SON DAKİKA
Hava Durumu

#Hukuk

Söz Bursa - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Boşanıp birlikte yaşayanlara Yargıtay'dan kötü haber Haber

Boşanıp birlikte yaşayanlara Yargıtay'dan kötü haber

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (5510) kapsamında eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesiliyor. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin emsal kararında; boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan veya olmayan (hileli boşanma) tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunduğuna dikkat çekti. Son yıllarda sırf babadan kalma yetim maaşı almak için resmen boşanmalarına rağmen birlikte yaşayan çiftlere yönelik hem SGK hem de yargı yaptırımları hız kazandı. Yargıtay son kararında samimi ya da hileli boşanan çiftlerin birlikte yaşamalarına devam etmesinin af edilemez olduğuna hükmetti. İş Mahkemesi’nin yolunu tutan genç kadın, 2002 yılında vefat eden babası Kurum sigortalısı İlhan I.’ndan ötürü yetim aylığı aldığını, eşi Ahmet H.’dan 2001 tarihinde boşandığını, SGK’nın eski eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesi ile 26.10.2008 tarihinde aylığını kestiğini ve yersiz ödemeleri borç kaydettiğini iddia edip İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. SGK işleminin iptali amacıyla açılan dava reddedildi. 2022 senesinde yeniden SGK kapısını çalan genç kadın, olumsuz cevap alınca İş Mahkemesi’ne müracaat etti. Ret işleminin iptali ve SGK’ya yapılan başvuru tarihi itibariyle ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı Kurum, davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığının tespit edildiğini, Kurum işleminin doğru olduğunu, davanın yerinde olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savundu. İş Mahkemesi, davanın kabulüne, davacının babası üzerinden bağlanmasını talep ettiği yetim aylığı ödenmesi başvurusunun reddine dair 12.08.2022 tarihli Kurum işleminin iptaline, yetim aylığının 19.07.2022 olan başvuru tarihinden itibaren ödenmeye devam edilmesine hükmetti. Başvuru tarihinden itibaren ödenmeyen her ay için ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verildi. Davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf isteminin esastan reddine karar verdi. SGK avukatı kararı temyiz edince dava dosyası Yargıtay 10. Hukuk Dairesi gündemine geldi. BOŞANMANIN SAMİMİ OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRMAK YARGININ GÖREVİ DEĞİL Adeta ültimatom niteliğindeki kararda eşlerin samimi olup olmadıklarını tespitinin yargı görevi olmadığı vurgulandı. Yasada; oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ibareleri yer aldığı hatırlatıldı. Kararda; "Kanun koyucu tarafından örneğin; ‘sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan’, ‘hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan’, ‘gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan’ veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalıdır. Boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan ‘boşanma’ hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı ortadadır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır’’ denildi. Karar bozuldu Davacı tarafından davalı Kuruma 22.07.2022 tarihinde başvuru yaparak yeniden yetim aylığı bağlanmasını talep ettiğini ancak Kurumun 12.08.2022 tarihli işlemi ile önceki araştırmacı raporu esas alınarak talebini reddettiği hatırlatıldı. Kararda şu ifadelere yer verildi: ‘’Kurum işleminin iptali için eldeki davanın açıldığı, mahkemece yaptırılan emniyet araştırması ve dinlenen tanık anlatımları ile de davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakla verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Mahkemece yapılması gereken iş, davacının ve boşandığı eşinin nüfus kayıt sistemindeki adres kayıtları getirtilerek, ihtilaf konusu dönem içerisinde davacının ve boşandığı eşine ait nüfusta kayıtlı adreslerinde birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Her bir adreste kimlerin yaşadığı kolluk vasıtasıyla araştırılarak ve muhtar, komşu, kapıcı, yönetici gibi kişiler dinlenerek tespit edilmeli, birlikte yaşama olgusu yukarıda açıklanan düzenlemeler ışığında da araştırılarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Yargıtay'dan emsal karar: 'Şarta bağlı rüşvet suçu oluşmaz' Haber

Yargıtay'dan emsal karar: 'Şarta bağlı rüşvet suçu oluşmaz'

Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 252. maddesi gereği 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası olan ‘rüşvet vermek' suçuna dair Yargıtay'dan emsal bir karar çıktı. Şarta bağlı olarak sunulan bir teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağına dikkat çeken Yargıtay 4. Ceza Dairesi, belirlenen şart gerçekleşmediği taktirde rüşvet sözleşmesinin gereği yerine getirilemeyeceğinden anlaşmanın konusunun da kendiliğinden ortadan kalkacağına hükmetti. İddiaya göre, göçmen kaçakçılığı ile uğraşan bir kişi sınırdan göçmen geçirmek için rüşvet pazarlığı yaptı. Göçmenlerin sınırı geçmesi halinde belirli bir bedeli ödemeyi taahhüt etti. Devreye giren güvenlik güçlerinin şikayeti üzerine Cumhuriyet savcılığınca göçmen kaçakçısı için, ‘rüşvet ve hakaret' suçundan soruşturma başlatıldı. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan göçmen kaçakçısına ‘hakaret'ten hapis cezası, ‘rüşvet vermek' suçundan beraat kararı verildi. Kararın istinafa taşınmasıyla devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Sanık avukatının temyiz etmesiyle dava dosyası Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin gündemine geldi. Emsal nitelikte karara imza atan Daire, şarta bağlı rüşvete vurgu yaptı. Kararda şöyle denildi; ‘Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.05.1987 tarihli ve 1987/600 Esas, 1987/245 sayılı Kararında vurgulandığı gibi rüşvet suçunun konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı ortadadır. Somut olayda sanığın sınırdan göçmen geçirdiğine ilişkin delil de elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; şarta bağlı olan teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, anlaşıldığından, Mahkemenin suçun vasfına yönelik tespit ve uygulamasında hukuka aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu tespit edildiği, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmıştır. Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Temyiz isteminin esastan reddine, hükmün onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir'' denildi.

Bozbey'den mahkemede gözyaşlarıyla savunma: Kaçmadım! Haber

Bozbey'den mahkemede gözyaşlarıyla savunma: Kaçmadım!

Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinde imar yolsuzluğu iddiası ve suç örgütü lideri olmak suçundan tutuklu yargılanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek, hayatını Bursa’ya hizmet için harcadığını söyledi. Zaman zaman gözyaşlarını tutamayarak konuşan Bozbey, "Benim suçum Bursa’yı tek yürek hâline getirmek mi?" dedi. Edinilen bilgiye göre, 31 Mart’ta düzenlenen operasyonla Bozbey, ailesi ve çok sayıda belediye çalışanı gözaltına alındı. 4 Nisan’da Bozbey’in de aralarında bulunduğu 23 kişi tutuklandı. İddianamede Bozbey için 402 yıla kadar hapis cezası, dönemin Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Turgay Erdem için ise 946 yıla kadar hapis cezası talep edildi. 402 gün hapis cezası ile tutuklu yargılanan CHP'li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in de arasında bulunduğu 37'si tutuklu 63 sanığın yargılanması bu sabah Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı. Sanıkların ve izleyicilerin çok olması sebebiyle yargılama Bursa Bölge Adliye Mahkemesi'nin konferans salonunda yapıldı. Hakkında yöneltilen suçlamalara cevap veren Mustafa Bozbey savunmasının ilk 3 saatinde yaptığı duygusal savunmada zaman zaman gözyaşlarına hakim olamadı. 27 yıldırır siyaset yaptığını vurgulayan Bozbey, "36 yaşımdan bu yaşıma kadar hayatımı Bursa için harcadım. Aileme vakit ayıramadım. Bu iftiraları asla kabul etmiyorum." dedi. Bozbey, "27 yıldır siyasetçiyim. Biz gökten zembille inmedik. Tesadüfen gelmedik. Ben helal lokmanın ne demek olduğunu çocukken öğrendim. Çalışmak benim için ibadettir. Ortaokuldan beri hep çalışırım. Bayramlarda ailemle aynı sofraya oturamadım. Üniversiteden mezun olduğumda ilk kez ailemle aynı bayram sofrasında oturdum. Aradan 41 yıl sonra yine bayram sofrasına ailemle oturamadım. Çünkü özgürlüğüm elimden alındı. Bursa’ya hizmet ettiğim için alındı. Gerçekten Bursa’mızın en büyük davası görülüyor. Hukukun üstünlüğü yolunu bulacak. Koğuşumuzda bizimle ilgilenen personele ve müdürlerine teşekkür ediyorum" dedi. "İTALYA'DAN KULE VİNÇ ALDIK BU SAYEDE GELİŞTİK" Kurduğu aile şirketleri ve bu şirketlerin geçmişi ile de ilgili bilgi veren Bozbey, belediye başkanı olmadan önce kurduğu şirketleri ve yaşadığı ekonomik sıkıntıları anlatarak, "Paramızı kaybettik ama onurumuzu kaybetmedik" dedi. Mustafa Bozbey, "Her zaman kendi şirketimi kurmak istedim. Bozbey İnşaat şirketini kurdum. Bozbey Turizm A.Ş.’yi kurdum. Kendi köyümde bazı yerler imara açıldı. Ailemin yerleri vardı. Saygınkent Projesi de buralarda başladı. O zamanlar İtalya’dan kule vinç aldık. Yaptığımız teknolojik yatırımlar sayesinde geliştik" ifadelerini kullandı. Nilüfer Belediye başkanlığı dönemine ait iddialara da cevap veren Bozbey bu dönemle ilgili olarak da Nilüfer’de eğitim, kültür ve sanat projeleriyle kenti geliştirdiklerini, halkın kendisini dört dönem üst üste seçmesinin tesadüf olmadığını belirtti. Bozbey, "Nilüfer Belediye Başkanı seçildiğimde yoğun olduğum için aday olmak istemiyordum aslında. Doğup büyüdüğüm topraklara hizmet için yola çıktım. Nilüfer’in 99 bin nüfusu vardı. "Eğitim, kültür, bilim ve sanat kenti olacak" dedim. "Gülümseyin Bursa’dasınız" sloganıyla yol aldık. Nilüfer, Bursa’nın merkezi oldu. Bir çok belediye başkanı da şu an Nilüfer’de yaşamaktadır. Nilüfer Belediye Başkanlığı görevine başladığım dönemde şirketime ait hisseleri aileme devrettim. Şirketlerimizin faaliyetleri devam ediyordu. Bozbey İnşaat olarak 2008 yılında 180 milyon liraya TOKİ ile anlaştık. Ama maalesef 2008 yılının sonunda konkordato ilan ettik. 2009 yılında ise istifa ettik. Paramızı kaybettik ama onurumuzu kaybetmedik. Bu sıkıntılı süreçte yine aday oldum ve 2009 yılında yeniden belediye başkanı seçildim. Nilüfer halkının beni 4 dönem üst üste seçmesi tesadüf değildir. Çalışanların desteklenmesi ve ihtiyaç sahiplerine destek için NİLVAK’ı kurdum. Burada çalışanlara yönelik destekler uzun yıllar devam etti. Bizler Nilüfer’de birçok yeniliğe imza attık. Avrupa’ya örnek olacak projeler gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı. SAVCIMIZ BENİ ÇAĞIRSAYDI GELİRDİM, KAÇMADIM... 2019 seçimlerinde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı hakkında da bilgi veren Bozbey, "2024 seçimleri için hiç durmadan çalıştım. Bursa'nın gündemini çok yakından takip ettim. İyi insanlarla yol yürüdüm, kötü insanlardan uzak durdum. Belediye başkanlığı görevinde kimseyi ötekileştirmedim. Ancak ben Bursa’ya hizmet ederken, Avrupa’da yapılan festivalleri Bursa’da gerçekleştirecekken aniden tutuklandım. Ben Nilüfer Belediyesinde makam aracı kullanmadım. Lojman kabul etmedim. Kamu zararına imza atacak bir şey yapmadım. 