SON DAKİKA
Hava Durumu

#Gebelik

Söz Bursa - Gebelik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gebelik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hamilelikte oruç tutarken bu belirtilere dikkat: Varsa hemen bırakın! Haber

Hamilelikte oruç tutarken bu belirtilere dikkat: Varsa hemen bırakın!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nuray Kuzukıran, gebelik döneminde oruç tutmanın her anne adayı için farklı sonuçlar doğurabileceğini belirterek, bu sürecin mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanması gerektiğini söyledi. Hamilelikte vücudun normalden çok daha fazla enerji, protein, sıvı ve mineral tükettiğine dikkat çeken Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uzun süreli açlık ve susuzluğun bazı anne adayları tarafından tolere edilebildiğini ancak bazı gebelerde ciddi riskler oluşturabileceğini ifade etti. “Gebelik sürecinde annenin metabolizması hem kendi ihtiyaçlarını hem de bebeğin gereksinimlerini karşılamak üzere yoğun çalışır” diyen Kuzukıran, özellikle ilk aylarda bulantı ve kusma yaşayan, son aylarda ise artan kan hacmi ve sıvı ihtiyacı nedeniyle zorlanan anne adaylarında uzun süreli açlığın halsizlik, tansiyon düşmesi ve kan şekeri dengesizliğine yol açabileceğini vurguladı. Kuzukıran, “Bu tablo sadece anneyi değil, bebeğe giden kan akımını da etkileyebilir” dedi. En sık karşılaşılan risklerden birinin hipoglisemi olduğunu belirten Kuzukıran, “Uzun açlığa bağlı kan şekeri düşüklüğü baş dönmesi, bayılma hissi, çarpıntı ve yoğun halsizlikle kendini gösterebilir. Ayrıca yetersiz sıvı alımı dehidratasyona ve idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir. Yaz aylarına denk gelen oruç dönemlerinde bu risk çok daha belirgin hale gelir” açıklamasında bulundu. Her gebeliğin yüksek riskli olmadığını da hatırlatan Kuzukıran, sağlıklı, kilo kaybı yaşamayan, kansızlığı bulunmayan ve düzenli doktor kontrolünde olan bazı anne adaylarının, hekim onayı ve doğru beslenme planıyla oruç tutabileceğini belirtti. “Burada belirleyici olan bireysel sağlık durumudur. Genel bir ‘tutulabilir’ ya da ‘tutulamaz’ yaklaşımı doğru değildir” diye konuştu. Kimler için risk daha yüksek? Gebelik şekeri bulunanlar, tansiyon problemi yaşayanlar, çoğul gebelik taşıyanlar, bebekte gelişme geriliği saptananlar, kansızlığı olanlar ve erken doğum riski bulunan anne adayları için orucun genellikle önerilmediğini kaydeden Kuzukıran, şu uyarıyı yaptı: “Yoğun bulantı-kusma yaşayan ya da yeterli kilo alamayan gebelerde uzun süre aç kalmak mevcut tabloyu ağırlaştırabilir. Bu gruptaki anne adaylarının mutlaka doktorlarına danışmadan oruç kararı almamaları gerekir.” Oruç tutacak anne adaylarına uyarılar Oruç tutmaya karar veren gebeler için bazı temel kuralların hayati önem taşıdığını belirten Kuzukıran, iftar ile sahur arasında bol sıvı tüketilmesi, protein ağırlıklı ve uzun süre tokluk sağlayan besinlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Gün içinde ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılması gerektiğini de vurgulayan Kuzukıran, “Baş dönmesi, çarpıntı, baygınlık hissi ya da bebek hareketlerinde azalma gibi belirtiler ortaya çıkarsa oruç mutlaka sonlandırılmalıdır” dedi. Op. Dr. Nuray Kuzukıran, sözlerini “Anne sağlığı bebeğin sağlığıdır. Bu nedenle dini hassasiyetler kadar tıbbi gerçeklerin de dikkate alınması gerekir” diyerek tamamladı.

