SON DAKİKA
Hava Durumu

#Koruyucu Sağlık

Söz Bursa - Koruyucu Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Koruyucu Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Fizik tedavide geleceğin teknolojileri Antalya'da ele alındı Haber

Fizik tedavide geleceğin teknolojileri Antalya'da ele alındı

Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği tarafından 2-5 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen 31. Ulusal Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresi, yoğun katılım ve kapsamlı bilimsel içeriğiyle tamamlandı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun da iştirak ettiği kongre, “Gelenekten Geleceğe: Kanıt, Teknoloji ve İnsan” ana temasıyla fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanında güncel gelişmeleri, yeni tedavi yaklaşımlarını ve geleceğe yönelik vizyonu ele aldı. Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından gelen yaklaşık 1500 fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı ile asistan hekimin katıldığı kongrede; serebral palsi, omurilik yaralanmaları, inme, romatizmal hastalıklar ve kas-iskelet sistemi ağrıları gibi geniş kitleleri ilgilendiren hastalıklar multidisipliner bir bakış açısıyla değerlendirildi. Ayrıca telerehabilitasyon, evde fizik tedavi uygulamaları ve robotik rehabilitasyon gibi yenilikçi yöntemler de bilimsel programın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Kongre Başkanı Doç. Dr. İbrahim Halil Erdem, kongrenin bilimsel derinliği ve katılım düzeyiyle dikkat çektiğini belirterek, “Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından gelen meslektaşlarımızla bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirdik. Özellikle inme, serebral palsi ve omurilik yaralanmaları gibi hastalıklarda yeni tedavi yaklaşımlarını ve teknolojik gelişmeleri kapsamlı şekilde ele aldık. Kongremiz, fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanında hem bugünü değerlendiren hem de geleceğe yön veren güçlü bir platform oldu” dedi. Bilimsel oturumlarda, hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen kas-iskelet sistemi hastalıklarının yanı sıra nörolojik rehabilitasyon süreçleri, girişimsel tedavi yöntemleri ve rejeneratif uygulamalar da geniş kapsamda ele alındı. Alanında uzman konuşmacılar tarafından gerçekleştirilen sunumlar, katılımcılara hem teorik hem de pratik anlamda önemli katkılar sundu. Kongre Sekreteri Dr. Ümit Yalçın, organizasyona gösterilen ilgiden memnuniyet duyduklarını ifade ederek, “Artan yaşlı nüfusla birlikte rehabilitasyon ihtiyacının büyüdüğü günümüzde, telerehabilitasyon ve evde bakım uygulamalarının yaygınlaştırılması kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiştir” dedi. Kongre Sekreteri Dr. Kaan Uslu ise fizik tedavi ve rehabilitasyonun koruyucu sağlık hizmetlerindeki rolüne dikkat çekerek, “Kas-iskelet sistemi şikayetlerinde hastaların ilk başvuru noktasının fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları olması gerektiği konusunda toplumsal farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor” diye konuştu. Uslu ayrıca, kongrenin başarılı organizasyonuna katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ederek, özellikle sürecin sorunsuz ilerlemesinde önemli rol üstlenen organizasyon firması BURKON’a ve BURKON Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Eker’e de teşekkürlerini iletti. Düzenleme Kurulu Üyesi Dr. Aysun Özlü de kongrenin uygulamaya dönük yönünün güçlü olduğunu vurgulayarak, “Bilimsel oturumların yanı sıra son teknoloji cihazların birebir deneyimlenmesi, meslektaşlarımız açısından son derece verimli bir öğrenme ortamı sağladı” ifadelerini kullandı. Kongre boyunca düzenlenen kurslar, paneller ve sempozyumlarla fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki güncel yaklaşımlar kapsamlı şekilde ele alınırken, sektördeki yeniliklerin sahaya yansıması açısından da önemli bir zemin oluşturuldu. Katılımcılar, hem akademik bilgi paylaşımı hem de mesleki dayanışma açısından kongrenin son derece verimli geçtiğini vurguladı. Dört gün süren kongrede 65 panel, 17 kurs, 8 uydu sempozyum ve 16 sözel bildiri oturumu gerçekleştirilirken; toplam 132 sözel ve 239 poster bildiri sunuldu. 31. Ulusal Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresi, bilimsel üretim, ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile sağlık politikalarına katkı sunacak önemli çıktılarla tamamlandı.

