SON DAKİKA
Hava Durumu

#Empati

Söz Bursa - Empati haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Empati haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

RTÜK Başkanı Daniş’ten korkutan uyarı: "Siber zorbalık artık yıkıcı bir boyutta, çocuklar tehlikede!" Haber

RTÜK Başkanı Daniş’ten korkutan uyarı: "Siber zorbalık artık yıkıcı bir boyutta, çocuklar tehlikede!"

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Mehmet Daniş, "Geçmişte daha çok yüz yüze ortamlarda karşılaşılan zorbalık davranışları, bugün dijital mecralara taşınmış; daha görünmez, daha yaygın ve ne yazık ki daha yıkıcı bir boyut kazanmıştır" dedi. RTÜK tarafından medya içeriklerinde siber zorbalıkla mücadeleye yönelik farkındalığın artırılması amacıyla düzenlenen ‘Siber Zorbalığa Karşı Dayanıklılık ve Empati Odaklı Yaklaşım' çalışmasının sonuç toplantısı düzenlendi. Ankara'da özel bir otelde gerçekleştirilen toplantıda medya içeriklerinde siber zorbalıkla mücadeleye yönelik farkındalığın artırılması planları ele alındığı belirtildi. Ayrıca programın amacının; daha güvenli, bilinçli ve sorumlu bir dijital iletişim ortamının insanlara katkı sunmasının amaçlandığı vurgulandı. Düzenlenen programda açılış konuşmasını yapan Daniş, dijital dünyanın gelişmesinin gençlere olumlu etkisi kadar olumsuz etkisinin de olduğunu, bu olumsuz etkilerden en önemlisinin de ‘siber zorbalık' konusu olduğunu belirtti. "DİJİTAL DÜNYA; BİLGİYE HIZLI ERİŞİM, ANLIK İLETİŞİM VE PEK ÇOK ALANDA KOLAYLIK SAĞLAMA İMKANI SUNMUŞTUR" Dijital dünyanın gelişmesiyle birlikte siber zorbalık kavramının ortaya çıktığını belirten Daniş, "Dijital dünya; bilgiye hızlı erişim, anlık iletişim ve pek çok alanda kolaylık sağlama imkanı sunmuştur. Özellikle pandemi döneminde yaygınlaşan çevrim içi eğitim uygulamaları sayesinde gençlerimiz, küresel ölçekte fırsatlara erişme imkanı elde etmiştir. Ancak tüm bu imkanların yanında, hepimizi yakından ilgilendiren önemli bir sorun da bulunmaktadır. Bu da siber zorbalık. Geçmişte daha çok yüz yüze ortamlarda karşılaşılan zorbalık davranışları, bugün dijital mecralara taşınmış; daha görünmez, daha yaygın ve ne yazık ki daha yıkıcı bir boyut kazanmıştır. Özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz arasında giderek artan bu sorun, artık küresel ölçekte bir ‘sosyal acil durum' olarak değerlendirilmektedir. Siber zorbalıkta saldırganın kimliğini gizleyebilmesi, mağdur üzerindeki baskıyı artırmakta ve travmatik etkiyi derinleştirmektedir. Bu nedenle bu sorunu yalnızca bireysel bir davranış problemi olarak değil; empati eksikliği, duygu yönetimi güçlükleri ve başa çıkma becerilerindeki yetersizliklerle beslenen çok boyutlu bir psiko-sosyal mesele olarak ele almak zorundayız. Bu bilinçle Üst Kurulumuz; Avrupa Birliği Erasmus+ Programı kapsamında Batman Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesi ile iş birliği içinde ‘Siber Zorbalığa Karşı Dayanıklılık ve Empati Odaklı Yaklaşım Projesi'ni hayata geçirmiştir" diye konuştu. "BU PROJE İLE GENÇLERİMİZİN, HAK VE SORUMLULUKLARININ FARKINDA BİREYLER OLARAK YETİŞMELERİNİ AMAÇLADIK" Siber Zorbalığa Karşı Dayanıklılık ve Empati Odaklı Yaklaşım Projesi'nin gençlerin dijital dünya mecrasında gelişimlerine katkı sağlayacağını ifade eden Daniş, "Bu proje ile gençlerimizin dijital vatandaşlık bilinci kazanmalarını, empati temelli iletişim becerilerini geliştirmelerini, dijital ortamlarda karşılaştıkları zorluklarla sağlıklı biçimde başa çıkabilmelerini, hak ve sorumluluklarının farkında bireyler olarak yetişmelerini amaçladık. Mayıs 2025'te Batman'da başlayan, Ekim 2025'te Konya'da devam eden ve Şubat 2026'da Ankara'da tamamlanan üç aşamalı bu süreçte; akademisyenlerimiz, öğrencilerimiz ve Üst Kurul uzmanlarımız büyük bir özveriyle çalışmış, güçlü bir sinerji ortaya koymuştur" şeklinde konuştu. "PROJE KAPSAMINDA İKİ ÖNEMLİ REHBER HAZIRLANMIŞTIR" Kamu spotları ve farkındalık programlarıyla birlikte siber zorbalıkla mücadeleye devam edeceklerinin altını çizen Daniş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu doğrultuda proje kapsamında iki önemli rehber hazırlanmıştır. İlk rehberimiz, ‘Zorbalık Haberlerinde Çocuğun Yararının Korunması Rehberi'dir. Bu rehberle; çocukların yer aldığı haberlerde yayıncılık anlayışının nasıl olması gerektiği, gizlilik ve mahremiyet ilkeleri ile çocuğun yararının nasıl korunacağı net biçimde ortaya konulmuştur. Medya kuruluşlarımıza yönelik hazırlanan bu rehberin tüm yayıncılarımızla paylaşılması ve yayın politikalarına entegre edilmesi, çocuklarımızın korunması açısından büyük önem taşımaktadır. RTÜK olarak sorumlu ve etik yayıncılığın güçlenmesi için bu sürecin yakın takipçisi olacağız. İkinci rehberimiz ise, ‘Zorbalık Davranışlarını Tanıma Ebeveyn Rehberi'dir. Bu rehber, uluslararası literatürde ‘Red Flag' olarak adlandırılan alarm verici davranışlara dikkat çekmekte; ebeveynlerin riskleri erken fark edebilmesini ve bilinçli şekilde müdahale edebilmesini amaçlamaktadır. Ailenin, çocuğun dijital dünyayla kurduğu ilişkinin en önemli rehberi olduğu bilinciyle, ebeveynlerimizi desteklemeyi temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. Hazırlanan bu iki rehberi programımızın devamında kamuoyuyla paylaşacağız. Böylece hem medya kuruluşlarımız hem de ailelerimiz için yol gösterici kaynaklar sunmuş olacağız. Bununla birlikte, kamu spotları ve farkındalık programları aracılığıyla siber zorbalıkla mücadelede toplumsal duyarlılığı artırmayı, medya yoluyla güçlü bir bilinç seferberliği oluşturmayı hedefliyoruz." Düzenlenen programa Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Adil Çalışkan ve öğrenciler katılım sağladı. Program, öğrencilerle hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.