47 yıl sonra Bursa’yı aldığımızdan 2 yıl sonra eşim, kızım ve kardeşlerimle birlikte gözaltına alındım. Ailemden ve omuz omuza çalıştığım arkadaşlarımdan koparıldım. Özgürlüğüm elimden alındı. Savcımız beni çağırsaydı ben gelirdim. Kaçmadım. Sosyal medyada yalan haberler, dedikodular çıktı. Hepsini kınıyorum. Ben parayı düşünseydim konkordato ilan etmezdim. Parayı değil onurumu düşündüm. Paraya tamah etseydim bugün karşınızda olmazdım" dedi. SUÇUMUZ BURSA'YI TEK YÜREK HALİNE GETİRMEK Mİ? Savunmasında kendisine güvenen Bursalılara da teşekkür eden Bozbey, "Bursa Büyükşehir Belediyesine geldiğimde belediye sürdürülebilir olmaktan çıkmıştı. Borçların gerçek durumunu ortaya çıkarmamız aylarca sürdü. Bizler 2 yıl boyunca borçları azalttık. Bursa’nın 17 ilçesinde hizmet etmeye çalıştık. Mali disiplini sağlarken yatırımlardan vazgeçmedik. Bursa’nın altyapı sorunlarını çözmek için yoğun çalışma yürüttük. Bursa için faydalı olacak ulaşım projeleri yaptık. Mudanya-Bursa arasındaki metrobüs projesi ne yazık ki hayata geçirilemedi. 2 yılda 20 bin gence eğitim desteği sağladık. Göreve geldiğimizde kentte birlik ve beraberlik güçlendi. Bursaspor, göreve geldiğimizden sonra 2 kez şampiyon oldu. Bu sene de Süper Lig’e çıkacak. Suçumuz Bursa’yı tek yürek hâline getirmek mi?" dedi. "DEDİKODU YAPIYORLAR" Hakkında yöneltilen suç örgütü kurmak ve yönetmek suçlamalarını da kabul etmeyen Mustafa Bozbey, "Rüşvet suçlamalarını kabul etmiyorum. Dedikodu yapıyorlar. Örgüt ifadesini asla kabul etmiyorum." dedi. Bozbey savunmasını şu şekilde sürdürdü; "Müfettişlerin raporlarında da görüleceği üzere bu iftiraları ve yalanları söyleyenler kendileri suç işlemişlerdir. Bu kişiler organize suç şebekesi oluşturmuşlardır. Bizlerin bireysel haklarına saldırmışlardır. Hâlen çelişkili ifadelerle emniyetin ve savcının zamanını boşa harcamışlardır. 36 yaşımdan bu yaşıma kadar hayatımı Bursa için harcadım. Eşime ve aileme vakit ayıramadım. Bu iftiraları asla kabul etmiyorum. Şirketlerle ilgili benim kurduğum şirketlere yer verilmiş. Nilüfer Belediye Başkanı oluncaya kadar ben bir iş insanıydım. Benim ve yakınlarımın birçok gayrimenkulü vardı. Üzerimde bulunan taşınmazları zaman içerisinde ihtiyaç durumuna göre sattım. Bu iddianamedeki rüşvet suçlamalarını kabul etmiyorum. Dedikodu yapıyorlar" dedi. İddianamede geçen NİLVAK Vakfı ile ilgili olarak da yöneltilen sorulara cevap veren tutuklu Belediye Başkanı Bozbey, "NİLVAK, gayrimenkullerimiz ile birlikte kurulmuştur. Bu yapı her yıl ortalama olarak Nilüferli vatandaşlara destek olmak için çalışıyordu. Ticari faaliyetler bu şirket üzerinden sürdürülmüştür. Bir iş yapmak için şirket kurmak gerekiyordu. NİLVAK’tan mezun olanlar devlet memuru oldu. Kreş, özel okul ve otopark işletmeciliği yaptık. Bankadan kredi çektik. SERA A.Ş.’ye krediyi aktardık. FİDA A.Ş. üzerine aldık. İnşaatı SERA A.Ş. üzerinden yaptık. Okul inşaatı yapılırken başka bankalardan da kredi aldık. Sorunlar oldu. Bankalardan blokeler geldi. Sonrasında cari hesaplar üzerinden ilerledi. Her şey ortadayken bu suçlamaların neden olduğunu anlayamıyorum. 2014 yılında boşanma süreci yaşadım. SENA A.Ş. benim aktardıklarımdan sorumludur. Bu şirketin belediye işleriyle ilgili hiçbir hukuksuzluğu yoktur. Belediye Başkanlığı döneminde Vildan Aydın Bozbey’in "şunu yapsın" dediği olmamıştır. Yalan beyan verenler ve iftira atanlar hukuk karşısında ceza alacaktır. Tarafıma yönelik suçlamaları kabul etmiyorum. Örgüt ifadesini asla kabul etmiyorum. Neyin örgütüyüz biz, anlam veremiyorum. 111 gündür bunu düşünüyorum. Yapılanları kabul etmiyorum, nefret ediyorum" dedi. "TURGAY ERDEM'E VERDİĞİM YETKİ YÜZÜNDEN 402 YILLA YARGILANIYORUM" Bozbey kendisine yöneltilen Turgay Erdem’e ya da herhangi bir belediye yetkilisine tek imzayla alakalı bir talimatınız ya da yönlendirmeniz oldu mu? sorusuna da "Kesinlikle olmadı. Olması da mümkün değil zaten" şeklinde cevap verdi. Bozbey, bu konu ile alakalı savunmasında "17 yıl önce, 02.04.2024 tarihinde Turgay Erdem’e vermiş olduğum yetki nedeniyle bugün 402 yıl hapis cezasıyla yargılanıyorum. Hizmetlerin sağlıklı yürütülmesi amacıyla 3 meclis üyesini belediye başkan yardımcısı yaptım. Bunlardan biri de Turgay Erdem’di. Turgay Erdem’e hizmetlerin denetlenmesi ve başkan yardımcıları arasında koordinasyonun sağlanması konusunda yetki verdim. Benim daha fazla hâkimiyet içinde olmam