SON DAKİKA
Hava Durumu

#Medya

Söz Bursa - Medya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Medya haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Övüç'ten mahkemede 'Yanlış Anlaşıldım' savunması: Tahliye talebi reddedildi Haber

Övüç'ten mahkemede 'Yanlış Anlaşıldım' savunması: Tahliye talebi reddedildi

Sosyal medya hesabından başörtü takarak söylediği sözler gerekçesiyle tutuklanan Murat Övüç, ilk kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına hükmederek duruşmayı erteledi. Kendisine ait sosyal medya hesabı üzerinden başına başörtüsü takarak söylediği sözler nedeniyle ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçundan tutuklanan Murat Övüç, ilk kez hakim karşısına çıktı. Küçükçekmece 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, tutuklu sanık Murat Övüç ile tarafların avukatları hazır bulundu. "Yanlış anlaşıldım, özür dilerim" Duruşmada yaptığı savunmasında Övüç, "Söz konusu videoyu tesettürlü kadın takipçilerimi mutlu etmek ve mizah amaçlı çektim. Benim bir art niyetim olmadı. Yanlış anlaşıldım, özür dilerim. Videoyu 2024 yılının Şubat ayında çektim, kapatılan İnstagram hesabımdan paylaştım, bahse konu video paylaşımını yaptığım eski hesabım, sahne kostümler nedeniyle kapatıldı, yeni hesabımda ise takım elbiseli paylaşımlar yapıyordum. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum" ifadelerini kullandı. Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, sanığın tutukluluk halinin devamını ve dosyadaki eksik hususların giderilmesini talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Murat Övüç'ün tutukluluk halinin devamına hükmederek duruşmayı erteledi. İddianameden Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Övüç'ün görüntüsünü paylaşan bir sitenin, "Parmağındaki pırlanta yüzüğü adeta kameranın içine soktu" şeklinde paylaşım yapıldığının tespit edilmesi üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı aktarıldı. Murat Övüç'ün savcılık ifadesinde, "Video yaklaşık 2 yıl önce çekildi. Benim bir sanatçı olmam nedeniyle birçok takipçim bulunuyor. Bunların arasında başörtülü kadınlar da vardır. Benim videodaki amacım, bu videoyu onlar için mizah amaçlı çekmek ve onları eğlendirmektir" şeklindeki beyanları iddianamede yer aldı. Şüphelinin paylaştığı videonun ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğinin belirtildiği iddianamede, sanığın başörtüsü ile sosyal medya platformunda alay ettiği ve başörtüsü kullanan kesime yönelik halkın diğer kesimini alenen tahrik ettiği vurgulandı. İddianamede, Murat Övüç hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik' suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Uludağ'da Dünya Sahnesi kuruluyor! 15 Ülkeden 400 sporcu zirveye çıkıyor Haber

Uludağ'da Dünya Sahnesi kuruluyor! 15 Ülkeden 400 sporcu zirveye çıkıyor

Türkiye Kayak Federasyonu’nun Uludağ’da düzenleyeceği uluslararası kayak organizasyonları öncesi Bursa’da düzenlenen lansman toplantısı, siyaset, yerel yönetim ve spor dünyasından önemli isimlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye Kayak Federasyonu tarafından Uludağ’da 26 Şubat-5 Mart 2026 tarihleri arasında düzenlenecek uluslararası kayak organizasyonları öncesi Bursa’da basın lansmanı gerçekleştirildi. Federasyon ile Eker iş birliğinde organize edilen 43. Uluslararası Çocuk Kayak Kupası ve Uluslararası FIS Uludağ Kupası kapsamında düzenlenen program, iftar yemeğinin ardından konuşmalarla devam etti. Bursa’nın Çamlıca Mahallesi’ndeki bir restoranda gerçekleştirilen lansmana AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Bursaspor Kulübü Başkanı Enes Çelik ve Eker Süt Ürünleri Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eker ile çok sayıda davetli, basın mensubu katıldı. Gençlik ve Spor Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü ve aynı zamanda Türkiye Kayak Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Süleyman Şahin, organizasyonun yalnızca bir spor etkinliği olmadığını vurgulayarak, "Burada yalnız organizasyonun tamamlanmasını yapmak için değil Türkiye’nin kış sporlarındaki yükseliş vizyonunu paylaşmak için bir aradayız. Bursa’da Uludağ’da 26 Şubat-5 Mart tarihleri arasında düzenleyeceğimiz 43’üncü Uluslararası Çocuk Kayak Kupası ve Uluslararası Kayak Kupası’nın bir yarış değil, Türkiye’nin kış sporlarındaki iddialı bir göstergesi olduğunu vurgulamak için sizlerle bir aradayız. Bu organizasyonda Kazakistan’dan Hırvatistan’a, Makedonya’dan birçok farklı ülke Uludağ’da misafirimiz oluyor. Yaklaşık 15 ülkeden 400 sporcu pistlerde yerini alacak" dedi. "YARININ ŞAMPİYONLARI BU YARIŞMADA ÇIKACAK" Uludağ’ın uluslararası kayak merkezleri arasında önemli bir konuma yükseldiğini belirten Şahin, yarışmanın geleceğin sporcularını ortaya çıkaracağını ifade ederek, "Uludağ artık sadece Türkiye’nin değil uluslararası kayak takviminin güçlü bir merkezi olma yolunda ilerliyor. Biz federasyon olarak hedefimizi net koyduk. Türkiye’de kış spor etkinlikleri artık sadece katılım düzeyinde değil, organizasyon kalitesi, teknik altyapısı, sporcu gelişimi ve medya görünürlüğü açısından da ileri seviyeye taşınacak. 43 yıldır düzenlenen Uluslararası Çocuk Kupası bizim için bir gelenek değil, bir gelecek projesidir. Çocuklarımıza erken yaşta uluslararası rekabet ortamı sunmanın Türk kayak sporunun sürdürülebilir başarısının temeli olduğunu biliyoruz. Bugün burada yarışacak sporcuların içinden yarının şampiyonları çıkacaktır" ifadelerini kullandı. Plaket takdimi ve teşekkürlerin ardından lansman sona erdi. 26 Şubat-5 Mart tarihleri arasında Uludağ’da gerçekleştirilecek organizasyonlara farklı ülkelerden çok sayıda sporcu ve antrenörün katılması bekleniyor.

