SON DAKİKA
Hava Durumu

#Dem Parti

Söz Bursa - Dem Parti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dem Parti haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

CHP'den DEM parti ziyaretinde 'Ara seçim' çıkışı: "Dört koltuk boşaldı, sandık zorunluluktur" Haber

CHP'den DEM parti ziyaretinde 'Ara seçim' çıkışı: "Dört koltuk boşaldı, sandık zorunluluktur"

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, beraberindeki heyetle DEM Parti'yi ziyaret etti. Günaydın, Mecliste dört koltuğun boşaldığını belirterek, "O halde burada ara seçimin yapılması için gerekli koşullar oluşmuştur" dedi. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ve Seçim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Meryem Gül Çiftçi Binici, DEM Parti'yi ziyaret etti. CHP'li heyetin DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, DEM Parti Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ve Tunceli Milletvekili Ayten Kordu ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklama yapıldı. Günaydın, Türkiye'de çok ciddi bir iktisadi ve yönetilme sorunu olduğunu savunarak, "Erken seçim talebini karşılamayan AK Parti'nin Anayasa'nın 78. maddesini hatırlamasında fayda var. Çünkü ara seçim bir tercih değil, bir zorunluluk. Anayasa 78 diyor ki; 'En son seçimlerin üzerinden 30 ay geçtikten sonra bir sonraki seçime de bir yıl varsa bu dönem içerisinde bir ara seçim yapılır eğer Mecliste boşalmalar varsa.' Bizim Kırıkkale, Afyon, Adıyaman ve Kastamonu milletvekillerimiz istifa etmek suretiyle seçimlere girdiler ve belediye başkanı seçildiler. Demek ki bu dört koltukta bir boşalma var. Kocaeli Milletvekili Sayın Hasan Bitmez'in kürsüde vefatı sonrasında Kocaeli'nde boşalma var. Ayrıca İstanbul birinci bölgede rahmetli Sırrı Süreyya Önder ve Murat Kurum'un da bakan olması dolayısıyla boşalmalar var. O halde burada ara seçimin yapılması için gerekli koşullar oluşmuştur" dedi. Günaydın, baskın seçimle ilgili soru üzerine, "Adını nasıl koyuyorlarsa, baskın seçim mi olur, erken seçim mi olur? Derhal bunun kararını alsınlar ve sandığı getirelim milletin önüne. Millet iradesini ortaya koysun. Eğer bunu bir butlan kararına, başka bir deyişle faul yaparak rakiplerini ringin dışına atma çabasının sonrasına koymaya çalışıyorlarsa bu bir demokratik mücadele ortamı olmaz. Cumhuriyet Halk Partisi'ne bir buçuk yıldır her gün bir başka kumpas kuruluyor. O kumpaslar kimi zaman milletvekillerimize, kimi zaman partimizin kurumsal kimliğine yöneliyor" diye konuştu. ÖZKAN YALIM'IN İFADESİ Tutuklanan eski Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın ifadesine yönelik soruya Günaydın, "Özkan Yalım'ın etinden, sütünden, derisinden, tırnağından yararlanmak için büyük bir gayret içerisindeler. En son verdiği ifadeden sonra bunlar yeniden mi aklına gelmiş ki alıp İstanbul'a götürdüler ve yeni ifade verdirdiler. Özkan Yalım'a ifade verdirilme biçimiyle nereye varılmaya çalışıldığını anlamak son derece basit. Biz yıllarca bu işlerin içerisinde olduk. Bunların hepsini savuştururuz. Ancak çok açık söyleyeyim. Özkan Yalım'ın son ifadesinde ortaya çıkıyor. Orada da şu anda milletvekili olan ve geçmişte PM üyeliği yapmış olan arkadaşlarımıza yönelik açık iftira var. Tabii sabahleyin bunu okuyunca tarihlere baktık. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı çıkmak için Mart 2018 yılında bir gezi yapıyor parti. Söz edilen tarihte orada olduğu iddia edilen kadın milletvekili arkadaşımız henüz bir ilçe yöneticisi" cevabını verdi. "YASA TEKLİFİNİ BİRLİKTE HAZIRLAMAK GİBİ ÖNCELİKLERİMİZ VAR" DEM Parti Grup Başkanvekili Temelli ise, Can Atalay'ın Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak Meclise dönmesini beklediklerini söyledi. Terörsüz Türkiye sürecinde partilerin yasa teklifleri sunmasıyla ilgili soru üzerine Temelli, "Bizim yasa teklifimizi sunmamız o kadar zor bir şey değil. Ama bizim özellikle demokratik müzakere zemininin zenginleşmesi önceliğimiz. Dolayısıyla bir yasa teklifini birlikte hazırlamak gibi önceliklerimiz var. Bütün partilere çağrımız bu yönde. Komisyonun oluşması zaten önemli bir müzakere zeminiydi. Bu müzakere zeminini yeniden canlandırmak, hele hele bu kadar önemli bir yasanın konuşulduğu bir yerde canlandırmak çok çok önemli olacaktır diye düşünüyoruz" şeklinde konuştu.

