SON DAKİKA
Hava Durumu

#Medicana Sağlık Grubu

Söz Bursa - Medicana Sağlık Grubu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Medicana Sağlık Grubu haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa’da sağlıkta dijital devrim: Medicana robotik cerrahi dönemini başlattı! Haber

Bursa’da sağlıkta dijital devrim: Medicana robotik cerrahi dönemini başlattı!

Bursa'da robotik ameliyat dönemi başladı. Medicana Bursa Hastanesi'ndeki hayata geçirilen robotik cerrahi uygulamaları sayesinde üroloji, kalp ve damar, kadın hastalıkları, doğum, genel cerrahi ve göğüs branşlarında ameliyatlar artık daha teknolojik yapılacak. Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, robotik cerrahinin Bursa'da uygulanmaya başlamasından duydukları memnuniyeti dile getirerek, "Medicana Sağlık Grubu olarak robotik cerrahi sistemini Türkiye genelindeki birçok hastanemizde aktif şekilde kullanıyoruz. Bugün bu ileri teknolojiyi Bursa'da da hastalarımızla buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Kaliteli ve nitelikli sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen bir grup olarak, teknolojinin sunduğu tüm imkânları kullanmaya devam edeceğiz. Robot ameliyatı kendi başına yapmıyor. Tamamen cerrahın kontrolündedir. Deneyimli cerrahın bilgi ve becerisi bu teknolojiyle birleştiğinde en iyi sonuçlar elde edilmektedir" dedi. Robotik cerrahinin özellikle jinekolojik ameliyatlarda cerrahın yetkinliğini artıran ileri bir teknoloji olduğuna dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, "Bu sistem sayesinde üç boyutlu, yüksek çözünürlüklü görüntü altında milimetrik hassasiyetle ameliyatlar gerçekleştiriyoruz. Miyom, endometriozis, rahim alma ameliyatları ve jinekolojik kanserlerde robotik cerrahiyi aktif olarak kullanıyoruz. Hastalar açısından ise daha küçük kesiler, daha kısa hastanede kalış süresi ve günlük hayata daha hızlı dönüş sağlanıyor" ifadelerini kullandı. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Burak Akselim de robotik cerrahinin hem hasta hem de cerrah konforunu artırdığını belirterek, "Gelişen teknolojiyi cerrahi yöntemlere adapte ettikçe daha küçük kesilerle büyük ameliyatlar yapabiliyoruz. Robotik cerrahi, cerrahın tüm hareketlerini birebir uygulayan gelişmiş bir sistemdir. Yüksek çözünürlüklü ve üç boyutlu görüntü sayesinde özellikle onkolojik cerrahilerde ve derin anatomik alanlarda önemli avantajlar sağlıyor" dedi. Robotik cerrahi sisteminin lansmanında konuşan Doç.Dr. Ahmet Şahan ise, "Ulusal Medicana Hastanesi'nde ve Medicana grubuna bağlı diğer hastanelerde kullanılan robotik cerrahi sistemi artık Bursa'da da aktif olarak hizmet veriyor. Bu teknoloji sayesinde özellikle derin anatomik bölgelerde daha hassas müdahaleler yaparak hastanın dokularını daha iyi koruyabiliyoruz. Bursa'da böyle bir teknolojinin hastalarımıza sunulması hem sağlık camiası hem de bölge halkı açısından büyük bir kazanımdır" şeklinde konuştu. Medicana Bursa Hastanesi yetkilileri, robotik cerrahi uygulamalarının önümüzdeki süreçte daha fazla branşta yaygınlaştırılmasının hedeflendiğinin altını çizdiler.

Sofradaki sessiz katil: Sağlık deposu mu, pestisit bombası mı? Haber

Sofradaki sessiz katil: Sağlık deposu mu, pestisit bombası mı?

