SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hasta Güvenliği

Söz Bursa - Hasta Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hasta Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı Haber

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, son yıllarda sağlık kuruluşlarında meydana gelen yangınların, yangın müdahale sistemlerinin yeterliliği ve Sağlık Bakanlığı’nın bu alandaki denetimlerine dair kamuoyunda endişe yarattığını ifade etti. Pala, hastanelerin yüksek riskli yapılar olduğunu vurgulayarak, yangın güvenliğinin yalnızca teknik bir konu değil, doğrudan bir hasta güvenliği ve halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Hastane yangınları hastaların ve sağlık çalışanlarının yaşamını tehdit ediyor. Örneğin 2009’da Bursa'da Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi'nde çıkan yangında Yoğun Bakım Servisi'nde yatan 8 hasta; 2020’de Gaziantep'te SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesinde çıkan yangında 9 hasta; aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi'ne bağlı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı binasında çıkan yangın sonucu bir hasta ve 2023’te İstanbul’da Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti. Bazı hastalar ve sağlık çalışanları da yaralandı. Konuya ilişkin Pala, “Hastaneler; yataklı tedavi hizmetlerinin sunulduğu, hareket kabiliyeti kısıtlı, yaşlı, çocuk, engelli, ameliyat sonrası bakım ve yoğun bakım hastalarının bulunduğu yüksek riskli yapılardır. Yangın anında kendi başına tahliye olamayacak hastaların bulunduğu sağlık kuruluşlarında yangın müdahale sistemlerinin ve acil çıkışların eksiksiz çalışması yaşamsal önemdedir. Özellikle, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’te yapılan değişiklikler sonrası sağlık kuruluşlarında yaşanan yangınlar, Sağlık Bakanlığı’nın yönetmelik hükümlerine ne ölçüde uyabildiğine ve uygulamaları ne düzeyde denetleyebildiğine dair açıklama yapmasını gerektirmektedir” dedi. Prof. Dr. Pala, kamuya açık sağlık kuruluşlarındaki yangın müdahale sistemlerinin kapasitesi, personel eğitimleri ve denetimlerin detaylarına yönelik Sağlık Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 3 Mart 2026 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık, önergeyi yanıtlamayarak yangın riskine karşı sorumluluğunu gözden kaçırmaktadır! Riskli hastaneler derhal açıklanmalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle son beş yıl içinde kaç hastanede yangın denetimi yapıldığını, kaç hastanede eksiklik tespit edildiğini ve yangın güvenliği açısından yetersiz bulunan hastaneler hakkında ne tür idari yaptırımlar uygulandığını sordu. Pala, “Bakanlık, ilgili soruları yanıtlamayarak hastanelerdeki yangın tehdidinin yarattığı hayati riske karşı sorumluluk almadığını göstermektedir. Yangın güvenliği açısından riskli olduğu tespit edilen hastanelerin açıklanamaması hem denetim hem de uygulama alanındaki zafiyetlerin kamuoyundan gizlendiği düşüncesini güçlendirmektedir.” açıklamasında bulundu. “Yeni bir eylem planı şart; özellikle yoğun bakım gibi riskli birimler için çalışmalara derhal başlanmalı!” Pala, olası can kayıplarının ve yaralanmaların önlenmesi amacıyla, hastanelerin yangın güvenliği açısından gözden geçirileceği ve gerekli önlemlerin alınmasının sağlanacağı bir eylem planı hazırlanması gerektiğini ifade etti. “Yoğun bakım, ameliyathane ve acil servis gibi yüksek riskli birimler bu çalışmalar içinde önceliklendirilmelidir. Yüksek riskli birimlerde yangın anında uygulanacak tahliye planları hazırlanmalı; hareket kabiliyeti kısıtlı, yoğun bakım altındaki hastaların tahliyesi için özel ekipmanlar her hastanede bulundurulmalıdır. Sağlık personeline yangınla mücadele, tahliye ve acil durum yönetimi konusunda düzenli eğitim verilmesi de ertelenemez bir zorunluluktur. Bakanlık, sağlık kuruluşlarında olası bir yangının yaratacağı etkileri ciddiye almalı ve yürüttüğü çalışmaların hesabını kamuoyuna vermelidir” dedi.