Yarının liderleri sahneye çıktı! BUSADER Çocuk, "Sürdürülebilirlik" mottosuyla kuruldu Haber

Yarının liderleri sahneye çıktı! BUSADER Çocuk, "Sürdürülebilirlik" mottosuyla kuruldu

Yardım faaliyetleri ve organizasyonları ile kamuoyunun ilgisini çeken BUSADER Federasyonu, BUSADER Çocuk ile daha da büyüyor. BUSADER Federasyonu çatısı altında kurulan BUSADER Çocuk, düzenlenen basın lansmanı ile kamuoyuna tanıtıldı. 11-14 yaş arasındaki çocuklardan oluşan BUSADER Çocuk’un ilk etkinliği ve tanıtım programı, yoğun katılımla Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirildi. Programa BUSADER Federasyonu Başkanı Zerrin Özgüle VE Yönetim Kurulu Üyeleri, Sanart BUSADER Başkanı Sinem Uğurgün ve Yönetim Kurulu Üyeleri, Bursa BUSADER Başkan Yardımcısı Ebru Boztekin ve üyeleri, İstanbul Genç BUSADER Başkanı Barkın Tiryaki, BUSADER gönüllüleri ve davetliler katıldı. “Hedefimiz yarının umudu çocuklarımızla daha da güçlü yarınlar inşa etmek” Program, BUSADER Çocuk Yönetim Kurulu Üyesi Can Öktem eşliğinde okunan Andımız ile başladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından BUSADER Federasyonu İletişimden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Sinem Uğurgün’ün sunumunu yaptığı organizasyonda söz alan BUSADER Çocuk Başkanı Bade Oktay, BUSADER Çocuk’un 11-14 yaş arası çocuklardan oluştuğunu ifade ederek, üye sayılarını arttırarak büyümeyi hedeflediklerini belirtti. Federasyonun dönemsel çalışma başlıklarına paralel projeler üretmeyi amaçladıklarını vurgulayan Oktay, bu dönemin ana temasının “sürdürülebilirlik” olduğunu söyledi. Bade Oktay, Bu kapsamda su ve elektrik gibi doğal kaynakların doğru kullanımı konusunda sunumlar ve etkinliklerle farkındalık oluşturmak istediklerini söyledi. Çocuk hakları konusunda da çalışma yapacaklarını anlatan Oktay, “Bu şekilde bugünün çocukları olarak bizler, yarının öz güveni yüksek, donanımlı ve üretken bireyleri haline gelebiliriz” şeklinde konuştu. Sosyal sorumluluk projeleriyle ihtiyaç sahibi çocuklara ulaşmayı hedeflediklerini belirten Oktay, imkanlardan yoksun çocuklara destek olabilmek için eğitim ve projeler planladıklarını ifade etti. Çocuklar için eğlenmenin de bir öğrenme biçimi olduğunu ifade eden Oktay, bu nedenle faaliyetlerinde hem öğrenmeyi hem de eğlenmeyi birlikte hedeflediklerini söyledi. “Çocukların her alanda gelişimine katkı sağlayacak” Federasyonun ve büyüklerinin desteğiyle anlamlı projeler hayata geçireceklerini söyleyen Oktay, ilk üyeleri de sahneye davet ederek rozet takdimini Federasyon Başkanı Zerrin Özgüle ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte gerçekleştirdi. Programda konuşan BUSADER Federasyonu Başkanı Zerrin Özgüle, çocukların ve gençlerin toplum için önemli birer lider adayı olduğunu söyledi. Konuşmasında eğitim ve gelişimin önemine dikkat çeken Özgüle, toplumların kendiliğinden yükselmediğini ifade etti. Küçük yaşlarda çocukların eğitimine ve gelişimine katkı sağlandığında toplumların da daha güçlü bir yapıya kavuşacağını vurguladı. BUSADER Çocuk’un kurulması için uzun süredir çalışma yürüttüklerini belirten Özgüle, emeği geçen isimlere de teşekkür ederek, şunları söyledi: “Bugün burada yalnızca yeni bir oluşumu tanıtmak için değil; geleceğe umut olacak bir yolculuğun ilk adımını birlikte atmak için bir aradayız. Sağlık ve eğitim alanlarında topluma hizmet etmeyi kendine ilke edinmiş BUSADER Federasyonu çatısı altında, büyük bir heyecan ve sorumluluk duygusuyla hayata geçirdiğimiz “BUSADER Çocuk” oluşumunu sizlere tanıtmaktan onur duyuyorum. Çocuklarımız, yarının liderleri, düşünürleri ve vicdan sahibi bireyleri olacak. Ancak bizler biliyoruz ki güçlü bir gelecek, tesadüfen değil; doğru rehberlik, fırsat eşitliği ve değer temelli eğitimle inşa edilir. İşte BUSADER Çocuk tam da bu noktada doğdu.11–14 yaş arası çocuklarımızı kapsayan bu oluşum; onların sadece akademik gelişimlerini değil, aynı zamanda sosyal sorumluluk bilincini, empati yeteneklerini, sağlık farkındalıklarını ve toplumsal duyarlılıklarını geliştirmeyi hedeflemektedir. Amacımız yalnızca çocuklara bir etkinlik alanı sunmak değil; onların kendilerini ifade edebildikleri, öğrenirken üretebildikleri, dayanışmayı deneyimledikleri ve bireysel potansiyellerini keşfedebildikleri güvenli bir gelişim ortamı oluşturmaktır. BUSADER Federasyonu’nun yıllardır sürdürdüğü sosyal sorumluluk çalışmalarının bir uzantısı olan BUSADER Çocuk, geleceğin bilinçli bireylerini yetiştirme hedefimizin somut bir adımıdır. Çünkü inanıyoruz ki; topluma yapılan en büyük yatırım, çocuklara yapılan yatırımdır. Bu oluşum ile çocuklarımızın; Sağlık bilinci yüksek, Toplumsal sorunlara duyarlı, Paylaşmayı ve dayanışmayı bilen, Kendine güvenen, Sorgulayan ve çözüm üreten bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bugün başlattığımız bu yolculuk, yalnızca bir proje değil; bir vizyonun, bir sorumluluğun ve bir umut hikâyesinin başlangıcıdır. Gelin, çocuklarımızın hayallerine birlikte kanat olalım. Çünkü güçlü yarınlar, bugün çocuklar için attığımız adımlarla şekillenecek.” Tanıtım programının ardından BUSADER Çocuk üyeleri ilk faaliyetlerini gerçekleştirdi. Fatih Atilla Bağcı ile düzenlenen “Meyveden DNA İzolasyon” Atölyesinde, meyvenin yapısını ve canlılar için önemini öğrenen BUSADER Çocuk üyeleri, geleceklerini bilimle harmanlamak istediklerini vurguladı.