Sağlık deposu olarak bilinen ıspanak, biber ve çilek gibi sebze ve meyvelerin, maruz kaldıkları pestisitler nedeniyle ciddi sağlık riskleri barındırdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, pestisitlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu riskleri azaltmak için alınabilecek önlemleri paylaştı. Sağlıklı beslenme denince akla ilk olarak antioksidan, lif, vitaminler ve fitokimyasallar açısından zengin meyve ve sebzeler gelirken, bu besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğine vurgu yapan Medicana International Ankara Hastanesi Feel Well Beslenme ve Yaşam Tasarımı Bölümü'nden Diyetisyen Sena Nur Doğan, bu risklerin başında gelen pestisit tehlikesine dikkat çekti. Doğan, uluslararası hazırlanan raporlarda Türkiye'de tespit edilen kirli besinlerin başında ıspanak, lahana, elma, patates, biber, üzüm, şeftali, armut, çilek, kiraz ve yaban mersini olduğunu belirtti. "DOĞAL YA DA KÖY ÜRÜNÜ OLARAK TANIMLANAN HER BESİN ORGANİK DEĞİLDİR" Ispanak, biber ve çilek gibi besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğini belirten Doğan, "Kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok kronik hastalığa karşı koruyucu kabul edilen bu besinlerin, son yıllarda yapılan analizlerde üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle sağlığımızı tehdit eden riskler haline geldiği kanıtlanmış durumda. Bunun önemli bir sebebi bu sebze ve meyvelerin özellikle yapraklı, pürüzlü, gözenekli ya da kabuğu ince olması gibi yapısal özellikleri. Bazı örneklerde tek bir gıdada 20'den fazla farklı pestisit türü tespit edilmiştir. Tüm bu veriler, meyve ve sebzelerden uzak durulması gerektiği anlamına gelmez. Pestisit maruziyetini azaltmak için ürünleri akan su altında iyice yıkamak, kabuğu soyulabilen gıdalarda kabukları ayırmak, dış yaprakları temizlemek ve mümkünse bu listedeki ürünlerin organik alternatiflerini tercih etmek önemlidir. Organik besinler üretim sürecinde sentetik pestisitler, kimyasal gübreler ve hormonlar kullanılmadan, belirli kurallar ve denetimler altında yetiştirilen gıdaları ifade eder. Doğal ya da köy ürünü olarak tanımlanan her besin organik değildir, ürün ambalajlarında organik sertifikası yer alan ürünleri tercih edilebilir" ifadelerini kullandı.

