SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hukuk

Söz Bursa - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bakan Yerlikaya’dan CHP’li Özçağdaş’a sert tepki: "Jandarmamızı sahipsiz mi sanıyorsunuz?" Haber

Bakan Yerlikaya’dan CHP’li Özçağdaş’a sert tepki: "Jandarmamızı sahipsiz mi sanıyorsunuz?"

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, jandarma personeline hakaret ettiği öne sürülen Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş’a yönelik, "Hadsizce jandarmamıza hakaret eden CHP milletvekili ve yanındaki şahıs, siz; vatanımız için canından geçen, gece gündüz demeden fedakarca görev yapan jandarmamızı sahipsiz mi sanıyorsunuz? O asil üniformayı taşıyan jandarmamızın şerefine hangi cüretle dil uzatırsınız" dedi. Yolsuzluk soruşturması kapsamında görevden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek için Silivri'ye giden bir grup Cumhuriyet Halk Partili, emniyet güçlerine hakaret etti. Cezaevi çevresinde alınan yoğun güvenlik önlemleri sırasında, CHP’nin Gölge Milli Eğitim Bakanı ve CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş’ın, görev yapan jandarma personeline yönelik ‘şerefsiz’ ifadelerini kullandığı öne sürüldü. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Bakan Yerlikaya, şu ifadelere yer verdi: "Hadsizce jandarmamıza hakaret eden CHP milletvekili ve yanındaki şahıs, siz; vatanımız için canından geçen, gece gündüz demeden fedakarca görev yapan jandarmamızı sahipsiz mi sanıyorsunuz? Arkasında milletimizin duası olan o vatan evlatlarını yalnız mı sanıyorsunuz? O asil üniformayı taşıyan jandarmamızın şerefine hangi cüretle dil uzatırsınız? Hangi cüretle İsrail askerleriyle kıyaslarsınız? Ettiğiniz hakaretlerin bedelini elbette hem milletimizin vicdanı hem de hukuk önünde ödeyeceksiniz. Ne kadar saklasanız da içinizdeki kötülük dışarı vuruyor. Çünkü insanın dili kalbinde olanın tercümanıdır."

Devlet Bahçeli’den ABD’ye sert gönderme: "Gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri'dir!’’ Haber

Devlet Bahçeli’den ABD’ye sert gönderme: "Gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri'dir!’’