Prof. Dr. Kayıhan Pala'dan korkutan verem uyarısı: "Türkiye'de ölüm oranı Fransa'nın iki katı!" Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala'dan korkutan verem uyarısı: "Türkiye'de ölüm oranı Fransa'nın iki katı!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 24 Mart Dünya Verem Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, veremin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına karşın Türkiye’de veremle mücadelenin istenilen düzeye ulaşamadığını, bunun da doğrudan koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan kamu kaynağının azaltılmasıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Prof. Dr. Pala, Dünya Sağlık Örgütü’nün bu yılki temasını hatırlatarak, “Dünya Sağlık Örgütü’nün Dünya Verem Günü için bu yılki mesajı ‘Veremi bitirebiliriz!’ iken koruyucu sağlık hizmetlerine kısıtlı kaynak ayrılan ülkemizde aynı ümit dolu cümleleri kurmak maalesef mümkün değil” dedi. Prof. Dr. Pala, günün halk sağlığı adına önemini şu sözlerle açıkladı: “Robert Koch’un 24 Mart 1882’de verem (Tüberküloz) hastalığına neden olan bakteriyi keşfetmesi ve halk sağlığında köşe taşı niteliğinde birçok tedavi ve programın önünü açması nedeniyle bugün, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Dünya Verem Günü olarak adlandırılmaktadır. Bugün, hem halk sağlığı alanındaki kazanımların toplumlar için önemini fark etmek hem de veremi bitirme hedefiyle mücadeleyi güçlendirmek için önem taşımaktadır.” “Koruyucu sağlık hizmetleri bütçenin merkezine alınmadıkça ‘veremi bitirmek’ mümkün değil!” Pala, Türkiye’de sağlık politikalarının yıllardır hastane merkezli bir odağa sıkıştırıldığını vurgulayarak, “AKP Hükümeti Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte sağlığı hastaneler aracılığıyla şirketler için bir kâr aracına dönüştürmüş, bu noktada ise koruyucu sağlık hizmetlerini belirgin bir biçimde gözden çıkarmıştır. Ülkemizde özel sağlık kuruluşlarının sayısı her geçen gün artarken, verem savaş dispanseri gibi koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturan kuruluşların sayısı azalıyor. 2007 yılında ülke çapında 245 olan Verem Savaşı Dispanseri sayısı 2023 yılında 173’e düşürülmüştür. Birinci basamak güç kaybederken verem gibi sağlığın sosyal belirleyicileriyle yakından ilişkili hastalıklarda halk sağlığı riskinin artması kaçınılmaz bir durumdur” ifadesini kullandı. Verem kontrolünün temel ilkelerinden birisi raporlamadır. Ancak 2007 yılından itibaren 2022 yılına kadar her yıl düzenli olarak yayımlanan “Türkiye’de Verem Savaşı” raporları 2022’den sonra duraksatılmıştır. “Türkiye’de Verem Savaşı 2023 Raporu” ancak 2025 yılında yayınlanabilmiştir. Üstelik bu raporda 2023 yılı tüberküloz kontrol faaliyetleri, 2022 yılı tüberküloz hasta verileri ve 2021 yılı tüberküloz hastalarının tedavi sonuçları sunulmuştur; dolayısıyla güncel veriler kamuoyuna açıklanmamaktadır. 