Milli Eğitim Bakanı Tekin’den "Siber Zorbalık" mesaisi: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile dijital kalkan geliyor! Haber

Milli Eğitim Bakanı Tekin’den "Siber Zorbalık" mesaisi: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile dijital kalkan geliyor!

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), toplumda karşı karşıya kaldığımız bütün sorunların çözümü noktasında rol üstlenmek zorunda olan bir bakanlık ve bu kapsamda milli birliğimizin ve beraberliğimizin temin edilmesinde hem sağlıklı bir toplum, huzurlu bir toplum inşa edebilme sürecinde yoğun bir çaba içerisindeyiz" dedi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından medya içeriklerinde siber zorbalıkla mücadelede farkındalığın artırılması amacıyla ‘Siber Zorbalığa Karşı Dayanıklılık ve Empati Odaklı Yaklaşım' çalışmasının sonuç toplantısı düzenlendi. Ankara'da özel bir otelde gerçekleştirilen toplantıda konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, siber zorbalık konusunda RTÜK ile birlikte çalıştıklarını ve bu kapsamda MEB müfredatında medya okuryazarlığı ile ilgili programlara yer verdiklerini belirtti. Tekin, "MEB, toplumda karşı karşıya kaldığımız bütün sorunların çözümü noktasında rol üstlenmek zorunda olan bir bakanlık ve bu kapsamda milli birliğimizin ve beraberliğimizin temin edilmesinde hem toplumumuzun sağlıklı bir toplum, huzurlu bir toplum inşa edebilme sürecinde yoğun bir çaba içerisindeyiz. Medya okuryazarlığı konusunda öğrencilerimizde bir farkındalık oluşturmak amacıyla RTÜK ile ortak bir proje başlamıştık. Bunu iki boyutla yapmıştık. Bir tanesi MEB'in müfredatında medya okuryazarlığı ile ilgili farkındalığı arttıracak programlara yer vermek, ikincisi de MEB bünyesinde ‘1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek' talebe hakkında kanun kapsamında yurt dışında dijital medyanın da dahil olduğu, medya okuryazarlığı konusunda lisansüstü eğitim yapmak üzere iletişimci arkadaşları yurt dışına gönderme sürecini başlatmıştık. Bunun devamında da geçtiğimiz yıl eğitim öğretim süreçlerimizde ciddi bir değişiklikle gündeme aldığımız ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli' adıyla kamuoyunda bilinen öğretim programlarında yaptığımız değişikliklerle bu kapsamda 9 farklı okuryazarlık türünü programlarımızın içerisine dahil ettik. Bunlardan bir tanesi yine medya okuryazarlığı. Onu RTÜK ile beraber yürütüyoruz" diye konuştu. "İNSANIN HAYATI KENDİLİĞİNDEN BİR DÜZEN İÇERİSİNDE ARTMIYOR" Siber zorbalığın dijital dünyanın gelişmesi olduğu kadar başka problemlerden de kaynaklandığını ifade eden Tekin, "Her ne kadar bugün burada RTÜK'ün organize ettiği programdan siber zorbalık, dijital güvenlik ve koruyucu mekanizmalar başlığı altında konuşuyor olsak da ben bu meselenin aslında çağın ürettiği zihniyet ikliminden ayrı bir biçimde okunmaması gerektiğini düşünüyorum. İnsanın hayatı kendiliğinden bir düzen içerisinde artmıyor. İnsanı insan kılan, iradesine istikamet kazandıran, hürriyet ile hevesi birbirinden ayırmasını sağlayan bir çerçeveye ihtiyaç duyulmakta. Çerçeve anlamını muhafaza eden bir sınır olarak görmek lazım, haysiyeti koruyan bir ölçü olarak almak lazım. Mahremiyeti mümkün kılan durumu, edep duygusu olarak görmek gerekir. Birlikte yaşamayı sürdürülebilen, sürdürülebilir kılan saygı ve adalet zemini olarak görmek gerekiyor. Evlatlarımız için ise bu çerçeve güven üreten bir istikrar duygusu" şeklinde konuştu. "GENÇLERİMİZ SADECE OKULLARDA DEĞİL, AYNI ZAMANDA SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINDA DA YER ALIYORLAR" Dijital dünyanın gençlerin fikirlerini paylaştığı bir ortam olarak gözükmesinin yanı sıra birtakım riskler de bulundurduğunu vurgulayan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Adil Çalışkan ise, "Günümüz dünyasında gençlerimiz sadece okullarda, parklarda ya da sokaklarda değil, aynı zamanda ekranlar, oyunlar ve uygulamalar ile sosyal medya platformlarında da yer alıyorlar. Dijital dünya gençlerin arkadaşlık duygusu, eğlendiği, öğrendiği, düşündüğü ve fikirlerini paylaştığı yeni bir yaşam alanı haline gelmiş durumda. Fakat bu yeni yaşam alanı aynı zamanda dijital şirket, siber zorbalık, dijital bağımlılık, mahremiyet ihlali gibi pek çok riski beraberinde bulunduruyor. Bu anlamda gençlerimizin dijital dünyadaki risklere karşı dayanıklılığını artırarak, bilinçli bireyler olarak var olmalarını sağlamanın önemini bir kez daha ortaya koymamız gerekiyor" ifadelerine yer verdi. Düzenlenen programa Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Adil Çalışkan ve öğrenciler katıldı. Program, öğrencilerle hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.