Minik Filozoflar Misi’de buluştu: Nilüfer’de "Ödevsiz bir dünya" tartışıldı Haber

Minik Filozoflar Misi’de buluştu: Nilüfer’de "Ödevsiz bir dünya" tartışıldı

Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Çocuklar İçin Felsefe" atölyesinde bir araya gelen öğrenciler, eğitmen Seda Aksu eşliğinde hak, adalet ve sorumluluk kavramlarını kendi pencerelerinden konuştu. Nilüfer Belediyesi, yarıyıl tatilinde çocukları birbirinden farklı etkinliklerle buluşturmaya devam ediyor. Bu kapsamda Misi’de bulunan Çocuk Kütüphanesi’nde "Çocuklar İçin Felsefe" etkinliği düzenlendi. Seda Aksu’nun yürütücülüğünü üstlendiği "Meraklı Fikirler Buluşuyor. Sorumluluk Üzerine" başlıklı atölyede çocuklar, sadece dinleyici olarak değil, aktif birer katılımcı olarak yer aldı. Etkinlikte, Seda Aksu, felsefenin temelini oluşturan soru sorma sanatını günlük hayattan örneklerle anlattı. Felsefi düşünceyi Türkçe derslerindeki "5N1K" sorusuna benzeten Aksu, "Bir ihtiyaçtan yola çıkarak soru üretiyoruz. Soru doğdukça merak ediyor, merak ettikçe öğrenmeye başlıyoruz. Farklı düşünceler hep bu merak sayesinde ortaya çıkıyor" dedi. ÖDEVSİZ BİR GEZEGEN MÜMKÜN MÜ? Etkinliğin en dikkat çekici bölümlerinden biri, çocuklara yöneltilen "Ödevsiz bir gezegen hayal edin, orası nasıl bir yer olurdu" sorusu oldu. Sorumluluğun sadece okul ödevi veya odayı toplamak olmadığını tartışan çocuklar, sorumluluk bilincinin olmadığı bir dünyada kaos yaşanacağı fikrinde birleşti. Aksu, sinemada filmi yarıda bırakıp giden bir makinist veya oteldeki odasını başkasına veren bir işletmeci örnekleri üzerinden çocuklara empati kurdurdu. Çocuklar, "Herkesin istediğini yaptığı, sorumlulukların olmadığı bir dünyada hakların korunamayacağı ve karmaşanın hakim olacağı" sonucuna vardı. ZORBALIK VE ADALET MAHKEMESİ Etkinlikte günümüzün önemli sorunlarından olan "akran ve akran zorbalığı" konuları da ele alındı. Fiziksel özelliklerle dalga geçilmesinden, dijital dünyada yapılan siber zorbalığa kadar pek çok konuyu tartışan çocuklar, yasaların ve kuralların huzur için gerekliliğini konuştu. Çocuklar, "Büyük balığın küçük balığı yediği" bir dünya yerine, yasaların güvence olduğu adil bir düzenin önemini vurguladı. Atölyede "dahili motivasyon" ve "vicdan" kavramları üzerinde de duruldu. Eğitmen Seda Aksu, vicdanı bir "Gece mahkemesi"ne benzeterek şunları söyledi: "Gece mahkemesi dediğimiz şey aslında vicdanımızdır. Eğer gün içerisindeki sorumluluklarımızı yerine getirmediysek, birinin hakkını yediysek o akşam uykuya geçmekte zorlanırız. Haklarımız ve ödevlerimiz aslında bizim özgürlüğümüzün bekçileridir." Çocukların hem tartıştığı hem de düşüncelerini yazı ve resimle kağıda döktüğü etkinlik, keyifli anlarla sona erdi.

Doç. Dr. Dursun Boz: "Tıklayarak vicdanını rahatlattığını zannediyorsun!" Haber

Doç. Dr. Dursun Boz: "Tıklayarak vicdanını rahatlattığını zannediyorsun!"