2024 yılı ve 2025 yılına ilişkin verilerin ne zaman yayınlanabileceği belirsizliğini korumaktadır. Göçmenler, HIV ile yaşayan hastalara özgü tedavi sonuçları, ilaç temini ve dağıtımı gibi konularda güncel verileri içeren raporlamanın verem kontrolünde önemi büyüktür. Örneğin, ilaç temininde zaman zaman sorunlar yaşandığı, saha deneyimi olarak bilinmektedir. Ülkemizde tüberküloz hastalığı ile mücadele çok uzun yıllara dayanmaktadır. Son yirmi yılda ülkemizdeki toplam olgu sayısı, toplam olgu hızı ve insidans hızındaki azalma önemli olmakla birlikte, henüz istenen düzeye gelinememiş durumdadır. DSÖ veritabanına göre 2023 yılında ülkemizde tedavi başarı oranı yüzde 81’dir. 2022’de tedavi başarısında yüzde 85 eşiğinin yalnızca 25 ilde yakalanabildiği ve 50 ilin hedefin altında kaldığı bilinmektedir. Pala, hedeflere yaklaşmanın ancak koruyucu hizmetlerin sağlık planlamasında merkeze alınmasıyla mümkün olacağını vurguladı. “Hedeflere yaklaşmak için koruyucu müdahalelerin kapsayıcılığı artmalı; yoksulluk, kötü beslenme, göç, kalabalık barınma ve güvencesiz çalışma gibi sosyal belirleyicilerle birlikte ele alınan bütüncül bir halk sağlığı programı hayata geçirilmelidir. Bunun için koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçedeki payı artırılmalı ve bu yönde alınacak kararlar yeniden önceliklendirilmelidir” dedi. “Dirençli olgular sistemdeki kırılganlıkları net bir biçimde gösteriyor, etkili tedavilere erişim güvence altına alınmalı!” Prof. Dr. Pala, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi çağrısının yanı sıra etkili tedavilere eşit erişimin de hayati önem taşıdığını belirtti. Sistemdeki kırılganlıkların en ağır biçimde çok ilaca dirençli verem ve İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü (HIV) ile birlikte görülen verem olgularında ortaya çıktığını ifade etti. “Çok ilaca dirençli verem, pahalı ve uzun süreli tedaviler gerektirmektedir. HIV pozitif bireylerde verem riski katlanarak artmaktadır ve kesintisiz ilaç erişimi yaşamsal hale gelmektedir” dedi. Pala, Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcu nedeniyle yurttaşların reçete edilen ilaçlara erişemediği durumların, özellikle HIV tedavisi gibi kesintiye tahammülü olmayan alanlarda ağır sonuçlar doğurduğunu vurguladı. “GSS borcu nedeniyle provizyon alamayan bir hastanın ilaca erişememesi, yalnızca bireysel bir mağduriyet değildir. Bu durum, tedavi başarısını düşürmekte, direnç riskini büyütmekte ve halk sağlığı açısından yeni bir yük yaratmaktadır” dedi. Türkiye'deki verem hastalığı kontrolünün en önemli sorununun ölüm oranının yüksekliği olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. 2022 yılı verilerine göre yeni verem hastalarında ölüm oranı örneğin İsveç’te 2,7 ve Fransa’da yüzde 4,2 iken ülkemizde yüzde 9,8 düzeyindedir. Bunun nedenleri mutlaka ortaya konulmalı ve ölüm oranının azaltılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Prof. Dr. Kayıhan Pala, çağrısını yineleyerek sözlerini tamamladı: “DSÖ veremi bitirmeyi ulaşılabilir bir hedef olarak görmektedir, ancak ülkemizdeki sağlık sistemi bu hedefin uzağındadır. Ülkemizde verem hastalığının bitirilmesi isteniyorsa, öncelikle başta yoksulluk ve yoksunluk olmak üzere sağlığın sosyal belirleyicilerindeki sorunlar giderilmelidir. Birinci basamak ve dispanser altyapısı güçlendirilmeli, temaslı taraması ve koruyucu tedavi kesintisiz yürütülmelidir. Bunların yanı sıra, kırılgan grupların ve çok ilaca dirençli veremin tedavisinde kullanılacak yeni ilaçlara erişim, tedarik, ruhsatlandırma ve geri ödeme güvence altına alınmalıdır. Kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi kurulmadan bu hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün değildir.”