Muhittin Böcek ve oğlundan şok itiraf: "1 Milyon Euro istendiği beyanı doğrudur" Haber

Muhittin Böcek ve oğlundan şok itiraf: "1 Milyon Euro istendiği beyanı doğrudur"

Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik "rüşvet" ve "yolsuzluk" soruşturması kapsamında tutuklanarak belediye başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek ile oğlu Gökhan Böcek, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmek için savcılığa başvurdu. Muhittin Böcek'in, ifadesinde, CHP Genel Merkezi'nin adaylık ve kampanya sürecindeki talepleri iddiasına ilişkin oğluna 'Parti genel merkezi birtakım maddi manevi taleplerde bulunabilir, sen bunları takip et ve yerine getir çünkü ben sahada olacağım' dediği öğrenildi. Gökhan Böcek'in 1 milyon Euro istendiğine yönelik beyanı için de "Oğlum Gökhan'ın 1 milyon Euro istendiğine yönelik bu yönde söylediği beyanı doğrudur" ifadelerini kullandığı öğrenildi. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen "rüşvet" ve "yolsuzluk" soruşturması kapsamında 5 Temmuz 2025'te tutuklanan ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Muhittin Böcek ile oğlu Gökhan Böcek'in soruşturma kapsamında ifadeleri alındı. Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmek amacıyla savcılığa başvuru yapan Muhittin Böcek ile oğlu Gökhan Böcek, Antalya Adliyesi'ne getirildi. "ANTALYA'DA İKTİDARI VE MUHALEFETİ İŞ BİRLİĞİYLE HİZMET ETTİM" Muhittin Böcek, ifadesinde 5 Temmuz 2025 tarihine kadar Antalya'da görev yaptığını belirterek, "En son 05/07/2025 tarihine kadar Türkiye'nin dünyaya açılan yüzü Antalya'da başarı ile iktidarı muhalefeti iş birliği ile hizmet ettim" dedi. 2025 yılı Temmuz ayı itibarıyla İstanbul merkezli başlayan soruşturmanın yetkisizlikle Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiğini belirten Böcek, yapılan soruşturma neticesinde açılan dava üzerine Antalya 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılamasının devam ettiğini söyledi. "GENEL MERKEZİN SİZLERDEN MADDİ VE MANEVİ TALEPLERİ OLABİLİR" Muhittin Böcek, 2024 yılı Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı sürecine ilişkin ifadesinde, adaylığı açıklanmadan önce CHP Genel Merkezi binasında yapılan bir toplantıya katıldığını anlattı. Böcek, "2024 yılı Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı süreci öncesindeki kampanya ve adaylığım öncesi, hatırladığım kadarıyla tam emin olmamakla birlikte 2024 yılı Ocak ayı içerisinde, henüz Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığım açıklanmadan önce, 2024 yılı yerel seçimlerinde adaylığı bulunan ben dahil mevcut belediye başkanları ve henüz belediye başkanı olmayan aday adaylarının bulunduğu bir toplantıya katılmıştım. Bu toplantı CHP Genel Merkezi binası içerisindeki büyük bir salonda gerçekleşmişti" dedi. Toplantıda CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in doğrudan şahsına yönelik olmamakla birlikte aday adaylarına yönelik bir konuşma yaptığını belirten Böcek, "Bu toplantı sırasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in doğrudan şahsıma olmamakla birlikte benimle birlikte başkan aday adaylığını ilan eden diğer mevcut belediye başkanlarına ve diğer şahıslara yönelik olarak, ‘Seçim dönemi için genel merkezin sizlerden maddi ve manevi talepleri olabilir, bu konularda yardımcı olun' şeklinde bir söylemi olmuştu" ifadelerini kullandı. "GÖKHAN'A ‘TAKİP ET VE YERİNE GETİR' DEDİM" Muhittin Böcek, söz konusu toplantıdan sonra Antalya'ya döndüğünü ve oğlu Mustafa Gökhan Böcek ile görüştüğünü belirtti. Böcek, "Söz konusu seçim dönemi için maddi manevi