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın" Haber

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, kamu hastanelerinin depreme dayanıklılığına ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 25 Şubat 2026 tarihinde yönelttiği soru önergesinin yanıtsız bırakılmasına tepki gösterdi. Pala, 6 Şubat depremlerinin sağlık tesislerinin dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koyduğunu, buna karşın Bakanlığın ne sağlık çalışanların ne de hastaların güvenliği noktasında sorumluluğunu yerine getirmediğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Türkiye, bir deprem ülkesi. 6 Şubat depremleri başta olmak üzere, yaşanan büyük afetler; kamu binalarının, özellikle de sağlık tesislerinin depreme dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Deprem anında ve sonrasında sağlık hizmetinin kesintisiz sürdürülmesi, yalnızca idari bir tercih değil; devletin anayasal yükümlülüğüdür. Buna karşın, Bakanlık çeşitli illerde depreme dayanıksız olduğu yönünde teknik rapor bulunduğu iddia edilen hastaneler hakkında kamuoyuna bir açıklama yapmamış, bu konu hakkında iletilen soru önergelerini yanıtsız bırakmaya devam etmektedir. Eğer depreme dayanıksız olduğu raporlanan hastaneler, Hatay’da 6 Şubat öncesinde olduğu gibi, hâlen aktif olarak hizmet veriyorsa, bu durum hem sağlık çalışanlarının hem de hastaların güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir” eleştirisinde bulundu. “Bakanların soru önergelerine yanıt vermesi Anayasa uyarınca bir zorunluluktur,” diyen Pala, soru önergelerinin yanıtsız bırakılmasını Meclis’in denetim yetkisinin fiilen işlevsizleştirilmesi olarak nitelendirdi. Pala’nın konuya ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 21 Ocak 2024 tarihinde ilettiği önceki iki soru önergesine de anayasal süre içerisinde yanıt verilmemişti. “Sağlık yatırımları için yeterli finansman ayrılmaması, sağlık çalışanlarının ve hastaların güvenliğini riske atıyor!” Milletvekili Pala, 25 Şubat tarihli soru önergesinde Sağlık Bakanlığı’na kamu hastanelerinde son 10 yıl içinde kaç deprem performans analizi yapıldığını ve bu çalışmaların sonuçlarını sordu. Pala, “Bakanlık bu sorulara yanıt vermeyerek geçmiş afetlerden ders alınmadığını ve bu alanda bir çalışma olmadığını doğrulamaktadır. 6 Şubat depremlerinde dayanıksızlığı sebebiyle İskenderun ve Antakya’da yıkılan hastanelerde çok sayıda sağlık çalışanı ve hasta hayatını kaybetmişken, dayanıksızlığı raporlanan hastanelerin hizmete devam etmesi kabul edilemez. Bakanlık sebebi olduğu can güvenliği riskinin idari sorumluluğunu almalı, kamuoyuna hesap vermelidir” dedi. Deprem performans analizlerinin bir an önce başlatılması gerektiğini ifade eden Pala, öncelikle birinci derece deprem bölgesinde yer alan sağlık kuruluşlarının değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamasının sonunda Pala, “Bakanlık bu bölgelerde kaç hastanenin ‘güçlendirme gerekli’, ‘riskli’ veya ‘yıkılıp yeniden yapılması’ şeklinde raporlandığını kamuoyuna duyurmalı, aradan geçen süre boyunca tahliye ve yeniden yapım işlemlerinin neden yürütülmediğini açıklamalıdır. Depremden etkilenen bölgelerde birinci basamak sağlık kuruluşları başta olmak üzere, kamu sağlık kuruluşlarına ilişkin hedeflerin gerçekleştirilemediği açıktır. Sağlık alanına ayrılan yetersiz kamu finansmanının yükü sağlık çalışanları ve hasta güvenliği riske atılarak telafi edilemez” çağrısında bulundu.

Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert eleştiri: "Bursa 112 kan ağlıyor!" Haber

Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert eleştiri: "Bursa 112 kan ağlıyor!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’da 112 Acil Sağlık hizmetlerinde görev yapan sağlık çalışanlarından son dönemde acil sağlık hizmetlerinin altyapısı, çalışma koşulları ve idari uygulamalara yönelik çok sayıda şikâyet aldığını belirterek, 26 Ocak 2026 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. Konuya ilişkin Pala, “Bursa’da acil sağlık hizmet altyapısının yetersiz kaldığı uzun zamandır bilinmektedir. Sağlık İstatistikleri Yıllığı verilerine göre 2024 yılında Türkiye genelinde ambulans başına düşen nüfus 15 bin 124 iken, Bursa’da bu sayı 22 bin 490’dır. Yıllığa göre ilde 144 ambulans bulunmaktadır; yapılan şikâyetler ise bu araçların önemli bir kısmının kazalı veya arızalı olarak yetkili servis otoparklarında bekletildiğini göstermektedir. Bakanlık, Bursa’da kaç adet faal acil yardım ambulansı bulunduğuna yönelik soruları yanıtlamayarak karşılaşılan ağır tabloyu kamuoyundan gizlemektedir” dedi. Prof. Dr. Pala, Bursa’daki Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu (ASHİ) sayısının da yetersiz kaldığını ve bu durumun bazı bölgelerde hizmete erişimi doğrudan kısıtladığını ifade etti. “Bursa’da ASHİ başına düşen nüfus da aynı şekilde ülke ortalamasının çok üzerindedir. Bunun ötesinde, bazı bölgelerde yapımı ve Personel Dağıtım Cetveli tamamlanmış ASHİ’lerin bir türlü faaliyete geçirilmediği, bu sebeple o bölgelerde yaşayan yurttaşların hizmete ulaşmakta zorluklar yaşadığı ifade edilmektedir. Bakanlık, acil sağlık hizmetlerine erişimde böylesi bir eşitsizliğin neden yaşandığını ve sorunun çözümüne yönelik nasıl bir çalışması olduğunu açıklayamamaktadır. Bursa iyi bir 112 acil hizmeti yapılanmasını hak ediyor” dedi. “Bursa’da 112 acil hizmetlerindeki açık, çalışanların ve hastaların güvenliğini tehdit ediyor!” Prof. Dr. Pala, “Bursa’da acil sağlık personeli çok uzun saatler çalışmaya mecbur bırakılmaktadır. Acil sağlık hizmetleri gibi hızlı kararların alındığı ve müdahalelerin hayati rol oynadığı alanlarda, mevzuatın öngördüğü izin süreleri tanınmadan uzun saatler boyunca çalıştırılmak, yalnızca çalışan memnuniyeti açısından değil, hasta güvenliği açısından da kritik önem taşımaktadır. Ayrıca, gerekli beceri, deneyim ve fiziki yeterliliği bulunmayan personelin zorunlu olarak sürücülüğe yönlendirildiği de iddialar arasında yer almaktadır. Özel beceri ve eğitim gerektiren ambulans sürücülüğü alanında, bu yeterlilikler bulunmadan sağlık personeline böyle bir görevin zorunlu olarak dayatılması, sağlık çalışanlarını ve hastaları riske atabilir” eleştirisinde bulundu. Açıklamasının sonunda Pala, Bakanlığı Bursa’da 112 Acil Sağlık hizmetleri personelinin şikâyetlerini değerlendirmeye ve mevcut durumu şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmaya çağırdı: “Hayati öneme sahip acil sağlık hizmetlerinin en nitelikli şekilde sürdürülebilmesi için Bakanlığın sağlık personelinin çağrılarına kulak vermesi zorunludur. Aksi takdirde acil hastalar ve sağlık çalışanları zarar görebilir.”

60 günde yapılan hastane sular altında: Prof. Dr. Kayıhan Pala yapısal sorunlara dikkat çekti Haber

60 günde yapılan hastane sular altında: Prof. Dr. Kayıhan Pala yapısal sorunlara dikkat çekti