Türk Dil Kurumu (TDK), 300 bin vatandaşın katılımıyla Türkiye'de 2025 yılının kelimesinin "dijital vicdan" olarak seçildiğini duyurdu. Mudanya Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dursun Boz, "Sosyal medyada paylaşım, beğeni ve yorum yapan bireyler, insani görevlerini yerine getirdiklerini hissediyor. Oysa vicdan, kişinin kendi davranışları hakkında ahlaki bir yargıda bulunmasını sağlayan güçtür" dedi. Türk Dil Kurumu (TDK), 300 bin vatandaşın katılımıyla yaptığı oylama sonucunda 2025 yılının kelimesini "dijital vicdan" olarak belirledi. Mudanya Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dursun Boz, kavramın çağımızda vicdanın dijital ortamda aldığı yeni ve çoğu zaman yanıltıcı işlevi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. TIKLAYARAK VİCDANINI RAHATLATTIĞINI ZANNEDİYORSUN İnsanların gerçek hayatta sorumluluk almadıkları ya da almak istemedikleri konularda sosyal medya platformlarındaki paylaşım ve beğeniler ile vicdanlarını rahatlatma eğilimine girdiklerini vurgulayan Doç. Dr. Dursun Boz, "Bu durum vicdanı tıklanabilir bir duruma getirmektedir. Paylaşım, beğeni ve yorum yapan bireyler "tıklama" aracılığıyla insani görevlerini yerine getirdiğini hissetmektedir. Halbuki vicdan; kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlâk değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç olarak tanımlanmaktadır" dedi. "Gazze ve Doğu Türkistan'daki dramları ile ilgili paylaşımları beğenmek sorumluluktan uzak tutmaktadır" Boz, "dijital vicdan" kavramının çağımızda vicdanın dijital ortamda aldığı bu yeni, çoğu zaman yanıltıcı işlevi anlatan gerekli bir kavram olarak dilimizde yerini aldığını ifade ederek, "Mesela Gazze ve Doğu Türkistan gibi kamuoyunun önünde gerçekleşen insanlık dramlarında, ilgili konunun sosyal medya içeriğini beğenmek ve hatta bu durumlar için 'içerik üretmek', o olayın gerçekliğini bozarak bireyde sanal bir vicdani rahatlamaya yol açmaktadır. Sosyal ve bireysel sorumluluktan uzak tutmaktadır. Dijital vicdan, insanları somut gerçekler karşısında somut çözümler üretmekten alıkoyarak sorun alanının genişlemesine ve derinleşmesine neden olmaktadır" dedi. "VİCDAN, BİR EYLEME DÖNÜŞMEKTEN ÇIKARAK SEMBOLİK BİR İFADE HALİNİ ALMAKTADIR" Geleneksel olarak vicdanın, insanların ahlaki bilinçlerini ve doğru ile yanlış arasındaki farkı ayırt etme kabiliyetini temsil ettiğini aktaran Dursun Boz, "Dijital vicdan sayesinde, bireylerin ve kuruluşların dijital platformlar ve çevrimiçi alanlardaki faaliyetlerinde etik sorumluluğu göz önünde bulundurması gerekiyor" diye konuştu. Dijital vicdan kavramı, ile dijitalleşme döneminde etik sorumlulukların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ifade eden Boz, "Dijital vicdan ile insanları "şimdi ne yapmam gerekir" sorusuyla baş başa bırakan bir konuya değiniliyor. Bir şey icra etmek yerine bir gösterim yapmanın yeterli olduğu, fakat yine de iç huzurumuzu sağladığımız bir durumdur. Dijital vicdan açısından bakıldığında vicdan, bir eyleme dönüşmekten çıkarak sembolik bir ifade halini almaktadır. Hareket geri planda kalıyor, sorumluluk yok oluyor; geride yalnızca bir tıklamayla hem vicdanı rahatlatan hem de diğerlerini yargılamaya yarayan bir dijital etik kalmaktadır" diye konuştu. Doç. Dr. Dursun Boz, sosyal medyada dijital vicdanı nasıl kullanmak gerektiğine ilişkin de şu önerilerde bulundu: "Paylaşım yapmadan önce kaynağını doğrulamalıyız. Gereksiz uygulama izinleri iptal edilmeli. Yapay zekâ içerikleri şeffaf bir şekilde paylaşılmalı. Ekranın arkasında gerçek insanların olduğunu unutmamalıyız. Linç kültürü ve psikolojik baskıya karşı empati ve sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz."