Ekrana eğilmek boynu çökertiyor: Dijital çağın sessiz omurga tehlikesi Haber

Ekrana eğilmek boynu çökertiyor: Dijital çağın sessiz omurga tehlikesi

Günlük yaşamın vazgeçilmezleri haline gelen cep telefonu ve dizüstü bilgisayarlar, fark edilmeden omurga sağlığını tehdit ediyor. Özellikle ekranlara uzun süre öne eğilerek bakılması, son yıllarda "Text Neck Sendromu" (cep telefonu boynu) ve "Laptop Neck Sendromu" olarak adlandırılan kas-iskelet sorunlarının yaygınlaşmasına neden oluyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü'nden Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, uzun süreli cep telefonu ve bilgisayar kullanımının boyun omurlarında ciddi yük artışına yol açtığını belirterek, "Text neck ve laptop neck sendromları artık her yaş grubunu tehdit ediyor" uyarısında bulundu. Medicana Çamlıca Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, bu iki tablonun temelinde aynı mekanizmanın yattığını vurgulayarak, "Başın uzun süre öne doğru eğilmesi, boyun omurlarına binen yükü katlanarak artırıyor. Normalde 4-5 kilogram olan baş ağırlığı, 60 derece eğimde 25-30 kilograma kadar çıkabiliyor" dedi. GENÇLER VE MASA BAŞI ÇALIŞANLAR RİSK ALTINDA Yapılan çalışmaların özellikle genç erişkinler, öğrenciler ve masa başı çalışanlarda bu sendromların sık görüldüğünü ortaya koyduğunu belirten Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Üniversite öğrencilerinde boyun ağrısı görülme sıklığı yüzde 25 ile 70 arasında bildiriliyor. Uzaktan çalışma ve çevrim içi eğitimle birlikte laptop boynu vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz" diye konuştu. Sorunun yalnızca gençlerle sınırlı olmadığını ifade eden Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan ofis çalışanları, öğretmenler, hekimler ve uzun süre bilgisayar başında çalışan herkesin risk grubunda yer aldığını söyledi. Boyun ağrısıyla başlıyor, kronik sorunlara dönüşebiliyor Text neck ve laptop neck sendromlarının en sık görülen belirtileri arasında boyun, omuz ve kürek kemikleri arasında ağrı, boyunda sertlik, hareket kısıtlılığı, gerilim tipi baş ağrıları ve üst sırt bölgesinde yanma hissi yer alıyor. İleri vakalarda duruş bozukluklarının belirginleştiğini belirten Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Başın öne doğru kalıcı yer değiştirmesi, omuzların düşmesi ve kamburlaşma sadece estetik bir sorun değil, fonksiyonel ve ilerleyici bir sağlık problemidir" dedi. ‘GEÇİCİ AĞRI' OLARAK GÖRÜLMEMELİ Bu sendromların basit kas ağrıları olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Erken önlem alınmazsa servikal disk dejenerasyonu, kas dengesizlikleri, omurga eğriliklerinde bozulma ve kronik ağrı sendromlarına zemin hazırlayabilir. İleri dönemlerde boyun fıtığı ve kanal daralması gibi cerrahi gerektirebilen hastalıklara dönüşebilir" uyarısında bulundu. Basit önlemlerle korunmak mümkün Doğru ergonomi ve farkındalıkla riskin büyük ölçüde azaltılabileceğini belirten Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan şu önerilerde bulundu: "Cep telefonu ve laptop ekranı göz hizasına yakın tutulmalı. Laptop kullanırken yükseltici ve harici klavye tercih edilmeli. Her 30 dakikada bir kısa mola verilerek boyun ve omuzlar hareket ettirilmeli. Baş nötr pozisyonda, omuzlar geride tutulmalı. Boyun ve sırt kaslarını güçlendiren egzersizler günlük rutine eklenmeli." Dijital yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan bu sendromlarla mücadele edilebileceğini vurgulayan Op. Dr. Mehmet Serdar Balkan, "Doğru duruş, ergonomik çalışma şartları ve düzenli egzersizle bu sorunların büyük bölümü önlenebilir. Teknoloji bize hizmet etmeli, omurgamıza zarar vermemeli" ifadelerini kullandı.

