SON DAKİKA
Hava Durumu

#Fiziksel Aktivite

Söz Bursa - Fiziksel Aktivite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fiziksel Aktivite haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Boyunuz mu kısalıyor? Kamburluk mu başladı? Sebebi "Sessiz Hastalık" olabilir! Haber

Boyunuz mu kısalıyor? Kamburluk mu başladı? Sebebi "Sessiz Hastalık" olabilir!

BURTOM Biyofiz Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, kemik erimesi olarak bilinen osteoporozun, özellikle kadınlarda menopoz sonrası dönemde yaygınlaştığını belirterek, hastalığın genellikle belirti vermeden ilerlediğini ve bu yüzden “sessiz hastalık” olarak tanımlandığını söyledi. Dr. Akpınar, erken tanının kırıkları önlemede hayati önem taşıdığını vurguladı. Kemik yoğunluğunun azalmasıyla birlikte kemiklerin kırılgan hale gelmesine yol açan osteoporozun, uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ilerlediğini ifade eden Uzm. Dr. Merve Dede Akpınar, hastaların çoğunun ilk kırık yaşanana kadar hastalığının farkında olmadığını söyledi. “Özellikle 50 yaş üzeri kadınlarda görülen ani boy kısalması, kamburlaşma ya da sırtta oluşan sürekli ağrılar, osteoporozun ilk sinyalleri olabilir. Ancak çoğu zaman bu belirtiler yaşlılığa bağlanarak göz ardı edilir. Oysa erken dönemde yapılacak kemik yoğunluğu ölçümleri, hastalığın ilerlemesini durdurmak için çok değerlidir” dedi. Kırıklar Hayat Kalitesini Azaltıyor Osteoporozun en büyük riskinin kemik kırıkları olduğuna dikkat çeken Dr. Akpınar, “Kalça, omurga ve bilek kırıkları, osteoporozun en yaygın ve en ciddi sonuçlarıdır. Bu tür kırıklar yaşlı bireylerin hareket kabiliyetini kısıtlar, bağımsızlığını kaybetmesine hatta yatağa bağımlı hale gelmesine neden olabilir. Bazı durumlarda kırıklar yaşamı tehdit edecek komplikasyonlara yol açabilir” diye konuştu. Bu nedenle özellikle risk grubunda olan kadınların, menopoz sonrası düzenli olarak kemik taramalarını yaptırması gerektiğini belirtti. Sağlıklı Kemikler İçin Önlem Alın Osteoporozun önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Merve Dede Akpınar, şu önerilerde bulundu: “Yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı, düzenli fiziksel aktivite, sigara ve alkol gibi kemik sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durmak çok önemlidir. Yük taşıyan egzersizler, yürüyüş, pilates veya dans gibi aktiviteler kemik yoğunluğunu korumada etkilidir. Ayrıca bazı kronik hastalıklar ve uzun süreli kortizon kullanımı da osteoporoz riskini artırabilir, bu nedenle bu tür durumlarda hekim kontrolü daha da önem kazanır.” “Osteoporoz sadece yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir,” diyen Dr. Akpınar, sözlerini şöyle tamamladı: “Her kemik ağrısı yaşlılıktan kaynaklanmaz. Osteoporozla ilgili belirtiler fark edildiğinde geç kalmadan doktora başvurmak gerekir. Erken tanı ve düzenli takip ile osteoporozun ilerlemesi yavaşlatılabilir, kırık riski önemli ölçüde azaltılabilir. Sağlıklı ve aktif bir yaşlılık için kemik sağlığımızı ciddiye almalıyız. Kemiklerinizi ihmal etmeyin, sessizce gelen bu tehlikeye karşı harekete geçin.”

Sağlık harcamaları vatandaşın belini büküyor: İlaç masrafı yüzde 55'e yük oldu! Haber

Sağlık harcamaları vatandaşın belini büküyor: İlaç masrafı yüzde 55'e yük oldu!