taleplerine dair söylemleri, dediğim gibi orada bulunan ben dahil diğer aday adaylarına söylenmiş bir sözdü. Bu toplantı gerçekleştikten sonra Antalya'ya geldikten sonra Mustafa Gökhan Böcek ile yaptığım görüşmede kendisine, ‘Parti genel merkezi birtakım maddi manevi taleplerde bulunabilir, sen bunları takip et ve yerine getir çünkü ben sahada olacağım' şeklinde söylemlerle ilettim" dedi. ADAYLIĞININ GEÇ AÇIKLANMASINA İLİŞKİN KONUŞTU Muhittin Böcek, Özgür Özel ile birlikte katıldığını belirttiği toplantıdan kısa süre sonra belediye başkan adaylığı konusunun parti MKYK toplantısında kabul edildiğini, ardından nihai karar için konunun parti meclisine havale edildiğini öğrendiğini ifade etti. Böcek, adaylığının geç açıklanmasına ilişkin de konuşarak, "Bu sırada parti genel merkeziyle yaptığım görüşmelerde gerek benim adaylığım, gerekse DEM Parti'nin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı için bir aday ismi açıklaması konusu nedeniyle CHP'nin yerel yönetimlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek bana bu konuyla ilgili CHP yönetiminin DEM Parti yönetimiyle bir görüşme gerçekleştireceğini ve bu görüşme sonrasında parti meclisinde adaylığımın açıklanacağını söylemişti. Zaten Ocak ayı sonunda hatırladığım kadarıyla Büyükşehir Belediye Başkan adaylığım parti yönetimi tarafından açıklanmıştı" dedi. Adaylığının diğer başkan adaylarına göre geç açıklandığını belirten Böcek, bunun parasal herhangi bir menfaat teminiyle ilgisi bulunmadığını savundu. Böcek, "Benim belediye başkanlığı adaylığım diğer başkan adaylarına göre geç açıklanmıştır ancak bunun parasal herhangi bir menfaat teminiyle ilgisi bulunmamaktadır. Dediğim gibi bu gecikme Gökhan Zeybek'in bana söylediği DEM Parti ile yapılacak olan görüşmeden ve o dönemde partinin içinde bulunduğu yoğunluktan kaynaklanmaktaydı. Adaylığımın geç açıklanmasının başkaca bir gerekçesi bulunmuyordu" ifadelerini kullandı. "OĞLUM, PARTİ GENEL MERKEZİNDEN PARASAL TALEPTE BULUNULDUĞUNU SÖYLEDİ" Muhittin Böcek, adaylık sürecinden sonra oğlunun kendisine parti genel merkezinden parasal talepte bulunulduğunu söylediğini belirtti. Böcek, "Bu süreç sonrasında oğlum, tarihini hatırlamamakla birlikte parti genel merkezinden parasal talepte bulunulduğunu bana söyledi. Parti genel merkezinden kastım Özgür Özel'in bu konudaki talimatıdır. Ben de ‘Oğlum sen de imkanlarımız dahilinde gereğini yap' şeklinde cevap vermiştim. İşte Gökhan'ın vermiş olduğu ifadesindeki konu bu şekilde gerçekleşmiştir" dedi. İL VE İLÇE SEÇİM ÇALIŞMALARINA DESTEK İDDİASI Muhittin Böcek, seçim kampanyası döneminde çevredeki bazı il ve ilçelerde seçim görevlilerine ve CHP Antalya İl Başkanlığı'nın çalışmalarına destek sağlandığını öğrendiğini ifade etti. Böcek, "Seçim kampanya döneminde çevremizdeki bazı il ve ilçelere Genel Merkezin tavsiyesiyle seçim görevlilerinin hem de CHP Antalya İl Başkanlığının katkıda bulunduğunu öğrenmiş oldum. Bu arada Genel Merkezden kastım Özgür Özel'in bu konudaki talimatıdır. Örneğin Burdur ili Bucak ilçesine seçim kampanyasında kullanılmak üzere otobüs yardımımız olmuştur. Yine kampanya sürecinde başta Konyaaltı Belediyesi adayı seçim çalışmalarında seçimde kullanılacak malzemeler sağlanmıştır. Yine hatırladığım kadarıyla birtakım eksik malzemeleri ve broşürlerini tedarik ettik. Bir kısmını bastırdık. Yine aynı şekilde Akseki, İbradı, Korkuteli ilçelerinde seçim çalışmalarında da eksikliklerin giderildiğini anlattılar. Bu bağlamda bir kısım harcamalar yapıldığını ifade ettiler. Hala da bu işlerin yapıldığı yerlere bir kısım borçlarımız