“Tasarım, uygulama ve denetim süreçlerinde sistematik eksiklikler var; yaşanan durum bir altyapı arızası değil, sağlık sistemi hatasıdır.” Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Hatay’da yoğun yağışın ardından Defne Devlet Hastanesi’nin su baskını nedeniyle hizmet dışı kalmasına ilişkin değerlendirmesinde, olayın yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını, ortaya çıkan tablonun Sağlık Bakanlığı tarafından inşa ettirilen sağlık yapılarında tasarım, uygulama ve denetim süreçlerine dair ciddi bir yapısal soruna işaret ettiğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “CHP Sağlık Politika Kurulu Yapı Grubu tarafından hazırlanan rapor, yağış sonrasında Defne Devlet Hastanesinin hizmet dışı kalmasına ilişkin kök nedenleri açık olarak ortaya koymaktadır. Deprem sonrası sağlık hizmetlerini yeniden tesis etmek amacıyla yaklaşık 60 gün gibi kısa bir sürede tamamlanarak hizmete açılan bir Devlet Hastanesinin, en kritik anda devre dışı kalması kabul edilemez bir durumdur” açıklamasında bulundu. Hatay’da yaşanan yoğun yağışın ardından Defne Devlet Hastanesi’nin su baskını nedeniyle hizmet dışı kalması, ilk bakışta doğal bir afetin sonucu gibi sunulsa da ortaya çıkan tablo çok daha derin bir yapısal soruna işaret etmektedir. Basına yansıyan bilgilere göre, 27 Mart 2026 tarihinde başlayan süreçte hastane hizmet veremez hale gelmiş; acil servis dahil olmak üzere birçok birim kapatılmış ve hastalar çevre hastanelere sevk edilmiştir. Bu durum, bir sağlık yapısının en kritik anında devre dışı kalmasının yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını açıkça göstermektedir. Hatay’da deprem sonrası sağlık hizmetlerinin yeniden tesis edilmesi amacıyla inşa edilen Defne Devlet Hastanesi, yaklaşık 60 gün gibi son derece kısa bir sürede tamamlanarak hizmete açılmıştır. Bu süreç, kamuoyuna “hızlı yapım başarısı” olarak sunulmuş, süre üzerinden bir performans göstergesi oluşturulmuştur. Ancak mühendislik açısından temel gerçek şudur: Bir hastanenin ne kadar hızlı yapıldığı değil ne kadar doğru yapıldığı önemlidir. Son yıllarda yaygınlaşan “süre odaklı” yaklaşım, özellikle kamu yapılarında kaliteyi, mühendislik süreçlerini ve denetimi ikinci plana itmektedir. Bu yaklaşım, özellikle afet sonrası acil üretim baskısı altında, projelendirme ve denetim süreçlerinin sağlıklı yürütülmesini zorlaştırmaktadır. Altyapı Kapasitesi ve Yağmur Suyu Yönetimi Haber içeriklerinde yer alan en önemli bulgulardan biri, yağmur suyu ile kanalizasyon sisteminin taşarak hastane içine girmesidir. Bu durum iki temel teknik soruna işaret eder: Yağmur suyu drenaj sisteminin yetersiz kapasitede tasarlanmış olması,Kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarının birbirini etkileyecek şekilde kurgulanması. Oysa hastane gibi kritik yapılarda, yağış rejimi analizine dayalı olarak belirli tekerrür periyotlarına (örneğin 50 yıl, 100 yıl yağış senaryoları) göre belirlenen maksimum debi senaryoları üzerinden tasarım yapılması esastır. Bu tür bir taşkın ya hesap hatasını ya da tasarım kriterlerinin yeterince dikkate alınmadığını düşündürmektedir. Kritik Mahallerin Korunamaması Basına yansıyan görüntülerde yoğun bakım, acil servis ve ameliyathane gibi kritik alanların su baskınından etkilendiği görülmektedir. Bu durum, hastane tasarımında temel bir prensip olan “fonksiyonel zonlama”nın yeterince uygulanmadığını göstermektedir. Uluslararası sağlık yapıları tasarım kriterlerine göre: Kritik birimler su basma riski olan kotlarda konumlandırılmaz, Bu alanlar için ek su yalıtımı ve drenaj önlemleri alınır, Gerekirse bu mahaller üst kotlara yerleştirilir. Bu bağlamda yaşanan durum, yalnızca bir uygulama hatası değil, tasarım yaklaşımındaki eksikliktir. Acil Servis Fonksiyonunun Kaybı ve Geçici Çözümler Su baskını sonucunda acil servisin kullanılamaz hale gelmesi üzerine, hastane içinde geçici düzenlemelere gidildiği anlaşılmaktadır. Buna göre: Dahiliye servisi içerisinde bir oda geçici resüsitasyon alanı olarak tanımlanmış, Hastane girişinde yer alan hasta kabul bölümü “sarı alan” olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu tür geçici çözümler, afet anında hizmetin tamamen durmaması açısından kısa vadeli bir refleks olarak değerlendirilebilir. Ancak bu düzenlemeler, acil sağlık hizmetinin standartlara uygun şekilde sürdürülemediğini açıkça göstermektedir. Acil servisler; triyaj, resüsitasyon, müdahale ve gözlem alanlarının birbirinden ayrıldığı, kontrollü akışın sağlandığı ve enfeksiyon risklerinin minimize