Ahmet Kılıç’tan TBMM’de "Gerçekleri çarpıtmayın" uyarısı Haber

Ahmet Kılıç’tan TBMM’de "Gerçekleri çarpıtmayın" uyarısı

AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç, DEM Parti’nin “Medya Dili” ile ilgili araştırma önergesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bir konuşma yaptı. Kılıç, Meclis araştırması önergesinin gerekçesinde yer alan "medya dili üzerinden savaş algısı üretildiği" ve "güvenlik politikalarının kutuplaşmayı derinleştirdiği" yönündeki iddiaların asılsız olduğunu vurguladı. Bu iddiaların devletin tutumu ve evrensel güvenlik pratikleriyle örtüşmediğini belirten Kılıç, Türkiye'nin terörle mücadelesinin bir ideolojik tercih değil, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumaya yönelik meşru bir devlet sorumluluğu olduğunu ifade etti. Konuşmasında terörle mücadelenin demokrasi ve kalkınma için bir ön şart olduğunu dile getiren Ahmet Kılıç, şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye, IŞİD ile sahada bizatihi mücadele eden bir devlettir. PKK, FETÖ ve benzeri tüm terör örgütleri bizim bakışımızda birincil olarak mücadele edilmesi gereken unsurlardır. Hiçbir demokratik ülke, silahlı örgütlerin eylemlerini 'ifade özgürlüğü' veya 'haber dili' başlığı altında normalleştiremez. Terör örgütlerinin sivilleri hedef alarak sosyal ağları bir propaganda aracı olarak kullanması asıl 'savaş medyacılığı'dır." Milletvekili Kılıç, sosyal medya üzerinden milli değerleri hedef alan ve nefret tohumları seren yapılara karşı mücadelenin kararlılıkla süreceğini belirtti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir vatandaşın kimliğiyle sorunu olmadığını vurgulayan Kılıç, devletin asıl odak noktasının şiddet ve terörü tasfiye etmek olduğunu, medyanın temel görevinin bu gerçekleri çarpıtmadan kamuoyunu doğru bilgilendirmek olduğunu hatırlattı. Kılıç, önergenin gerekçelerinin dayanaksız olduğunu ifade ederek, AK Parti grubu olarak Meclis araştırması önergesine katılmadıklarını ifade etti.