Medicana'nın 'Yeni yıla merhaba' konseri büyük ilgi gördü Haber

Medicana'nın 'Yeni yıla merhaba' konseri büyük ilgi gördü

Medicana Bursa Hastanesi çalışan hekim, hemşire ve personelinden oluşan 'Medicana Türk Sanat Müziği Korosu' tarafından verilen "Yeni Yıla Merhaba Konseri" büyük ilgi gördü. Spor ve sanatla ilgili birçok projenin öncüsü olan Medicana Bursa Hastanesi, Medicana Türk Sanat Müziği Korosu ile yılın güzelliklerini anmak ve sağlıklı bir yeni yıla merhaba demek için 'Yeni Yıla Merhaba Konserini' Bursalıların beğenisine sundu. Hastane çalışanları sergiledikleri performans ile sanat alanında da başarılı olduklarını gösterdi. Medicana Sağlık Grubunun Yönetim Kurulu Üyesi, CEO’su, Genel Koordinatörü Sayın Reha Özkaya, Medicana Sağlık Grubu Satınalma ve Lojistik Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Bozkurt, Bursa Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Zafer Milli, Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, Medicana İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Remzi Karşı, Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Sayın Aylin Konya, Ege Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı Öğretim Görevlisi ve İzmir Medicana Hastanesi Koro Şefi Dilek Şafak Çakar, TRT Sanatçısı Nusret Yılmaz, Bursa Unesco Derneği Başkanı İlker Özarslan, Nilüfer Kadınlar Korosu Şefi Aysel Gürel, Çin Fahri Konsolosu Nejat Yahya, Medicana Sağlık Grubu Hukuk Müşaviri Av. Murat Davarcı, Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdür Yardımcıları Mehtap Koçak ve Ayhan Yörük’ün katılımlarıyla gerçekleşen konser etkinliği, izleyicilerden tam not aldı. Şef Salih Berkmen yönetiminde Medicana Bursa Hastanesi Türk Sanat Müziği Korosu'nun seslendirdiği “Yeni Yıla Merhaba Konseri”, BAOB Oditoryumu'nda gerçekleştirdi. Hastane çalışanlarına ve Bursalı Sanatseverlere açık olan "Yeni Yıla Merhaba" konserinin sunuculuğunu Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Hüsamettin Olgun tarafından yapıldı. Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, "Bugün gerçekten çok mutluyuz, çok sevinçliyiz. Çünkü Medicana Bursa Hastanesi, sağlık alanında bir ilke daha imza atıyor. Ve sosyal sorumluluk projelerimizden biri olarak, bugün Türk Sanat Müziği ile Bursalı sanatseverlerin karşısına çıktık. Uluslararası arenada sağlık hizmetleri sunan bir grup olarak, böyle anlamlı bir etkinliğe destek vermekten büyük bir onur duyuyoruz. Medicana Hastanesi olarak, sağlık hizmetleri ne kadar önemliyse, aynı oranda sosyal sorumluluk projelerinde de yer almak bizim için bir o kadar önemli ve gurur verici. Ve tabii ki, bu etkinliklerimizin devamı da olacak. Mayıs ayında çok daha büyük bir organizasyonla yine birlikte olacağız. Mayıs ayında halk müziğine yönelik bir çalışmamız olacak ve bu etkinliğe de tüm Bursalıları bekliyoruz. Bugün burada sizlerle olmak bizim için büyük bir mutluluk. Hep birlikte çok güçlü bir şekilde yol alıyoruz, çok daha güzel projelere imza atacağımıza inanıyoruz.