edildiği özel olarak tasarlanmış birimlerdir. Bu fonksiyonların farklı mekânlara dağıtılması:hasta akışının kontrolünü zorlaştırmakta,müdahale sürelerini uzatmakta,enfeksiyon ve kontaminasyon riskini artırmaktadır. Dolayısıyla burada ortaya çıkan durum, yalnızca mekânsal bir yer değişikliği değil, acil sağlık hizmetinin bütüncül işleyişinin bozulması anlamına gelmektedir ve hasta güvenliği açısından ciddi riskler doğurmaktadır. Sonradan Fonksiyon Değişikliği ve Kontaminasyon Riski Öte yandan, hastanenin ilk kurulum aşamasında boş koridor olarak planlanan bir alanın sonradan eczane olarak düzenlendiği; söz konusu alanın rögar çıkışına yakın konumda bulunması nedeniyle taşkından doğrudan etkilendiği tespit edilmiştir. Bu durum, proje disiplininin sonradan müdahalelerle bozulduğunu göstermektedir. Fonksiyon değişiklikleri, altyapı ve risk analizleri yapılmadan gerçekleştirilemez. Lağım sularının taşması sonucu eczane içerisinde bulunan tüm tıbbi malzemelerin kontamine olması ve kullanılamaz hale gelmesi, bu hatanın doğrudan sonucudur. Hastane eczaneleri: kontrollü hijyen koşullarına sahip, kontaminasyona karşı korunaklı, kritik stokların güvenli şekilde muhafaza edildiği alanlar olmak zorundadır. Rögar hattına yakın ve taşkın riski bulunan bir alanın bu amaçla kullanılması, yalnızca bir planlama hatası değil, öngörülebilir bir riskin göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir. Çatı ve Üst Yapı Drenaj Problemleri Haberlerde çatıdan su sızıntıları ve yer yer çökmeler yaşandığı da ifade edilmektedir. Bu durum: Yağmur suyu iniş sistemlerinin yetersizliği, Çatı drenaj kapasitesinin doğru hesaplanmaması ve Taşıyıcı sistem ile mekanik sistem koordinasyonunun zayıf olması gibi olasılıkları gündeme getirmektedir. Hijyen ve Biyolojik Risk En kritik bulgulardan biri ise, yağmur suyu ile kanalizasyon suyunun karışarak hastane içine girmesidir. Bu durum yalnızca fiziksel bir hasar değil, doğrudan ciddi bir sağlık riski anlamına gelmektedir. Hastane ortamlarında: Temiz ve kirli su sistemlerinin kesin ayrımı zorunludur, Kanalizasyon kaynaklı taşkınlar “biyolojik kontaminasyon” olarak değerlendirilir, Bu tür durumlarda alanın kullanımı derhal durdurulur. Bu çerçevede hastanenin kapatılması teknik olarak doğru bir karar olmakla birlikte, bu durumun yaşanmış olması kabul edilebilir değildir. Değerlendirme Defne Devlet Hastanesi’nde yaşananlar, tekil bir yağış sonucu oluşmuş bir problem olarak değerlendirilemez. Mevcut bulgular, tasarım, uygulama ve denetim süreçlerinde sistematik eksiklikler olduğunu göstermektedir. Bu nedenle yaşanan durum: bir altyapı arızası değil, sistem hatasıdır. Bu olay, iklim değişikliğiyle artan aşırı yağış riskleri karşısında sağlık yapılarının altyapı kapasitesi, drenaj sistemleri, yer seçimi ve kot planlamasında mevcut yaklaşımın yetersiz olduğunu ve bu alanların bilimsel temelde yeniden ele alınmasının zorunlu hale geldiğini göstermektedir. Sorumluluk ve Denetim Soruları Ortaya çıkan bu tablo karşısında, aşağıdaki soruların yanıtlanması zorunludur: Bu hastanenin altyapı ve drenaj sistemleri hangi kriterlere göre projelendirilmiştir? Yağmur suyu ve kanalizasyon sistemleri neden birbirini etkileyecek şekilde çalışmıştır? Kritik birimler neden su baskını riski olan alanlarda konumlandırılmıştır? Daha önce yaşanan benzer olaylara rağmen neden gerekli önlemler alınmamıştır? Eczane gibi kritik bir birim neden rögar hattına yakın bir alana yerleştirilmiştir? Bu proje sürecinde bağımsız teknik denetim yapılmış mıdır? Yapıldıysa sonuçları nelerdir? Çağrımızdır Sağlık yapıları, afet anlarında ayakta kalması gereken en kritik kamu yapılarıdır. Bugün yaşananlar, Türkiye’de hastane tasarımının ve denetiminin yeniden ele alınması gerektiğini açıkça göstermektedir. Bu kapsamda: Tüm sağlık yapılarının altyapı ve drenaj sistemleri acilen gözden geçirilmelidir, İklim değişikliğine bağlı aşırı yağış senaryoları, tasarım kriterlerine dahil edilmelidir, Kritik birimlerin yerleşimi ve korunmasına yönelik bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalıdır, Mevcut hastaneler için risk analizleri yapılmalı ve sonuçlar şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Milletvekili Pala, yaşananların ardından Sağlık Bakanı’na yazılı bir soru önergesi iletti. Soru önergesinde; drenaj ve altyapı tasarımının hangi ölçütlerle yapıldığına, su baskınından etkilenen birimlerin durumuna ve yaşananlara yönelik idari inceleme ile yaptırım süreçlerinin işletilip işletilmediğine dair ayrıntılı bilgi talep etti.