2025 yılında hanelerin yüzde 6,1'ine doktor muayene ve tedavi harcamalarının çok yük getirdiği, yüzde 50,2'sine biraz yük getirdiği, yüzde 40,9'una ise yük getirmediği görüldü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Sağlık Modülü verilerini paylaştı. Buna göre, hanelerin yüzde 6,1'ine doktor muayene ve tedavi harcamalarının çok yük getirdiği, yüzde 50,2'sine biraz yük getirdiği, yüzde 40,9'una ise yük getirmediği görüldü. Diş muayene ve tedavi harcamaları hanelerin yüzde 5,3'üne çok, yüzde 37,2'sine biraz yük getirirken yüzde 28,9'una yük getirmedi. İlaç harcamaları ise hanelerin yüzde 5,0'ına çok, yüzde 50,9'una biraz yük getirdi. Hanelerin yüzde 44,0'ı ilaç harcamalarının yük getirmediğini belirtti. Son 12 ay içerisinde hanelerin yüzde 2,7'si muayene veya tedavi, yüzde 28,6'sı diş muayenesi veya tedavisi, yüzde 0,1'i ise ilaç harcaması yapmadı. En yüksek yüzde 20'lik gelir grubundaki hanelerin yüzde 25,5'inde diş muayenesi harcaması olmadı Doktor muayene ve tedavi ile ilaç için harcama yapmayan hanelerin gelir gruplarından çok etkilenmediği görüldü. Diş muayene ve tedavisine ilk (en düşük) yüzde 20'lik gelir grubunda olanların yüzde 45,4'ünün, ikinci yüzde 20'lik gelir grubunun yüzde 36,5'inin, üçüncü yüzde 20'lik gelir grubunun yüzde 32,0'ının, dördüncü yüzde 20'lik gelir grubunun yüzde 28,1'inin, beşinci (en yüksek) gelir grubunun ise yüzde 25,5'inin harcama yapmadığı görüldü. En düşük yüzde 20'lik gelir grubundaki hanelerin yüzde 62,9'una doktor muayene ve tedavileri, yüzde 37,6'sına diş muayene ve tedavileri, yüzde 65,5'ine ise ilaç harcamaları yük getirdi. En yüksek yüzde 20'lik gelir grubundaki hanelerin yüzde 53,0'ı doktor muayene ve tedavilerinin, yüzde 38,0'ı diş muayene ve tedavilerinin, yüzde 59,5'i ilaç harcamalarının yük getirmediğini belirtti. Yoksulluk riski altında olmayanların yüzde 31,7'si çoğunlukla oturarak çalışanlar Bir işte çalışan 15 yaş ve üstü fertlerin tüm çalıştıkları süredeki aktivite yoğunlukları incelendiğinde, çoğunlukla bu fertlerin yüzde 29,4'ünün oturarak, yüzde 45,5'inin ayakta durarak, yüzde 18,7'sinin yürüyerek veya orta düzey fiziksel aktivite yaparak, yüzde 6,4'ünün ise ağır iş ya da ağır fiziksel aktivite yaparak çalıştığı görüldü. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerin yüzde 17,2'si oturarak çalışırken risk altında olmayan fertler için bu oran yüzde 31,7 oldu. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerin yüzde 11,2'sinin ağır iş ya da aktivite yaparak çalışma hayatını geçirdiği görüldü. Fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetlerine zaman ayırmayanların oranı yüzde 63,3 oldu Bir işte çalışsın ya da çalışmasın 15 yaş ve üstü fertlerin olağan bir haftada iş dışında geçirilen zamanları incelendiğinde, bu fertlerin yüzde 1,4'ünün 'Günde iki kere veya daha fazla", yüzde 11,6'sının 'Günde bir kere', yüzde 5,6'sının 'Haftada 4-6 kere', yüzde 11,5'inin 'Haftada 1-3 kere', yüzde 6,7'sinin 'Haftada 1 kereden az' en az 10 dakika boyunca aralıksız devam eden fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetleri yaptıkları tespit edildi. Fertlerin yüzde 63,3'ünün ise fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetlerine zaman ayırmadığı görüldü. Fertlerin yüzde 96,9'u iletişim faaliyetlerinde zorlanmıyor Araştırma kapsamındaki 15 yaş ve üstü fertlerin yüzde 96,9'u iletişim kurmada, yüzde 95,8'i öz bakımında, yüzde 90,0'ı işitmede, yüzde 85,2'si bir şeyleri hatırlamada, yüzde 80,5'i görmede ve yüzde 79,7'si yürümede sorun yaşamadığını ifade etti. En çok zorlanılan faaliyetler ise sırası ile yüzde 17,3 ile görme, yüzde 15,2 ile yürüme, yüzde 12,6 ile hatırlama olurken fertlerin sadece yüzde 2,2'si iletişim faaliyetlerinde zorlandığını söyledi. Fertlerin en çok yapamadığını belirttiği faaliyetler ise yüzde 0,5 ile öz bakım, yüzde 0,4 ile yürüme, yüzde 0,2 ile bir şeyleri hatırlama ve iletişim kurma faaliyetleri oldu.