Yorgunluk haritası iyileşmenin yolunu gösteriyor Haber

Yorgunluk haritası iyileşmenin yolunu gösteriyor

Stres, kaygı, uykusuzluk, hasta hissetme hali ve benzeri durumlar modern çağın insanından en çok duyulan şikayetler arasında yer alıyor. Bu şikayetlerin nedeni kimi zaman anlaşılamıyor ve kişi kendini mutsuz, asosyal ve sürekli depresif halde yaşamını sürdürürken bulabiliyor. Bu ruh halinin nedenleri hakkında bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi açıdan hastada bir sağlık sorunu olmadığı takdirde şikayetin nedenlerine ilişkin bir haritalama yöntemi oluşturulduğunu ve bu haritaya göre 3 adımlık tedavi sürecinin başlatıldığını aktardı. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Sürekli yorgunum diyen biri geldiğinde ilk adım nedenin haritasını çıkarmaktır. Ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu-durum, kaygı düzeyi, uyku, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerini tespit etmektir" açıklamasını yaptı. Modern yaşamın temposu, bitmeyen sorumluluklar ve dijital dünyanın hiç susmayan uyarıları Günümüzde pek çok kişi "sürekli yorgunum" cümlesini sıkça kuruyor ancak bu yorgunluğun kaynağı her zaman netleşmeyebiliyor. Stres, kaygı, uykusuzluk ve açıklanamayan halsizlik; zamanla kişinin sosyal yaşamdan kopmasına, mutsuzluk ve çökkünlük hissinin kalıcı hâle gelmesine yol açabiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi bir neden saptanmayan bu tabloda ‘yorgunluk haritası’ adı verilen bütüncül bir değerlendirme yaklaşımının iyileşmenin yolunu gösterdiğini belirtiyor. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerinin tek tek ele alındığını, elde edilen bu haritaya göre ise üç adımlı bir tedavi sürecinin planlandığını dile getirdi. UYKUSUZLUK DEPRESYON VE ANKSİYETEYİ TETİKLİYOR Uykusuzluğun, depresyon ve anksiyete gelişiminde en güçlü risk faktörü olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "İlişki iki yönlü; bozuk bir uyku, depresyon riskini artırır, depresyon ise zaten uykuya dalma güçlüğü, erken uyanma veya sık uyanma döngüleriyle uykuyu bozar. Telefon ışığına bakarak uyuduğumuz, gece uyanıp bildirim kontrol ettiğimiz bir dünyada dinlendirici uyku artık bir lüks gibi. Gün boyu süren fiziksel ve zihinsel yorgunluğun ardında çoğu zaman kaliteli uykunun olmaması yatar. Uyku, beynin pekiştirme, duygusal düzenleme ve toksinlerden arınma (Glimfatik Sistem) süreçleri için kritik öneme sahiptir. Kalitesiz veya yetersiz uyku, beynin bilişsel işlevlerini (dikkat, hafıza, karar verme) bozar, bu da kişinin kendini "beyin sisi" içinde hissetmesine ve daha çabuk zihinsel olarak yorulmasına neden olur" dedi. Uykusuzluğun duygusal dengesizliğe de neden olduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bu durum, kişinin duygusal olarak daha hassas, sinirli ve stresle başa çıkmada yetersiz kalmasına yol açar. Bu duygusal dengesizlik, zihinsel enerjinin hızla tükenmesine neden olur. Ayrıca bağışıklık sistemini etkileyerek inflamasyonu artırır; bu da halsizlik ve bitkinliğe yol açar" açıklamasını yaptı. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Araştırmalar, kronik uykusuzluğun depresyon gelişimi için güçlü bir risk faktörü olduğunu göstermektedir. Tedavi edilmeyen uyku bozuklukları, psikiyatrik semptomların tedavisini de zorlaştırır. Bu nedenle mutlaka psikiyatrik değerlendirme gerektirir" ifadelerini kullandı. DEPRESYON MU, TÜKENMİŞLİK Mİ? SINIR GİDEREK SİLİKLEŞİYOR Depresyon ve tükenmişlik arasındaki ayrımın her geçen gün daha zor hâle geldiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, iki durumun sıklıkla birlikte görülebildiğine dikkat çekti. Tükenmişliğin çoğunlukla iş yaşamıyla sınırlı olduğunu ve işten uzaklaşıldığında belirtilerin hafifleyebildiğini aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yorgunluk, isteksizlik ve duygusal çökkünlüğün yalnızca işle sınırlı kalmayıp hayatın tüm alanlarına yayıldığı, en az iki hafta süren dikkat dağınıklığı, işlev kaybı ve çökkünlük hâlinin ise depresyon açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kronik kaygının zihni sürekli tetikte tutarak kas gerginliği, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, sindirim sorunları, uyku ve konsantrasyon bozukluklarına yol açtığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, modern iş yaşamındaki yüksek performans beklentileri, belirsiz rol tanımları, iş-özel yaşam sınırlarının kaybolması ve pandemi sonrası artan iş yükünün hem çalışan yetişkinlerde hem de gençlerde duygusal tükenmeyi belirgin biçimde artırdığını söyledi. Sınav ve kariyer baskısı, ekonomik belirsizlik ve sosyal medyanın yarattığı karşılaştırma kültürünün gençleri zihinsel olarak yorduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uzun süren yorgunluk ve ruhsal belirtilerin mutlaka bir ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İLK ADIM YORGUNLUĞUN HARİTASINI ÇIKARMAK ‘Sürekli yorgunum’ şikâyetiyle başvuran bir kişide ilk adımın nedenin kapsamlı biçimde ortaya konması olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, stres faktörleri ve travma öyküsünün değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, anemi, tiroit bozuklukları, enfeksiyonlar ve vitamin eksiklikleri gibi tıbbi nedenlerin de dışlanmasının önemine dikkat çekerek, sosyal ve çevresel etkenlerin; ekonomik stres, bakım verme sorumlulukları ve iş yeri koşullarının yorgunluk üzerinde belirleyici rol oynadığını vurguladı. Tedavide duygusal düzenleme, stresle baş etme ve sınır koyma becerilerinin güçlendirilmesinin temel olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uyku hijyeni, dijital detoks ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı düzenlemelerinin zihinsel tükenmişliği azaltmada etkili olduğunu söyledi. Depresyon, anksiyete, panik atak, öfke kontrol sorunları veya obsesif belirtilerin eşlik ettiği durumlarda ise uygun tıbbi tedavilerin planlandığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, farkındalık ve nefes egzersizlerinin zihni sürekli tetikte tutan kaygı döngüsünü azalttığını, değer temelli yaşam, sosyal temas ve öz-şefkat pratiğinin tükenmişlikten korunmada önemli rol oynadığını dile getirdi. Ayrıca Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sınır koyma becerisinin, dijital uyaranların sınırlandırılmasının ve enerjiyi merkeze alan zaman yönetiminin kronik yorgunlukla mücadelede bilimsel olarak etkili yaklaşımlar arasında yer aldığını aktardı.