BUÜ ve KSBÜ arasında eğitimde güç birliği Haber

BUÜ ve KSBÜ arasında eğitimde güç birliği

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) ile Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi (KSBÜ) arasında, tıp eğitimi ve sağlık alanında tecrübe paylaşımını hedefleyen kapsamlı bir işbirliği protokolü imzalandı. Rektörlük B Salonunda gerçekleşen törene; BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, KSBÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Tekin, BUÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cafer Çiftci, BUÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun ile akademisyenler ve idari personel katılım gösterdi. “50 YILLIK BÜYÜK BİRİKİMİMİZİ PAYLAŞMAKTAN MEMNUNİYET DUYUYORUZ” Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversitenin 50 yıllık köklü geçmişine ve bölgedeki derin tecrübesine dikkat çekerek, bu birikimi paylaşmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Üniversitenin kuruluşundan bu yana Güney Marmara ve Kütahya gibi geniş bir coğrafyaya hizmet verdiğini belirten Yılmaz, kurumsal niteliğin zamanla olgunlaştığını ve bu süreçte elde edilen büyük tecrübeyi yeni kurulan fakültelerle paylaşmanın önemini vurguladı. Akademik dünyada yapılan işbirliklerinin sadece bilgi aktarımı değil, karşılıklı bir etkileşim ve gelişim süreci olduğunu ifade eden Rektör Yılmaz; sağlık alanındaki bu tecrübe paylaşımının kurumların puanını ve hizmet kalitesini artıracağını belirterek, protokolün olgunlaşmasında emeği geçen bütün hocalara teşekkür etti. “BUÜ’NÜN BİLGİ BİRİKİMİ BİZİM İÇİN EŞSİZ BİR REHBER” Rektör Prof. Dr. Ahmet Tekin, BUÜ’nün tıp dünyasındaki kadim yerini ve öncü projelerini öğrencilik yıllarından beri takdirle takip ettiklerini belirterek kurumun sahip olduğu bilgi birikiminin kendileri için eşsiz bir rehber olacağını ifade etti. KSBÜ’nün 2018 yılında kurulan genç bir üniversite olarak hızlı bir ivme yakaladığını ve modern bir simülasyon merkezi kurduklarını dile getiren Prof. Dr. Tekin, bu merkezlerin sadece kurulmasının yeterli olmadığını, BUÜ’nün deneyimleriyle bu yapıların çok daha nitelikli ve sürdürülebilir şekilde işletilmesini amaçladıklarını vurguladı. Tıp eğitiminde dijitalleşmenin ve simülasyonun önemine de değinen Rektör Tekin, öğrencilerin henüz kliniğe çıkmadan, riskli girişimsel işlemleri maketler üzerinde deneyimlemesinin hasta güvenliği ve hekimlerin özgüveni açısından hayati bir önem taşıdığını söyleyerek; bu güç birliğinin bölge sağlığı adına büyük bir berekete vesile olmasını temenni etti. “EĞİTİMDEKİ GÜÇ BİRLİĞİMİZİ RESMİ BİR FORMATA TAŞIYORUZ" Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Funda Coşkun, iki üniversite arasında var olan güçlü bağlara dikkat çekerek, bu protokolün mevcut işbirliğini taçlandırdığını ifade etti. Daha önceki süreçlerde tıp eğitimi ve özellikle simülasyon teknolojileri konusunda karşılıklı etkileşim içerisinde olduklarını, BUÜ’den uzman ekiplerin yerinde eğitimler verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Coşkun, bu sürecin artık resmi bir zemine oturtulmasının önemini vurguladı. Eğitici eğitimlerinden simülasyon çalışmalarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu ortaklığın, her iki fakültenin öğretim üyeleri ve öğrencileri için akademik başarıyı artıracak bir gönül birliği olduğunu belirten Coşkun, işbirliğinin hayırlı olması temennisinde bulundu.