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Devlet Bahçeli, "Bugünün dünyasında gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri'dir. İçeriden çürümüş, büyük oranda insan kalitesini yitirmiş, anlam ve varlık nedenini kaybetmiş toplum yapısına sahip olan ABD'nin kristal vazo gibi 50 parçaya ayrılacağı günler emin olunuz uzak değildir" dedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada küresel gelişmelerden Ortadoğu'daki çatışmalara, İran'daki protestolardan Suriye'deki son duruma, emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılardan terörle mücadele sürecine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek, "ABD'nin savunduğu şey küresel çeteleşmedir" dedi. "DÜNYA KAOSUN PENÇESİNDE" Dünyada yaklaşık beş milyar insanın çatışma ve huzursuzluk sarmalı içinde yaşadığını vurgulayan Bahçeli, ABD Başkanı Trump'ın uluslararası hukuku yok sayan açıklamalarına tepki gösterdi. Trump'ın, "Uluslararası hukuka ihtiyacım yok" sözlerini hatırlatan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: "Hukuku yapanlarla siyaseti yapanlar, hukuku yapanlarla hayatın rotasını çizenler aynıdır. Bizim tarih, kültür ve fikir koordinatlarıyla söyleyecek olursak; hukuk, devlet olma halinin mahsulü; devlet de hukukun ve adalet ruhunun mütemmim cüzüdür. Hukuku yapan devlet, eğer hukuka uymaz, hukuku çiğnerse çeteden, organize suç örgütlerinden hiçbir farkı kalmayacaktır. Buradan hareketle diyebiliriz ki, mevcut ve mahut haliyle uluslararası hukukun aldığı ölümcül darbeler küresel mahiyette çeteleşmeyi, devlet altı yapıları, gücü yeten yetene mantığını yaygınlaştıracak, ezcümle korkunç bir durumu yeni ve yıkıcı bir normal olarak tescilleyecektir." Bahçeli, hukuk ve devlet ilişkisine dikkat çekerek, "Hukuku yapan devlet, eğer hukuka uymazsa çeteden ve organize suç örgütlerinden hiçbir farkı kalmaz" dedi. "ABD'NİN SAVUNDUĞU KÜRESEL ÇETELEŞMEDİR" Uluslararası hukukun ağır darbeler aldığını savunan Bahçeli, bunun küresel ölçekte tehlikeli sonuçlar doğuracağını belirtti. Bahçeli, "ABD Başkanı'nın savunduğu küresel çeteleşmedir, vandallığın taltifidir" ifadelerini kullanarak, şu değerlendirmede bulundu: "ABD Başkanı'nın savunduğu küresel çeteleşmedir, vandallığın taltifidir, şiddete ve silaha dayanan siyasetin kıtaları, coğrafyaları gayri ahlaki, gayri hukuki ve zorbaca abluka altına almasıdır. Küresel kurum ve kuruluşlardan kademeli olarak çekilen ABD'nin dünyayı ateşe sürüklediği, insanlığın sonunu hazırladığı, kıyamet senaryolarına ilkel bir inanç ve politik dağılma eşliğinde refakat ettiği artık inkarı çok zor bir gerçek olarak karşımızdadır. Bugünkü dünya tablosunda demokrasi ne arada, ne arafta, ne de raftadır; maalesef hepten kayıp, hepten yok hükmündedir." "GRÖNLAND ÇIKIŞI NATO'YU TARTIŞMALI HALE GETİRMİŞTİR" Trump'ın Danimarka'ya bağlı Grönland ile ilgili açıklamalarını da eleştiren Bahçeli, bir NATO üyesinin toprağına başka bir NATO üyesinin göz dikmesini sert sözlerle eleştirdi. Bahçeli, "Bir NATO üyesi ülkenin hakimiyetindeki topraklara bir başka NATO üyesi ülkenin çökme ve işgal planı nasıl tarif ve tevil edilecektir? Bu şartlar altında NATO'nun değer ve hükmünden, ahlaki ve hukuki bağlayıcılığından samimiyetle bahsetmek akla ve mantığa sığacak mıdır? Tek taraflı ve bağnaz şekilde; istedim, öyle düşündüm, alacağım, yapacağım, vuracağım, yargılayacağım demek hür dünyaya rest çekmek, haydi yüreğiniz yetiyorsa gelin de savaşalım demek anlamına gelmeyecek midir? Allah için söyleyiniz, ABD'nin fiilen üstlendiği küresel jandarmalık pozisyonunda beşeriyet aç hürler, tok esirler mevkiinde görülmeyecek midir" dedi. 1946 yılında ABD Başkanı Truman'ın Grönland'ı satın alma girişimini hatırlatan Bahçeli, "Emperyalizmin çarkında özde bir değişiklik yoktur" dedi. "BUGÜNÜN DÜNYASINDA GERÇEK HASTA ADAM AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'DİR" Bahçeli, 19'uncu yüzyılda Osmanlı'ya yöneltilen "hasta adam" tanımlamasını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: "Bugünün dünyasında gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri'dir. İçeriden çürümüş, büyük oranda insan kalitesini yitirmiş, anlam ve varlık nedenini kaybetmiş toplum yapısına sahip olan ABD'nin kristal vazo gibi 50 parçaya ayrılacağı günler emin olunuz uzak değildir. Bu ülkenin Siyonist haydutluğa verdiği ve kumanda odası evanjelizmin felaket senaryolarıyla teçhiz edilmiş desteğini diri tutabilmek için Latin Amerika ve Ortadoğu'nun enerji kaynaklarını sömürme planı elbette son çırpınışlardır. Dünya ABD ve İsrail'den müteşekkil değildir. Birleşmiş Milletlere üye diğer 191 ülke meydanın boş olmadığını göstermelidir. Siyonizm'in atına binen nevzuhur kovboylar mutlaka bu attan düşerek ineceklerdir. Milletleri kendi coğrafyalarında, kendi beşeri ve ekonomik kaynaklarından vazgeçmeye zorlama siyasetinin yeni ismi Donroe doktrinidir. Tek kutuplu dünya tamamen istisna bir dönemin ürünüdür. Yeni kutupların doğduğu günümüzde kaybedeceğimiz zaman yoktur. Başkalarının senaryolarında oyalanacak vaktimiz yoktur. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır." "İRAN'IN SİYASİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ TÜRKİYE İÇİN HAYAT MEMAT KONUSUDUR" İran'da yaşanan protestolara da değinen Bahçeli, olayların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını söyledi. Bahçeli, "İran'a yönelik organize ve çok aktörlü istihbarat ve emperyalist provokasyonlar devrededir" dedi. İran'ın huzursuzluğunun Türkiye ve bölge ülkeleri için ciddi tehdit oluşturduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti: "Komşu ülke İran'ın siyasi ve toprak bütünlüğü, iç barış, istikrar ve huzur iklimi Türkiye için hayat memat konusudur. Hangi mihrakların devrede olduğunu, hangi planların uygulamaya geçildiğini, nasıl bir İran'ın hedeflendiği parkta oynayan çocuklara sorsak onlar bile itiraf ve ifade edeceklerdir. Buzdağının yalnızca görünen kısmına değil, su altında kalan bölümüne bakmak lazımdır. İran'a neşter vuran, İran'ı felç etmek için örtülü operasyon yapan; siyasi, askeri ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya çalışan mihrakların hüviyetleri belli, habis ve hayasız hedefleri bilinmektedir. Tehdit son derece tanıdık ve yakındır. Gezi Parkı olaylarıyla İran'daki malum olaylar arasındaki benzerlikler üzerine dikkatle düşünmenizi özellikle temenni ediyorum. ABD ve İsrail'in, İran'a karşı saldırı pozisyonuna geçmesi, doğrudan müdahale amacıyla ülkenin daha da karışmasını gözlemeleri, daha doğrusu karıştırılmasını temin etmeleri az evvel bahsettiğim küresel konvansiyonel savaşa bir adım daha yaklaşmaktır. İran'daki olaylara siyasi, ahlaki, inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulmalı, karşı çıkılmalıdır. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın Siyonist ve emperyalist kuşatma ve kurcalamayla alt üst edilmesi, etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin çok daha güncellenip güçlenmesi hepimizin aleyhine olacaktır. Bu nedenle gün bir ve beraber olma günüdür. İran Türklüğünün olaylara soğuk ve mesafeli tavrı da ayrıca değerli ve tebrike layıktır. İran halkı emperyalizmin köstebek lider projesine ve siparişine müsaade etmeyecektir. İran'daki traktörler de herhangi bir dış bağlantılı dayatmanın ve dalaverenin bozuk tarlasını sürmeye, böylesi bir şer oyuna alet olmaya, sonucu çok tehlikeli olan istikrarsızlığa çanak tutmaya yanaşmayacak, hiçbir yanlışa ortak olmayacak, hiçbir mütecaviz girişime kalkışmayacak, emperyalizmin taşeronu olmaya heves etmeyecek, gündeme bile almayacaktır." "UZANTILARININ DA AKIBETİ AYNI OLMALIDIR" Suriye'deki gelişmelere de değinen Bahçeli, Halep'in Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerinde yaşanan çatışmaların düşündürücü olduğunu söyledi. SDG/YPG'yi sert sözlerle eleştiren Bahçeli, "PKK'nın örgütsel varlığı feshedilmiştir, silahlar bırakılmıştır. Uzantılarının da akıbeti aynı olmalıdır" dedi. "MAZLUM ABDİ İSİMLİ TERÖRİST SİYONİZM'İN YANDAŞIDIR" Bahçeli, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat çağrısının tüm yapıları bağladığını belirterek, "SDG/YPG bundan bağımsız değildir, olması da mümkün değildir. Görünen gerçek aynısıyla şöyledir: Özellikle Mazlum Abdi isimli terörist Siyonizm'in yandaşıdır, İsrail'in kuklasıdır, PKK'nın kurucu önderliğine saygısız ve sadakatsizdir. Hiç kimse, bilhassa DEM Parti Halep'te Kürt kardeşlerimize saldırıldığını, kanlarının döküldüğünü söyleyemez, söylese bile bunun inandırıcılığından bahsedilemez. Kürt kardeşlerimizin kanı bizim kanımızdır, acısı bizim acımızdır. Halep'te sivilleri canlı kalkan yapan, masumların arkasına saklanan, onları ölüme sürükleyen SDG/YPG'dir. Çok şükür Suriye ordusu sivilleri sabırla ve tam tekmil halinde tahliye etmeyi başarmış, onların kılına bile dokunmamıştır. DEM Parti yetkililerinin ‘Türkiye'yi uyarıyoruz' diyerek başlayan söz ve açıklamaları, SDG/YPG'yi aklama ve arkalama niyetleri hakikaten çok üzücü ve sorunlu bir dildir" ifadelerini kullandı. Kardeşlik vurgusu yapan Bahçeli, terörün Türkiye'ye kazandıracağı hiçbir şey olmadığını kaydetti. "GEREKİRSE ELİMİZİ DEĞİL GÖVDEMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMALIYIZ" Konuşmasının son bölümünde emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılara değinen Bahçeli, yaklaşık 5 milyon emeklinin zor şartlar altında yaşadığını söyledi. Bahçeli, "Emeklilerimizin derdi derdimizdir. Gerekirse elimizi değil gövdemizi taşın altına koymalıyız" diye konuştu. Bahçeli, emeklilerin insanca yaşayabilecekleri bir gelir seviyesine kavuşturulması gerektiğini vurgulayarak, "Emeklilerimizin sonuna kadar yanındayız" dedi.