için verdiğim koordinatörlük görevi nedeniyle örgüt lideri olmayı kabul etmiyorum. Bu koordinasyon sayesinde işlerin daha doğru yapılması sağlandı. Bunu suç olarak kabul etmiyorum. Turgay Erdem’in attığı imzalarda art niyet yoktur. Kamu yararı için yapılmıştır. Nilüfer’de yapılaşmanın artması, yeşil Nilüfer için çok kötü olmuştur. Buradaki yapılaşmayı artıran Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi kararlarıdır. Büyükşehir Belediye Başkanının ve bakanlıklardan alınan izinlerle yapılaşma artırılmıştır. Ben bunlara karşı çıktım. Tek imza ile suçlanmamı asla kabul etmiyorum. Atılan imzalar, kentsel dönüşüm sebebiyle kiraya çıkan vatandaşlar için atılmıştır" dedi. "EMİN ADANUR BİZİ 150-200 MİLYON TL ZARARA SOKTUĞU İÇİN ARAMIZDA HUSUMET BAŞLAMIŞTIR" Emin Adanur’un hakkındaki iddialarını da kesin bir dille yalanlayan Bozbey, "Emin Adanur'un yalan iddiaları vardır. 2024 sonuna kadar bana "abi" diyordu. 2019’da Fatih Ergün sözleşmeden ayrıldı. İş, Emin Adanur’un şirketine verildi. İnşaatlarda yapım kalitesinde problemler çıkınca kardeşleri beni aradı. Emin Adanur bizi 150-200 milyon TL zarara sokmuştur. Bu sebeple aramızda husumet başlamıştır. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı olunca ziyaretime geldi. Bana "İş var" dedi. "İhaleye gir" dedim. İhalesiz iş istedi, asla kabul etmedim. 2025’in ilk aylarında tekrar iş istedi. Sesini yükselterek, "Verecek misin, vermeyecek misin?" dedi. Ben de "Hukuka aykırı iş yapmam" dedim. "Göreceksin sen" diyerek beni tehdit etti. Sosyal medyada iftira atmaya başladı. Dolandırıcılık suçlarından yurt dışına kaçmıştır. Bu kişinin beyanlarını kabul etmiyorum. Ben kardeşimle, akrabalarımla ve herkesle her an görüşebilirim. Ben belediye başkanıyım. ETS kayıtları suç oluşturmak için dosyaya konulmuş şeylerdir. Emin Adanur hakkında her gün ayrı ayrı suç duyurusunda bulunacağım. Eşim, kızım ve ailem bu olaylardan etkilenmiştir. Bunun da bir cezası olacaktır. 1381 ada 2 parselde bulunan Ataevler’deki ilk etap kentsel dönüşüm projesiydi. Depreme dayanıklı şekilde yapılması gerekiyordu. Burada 13 bin kişi yaşıyordu. Altyapının tamamen değişmesi gerekiyordu. Kentsel dönüşüme karşı çıkmadım. Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinde 440 dairenin 950 daireye çıkarılacağı beyan edildi. Bu karar Büyükşehir Belediye Meclisinde onaylandı. Bu olayla ilgili neden suçlandığımı anlamış değilim. Nilüfer Belediyesi olarak emsal artırımı uygulamasına itirazlarımız vardı. Bursa Büyükşehir Belediyesi bizi dikkate almadı. Kentsel dönüşümü engellemekle bizi halka şikâyet etti. Bu olaydaki suçlamaları kabul etmiyorum. Ben hayatımda suç işlemedim. Nasıl olur da örgüt lideri olarak gösterilebilirim? İnsanların adalete olan güvenini yitirdiler" ifadelerini kullandı. BANA İTİBAR SUİKASTI YAPILDI HTS kayıtlarındaki görüşmeleri de suç olarak görmediğini ifade eden Bozbey, "Ben uzun yıllardır belediye başkanlığı yaptım. Bu yüzden binlerce insanda benim telefon numaram var. Sorunu olan, yerinin imar durumunu öğrenmek isteyen, hastane konusunda yardım isteyen vatandaş beni arar. HTS kayıtlarındaki aramalar suç olarak gösterilmiş. Normal olan görüşmeler bile bu dosyada suç gibi gösterilmiş. Bunu kabul etmem mümkün değil. Nasıl hesaplandığı belli olmayan bilgiler sosyal medyada yayınlandı. Hani dosyada gizlilik vardı? Bize itibar suikastı yapıldı. Basında çıkan yalan ve iftiralardan eşim, ailem ve dostlarım etkilendi. Bunların hepsini lanetliyorum. Bu kötü niyetli insanlar buradaki insanlara kötülük yapmaya devam ederse bunun sorumlusu kim olacak? Kişisel haklarımızı kim koruyacak? Suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum" dedi. GÖZYAŞLARINI TUTAMADI Bozbey, savunmasında sık sık Bursa’ya hizmetlerini hatırlatarak, suçlamaların siyasi ve kişisel husumetlerden kaynaklandığını öne sürdü. "Bana güvenen Bursalı hemşerilerime teşekkür ediyorum" diyen Bozbey, kararın vicdanlı bir şekilde verilmesini beklediğini ifade etti. Savunma sırasında zaman zaman gözyaşlarını tutamayan Bozbey, "Benim neden tutuklandığımı 3 milyon 500 bin Bursalı hemşerim çok iyi biliyor. Bursa’ya hizmet ettiğim için gururluyum. Bursa’nın borçlarını bitirdiğim, Bursa’yı Avrupa’ya tanıttığım ve Bursaspor’un Süper Lig’e çıkması yönünde destek verdiğim için gururluyum. Eğer bunlar suçsa ben bu suçları işlemeye devam edeceğim. Bunlar benim onurumdur. 111 gündür uzak kaldığım eşime, çocuklarıma ve Bursa’ma kavuşmayı bekliyorum. Karar verirken vicdanlı bir şekilde karar vereceğinize eminim" dedi.