Gemlik termal tesisi kapılarını açtı: Termal suya sağlık danışmanlığı eşlik ediyor! Haber

Gemlik termal tesisi kapılarını açtı: Termal suya sağlık danışmanlığı eşlik ediyor!

Bursa’nın turizmden hak ettiği payı alabilmesi ve potansiyelinin daha fazla ön plana çıkması için çalışmalarını sürdüren Bursa Büyükşehir Belediyesi, Gemlik Termal Tesisi'ni hizmete açtı. Gemlik Hisar Mahallesi’nde yaklaşık 9 bin metrekarelik alana konuşlandırılan tesis, toplam 6080 metrekare inşaat alanına sahip. 3 kattan oluşan tesisin 128 metrekarelik termal havuzu, Türk hamamı, 2 adet buhar odası ve 2 adet saunası bulunuyor. 26 yatak kapasiteli 8 odanın ve 7 adet aile hamamının da bulunduğu tesiste, vatandaşlara Burfaş B Kafe de hizmet verecek. 62 araçlık otoparkın yer aldığı termal tesis, modern, güvenli ve konforlu yapısıyla hem teknik hem de kullanıcı deneyimi açısından tamamen yenilendi. Termal tesisi ziyaret ederek son durum hakkında bilgi alan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, tesisten yararlanan vatandaşlarla da sohbet etti. “BURSALILARA YARAŞIR BİR MEKAN OLDU” Bursalıların ve Gemliklilerin uzun süredir beklediği termal tesisin bir süre önce faaliyete geçtiğini açıklayan Başkan Mustafa Bozbey, tüm eksikliklerin giderilerek tesisi hizmete açtıklarını söyledi. Hem sağlık hem de termal açıdan insana fayda sağlayacak olan binanın, yapımı esnasında ve sonrasında uygun olmadığının tespit edildiğini anlatan Başkan Mustafa Bozbey, “Yangın güvenliğinden kapılarına kadar birçok konuda değişiklik yapıldı. Akan kısımlar tamamen çözüldü. Binayı güvenli bir yapı haline getirdik. Termal tarafında hizmet veriyoruz. Tüm hemşehrilerimizin buradan faydalanmasını tavsiye ediyorum. Sıcak su kalitesi gayet iyi. Bursalılara yaraşır bir mekan oldu. Aile odalarından ve toplu kullanılan havuzdan da yararlanılabilir. Tesisin hayırlı olmasını diliyorum” dedi. FİZİKSEL AKTİVİTE VE SAĞLIK DANIŞMA MERKEZİ Gemlik Termal Tesisi'nin bir bölümünün fiziksel aktivite ve sağlık danışma merkezi olarak kullanılacağını dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, ücretsiz olarak psikolog, fizyoterapist ve diyetisyen desteği verildiğini söyledi. Bir sonraki aşamada ambulansların da tesiste yer alacağını belirten Başkan Mustafa Bozbey, termal tesisin ileride sağlık hizmetleri noktasında da bir merkez haline dönüştürüleceğini ifade etti. Tesiste oluşturulan Burfaş B Kafe’nin de kaliteli ürünlerini uygun fiyata vatandaşla buluşturacağını dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, Bursalıların keyif alacağı bir mekan oluşturulduğunu vurguladı.

