SON DAKİKA
Hava Durumu

#Eşitlik

Söz Bursa - Eşitlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eşitlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Erdoğan'dan sert tepki: Bazı fosiller başörtüsüne kin kusuyor Haber

Erdoğan'dan sert tepki: Bazı fosiller başörtüsüne kin kusuyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Zaman zaman marjinal, cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor. Nesli tükenmekte olan bu numuneler son derecede kibirli bir dille, küstah bir edayla güya kadınlara ders veriyor, kadınları aşağılıyor, tehdit ediyor. Herkes şunu anlamalıdır, Türkiye bu meseleyi artık geride bırakmıştır. Türkiye bu meselede normalleştirmiştir, Türkiye bu meselede eşitlik ve adalet çizgisine gelmiştir" dedi. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya'nın Sapanca ilçesinde "Çeyrek Asırlık Destan AK Parti" temasıyla düzenlenen 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın açılışına katıldı. Programda, 14 Ağustos'ta 25. kuruluş yıl dönümünü kutlayacak olan AK Parti için hazırlanan kısa film izlendi ve partiye özel bestelenen yeni şarkı tanıtıldı. "PERDE İLE KONUŞAN BİR KADRO ASLA OLMADIK" Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, "Biz, ne kendi içimizde, ne de milletimizle aracılarla konuşan, perde ile konuşan bir kadro asla olmadık. Partimizin kuruluşundan itibaren yatay ve dikey iletişim kanallarını açık tutmaya, danışma ve istişare kültürünü işletmeye özel önem verdik. Düşüncelerimizle özgürce dile getirdik, eleştirilerimizi serbestçe ifade ettik. Kendi muhasebemizi, hem de çok cesur biçimde, çok özgüvenli biçimle yaptık. Partimiz için, hareketimizin istikbali için, mücadelemizin başarısı için en doğru siyaset neyse ortak akılla onu bulmanın ve uygulamanın gayretinde olduk. Birlikte tespit ettiğimiz hedefler doğrultusunda gönül birliği içinde, omuz omuza vererek yolumuza kararlılıkla devam ettik. İnşallah 33. İstişare Toplantımızda da aynısını yapacağız. Basına açık kısmın ardından, yol arkadaşlığımızın gereği olarak, dostane bir atmosferde gündemimizdeki konuları etraflıca ele alacağız. Bugün ve yarın meselelerimizi konuşacak, tartışacak, müzakere edecek, inşallah ufkumuz aydınlanmış, kardeşliğimiz güçlenmiş, muhabbetimiz tazelenmiş şekilde toplantımızı tamamlayacağız" dedi. "HEPSİ DE BU VATAN TOPRAĞINDA MÜLK SAHİBİDİR, EV SAHİBİDİR" 1,5 ay sonra AK Parti'nin kuruluşunun 25. yıl dönümünün kutlanacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydeti: "14 Ağustos 2001'de başlayan yolculuğumuz artık çeyrek asrı geride bırakıyor. Çeyrek asırdık önce Cenab-ı Allah'ın yardımı, sonra kaderimizi, kaderiyle bütünleştirdiğimiz aziz milletimizin desteğiyle Türkiye'ye hizmet ediyoruz. 25 yıldır durmadan, duraksamadan, yılmadan ve yorulmadan ülkemize, milletimize hizmetkarlık etmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Burada şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum; Biz millet olarak öyle rastgele bir araya gelmiş, tarih yolculuğu içinde tesadüfen karşılaşmış, zamanın ve coğrafyanın zorlamasıyla kaynaşmış bir topluluk değiliz. Biz birbirine yabancı ve birbirine tahammül etmek zorunda olan bir topluluk, öyle bir millet de değiliz. Türkiye'nin tamamı, 86 milyon hep birlikte ortak bir tarihe, ortak bir kadere, şühedanın kanlarıyla sulanmış ortak bir vatana sahibiz. Her şeyden önce biz aynı peygamberin ümmeti olarak, aynı mukaddes kitabın nuruyla aydınlanan aynı kubbenin altında nefes alan, aynı ezanı terennüm eden bizi bir eden, beraber eden, tek bir millet eden ortak bir imana sahibiz. Yorumlar farklı olabilir, düşünceler farklı olabilir, anlayışlar farklı olabilir, değerlendirmelerimiz farklı olabilir. Meseleleri ele alma biçimleri farklı olabilir, çözüm önerileri farklı olabilir, yaşam tarzları hassasiyetler farklı olabilir ancak nihayetinde hepimiz aynı vatan toprağı üzerinde, aynı bayrak altında, aynı hilalin gölgesinde, aynı istikamete ilerleyen, gönülleri aynı, ülküde kenetlenmiş bir topluluğuz. Şunu bir defa çok açık ve net söylemek isterim, bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip hiç kimse vatan toprağında misafir değildir. Kiracı değildir, sığıntı değildir, öteki değildir, üvey evlat değildir. Bilakis, hepsi de bu vatan toprağında mülk sahibidir, ev sahibidir. Bu milletin asli unsurudur, bu milletin öz evladıdır. Yaşadığı coğrafya neresi olursa olsun, dedeleri nereden gelmiş olursa olsun mezhebi, meşrebi, kökeni, görüşü, düşüncesi her ne olursa olsun, değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. O halde herkes kadar bu ülkenin, bu vatanın, bu devletin sahibidir. Bu devlet, bir zümrenin, bir kitlenin, belli bir grubun, belli bir kökenin değil; bu topraklar üzerinde yaşayan 86 milyonun tamamının devletidir. 