Milyonlarca emekliyi yakından ilgilendiriyor: Maaş haczinde 'Aynı Gün' engeli Haber

Milyonlarca emekliyi yakından ilgilendiriyor: Maaş haczinde 'Aynı Gün' engeli

Yargıtay, alacaklı tarafından borçlu kişi hakkında başlatılan icra takibinde borçlu kişinin aynı günde aynı dilekçede hem borcu kabul edip hem de "Mallarım üzerine haciz koyabilirsiniz" şeklindeki iznini geçersiz saydı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekçe olarak hukukta haczin ancak takip kesinleştikten sonra yapılabileceğini, önce takibin kesinleşeceğini, sonra haczin talep edileceğini, eğer ikisi aynı anda yapılırsa, 'önceden verilmiş izin' gibi görüldüğü için geçerli olmadığını belirtti. İHA muhabirinin İçtihat Bülteni Uygulaması'ndan edindiği bilgiye göre, borçlu vekili; alacaklı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi yapıldığını ve ödeme emrinin tebliğe çıkarıldığını, müvekkilinin haciz korkusuyla PTT şubesine giderek tebligatı elden aldığını, aynı gün icra müdürlüğüne verdiği dilekçeyle yasal sürelerden feragat ederek emekli maaşının tamamının haczedilmesine muvafakat ettiğini ancak bu muvafakatin geçersiz olduğunu belirterek haczin kaldırılmasını talep etti. Davalı ise şikâyetin reddini talep etti. İLK DERECE MAHKEMESİ, TALEBİ KABUL ETTİ İlk derece mahkemesi, somut olayda muvafakat tarihinde takibin henüz kesinleşmediği, bu şekilde takip kesinleşmeden emekli maaşından kesinti yapılmasına yönelik muvafakatin geçerli olmayacağı gerekçesiyle şikâyetin kabulüne emekli maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verdi. Karara karşı, davalı alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulundu. Bölge Adliye Mahkemesi istinaf talebini kabul etti ve 'maaşa haciz konulabilir' dedi. Bölge Adliye Mahkemesi, borçlunun Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan aldığı maaşının tamamına haciz konulmasına muvafakat ettiğini bildirdiği, borçlunun ödeme emri tebliğinden sonra lehine işleyecek sürelerden feragatinin sonuç doğuracağı, bu hâliyle hakkındaki takibin kesinleşmesinden sonra verdiği muvafakat beyanının geçerli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin reddine karar verdi. Karara karşı, davacı borçlu vekili temyiz isteminde bulundu. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ, BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ'NİN HÜKMÜNÜ BOZDU Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, aynı dilekçe ile borcun kabul edilerek hacze muvafakat edilmesinin, takibin kesinleşmesi ile aynı anda olduğundan, bir diğer ifade ile takibin kesinleşmesinden sonra olmadığından geçersiz olduğundan bahisle Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü bozdu. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARINDA DİRENDİ Bölge Adliye Mahkemesi, önceki karar gerekçesinin yanında borçlunun hacze ilişkin muvafakati ile takibin kesinleşmesinin aynı anda olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verdi. Direnme kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulundu ve dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gündemine taşındı. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU: "BORÇLU TARAFINDAN AYNI DİLEKÇE İLE BORCUN KABUL EDİLEREK HACZE MUVAFAKAT EDİLMESİ, TAKİBİN KESİNLEŞMESİYLE AYNI TARİHTE OLDUĞUNDAN GEÇERSİZDİR" 25 üyeyle toplanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, konuya ilişkin son noktayı koydu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, borçlu tarafından aynı dilekçe ile borcun kabul edilerek hacze muvafakat edilmesi, takibin kesinleşmesiyle aynı tarihte olduğundan haciz için verilen muvafakat geçersizdir diyerek emekli maaşına konulan haczin geçersiz olduğuna karar vererek konuya ilişkin son noktayı koydu.

Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın: "4688 sayılı kanun miadını doldurdu, sıfırdan yasa şart" Haber

Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın: "4688 sayılı kanun miadını doldurdu, sıfırdan yasa şart"

Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) Genel Başkanı Ali Yalçın, "4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun yerine sıfırdan bir kanun yapılması, 'Türkiye Yüzyılı' vizyonuna yakışır bir yasa için herkesin sorumluluk alması gerektiği bir zemindeyiz ve bu konuda bir reforma ihtiyaç var" dedi. Memur-Sen tarafından, kamu görevlilerinin sendikal hak ve özgürlükleri ile mali ve sosyal haklarını belirleyen Toplu Sözleşme sistematiğinin düzenlendiği '4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun ele alındığı ‘4688 Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu Yargı Kararları ve Hukuki Tartışmalar 2’ Sempozyumu düzenlendi. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşen programda, ilgili kanunun eksik ve tamamlayıcı yönleri ele alındı. Programda bir açılış konuşması gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, 1995 yılında anayasa değişikliğinden sonra 4688 sayılı Yasanın 2001'de yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, "Bu yasa 2010 yılında referandum sürecinde Memur-Sen olarak gayretimizle ve hükümetin referandum paketine dahil etmesiyle birlikte toplu sözleşme hakkını içerecek şekilde yeniden ikinci mevzuat olarak revize edildi, gözden geçirildi ve toplu sözleşme sistemiyle mevcut toplu sözleşme sistemiyle o günkü şekillenen boyutuyla bilemediniz üç en fazla beş toplu sözleşme yapılır. Ondan sonra bu yasa tıkanır ve yeni tartışmak yeni tartışma mecbur hale gelir demiştik. Hakikaten de kanunun üzerinden 25 yıl geçti. Toplu sözleşme hakkını elde edişimizin 16’ıncı yılı ve 2001 yılında 873 bin olan kamu görevlisi sayısı bugün 4 milyonu buldu. Memur emeklisi sayısı da 2,5 milyonu aştı" açıklamasında bulundu. "4688 SAYILI KANUNU’NDA REFORMA İHTİYAÇ VAR" Yalçın, 4688 Kanun’un kamu görevlileri sendikacılığına ilişkin yükü taşıyabilecek boyutta olmadığının belirterek, "4688 Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun uluslararası hukuku dikkate alarak yeniden gözden geçirilmesi ve reform edilmesi şarttır. Memur-Sen olarak biz yasanın eksik ve sorunlu taraflarını hazırladığımız raporlarla, düzenlediğimiz sempozyum, kongre, çalıştaylarla, katıldığımız Kamu Personeli Danışma Kurulu Toplantısında bu konudaki tespitlerimizle, hükümet yetkilileriyle yaptığımız diplomasi ile ilgili görüşmelerle ve toplu sözleşme süreçlerinde yaşadığımız krizlerle detaylarını, gerekçelerini, alternatiflerini tüm boyutlarıyla ortaya koyduk. Geride bıraktığımız bir önceki toplu sözleşme olan 7’inci dönem toplu sözleşmede de yasanın değişikliğine ilişkin bir mutfak çalışması yapılmasını ve bunun hükümete sunulmasını kararlaştırdık ama aradan geçen 2 yıl içerisinde bu çalışma tamamlanamadı. Birkaç göstermelik toplantıyla ötelendi, oyalandı ve memur sendikacılığı 8’inci dönem toplu sözleşmede aynı yasal boşlukla tekrar masaya zorlanılmış oldu ve masa krizle bitti" ifadelerine yer verdi. "TOPLU SÖZLEŞMEDE 30 GÜNLÜK SÜRE YETERLİ DEĞİL" Yalçın, toplu sözleşme görüşmelerinde bine yakın maddenin görüşüldüğünü ve 30 günlük sürenin hiçbir meselenin sağlık bir şekilde tartışılmasına müsaade etmediğini sözlerine ekledi. Toplu sözleşmede uzlaşma halinde gidilen hakem heyetinin de sağlık bir yapıda olmadığını ifade eden Yalçın, "Alternatif uzlaştırma yolları arabuluculuk sistemi de maalesef sürecin içerisinde alınmamış durumda. Uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümü, için ise yargı yolu dışında hiçbir mekanizma yok. Oradan da sonuç çıkartmak pek mümkün değil. Toplu sözleşme kazanımlarımızın güvencesi yok. Toplu sözleşme hükümleri bir idari kararla iptal edilebiliyor. Komedi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bazı kurumlar sözleşme hükümlerini çeşitli gerekçelerle uygulamıyor" ifadelerine yer verdi. "BİZİM SENDİKA YASAMIZ ILO SÖZLEŞMELERİNE UYGUN DEĞİL" Yalçın toplu sözleşmede yasasında tarafların eşitliği ilkesinden dayanışma aidatına, sendikal güvencelerden yedekli masa sistemine kadar birçok sorunun olduğunu savunarak, "Bizim sendika yasamız altına imza attığımız Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) sözleşmelerine uygun değil. İç hukuk ILO normlarına uygun olmadığı gibi uygulamada ve uyuşmazlıklarda da Anayasanın 90’ıncı maddesi işletilmiyor. Kanunlar sosyolojiye uyumlu olmalıdır. Değişen şartlara göre yenilenmeliler. Aksi takdirde ihtiyaca cevap veremez hale gelirler. Bugün yaşadığımız durum tam da bu. Netice itibariyle kanun ortada. Yaşanan sorunlar da ortada. Eskiler ‘tatbiki mümkün olmayanın ıslahı da mümkün olmaz’ demişlerdir. Onun için kanunun yerine sıfırdan bir kanun yapılması, Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır bir yasa için herkesin sorumluluk alması gerektiği bir zemindeyiz ve bu konuda bir reforma ihtiyaç var. Sıfırdan bir çalışma gerekiyor. "EMEĞİN DEĞERİNİ BULMASININ, HAKKANİYETLİ PAYLAŞIMIN İLK ŞARTI OLDUĞUNA İŞARET ETTİK" Memur-Sen olarak 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun yenilenmesi için çalışmalar yaptıklarını ve bu çalışmaları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına teslim ettiklerini söyleyen Yalçın, "Emeğin değerini bulmasının, hakkaniyetli paylaşımın ilk şartı olduğuna işaret ettik. Adaletin de ancak adil yasalarla mümkün olabileceğini ifade ettik. Adaletin olmadığı yerde insanın da emeğin de güvende olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle düzenlediğimiz bu sempozyumun amacı da adil bir sendika yasasının inşa edilebilmesi, ortaya çıkarılabilmesidir. Onun için bu mevzuatı mümkün kılmak için bu tartışmaları nitelikli olarak yapmaya çalışıyoruz" dedi. Program, Memur-Sen Başkanı Yalçın’ın konuşmasının ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un konuşmasıyla devam etti.