Türk Kanser Derneği’nden 4 Şubat çağrısı: Kanser kader değildir, en güçlü silah erken teşhistir Haber

Türk Kanser Derneği’nden 4 Şubat çağrısı: Kanser kader değildir, en güçlü silah erken teşhistir

Kanser, günümüzde yalnızca bireyleri değil, aileleri ve toplumun tamamını etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye yeni kanser tanısı konulurken, Türkiye’de de her yıl yüz binlerce kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Dünya genelinde her 6 ölümden birinin, Türkiye’de ise yaklaşık her 5 ölümden birinin kanserle ilişkili olması, sorunun boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Türk Kanser Derneği Sağlık Direktörü Ezgi Polat, önümüzdeki yıllara ilişkin projeksiyonların bu tabloyu daha da ciddileştirdiğine dikkat çekerek, 2050 yılına gelindiğinde dünya genelinde yeni kanser vakalarının 35 milyona yaklaşmasının beklendiğini vurguladı. Polat, bu artışın nüfusun yaşlanması, çevresel etkenler ve yaşam tarzı alışkanlıklarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Kanserle mücadelede en etkili ve hayati adımın erken teşhis olduğunun altını çizen Polat, birçok kanser türünün erken evrede tespit edilmesi halinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığını ve bireylerin yaşam kalitesinin korunabildiğini ifade etti. Buna karşın, düzenli sağlık kontrolleri ve tarama programlarının hâlâ istenilen seviyede olmadığını belirten Polat, mamografi, smear testi ve kolonoskopi gibi taramaların basit ancak hayat kurtarıcı uygulamalar olduğuna dikkat çekti. Koruyucu sağlık yaklaşımlarının da kanserle mücadelenin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirten Polat, bilimsel verilerin kanser vakalarının önemli bir bölümünün önlenebilir risk faktörleriyle ilişkili olduğunu gösterdiğini söyledi. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulması, alkol tüketiminin sınırlandırılması, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve stresle sağlıklı baş etme yöntemlerinin kanser riskini azaltmada kritik rol oynadığını vurguladı. Ayrıca HPV ve Hepatit B gibi virüslere karşı aşılama çalışmalarının bazı kanser türlerine karşı güçlü bir koruma sağladığını ifade etti. Türk Kanser Derneği olarak kanserle mücadelede yalnızca tedavi sürecine değil; önleme, erken teşhis ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım benimsediklerini belirten Polat, derneğin ücretsiz tarama ve bilgilendirme faaliyetleri, sosyal destek projeleri, beslenme danışmanlığı ve psikososyal destek hizmetleriyle hasta ve hasta yakınlarının yanında olmaya devam ettiğini söyledi. 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle topluma önemli bir çağrıda bulunan Polat, “Kanser kader değildir. Bilgi, farkındalık ve erken teşhisle bu tabloyu değiştirmek mümkündür. Her bireyin kendi sağlığı için atacağı küçük bir adım, toplum sağlığı için büyük bir etki yaratabilir” dedi. Polat sözlerini, “Bugün kendimiz ve sevdiklerimiz için bir söz verelim; kontrollerimizi ertelemeyelim, belirtileri görmezden gelmeyelim ve sağlıklı yaşamı bir tercih değil, bir alışkanlık haline getirelim. Çünkü kanserle mücadelede en güçlü silah, erken teşhistir” diyerek tamamladı.

Erken teşhis hayat kurtarır: Osmangazi'de rahim ağzı kanserine karşı güç birliği! Haber

Erken teşhis hayat kurtarır: Osmangazi'de rahim ağzı kanserine karşı güç birliği!