Çocuklar kışın daha sık hastalanıyor: Uzmandan önemli uyarılar Haber

Çocuklar kışın daha sık hastalanıyor: Uzmandan önemli uyarılar

Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nuray Kurt Önal, kış aylarında çocukların bağışıklık sisteminin zayıfladığını belirterek, kapalı alanlardaki enfeksiyon riskine dikkat çekti. Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nuray Kurt Önal, kış aylarında soğuk hava, hava kirliliği ve kapalı alanlardaki yoğun insan temasının çocukların sağlıklarını olumsuz etkileyebileceğini vurguladı. Okul, kreş, alışveriş merkezleri ve toplu taşıma gibi yerlerin mikropların yayılması için uygun ortamlar sunduğunu belirten Dr. Önal, damlacık yoluyla yayılan enfeksiyonların hızla yayılabileceğine dikkat çekti. Dr. Önal, çocuklarda en sık görülen sağlık sorunlarının üst solunum yolu hastalıkları olduğunu ifade ederek, burun ve boğaz iltihaplarına yol açan 200'den fazla virüsün bu hastalıklara neden olduğunu açıkladı. Yılda 5-8 kez görülebilen üst solunum yolu enfeksiyonlarının, okula giden çocuklarda daha sık yaşandığını belirten Dr. Önal, bu durumu bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ilişkilendirdi. Çocuklarda en sık görülen solunum yolu hastalıkları arasında soğuk algınlığı, grip, akut bronşiyolit, pnömoni ve otit yer alıyor. Dr. Önal, soğuk algınlığı ve gripte belirtilerin genellikle hafif ateş, burun akıntısı ve boğaz ağrısı şeklinde seyrettiğini, bu hastalıkların zamanında tedavi edilmediğinde daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı. Kış aylarında enfeksiyonlardan korunmak için ailelere bazı önerilerde bulunan Dr. Önal, kapalı alanlardan uzak durulması, dengeli beslenilmesi, düzenli el yıkanması ve yeterli sıvı alımının önemini vurguladı. Ayrıca, çocukluk aşılarının ve grip aşısının yapılmasının sağlık açısından kritik olduğunu belirtti.

Sıcak çarpması hayati risk taşıyabilir Haber

Sıcak çarpması hayati risk taşıyabilir

Ancak yüksek sıcaklık ve nem şartlarında bu sistemler yeterli olmazsa, vücut ısısı hızla yükselir. Bu durum, beyin başta olmak üzere hayati organlara zarar verebilir" dedi. Yaz mevsiminin etkisini yoğun şekilde hissettirdiği son günlerde, en çok sıcak çarpması önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkabiliyor. Özellikle 65 yaş üzeri bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve açık alanda çalışanlar için sıcak havaların ciddi sağlık riski oluşturuyor. Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Murat Kemahlı, sıcak çarpması konusunda uyarıda bulundu. Uzm. Dr. Kemahlı, sıcak çarpmasının belirtilerini ani yüksek ateş, kuru ve sıcak cilt, bilinç bulanıklığı, baş ağrısı, halüsinasyon, kalp atışlarında hızlanma ve bulantı-kusma olarak sıralarken, riskli grupları ise 5 yaş altı çocuklar ve 65 yaş üzeri bireyler, kalp, tansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı olanlar, hamileler, aşırı kilolu bireyler, güneş altında çalışanlar, yalnız yaşayan yaşlı bireyler ve özel hastalar diye sıraladı. İlk müdahale hayat kurtarabilir Sıcak çarpmasına maruz kalan bir kişiye yapılması gereken ilk müdahaleleri sıralayan Uzm. Dr. Kemahlı, "Kişi hemen gölge ve serin bir ortama alınmalı, giysileri gevşetilmeli, boyun ve koltuk altına soğuk bez uygulanmalı, şuuru açıksa su içmesi sağlanmalıdır. Ancak durum ciddiyse hiç vakit kaybetmeden 112 acil sağlık hizmetlerinden yardım alınmalıdır" diye konuştu. Sıcaklardan korunmak için 8 önemli tavsiye Uzm. Dr. Murat Kemahlı, sıcak havalarda korunmak için 11.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkmaktan kaçının, ince, bol ve açık renkli giysiler tercih edin, güneş gözlüğü kullanın, yeterli miktarda su tüketin, ağır egzersizlerden kaçının, serin ve gölgeli ortamlarda bulunun, risk grubundaki kişileri yalnız bırakmayın, beslenmede yağlı ve ağır gıdalardan kaçının, şekerli içecek yerine su ve doğal maden suyu tercih edin önerilerinde bulundu.