BURTOM sağlık grubu uzmanından Ramazan uyarısı: “Sahuru atlamayın, iftarı hafif başlatın” Haber

BURTOM sağlık grubu uzmanından Ramazan uyarısı: “Sahuru atlamayın, iftarı hafif başlatın”

BURTOM Sağlık Grubu bünyesinde hizmet veren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, Ramazan ayının yalnızca ruhsal değil aynı zamanda metabolik bir adaptasyon süreci olduğuna dikkat çekti. Uzun süreli açlık sonrası bilinçsiz beslenmenin kan şekeri dalgalanmalarından sindirim problemlerine kadar pek çok soruna yol açabileceğini belirten Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı bir Ramazan için öğün planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. “Ramazan ayı sadece ruhsal değil, metabolik olarak da bir adaptasyon sürecidir. Uzun süreli açlık sonrası doğru planlama yapılmazsa kan şekeri dalgalanmaları, halsizlik, baş ağrısı ve sindirim problemleri görülebilir” diyen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, özellikle sahurun atlanmaması gerektiğini söyledi. “Sahuru atlamak metabolizma hızını düşürür” Ramazan’da öğün düzeninin sahur, iftar ve ara öğün şeklinde planlanabileceğini belirten Uzman Diyetisyen Kurtuluş, “Bu şekilde hem açlık süresini azaltmış hem de günlük alınması gereken besin öğelerini tek bir öğüne yüklememiş oluruz. Sahuru atlamak gün içinde kan şekeri düşüşlerine, kas kaybına ve metabolizma hızının yavaşlamasına neden olabilir” ifadelerini kullandı. Sahurda protein ağırlıklı besinlerin tercih edilmesini öneren Uzman Diyetisyen Kurtuluş, “Yumurta, peynir, yoğurt, kefir gibi protein kaynakları; tam buğday, siyez ekmeği ve yulaf gibi kompleks karbonhidratlar ile zeytin, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağlar tokluk süresini uzatır ve kan şekerini dengede tutar. Çok tuzlu ve baharatlı besinler ise gün içinde susuzluk hissini artırır” dedi. “İftarı hafif başlatın, porsiyon kontrolünü unutmayın” İftar öğününün de en az sahur kadar önemli olduğunu vurgulayan Uzman Diyetisyen Kurtuluş, uzun süren açlık sonrası hızlı ve fazla yemek tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş “Bütün gün aç kaldım psikolojisi aşırı yemeğe neden olabilir. Orucu bir çorba ile açmak ve kısa bir ara verdikten sonra ana yemeğe geçmek en uygun yöntemdir. Yüksek porsiyonlarla mideyi bir anda doldurmak ani tansiyon ve şeker yükselmelerine, hazımsızlığa sebep olabilir” diye konuştu. Pişirme yöntemlerinin de önemine değinen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, ızgara, fırınlama, haşlama ve buğulama tekniklerinin tercih edilmesi gerektiğini, kızartma ve kavurma yöntemlerinin ise gereksiz yağ alımına yol açtığını ifade etti. Su tüketimine dikkat BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, iftar ile sahur arasında en az 1,5–2 litre su tüketilmesi gerektiğini hatırlatan ve özellikle yoğun tempoda çalışan, fiziksel efor harcayan kişilerin sıvı alımına daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirtirken, tatlı tüketiminin de iftardan hemen sonra değil, birkaç saat sonra ara öğün olarak planlanmasını önererek “Şerbetli tatlılar yerine meyve tatlıları veya sütlü tatlıları küçük porsiyonlarda tercih etmek daha sağlıklı olacaktır” dedi. İftar sonrası yürüyüş önerisi Sindirim sistemini desteklemek ve bağırsak hareketlerini artırmak için iftardan 1–2 saat sonra hafif tempolu yürüyüşlerin faydalı olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, Ramazan ayında kilo kontrolü için öğün atlamamak, porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve haftada 2–3 gün hafif egzersiz eklemenin önemli olduğunu vurgularken, direnç egzersizleri yapan kişilerin ise kas kaybını önlemek için yeterli protein alımına dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Diyabet hastaları ve gebeler dikkatli olmalı Diyabet hastalarının oruç tutup tutamayacağının kişisel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, “Diyabet tipi, kullanılan tedavi yöntemi, kan şekeri kontrolü ve eşlik eden hastalıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Uzun süren açlık hipoglisemi riskini artırabileceği için özellikle insülin veya insülin salgılatıcı ilaç kullanan hastalar mutlaka doktor kontrolünde karar vermelidir” dedi. Gebelikte ise annenin ve bebeğin sağlığının öncelikli olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı ve komplikasyonsuz gebeliklerde doktor kontrolünde oruç tutulabileceğini; ancak düşük tehdidi, erken doğum riski, tansiyon problemi, kansızlık, çoğul gebelik ya da gestasyonel diyabet gibi durumlarda orucun önerilmediğini belirtti. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, “Gebelik, artmış enerji ve sıvı ihtiyacı olan özel bir dönemdir. Karar mutlaka kadın doğum uzmanı kontrolünde verilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.