86 milyonun her bir ferdi bu devletin eşit derecede sahibidir." "İMTİYAZ SAĞLAMANIN DEĞİL; EŞİTLİK VE ADALET MÜCADELESİNİ VERDİK" AK Parti olarak, kuruluş çalışmalarına başladıkları andan itibaren kutuplaştırmanın, ayrıştırmanın, ötekileştirmenin etrafında değil; birleştirmenin, kucaklaştırmanın, barıştırmanın ve kaynaştırmanın etrafında yer aldıklarının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz hangi alanda olursa olsun, bir hak mücadelesi verirken üstünlük sağlamanın, imtiyaz sağlamanın değil; eşitlik ve adalet mücadelesini verdik. AK Parti olarak eşitlik ve adalet mücadelemiz birileri tarafından kutuplaştırma, ayrıştırma olarak lanse edildi. İmtiyazlarını kaybedenler bizi, toplumu kamplaştırmakla suçladılar. Hayır, tam tersine biz normalleşmenin mücadelesini verdik" diye konuştu. "CAHİL, GERİ KAFALI BAZI FOSİLLER ÇIKIYOR, BAŞÖRTÜSÜNE, BAŞÖRTÜLÜYE KİN KUSUYOR" Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bakınız, kendi evlatlarım dahil bu ülkenin kız çocuklarının başörtüsüyle eğitim görmeleri, başörtüsüyle çalışmaları on yıllar boyunca engellendi. Oysa bu çocuklar, bu kadınlar başlarını inançlarının bir gereği örtüyorlar. Daha da ötesi, bu ülkede dindar olsun ya da olmasın, kadınlar yüzyıllar boyunca hür iradeleriyle örtündüler ama siz örtünmeyi yasaklarsınız, bu milletin öz kültürü, öz geleneği olan giyim, kuşam tarzını tesettürü yasaklarsanız, siz Anadolu kadının yaşmağına, yazmasına, çarşafına hor bakarsınız, normal olana karşı çıkmış olursunuz, toplumu germiş olursunuz, kadınları kutuplaştırmış olursunuz, milletin huzurunu kaçırırsınız. Biz kadınlarla birlikte on yıllar boyunca tesettür mücadelesi verirken, bir imtiyazın peşinde değildik. Bir ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın peşinde değildik. Diğerlerini ötekileştirmenin, diğerlerinin özgürlüklerine müdahale etmenin peşinde asla değildik. Biz sadece normalleşmenin, eşitliğin, adaletin, böylece kaynaşmanın, böylece kucaklaşmanın peşindeydik. Şimdi zaman zaman marjinal, cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor. Nesli tükenmekte olan bu numuneler son derecede kibirli bir dille, küstah bir edayla güya kadınlara ders veriyor, kadınları aşağılıyor, tehdit ediyor. Herkes şunu anlamalıdır, Türkiye bu meseleyi artık geride bırakmıştır. Türkiye bu meselede normalleştirmiştir, Türkiye bu meselede eşitlik ve adalet çizgisine gelmiştir, Türkiye bu meselede olması gereken ama on yıllar boyunca geciktirilen, on yıllar boyunca engellenen makul zemine ulaşmıştır. Artık şunu anlamayanların da anlaması gerekir. Başörtüsü anormal değildir, marjinal değildir, radikal değildir, belli bir tarikatın, belli bir cemaatin, ideolojinin sembolü hiç değildir. Yaşmağı, yazması, tülbenti, çarşafı özellikle örtmesi ehramı ve diğerleriyle başörtüsü bu toprakların normalidir, inşallah ebediyen de normal olacaktır. Bakın bu yeni normal de değildir. Tüm zamanların normalidir, bin yıllık normalimizdir. Önümüze çıkan her meselede ilkemiz işte budur." "MÜTEKEBBİR BİR ÜSLUPLA BİZE DERS VEREMEZ" Erdoğan, 86 milyonun başka vatanı bulunmadığına dikkati çekerek, "Başka yurdumuz yok, mensubu olduğumuz başka milletimiz yok. Biz burada hep birlikteyiz, biriz, beraberiz, son nefesimize kadar da inşallah burada birlikte olacağız. Biz bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseye husumet beslemedik ama şunu da herkes bilsin ki, kendisinden farklı düşünüyoruz diye hiç kimse de bize husumet besleyemez. Geçmişte olduğu gibi parmak sallamaya, ayar vermeye, istikamet çizmeye yeltenemez. Kimse bize kendi öz yurdumuzda, öz toprağımızda ayrımcılık yapamaz, mütekebbir bir üslupla bize ders veremez. Bu kimsenin haddi değil, hakkı da değildir. Kim ki bu fertlerin arasında ayrımcılık yapmaya çalışıyorsa, bu milletin hasımlarına hizmet etmektedir. Kim ki, bu ülkenin kadınlarını kılık-kıyafetine göre ayrıştırıyorsa Türkiye düşmanlarına taşeronluk yapmaktadır. AK Parti'yi işte bu temel ilkeler üzerine inşa ettik, 25 yıldır da bu ülkeler ekseninde mücadele veriyoruz" "KUTUPLAŞMADAN NEMALANAN, EN BAŞINDAN İTİBAREN CUMHURİYET HALK PARTİSİ OLMUŞTUR" Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Siyaset aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde anlayışıyla yapılmaz. Siyaset uzlaşmadır. Farklılıkları koruyarak ortak bir zeminde buluşma çabasıdır. Her meselede birebir aynı düşünmek mecburiyetinde değiliz ama ülkenin ve milletin menfaatine olan konularda bir araya gelmek, ortak bir payda da buluşma iradesini, bu erdemi gösterme zorundayız. Bunu da kendimiz, kendi ikbalimiz için değil. Milli bir ödev bilinciyle, milletin istikbali için bunu yapmak zorundayız. Cumhur İttifakı çatısı altında MHP ve değerli lideri Sayın Bahçeli ile bunun en güzel örneğini sergiliyoruz. Farklı siyasi partiler olarak, ülkemizin bekası, milletimizin sulh ve selameti için güç birliği yaptık. Ortak noktalarda buluştuk, Cumhur İttifakını kurduk. Yenikapı ruhu ile milletimize birlikte hizmet ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin seçmeniyle de, diğer partilerin seçmenleriyle de elbette her konuda aynı düşünmüyoruz ama hepimizin aynı vatanın, aynı toprağın, çoğu zaman aynı ailelerin çocuklarıyız. Gündüz siyaset meydanlarında, kürsülerde birbirimize rakip olabiliriz ama akşam aynı gök kubbenin altında toplanıyor, kimi zaman aynı çatının altında, aynı sofrada buluşuyor, aynı çorbaya kaşık sallıyoruz. Siyasi farklılıklarımız bizi düşmanlaştırmamalı, bizi birbirimize asla hasım yapmamalı. Fikir ayrılıklarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı, aramızı açmamalı. Bunu samimiyetle söylerken, şu gerçeği de göz ardı etmiyoruz; Bu ülkede siyasi rekabeti husumete çeviren, siyasi farklılığı kutuplaştırmaya çeviren, fikir ayrılıklarını çatışmaya dönüştüren, gerilimden, kutuplaşmadan nemalanan, en başından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. 'Öyle düşünmeyeceksin, öyle giyinmeyeceksin, o kitabı okumayacaksın, öyle yazmayacaksın' dediler. 'O dili konuşmayacaksın, o türküyü dinlemeyeceksin, oraya gitmeyeceksin, onu öğrenmeyeceksin, öğretmeyeceksin' dediler. Bu milleti ayırdılar, ayrıştırdılar, kutuplaştırdılar, siyasi rekabeti husumete, çatışmaya dönüştürdüler. En son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Suriyeli sığınmacılar üzerinde yürüttükleri çirkin kampanyayla mazlumları ayırdılar." "BİZ CHP İÇİNDEKİ BU KAVGANIN, BU İÇ SAVAŞIN TARAFI DEĞİLİZ" AK Parti olarak 25 yıldır yasakları kaldırmanın, hak ihlallerine son vermenin çabası içinde olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 yıl boyunca normalleşmenin mücadelesini verdiklerini kaydetti. 25 yıl boyunca kardeşlik ve milleti kucaklaştırma mücadelesini verdiklerine dikkati çeken Erdoğan, "15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında Cumhur İttifakını kurarak bu mücadeleyi daha da güçlendirdik. Biliyorsunuz şu anda CHP içinde bir çatışma, bir ayrışma var. Her zaman söyledim, yine söylüyorum. Biz CHP içindeki bu kavganın, bu iç savaşın tarafı değiliz. Dün yoktuk, bugünde yokuz, yarın da olmayacağız. Birbirlerine tuzak kurdular, birbirlerinin kuyularını kazdılar. Birbirlerini şikayet ettiler ve bizim değil, yargının değil, bizzat kendi elleriyle, kendi eylemleriyle bu noktaya geldiler. Şimdi de ceremesini çekiyorlar bunu rağmen bizim arzumuz, umudumuz şudur; CHP'nin içindeki dış mihraklardan kurtulması hem Türkiye siyaseti adına hem Türkiye adına kuşkusuz hayırlı olacaktır. Başarabilirler mi, başaramazlar mı elbette bunu bilemeyiz ancak Türkiye'nin her vesayetten arınmış bir ana muhalefet partisine ihtiyaç duyduğu son derece açıktır. Gücünü tabandan almayan, gücünü seçmeninden almayan, gücünü Türkiye üzerine hesabı olan bir takım dış güçlerden; gücünü, yolsuzlukla elde edilmiş yetim hakkından, kara paradan, haram paradan alan bir muhalefet, Türkiye'ye fayda getirmez, zarar getirir. Kendisiyle barışık olmayan, kendi evinde huzur bulunmayan, kendi içinde birlik olmayan teşkilatlarının biri Şam'dan biri Şark'tan çalan bir yapının Türkiye'ye de, milletimize sunabileceği hiçbir katkı yoktur" şeklinde konuştu. "BU MİLLETİN DEĞERLERİNDEN BESLENMESİ HAYATİ DERECEDE ÖNEMLİDİR" Erdoğan, arzularının Türkiye'nin normalleşmesi olduğunu belirterek, "Bu elbette her konuda mutabık olabileceğimiz anlamına gelmez. İktidar kadar, muhalefetin de ayaklarının bu vatan topraklarına basması bu milletin değerlerinden beslenmesi hayati derecede önemlidir. Şunu unutmayalım; FETÖ 15 Temmuz'da o hain darbe girişimini yaparken, bunu sadece şahsıma, sadece bize yapmadı. O kalleş darbeyi Türkiye'ye yaptılar, 86 milyon vatandaşımızın tamamına yaptılar. FETÖ ihanet şebekesini bu ülkeden temizlerken kendimiz için değil, devletimiz, milletimiz, geleceğimiz için temizledik. 