Anahtar Parti’de Bursa’ya güven: Fuat Üçüncü’ye kritik görev Haber

Anahtar Parti’de Bursa’ya güven: Fuat Üçüncü’ye kritik görev

Anahtar Parti, teşkilat yapılanmasını güçlendirme ve siyasal iletişim alanında profesyonel bir dil inşa etme hedefi doğrultusunda önemli bir atamaya daha imza attı. Anahtar Parti Bursa İl Başkan Yardımcısı Fuat Üçüncü, Genel Merkez kararıyla Siyasal İletişim ve Medya Ofisi (SİMO) Marmara Bölge Koordinatörü olarak görevlendirildi. Bu atama, yalnızca bir görev değişikliği değil; aynı zamanda Bursa teşkilatına duyulan güvenin ve verilen önemin açık bir göstergesi olarak yorumlandı. AĞIRALİOĞLU LİDERLİĞİNDE YÜKSELEN SİYASİ İRADE Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu liderliğinde kurulan ve henüz bir yıl gibi kısa bir sürede 105 bin üye sayısını aşan Anahtar Parti, kamuoyu yoklamalarında istikrarlı yükselişini sürdürürken, kurumsal yapılanmasını da eş zamanlı olarak güçlendiriyor. Parti yönetimi, siyasetin yalnızca söylemle değil; doğru iletişim, güçlü medya dili ve halkla doğrudan temasla yapılması gerektiği anlayışıyla hareket ediyor. Bu kapsamda hayata geçirilen Siyasal İletişim ve Medya Ofisi (SİMO) yapılanması, Türkiye genelinde stratejik bir organizasyon olarak şekillendiriliyor. BURSA’DAN MARMARA’YA UZANAN GÜVEN Bursa Tanıtım ve Medyadan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Fuat Üçüncü’nün, Marmara Bölgesi gibi siyasetin nabzının en yoğun attığı bir coğrafyada koordinatörlük görevine getirilmesi, Bursa teşkilatının ortaya koyduğu disiplinli ve etkili çalışmaların bir sonucu olarak değerlendirildi. Bursa İl Başkanı Fikret Aslan önderliğinde sahada aktif, kamuoyunda görünür ve teşkilat içi uyumu güçlü bir yapı oluşturan Bursa teşkilatı, bu atamayla birlikte Anahtar Parti’nin vitrini haline geldi. FUAT ÜÇÜNCÜ’DEN BURSA’YA NET MESAJ Görevlendirme sonrası değerlendirmelerde bulunan Fuat Üçüncü, Bursa’nın kendisi için yalnızca bir şehir değil, siyasi duruşunun temel taşı olduğunu vurgulayarak şu mesajı verdi: “Bu görev, şahsıma olduğu kadar Bursa teşkilatımıza duyulan güvenin bir ifadesidir. Bursa’da ürettiğimiz emeği, Marmara Bölgesi’ne taşıyacak; Anahtar Parti’nin temiz, kararlı ve halktan yana siyaset anlayışını güçlü bir iletişim diliyle anlatacağız.” Üçüncü, siyasal iletişimi bir propaganda aracı değil, milletle sahici bir bağ kurma zemini olarak gördüklerini de sözlerine ekledi. AĞIRALİOĞLU’NDAN BURSA TEŞKİLATINA GÜÇLÜ VURGU Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu’nun, Bursa teşkilatının çalışmalarını yakından takip ettiği ve bu görevlendirmeyle birlikte Bursa’nın Anahtar Parti’nin Marmara’daki lokomotiflerinden biri olacağı yönünde net bir irade ortaya koyduğu ifade edildi. Ağıralioğlu’nun, “Teşkilat disiplini, ahlaklı siyaset ve güçlü iletişim bir araya geldiğinde milletin umudu büyür” yaklaşımının, bu atamanın temel dayanağı olduğu belirtildi. KURUMSAL İLETİŞİMDE YENİ DÖNEM Anahtar Parti, SİMO yapılanmasıyla birlikte basın, medya ve halkla ilişkiler süreçlerini daha planlı, daha etkili ve daha kapsayıcı bir zemine oturtmayı hedefliyor. Marmara Bölgesi’nde bu süreci yönetecek olan Fuat Üçüncü’nün, sahadan gelen bir isim olması, parti içinde ayrıca önemseniyor. BURSA’NIN SİYASİ AĞIRLIĞI ARTIYOR Bu atama, Bursa’nın Anahtar Parti içindeki konumunu daha da güçlendirirken, kent siyasetinde de yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. Parti kaynakları, Bursa’nın önümüzdeki süreçte hem söylem hem de organizasyon gücüyle daha görünür olacağını ifade ediyor.

Erdoğan’dan medya eleştirilerine yanıt: "Vatandaşın çilesini ekrana taşımak gazetecilik görevidir" Haber