“Şehit yakınları, gaziler ve askeri personelin özlük hakları gecikemez” Haber

“Şehit yakınları, gaziler ve askeri personelin özlük hakları gecikemez”

Altaca Kayışoğlu, “Burada, bu ülkenin dört bir yanındaki subay, astsubay, yedek subay, emekli askerî görevliler, gaziler ve şehit yakınlarının sessiz çığlığını dile getirmek için bulunuyorum. Hafta sonu Bursa’da TEMAD’ın yeni şube açılışı vardı ve Türkiye’nin birçok ilinden gelen gazilerimiz, şehit yakınlarımız ve TEMAD temsilcileri görüşülecek bütçeden beklentilerini özellikle ifade ettiler. Ben de onların sesi olmak için söz aldım” dedi. Altaca Kayışoğlu, şehit yakınları ve gazilerin taleplerinin siyasi değil, devletin temel sorumluluğu olduğunun altını çizerek, “Onlar ömürlerini bu ülkenin huzuru ve güvenliği için harcamışlardır. Bu nedenle eksik bırakılan taleplerinin artık karşılanması ve bir sonraki görüşmelere taşınmaması gerekir” ifadelerini kullandı. “ASKERİ HASTANELERİN VE OKULLARIN KAPATILMASI BÜYÜK HATA” Askerî hastanelerin ve okulların kapatılmasının büyük bir hata olduğunu defalarca dile getirdiklerini söyleyen Altaca Kayışoğlu, “Yılların birikimi ve devletin kurumsal hafızası AKP iktidarında maceralara sürüklendi. 32 askerî hastanenin kapatılması sadece binaların kapanması değil, harp cerrahisi ve askerî sağlık altyapısının ortadan kaldırılması anlamına gelmiştir. Bunun bedelini Mehmetçik ödedi” dedi. Altaca Kayışoğlu, gazilerin ve şehit yakınlarının hâlâ çözülmeyi bekleyen birçok hakkı olduğunu belirterek, “Sağlık ve rehabilitasyon hizmetleri, istihdam, tazminatlar, emekli maaşları ve hak statüsü konularındaki eksiklikler sürüyor. Vefa sadece manşetlere atılıyor; vaatler ise mevzuatta karşılığını bulmuyor” diye konuştu. Emekli astsubayların yıllardır haksızlığa uğradığını vurgulayan Altaca Kayışoğlu, görev ve makam tazminatları, intibak düzenlemeleri ve emeklilik haklarının artık hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. “HUKUK VE ORDU MİLLETİN ORTAK GÜVENLİK TEMİNATIDIR” Görevdeki personelin ekonomik koşullarda ciddi zorluklar yaşadığını belirten Altaca Kayışoğlu, “Bu yüksek enflasyon döneminde askerî personel insan onuruna yakışır bir gelir elde edemez hâle geldi. Çalışma koşulları ve maaşlar acilen iyileştirilmelidir” dedi. Son olarak subay yemini eden teğmenlerin ihraç edilmesine değinen Altaca Kayışoğlu, “Bu karar hepimizin vicdanını sarsmıştır. Orduya siyasetin karışmaması gerekir. Hukuk ve ordu, milletin ortak güvenlik teminatıdır; gerçek anlamda millî olması için siyasetten tamamen arındırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu: "Cumhuriyet Halk Partisi derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir" Haber