Yorgunluk haritası iyileşmenin yolunu gösteriyor Haber

Yorgunluk haritası iyileşmenin yolunu gösteriyor

Stres, kaygı, uykusuzluk, hasta hissetme hali ve benzeri durumlar modern çağın insanından en çok duyulan şikayetler arasında yer alıyor. Bu şikayetlerin nedeni kimi zaman anlaşılamıyor ve kişi kendini mutsuz, asosyal ve sürekli depresif halde yaşamını sürdürürken bulabiliyor. Bu ruh halinin nedenleri hakkında bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi açıdan hastada bir sağlık sorunu olmadığı takdirde şikayetin nedenlerine ilişkin bir haritalama yöntemi oluşturulduğunu ve bu haritaya göre 3 adımlık tedavi sürecinin başlatıldığını aktardı. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Sürekli yorgunum diyen biri geldiğinde ilk adım nedenin haritasını çıkarmaktır. Ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu-durum, kaygı düzeyi, uyku, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerini tespit etmektir" açıklamasını yaptı. Modern yaşamın temposu, bitmeyen sorumluluklar ve dijital dünyanın hiç susmayan uyarıları Günümüzde pek çok kişi "sürekli yorgunum" cümlesini sıkça kuruyor ancak bu yorgunluğun kaynağı her zaman netleşmeyebiliyor. Stres, kaygı, uykusuzluk ve açıklanamayan halsizlik; zamanla kişinin sosyal yaşamdan kopmasına, mutsuzluk ve çökkünlük hissinin kalıcı hâle gelmesine yol açabiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi bir neden saptanmayan bu tabloda ‘yorgunluk haritası’ adı verilen bütüncül bir değerlendirme yaklaşımının iyileşmenin yolunu gösterdiğini belirtiyor. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerinin tek tek ele alındığını, elde edilen bu haritaya göre ise üç adımlı bir tedavi sürecinin planlandığını dile getirdi. UYKUSUZLUK DEPRESYON VE ANKSİYETEYİ TETİKLİYOR Uykusuzluğun, depresyon ve anksiyete gelişiminde en güçlü risk faktörü olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "İlişki iki yönlü; bozuk bir uyku, depresyon riskini artırır, depresyon ise zaten uykuya dalma güçlüğü, erken uyanma veya sık uyanma döngüleriyle uykuyu bozar. Telefon ışığına bakarak uyuduğumuz, gece uyanıp bildirim kontrol ettiğimiz bir dünyada dinlendirici uyku artık bir lüks gibi. Gün boyu süren fiziksel ve zihinsel yorgunluğun ardında çoğu zaman kaliteli uykunun olmaması yatar. Uyku, beynin pekiştirme, duygusal düzenleme ve toksinlerden arınma (Glimfatik Sistem) süreçleri için kritik öneme sahiptir. Kalitesiz veya yetersiz uyku, beynin bilişsel işlevlerini (dikkat, hafıza, karar verme) bozar, bu da kişinin kendini "beyin sisi" içinde hissetmesine ve daha çabuk zihinsel olarak yorulmasına neden olur" dedi. Uykusuzluğun duygusal dengesizliğe de neden olduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bu durum, kişinin duygusal olarak daha hassas, sinirli ve stresle başa çıkmada yetersiz kalmasına yol açar. Bu duygusal dengesizlik, zihinsel enerjinin hızla tükenmesine neden olur. Ayrıca bağışıklık sistemini etkileyerek inflamasyonu artırır; bu da halsizlik ve bitkinliğe yol açar" açıklamasını yaptı. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Araştırmalar, kronik uykusuzluğun depresyon gelişimi için güçlü bir risk faktörü olduğunu göstermektedir. Tedavi edilmeyen uyku bozuklukları, psikiyatrik semptomların tedavisini de zorlaştırır. Bu nedenle mutlaka psikiyatrik değerlendirme gerektirir" ifadelerini kullandı. DEPRESYON MU, TÜKENMİŞLİK Mİ? SINIR GİDEREK SİLİKLEŞİYOR Depresyon ve tükenmişlik arasındaki ayrımın her geçen gün daha zor hâle geldiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, iki durumun sıklıkla birlikte görülebildiğine dikkat çekti. Tükenmişliğin çoğunlukla iş yaşamıyla sınırlı olduğunu ve işten uzaklaşıldığında belirtilerin hafifleyebildiğini aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yorgunluk, isteksizlik ve duygusal çökkünlüğün yalnızca işle sınırlı kalmayıp hayatın tüm alanlarına yayıldığı, en az iki hafta süren dikkat dağınıklığı, işlev kaybı ve çökkünlük hâlinin ise depresyon açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kronik kaygının zihni sürekli tetikte tutarak kas gerginliği, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, sindirim sorunları, uyku ve konsantrasyon bozukluklarına yol açtığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, modern iş yaşamındaki yüksek performans beklentileri, belirsiz rol tanımları, iş-özel yaşam sınırlarının kaybolması ve pandemi sonrası artan iş yükünün hem çalışan yetişkinlerde hem de gençlerde duygusal tükenmeyi belirgin biçimde artırdığını söyledi. Sınav ve kariyer baskısı, ekonomik belirsizlik ve sosyal medyanın yarattığı karşılaştırma kültürünün gençleri zihinsel olarak yorduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uzun süren yorgunluk ve ruhsal belirtilerin mutlaka bir ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İLK ADIM YORGUNLUĞUN HARİTASINI ÇIKARMAK ‘Sürekli yorgunum’ şikâyetiyle başvuran bir kişide ilk adımın nedenin kapsamlı biçimde ortaya konması olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, stres faktörleri ve travma öyküsünün değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, anemi, tiroit bozuklukları, enfeksiyonlar ve vitamin eksiklikleri gibi tıbbi nedenlerin de dışlanmasının önemine dikkat çekerek, sosyal ve çevresel etkenlerin; ekonomik stres, bakım verme sorumlulukları ve iş yeri koşullarının yorgunluk üzerinde belirleyici rol oynadığını vurguladı. Tedavide duygusal düzenleme, stresle baş etme ve sınır koyma becerilerinin güçlendirilmesinin temel olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uyku hijyeni, dijital detoks ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı düzenlemelerinin zihinsel tükenmişliği azaltmada etkili olduğunu söyledi. Depresyon, anksiyete, panik atak, öfke kontrol sorunları veya obsesif belirtilerin eşlik ettiği durumlarda ise uygun tıbbi tedavilerin planlandığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, farkındalık ve nefes egzersizlerinin zihni sürekli tetikte tutan kaygı döngüsünü azalttığını, değer temelli yaşam, sosyal temas ve öz-şefkat pratiğinin tükenmişlikten korunmada önemli rol oynadığını dile getirdi. Ayrıca Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sınır koyma becerisinin, dijital uyaranların sınırlandırılmasının ve enerjiyi merkeze alan zaman yönetiminin kronik yorgunlukla mücadelede bilimsel olarak etkili yaklaşımlar arasında yer aldığını aktardı.