olduğunu hatırlıyorum" diye konuştu. "ULAŞIM, AĞIRLAYAKIT VE REKLAM GİDERLERİ KARŞILANDI" Muhittin Böcek, seçim dönemindeki ihtiyaçların araç, gereç, yakıt ve reklam giderleri gibi kalemlerden oluştuğunu anlattı. Böcek, "Bu ihtiyaçlar aşağı yukarı araç, gereç, yakıt gideri, reklam gideri gibi eksik kalan kısımların tamamlanması şeklindedir. Başka bir kalem olarak da seçim kampanyası sürecinde Genel Merkezden gelen misafirlerin, belirlenmiş heyetin veya toplantı gibi kampanya yürütecek danışmanların ihtiyaçları, ulaşım, yemek giderleri gibi konular kampanya kapsamında Genel Merkezin öneri ve tavsiyesi üzerine karşılanmıştır" ifadelerini kullandı. "YUSUF YADOĞLU VE ALİ YILMAZ'DAN DESTEK ALINMIŞ OLABİLİR" Bu harcamalara ilişkin parasal karşılık konusunda Gökhan Böcek'in beyanlarının doğru olduğunu söyleyen Böcek, "Bu konudaki harcamalara esas parasal karşılık konusunda Gökhan Böcek'in ifadesindeki anlatımları doğrudur. Beyanında geçtiği şekliyle bu konuda sponsorluk ödemesi adı altında Gökhan'ın beyanında geçen Yusuf Yadoğlu ve Ali Yılmaz isimli iş adamlarından ve yine parti meclis üyelerinden bu konuda destek alınmış olabilir" dedi. "GÖNÜLLÜ ESNAF VEYA İŞ ADAMLARINDAN SAĞLANMIŞ OLABİLİR" Muhittin Böcek, söz konusu desteklerin, ilçe belediyelerinin seçim çalışmalarına destek amacıyla sağlanmış olabileceğini ifade etti. Böcek, "Kendisi bildiğim kadarıyla bahse konu ilçe belediyelerinin seçim çalışmalarına destek olmak amacıyla belediye başkanlığı adaylığım konusunda bize yardımcı olmak isteyen gönüllü esnaf veya iş adamlarından sağlanmış olabilir. İlçe belediyelerinin bu konudaki çalışmalarının tamamı partinin il teşkilatı bünyesindeki Seçim Koordinasyon Merkezi tarafından organize edilmişti. Gökhan'ın bu şekilde yapıldığını belirttiği yardımlar haricinde ilçe belediyeleri, kendilerinin irtibatlı olduğu gönüllü kişilerden de bu konuda yardım almış olabilirler"diye konuştu. "OĞLUM GÖKHAN'IN 1 MİLYON EURO İSTENDİĞİNE YÖNELİK BEYANI DOĞRUDUR" Muhittin Böcek'e, Mustafa Gökhan Böcek'in 2 Mayıs 2026 ve 10 Mayıs 2026 tarihlerinde alınan ifadelerinin adaylık süreciyle ilgili para verilmesine ilişkin bölümleri de okundu. Böcek, bu konuda verdiği ifadede, "02/05/2026 tarihli ifadesinin içeriğinde geçtiği şekliyle ve yukarıda ifade ettiğim haliyle CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in izah ettiğim toplantı sırasında söylediği sözler akabinde, Gökhan Böcek'e parti genel merkezinin adaylık ve kampanya çalışmaları için maddi ve manevi yardım talepleri konusunda gereğini yapması için söylemlerde bulunduğum doğrudur. Bu görüşmeden kısa bir süre sonra Mustafa Gökhan Böcek benimle yaptığı bir görüşmede, oğlum bana adaylık sürecinden bir süre önce tarihini hatırlamadığım bir gün gelerek, Özgür Özel'in talebi üzerine Veli Ağbaba tarafından arandığını ve 1 milyon Euro istendiğini söylemesi üzerine ben oğluma ‘Sen gereğini yap' şeklinde söyledim. Oğlum Gökhan'ın 1 milyon Euro istendiğine yönelik bu yönde söylediği beyanı doğrudur" ifadelerini kullandı. "200 BİN DOLAR KONUSUNUN DETAYINI BİLMİYORUM" Muhittin Böcek'e, Mustafa Gökhan Böcek'in 10 Mayıs 2026 tarihli ifadesinde yer alan, Özgür Özel'in talebi üzerine Antalya'daki lansman sırasında 200 bin dolar verilmesine ilişkin beyanı da soruldu. Böcek, "Bu konunun detayını bilmiyorum. Fakat yukarıda da izah ettiğim gibi ben Genel Merkezin bu yönde bir talebi olacağından karşılanması hususunu kendisine bildirmiştim. Ben Gökhan'a daha önceden seçim çalışmaları sırasındaki talepleri karşılaması yönünde talimat vermiştim" diye konuştu.

