SON DAKİKA
Hava Durumu

#Halk Sağlığı

Söz Bursa - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

CHP'li Pala: "Her dört kişiden birinin ölüm nedeni meçhul" Haber

CHP'li Pala: "Her dört kişiden birinin ölüm nedeni meçhul"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerinde “nedeni bilinmeyen” ölümlerin toplam ölümler içindeki payında dikkat çekici bir artış yaşandığını belirterek, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na 30 Haziran 2026 tarihinde kapsamlı bir soru önergesi iletti. Bakan Mehmet Şimşek’in, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre içerisinde yanıt vermesi gerekmektedir. Konuya ilişkin Pala, “TÜİK tarafından yayımlanan ölüm ve ölüm nedeni istatistikleri; ülkemizde sağlık sisteminin niteliği, koruyucu sağlık hizmetlerinin etkinliği ve bölgesel eşitsizliklerin değerlendirilmesi açısından temel veri kaynaklarından biridir. Dolayısıyla bu verilerin güvenilir, karşılaştırılabilir ve zamanında yayımlanması, kamu politikalarının kanıta dayalı biçimde belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Buna karşın, son yayımlanan verilerde nedeni bilinmeyen ölümlerin toplam ölümler içindeki payı 2024 yılında yüzde 5,3 iken 2025’te yüzde 8’e yükselmiş; özellikle bazı illerdeki hızlı artış, ölüm belgeleme süreçlerinde iller arasında ciddi farklılıklar olduğuna yönelik soru işaretleri yaratmıştır” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Pala, il bazında görülen artışlara şu sözlerle değindi: “Örneğin Aydın’da nedeni bilinmeyen ölümlerin toplam ölümler içindeki payı 2024 yılında yüzde 17,3 iken 2025 yılında yüzde 27,9’a yükselmiş, Ankara’da ise bu oran yüzde 4,6’dan yüzde 11,3’e çıkmıştır. Bu verilere göre Aydın’da hayatını kaybeden her dört vatandaştan birinin neden yaşamını yitirdiği bilinmemektedir. Halk sağlığı alanında alınan kararların temelinde değerlendirilen ölüm nedeni verilerinde ortaya çıkan böylesi bir belirsizlik, etkili politikaların geliştirilmesini güçleştirmekte ve hesap verebilirliği zayıflatmaktadır” dedi. “TÜİK, verileri altı ay geç yayımlamasına rağmen neden geriye dönük güncellediğini kamuoyuna açıklamalıdır!” Bununla beraber Pala, TÜİK’in istatistiklerle birlikte yayımladığı açıklamalarda, ölüm nedeni verilerinin idari kayıtlara gecikmeli yansıyan yeni kayıtlar nedeniyle bir yıl geriye dönük olarak güncellendiğini belirttiğini kaydetti. Bu durumun veri güvenilirliğini zayıflatan bir başka uygulama olduğunu ifade eden Pala, “2025 yılı verilerinin halihazırda 2026 yılı Haziran ayında yayımlandığı göz önünde bulundurulduğunda, verilerin geriye dönük güncellenmesi ihtiyacı, veri kalitesini artırmayı hedefleyen elektronik sistemlerin etkili kullanılmadığı yönündeki kaygıyı güçlendirmektedir. Bu nedenle TÜİK, ölüm belgeleme süreçlerinde veri güvenilirliğini ve şeffaflığı nasıl sağladığını kamuoyuyla paylaşmalı, nedeni bilinmeyen ölümlerdeki artışın ve iller arası farklıların hesabını vermelidir” dedi.

CHP'li Kayıhan Pala'dan yetkililere "Sıcak" çağrı! Haber

CHP'li Kayıhan Pala'dan yetkililere "Sıcak" çağrı!

CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, sıcak hava dalgalarına karşı risk gruplarını koruyacak önlemler almak üzere, yetkilileri göreve çağırdı. Pala, geçen yıl, 24 Ekim 2025 tarihinde Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle vermiş olduğu soru önergesinde, iklim krizine ve sıcak hava dalgalarına karşı risk gruplarını korumak amacıyla alınan önlemleri sormuş, ancak Anayasal zorunluluk olduğu halde yanıt alamamıştı. Pala, bu durumu ve alınması gereken önlemleri 7 Mart 2026 günü yayınladığı basın bülteni ile duyurmuştu. Bugünlerde Avrupa’nın yeniden sıcak hava dalgalarıyla karşılaştığını vurgulayan Prof. Pala, sıcak hava dalgalarına karşı alınması gereken önlemleri bir kez daha dile getirdi. Sıcak hava dalgaları, iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki en doğrudan ve en yıkıcı etkilerinden biri. Geleneksel olarak sadece meteorolojik bir istatistik olarak görülen aşırı sıcaklar, aslında toplumun kırılgan kesimlerini doğrudan hedef alan ve "sessiz katil" olarak tanımlanan bir halk sağlığı acil durumudur. Küresel ortalama sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 1,2°C (2023 rekorunda 1,45°C) artış göstermesi, uç sıcaklık değerlerinin görülme sıklığını dramatik şekilde değiştirmiştir. Bu durum, sadece termometrelerin yükselmesi değil, sağlık sistemlerinin alışık olmadığı ve biyolojik sınırları zorlayan bir termal stres yüküyle karşı karşıya kalması anlamına gelmektedir. Sıcaklığın insan fizyolojisi üzerindeki baskısı, vücudun ısı dengesini koruyan mekanizmaların (terleme, cilt kan akımı) iflas etmesiyle başlar. Bu baskı, sadece “sıcak çarpması” olarak adlandırılan doğrudan vakalarla değil, mevcut kronik hastalıkların tetiklenmesi sonucu oluşan ağır hastalanma veya ölüm olarak da kendini gösterir. Isı dengesi için kalbin aşırı çalışması; kalp yetmezliği ve damar içi pıhtılaşma riskini artırır. Artan sıcaklık, yer seviyesindeki ozon ve partikül kirliliğini tetikleyerek KOAH ve astım ataklarını şiddetlendirir. Sıvı kaybı, elektrolit dengesizliği ve böbrek yetmezliğine yol açarak diyaliz hastaları için hayati risk oluşturur. 2003 Avrupa sıcak dalgasında 15 bini yalnızca Fransa’da olmak üzere 70 binin üzerinde fazladan ölüm kaydedilmiştir. Ülkemizde yapılan bazı akademik çalışmalarda da 2003-2017 yılları arasında yalnızca İstanbul’da aşırı sıcaklar nedeniyle 4 binin üzerinde fazladan ölüm yaşandığı bildirilmiştir. Yaşlılar (75+) susama refleksinin azalması ve ısı düzenleme kapasitesinin zayıflaması nedeniyle en yüksek risk grubudur. Diyabet, kalp ve böbrek hastaları sıcak hava dalgalarına karşı savunmasızdır. İnşaat ve tarım işçileri, açık havada çalışmaya bağlı olarak mesleki maruziyet nedeniyle doğrudan risk altındadır. Risk, sadece termometrenin kaç dereceyi gösterdiğiyle değil; o sıcaklığın hangi sosyal sınıfa, hangi barınma kalitesine ve hangi "yalnızlık" düzeyine çarptığıyla doğrudan ilişkilidir. 2003’te Paris’te yaşanan sıcak hava dalgaları felaketi, riskin mekânsal ve sosyal boyutunu netleştirmiştir. Sıcak hava dalgaları nedeniyle ölenlerin büyük çoğunluğu yalnız yaşamakta, yaklaşık yarısı kötü havalandırılan evlerde ikamet etmekteydi. Sosyal izolasyon, yardım çağırma sürecini imkansızlaştırarak ölüm oranlarını çarpan etkisiyle artırmıştır. Türkiye, iklim krizinin "sıcak noktası" olan Akdeniz Havzası'ndaki konumu nedeniyle çok ciddi bir tehdit altındadır. Ülkenin demografik ve kentsel ısı adası yapısı, bu tehdidi bir sistemik krize dönüştürme potansiyeline sahiptir. Türkiye'deki yüksek kötü kentleşme düzeyi ve betonlaşma, sıcak hava dalgalarını sıradan bir olay olmaktan çıkarıp, milyonlarca insanı etkileyebilecek, iklim göçlerini ve kentsel altyapı krizlerini tetikleyebilecek bir soruna dönüştürmektedir. Sıcak hava dalgalarına karşı başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, diğer bakanlıkların ve paydaşların yetki ve sorumlulukları netleştirilmelidir. Meteoroloji ile entegre biçimde sağlık temelli eşikler saptanmalı, risk gruplarına yönelik farkındalık çalışmaları artırılmalıdır. Yalnız yaşayan yaşlılar ve hastalar önceden belirlenmeli ve yerel yönetimler ve sağlık ekipleri tarafından belli aralıklarla kendileriyle iletişim kurulmalıdır. Acil servislerde kapasite artışı sağlamak amacıyla, “Yeşil alan” yaklaşımı sona erdirilmeli, acil servisler yalnızca acil hastalara hizmet sunacak biçimde düzenlenmelidir. Dış ortamda çalışan emekçiler için ısı düzeyine göre çalışma saatleri düzenlenmeli, dinlenme araları artırılmalı, suya erişim ve kişisel koruyucu donanım sağlanmalıdır. Sıcak hava dalgaları, Türkiye'nin iklim krizine karşı mücadelesinde "en ölümcül" ancak "en az görünür" alanlardan biridir. Ulusal ve yerel düzeyde eylem planlarının uygulamaya konulması kaçınılmazdır. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıkları iklim krizine ve sıcak hava dalgalarına karşı risk gruplarını korumak üzere görevlerini yapmaya çağırıyoruz.

Gençliği yutan dipsiz kuyu: Sanal kumar alarm veriyor! Haber

Gençliği yutan dipsiz kuyu: Sanal kumar alarm veriyor!

Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden birkaç saniyede ulaşılabilen sanal bahis ve kumar uygulamaları, gençler arasında giderek büyüyen bir bağımlılık sorununa dönüşüyor. Uzmanlar, özellikle ekonomik kaygılar ve kısa yoldan kazanç elde etme isteğinin gençleri bu platformlara yönelttiğini belirtirken, başlangıçta sunulan küçük kazançların bağımlılık döngüsünü tetiklediğine dikkat çekiyor. Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, gençler arasında sanal bahis ve kumarın alarm verici boyutlara ulaştığını söyledi. Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu'nda konuşan Ögel, sanal kumarın Türkiye'de en hızlı yayılan bağımlılık türlerinden biri haline geldiğini söyledi. Kumarın artık yalnızca fiziksel mekânlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Ögel, cep telefonları aracılığıyla günün her saatinde erişilebilen dijital platformların riski katladığını ifade ederek, "Sanal kumar yeni neslin karşı karşıya olduğu en önemli bağımlılık alanlarından biri haline geldi. Bu yolla düzenli para kazanmak mümkün değil. Buna rağmen gençler bir kez başladığında kendilerini durdurmakta ciddi güçlük yaşıyor" dedi. Uzmanlara göre, sanal bahis sitelerinin en tehlikeli yönlerinden biri ise kullanıcıyı sisteme bağlamak için kullandıkları yöntemler. Renkli tasarımlar, anlık bildirimler ve hızlı geri dönüş mekanizmalarıyla dikkat çeken platformların özellikle ilk aşamada kazandırarak güven oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Ögel, "Bir kez kazanan kişi kaybetmeye başladığında da oyunda kalmayı sürdürüyor. Çünkü kayıplarını geri kazanabileceğine inanıyor. Asıl tuzak da burada başlıyor" ifadelerini kullandı. ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI Ögel, ailelerin çocuklarında ortaya çıkan davranış değişikliklerini dikkatle takip etmesi gerektiğini vurgulayarak, "Harcama alışkanlıklarında ani değişimler, sosyal çevreden uzaklaşma, okul başarısında düşüş ve dijital cihazlarla geçirilen sürenin artması önemli işaretler arasında yer alıyor. Bağımlılığı anlamanın en etkili yolu çocukla sağlıklı iletişim kurmaktır. Ergenlik dönemine ait davranışlarla bağımlılık belirtilerini ayırt etmek ancak güçlü bir iletişimle mümkündür" dedi. Uzmanlar, sanal kumarın yalnızca ekonomik kayıplara yol açmadığını; aile ilişkilerinden eğitim hayatına, ruh sağlığından sosyal yaşama kadar birçok alanda kalıcı sorunlara neden olabileceğini belirtiyor. Bu nedenle sanal bahis ve kumarın, dijital çağın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. BAĞIMLILIK BİR BEYİN HASTALIĞI Klinik Psikolog Yusuf Babacan da bağımlılığın irade sorunu değil, bir beyin hastalığı olduğunu ve tedavi edilmediğinde her geçen gün şiddetlenen patolojik bir duruma evrildiğini belurterek, "Bağımlılık kamuoyunda bir nefis mücadelesi gibi algılanıyor. Oysa bağımlılık beynin bazı bölgelerinin işlevselliğini kaybetmesi anlamına geliyor. Beyin ödül merkezi ve kontrol merkezinden oluşur. Kontrol merkezindeki bozulma bağımlılığın gelişmesine neden oluyor. Kontrol merkezi devre dışı kaldığı için kişi kendisini frenleyemiyor. Beynin içsel frenleme sistemi devre dışı kalıyor" diye konuştu. Özellikle son dönemde gençler arasında kumar bağımlılığının hızlı geliştiğine dikkat çeken Babacan, online bahis sisteminin ve kumarın gençleri hedef aldığına işaret etti. Erişimin kolaylaşmasının bağımlılığın gelişip sürdürülmesine katkıda bulunduğunu ifade eden Babacan, gençlerin başlangıçta can sıkıntısı, keyiflenmek ama en önemlisi kısa yoldan zengin olma dürtüsü ile kumara başladığını ifade etti. Kumarın sonu olmayan ekonomik bir bataklık olduğuna dikkat çeken Babacan sözlerini şöyle sürdürdü: "Kısa yoldan köşeyi dönme, emek harcamadan zengin olma hayali bu davranışı başlatıyor, sonra kazanıp-kaybedip bunu devam ettiriyorlar. Zengin olma fantezisi onları dipsiz bir kuyuya çekerek, ailelerinin de iflasına sebep oluyor. Çünkü gençler kumar borçlarını ailelerine ödetmeye çalışıyor. Unutulmamalıdır ki, bağımlılık kronik bir hastalık ve tedavi edilmediğinde her geçen gün şiddetlenen patolojik bir duruma evriliyor".