'Siyonizm' adı verilen, soykırımcı, işgalci, yayılmacı ideoloji sadece şahsıma, sadece partimize, sadece ittifakımıza değil, herkese kastediyor. Bizde siyonizme karşı mücadele verirken kendimiz adına şahsi mücadele vermiyoruz, bunu kendimizin, milletimizin topyekun bekası için yapıyoruz. Terör örgütü yaklaşık 40 yıl boyunca kan dökerken, 'senden benden' diye ayırmıyor, Kürdüyle, Türküyle milletimizin tamamına saldırıyordu. Bugün terörü sona erdirken, belli bir kesim için, belli bir kesimin çıkarı için değil, ülkemiz vatanımız, devletimiz, milletimiz için sona erdiriyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin başarıya ulaşmasını kendimiz için değil, bu ülkemiz ve bütün evlatlarımız için, Türkiye'nin aydınlık yarınları için istiyoruz. Aynı şekilde yol yaparken, köprü yaparken, tünel inşa ederken, milyonlarca konut üretirken, Türkiye'nin savunma sanayisini güçlendirirken, eğitimde, sağlıkta, enerjide her alanda destan yazarken belli bir kesimi mutlu etmeyi, belli bir kesimin huzurunu, güvenliği sağlamanın değil, Türkiye'mizi düşünüyor, Türkiye'mizi dert ediniyoruz" dedi. "GÖRÜŞ AYRILIKLARIMIZ ELBETTE OLACAKTIR, BUNLAR BİZİM ZENGİNLİĞİMİZDİR" Gereksiz tartışmalarla, gereksiz çatışmalarla, incir çekirdeğini dahi doldurmayan kavgalarla Türkiye'nin geçmişte yıllarını, enerjisini ve fidan gibi delikanlılarını kaybettiğini hatırlatan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Sağ dediler, sol dediler, Alevi, Sunni, Kürt, Türk dediler. Yıllarca bu millete çok ağır bedeller ödettiler. Çok büyük acılar çektirdiler. Biz artık milletimizin yeni beseller ödemesini istemiyoruz. Sanal gerilimlerle bu ülkenin enerjisinin heba edilmesini istemiyoruz, raf ömrü dolmuş bayat senaryolarla Türkiye'ye vakit kaybettirilmesini istemiyoruz. Bugün artık hep birlikte bunları geride bırakmanın, geçmişte bırakmanın zamanı gelmiştir. Görüş ayrılıklarımız elbette olacaktır, bunlar bizim zenginliğimizdir ancak müştereklerimizi daha da çoğaltmak mümkündür ve bunu başarabiliriz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, başta Terörsüz Türkiye sürecimiz olmak üzere, dış politika gibi, güvenlik gibi, hak ve özgürlüklerin ilerletilmesi gibi, milli meselelerde uzlaşıya, ortak noktalarımızı büyütmeye hazırız. 25 yıl boyunca AK Parti'yi kurarken Türkiye'nin bütün renklerinin partimiz içinde temsil edilmesine özellikle ihtimam gösterdik. AK Parti'nin temellerini ayrıştırma üzerine değil, kucaklaştırma üzerine, çatışma üzerine değil, uzlaşma üzerine inşa ettik. Biz Mevlana gibi, 'Her ne olursan ol, yine gel' dedik. Yunus gibi, 'Gelin tanış olalım', Hacı Bektaş gibi, 'Hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda' dedik." "AK PARTİ KİTABININ ŞİRAZESİNİN DAĞILMASINA ASLA GÖZ YUMMAYIZ" "25 yıldır kapımız açıktır. Çatımızın altında herkese yer vardır" ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "25 yıldır soframız Halil İbrahim sofrasıdır. Gönlümüz okyanus misali geniştir. Türkiye neyse AK Parti tam olarak odur. Bunu kimse yanlış anlamasın, yanlış yorumlamasın. Bir kitabın binlerce sayfası olabilir, bir kitabın her bir sayfası farklı renkte olabilir, bir kitabın her sayfasında farklı bir hikaye olabilir. O hikayeler farklı dille, üslupla, duyguyla yazılmış olabilir. Belki her sayfanın ayrı bir ebrusu vardır ama her kitabın bir kapağı vardır. Kitabı bir arada tutan şirazesi vardır, kitabı bütünleştiren cildi vardır, her kitabın bir mukaddimesi, önsözü vardır. Kitabın sayfaları ne kadar farklı görünse de usta bir yazarın, tecrübeli bir editörün, becerikli bir mücellidi elinde kitap bir bütündür, nevi şahsına münhasırdır. AK Parti bir Türkiye kitabıdır. Burada herkese bir sayfa var. Burada herkesin hikayesine yer var. Bu kitabın bir cildi, bir şirazesi, bir mücellidi, kitabın ortak bir ruhu, ortak bir duygusu var. Yolumuz birdir, istikametimiz birdir, hedefimiz, gayemiz, menzilimiz birdir. O yolda, o istikamette, o menzile yürümek isteyen herkesle yol yürürüz, yolunu ayırana 'Uğurlar olsun' dediğimiz gibi, yolumuza girene de 'Hoşgeldin' der, bağrımıza basarız. Yol ve mücadele arkadaşlığı yaparız. İlkelerimizi, sınırlarımızı, çerçevelerimizi net şekilde çizdik. O çizginin dışına çıkmayız. Çıkılmasına da müsaade etmeyiz. AK Parti kitabının şirazesinin dağılmasına asla göz yummayız. Biz partilerden bir parti değiliz, biz bir dava hareketiyiz, bir misyonun temsilciyiz, mukaddes bir emanetin taşıyıcısıyız. Zaferle değil, seferle mükellefiz" dedi.