Sonbahar enfeksiyonuna dikkat Haber

Sonbahar enfeksiyonuna dikkat

Sonbahar ayı, solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin oluştururken Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, çok sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı uyarılarda bulundu. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının, doktora başvurmanın önde gelen sebepleri arasında yer aldığını belirten Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, "Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimleri birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin hazırlıyor. Zayıflayan bağışıklık sistemiyle birlikte vücut direncinin düşmesi, bu dönemlerde üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanmasına neden oluyor" diye konuştu. KALABALIK ORTAMLAR RİSK Enfeksiyona yatkınlığı artıran unsurları da anlatan Öztürk, “Alerjik bünyeye sahip olma, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörler de üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artırır. Bu hastalıklar mevsim geçişlerinde ve kalabalık ortamlarda sık görülürler. Damlacık enfeksiyonu biçiminde ortaya çıkarlar, yani yakın mesafeden konuşma, öpme, öksürme sonucunda bulaşırlar. Bulunulan ortamda havalandırmanın yetersiz olması da bulaşmalarını kolaylaştırır. yüzeylere temas sonrası ellerin yıkanmaması ile de bulaşır” ifadelerini kullandı. EN SIK GÖRÜLEN ENFEKSİYONLAR Erişkinlerde sık olarak görülenlerden üst solunum yolu enfeksiyonlarını sıralayan Op. Dr. İdil Öztürk, “Bunlardan birincisi nezle, ikincisi grip enfeksiyonudur. Bunların yanında orta kulak iltihabı da en sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarındandır” diye konuştu. Op. Dr. İdil Öztürk, erişkinlerde sıkça görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarını şöyle sıraladı: "Nezle birden çok virüsün yol açtığı, kişiden kişiye bulaşan, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalıktır. Üşütme, soğuk algınlığı olarak da bilinir. Soğuk mevsimlerde daha sıktır. Sigara içenlerde daha sık görülmez fakat ağır seyreder. Bir insan, ömrü boyunca yaklaşık olarak 300 defa nezle olur. 5 yaşın altındaki çocuklar yılda ortalama 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirir. İnfluenza virüslerinin yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonudur. Virüsün 3 tipi vardır. Tip A insanlar, domuzlar ve kümes hayvanlarında, Tip B sadece insanlarda hastalık yapar. Tip C ise insanlarda çok hafif belirtilere yol açar. Sıklıkla ani başlayan yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığı ile kendini gösterir. Ateş genellikle 5 gün ya da 1 hafta sürer. Tedavide dinlenme çok önemlidir. Ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenme önemlidir. Viral bir hastalık olduğu için antibiyotik verilmez ancak orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi ikincil enfeksiyon, komplikasyon olarak eklenmiş ise antibiyotik kullanılır. Yutak ve bademciklerin ani başlayan enfeksiyonudur. Virüs veya bakteriyel kaynaklı olabileceği için etkene göre tedavi metodu değişiklik gösterir. Belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı-yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesidir. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu daha sık görülür. Sıklıkla nezle, grip gibi enfeksiyonları takiben gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyon şeklindedir. En sık 6-18 ay asındaki çocukları etkiler. 6 yaşından sonra hastalık sıklığında bariz azalma görülür. Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabına sinüzit adı verilir. Yine sıklıkla viral üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben gelişir. Vira enfeksiyonlardan sonra 7-10 günde tam iyileşme beklenirken genellikle burun doluluğu ve öksürük artışı olur. Büyük çocuklar ve erişkinlerde baş ve yüz ağrıları görülebilir. Antibiyotik tedavisi gerekebilir." KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Öztürk, söz konusu bu üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için hijyene ve el yıkamaya özen gösterilmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, kalabalık ortamların sık sık havalandırılması, hasta kişilere mümkünse maske taktırılması ve fazla yaklaştırılmaması, yaşa uygun ve dengeli beslenilmesi, mevsime uygun giyinilmesi gerektiğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.