Erdoğan’dan medya eleştirilerine yanıt: "Vatandaşın çilesini ekrana taşımak gazetecilik görevidir"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da yaşanan su sorunu hakkında, "Türkiye'nin başkentinde yaşayan milyonlarca vatandaşımız kışın ortasında haftalarca susuzluğa mahkum edildi. İnsanlar gece yarılarında ellerinde bidonlarıyla su kuyruklarına girdi. Aileler çamaşır, bulaşık, banyo gibi en temel ihtiyaçlarını giderebilmek için musluğun, çeşmenin başında saatlerce nöbet tuttu" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen TRT Genç kanalının açılışına katıldı. Burada konuşan Erdoğan, "İslam aleminin leyle-i miracını tebrik ediyor, bu mübarek gecenin sizlerle birlikte tüm insanlığa hayırlar getirmesini, huzura vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum" diyerek İslam aleminin Miraç Kandili'ni kutladı. "TRT GENÇ TELEVİZYON KANALIMIZIN GENÇLERİMİZE, AİLELERİMİZE, MEDYAMIZA VE MİLLETİMİZE HAYIRLI OLMASINI CANI GÖNÜLDEN TEBRİK EDİYORUM" TRT Genç'in yayına hazır hale gelmesine katkı sunan herkesi tebrik eden Erdoğan, "Bugün yayın hayatına başlayan TRT Genç televizyon kanalımızın gençlerimize, ailelerimize, medyamıza ve milletimize hayırlı olmasını canı gönülden tebrik ediyorum. Yine bu vesileyle 31 Ocak'ta yayın hayatına başlamasının 56. yıl dönümünü kutlayacak olan TRT televizyonunu da tebrik ediyor, tüm TRT çalışanlarımıza başarılarla dolu daha nice yıllar diliyorum" diye konuştu. "TRT ARŞİV’DE O ESKİ YILLARA AİT KESİTLERİ SEYRETTİKÇE NOSTALJİ İLE BERABER TÜRKİYE'NİN VE DÜNYANIN NEREDEN NEREYE GELDİĞİNİ DE TEKRAR HATIRLIYORUZ" TRT’nin Türkiye'nin hem belleği hem de geleceği olduğunu söyleyen Erdoğan, "TRT muhabirleri, TRT kameramanları kimi zaman canlarını tehlikeye atma pahasına Türkiye'yi dünyadan, dünyayı Türkiye'den haberdar ettiler. Babalarımızın kulakları her akşam ajanslardaydı. Biz de Türkiye'yi ve dünyayı uzun yıllar TRT'den takip ettik. Sadece habercilikte değil, diziden belgesele, sinema filmlerinden spora, kültüre, sanata, müzeye kadar her alanda TRT hayatımızda vazgeçilmez bir konuma sahip oldu. Bizim kuşak ve bizden sonraki nesil TRT ile büyüdü. Eğer böyle dersek herhalde abartılı bir cümle kurmuş olmayız. Zaman zaman TRT Arşiv’de o eski yıllara ait kesitleri seyrettikçe nostalji ile beraber Türkiye'nin ve dünyanın nereden nereye geldiğini de tekrar hatırlıyoruz. Kamu yayıncısı kimliği ile TRT bugün de çok önemli bir misyon üstleniyor. Enformasyon ve kültür savaşlarının insanlığın gündemini belirlediği bir dönemde TRT hakikat mücadelesini en güçlü şekilde verirken iyiyi, doğruyu, hakkı önceleyen yayın ve yapımlarıyla kültürel yozlaşmaya karşı milli değerlendirmelerimizin özellikle bir seti olarak karşımızda bulunuyor. Bugün açılan TRT Genç kanalımızı bu çabaların gençlerimize uzanan en somut tezahürlerinden biri olarak görüyorum. TRT Çocuk ile yıllardır miniklerimize yönelik yayın yapan, dijital içerik üreten kurumumuzun şimdi de gençlerimizi sorumlu yayıncılık anlayışıyla buluşturmasından büyük bir memnuniyet duyuyorum" ifadelerini kullandı. "DİZİLERDEN SİNEMA FİLMLERİNE, ÇİZGİ FİLMLERDEN OYUNLARA VE OYUNCAKLARA KADAR İLGİLİ İLGİSİZ HER YERE ÖZENLE YERLEŞTİRİLEN KARAKTERLERLE ÇARPIK İLİŞKİLER ÖZENDİRİLİYOR" Konuşmasında kültür savaşlarının muharebe alanlarından birinin de aile olduğunun altını çizen Erdoğan, "Günümüzde aile kurumu daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir saldırı ve kuşatma altındadır. Dizilerden sinema filmlerine, çizgi filmlerden oyunlara ve oyuncaklara kadar ilgili ilgisiz her yere özenle yerleştirilen karakterlerle çarpık ilişkiler özendiriliyor, sapkınlıklar teşvik ediliyor. TRT'nin gerek geleneksel gerekse Tabii gibi dijital mecralarda aile odaklı temiz içerikleri yaygınlaştırma çabasını bu bakımdan çok kıymetli buluyorum. Bir kere şunu çok iyi anlamalıyız: Bizim için TRT'nin başarısı ailedeki tüm fertlerin hiçbir endişe duymadan gönül rahatlığıyla izleyebileceği yapımlara imza atmasıdır. Bugün yayın hayatına başlayan TRT Genç ile bu çizgideki yayınların daha da artacağına ve çeşitleneceğine inanıyorum. Bilimden teknolojiye, kültür, sanattan