Sosyal medya bağımlılığı beyni çürütüyor Haber

Sosyal medya bağımlılığı beyni çürütüyor

Prof. Dr. Tuncay Dilci, dijital çağın hızla ilerlemesiyle dijital uyaranlara maruz kalanların beyinlerinde değişimler yaşandığını söyleyerek, beyinde daralma, tembelleşme ve beynin çürümeye benzer işlevsiz bir noktaya dönüşmesi ile karşı karşıya kalınabileceğini söyledi. Dijitalizm çağının hızla ilerlemesiyle birlikte teknolojinin insan beyni üzerindeki etkileri daha çok tartışılmaya başlandı. Yapılan MR, bilgisayarlı tomografi ve EFMR ölçümleri, dijital uyaranlara maruz kalan beyinlerde belirli bölgelerde değişimler yaşandığını ortaya koyuyor. Bilimsel bulgulara göre dijital uyaran yoğunluğu beynin gerçek hayat uyumunu zayıflatırken, işlem hacminde daralma ve fikri tembelliğe yol açabiliyor. Dijital ortamların sunduğu hızlı beğeni ve onay mekanizmaları, beynin zamanlama ve karar mekanizmalarında sapmalara neden olabiliyor. Ayrıca gri madde miktarındaki azalma, duygusal kontrol merkezlerinden biri olan amigdalanın işlevlerinin zayıflamasına yol açarak öfke patlamaları ve agresif tutumları artırabiliyor. Dikkat eksikliği, odaklanma problemi ve kişiler arası iletişimde zayıflama, artık günlük hayatta daha görünür şekilde hissediliyor. Dijital bağımlılığın fiziksel etkileri trafikte, sosyal ilişkilerde ve iletişimde somut şekilde kendini gösterebiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Dijital Yaşam Enstitüsü Başkanı, Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, dijital çağın beyin üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "Beynimiz dijital uyaranlara maruz kaldıkça gerçek hayatla kurduğu doğal uyum zayıflıyor. Bu da işlem hacminde daralma ve tembelleşmeye yol açıyor. Buna bağlı olarak beynin çürümesine benzer işlevsiz olma durumu ile karşı karşıyayız. Özellikle beyninde bu tür tembelleşme ve dışarı ile uyumlu çalışma becerisinde zayıflama olmaktadır" dedi. "BEYNİN İŞLEVSİZ OLMASI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ" MR ve bilgisayarlı tomografi sistemleriyle beyinde davranışsal değişim yönünde bulgulara rastlanıldığını söyleyen Prof. Dr. Dilci, "Dijitalizm çağı içerisindeyiz ve bilinen yönleri var, bilinmeyen yönleri var. Dolayısıyla hayatımıza hızlı girişiyle beraber nerelerde ne derece etkileri olmakta henüz kestirilememekte. Bununla beraber MR ve bilgisayarlı tomografi sistemleriyle birlikte EFMR dediğimiz sistemlerle yapılan ölçümlerde birtakım değişimlere maruz kalan beynimizin sonuç olarak da bir davranışsal değişim döngüsü yaşadığı yönünde bulgulara rastlanmıştır. Buna bağlı olarak beynin çürümesi durumu ile karşı karşıyayız. Özellikle beyninde bu tür tembelleşme ve dışarı ile uyumlu çalışma becerisinde zayıflama olmaktadır. Çünkü beynin aktivasyonu, gerçek hayata uyumu ve gerçek hayat üzerinden düşüncesi ile ilgili bir durumdur. Bu noktada stabil ya da kendi kolaycılığa kaçan beyinde ciddi anlamda bir yavaşlama ve işlem hacminde giderek daralma görülmektedir. Bunlardan özellikle ödül sistemindeki bozukluğa bağlı olarak beynin dopamin dengesinde bir bozukluk, bu bozukluğa bağlı olarak da stres ve kaygı düzeyinde bir artış olmakta. Özellikle beynin sürekli beğeni butonu veya onaylanma ihtiyacı peşinde koşması ve bunun zamanının doğru tayin edilememesinden kaynaklıdır" dedi. "SİSTEMİN BOZULMASINA SEBEBİYET VERİYOR" Dijital bağımlılığın duygusal kontrol becerilerini kontrol eden ve yönlendiren sistemin bozulmasına neden olduğunu belirten Dilci, "Yine prefrontal kortex dediğimiz beynin daha çok efektif bir şekilde düşünme becerilerine yönlendirildiği yerlerde erteleme, buna bağlı olarak stres düzeyinde artış, sosyal becerilerde zayıflama ve dürtü bozukluğu ile beraber dikkat dağınıklığı gibi davranışsal bozulmalara doğru bir evrilme olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan gri madde hacminde azalma ile beyinde bir nevi amigdala dediğimiz duygusal kontrol becerilerini kontrol eden ve yönlendiren sistemin bozulmasına sebebiyet vermektedir. Yani nerede nasıl tepki vereceğimizi kestiremeden anlık öfke patlamalarına kadar beyin üzerinde agresif tutumlar sergilemesine etki edecek nöro-kimyasal değişiklikler olabilmektedir. Dikkat dağınıklığına bağlı olarak narşiszme evrilen kişilik ve üstünlük kompleksi ile yani sürekli ekrana hükmetme duygusu, diğer taraftan bedenimizin veya beynimizin düşünce aktivasyonlarındaki zayıflıktan kaynaklı öfkelenme, sabırsızlık ve buna bağlı karşı tarafa şiddet söylem ve eylemleri şeklinde kendini gösteren bir durumla karşı karşıyayız" diye konuştu. "FİZİKİ OLARAK KENDİNİ GÖSTERMEKTEDİR" Dilci, bağımlılığın somut bir şekilde dürtü bozukluğuna dönüştüğünü ifade ederek, "Empati ve sosyal kaygı düzeyimizde olumsuz etkiler yapmaktadır. Empati becerisi duyarsızlaşma şeklinde, kişinin birden fazla olaylara maruz kalması ve bilgiyi kaçırma duygusu ile beraber sürekli bir şeyleri takip etmesi ve şiddet kültürü kayması dediğimiz olay kişide sürekli bir saldırganlık dürtüsüne erişmesine neden olmaktadır. Bağımlılık tütün, alkol bağımlılığı gibi beynimizde amigdala dediğimiz ve dopamin dengesinin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuçtur. Dolayısıyla biz bunu psikolojik bir rahatsızlık olarak veriyoruz. Dünya Sağlık Örgütü de DSM-5'i bağımlılık kapsamında değerlendirmektedir. Bunun fiziksel yönden kendini göstermesi artık trafikte, ikili ilişkilerimizde somut bir şekilde dürtü bozukluğuna evrildi ve sürekli dışarıda uyaran arama ihtiyacından kaynaklı odaklanma problemi, dikkat eksikliği ve kişiler arası iletişimde sürdürülebilir ve tatmin edici bir paylaşım yaşayamama şeklinde kendini somut ve fiziki olarak göstermektedir" şeklinde konuştu.

Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri gelişiyor Haber

Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri gelişiyor

Hayat Hastanesi Yönetimi, eğitim faaliyetleri çerçevesinde Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur’u ağırladı. Özel Hayat Hastanesi konferans salonunda gerçekleştirilen eğitim programı öncesinde konuşan Hayat Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Fatih Özkul, hastanelerinin ve bünyelerinde hizmet veren doktor ve sağlık çalışanlarının çağın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde gelişimlerine destek vermek amacıyla eğitim programlarını sürdüreceklerini söyledi. Programda Hayat Hastanesi Sağlık Birimi Sorumluları ile Hayat Şifa Hastanesi Sağlık Birimi Sorumlularına bir sunum gerçekleştiren Prof. Dr. Haydar Sur, iş yaşamında ve günlük hayatta iletişimde başarılı olmanın en önemli kurallarından birinin duygusal zekayı kullanmak olduğunu söyledi. Kişinin duygusal zekasını yükseltmeye çalışmasının iletişimini çok daha başarılı hale getirmek kararlılığından kaynaklandığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Sur, "İnsanın kendini çözmeye çalışması ve kendini eksik ve fazlalıklarıyla, avantaj, dezavantajlarıyla beraber tamamlayabilmesi sosyal ortamlarda kendini doğru ifade edebilmesi için büyük bir güçtür. Bu büyük gücü hepimiz kullanmalıyız" dedi. Bireysel farkındalığı insanların artı ve eksileri ile kendilerini tanıyabilmeleri olarak tanımlayan Prof. Dr. Haydar Sur, "Kendinizin farkında olursanız başkalarını anlamadan, yüzeysel bir izlemde hemen karşılık vermeyen, iletişimi tam yerli yerine oturtarak yaşayan bir insan olursunuz. Onlarla empati yapabilir ve onları doğru şekilde tanıyabilirsiniz. Böylece hayatınızın her bölümünde insanlarla doğru iletişim içinde olursunuz. Bu farkındalık sağlık çalışanları için daha da önem taşıyor" şeklinde konuştu.