Bakan Gürlek duyurdu: Sokak çetelerine 5 ilde operasyon! Haber

Bakan Gürlek duyurdu: Sokak çetelerine 5 ilde operasyon!

Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Bu sabah İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde; önde gelen sokak çetelerinden birine yönelik İstanbul, Muş, Diyarbakır, Erzurum ve Tekirdağ illerimizde eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiş, aralarında 3 avukatın da bulunduğu 32 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır" dedi. Bakan Gürlek, sokak çeteleri ve organize suç örgütlerine yönelik operasyonların hız kesmeden devam edeceğini belirterek, "Sokak çeteleri, organize suç örgütleri ve milletimizin huzurunu hedef alan tüm suç yapılanmalarıyla mücadelemiz tavizsiz bir kararlılıkla sürmektedir. İçişleri Bakanlığımız ile tam bir eşgüdüm ve koordinasyon içerisinde hareket ediyor; şehirlerimizin huzuruna ve gençlerimizin geleceğine kasteden hiçbir yapıya asla göz açtırmıyoruz. Bu sabah İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde; önde gelen sokak çetelerinden birine yönelik İstanbul, Muş, Diyarbakır, Erzurum ve Tekirdağ illerimizde eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiş, aralarında 3 avukatın da bulunduğu 32 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır. Bu vesileyle şunu açıkça ifade etmek isterim. Suç örgütleri ve çeteler, evlatlarımızı kendi karanlıklarına çekerken 'nasıl olsa yaşınız küçük, ceza almazsınız' diyerek kirli bir dezenformasyon kampanyası yürütmektedir. Cezaların daha da artırılmasına yönelik çalışmalarımız devam etmekle birlikte; çocukların örgüt üyeliği, kasten öldürmeye teşebbüs, silahlı saldırı ve yağma gibi nitelikli suçlara bulaştırılması halinde mevcut hukuk düzenimiz ağır yaptırımlar öngörmektedir. Çocuklarımızı suç örgütlerinin ağına düşürmeye çalışan, sokaklarımızın güvenliğini tehdit eden ve vatandaşlarımızı korkutarak haksız menfaat temin eden bu yapılara yönelik süpürme operasyonlarımız kökleri kazınana dek kararlılıkla devam edecektir. Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonu başarıyla icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve süreçte emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.

Özgür Özel rest çekti: "O kürsüyü atanmışa bırakmayız" Haber

Özgür Özel rest çekti: "O kürsüyü atanmışa bırakmayız"

