruyarak tarım alanlarında büyük bir krize yol açtı. Göletin önceki doluluk haliyle bugünkü çatlamış zemini arasındaki fark, bölge halkını ve çiftçileri derinden sarstı. Bursa'nın Kestel ilçesinde tarım sulamasında hayati öneme sahip olan Gölbaşı göleti, son beş ayda yaşanan aşırı kuraklık nedeniyle tamamen kurudu. 1938 yılından bu yana Bursa Ovası'ndaki birinci sınıf tarım arazilerine su sağlayan gölet, bugün çatlamış zeminiyle adeta bir kuraklık sembolüne dönüştü. Göletin gövde hacmi 320 bin metreküp olup, yaklaşık 2 bin 100 hektarlık alanın sulamasında kullanılıyordu. Deveci ve Santa Maria armudu, Bursa şeftalisi ve Bursa siyah inciri gibi coğrafi işaretli ürünlerin yetiştirildiği bu verimli topraklar, su kaynağının yok olmasıyla büyük bir tehdit altında kaldı. GÖRÜNTÜLER ŞOKE ETTİ Beş ay önce çekilen görüntülerde suyla dolu olduğu görülen göletin bugünkü hali, bölge halkını derinden sarstı. Göletin yüzeyinde derin çatlaklar oluştu; su seviyesi neredeyse sıfıra indi. Çiftçiler, tarlalarını sulayamadıkları için ürün kayıplarıyla karşı karşıya kaldı. Bazı üreticiler, alternatif su kaynakları arayışına girerken, bir kısmı üretimi durdurmak zorunda kaldı. Bölgedeki çiftçiler, tarım politikalarının acilen ele alınıp altyapı yatırımlarının biran önce yapılarak yetkililerden acil önlem alınmasını talep etti. Meteoroloji verilerine göre, bölgede son yıllarda yağış miktarında ciddi azalma yaşanıyor. Uzmanlar, bu tür kuraklıkların daha sık yaşanabileceğini ve su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde yönetilmesinin artık bir zorunluluk olduğunu belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.