Yaz geldi, kabus geri döndü: Uzman isimden çok kritik ‘Kene’ ve KKKA uyarısı! Haber

Yaz geldi, kabus geri döndü: Uzman isimden çok kritik ‘Kene’ ve KKKA uyarısı!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte kene vakalarında artış yaşanırken, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı da yeniden gündeme geldi. Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların dikkatli olması gerektiğini belirterek, hastalıktan korunmada kişisel önlemlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. KKKA Nedir? Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi’nin kenelerin insanları ısırmasıyla bulaşan bir virüs tarafından oluşturulan ve ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve daha ciddi olgularda kanama gibi bulgu ve belirtiler oluşturarak ölümlere neden olabilen zoonotik, yani hayvanlardan insanlara bulaşan bir hastalık olduğunu söyledi. Hastalığın ilk olarak Kırım bölgesinde, sonraki yıllarda ise Kongo’da tespit edildiğini belirten Özsoy, 1969 yılında bu iki bölgede görülen virüslerin aynı olduğunun anlaşılması üzerine hastalığın “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” olarak isimlendirildiğini ifade etti. “Vakalar Bahar ve Yaz Aylarında Artıyor” KKKA vakalarının, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirten Özsoy, hastalığın Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta tespit edildiğini söyledi. Hastalığın çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaştığını kaydeden Özsoy, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Tokat, Yozgat, Sivas, Amasya, Çorum, Çankırı, Bolu, Kastamonu ve Karabük’ün hastalığın yoğun görüldüğü iller arasında yer aldığını dile getirdi. “Bulaşma Yollarına Dikkat” Hastalığın ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaştığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığın bulaştırıcısı olan asıl kene türünün Hyalomma marginatum olduğunu söyledi. Özsoy, bunun yanı sıra hastalığın viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku ve vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabildiğine dikkat çekti. “Belirtiler ve Kuluçka Süreci” Kuluçka döneminin genellikle 1 ila 3 gün arasında değiştiğini, en fazla ise 9 güne kadar uzayabildiğini belirten Özsoy, enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında bu sürenin 5 ila 6 gün, en fazla ise 13 gün olabileceğini ifade etti. “Hastalığın Özel Bir Tedavisi Bulunmuyor” KKKA’nın özel bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Özsoy, tedavinin esasını destek tedavisinin oluşturduğunu söyledi. Günümüzde hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmadığını belirten Özsoy, Türkiye’de hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. “Her Yıl Nisan-Ekim Arasında Görülüyor” Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmaların Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü ifade eden Özsoy, kişisel korunma önlemlerinin alınmasının hastalığın kontrolünde ön planda olduğunu söyledi. Türkiye’de KKKA’nın her yıl nisan-ekim ayları arasında görüldüğünü, haziran ve temmuz aylarında ise vaka sayılarının zirveye ulaştığını belirten Özsoy, hastalığın yaklaşık yüzde 4-5 oranında ölümcül seyredebildiğini dile getirdi. Özsoy, 2002-2024 yılları arasında Türkiye’de 17 bin 132 vaka görüldüğünü ve 819 ölüm kaydedildiğini belirterek, en yüksek vaka sayısının 2009 yılında 1.318 vaka olarak gerçekleştiğini, 2017 yılında ise 343 vakanın tespit edildiğini söyledi. Hastalığın halen ülkemiz açısından önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. “Risk Altındaki Meslek Grupları” Hastalığın özellikle endemik bölgelerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, enfekte hastalarla temas eden sağlık personeli, laboratuvar çalışanları, hasta yakınları, askerler ve kamp yapan kişiler açısından risk oluşturduğunu belirten Özsoy, bu grupların daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. “Basit Tedbirlerle Korunmak Mümkün” Kene yönünden riskli alanlara gidilirken vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Özsoy, pantolon paçalarının çorap içine sokulmasının ve açık renkli kıyafetlerin kullanılmasının kenelerin fark edilmesini kolaylaştırdığını ifade etti. Riskli alanlardan dönüldüğünde vücudun dikkatlice kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Özsoy, kene tutunması halinde çıplak elle temas edilmeden uygun bir malzeme yardımıyla çıkarılması gerektiğini söyledi. Kenenin erken çıkarılmasının hastalığın bulaşma riskini azalttığını belirten Özsoy, kişinin keneyi çıkaramadığı durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini ifade etti. Hayvanların sağlıklı görünse bile hastalığı taşıyabileceğine dikkat çeken Özsoy, hayvanların kanı, vücut sıvıları ve dokularına çıplak elle temas edilmemesi gerektiğini söyledi. “Kene Çıplak Elle Ezilmemeli” Kenelerin uçan ya da zıplayan canlılar olmadığını, yerden yürüyerek insan vücuduna tırmandığını belirten Özsoy, vücuda tutunan veya hayvanlar üzerinde bulunan kenelerin kesinlikle çıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerektiğini vurguladı. Kenelerin üzerine sigara basılması ya da kolonya ve gaz yağı gibi maddeler dökülmesinin yanlış bir uygulama olduğunu ifade eden Özsoy, bunun kenenin kasılmasına neden olarak virüsü kişiye bulaştırma riskini artırabileceğini söyledi. “Temas Sonrası Takip Önemli” Kene tutunan kişilerin 10 gün boyunca halsizlik, iştahsızlık, ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi belirtiler açısından kendilerini izlemeleri gerektiğini belirten Özsoy, bu belirtilerden herhangi birinin ortaya çıkması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade etti. Maruz kalan kişilerin günlük vücut ısısı ölçümü ve haftalık tam kan sayımı da dahil olmak üzere iki haftalık bir izlem sürecinden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Özsoy, karantina uygulanmasına gerek olmadığını söyledi. İzlem döneminde ateşli bir hastalık gelişmesi durumunda tanısal testlerin yapılması gerektiğini belirten Özsoy, Ribavirinin koruyucu amaçla kullanımının rolünün ise halen netlik kazanmadığını ve daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. “Çevre Temizliğinde Çamaşır Suyu Etkili” Çevre temizliği konusunda da bilgi veren Özsoy, sodyum hipokloritin, yani çamaşır suyunun virüse karşı oldukça etkili olduğunu söyledi. Kan ve vücut sıvılarıyla kirlenmiş yüzeylerde 1’e 10’luk solüsyonların kullanıldığını belirten Özsoy, organik materyaller uzaklaştırıldıktan sonra uygulanmasının etkinliği artırdığını ifade etti. Hazırlanan solüsyonların 24 saat sonra etkinliğinin azaldığını kaydeden Özsoy, bu nedenle günlük hazırlanması gerektiğini ve hazırlanan ortamın iyi havalandırılmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı Haber