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, "Yarın benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak" dedi. Özel, MYK toplantısı devam ederken gazetecilere açıklama yaparak, bir kaza sonucu hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in sözlerine işaret etti ve grup toplantısını yapacağını açıkladı. Özel, 21 Mayıs günü büyük yankı uyandıran butlan kararına dikkat çekerek, "Bu noktada beklenen elbette bu görevin kabul edilmeyip partinin birlik ve beraberlik halinde derhal kurultaya gitmesine omuz vermekken, bir yandan kurultayın yapılmasındaki olanaksızlık ifade edildi. Bu konuda Türkiye’de böyle düşünen, Genel Merkezin yeni görevlendirdiği avukat arkadaş dışında kimse yok. Bütün kamu hukuku hocaları, seçim hukuku hocaları, herkes aksine derhal kurultay yapılmasının gerektiğini söylüyorlar, yazıyorlar. Uluslararası dergilerde makaleleri yayınlanıyor, hukuk dergilerinde yayınlanıyor, aynı metinlerde buluşuyorlar. Ama bir hukukçu ve bir kişi 'kurultay yapamayız' diyor. Ve partiyi yönetmeye kalkıyorlar. Biz mesela Esenyurt kayyumunu neden eleştiriyoruz? Kayyum olarak otobüs giydiriyor, billboard bastırıyor, kalem bastırıyor. Kayyum olarak seçilmiş siyasetçilerin yapabileceği şeyleri yapıyor. Bugün benzer bir durumla karşı karşıyayız. Partide otobüsler giydiriliyor, afişler hazırlanıyor. Ve seçilmemiş bir Genel Başkan, bu kez de partimize sahip çıktığımız günlerde 24’ünde, sabahın 07.00’sinde önde bir grup milletvekili, arkada o partinin sokağından bile geçmeyecek tiplerle partiye gelip saldırılmıştı. Bizi o partiden, baba ocağından polis zoruyla çıkardılar" ifadelerini kullandı. "ÜZÜLEREK TAKİP EDİYORUM" Özel, 96 milletvekilinin oy kullandığı ve 106-107 milletvekilinin Grup Başkanlığı’nda desteklediği, 111 milletvekilinin acilen kurultay istediği bir süreçte grup toplantısı için bulunması gereken 46 sayısının bulunamayacağının açıkça belli olduğu bir salonda, grup toplantısı kararının açıkça grup iç yönetmeliğinde yazdığı ve Meclis Başkanlığı’nın da takdir ettiği gibi Grup Başkanı ya da Grup Yönetim Kurulu tarafından ilan edilecekken, bir grup toplantısı yapılma niyetinin olduğunu belirterek, "Adına grup toplantısı denen bir korsan toplantı veya bir sadece toplantı yapılma niyeti var. Ve burada şöyle bir üzüntüm var arkadaşlar. Bu süreç şöyle başladı ve ilerledi bütün şeffaflığı ile söyleyelim. Sizlerin geçtiğimiz hafta hem ‘geçmiş olsun’ hem amcam için başsağlığı dilekleriyle 40’a yakın gazeteci arkadaşımız görüşme talep edince, toplu bir görüşme yaptık şu salonda. Soruları yanıtladım. Bir arkadaşımız da sordu. Dedi ki, ‘Görkemli bir grup yaptınız. Haftaya da yapacak mısınız?’ Ben de dedim ki ‘Haftaya ayın 9’u, Ferdi Zeyrek’in ölüm yıl dönümü. Ben grup yapmayacağım ve Manisa’da olacağım. Grup toplantısını 16’sında yapabiliriz.’ Ardından burada ayın 9’unda Kemal beyin grup yapmaya geleceği söylendi. Sayı yok, yetki yok, meşruiyet yok, sokaktaki tepkinin bini bir para. Ama bu Meclis’te Ferdi Zeyrek’in ölüm yıl dönümüne gitmemden bir fırsat bilinerek, ‘Burada grup toplantısı yapacağız.’ Ve sonradan gördük işte bayramlaşmada olduğu gibi organik bir kalabalık toplanamadığı için, hani her hafta buraya gelen Ankara’nın Çankaya, Mamak, bütün ilçelerinden kendi kendine koşa gelenler gelmeyeceği için, Türkiye’den zoraki bir kalabalık. Ve o sabahki, sabah 07.00 kitlesini arkaya alarak bir grup toplantısına gelme niyetini üzülerek takip ediyorum" şeklinde konuştu. "ONLARI PARTİMİZE YAKIŞMAYAN İNSANLARDAN ARINMAYA DAVET EDİYORUM" Özel, açıklamalarına şöyle devam etti: "Burada şunu söyleyeyim. İyi niyetle bu işi çözmek için emek veren, gayret gösteren, aracılık eden 3 belediye başkanımız. Daha bu iş çıktığında ben şunu önerdim arkadaşlar, ‘Sakın böyle bir şey yapmasınlar. Biz de yapmayalım, onlar da yapmasın. Bu işi sonra konuşuruz.’ Bu reddedildi. Bugün sabah dahi, ‘Genel Merkezde toplansınlar, yapsınlar. Aynı saatte biz grup toplantısı koymayız. Ben Manisa’da olmak istiyorum.’ Bu da reddedildi. ‘Niye bu toplantı’ sorusuna da şu cevap veriliyor. ‘Özgür Özel Manisa’ya gideceğini söyledi basın mensuplarına. Biz de grup toplantısı yapmaya karar verdik.’ Bu kadar açık söylüyorlar. Kemal bey böyle ifade etmiş, ‘Özgür Özel dedi ben de yapacağımı söyledim. Bu toplantıyı yapmak istiyorum’ diye. Grup Başkanvekili arkadaşımız gerekli başvuruyu yapıyor Meclis Başkanlığına, biz yapmayacaktık. Ama yarın Grup Başkanvekillerimizin açacağı ve benim konuşacağım grup toplantısı yapılacak. Ferdi Zeyrek’i kürsüde anacağım. Partililerimizi yarınki grup toplantısına hem Ferdi Zeyrek’i anmaya hem partisine omuz vermeye davet ediyorum. Buradan bir alternatif grup toplantısı, başka bir yerde yaparlar, başka zamanda yaparlar, onun için 46 milletvekiline ihtiyaçları var. O değerlendirmeleri kendilerine bırakıyorum. Ama sağduyulu davranmaya, partimizin sokağına bile yakışmamış o kişileri, hani ‘arınma’ diyorlar ya öncelikle onlardan arınmaya, Cumhuriyet Halk Partilileri ise asla karşı karşıya getirmemeye davet ediyorum kendilerini." "O KÜRSÜYÜ ATANMIŞA BIRAKMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL" Özel, grup toplantısı yapılmak istendiği takdirde yolun belli olduğunu kaydederek, öncelikle bine yakın toplanmış olan imzanın kurultay başvurusunu işleme almak olduğunu ifade etti. Özel, "Kurultayı toplamaktır. Kurultayda aday olmaktır. Kurultaydan seçilip de buraya gelindiğinde, bu partinin tüm milletvekilleri seçilmiş Genel Başkan gruba geldiğinde onu ayakta karşılar. Burada hiçbir mahsuru yok, beis yok. Ama burada son dört seçimi AK Parti yargısı yok kabul etti diye, 2020 yılındaki Genel Başkanlık sıfatıyla kaybettiğiniz kongreden sonra, burada milletvekillerinin 110 tanesi Grup Başkanını Özgür Özel olarak seçmişken ve burada bütün yetkiler Grup Başkanına tanımlanmışken, burada gelip de ‘2020 yılından Genel Başkanım ve grup toplantısı yapacağım. Kitlemi de kendim taşıyacağım. Antalya’dan, İzmir’den otobüs kaldırıp kitle getireceğim ve sabah 07.00 ekibinden de destek isteyeceğim.’ Bu olmaz. Bunun olması mümkün değildir. Yapılması gereken, derhal kurultay kararı almaktır. Kurultay kararı alınmadan bu arada dönemde bu oldu bittilere partimizi ve milletimizin yetkisini emanet ettiği milletvekillerinin seçtiği Grup Başkanı olarak o kürsüyü seçilmiş değil atanmış birisine bırakmamız mümkün değildir" diye konuştu. "YARIN FERDİ ZEYREK'İN DEDİĞİ GİBİ BEN BURADA LAZIMIM" Özel, hukuken de siyaseten de meşruiyetin aranacağı yerin hukuk zemini ve siyaset zemini olduğuna işaret ederek, "Meclis zemininin hem de elde olmayan rakamlarla bir fırsatçılıkla buna alet edilmeye çalışılmasını ve Cumhuriyet Halk Partililerin burada öyle bir görüntünün parçası olmalarını hiç arzu etmiyoruz. Kemal beyden beklenen, 24 Nisan sabahı yapılan, yaptıkları hatayı tekrar etmeleri değil; bir sağduyu göstermeleri. Hiç olmazsa burada artık geçmişte kendisine güvenmiş olanları, saymış - sevmiş, oy vermiş olan milyonları bir kez daha kahretmek, böyle bir görüntüye daha sebebiyet vermek değil; hiç olmazsa bu sefer olsun yakışanı yapmaktır. Yarınki grup toplantımıza partililerlerimizi davet ediyoruz. Ferdi Zeyrek’in ölüm yıl dönümünde böyle bir şeye yeltenme meselesinin bir an önce zihinlerden ve kayıtlardan çıkarılmasını özellikle de insani bir taraftan da tercih ediyorum. Bir yandan da şunu söylemem lazım. Çok düşündüm, ‘Ne yapmalıyım’ diye. Ferdi’nin sesini duydum. Oraya gitmem gerekirken her gidemediğimde bana şöyle derdi; ‘Abi sen orada lazımsın, biz burayı hallederiz.’ O yüzden yarın ben burada lazımım arkadaşlar. Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun" dedi.