Özgür Özel’den rest: "Ara seçimden kaçmayın, şartınızı söyleyin" Haber

Özgür Özel’den rest: "Ara seçimden kaçmayın, şartınızı söyleyin"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Ara seçimin bir anayasa amir hükmü olduğunu tartışma kaldırmadığı bir noktadayız" dedi. Özel, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile TBMM başkanlık makamında görüştükten sonra açıklama yaptı. Özel, Can Atalay'ın Meclis kütüğüne çoktan kaydedilmesi gerektiğini savunarak, "Burada şu hatırlatmayı yapmak isterim arkadaşlar. Anayasa Mahkemesi kararlarına birinci kademe mahkemesinin uymamasının patenti bugün Adalet Bakanı'na ait. Yine birinci kademe mahkemesinin uymamasına güç verme, katkı sağlama, bunu savunma aktivizmi de bugünkü Adalet Bakanı'na ait. Kendisi ki aldığı bazı mahkeme kararlarında burada rahmetli Sırrı Süreyya Önder'e verdiği mahkumiyet kararlılığında on beşte on beşle bozulduğu kadar anayasaya aykırı olduğunu da hatırlayalım" dedi. Özel şöyle devam etti: "Anayasa Mahkemesi'nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği diğer kararlarda Meclisin birlikte çözüm aradığı birçok konuda hem Meclisin önünü açacak hem Türkiye'yi rahatlatacak hem de bundan sonra yapılması gereken yasal düzenlemelerle ilgili süreç konusunda meclisin kararlılığını, birlikteliğini ve bu sürecin birtakım kazanımlarını basit incelik göreve başlaması kayyum atanan belediyelere, üçü Cumhuriyet Halk Partisi'ne ait, 10 tanesi Dem Parti'ye ait seçilmiş belediye başkanlarının göreve dönmesi, geziden tutuklu olup defalarca haklarında hak ihlali kararı verilmiş olan kişilerin göreve dönmesi, Anayasa Mahkemesi'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hak ihlali kararı verdiği noktalarda gerektiği işlerin yapılması ve bunun ötesinde yapılması gereken işler konusunda altıncı ve yedinci madde veya kısımlar neleri söylüyorsa o konuda bir demokratik uzlaşıyla adımların atılmasının son derece önemli olduğunu bir kez daha ifade ettik, ifade etmek isteriz" ifadelerini kullandı. "BÜTÜN MUHALEFETİN ARA SEÇİMİ İSTEDİĞİ BİR NOKTADAYIZ" Ara seçim konusunda Özel, "Kendisine partiler arasındaki bir uzlaşıyla kendisine görev düşebileceğini söyledik. Biz de uzlaşıyı aramanın da Meclis Başkanının görevleri arasında olduğunu kendisine ifade etme imkanı bulduk" diye konuştu. Bütün muhalefetin ara seçim istediğini söyleyen Özgür Özel, "Ara seçimin bir anayasa amir hükmü olduğunun tartışma kaldırmadığı bir noktadayız. Bu noktada biz Meclis Başkanımızın iç tüzük hem kendisinin görevlerini tanımlayan 14 ve 15 maddeleri hem de danışma kurulu Meclis ne çalışacak, ne karar verilecek, ne gereken karar verilecek. Uzlaşı aranan 19. maddesinin Meclis Başkanı tarafından işletilmesi ve hepimizin üzerinde büyük anayasaya uymak lazım" dedi. "ARA SEÇİMDEN KAÇMAYIN" Dün grup toplantısında gerekirse 50 veya 55 milletvekili istifasını istemesinin hatırlatılması üzerine Özel, "-İstifa ettirsin milletvekillerini, gelsin görelim- diyorlar. -22 istifa gelir, 20’sini kabul ederiz, ikisini etmeyiz-. Bunlar hani siyasi dilinde değil, normalde köyde anlatılır, çakallık derler. Pozisyonunuzu netleştirin diyorum. Diyorlar ki -siz ilk önce bir istifa ettirin bakalım-. Hiç ara seçimden kaçmayacağınızı söyleyin. Şartınızı söyleyin kardeşim" ifadelerini kullandı.

Meclis karıştı! "İsrail'de basın daha mı özgür?" Polemiği tansiyonu yükseltti Haber