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, son yıllarda sağlık kuruluşlarında meydana gelen yangınların, yangın müdahale sistemlerinin yeterliliği ve Sağlık Bakanlığı’nın bu alandaki denetimlerine dair kamuoyunda endişe yarattığını ifade etti. Pala, hastanelerin yüksek riskli yapılar olduğunu vurgulayarak, yangın güvenliğinin yalnızca teknik bir konu değil, doğrudan bir hasta güvenliği ve halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Hastane yangınları hastaların ve sağlık çalışanlarının yaşamını tehdit ediyor. Örneğin 2009’da Bursa'da Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi'nde çıkan yangında Yoğun Bakım Servisi'nde yatan 8 hasta; 2020’de Gaziantep'te SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesinde çıkan yangında 9 hasta; aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi'ne bağlı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı binasında çıkan yangın sonucu bir hasta ve 2023’te İstanbul’da Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti. Bazı hastalar ve sağlık çalışanları da yaralandı. Konuya ilişkin Pala, “Hastaneler; yataklı tedavi hizmetlerinin sunulduğu, hareket kabiliyeti kısıtlı, yaşlı, çocuk, engelli, ameliyat sonrası bakım ve yoğun bakım hastalarının bulunduğu yüksek riskli yapılardır. Yangın anında kendi başına tahliye olamayacak hastaların bulunduğu sağlık kuruluşlarında yangın müdahale sistemlerinin ve acil çıkışların eksiksiz çalışması yaşamsal önemdedir. Özellikle, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’te yapılan değişiklikler sonrası sağlık kuruluşlarında yaşanan yangınlar, Sağlık Bakanlığı’nın yönetmelik hükümlerine ne ölçüde uyabildiğine ve uygulamaları ne düzeyde denetleyebildiğine dair açıklama yapmasını gerektirmektedir” dedi. Prof. Dr. Pala, kamuya açık sağlık kuruluşlarındaki yangın müdahale sistemlerinin kapasitesi, personel eğitimleri ve denetimlerin detaylarına yönelik Sağlık Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 3 Mart 2026 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık, önergeyi yanıtlamayarak yangın riskine karşı sorumluluğunu gözden kaçırmaktadır! Riskli hastaneler derhal açıklanmalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle son beş yıl içinde kaç hastanede yangın denetimi yapıldığını, kaç hastanede eksiklik tespit edildiğini ve yangın güvenliği açısından yetersiz bulunan hastaneler hakkında ne tür idari yaptırımlar uygulandığını sordu. Pala, “Bakanlık, ilgili soruları yanıtlamayarak hastanelerdeki yangın tehdidinin yarattığı hayati riske karşı sorumluluk almadığını göstermektedir. Yangın güvenliği açısından riskli olduğu tespit edilen hastanelerin açıklanamaması hem denetim hem de uygulama alanındaki zafiyetlerin kamuoyundan gizlendiği düşüncesini güçlendirmektedir.” açıklamasında bulundu. “Yeni bir eylem planı şart; özellikle yoğun bakım gibi riskli birimler için çalışmalara derhal başlanmalı!” Pala, olası can kayıplarının ve yaralanmaların önlenmesi amacıyla, hastanelerin yangın güvenliği açısından gözden geçirileceği ve gerekli önlemlerin alınmasının sağlanacağı bir eylem planı hazırlanması gerektiğini ifade etti. “Yoğun bakım, ameliyathane ve acil servis gibi yüksek riskli birimler bu çalışmalar içinde önceliklendirilmelidir. Yüksek riskli birimlerde yangın anında uygulanacak tahliye planları hazırlanmalı; hareket kabiliyeti kısıtlı, yoğun bakım altındaki hastaların tahliyesi için özel ekipmanlar her hastanede bulundurulmalıdır. Sağlık personeline yangınla mücadele, tahliye ve acil durum yönetimi konusunda düzenli eğitim verilmesi de ertelenemez bir zorunluluktur. Bakanlık, sağlık kuruluşlarında olası bir yangının yaratacağı etkileri ciddiye almalı ve yürüttüğü çalışmaların hesabını kamuoyuna vermelidir” dedi.