Her 8 kişiden biri diyabet hastası Haber

Her 8 kişiden biri diyabet hastası

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Doç. Dr. Pınar Köksal, diyabetin hem Türkiye'de hem de dünyada hızla artan bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirterek, toplumun bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı. Diyabetin (şeker hastalığının) vücudun kan şekerini düzenleme yeteneğini bozan kronik bir metabolik hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, şunları söyledi: "Glukoz, vücudun temel enerji kaynağıdır. Ancak glukozun hücrelere girebilmesi için pankreas tarafından üretilen insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Diyabetli bireylerde ya yeterli insülin üretilemez ya da üretilen insülin etkili bir şekilde kullanılamaz. Bu da kan şekerinin yükselmesine ve uzun vadede organ hasarına neden olur. Diyabet, yalnızca kan şekeri yüksekliği değil; kalp, böbrek, göz ve sinir sistemini etkileyen sistemik bir hastalıktır." "Türkiye, Avrupa'da diyabetin en yüksek görüldüğü ülkelerden biri" Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2024 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin diyabet hastası bulunuyor. 2045 yılına kadar bu sayının 780 milyona ulaşması bekleniyor. Doç. Dr. Köksal, Türkiye'nin Avrupa'da diyabetin en sık görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Ülkemizde her 8 yetişkinden 1'i diyabet hastası. Obezite, yanlış beslenme alışkanlıkları, stres ve hareketsizlik, özellikle Tip 2 diyabetin artışında büyük rol oynuyor. Bu nedenle toplumsal farkındalık ve yaşam tarzı değişiklikleri son derece önemli." Diyabetin neden olduğu sağlık sorunları Kontrol altına alınmayan diyabetin, uzun vadede birçok ciddi sağlık sorununa yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Köksal şu uyarılarda bulundu: "Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar erken dönemde belirti vermediği için, düzenli doktor kontrolü ve laboratuvar takibi çok önemlidir." "Dengeli beslenme ve hareket en güçlü tedavi araçları" Diyabetin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Köksal, yaşam tarzı değişikliklerinin tedavinin temelini oluşturduğunu söyledi: "Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve düzenli sağlık kontrolleri diyabetin hem önlenmesinde hem de yönetiminde büyük fark oluşturuyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin - aile öyküsü, fazla kilo, yüksek tansiyon veya gebelik şekeri geçmişi olan bireylerin - kan şekeri ölçümlerini düzenli yaptırması gerekir." Medicana Bursa'dan çağrı: "diyabeti birlikte önleyebiliriz" Doç. Dr. Köksal, Medicana Bursa Hastanesi olarak diyabet farkındalığını artırmak amacıyla Kasım ayı boyunca bilgilendirme etkinlikleri düzenleyeceklerini belirterek şunları söyledi: "Diyabetle mücadele, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur. Erken tanı ve bilinçli yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin önüne geçebiliriz. Tüm vatandaşlarımızı, kan şekeri ölçümü yaptırmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye davet ediyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.