Modifiye araç tutkunlarına Türkoğlu desteği: "Gençlerin hobisi suç gibi gösteriliyor!" Haber

Modifiye araç tutkunlarına Türkoğlu desteği: "Gençlerin hobisi suç gibi gösteriliyor!"

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Türkoğlu, modifiye araç tutkunlarının gerçekleştirdiği yürüyüş ve protestolara katılarak hükümete yönelik sert ve kapsamlı açıklamalarda bulundu. Sahada binlerce vatandaşın tepkisine tanıklık ettiklerini belirten Türkoğlu, ortaya çıkan tablonun “yok sayılan, sesi bastırılmak istenen ve haksız uygulamalarla karşı karşıya bırakılan bir toplum kesimi” olduğunu söyledi. Türkoğlu, protestolarda yalnızca modifiye araç kullanıcılarının değil, aynı zamanda adalet ve eşitlik talep eden geniş bir kitlenin bulunduğunu vurgulayarak, “Orada gördüğümüz şey çok netti: Hakkını arayan, sesini duyurmaya çalışan ama sürekli baskılanan bir vatandaş profili” dedi. Hükümetin ekonomi ve denetim politikalarını sert sözlerle eleştiren Türkoğlu, mevcut yönetim anlayışının üretim ve kalkınma odaklı olmaktan uzaklaştığını ifade etti. “Bugün gelinen noktada, bütçesini üretimle, yatırımla, istihdamla değil; doğrudan vatandaşın cebine yüklenerek kapatmaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız” diyen Türkoğlu, sözlerini daha da sertleştirdi: “Bir hükümet düşünün; ayakta kalmak için ceza ve vergilere sarılıyor. Bir hükümet düşünün; kendi vatandaşına adeta tuzak kuruyor. Bu, devlet yönetimi değil, çaresizliğin itirafıdır.” Trafik denetimlerine yönelik uygulamaları da hedef alan Türkoğlu, mevcut sistemin güvenlikten ziyade cezaya odaklandığını belirtti. “Yollarda önleyici tedbir almak yerine, vatandaşın karşısına pusu kurar gibi çıkan bir anlayış var. Uyarı yok, rehberlik yok; doğrudan ceza var. Bu yaklaşım devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz, vatandaş-devlet ilişkisini zedeler” ifadelerini kullandı. Gençlerin ve modifiye araç tutkunlarının hedef haline getirildiğini dile getiren Türkoğlu, bu kesimin bilinçli olarak kriminalize edildiğini savundu. “Gençlerin emeği, tutkusu ve hobisi suç gibi gösteriliyor. Bu insanlar kolay hedef haline getirilerek, sistematik şekilde cezalar üzerinden bir gelir kapısı oluşturulmak isteniyor” dedi. Yasal düzenlemelere de tepki gösteren Türkoğlu, kararların bilimsel ve katılımcı süreçlerden uzak şekilde alındığını belirtti. “Bilimsel, adil ve katılımcı düzenlemeler yapmak yerine masa başında hazırlanan kararnamelerle toplum dizayn edilmeye çalışılıyor. Bu, sorun çözmez; tam tersine yeni sorunlar üretir” diye konuştu. İYİ Parti olarak bu anlayışı kesin bir dille reddettiklerini belirten Türkoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Vatandaşı potansiyel suçlu gibi gören bu zihniyeti kabul etmiyoruz! Hakkını arayan gençleri susturmaya çalışan bu baskıcı yaklaşımın karşısındayız! Devlet, vatandaşına tuzak kurmaz; yol gösterir, adil düzen kurar.” Sorunların çözümüne dair net mesajlar da veren Türkoğlu, yasak ve cezaların çözüm olmadığını vurguladı. “Eğer bir sorun varsa çözüm baskı kurmak değildir. Çözüm; akılcı, bilimsel ve adil kurallar koymak, vatandaşla birlikte hareket etmektir” dedi. Açıklamasını sert bir uyarıyla tamamlayan Türkoğlu, “Hiç kimse bu milleti cezalarla susturabileceğini sanmasın. Bu baskıcı düzen sürdürülemez. İYİ Parti olarak vatandaşın yanında olmaya, bu adaletsiz uygulamaların karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Kadın hakları için ‘Kolektif İz’: ÜÇGE fabrikası’nda anlamlı atölye! Haber

Kadın hakları için ‘Kolektif İz’: ÜÇGE fabrikası’nda anlamlı atölye!

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında ÜÇGE Fabrikası’nda düzenlediği atölye çalışmasıyla kadın çalışanların sahip oldukları haklara dikkat çekildi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığına bağlı Aile, Kadın ve Çocuk Hizmetleri Şube Müdürlüğü, fabrikalarda çalışan kadınların bireysel deneyimlerini görünür kılmak ve kolektif bir anlatıya dönüştürerek sanatsal üretim yoluyla ifade etmelerini sağlamak amacıyla hayata geçirdiği ‘Kolektif İz Projesi’ni tüm hızıyla sürdürüyor. Proje kapsamında, ÜÇGE fabrikasında çalışan kadınların katılımıyla ‘Hak Çemberi Atölyesi’ düzenlendi. Atölyede ‘eşit işe, eşit ücret’ ilkesi, güvenceli çalışma hakkı, ev içi emeğin ve bakım sorumluluklarının görünmezliği gibi başlıklar ele alındı. Yaratıcı drama teknikleri, rol alma ve bedensel ifade yöntemleriyle desteklenen atölye sürecinde katılımcılar, kendi yaşam deneyimlerinden yola çıkarak ekonomik hakları tartışma imkânı buldu. Atölyelerde ayrıca, 1911 yılında yaşanan ve kadın işçilerin emek mücadelesinin sembollerinden biri haline gelen Triangle Gömlek Fabrikası yangını hatırlatılarak 8 Mart’ın tarihsel arka planına dikkat çekildi. Kadın çalışanlar, atölye sonunda ekonomik haklar ve eşitlik temalarına ilişkin duygu ve düşüncelerini söz, simge ve görsellerle ifade ederek kolektif bir sanatsal üretim ortaya koydu. Ortaya çıkan eserler, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde etkinlik alanlarında ve belediyenin uygun kamusal mekânlarında sergilenecek.

Fikret Aslan’dan sosyal güvenlik uyarısı: "Aktif-Pasif dengesi çöküyor, sistem sürdürülemez!" Haber

Fikret Aslan’dan sosyal güvenlik uyarısı: "Aktif-Pasif dengesi çöküyor, sistem sürdürülemez!"