Okullarda Akran Zorbalığı alarmı: Aile ve öğretmenlere kritik uyarılar Haber

Okullarda Akran Zorbalığı alarmı: Aile ve öğretmenlere kritik uyarılar

Nev Sağlık Grubu Klinik Psikoloji Bölümü’nden Psk. Helin Ezgi Deniz, akran zorbalığının yalnızca çocuklar arasındaki bir çatışma değil, yetişkinlerin tutumuyla şekillenen bir iklim sorunu olduğunu vurguladı. Deniz, “Yetişkinler aynı dili konuştuğunda çocuklar çok hızlı iyileşir” dedi. “Akran zorbalığının üç ayağı var” Akran zorbalığını, “Aynı yaş grubundaki çocuk ya da ergenler arasında okulda, sokakta, kursta ya da çevrim içi ortamlarda bilerek ve isteyerek yapılan, tekrar eden ve güç dengesizliği içeren davranışlar” olarak tanımlayan Deniz, “Burada niyet, süreklilik ve güç farkı önemlidir. Bu yüzden iki arkadaşın tartışması ya da tek seferlik sert söz akran zorbalığı değildir” dedi. Deniz, akran zorbalığının alay edilme, dışlanma, tehdit, eşya gaspı ya da çevrim içi itibarın zedelenmesi gibi ısrarlı örüntülerle seyrettiğini ekledi. “Zorbalık fizikselden dijitale taştı” Günümüzde zorbalığın birden fazla yüzle karşımıza çıktığını söyleyen Deniz, “Fiziksel zorbalık en görünür olanıdır; itme, tekmeleme, çelme takma, zorla eşya alma gibi. Sözel olanı daha sinsi ilerler; lakap takma, küçük düşürme, küfür gibi” dedi. Deniz, sosyal/ilişkisel zorbalığın ise çocuğun sistemli biçimde dışlanması üzerine kurulduğunu ifade ederek, “Bir de cinsiyetçilik, görünüş, etnik köken, engellilik gibi özelliklere yönelen önyargı temelli zorbalık vardır ki, bu hem bireye hem gruba saldırıdır” diye konuştu. Siber zorbalığın ayrı bir başlık olduğunun altını çizen Deniz, “WhatsApp gruplarında taşlama, TikTok’ta montaj videolar, story üzerinden ima, izinsiz fotoğraf paylaşımı… Dijital zorbalığın en tehlikeli yanı 7/24 sürmesi ve izinin kalıcı olmasıdır” dedi. “Belirtileri tek tek değil, birlikte okuyun” Ailelere seslenen Deniz, “Çocuğun ritmindeki ani kırılmalara bakın” diyerek şu örnekleri paylaştı: “Okula gitmek istememe, sabah mide ya da baş ağrısıyla uyanma, notlarda düşüş, eşyaların sık kaybolması, arkadaş çevresinin hızla değişmesi, uykunun bozulması ve sinirlilik… Bunlar alarm olabilir. Siber zorbalıkta telefon çalınca tedirgin olma, sosyal medya hesaplarını silip yeniden açma da sık görülür.” Bazı çocukların yaşadıklarını sakladığını belirten Deniz, “O yüzden sinyalleri tek tek değil, tablo halinde görmek gerekir.” “Bu bir kötü çocuk meselesi değil, iklim meselesidir” Zorbalığın nedenlerine değinen Deniz, “Sadece ‘kötü niyetli bir çocuk’ anlatısına sıkışmak yanıltır. Zorbalık bir kişi değil, bir iklim meselesidir” dedi. Psk. Helin Ezgi Deniz, denetimin düşük olduğu alanlar, yetişkin tutarsızlığı, ‘gülüp geçme’ kültürü ve popülerlik dinamiklerinin zorbalığı beslediğini belirterek, “Zorbalığı yapan çocuk her zaman özgüvensiz değildir; bazen sosyal açıdan etkili ama empati