Kılıçdaroğlu: "Cumhuriyet Halk Partisi derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir"

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılamaz. Bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz, derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi aziz milletimizi ahlaki uyanışa davet eden bir parti olmalıdır" dedi. Eski CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yayınladığı videoda, "Cefaker yol ve dava arkadaşlarım ve bu ülkenin yurt sever evlatları. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin kurucu partisidir aynı zamanda devleti ve cumhuriyeti koruma iradesinin ta kendisidir. Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti değildir. Partimizin kodları, geleneği ve iki büyük misyonu vardır. Birincisi siyaseti temiz tutmak ve hesap sormaktır. Hesap sorabilmek içinde hesap vermekten kaçınmamak gerekir. Hesap vermek her bir CHP'linin namus borcudur. Her siyasi parti ve her siyasetçi savrulabilir, geri durabilir, rüşvet ve yolsuzluk sarmalına tutunabilir ve hatta ihanet zincirine de tutunabilir. Ama bakın büyük bir ama ile söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılamaz. Bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz, derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi aziz milletimizi ahlaki uyanışa davet eden bir parti olmalıdır" diye konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kardeşlik sürecinin içinde olması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizer. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Ortadoğu'dan Asya'ya, Kafkaslardan Avrupa'ya, Altaylar'dan Tuna'ya söyleyecek sözü vardır. Türkiye Cumhuriyeti at sürdüğü ve şehit verdiği coğrafyalarda sıkışamaz. Gönül bağı kurduğu kardeş milletler sofrasında sıkıştırılamaz, sıkışıklığa gelemez. Cumhuriyet Halk Partisi Ortadoğu'da tökezlememizi bekleyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek ve memleketin ali menfaatleri için sürecin içinde olmak zorundadır. Risk almalıdır ve konuya siyaset üstü bakarak elini taşın altına koymalıdır. Milletimizin Cumhuriyet Halk Partisi'nden beklentisi kardeşlik sürecinde öncü olması ve sürece istikamet çizmesidir. Tarihin doğru tarafında yer almak çoğu zaman cesaret ve kararlılık gerektirir tarih önünde aziz milletimizle hak, hukuk ve adalet yürüyüşümüze devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

CHP'nin kurultay davasının ardından avukatlardan açıklama Haber

CHP'nin kurultay davasının ardından avukatlardan açıklama

CHP'nin 4-5 Kasım 2023'te gerçekleştirdiği ve Özgür Özel'in genel başkan seçildiği 38. Olağan Kurultayı ve 6 Nisan 2025'teki 21. Olağanüstü Kurultayı ile ilgili toplam 6 dava açılmış ve hepsi Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde birleştirilmişti. 15 Eylül'de yapılan son duruşmada davacıların tedbir kararını bir kez daha reddeden mahkeme, davayı 24 Ekim'e ertelemişti. Ertelenen dava, bugün Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Yaklaşık 1 buçuk saat süren davada ara karar çıktı ve davanın reddine karar verildi. Lütfü Savaş ve delegelerin avukatı Onur Yusuf Üregen, davanın reddine ilişkin, "Uzun bir açıklama yapmayacağım. Ret kararını beklemiyorduk. Davamızın kabulünü bekliyorduk. Şaşırtıcı bir karar oldu. Var olan yasal hukuki yollarımıza başvurmaya devam edeceğiz. İstinaf sürecine gideceğiz" diye konuştu. CHP’nin avukatı Çağlar Çağlayan ise, "Olağanüstü Kurultayımızın iptaliyle ilgili açılan 6 dava bugün itibarıyla sonuçlandı. Mahkeme bazı davacılar bakımından üye olmadıkları için, üyelik haklarından faydalanamadıkları için davanın reddine karar verdi. Diğer davacıların davaları bakımından da gerekçeli kararda göreceğiz ama ret gerekçesiyle olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda gelinen aşamada kongreler yapıldığı, olağan kongreler tamamlandığı, aynı zamanda iki defa olağanüstü kurultay yapıldığı için, üstelik bir tanesi de delege imzasıyla gerçekleşmişti, davanın konusuz kaldığına karar verildi. Bu aşama itibarıyla dava sonuçlanmış oldu. Herkese hayırlı olsun. Bundan sonra bu dava umuyorum Türkiye gündeminden kalkacaktır. Siyaset normal seyrine dönecek" dedi.