Burtom, saç ekiminde eğitim merkezi oldu Haber

Burtom, saç ekiminde eğitim merkezi oldu

Başta Bursa olmak üzere yaklaşık 15 ildeki tıbbi görüntüleme ve tanı merkezleri, tıp merkezleri ve diğer sağlık birimleriyle ayda 200 bini aşkın kişiye hizmet veren BURTOM Sağlık Grubu, Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilerek, Saç Ekimi Uygulayıcı Sertifikalı Eğitim Programı düzenlemeye başladı. Doç. Dr. Alper Aksoy’un yönetimindeki ilk sertifika programı tamamlanarak, katılımcılara sertifikaları verildi. Burtom Sağlık Grubu’nun ileri tıp uygulamalarındaki birikimini profesyonellere aktarmak amacıyla düzenlediği “Saç Ekimi Uygulayıcı Sertifikalı Eğitim Programı”, Doç. Dr. Alper Aksoy ve uzman hekimler tarafından Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi’nde başarıyla tamamlandı. Saç ekimi alanında hem teorik hem de uygulamalı bilgi düzeyini artırmayı hedefleyen program, sektörde görev yapan uzmanlara güncel teknikler, sterilizasyon ve hasta güvenliği protokolleri, operasyon aşamaları ve etik uygulamalara yönelik kapsamlı içerikler sundu. Katılımcılar, gerçekleştirilen uygulamalı eğitimlerde saç ekimi süreçlerini sahada deneyimleme fırsatı buldu. Eğitim sürecini değerlendiren Doç. Dr. Alper Aksoy, şu ifadeleri kullandı: “Sağlık Bakanlığı, saç ekimi konusunda sertifikalı bir eğitim programı standardı oluşturdu. Bu eğitimler, ancak ‘Eğitim Merkezi’ niteliği taşıyan kurumlarda düzenlenebiliyor. BURTOM Sağlık Grubu olarak, gerekli yeterlilikleri sağlayarak ‘Eğitim Merkezi’ niteliğini aldık. Bu sertifikalı eğitim programının amacı; tabiplere, ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar ve uygulamalar çerçevesinde, tıbbi endikasyonu olan kişilere saç ekimi uygulaması yapacak ve görevlerini eksiksiz yerine getirebilecek gerekli bilgiyi, beceriyi, tutumu ve yeterliliği kazandırmaktır. Saç ekimi, yüksek hassasiyet ve multidisipliner yaklaşım gerektiren bir alandır. Bu nedenle doğru eğitimlerle donatılmış profesyoneller yetiştirmek, hem hasta güvenliği hem de operasyon kalitesi açısından büyük önem taşımaktadır. Burtom Sağlık Grubu olarak bu alandaki bilgi ve deneyimimizi meslektaşlarımıza aktarmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz.” Program sonunda, eğitimlerini başarıyla tamamlayan katılımcılara sertifikaları takdim edildi.