Nilüfer'de demokrasi diyaloğu: Prof. Dr. Ahmet Özer konuk oldu Haber

Nilüfer'de demokrasi diyaloğu: Prof. Dr. Ahmet Özer konuk oldu

Nilüfer Belediyesi, ülke gündemini şekillendiren konuların, alanında öncü isimlerle ele alınacağı önemli bir buluşma zemini olacak “Müşterek Mekan Buluşmaları”nı başlattı. Etkinlik serisinin ilk konuğu olan akademisyen ve siyasetçi Prof. Dr. Ahmet Özer, düzenlenen söyleşide; hukukun üstünlüğü, demokratik değerler ve toplumsal barışın önemi üzerine kapsamlı bir perspektif sundu. Söyleşiye; CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Eski Milli Eğitim ve Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, 24. Dönem CHP Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katılım sağladı. GENİŞ KATILIMLI DEMOKRASİ DİYALOĞU Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer’de uzlaşma kültürü ve ortak akılla hareket ettiklerini belirtti. Nilüfer Kent Konseyi, mahalle komiteleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla, her fırsatta demokrasiyi güçlendirmeyi hedeflediklerini ifade eden Başkan Şadi Özdemir, toplumsal barış için hukukun ve demokrasinin vazgeçilmez olduğunu hatırlattı. BARIŞIN TEMELİ HUKUK VE ADALETTİR Söyleşisinde Bursa’nın Türkiye’nin dördüncü büyük şehri olarak stratejik önemine ve potansiyeline değinen Prof. Dr. Ahmet Özer, demokratik normalleşmenin önemine dikkat çekti. İnsan aklının şimdiye kadar bulduğu en ideal yönetim biçiminin demokrasi olduğunu ifade eden Özer, bu sistemin halkın rızasına dayanması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Özer, konuşmasında şu temel vurguları yaptı: “Adalet devletin temelidir. Adaletin zayıflaması durumunda devletin de güç kaybedeceğini unutmamalıyız. Hukuk, toplumları bir arada tutan en güçlü çimentodur. Toplumsal adaletin sağlanmadığı bir ortamda ekonomik sorunların da çözülemeyeceğini, kalkınmanın temelinde güvenilir bir hukuk sisteminin yattığını her fırsatta hatırlamalıyız. Barış ise sadece çatışmasızlık değil; huzur, diyalog ve farklılıklarla bir arada yaşama kültürüdür. En kötü barış bile en iyi savaştan bin kat daha iyidir.” Siyasetin temel işlevinin üretimi artırmak ve adil bölüşümü sağlamak olduğunu da hatırlatan Özer, siyasi partilerin birbirinin düşmanı değil rakibi olduğunu ve bu rekabetin nezaket çerçevesinde yürütülmesinin Türkiye’nin demokratik normalleşmesi için elzem olduğunu söyledi. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Prof. Dr. Ahmet Özer, program sonunda kitaplarını imzaladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.