Hayat Hastanesi’nden normal doğuma destek Haber

Hayat Hastanesi’nden normal doğuma destek

Sezaryen doğum oranlarının artış gösterdiği günümüzde, anne adaylarının daha doğal ve sağlıklı doğum seçeneklerine yönelimi de giderek artıyor. Hayat Hastanesi, bu doğrultuda sezaryenle doğum yapmış kadınlara, uygun koşulların sağlanması halinde sezaryen sonrası normal doğum (SSVD – VBAC) imkanını bilimsel kriterler ve modern tıbbi altyapı eşliğinde sunuyor. Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Merve Işık, sezaryenle doğum yapan her annenin bir sonraki gebeliğinde yeniden sezaryen olmak zorunda olmadığını belirterek, toplumda yerleşmiş yanlış bir algıya dikkat çekti. Op. Dr. Işık, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Günümüzde ‘Bir kez sezaryen, her zaman sezaryen’ düşüncesi geçerliliğini yitirmiştir. Uygun hastalarda sezaryen sonrası normal doğum güvenle gerçekleştirilebilir. Doğru hasta seçimi ve yakından takip, bu sürecin en önemli unsurlarıdır” dedi. Bilimsel Değerlendirme ile Güvenli Doğum Hayat Hastanesi’nde sezaryen sonrası normal doğum kararı, detaylı bir tıbbi değerlendirme sonucunda veriliyor. Annenin genel sağlık durumu, önceki sezaryenin nedeni, rahimdeki kesi tipi, gebeliğin seyri ve bebeğin durumu gibi birçok faktör titizlikle ele alınıyor. Doğum süreci ise deneyimli sağlık ekibi eşliğinde ve 24 saat hazır tutulan ameliyathane koşullarında yakından izleniyor. SSVD’nin anne açısından önemli avantajlar sunduğunu ifade eden Op. Dr. Merve Işık, “Normal doğum, annenin daha hızlı toparlanmasını sağlar, enfeksiyon riskini azaltır ve günlük yaşama dönüş sürecini kısaltır. Ayrıca doğum sürecine aktif katılım, annenin psikolojik olarak kendini daha güçlü hissetmesine de katkı sağlar” şeklinde konuştu. Anne Adaylarına Özel Danışmanlık Hayat Hastanesi, sezaryen sonrası normal doğum planlayan anne adaylarına gebeliğin ilk döneminden itibaren bireysel danışmanlık hizmeti sunuyor. Bu sayede anne adaylarının bilinçli bir şekilde sürece hazırlanması ve kendileri için en doğru doğum yönteminin belirlenmesi amaçlanıyor. Op. Dr. Merve Işık açıklamasını, “Her gebelik kendine özgüdür. Bizim önceliğimiz, anne ve bebeğin sağlığını esas alarak en güvenli ve en doğru doğum yöntemini birlikte kararlaştırmaktır” sözleriyle tamamladı.