CHP'li Pala'dan Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'ndeki skandala soru önergesi: "Yönetsel zafiyetler, denetim boşlukları!" Haber

CHP'li Pala'dan Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'ndeki skandala soru önergesi: "Yönetsel zafiyetler, denetim boşlukları!"

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Afyonkarahisar’da Temmuz 2025’te yürütülen uyuşturucu ve tefecilik operasyonu kapsamında ortaya çıkan usulsüz reçete ve narkotik etkili ilaçların yasa dışı el değiştirmesi iddialarının, kamu hastanelerinin denetimi ve hasta güvenliği açısından kabul edilemez olduğunu belirtti. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde görevli bir tıbbi sekreter ile bir hekimin adının soruşturmada geçmesi üzerine Pala, Sağlık Bakanlığı’na kurum içi denetim mekanizmaları, yaptırımlar ve önceki uygulamalar hakkında kapsamlı bir soru önergesi verdi. Milletvekili Pala, soru önergesinin gerekçesinde operasyonda tutuklanan tıbbi sekreter ile hekimin siyasi bağlantılarına ilişkin basına yansıyan bilgilere dikkat çekti. “Bir hekimin geçmişte Adalet ve Kalkınma Partisi’nden milletvekili aday adayı olduğu, diğer personelin ise aynı partinin ilçe yönetiminde görev aldığı iddia edilmektedir. Bu tür skandalların önüne geçmek ve sağlık sisteminde güveni yeniden tesis etmek için adli süreçlerin tüm boyutlarıyla şeffaf yürütülmesi zorunludur. Adalet her vatandaş için işlemeli, suçu sabit görülen kişiler hakkında gerekli yaptırımlar gecikmeksizin uygulanmalıdır.” diyen Pala, Bakanlığı idari yaptırım süreçleriyle ilgili açık ve net olmaya çağırdı. Prof. Dr. Pala’nın çağrısına karşın Bakan Memişoğlu soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesine göre öngörülen on beş günlük yasal süre geçmesine rağmen yanıt veremedi. “Yaşananlar yönetsel zafiyetleri gözler önüne sermektedir; yüksek riskli ilaçların suiistimaline karşı alınan önlemler yetersiz kalmıştır!” Pala, yaşananların bireysel suiistimallerin ötesinde yönetsel açıkları da gösterdiğini vurguladı. Kamu hastanelerinde narkotik etkili ilaçların temininden reçeteye yazımına, eczaneden çıkışından tüketim kayıtlarına kadar tüm yönetim zincirinde hangi kontrol mekanizmalarının yürürlükte olduğunun açıklanmasını istedi. “Verilen ifadelerde yüksek riskli ilaçların reçetelendirilmesinde ciddi denetim boşlukları olduğu görülmektedir.” ifadesini kullanan Pala, mevcut önlemlerin kağıt üstünde kaldığını belirtti. “Bakanlık geriye dönük taramaları da içeren kapsamlı bir inceleme yürütmeli, narkotik ilaç yönetimindeki yapısal zafiyetleri hızla ortaya çıkarmalıdır.” diye ekleyen Pala, Bakan’dan Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nde son beş yılda konu ile ilgili bir usulsüzlük tespit edilip edilmediğine dair bilgi istedi. “Sağlık kuruluşlarında denetim zafiyetleri halk sağlığını tehdit etmektedir; sorumlular görevden el çektirilmelidir!” Prof. Dr. Pala, bir kamu hastanesinin adının usulsüz reçete ve narkotik etkili ilaçların yasa dışı el değiştirmesi soruşturmasıyla anılmasının, büyük özveriyle çalışan sağlık emekçilerinin meslek onurunu ve kamu kurumlarına duyulan güveni zedelediğini belirtti. “Devletin temel görevi yurttaşını korumaktır. Güvenilir kurumlar inşa edilmeden bu görev yerine getirilemez. Sağlık meslek gruplarının itibarına daha fazla zarar verilmeden Bakanlık ve hastane yöneticileri yaşanan bu tablo karşısında gecikmeden sorumluluk almalı ve sorumlular görevden el çektirilmelidir.” çağrısıyla sözlerini noktaladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.