spora, tarihten güncel hayata geniş bir yelpazede yapacağı yayınlarla TRT Genç kanalımız gençlerimizin zihinsel, duygusal ve kültürel gelişimine destek olacaktır" diye konuştu. "UYUŞTURUCU, ALKOL, SANAL BAHİS, KUMAR VE SİGARA BAĞIMLILIĞI MİLLİ BÜNYEMİZ AÇISINDAN TERÖR KADAR, HATTA TERÖRDEN DAHA ZARARLI BOYUTLARA ULAŞMIŞTIR" Bağımlılığın çağın vebası olduğunu ve TRT Genç’in bu bağımlılıkla mücadelede önemli bir rol oynayacağını belirten Erdoğan, "Şurası bir gerçek ki ekran, sanal bahis, kumar ve uyuşturucu başta olmak üzere bağımlılık türlerinde ciddi artış yaşanıyor. Aydınlık yarınlarımızın güvencesi olan gençlerimiz dijital platformların ve sosyal medyanın da etkisiyle bu belaların pençesine daha fazla düşüyor. Oyunlaştırma stratejisi dolayısıyla neredeyse her telefon maalesef bir çeşit kumarhane haline geldi. Eğlence için vakit geçirmek için girilen dijital oyunlar, bilhassa gençlerimizi sanal bahis ve kumar illetine bulaştıran bir tuzak işlevi görüyor. Tütün, sigara, alkol, uyuşturucu kullanımı da yine bu mecralar tarafından özendirilmekte. Gençlerimizin sağlığı ve geleceği çalınmaktadır. Son dönemde ülkemizde yaşanan aile facialarında baktığımızda en büyük müsebbibin alkol, sanal bahis, kumar ve uyuşturucu olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde boşanmaların, eşler arası ve aile içi kavgaların sebeplerinin en başında bu illetler geliyor. Değerli misafirler, çok sevgili genç kardeşlerim, meseleyi bütün yönleriyle değerlendirdiğimizde şu gerçeği hepimiz çok net görebiliyoruz. Uyuşturucu, alkol, sanal bahis, kumar ve sigara bağımlılığı milli bünyemiz açısından terör kadar hatta terörden daha zararlı boyutlara ulaşmıştır. Aileler parçalanmakta, nesiller kaybolmakta, istihdama, üretime, eğitime, sağlığa gitmesi gereken kaynaklar insanlık düşmanlarının kanlı dişlilerini ne yazık ki beslemektedir. Grup kürsülerinde kumarı masumlaştırmaya çalışanların iktidara gelince içkiyi ucuzlatacağız diyenlerin ısrarla görmediği acı gerçek işte budur. Alkolü, sigarayı, uyuşturucuyu adeta özgürlük sembolü gibi yansıtanların gözlerini kapattığı ürkütücü tablo işte budur. Zehir tacirlerini çeşitli bahanelerle aklama yarışına girenlerin yüzleşmek istemedikleri durum işte budur" ifadelerine yer verdi. "BAĞIMLILIK ÖYLE BİR BELA Kİ EMNİYET TEDBİRLERİ TEK BAŞINA YETERLİ OLMUYOR" Toplumu saran bağımlılık gibi tehlikelerin farkında olduklarını ve bununla mücadele için gerekli her türlü adımı atacaklarını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuyla siyaset yapan bir hükümet olarak her çeşit bağımlılıkla mücadelede son derece kararlıyız. Güvenlik kuvvetlerimiz, yargımız aynı şekilde görevlerini layıkıyla yapıyor. Ancak hangi türde olursa olsun bağımlılık öyle bir bela ki emniyet tedbirleri tek başına yeterli olmuyor. Bunun için aile, toplum, siyasi partiler, dernekler, vakıflar, üniversiteler özellikle medya olarak hep beraber seferberlik ruhuyla hareket etmek, elimizdeki her imkanı devreye almak durumundayız. Şüphesiz medyada asıl görev kamu yayıncımız olan TRT'mize, yani siz TRT çalışanlarına ve yönetimine düşüyor. Kamu spotlarının ötesine geçen yeni bir anlayışla bağımlılık meselesini irdelemeli, incelemeli, bu sorunun üzerine dirayetle gitmeliyiz. Vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesinde TRT'mizin öncülük etmesini, medyanın tamamına örnek olacak evsafta özgün, kaliteli ve etkili projeler üretmesini bekliyorum." "TÜRKİYE'NİN BAŞKENTİNDE YAŞAYAN MİLYONLARCA VATANDAŞIMIZ KIŞIN ORTASINDA HAFTALARCA SUSUZLUĞA MAHKUM EDİLDİ" Türkiye’de yapılan her iyi işi taşlayan ve bundan keyif alan bir kitlenin var olduğunu da söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunlar ezberleri bozulsun, kafa konforları dağılsın istemezler. Fil dişi kulelerden ahkam kesmeyi, ona buna ayar vermeyi pek severler. Basın özgürlüğünü, hak, hukuk, adaleti dillerinden düşürmezler ama söz konusu kendi çıkarları olunca savundukları ne kadar ilke, kavram, prensip varsa hepsini çiğnemekten hiç çekinmezler. Bu çevrelerin öfke dolu saldırılarından TRT'miz de zaman zaman nasibini almaktadır. TRT'mizin 86 milyona hitap eden, milli ve