Meclis karıştı! "İsrail'de basın daha mı özgür?" Polemiği tansiyonu yükseltti

TBMM'de AK Parti ile DEM Parti arasında tutuklu gazeteciler konusunda çıkan tartışmada "Türkiye-İsrail" polemiği yaşandı. TBMM Genel Kurulu'nda AK Parti ile DEM Parti arasında Türkiye ile İsrail basını polemiği yaşandı. AK Parti Tokat Milletvekili Mustafa Arslan, tutuklu gazetecilerin hiçbirinin gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklu olmadığını belirterek, "Basın özgürlüğü, terör propagandası, nefret söylemi ve toplumu ayrıştıran faaliyetler için bir kalkan olarak kullanılamaz. Türkiye'nin basın özgürlüğünü değerlendirmek için ideolojik saiklerle hareket ettikleri açık olan kuruluşların raporlarına değil, ülkemizdeki cari medya ortamına bakmak gerekmektedir" dedi. Arslan, İsrail'de son iki yılda 250'den fazla gazetecinin hayatını kaybettiğini de belirterek, Basın Özgürlüğü Endeksi'nde İsrail'i Türkiye'den öne alan bir raporu hiçbir vicdanın kabul edemeyeceğini ifade etti. Söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Arslan'ın konuşmasına atıfta bulunarak, "Hiç kimse mesleği nedeniyle tutuklu değildir, çünkü AK Parti'ye karşı haber yapmayı bir meslek olayı olarak görmüyorlar. Böyle bir tablo çizdi. Şimdi İsrail'de Basın Özgürlüğü Endeksi Türkiye'den yukarı, çünkü gerçekten İsrail'de basın özgürlüğü var biliyor musunuz? Oradaki gazeteciler, o soykırımcı Netanyahu hakkında yazıp çizebiliyorlar, haber yapabiliyorlar. Ama bu ülkede binlerce insan Cumhurbaşkanına hakaret nedeniyle hâlâ tutuklanıyor. Böyle bir suç var, böyle bir suç uyduruldu bu ülkede ne yazık ki. Üstelik de bakın hakaret değil, eleştiri yaptığı için. Şimdi belge paylaşmak, haber yapmak, iktidar karşıtı, iktidarı eleştiren haber yapmak, halka haber ulaştırmanın kendisini siz suç olarak tarif ediyorsunuz. Vekilimiz söyledi, Nedim Oruç Cizre'de olay takibi, eylem takibi yapıyordu, polisler darbederek aldılar. Hiçbir suçu yok, 'terör propagandası' dediniz. Ya bizim gözümüzün önünde gittiğimiz eylemde insanları, gazetecileri döve döve polis gözaltına alıyor, diyor ki 'Örgüt propagandası yaptı.' Niye? Eylemi fotoğraflıyor, eylemin videosunu çekiyor. Şimdi, gerçekle yüzleşmek lazım. Çünkü bu gerçek aynı zamanda bu ülkenin gerçeği ve sizin iktidarınızın oluşturduğu bir gerçek. Bu gerçekle yüzleşmeden bu ülkede basın özgürlüğü olmaz. Herkesin ağzına bant yapıştırın, gözlerini de kapatın, ondan sonra deyin ki 'Bu ülkede basın özgürlüğü var. Niye yazmıyorsunuz? Niye konuşuyorsunuz?' Meseleniz budur" şeklinde konuştu. AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, İsrail ile Türkiye'yi karşılaştırmanın doğru olmadığını ve İsrail'in daha iyi noktada olduğunu söylemenin kabul edilemeyeceğini belirterek, "Başkanım, Sayın Grup Başkanvkilinin İsrail'i Türkiye'yle mukayese ederek İsrail'in daha iyi noktada olduğunu söylemesi asla kabul edilemez. Her gün gazetecilerin hayatına kasteden, bütün basın mensuplarına yönelik saldırılar düzenleyen, çocukları katleden, kadınları katleden, ibadethaneleri bombalayan soykırımcı İsrail'e 'Bu anlamda Türkiye'den daha iyi noktadadır' demek asla kabul edilebilir bir şey değildir. Bu topraklara ait, bu topraklardan neşet etmiş hiçbir kimse Türkiye'yi soykırımcı İsrail'le mukayese edemez. Mukayese ettiğinde de 'Türkiye her zaman daha iyi noktadadır' demesi gerekirken bu anlamdaki tavrı, yaklaşımı asla kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz, tasvip etmiyoruz ve reddediyoruz" diye konuştu. Koçyiğit ise gazetecilerin Netanyahu'yu eleştirebildiklerini söyledi.

Fesih ve silahı bırakma kararı! DEM Parti'nin açıkladığı o metinde ne var? Haber

Fesih ve silahı bırakma kararı! DEM Parti'nin açıkladığı o metinde ne var?

DEM Parti Genel Başkanları ve İmralı heyeti üyeleri, ’Terörsüz Türkiye’ sürecinde Abdullah Öcalan’ın son 1 yıldaki ikinci mesajını kamuoyuyla paylaştı. Düzenlenen basın toplantısında geçen yıl yaşamını yitiren DEM Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de anıldı. DEM Parti Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarının ardından Öcalan’ın mesajı DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan tarafından Türkçe, Veysi Aktaş tarafından Kürtçe olarak okundu. LİDERLERİN ÇABALARINA TEŞEKKÜR VE SIRRI SÜREYYA ÖNDER ANMASI "27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı. Geçtiğimiz bir yıl içinde Erdoğan’ın iradesi, Bahçeli’nin çağrısı, Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum. KÜRTSÜZ TÜRK, TÜRKSÜZ KÜRT OLMAZ Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihi bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkarı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz. Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkan oluşturmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz. Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dini ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi oluşumlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir. Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. ANAYASAL VATANDAŞLIK VE KADIN HAKLARI VURGUSU Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür. Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dini, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar. Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz. Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihi saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür. Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız. Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir. Selam ve saygılarımla."

Bahçeli’den Suriye mesajı: "Gelişmeler Türkiye için müspet, SDG tamamen temizlenmeli" Haber

Bahçeli’den Suriye mesajı: "Gelişmeler Türkiye için müspet, SDG tamamen temizlenmeli"

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Suriye’nin toprak bütünlüğü bakımından gelişmeler olumludur. Suriye’de şimdiye kadar olanlar Türkiye için müspet" dedi. MHP Genel Başkanı Bahçeli, özel bir televizyon kanalına açıklamalarda bulundu. Suriye’de yaşanan gelişmeleri değerlendiren Bahçeli, "Suriye’nin toprak bütünlüğü bakımından gelişmeler olumludur. Suriye’de şimdiye kadar olanlar Türkiye için müspet. SDG/YPG Suriye’den tamamen sökülüp atılmalıdır" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin geleceği açısından güvenliğin temel bir öncelik olduğuna dikkati çeken Bahçeli, barış ortamının sağlanmasının ekonomik gelişmeye de katkı sunacağını belirtti. Bahçeli, "Milletimizin huzuru ve devletimizin güçlenmesi için teröre ayrılan kaynakların refah ve yatırıma yönelmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. DEM Partili vekillerle tokalaşması hakkında gelen soruya cevap veren Bahçeli, şunları kaydetti: "DEM Parti ile tokalaşmama dair pek çok yorum yapıldı. O tokalaşma anlıktı. Cumhurbaşkanımız konuşmasını yaptıktan sonra şöyle bir Genel Kurul salonuna baktım. Bizim milletvekili arkadaşlarımız ve AK Partililer alkışlıyordu ancak muhalefet sadece bakıyordu. O esnada Türkiye için bir adım gerekiyordu. Gidip DEM Partililer ile tokalaştım. Aralarında yakınını kaybeden bir vekil de vardı, kendisine başsağlığı diledim. Şaşırdılar."