penceresi dar gençlerdir” diye ekledi. Hedef alınan çocukların zayıf oldukları için değil, çoğu zaman “farklı, yeni, içe dönük veya yalnız oldukları için seçildiğini” söyleyen Deniz, “Sınıfın yüzde 70–80’i tanıktır ama çoğu susar. Tanıklar ses verdiğinde zorbalık hızla irtifa kaybeder” dedi. “Önlemede anahtar: okul, aile ve çocuk aynı yönde olmalı” Engelleme yöntemlerinde tek bir sihirli formül olmadığını vurgulayan Psk. Helin Ezgi Deniz, “Ama iyi sonuç veren çerçeve bellidir: Okul, aile ve çocuk aynı yöne bakar” dedi. Deniz, “Zorbalığa sıfır tolerans politikası, şeffaf süreçler, sıcak noktalarda yetişkin görünürlüğü, öğretmenlerin zorbalık ayrımını yapabilmesi için düzenli eğitim, empatiyi büyüten sınıf etkinlikleri ve sosyal-duygusal beceri programları olmazsa olmazdır” ifadelerini kullandı. Deniz, siber zorbalık için ise “Gizlilik ayarlarını bilmek, ekran süresinin uykuya saygılı olması ve okulun net bir siber zorbalık protokolüne sahip olması şarttır” dedi. “Müdahalede ilk ilke güvenliktir” Deniz, bir zorbalık durumunda ilk yapılması gerekenin güvenliği sağlamak olduğunu belirterek, “Olayı durdurun, tarafları ayırın ve ‘burada kimsenin incinmesine izin vermeyiz’ mesajını verin” dedi. Çocuğun duygusunu anlatması için alan açılması gerektiğini vurgulayan Deniz, “Duygusunu isimlendirebilen çocuk davranışını değiştirmeye başlar” dedi. Zorbalık yapan çocuklara yaklaşımda “utandırma değil, sorumluluk aldırma” gerektiğini belirten Deniz, “Yaptırım korkutmak için değil dönüştürmek içindir” dedi. “Ebeveynlere iki ayrı yol haritası” Psk. Helin Ezgi Deniz, aileler için iki senaryo olduğunu belirterek şunları söyledi: Çocuk hedef olduğunda, “Dinleyin, suçlamayın, ‘abartıyorsun’ demeyin, kanıtları saklayın, plan yapın ve okul ile iş birliği kurun. Çocuğa kısa ve uygulanabilir hazır cümleler öğretin. Siber zorbalıkta telefonu tamamen elinden almak yalnızlaştırır; bunun yerine kısıtlama ve raporlama yollarını öğretin. Çocuk zorbalık yaptığında, “Önce bilgi toplayın, davranışı net isimlendirin, sınır koyun. Davranışın kökenine bakın; güç arayışı mı, aidiyet mi, öfke mi? Utandırmak değil, onarım ve sorumluluk hedeflenmelidir.” “Tanıklar sessiz kalmasın” Deniz, tanıklığın önemine vurgu yaparak, “Güvenli üç müdahale vardır: Hedefteki kişiyi yalnız bırakmamak, bir yetişkinden yardım istemek ve olayı güvenli şekilde raporlamak” dedi. Deniz, siber zorbalık için ise şu formülü paylaştı: “Kayıt al, erişimi kısıtla, bildir ve güvende kal.” “Etkileri kalıcı olabilir ama bu kader değil” Akran zorbalığının etkilerinin yıllar sürebileceğini belirten Deniz, “Ama bu kader değildir. Bir çocuğun hayatında tek bir güvenilir yetişkinin varlığı bile koruyucudur. Okul–aile iş birliği, net kurallar, güvenli bildirim yolları ve gerektiğinde psikoterapi desteği iyileşmeyi mümkün kılar” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.