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin hızla sürdürülemez bir noktaya sürüklendiğini belirterek, özellikle evde bakım yapan kişilerin emeklilik ve sosyal güvenceye erişememesinin “sosyal devlet” ilkesine aykırı olduğunu ifade etti. Aslan, “Sosyal güvenlik sistemi; yaşlılık, hastalık, iş kazası, malullük, işsizlik, ölüm ve analık gibi risklere karşı yurttaşı korumak için vardır. Ancak bugün sistem, hem mali açıdan hem de kapsayıcılık açısından ciddi bir kırılma yaşıyor. Evde bakım emeği veren vatandaşlarımız görünmez emekçi muamelesi görüyor” dedi. Fikret Aslan, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin temel olarak prim esaslı işlediğini, mevcut çalışanların primleriyle mevcut emeklilerin aylıklarının ödendiği “dağıtım sistemi” (PAYG) yapısında emeklilik için dünyada genel kabul gören dengenin “4 çalışanın 1 emekliyi finanse etmesi” şeklinde olduğunu, bizde ise tablonun tam tersine gittiğini ifade etti. “AKTİF-PASİF DENGESİ ÇÖKÜYOR: 2002’DE 2,1, 2025’TE 1,6” İl Başkanı Aslan, 2002 yılında 12,2 milyon çalışanın 5,9 milyon emekliyi finanse ettiğini; 2025 yılında ise 26,5 milyon çalışanın 16,9 milyon emekliyi finanse eder hale geldiğini hatırlatarak, aktif/pasif oranının 2,1’den 1,6’ya gerilediğini belirtti. Aslan, “Bu gidişle emekliye daha iyi maaş vermek için daha fazla prim toplamak gerekecek; ama kayıt dışılık, güvencesiz çalışma ve istihdamın niteliği bunun önünde engel. Üstelik EYT gibi popülist adımlar sistemi daha da sıkıştırdı” diye konuştu. “EVDE BAKIM EMEĞİ SİSTEMİN DIŞINDA BIRAKILIYOR” Fikret Aslan, Türkiye’de resmi kayıtlara göre yaklaşık 2,5 milyon engelli bulunduğunu, araştırmalara göre en az bir engeli olan birey sayısının 4,9 milyon civarında olduğunu; evde bakım yardımından yararlanan kişi sayısının da geçmiş yıllarda yaklaşık 500 bin olarak kayda geçtiğini ifade eden İl Başkanı Aslan, “Bu büyük toplumsal gerçekliğe rağmen, evde engelli bakımını üstlenen ve iş hayatına katılamayan kişiler için otomatik bir emeklilik hakkı yok. Bu insanlar çalışmıyor göründüğü için sistem onları ‘yok’ sayıyor. Oysa yaptıkları iş 7/24 bir bakım hizmetidir” dedi. A Parti İl Başkanı, evde bakım yapanların ancak isteğe bağlı sigorta ile 4B kapsamında prim ödeyerek emekliliğe hak kazanabildiğini; gelir yaratamayan, evde bakım yükü taşıyan birçok vatandaşın bunu fiilen karşılayamadığını söyledi. “DÜNYADA ÖRNEK VAR: BAKIM SÜRESİ EMEKLİLİĞE SAYILIYOR” İl Başkanı Aslan, bazı ülkelerde evde ücretsiz bakım yapanların sosyal güvenlik sistemince desteklendiğini belirterek, “Örneğin Almanya’da belirli bakım derecesinde (Pflegegrad 2 ve üzeri) bakım üstlenenlerin emeklilik primi bakım sigortası tarafından ödeniyor ve bu süre emeklilik hesabına dahil ediliyor. Türkiye’de de bakım süresinin sosyal güvenlik hakkına dönüştürülmesi zorunludur” ifadelerini kullandı. “MECLİS’TE TEKLİF VAR; AMA YASALAŞMIŞ DEĞİL” Aslan, 2026’ya girerken ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin sosyal güvenceye alınması ve emeklilik hakkı elde etmesine yönelik TBMM’de bir kanun teklifinin gündemde olduğunu; ancak henüz yasalaşmadığını hatırlattı. Aslan, “Teklif; geliri olmayan ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin SGK kapsamına alınmasını, primlerinin bütçeden karşılanmasını hedefliyor. Aylık yaklaşık 11 bin TL düzeyinde destek ve tam sosyal güvence hedefi ifade ediliyor; fakat bunlar bugün itibarıyla yürürlükte değil” dedi. “ERKEN EMEKLİLİK HAKKI SADECE SİGORTALI ANNELER İÇİN; EVDE BAKIM EMEĞİ YİNE DIŞARIDA” İl Başkanı Aslan, 5510 sayılı Kanun’da ağır engelli, bakıma muhtaç engelli çocuğu bulunan kadın sigortalılara prim günü avantajı ve yaş indirimi sağlandığını; ancak bunun sigortalı çalışma içinde olanları kapsadığını vurguladı. Aslan, “Bu düzenleme evde bakım yapan ama sigortalı olmayan milyonları kapsamıyor. Ayrıca eşin engelli olması tek başına erken emeklilik hakkı doğurmuyor. Sistem parçalı ve adaletsiz bir zeminde ilerliyor” dedi. “SAHTE SİGORTALILIK ARTIYOR; İNSANLAR SİSTEME GİRMEK İÇİN ÇARESİZ” Anahtar Parti İl Başkanı, son yıllarda sahte sigortalılık vakalarının arttığını, 2022’de 106 bin, 2023’te 188 bin ve 2024’te 95 bin kişinin emekliliğinin iptal edildiğinin kayda geçtiğini belirterek, “Vatandaş sağlık hizmetine erişmek ve emeklilik hakkı kazanmak için kayıt dışı yollara itiliyor. Denetim mekanizması güçlenmeli; ama hak kayıplarına yol açan uygulamalar da adaletle ele alınmalıdır” ifadelerini kullandı. BÜTÇEDEN SGK’YA AKTARIM ARTIYOR: “KAYNAK VARSA ADALETLE KULLANILMALI” Fikret Aslan merkezi yönetim bütçesi içinde SGK’ya yapılan ödemelerin arttığını; 2026 bütçesinde SGK’ya aktarılan fonun genişletildiğini ifade ederek, “Madem bütçeden kaynak aktarılıyor, bunun geliri olmayan kesimlerin refahına gerçek bir katkı sağlaması şarttır. Evde bakım emeği verenler bu katkının en meşru adreslerinden biridir” dedi. POLİTİKA ÖNERİLERİ İl Başkanı Aslan, Anahtar Parti iktidarında sosyal güvenlik sisteminin işlevsel hale getirilmesi için şu adımların atılacağını belirtti: Kayıt dışılıkla etkin mücadele: Yoğun işyeri denetimleriyle sigortasız çalışmanın önüne geçilecek; kayıt dışı istihdam kayıt altına alınacaktır.PAYG sisteminde sürdürülebilirlik: İstihdamı artırıcı politikalarla aktif/pasif denge güçlendirilecek; sistemi bozan popülist düzenlemeler yerine gerçekçi bir rehabilitasyon programı uygulanacaktır.“Gümüş Ekonomi” yaklaşımının sisteme entegrasyonu: Evde bakım, rehabilitasyon, uzun dönemli bakım sigortası, yaşlı dostu konut ve bakım ekonomisi alanları sosyal güvenlik ekosisteminin parçası haline getirilecektir.“Evde Bakım Hizmeti Sigortası” kurulması: SGK bünyesinde özel bir kategori oluşturularak evde bakım emeği yasal güvenceye kavuşturulacaktır.“Evde Bakım Borçlanması” uygulaması: Askerlik/doğum/ücretsiz izin borçlanmalarına benzer şekilde bakım süresi borçlanılabilir hale getirilecektir.Bireysel emeklilik kapsamının genişletilmesi: Vatandaşın kayıt dışı yollara yönelmesini önleyecek kapsayıcı tamamlayıcı mekanizmalar geliştirilecektir.Hak ve yükümlülüklerde adalet: Yaş ve süre eşitliği ilkesi esas alınarak prim bedeliyle uyumlu, adalet duygusunu güçlendiren emekli aylığı yapısına geçilecektir. Aslan açıklamasını “fırsatta eşitlik, bölüşümde adalet anahtarda” sözleriyle tamamladı.