CHP'li Pala'dan ithal et uyarısı: "Yasaklı hormon ve ciddi sağlık riski var!" Haber

CHP'li Pala'dan ithal et uyarısı: "Yasaklı hormon ve ciddi sağlık riski var!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Türkiye’nin Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika ülkelerinden yoğun biçimde canlı hayvan ve et ürünü ithal ettiğini ve son dönemde uluslararası et tedarik zincirinde halk sağlığını tehdit eden zafiyetler yaşandığını belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Yakın zamanda Hollanda’nın Brezilya’dan ithal ettiği bazı kırmızı et ürünlerinde Avrupa Birliği’nde ve Türkiye’de yasaklı olan bir büyüme hormonu tespit edildiği bildirilmiştir. Bu olay, menşei ülkelerde yaşanan denetim zafiyetlerinin tedarik zincirinde hızla yayılabildiğini bir kez daha göstermektedir. Türkiye’nin de Brezilya başta olmak üzere Güney Amerika ülkelerinden yoğun biçimde canlı hayvan ve et ithal ettiği bilindiğinden, bu ürünlerde hormon kalıntısı ve yasaklı maddelere yönelik denetimlerin sonuçlarıyla birlikte kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Özellikle Kurban Bayramı döneminde canlı hayvan ve et ticareti yoğunluk kazanırken, bu maddelerin gıdalar yoluyla insanlara geçebilmiş olması ciddi bir halk sağlığı riski oluşturmaktadır” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Pala, Tarım ve Orman Bakanlığı’na 3 Mart 2026 tarihinde ithal edilen canlı hayvan ve kırmızı et ürünlerinde hormon, ilaç kalıntısı ve benzeri yasaklı maddelere yönelik denetimlerin kapsamı ile sonuçlarına dair detaylı bilgi talep ederek kapsamlı bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan İbrahim Yumaklı, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sentetik hormonlar büyüme bozukluklarından diyabete çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor!” Prof. Dr. Pala, sentetik hormonların gıda yoluyla insan vücuduna geçmesi halinde doğrudan ve dolaylı çok sayıda sağlık tehdidiyle karşılaşılabileceğini, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ise soru önergesini yanıtlamayarak bu tehdidi yok saydığını ifade etti. “Bu maddelerin insanla teması halinde öncelikle çocukların sağlıklı büyümesinde olumsuzluklara yol açabileceği, erken ergenlik riskini artırabileceği ve insülin direnci üzerinden tip 2 diyabet riskini yükseltebileceği bilinmektedir. Ayrıca bu hayvanlarda enfeksiyonların daha sık görülebilmesi nedeniyle antibiyotik kullanımı artmakta ve artan kullanım antibiyotik direnci bakımından ek bir risk alanı oluşturmaktadır. Gıdalar yoluyla insanlara geçen ilaç kalıntıları nedeniyle antibiyotik direnci insanlar arasında da yaygınlaşmakta ve bu durum gelecekte karşılaşılan enfeksiyonların tedavisini güçleştirmektedir” uyarısında bulundu. “Ülkemizde insan, hayvan ve çevre sağlığını beraber geliştirecek bir ‘Tek Sağlık’ sistemine ihtiyaç var!” “Halk sağlığı içinde çok büyük bir paya sahip hayvan sağlığı ve gıda güvenliğinin sorumluluğu Tarım ve Orman Bakanlığı’na aittir. Bakanlık, soru önergesini yanıtlamayarak kamuoyuna karşı sorumluluğunu reddetmektedir. Özellikle Kurban Bayramı gibi bir dönemde denetimlerin ve kamuoyunu bilgilendirici faaliyetlerin artırılması gerekirken, riskler açıkça halktan gizlenmektedir” eleştirisinde bulunan Pala, Bakanlığın derhal son on yılda ithal ettiği canlı hayvan ve et ürünlerinin nereden geldiğini ve kaç denetim yaptığını açıklamasını istedi. “Bu ürünlerde yasaklı hormon ve ilaç kalıntısı tespit edilmiş ise insanların tüketimine izin verilemez. Bakanlık bu konuda şeffaf olmalı, eğer ortada tehdit varsa geri çağırma ve piyasadan toplatma kararlarını hızla almalıdır. İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı bir arada ele alınmadıkça halk sağlığının etkili bir şekilde korunması mümkün değildir. Ülkemizde bu üç alanın ortak olarak geliştirildiği, ‘Tek Sağlık’ anlayışını benimseyen bir sisteme ihtiyaç vardır” diyerek sözlerini noktaladı.

Başkan vekili Biba’dan hemşirelere teşekkür: "Hepimizin sizlere ihtiyacı var" Haber

Başkan vekili Biba’dan hemşirelere teşekkür: "Hepimizin sizlere ihtiyacı var"

Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, 12 Mayıs Hemşireler Günü kapsamında Bursa Şehir Hastanesi’nde görev yapan hemşireleri ziyaret ederek çiçek takdim etti. Büyükşehir ekipleri de şehir genelindeki sağlık kurumları ve belediye birimlerinde görev yapan sağlık çalışanlarını ziyaret ederek Hemşireler Günü'nü kutladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Hemşireler Günü çerçevesinde düzenlenen programla sağlık çalışanlarına moral ve destek ziyaretleri yapıldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa Şehir Hastanesi’nde görev yapan hemşirelerle bir araya gelerek sohbet etti. Gayretlerinden dolayı teşekkür edip çalışanlara çiçek takdim eden Başkan Vekili Biba, hemşirelerin toplum sağlığı açısından üstlendikleri önemli göreve dikkat çekti. “HEPİMİZİN SİZLERE İHTİYACI VAR” Başkan Vekili Şahin Biba, Hemşireler Günü’nü kutlamanın yanı sıra farkındalık oluşturmanın da büyük önem taşıdığını ifade ederek, “Hemşirelerin çalışma hayatında karşılaştığı zorlukların farkında olmamız, empati kurarak mesleğin önemini daha iyi kavramamız gerekiyor. Hepimizin sizlere ihtiyacı var. Emeklerinizin karşılığını ödemek mümkün değil. Bursa Büyükşehir Belediyesi adına sizlere teşekkür ediyor, Allah’tan güç, kuvvet ve sabır diliyorum” dedi. Program kapsamında Büyükşehir ekipleri tarafından da Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi, Bursa Şehir Hastanesi, Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Çekirge Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşireler ziyaret edildi. Ayrıca Aktif Yaşam Merkezleri Şube Müdürlüğü, Halk Sağlığı ve Sağlıklı Yaşam Şube Müdürlüğü, Evde Sağlık ve Ambulans Hizmetleri Şube Müdürlüğü ile İş Sağlığı ve Güvenliği Şube Müdürlüğü personeli de unutulmadı. Ziyaretlerde sağlık çalışanlarına çiçek verilerek hizmetleri için teşekkür edildi.

Kayıhan Pala: Şap salgını kontrol altına alınamadı Haber

Kayıhan Pala: Şap salgını kontrol altına alınamadı

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 2025 yılı Mayıs ayından bu yana ülke genelinde yayılımını sürdüren şap hastalığının kontrol altına alınamamasına ve kamuoyunda “deli dana” olarak bilinen “Bovine Spongiform Encephalopathy” (BSE) hastalığına ilişkin iddialara yönelik olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na 19 Kasım 2025 tarihinde bir soru önergesi iletti. Prof. Dr. Pala, Bakanlığın iletilen soru önergesine anayasal sürenin dolmasının üzerinden üç ay geçtikten sonra yanıt verdiğini, verilen yanıtta ise ilgili hastalıklara dair önemli verilerin yer almadığını belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Aylarca devam eden şap salgınının kontrol altına alınamaması nedeniyle bazı bölgelerde önemli ölçüde küçükbaş hayvan kayıpları yaşanmış, üreticiler de ciddi ekonomik baskıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bakanlığın izleme, karantina ve telafi mekanizmalarının kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. İletilen soru önergesine verilen yanıt, mevcut uygulamalarda ciddi eksiklikler olduğunu doğrularken, salgınların halk sağlığı ve ekonomi üzerindeki etkisini kamuoyundan gizlemektedir” açıklamasında bulundu. “Kısıtlama kararı Kurban Bayramı sonrası alınmış, hastalığın tüm ülkeye yayılmasına izin verilmiştir!” Prof. Dr. Pala, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın şap hastalığına karşı aldığı önlemlere ilişkin yanıtlarını şu sözlerle eleştirdi: “Bakanlık verdiği yanıtta, geçen yıl Mayıs ayındaki hızlı artışın ardından hayvan hareketlerini kısıtlamaya yönelik kararı ancak 30 Haziran 2025 tarihinde alabildiğini doğrulamıştır. Bu durum, hızla hayata geçirilmesi gereken bu uygulamaların geçen yıl kurban bayramı sonrasına bırakıldığını ve bu nedenle salgının ülkenin her yanına yayılmasına izin verildiğini göstermektedir. Bakanlık yanıtında yürüttüğü aşılama kampanyasını bir gurur tablosu olarak sunmaya çalışsa da aşılamanın tedavi edici değil koruyucu bir uygulama olduğu ve geç alınan bir kısıtlama kararının ardından tek başına yeterli etkiyi sağlamayacağı bilinmektedir. Öte yandan Bakanlık, hangi illerde ve kaç hayvanda şap hastalığı tespit edildiğine dair soruları yanıtsız bırakmış, kontrol altına alamadığı salgının gerçek etkisini kamuoyundan gizlemiştir.” “BSE iddiaları açıklığa kavuşturulmalıdır; Bakanlık derhal bilgi vermeli!” Prof.Pala, soru önergesinde yer verdiği bir diğer ciddi halk sağlığı tehdidine yönelik hiçbir açıklama yapılmadığını belirtti. Halk arasında “deli dana” olarak adlandırılan “Bovine Spongiform Encephalopathy” (BSE) hastalığının Ankara ve Bolu’da iki yurttaşta kısa aralıklarla tespit edildiğinin haberlere yansıdığını ifade eden Pala, bu vakaların hayvansal üretimden tüketime uzanan denetim zincirinde ciddi endişeleri ortaya koyduğunu söyledi. Pala, “İnsandan insana bulaşmayan bu hastalık, çoğunlukla denetimsiz hayvansal ürünler yoluyla insanlara bulaşmaktadır. Hayvan besleme politikalarından ithalat ve kesim süreçlerine kadar arz zincirindeki ana sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığı’na aittir. Ekim ayından bu yana kamuoyunda derin endişe yaratan bu durum hakkında net bir açıklama yapılmamış olması, BSE hastalığının kamusal denetimden fiilen çıktığını göstermektedir. Aynı şekilde Bakanlık, bu hastalığın önlenmesine yönelik hangi çalışmaların yapıldığına ve son dönemde hangi düzeyde tespit edildiğine dair soruları da yanıtsız bırakmıştır” ifadelerini kullandı. Açıklamasının sonunda Pala, Bakanlığı şeffaflığa, hesap vermeye ve bilimsel temelli hayvan sağlığı politikalarını derhal hayata geçirmeye çağırdı: “Veteriner hekimlerin çağrıları dikkate alınmadan zoonozlarla etkili bir mücadele yürütmek mümkün değildir. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını bir bütün olarak ele alan ‘Tek Sağlık’ anlayışı benimsenmeli, bu doğrultuda veteriner hekimler hazırlanan halk sağlığı programlarında daha etkin biçimde görevlendirilmelidir. Ayrıca zoonozlarla mücadelede izlem kapasitesi güçlendirilmeli ve Bakanlık, mevcut yönetim zafiyetlerinin hesabını kamuoyuna derhal vermelidir.”