Gebelikte Hipertansiyona dikkat! Haber

Gebelikte Hipertansiyona dikkat!

“Gebelikte hipertansiyon, anne ve bebeğin sağlığını ciddi şekilde tehdit edebilir. Bu nedenle düzenli takip ve erken tanı son derece önemlidir” diyen Dr. Kuzukıran, preeklampsiye dair önemli açıklamalarda bulundu. Op. Dr. Kuzukıran, preeklampsinin gebeliğin genellikle 20. haftasından sonra ortaya çıkan ve yüksek tansiyonla birlikte idrarda protein kaçağı (proteinüri) ile organ fonksiyon bozukluklarının görüldüğü ciddi bir komplikasyon olduğunu belirtti ve “Bu durum hem anne hem de bebek için hayati riskler taşıyabilir” dedi. “Risk Grubundaki Anne Adayları Dikkatli Olmalı” Preeklampsi gelişme riski yüksek olan grupları sıralayan Dr. Kuzukıran, “İlk gebeliğini yaşayanlar, 35 yaş üstü anne adayları, daha önce preeklampsi geçirmiş olanlar, obezite sorunu olanlar, diyabet veya kronik hipertansiyon hastaları ve çoğul gebelikler bu durum açısından risk altındadır” uyarısında bulundu. Preeklampsinin bazen belirti vermeden ilerleyebileceğini vurgulayan Dr. Kuzukıran, “Şiddetli baş ağrısı, bulanık görme, yüzde, ellerde ya da ayaklarda ani şişlik, ani kilo alımı, karın üst bölgesinde ağrı ve nefes darlığı gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden hekime başvurulmalıdır” şeklinde konuştu. “Düzenli Takip Hayati Önem Taşır” Dr. Kuzukıran, gebelik boyunca yapılacak düzenli kontrollerin preeklampsinin erken teşhisinde kritik rol oynadığını vurgularken de, “Erken tanı sayesinde preeklampsi kontrol altına alınabilir. Bu da hem annenin hem de bebeğin sağlığını güvence altına alır. Anne adaylarımızın tansiyon takibini ihmal etmemesi, doktor kontrollerini aksatmaması büyük önem taşıyor” dedi. Her gebenin sağlık geçmişine göre bireysel takip planı yapılması gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Nuray Kuzukıran, sağlıklı bir gebelik için bilinçli olunması gerektiğini belirtirken açıklamasını “Gebelik boyunca dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve stres yönetimi, sağlıklı bir süreç için vazgeçilmezdir” diyerek tamamladı.