manevi değerlerimizi önceleyen, gerçekleri eğip bükmeden anlatan ilkeli yayın politikası biliyoruz ki bunları ciddi manada rahatsız ediyor. Bakınız buna en son Ankara'nın susuzluk sorununda bir kez daha şahitlik ettik. Malumunuz Türkiye'nin başkentinde yaşayan milyonlarca vatandaşımız kışın ortasında haftalarca susuzluğa mahkum edildi. İnsanlar gece yarılarında ellerinde bidonlarıyla su kuyruklarına girdi. Aileler çamaşır, bulaşık, banyo gibi en temel ihtiyaçlarını giderebilmek için musluğun, çeşmenin başında saatlerce nöbet tuttu. Sosyal medya çektikleri eziyeti paylaşan, yetkililere seslerini duyurmaya çalışan insanlarımızın feryatlarıyla doluydu. 2026'nın Türkiye'sine asla yakışmayan sahnelere hepimiz kimi zaman üzülerek, kimi zaman sorumlular adına utanarak tanık olduk. Yani ortada görevi kamu adına gözcülük yapmak olan medya açısından görmezden gelinemez bir haber vardı. Kamu yararını gözeten basın kuruluşlarımız da milyonları perişan eden bu sorunu haberleştirdiler. Vatandaşa mikrofon uzattılar. Geceleri soğukta su bekleyen insanlarımızın şikayetlerini ekranlara taşıdılar" diye konuştu. "GECENİN AYAZINDA VATANDAŞI ELİNDE SU BİDONLARIYLA SIRAYA SOKANLAR MI SUÇLU YOKSA BUNU HABERLEŞTİRENLER Mİ SUÇLU?" Ankara’daki su sorununu haberleştiren basın kuruluşlarına yönelik yapılan eleştirileri gündemine alan Erdoğan, "Medya, siyaset ve vatandaşın artan tepkisi günlerdir halkın çığlıklarını umursamayanları en azından zahirde harekete geçirmeye zorladı. Neticede meseleyi tam olarak çözemeseler bile rahat koltuklarından kalkıp halkımıza açıklama yapmak mecburiyetinde kaldılar. Fakat her işleri gibi bunu da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Dün bir tanesi çıkmış. Kışın ortasında susuz bıraktığı insanlarımızdan özür dilemek yerine sorunu haberleştirdikleri için TRT'yi suçluyor, Anadolu Ajansımızı suçluyor. Özel televizyon kanallarını suçluyor. Yüzü kızarmadan özgür basını suçluyor. Aynı zatın genel başkanı, yönetim zafiyetini kabul etmek yerine itham ve iftira yüklü ifadelerle şahsımızı hedef alıyor. Söz var ya, şıracının şahidi bozacı. Birbirlerinin kusurlarını örtüyorlar. Şimdi bakınız değerli kardeşlerim, kapasite açıklarını suç bastırarak kapatmaya çalışan bu beceriksizler korusuna bizim buradan şunları sormamız lazım: Gecenin ayazında vatandaşı elinde su bidonlarıyla sıraya sokanlar mı suçlu yoksa bunu haberleştirenler mi suçlu? Kabahat kış mevsiminin ortasında şehirlerimizi susuz bırakanlar da mı yoksa vatandaşın çilesini ekrana taşıyanlar da mı? Basının görevi kamu adına yöneticileri denetlemek, halkın şikayetlerine mikrofon uzatmak, vatandaşın sorunlarına özellikle ekranda yer vermek. Allah aşkına bundan niçin rahatsız oluyorsunuz? Kamusal görevlerini yerine getirdi diye basın kuruluşlarımızı niçin suçluyorsunuz? Gazetecileri niçin tehdit ediyor, görevlerini yaptıkları için neden hedef gösteriyorsunuz? Mazeret üreteceğinize, başkalarını suçlayacağınıza, medyaya parmak sallayacağınıza görevinizi layıkıyla yapsanıza" ifadelerine yer verdi. Muhalefetin basına bakış açısının tutarlı olmadığını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti: "Lafa gelince basın hürriyeti konusunda mangalda kül bırakmayanların nasıl birden faşizme dümen kırdıklarını vatandaşlarımızın da ibretle takip ettiğine inanıyor, bunları aziz milletimizin ferasetine havale ediyorum. Onlar ne derse desin biz görevini doğrulukla, dürüstlükle, hakkaniyetle yapan basın kuruluşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. TRT'mizde, Anadolu Ajansımızda, İletişim Başkanlığımızda ve diğer tüm kuruluşlarımızla hakikat mücadelemizi her cephede sürdüreceğiz. TRT'mizin hayata geçireceği projelerle dünyada ses getirecek yayıncılık alanına yeni bir soluk kazandıracak nitelikli çalışmalara imza atacağına yürekten inanıyorum." Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı’nın katıldığı programda yerli ve milli üretim olan ‘Robogenç’ isimli robot, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a TRT Genç’in kumandasını takdim etti. Erdoğan’ın tuşa basmasının ardından TRT Genç, 'Gelecek Sensin' sloganıyla yayın hayatına başladı.