Medeni Kanun’un 100. Yılında Bursa’dan "Eşitlik" vurgusu: Türk Kadınlar Birliği’nden iki dev etkinlik Haber

Medeni Kanun’un 100. Yılında Bursa’dan "Eşitlik" vurgusu: Türk Kadınlar Birliği’nden iki dev etkinlik

Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve sosyal yapısının en güçlü sütunlarından biri olan Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 100. yılı, Bursa’da büyük bir coşku ve farkındalıkla kutlandı. Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi tarafından organize edilen etkinlikler, hukuk dünyasından siyasete, akademiden sivil topluma kadar geniş bir yelpazeyi bir araya getirdi. MUDANYA’DA CANLANDIRMALI "KADIN HUKUKU" SÖYLEŞİSİ Kutlamaların ilk durağı 10 Şubat’ta Mudanya oldu. Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi ve Demeter Eşitlikçi Kadınlar Derneği iş birliğiyle düzenlenen “Geçmişten Günümüze Kadın Hukuku” söyleşisinde, Avukat Arzu Sevgel ve Avukat Hanımşah Bayram sahne aldı. Örnek olayların canlandırılarak anlatıldığı interaktif sunum, katılımcıların hukuki haklarını yaşayarak öğrenmesini sağladı. AKADEMİK BAKIŞ: NİLÜFER’DE DEV PANEL 13 Şubat’ta Nilüfer Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde gerçekleşen ikinci etkinlikte ise Medeni Kanun akademik boyutuyla ele alındı. Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa’nın moderatörlüğünde; Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Kurtoğlu, Doç. Dr. Ayşenur Şahin Caner ve Doç. Dr. Çiğdem Mine Yılmaz; aile hukukundan miras hukukuna kadar güncel uygulamaları masaya yatırdı. TİJEN SÖZERİ BARIN: "EŞİTLİK MÜCADELEMİZ KARARLILIKLA SÜRECEK" Etkinliklerin kapanışında konuşan Türk Kadınlar Birliği Bursa Şube Başkanı Tijen Sözeri Barın, Medeni Kanun’un sadece bir hukuk metni değil, bir toplumsal dönüşüm belgesi olduğunu ifade etti. Barın, şu ifadeleri kullandı: "Çağdaş toplumların ortak paydası, kadın-erkek eşitliğini hukukla güvence altına almalarıdır. Cumhuriyetimizin en önemli kazanımı olan bu kanuna sahip çıkmaya ve onu güçlendirmeye kararlıyız." YOĞUN KATILIM Programlara; CHP Bursa Milletvekilleri Nurhayat Altaca Kayışoğlu ve Hasan Öztürk’ün yanı sıra Büyükşehir, Nilüfer ve Mudanya belediyelerinden temsilciler, Bursa Barosu üyeleri ve çok sayıda vatandaş katılarak destek verdi.

Şiddetsiz yaşama dijital sergiyle dikkat çektiler Haber

Şiddetsiz yaşama dijital sergiyle dikkat çektiler

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Kırılmayan Çizgiler: Sesi Çizgide Saklı’ dijital afiş sergisine katkı sunan öğrencilere sertifikaları verildi. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Fark Et, Oyna, Dönüştür’ teması ile gençler için düzenlenen atölye çalışmalarını dijital dünya ile buluşturduğu ‘Kırılmayan Çizgiler’ temalı dijital sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Bursalılarla buluşturulmuştu. Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi ile Feriha Uyar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin sanatsal üretimlerinden oluşan ve 110 eserin yer aldığı dijital sergi, öğrencilerin eşitlik ve şiddetsiz yaşam mesajını taşıyor. Dijital afiş sergisi kapsamında eser üreten öğrencilere, Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde düzenlenen törenle sertifikaları verildi. Programa, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i temsilen Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Mustafa Orkun Gazioğlu, okul yöneticileri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin toplumsal dönüşümle mümkün olabileceğine dikkat çeken Başkanvekili Mustafa Orkun Gazioğlu, gençlerin çizgilerle ve dijital üretimlerle verdiği mesajların eşit ve şiddetsiz bir toplum yolunda son derece değerli olduğunu söyledi. Serginin estetik bir üretimin ötesinde, gençlerin dünyaya söyledikleri sözü görünür kılan güçlü bir anlatı olduğunu ifade eden Gazioğlu, “Bu çalışmalar, duyarlılığın, cesaretin ve özgür düşüncenin çizgiyle, renkle ve tasarımla kurduğu ortak bir dildir. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak gençlerin sözünü çoğaltan her çalışmayı desteklemeye devam edeceğiz” dedi.

Bursa Barosu'ndan 2026 CMK tarifesi çıkışı: Milletvekillerine talep mektubu gönderildi Haber

Bursa Barosu'ndan 2026 CMK tarifesi çıkışı: Milletvekillerine talep mektubu gönderildi