Gebelikte kansızlık ciddi sonuçlar doğuruyor Haber

Gebelikte kansızlık ciddi sonuçlar doğuruyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre dünya çapında çocukların yüzde 25’inin kadınların yüzde 40’ının anemi yaşadığını vurgulayan Dr. Edvin Murrja, “Bu durum özellikle doğurganlık çağındaki kadınlar ve hamileler için ciddi bir sağlık sorunu teşkil etmektedir. Gebelikte kansızlık bebeğin gelişimine engel olabilir” dedi. Anemi, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin seviyesinin azalması sonucu oluşmaktadır. Hemoglobin oksijenin vücutta taşınmasını sağlayan bir proteindir. Hemoglobin eksikliği veya kırmızı kan hücresi sayısının azalması, vücudun yeterince oksijen alamamasına neden olmaktadır. Aneminin en yaygın belirtilerinin yorgunluk ve halsizlik, soluk ten, nefes darlığı, baş dönmesi, baş ağrısı, çarpıntı, üşüme, soğuk el ve ayaklar olduğunu söyleyen Medicana Zincirlikuyu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja,“Aneminin birçok şekli vardır ancak en sık görüleni demir eksikliği anemisidir. Bu genellikle demirden fakir beslenme veya yoğun adet kanamaları sonucu oluşan demir eksikliğinden kaynaklanır. Aynı zamanda vitamin eksiklikleri, kronik bir hastalık ve kan kaybından da kaynaklanabilir” açıklaması yaptı. BU FAKTÖRLER ANEMİ RİSKİNİ ARTIRIYOR Kadınlarda anemi riskini artıran başlıca faktörler; yoğun adet kanamaları, yetersiz beslenme ve gebelik dönemindeki artan demir ihtiyacıdır. Aneminin nedenlerinin farklı gruplara ayrılabildiği bilgisini veren Uzm. Dr. Edvin Murrja bu grupları şöyle detaylandırdı: “Demir eksikliği: Vücudun hemoglobin üretimi için gerekli olan demir mineralinin yetersizliği Vitamin eksiklikleri: B12 vitamini ve folik asit gibi vitaminlerin eksikliği Kronik hastalıklar: Böbrek hastalığı, kanser ve romatoid artrit gibi kronik hastalıklar Genetik faktörler: Akdeniz anemisi veya orak hücre anemisi gibi genetik hastalıklar Kan kaybı: Yoğun adet kanamaları, mide-bağırsak sistemi kanamaları veya yaralanmalar nedeniyle meydana gelen kan kayıpları” ANEMİNİN TEDAVİSİ NEDENİNE BAĞLI OLARAK DEĞİŞİYOR Anemi tanısının bir dizi kan testi yardımıyla konulduğunu belirten Uzm. Dr. Edvin Murrja, “Bu testler hemoglobin seviyelerini, kırmızı kan hücresi sayısını ve diğer kan bileşenlerini ölçer. Ek olarak vitamin, mineral ve diğer anemi nedenlerini açıklayacak diğer testler de istenir. Demir eksikliğine bağlı anemilerde, demir takviyelerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca demir açısından zengin besinlerin tüketilmesi teşvik edilir. Vitamin eksikliğinden kaynaklanan anemilerde B12 vitamini veya folik asit eksikliklerine bağlı anemilerde, uygun vitamin takviyeleri reçete edilir. Yetersiz beslenmeye bağlı gelişen anemilerde eksikliklerin giderilmesi için dengeli ve sağlıklı bir beslenme planı oluşturulur. Kronik hastalıklara bağlı anemilerde ise altta yatan hastalığın tedavisine yönelik ilaçlar kullanılır. Şiddetli anemi durumlarında, kan transfüzyonu yani kan nakli gerekebilmektedir” açıklamalarında bulundu. HAMİLELİK DÖNEMİNDE DÜZENLİ KONTROL ŞART Hamilelikte anemi tespiti ve tedavisi, gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için oldukça önemlidir. Bu nedenle hamilelik sırasında düzenli sağlık kontrolleri ve doktor önerilerine uyulması büyük bir önem taşır. Uzm. Dr. Edvin Murrja, “Hamilelikte kansızlık annenin oksijen taşıma kapasitesini düşürerek hem kendi sağlığını hem de bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca annenin yorgunluk, halsizlik gibi problemler yaşamasına neden olabilir” dedi. DENGELİ BİR BESLENME PLANI İLE ANEMİDEN KORUNUN Anemiden korunmak için demir açısından zengin besinler tüketmenin faydalı olacağını vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja bu besin kaynakları şöyle sıraladı: “Karaciğer, et, kümes hayvanları eti, balık, fasulye, fındık, kuru yemiş, hububat ve tahıllar, birçok koyu yeşil yapraklı sebzeler gibi besinlerdir. Demire ek olarak B12 vitamini ve folik asit içeren besinlerin de tüketilmesi gerekmektedir. Bunlar arasında ise et, balık (ton balığı, somon), yumurta, süt ve süt ürünleri, B12 ile zenginleştirilmiş tahıllar, ıspanak, brokoli, portakal, muz avokado ve baklagiller yer alır. C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Demir açısından zengin bir öğünle birlikte; portakal, mandalina, limon, çilek, kivi, domates, kırmızıbiber de tüketilebilir. Özellikle risk altında olan bireylerin düzenli kan testleri yaptırmaları, anemi belirtilerinin erken teşhis edilmesinde faydalı olmaktadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.