Kadınların yaşam kalitesini yükseltmek ve farkındalıklarını artırmak amacıyla çeşitli eğitim programları hayata geçiren Osmangazi Belediyesi, düzenlediği ‘Sağlıklı Kadınlar Sağlıklı Toplum’ söyleşisi ile rahim ağzı kanserine dikkat çekti. Osmangazi Belediyesi, kadın sağlığını önceleyen çalışmaları kapsamında Ördekli Kültür Merkezi’nde anlamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. ‘Sağlıklı Kadınlar, Sağlıklı Toplum’ başlıklı program kapsamında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Sağer, rahim ağzı kanserine ilişkin bilgiler verdi. Kadınların yoğun ilgi gösterdiği farkındalık etkinliğinde Op. Dr. Sağer, sunumu eşliğinde rahim ağzı kanserinde erken teşhisin hayati önemi, düzenli taramaların gerekliliği, HPV aşısı ve koruyucu sağlık yöntemlerine ilişkin detaylara değindi. “Rahim Ağzı Kanseri Aşılarını Yaptırmak Gerekiyor” Rahim ağzı kanseri taramalarını daha geniş kitlelere ulaştırmak ve toplum tabanlı taramalara farkındalık oluşturabilmek için bu önemli söyleşinin gerçekleştirildiğini aktaran Op. Dr. Sağer, rahim ağzı kanserinin hiç belirti vermediğinde dahi tarama testleriyle yakalanabileceğini vurguladı. Erken evrelerde ya da erken risk faktörlerinde yakalandığında rahim ağzı kanserinin önlenebileceğine işaret eden Op. Dr. Sağer, sözlerinde şu ifadelere yer verdi: “Maalesef belirti vermediği için bu kanser türleri ileri evrelerde yakalandığında, hastalarımızın çoğunluğunu kaybediyoruz. Bu yüzden tarama testlerinin önemini vurgulamak ve bunu önleyecek aşıların da üzerinde durmak bizim için ehemmiyetli. Rahim ağzı kanserinin sebebini çok iyi bilmek lazım. Araştırmalarda kanserin aslında yüzde 100 sebebi HPV virüsleri. HPV virüsleri çoğunlukla cinsel yolla bulaşan virüsler. Bu yüzden tabii ki birçok risk faktörü var. Sigara kullanımı ve bazı yaşam tarzı faktörleri rahim ağzı kanseri riskini artırabilmektedir. Bu nedenle korunmada sağlıklı alışkanlıkların benimsenmesi, bilinçli davranılması ve gerekli önlemlerin alınması büyük önem taşımaktadır. Sigaradan uzak durulması da riskin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Avrupa’da birçok ülkede rahim ağzı kanseri aşıları, toplum taramaları bakanlık tarafından karşılanarak yapılmakta. Önemli yaş aralığı ise 9-16 yaş. Bu yaş aralığında aşıları yapmış olduğumuz zaman gelecekteki kanser riskini yüzde 90-95 oranında önlemiş oluyoruz.” Söyleşinin ardından Osmangazi Belediyesi Meclis Üyesi Cemile Yılgör tarafından Op. Dr. Sağer’e teşekkür plaketi takdim edildi. Op. Dr. Sağer, kanser tarama programlarının halka ulaştırılmasındaki etkin çalışmaları ve verdikleri destek nedeniyle Osmangazi Belediyesi’ne teşekkürlerini iletti.