Bursa Barosu, 2026 yılıyla birlikte yürürlüğe girecek yeni CMK ücret tarifesinin adil ve hakkaniyete uygun şekilde belirlenmesi ve ödemelerin en geç bir ay içerisinde yapılmasına ilişkin talepleri içeren mektubu Bursa milletvekillerine gönderdi. Mektupta şöyle denildi: “Her yıl yeniden belirlenen CMK hizmeti gereği avukatlara ödenecek olan ücreti belirleyen tarifenin, verilen hizmetin karşılığını yansıtmaktan uzak olması; tüm talep ve itirazlarımıza rağmen her yıl angarya şeklinde nitelendirilebilecek ücretlerin belirlenmeye devam edilmesi ve bununla beraber ücretlerin avukatlara ödemesinin gecikmelerle gerçekleştirilmesi meslektaşlarımızı ekonomik açıdan büyük zorluklara sürüklemektedir. Tüm bu durumlar da hem avukatların yaşam koşullarını ve mesleki faaliyetlerini yerine getirmesini olumsuz etkilemekte hem de vatandaşların savunma ve hukuki yardım alma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını da engellemektedir. Bir de bu yetmezmiş gibi çok düşük ücretlerle alınan bu kamusal sorumluluğa karşı avukatlar ölçülü olmayan hakkaniyete aykırı olarak cezai ve tazminat sorumluluğuyla da karşı karşıya kalmaktadır. Anayasamızın 2. Maddesi ile düzenlenen ‘Sosyal Devlet İlkesi’ adalete, savunma ve adil yargılanma hakkına erişimin eşitlik temelinde güvence altına alınmasını öngörmektedir. CMK sistemi kapsamındaki müdafi/vekil görevlendirmeleri de bu doğrultudadır. CMK kapsamında görevlendirilen müdafi/vekil ile özel müdafi/vekil arasında, harcanan emek, nitelik ve en önemlisi sorumluluk bakımından fark yoktur. Buna rağmen, CMK Ücret Tarifesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi arasındaki makas her yıl artmaktadır. Eşit emeğe eşit ücret talebinin hakkaniyetten ve adaletten doğan bir gereklilik olması nedeniyle CMK ücret tarifesinin artık bu doğrultuda belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan hizmetin karşılığı olan avukatlık ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile eşitlenmesi; kamu hizmeti niteliğindeki bu göreve ilişkin avukatlık ücretinden alınan KDV'nin kaldırılması ya da en azından oranın % 1'e düşürülmesi ve görevlendirmelere ilişkin ödemelerin en geç bir ay içerisinde gerçekleştirilmesine ilişkin talep ve önerilerimizin ilgili komisyonda ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dile getirilmesi ve konunun takibi konusunda siz sayın vekilimizin desteğini bekleriz.”

"Kürsünün ışığını sökenler teşkilatın ruhunu karartır!": Türk Diyanet Vakıf-Sen'den vaiz tepkisi Haber

"Kürsünün ışığını sökenler teşkilatın ruhunu karartır!": Türk Diyanet Vakıf-Sen'den vaiz tepkisi

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkan Yardımcısı Hilmi Şanlı, Diyanet İşleri Başkanlığının sahadaki en aktif personeli olan vaizlerin yaşadığı sorunlarla ilgili kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Şanlı, vaizleri "Milletimizin gönlüne hikmeti, kalbine merhameti, zihnine ilmi nakşeden sessiz kahramanlar" olarak nitelendirirken, özlük hakları konusunda "karanlıkta bırakıldıklarını" vurguladı. "EMEK GÖRÜNMEZ, DEĞER EKSİK" Şanlı, vaizlerin görev tanımının yalnızca kürsü hitabetiyle sınırlı olmadığını, sahanın en zorlu alanlarında aktif görev aldığını belirtti. Cezaevlerinden hastanelere, öğrenci yurtlarından bağımlılıkla mücadele alanlarına kadar her yerde olduklarını ifade etti. Şanlı, bu ağır sorumluluğa rağmen vaizlerin karşılaştığı temel sorunları şöyle özetledi: *Görevlendirmeler adaletsiz. *Özlük hakları yetersiz. *Yaptıkları hizmetlerin büyük bölümü görünmez durumda. Genel Başkan Yardımcısı, bu durumun hem hizmetin niteliğini hem de personelin kuruma olan aidiyetini ciddi biçimde zedelediğini söyleyerek, "Görünmeyen emek zamanla yok sayılmaktadır" uyarısında bulundu. EŞDEĞER KADRO, FARKLI ÜCRET: "BU ADALET MİDİR?" Açıklamasının en dikkat çekici bölümünde Şanlı, Diyanet mevzuatına göre vaizler ile şube müdürlerinin eşdeğer kadro olmasına rağmen ek ödeme farkına değindi. Şanlı, Şube Müdürü'nün %170 ek ödeme alırken Vaiz'in sadece %125 ek ödeme aldığını belirterek, bu farkın maaşlara ciddi biçimde yansıdığını ifade etti ve sordu: "Eşdeğer kadroysa bu fark neden vardır? Bu adalet midir? Bu hakkaniyet midir? Bugün vaizlerin aldığı ek ödeme, birçok ünvandan daha düşüktür. Bu tablo kabul edilemez!" KARİYER KAPISINDA BEKLETİLİYORLAR Hilmi Şanlı, vaizlerin Dini Yüksek İhtisas Merkezlerinde doktora seviyesinde eğitim almış yetkin personel olmasına rağmen kariyer yükselmede haksızlığa uğradığını savundu. Yüksek lisans ve doktora mezunu vaizlerin bile Uzman Vaizlik ve Başvaizlik kadrolarına atanabilmek için "yüksek eleme oranlı yazılı sınavlara ve tartışmalı sözlü mülakatlara" tabi tutulmasını eleştirdi. TALEP AYRICALIK DEĞİL, EŞİTLİK VE ADALET Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak vaizlerin talebinin ayrıcalık değil, adalet, eşitlik ve hakkaniyet olduğunu vurgulayan Şanlı, açıklamasını şu çarpıcı ifadelerle sonlandırdı: "Vaizlik mesleği güçlendirilmeden, dini hizmetlerin toplumsal etkisi güçlenmez. Değer görmeyen bir hizmetten yüksek verim beklenemez. Tekraren söylüyoruz: Vaiz sadece konuşan değildir; yük taşıyandır. Ve yük taşıyanın hakkı geciktirilmemelidir! Biz lütuf değil, emeğin karşılığını istiyoruz." Şanlı, vaizlerin özlük hakları, kariyer sistemi ve çalışma şartlarının artık ertelenmeden, sahadaki gerçeklerle uyumlu bir şekilde düzenlenmesi çağrısında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.