Ahmet Kılıç’tan TBMM’de "Gerçekleri çarpıtmayın" uyarısı Haber

Ahmet Kılıç’tan TBMM’de "Gerçekleri çarpıtmayın" uyarısı

AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç, DEM Parti’nin “Medya Dili” ile ilgili araştırma önergesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bir konuşma yaptı. Kılıç, Meclis araştırması önergesinin gerekçesinde yer alan "medya dili üzerinden savaş algısı üretildiği" ve "güvenlik politikalarının kutuplaşmayı derinleştirdiği" yönündeki iddiaların asılsız olduğunu vurguladı. Bu iddiaların devletin tutumu ve evrensel güvenlik pratikleriyle örtüşmediğini belirten Kılıç, Türkiye'nin terörle mücadelesinin bir ideolojik tercih değil, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumaya yönelik meşru bir devlet sorumluluğu olduğunu ifade etti. Konuşmasında terörle mücadelenin demokrasi ve kalkınma için bir ön şart olduğunu dile getiren Ahmet Kılıç, şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye, IŞİD ile sahada bizatihi mücadele eden bir devlettir. PKK, FETÖ ve benzeri tüm terör örgütleri bizim bakışımızda birincil olarak mücadele edilmesi gereken unsurlardır. Hiçbir demokratik ülke, silahlı örgütlerin eylemlerini 'ifade özgürlüğü' veya 'haber dili' başlığı altında normalleştiremez. Terör örgütlerinin sivilleri hedef alarak sosyal ağları bir propaganda aracı olarak kullanması asıl 'savaş medyacılığı'dır." Milletvekili Kılıç, sosyal medya üzerinden milli değerleri hedef alan ve nefret tohumları seren yapılara karşı mücadelenin kararlılıkla süreceğini belirtti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir vatandaşın kimliğiyle sorunu olmadığını vurgulayan Kılıç, devletin asıl odak noktasının şiddet ve terörü tasfiye etmek olduğunu, medyanın temel görevinin bu gerçekleri çarpıtmadan kamuoyunu doğru bilgilendirmek olduğunu hatırlattı. Kılıç, önergenin gerekçelerinin dayanaksız olduğunu ifade ederek, AK Parti grubu olarak Meclis araştırması önergesine katılmadıklarını ifade etti.