Özcan’dan sert çıkış: Cunta yönetimi altında CHP’de kalmam Haber

Özcan’dan sert çıkış: Cunta yönetimi altında CHP’de kalmam

Bolu Belediyesi tarafından daha önce Nilüfer Park içerisinde yer alan kafe ve restoran olarak kullanılan bina belediyeye ait Bolsev Vakfı tarafından kiralandı. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, tamamen yenilenerek belediyeye ait restoran olarak hizmete açılan tesisi tanıttı. Özcan, sonrasında ise Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yarın görülecek olan CHP kurultay davasına ilişkin açıklamalarda bulundu. "AMA ARTIK BU KARAR YARIN VERİLMELİ" Kararın bir an önce verilmesi gerektiğini savunan Başkan Tanju Özcan, "Mutlak butlan kararının verilebileceğini ben düşünmüyorum. Hukukçu olarak düşünemiyorum bunu. Çünkü mutlak butlanla ilgili ne bir dernekle ilgili bugüne kadar ne bir meslek odasıyla ilgili olmamış ki bir siyasi parti için olsun. Ama ortada açılmış bir dava var. Uzadıkça uzuyor. Yani Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi artık bu konuyu gündemden düşürmek için ya davanın kabulüne karar versin, ya davanın reddine karar verip bu süreci, bu tartışmayı, bu suni tartışmayı ülkedeki ekonomik sıkıntıların önüne geçmeyi amaçlayan bu suni tartışmayı bir tarafa bıraksın. Türkiye'de artık böyle garip şeyler oluyor. Bizim iki tane İstanbul İl Başkanımız var. Biri Yüksek Seçim Kurulu tarafından kabul edilen İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik, mazbatası da var. İstanbul İl Başkanı olarak seçilmişsiniz diye kendisine yetki verilmiş. Bir tanesi tedbir yoluyla eski İstanbul İl Başkanlığı'nda oturan bir kayyum var. Bırakın her siyasi parti kimi genel başkan seçileceğine üyeleri ve delegeler aracılığıyla karar versin. Kimin kendisini yöneteceğine o karar versin. Sen illa böyle bir karar vereceksen de mahkeme olarak uzatma. Ver bir an önce kararını. Ondan sonra Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir olmayacak mutlak butlan kararıyla karşı karşıya kalırsa da otursun yetkili organlarıyla, belediye başkanlarıyla, milletvekilleriyle, il başkanlarıyla, ilçe başkanlarıyla, belde başkanlarıyla yol haritasını belirlesin. Ama artık bu karar yarın verilmeli" diye konuştu. "ÜYELİĞİMİ İSTİFA ETMEK SURETİYLE ASKIYA ALACAĞIM" Mutlak butlan kararı çıkması durumunda partiden istifa edeceğini söyleyen Başkan Özcan, "Sayın Kılıçdaroğlu ve ekibi partiye gelirse beni atıp atmaması benim hiç umurumda değil. Ben mahkeme kararıyla partinin başına gelen heyeti bir cunta heyeti olarak kabul ederim. Bunu bir darbe olarak kabul ederiz. Ve o cunta Cumhuriyet Halk Partisi'ni yönettiği sürece ister bana ödül versin, ister beni disipline versin, bunları umursamadan mahkeme böyle bir karar verirse Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları da 'biz bu görevi kabul ediyoruz' derse ben bu siyasi cunta partinin başından gidinceye kadar Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimi istifa etmek suretiyle askıya alacağım. Ne zamanki Sayın Özgür Özel veya bir başka seçilmiş heyet, genel merkez yönetimi tekrar göreve başladığı gün ilk Cumhuriyet Halk Partisi'ne katılma başvurusunu da bizzat ben yapacağım. Durum bu kadar net. Yani benim tavrım Kemal Bey gelirse nasıl olsa beni atar diye Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimi askıya almak değil. Demokrasi anlayışım gereğince bu cunta görevde olduğu sürece benim Cumhuriyet Halk Partisi'nde cuntanın altında çalışmama düşüncemden kaynaklanan bir durum" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.