Burtom, sağlığı hastaların evine taşıyor Haber

Burtom, sağlığı hastaların evine taşıyor

Kronik hastalar, yaşlılar, ameliyat sonrası bakıma ihtiyaç duyanlar ve hareket kısıtlılığı olanlar gibi birçok farklı kesimin yaşam kalitesini artıran evde sağlık ve bakım hizmetleri ülkemizde giderek yaygınlaşıyor. Sağlık kurumları, evde sağlık ve bakım hizmeti kapsamında her yaştan bireye, uzman doktor ve deneyimli ekipleriyle ev ortamında kapsamlı sağlık ve bakım hizmetleri sağlıyor. Burtom Sağlık Grubu, pandemi süreciyle birlikte oluşan talepler üzerine bünyesinde kurduğu Evde Sağlık ve Bakım Merkezi ile hastaların ihtiyacı olan hizmetleri hastane konforunu aratmayacak şekilde evlere taşıyor. Sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla, Burtom Sağlık Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Evde Sağlık ve Bakım Merkezi, hastaların tanı, tedavi ve takip süreçlerini ev konforunda, güvenli ve bütüncül bir yaklaşımla sunuyor. Burtom Evde Sağlık ve Bakım Mesul Müdürü Dr. Fehmi Türker, evde sağlık hizmetlerinin ülkemizde 2005 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından düzenleme altına alındığını hatırlatarak, bu hizmetlerin dünya genelinde uzun süredir devlet politikalarıyla desteklendiğini belirtti. Türker, konuyla ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Bugün birçok ülkede evde sağlık hizmetlerinin hızla yaygınlaşmasının birçok nedeni var. Evde bakım hizmetleri, hastanın kendi ev konforunda ailesiyle birlikte olmasını sağlar; bu da hastaların psikolojik olarak rahat ve huzurlu olmalarını sağlayarak iyileşmelerini hızlandırır. Enfeksiyon riskinin daha az olması, daha güvenli bir tedavi ve iyileşme süreci sunar. Ayrıca hastanede kalış süresini azaltarak tedavi hizmetlerini daha ekonomik hale getirir.” PANDEMİ SÜRECİ EVDE SAĞLIK HİZMETLERİNE OLAN İHTİYACI ARTIRDI Koronavirüs pandemisinin, sağlık hizmetlerine erişim alışkanlıklarını köklü biçimde değiştirdiğini vurgulayan Dr. Türker, “Pandemi döneminde, enfeksiyon endişesi nedeniyle pek çok kişi hastanelere gitmekte tereddüt etti. Özellikle kronik hastalığı bulunan, düzenli tedaviye ihtiyaç duyan ya da yatağa bağımlı bireyler için evde sağlık ve bakım hizmetlerinin önemi bu süreçte çok daha net anlaşıldı” dedi. Bu dönemde oluşan talebe yanıt olarak Burtom Sağlık Grubu’nun, kendi bünyesinde Evde Sağlık ve Bakım Merkezi’ni kurduğunu belirten Türker, “Hedefimiz, hastane konforunu aratmayacak düzeyde, profesyonel sağlık hizmetlerini bireylerin evine taşımak oldu.” diye konuştu. KAPSAMLI VE BÜTÜNCÜL HİZMET ANLAYIŞI Burtom Evde Sağlık ve Bakım Merkezi; her yaştan bireye, deneyimli sağlık ekibiyle, evde danışmanlık, muayene, tedavi ve takip işlemleri dahil kapsamlı hizmetler sunuyor. Evde hemşirelik uygulamaları (serum, enjeksiyon, sonda değişimi, yara bakımı), tetkik hizmetleri, evde röntgen ve ultrason, laboratuvar testleri, fizik tedavi ve rehabilitasyon, anne–bebek takibi ve diyetisyen danışmanlığı gibi hizmetler, hastaların kendi yaşam alanlarında gerçekleştiriliyor. KORUYUCU SAĞLIK YAKLAŞIMIYLA YERİNDE TAKİP Tedavi edici hizmetlerin yanı sıra koruyucu sağlık yaklaşımını da benimsediklerini belirten Dr. Türker, “Sağlıklı bireylerin ev ve iş yerlerinde check-up değerlendirmeleri, laboratuvar tahlilleri ve radyolojik incelemelerini yerinde gerçekleştiriyoruz. Böylece erken teşhis ve düzenli sağlık takibi konusunda aktif rol alıyoruz” ifadelerini kullandı. “KALİTE STANDARTLARIMIZI HASTALARIN YAŞAM ALANLARINA TAŞIYORUZ” Dr. Fehmi Türker, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Burtom Evde Sağlık ve Bakım Merkezi olarak amacımız, kişilerin sağlık ihtiyaçlarını ve beklentilerini kendi yaşam alanlarında, konfor ve yaşam kalitelerini koruyarak karşılamak; tıbbi bakım hizmetlerini güvenilir, ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir şekilde sunmaktır. Burtom Sağlık Grubu’nun kalite standartlarını hastalarımızın yaşam alanlarına taşıyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.