Bahçeli'den bayrak indirme provokasyonuna tepki! Haber

Bahçeli'den bayrak indirme provokasyonuna tepki!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mardin’in Nusaybin ilçesi sınırında Türk bayrağına yönelik saldırıya sert tepki göstererek, olayın bir provokasyon ve istihbarat operasyonu olduğunu belirtti. Bayrağa yönelik mütecaviz eylemin faillerinin ve bağlantılarının açığa çıkarılarak en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini ifade eden Bahçeli, "Grup toplantısını Nusaybin’de yapan DEM Parti’nin ve bu kapsamda konuşma yapan eşbaşkanların Türk bayrağının indirilmesinden birinci derecede sorumlu oldukları açıktır" dedi. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mardin’in Nusaybin ilçesi sınırında Türk bayrağına gerçekleştirilen saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" ve "terörsüz bölge" hedefleri doğrultusunda atılan adımlar hız kazandıkça husumet ve şiddet cephesinin provokasyonlarının tehlikeli boyutlara ulaştığını kaydetti. Terörizmi ve terör örgütlerini politik ve stratejik araç olarak kullanan muhasım mihrakların Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin güvenlik ve istikrar arayışlarından rahatsız olduğunu ifade eden Bahçeli, Anadolu coğrafyası ile Orta Doğu ve Afrika’da kaos ve kriz ortamını derinleştirmeyi amaçlayan karanlık bir aklın devrede olduğunu vurguladı. "DEM PARTİ’NİN TÜRK BAYRAĞININ İNDİRİLMESİNDEN BİRİNCİ DERECEDE SORUMLU OLDUKLARI AÇIKTIR" Bahçeli, Nusaybin’de geçişe kapalı sınır kapısının zorlanması sırasında Türk bayrağına yönelik saldırının bugüne kadar yaşanan provokasyonların en ağırı olduğunu belirterek, "Terörizmi ve terör örgütlerinin hain emellerini politik ve stratejik vasıta olarak kullanan, bu doğrultuda kumanda eden, aralarında tanıdık bazı ülkelerin de yer aldığı muhtelif ve muhasım mihraklar hem Türkiye’nin hem de bölge devletlerinin güvenlik ve istikrar arayışlarından ileri düzeyde rahatsızlardır. Anadolu coğrafyası ile Ortadoğu ve Afrika üzerinde zulüm senaryoları refakatinde hegemonya mücadelesi yürüten, bundan mülhem devlet altı örgüt, grup, oluşum ve bölücü terör odaklarını besleyip kışkırtan karanlık bir akıl, kaos ve kriz girdabının sürekli genişlemesini projelendirmektedir. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefinin icra ve ikmaliyle anılan zalim projenin yırtılıp atılacağı, nifak ve fesat üreten zehirli kaynakların kurutulacağı ortadadır. Mardin’in Nusaybin ilçesinde geçişe kapalı sınır kapısını zorlaya zorlaya açmaya ve buradan da geçmeye kalkışan bölücü örgüt yandaşlarının Türk bayrağına yönelik mütecaviz saldırısı, bugüne kadar yaşanan provokasyonların en ağırı olarak karşımızdadır. Grup toplantısını Nusaybin’de yapan DEM Parti’nin ve bu kapsamda konuşma yapan eşbaşkanların Türk bayrağının indirilmesinden birinci derecede sorumlu oldukları açıktır. Özellikle DEM Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın dikkat, ciddiyet, fehamet, nezaket, mehabet, mensubiyet, mesuliyet, kemaliyet, akli ve vicdani duyarlılık taşımayan gafil konuşmasının mahut tahrik ortamının tansiyonunu iyice arttırdığı bir gerçektir. Gelişmeler milletimiz ve ülkemiz adına kaygı vericidir" değerlendirmesinde bulundu. "DEM PARTİ BİR KARAR VERMELİDİR" DEM Parti’ye çağrıda bulunan Bahçeli, şu ifadelere yer verdi: "Terörsüz Türkiye’nin aşama aşama gerçekleştiği şu günlerde dil, üslup ve zihniyet sorununun yoğunlaşması maalesef gerilimi canlı tutmakta, ümitleri sekteye uğratmaktadır. DEM Parti bir karar vermek durumundadır: PKK’nın kurucu önderinin yanında mı yoksa karşısında mıdır? Terörün yedeğinde mi duracak, yoksa terörsüz bir geleceğe hizmet mi edecektir? Silah ve şiddetin yanında mı yer alacak, yoksa siyaset ve demokrasinin erdemine bağlı mı kalacaktır? Kürt kardeşlerimizi asılsız, mesnetsiz ve yalan iddialarla kışkırtarak milli birlik ve bütünlüğümüze zarar vermeye devam mı edecek, yoksa milletimizin tamamını kucaklayan Türkiye partisi olmanın onur ve şerefiyle mi müşerref olacaktır? Suriye Cumhuriyeti devletinin iç istikrar mücadelesini, siyasi ve toprak bütünlüğünü muhafaza kararlılığını ırkçı ve faşizan bir anlayışla karalamak tek kelimeyle şuursuzluk ve art niyetliliktir. DEM Parti Kürt kardeşlerimizi ajite etmekten, siyonizmin değirmenine su taşımaktan, küllenen ateşi maşa gibi karıştırmaktan derhal vazgeçmelidir." "İSTİHBARAT OPERASYONU İHTİMALİ ARAŞTIRILMALIDIR" Nusaybin-Kamışlı sınır hattında yaşanan olayın arka planında kapalı devre bir istihbarat operasyonu bulunduğunu öne süren Bahçeli, bayrağa yönelik saldırıda dahli bulunan kişi ve yapıların en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini vurguladı. "Türk bayrağı Türk milletinindir, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik nişanesidir" diyen Bahçeli, sabır ve sinirlerin zorlanmasının kimseye fayda sağlamayacağını ancak milli onur ve değerlerle oynanmasına da asla müsamaha gösterilmeyeceğini ifade etti. "TERÖRLE MÜCADELE KARARLILIKLA SÜRECEK" Bahçeli, "Terörsüz Türkiye" hedefinden taviz verilmeyeceğini belirterek, provokasyonlara karşı azami dikkat ve uyanıklıkla barış ve huzur yolculuğunun devam etmesi gerektiğini kaydetti. SDG/YPG’nin terör örgütü olduğunu vurgulayan Bahçeli, bu yapıların Kürt vatandaşları temsil edemeyeceğini ifade etti. Bahçeli, "Fırat’ın doğusu, tıpkı batısı gibi terörden ve kanlı hesaplardan tamamen arındırılmalıdır" değerlendirmesinde bulundu. MHP Genel Başkanı Bahçeli, ay yıldızlı al bayrağa uzanan elleri ve terörü meşrulaştırmaya çalışan anlayışları kınadığını ve lanetlediğini belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.