Kayıhan Pala’dan SGK verilerine tepki: İş cinayetleri gizleniyor Haber

Kayıhan Pala’dan SGK verilerine tepki: İş cinayetleri gizleniyor

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, iş kazası ve meslek hastalığı kaynaklı ölümlere ilişkin resmî istatistiklerde dikkat çekici bir çelişkiyi gündeme taşıdı. Pala, basında yer alan “İş cinayetleri bilinenin iki katı” başlıklı haberin, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) istatistiklerinde kamuoyuna açıklanan “iş kazası sonucu ölüm” sayılarının, “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sonucu Bağlanan Ölüm Geliri Sayısı” verisinden çok daha düşük olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Milletvekili Pala, “Kamuoyuna yansıyan bu bilgiler, iş kazası sonucu meydana gelen ölümlerin önemli bir bölümünün kayıtlara yansımadığını göstermektedir” açıklamasında bulunurken, gerçek ölüm verilerinin gizli kalması halinde çalışan sağlığı ve güvenliği politikalarının sonuçlarının tartışılamayacağını vurguladı. Milletvekili Pala, SGK verilerindeki çelişkinin nedenine, veri kayıt yöntemine ve veri sistemindeki şeffaflığı artırmaya yönelik çalışmalara dair bilgi talep ederek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın, Bakan Vedat Işıkhan, kendisine 20 Kasım 2025 tarihinde iletilen soru önergesine halen yanıt veremedi. “İş cinayetlerine çözüm üretmek yerine, veri kapsamı sınırlı tutularak tablo hafifletilmeye çalışılıyor!” Konuya ilişkin Pala, “SGK istatistiklerinde iş kazası ve meslek hastalığı sonucunda yaşanan ölümlere yönelik iki ayrı veri görülmektedir. Anlık bildirimlere dayalı verilere göre 2005-2024 yılları arasında 27 bin 695 işçinin iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle hayatını kaybettiği kaydedilirken, aynı nedenlerle gelir bağlanan dosya sayısı 52 bin 455’tir. İki veri arasında görülen bu ciddi farkı yalnızca kayıt yöntemindeki farklılıkla açıklamak mümkün değildir. Öyle ki SGK istatistiklerine göre 2012-2024 yılları arasında iş kazası ve meslek hastalığı sonucu hayatını kaybeden işçi sayısı 18 bin 753 iken, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi raporlarında aynı dönemde hayatını kaybeden işçi sayısı 23 bin 633’tür. Bakanlık, kendisine iletilen soru önergesini yanıtlamayarak, AKP iktidarında ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelen iş cinayetlerindeki gerçek tabloyu kamuoyundan gizlemektedir. Bakanlığın bu tutumu, sorunun kök nedenlerine çözüm üretmek yerine veri kapsamını sınırlı tutarak tablonun hafifletilmeye çalışıldığını göstermektedir” eleştirisinde bulundu. “Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimsenmeden, iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değildir!” Açıklamalarının sonunda Pala, iş kazası ve meslek hastalığına bağlı ölümlerin takibinde şeffaflığın artırılması ve bu noktada hızla bir eylem planı geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Konuya ilişkin, “Şeffaf, kapsayıcı ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimsenmeden, ülkemizde bir utanç tablosu haline gelmiş iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değildir. Bakanlık, iş kazası ve meslek hastalıklarına bağlı ölümleri doğru bir şekilde tespit edebilmek için meslek örgütleri, sendikalar ve İSİG Meclisi gibi kuruluşlar ile iş birliği içerisinde olmalı, gelir bağlanan dosya sayısına göre verilerini güncellemelidir. Benzer sorunlarla gelecekte karşılaşılmaması adına, iş kazası ve meslek hastalığı verilerinin şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılacağı bir veri sistemi ve raporlama düzeni kurulmalıdır” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.