İMO Bursa Çalışma Grubu Başkan adayı Serdar Atilla Erdem proje ve adaylarını tanıttı Haber

İMO Bursa Çalışma Grubu Başkan adayı Serdar Atilla Erdem proje ve adaylarını tanıttı

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi’nin 14-15 Şubat 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Genel Kurulu ve seçimleri öncesinde, İMO Bursa Çalışma Grubu Başkan Adayı Serdar Atilla Erdem, yönetim hedeflerini, projelerini ve yönetim kurulu adaylarını geniş katılımlı bir toplantıyla kamuoyuna açıkladı. Yaklaşık 700 meslektaşın katılımıyla Crowne Plaza Hotel’de düzenlenen aday tanıtım toplantısında konuşan Erdem, görevde bulundukları 19. döneme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Göreve geldikleri günden bu yana geçen 477 gün içinde 500’ün üzerinde faaliyete imza attıklarını belirten Erdem; çalıştaylar, paneller, seminerler, kurslar, sosyal ve sportif etkinlikler ile temsilciliklerin katkılarıyla hayata geçirilen projelerin yanı sıra yerel yönetimler, kamu kurumları, akademik çevreler ve genç mühendis adaylarını kapsayan geniş bir çalışma yürüttüklerini ifade etti. Erdem ayrıca kentsel dönüşüm, kaçak yapılaşmayla mücadele, meslek yasası ve meslektaşların güncel sorunlarına dair görüşlerini de paylaştı. Toplantıya İMO Bursa Şubesi’nin geçmiş dönem başkan ve yöneticileri, inşaat mühendisi meclis üyeleri, genç ve deneyimli meslektaşların yanı sıra Bursa ve çevre ilçe temsilcileri de katıldı. Etkinlikte Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Bursa Vakıflar Bölge Müdürü Haluk Yıldız, İlBank Bursa Bölge Müdürü Harun Soner Okutan, DSİ Bölge Müdür Yardımcıları Kenan Akyürek, Mustafa Gördeli, Litvanya Cumhuriyeti Bursa Fahri Konsolosu Berat Tunakan ile İMO Bursa Şubesi geçmiş dönem başkanlarından Necati Şahin, Mehmet Albayrak, Maksut Kaya ve geçmiş dönem İMO Bursa Şubesi yönetim kurulu üyeleri de yer aldı. Toplantının 10 Ocak’a denk gelmesi münasebetiyle toplantıyı takip eden basın mensuplarının Çalışan Gazeteciler Gününü karanfil hediye ederek kutlayan Erdem, medyanın ve medya mensuplarının akademik odaların sesini kamuoyu ile paylaşabilmesi adına son derece önemli olduğunun altını çizerek toplum adına bu önemli görevi ifa eden gazetecilere teşekkür etti. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan toplantı, İMO Bursa Çalışma Grubu’nun oda yönetiminde bulunduğu dönemlere ait faaliyetleri içeren film gösterimiyle devam etti. Ardından kürsüye çıkan Başkan Adayı Serdar Atilla Erdem, Çalışma Grubu’nun geçmişten bugüne yürüttüğü çalışmaları ve önümüzdeki dönem hayata geçirilmesi planlanan projeleri başlıklar halinde aktardı. Erdem, görev süreleri boyunca İMO Bursa Şubesi’ni yeniden “lider oda” konumuna taşıdıklarını vurguladı. Konuşmasının sonunda meslektaşlarına çağrıda bulunan Erdem, 15 Şubat’ta yapılacak seçimlerde yüksek katılımın önemine dikkat çekerek, güçlü bir İMO Bursa Şubesi için tüm üyeleri sandığa davet etti. Programın sonunda Başkan Adayı Serdar Atilla Erdem, İMO Bursa Çalışma Grubu Yönetim Kurulu adaylarını sahneye davet ederek kamuoyuna tanıttı. Yönetim Kurulu Adayları şu isimlerden oluştu: Serdar Atilla Erdem (Başkan Adayı), Metin Yaran, Ayşegül Özbek, Erdem Yardımcı, Dr.Mahmud Sami Döven, Rüştü Şanlı, Oğuzhan Kurt, Ozan Olgun, Muhammet Yılmaz, Yiğit Can Sezgin, Murat Kaplan, Kudret Sena Çakır, Burak İ. Tuğcu ve Samet Ozan Şahin. SERDAR ATİLLA ERDEM ÖZGEÇMİŞİ 1978 yılında Trabzon'da doğdu. 1998 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 1998 yılında kendi firmasını kurmuş olup halen mühendislik, taahhüt alanında faaliyet göstermektedir. 1998-2004 yılları arasında İMO Bursa Şubesi Gençlik Komisyonu Başkanlığı, 2004 -2006 yılları arasında IMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği, 2006-2008 yılları arasında İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Sekreter üyeliği görevlerinde bulundu. 2018-2022 döneminde BTSO Meclis Üyeliği yaptı. 19.Dönem İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Evli ve bir kız çocuğu babasıdır. İMO BURSA ÇALIŞMA GRUBU BAŞKAN ADAYI SERDAR ATİLLA ERDİM’İN KONUŞMA METNİ Kıymetli Meslektaşlarım, Saygıdeğer Başkanlarım, Çalışma Grubu Yöneticileri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımlarınızdan dolayı müteşekkir olduğumu belirtmek isterim. Sözlerimin başında 14-15 Şubat tarihlerinde gerçekleştireceğimiz genel kurulumuzun ve yönetim kurulları seçimlerimizin Bursa’mıza, ülkemize, mesleğimiz ve meslektaşlarımıza hayırlar getirmesini temenni ediyor, sizleri şahsım ve çalışma grubumuz adına saygıyla selamlıyorum. İzninizle öncelikle kendimi kısaca tanıtmak isterim. 1978 yılında Trabzon’da doğdum. 1998 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldum. 1998 yılından bugüne mühendislik, taahhüt alanında sektörde hizmet eden aile şirketimizin ortaklarındanım. Evliyim ve bir kız evladım var. Mezun olduğum ilk gün meslek odamız olan İMO Bursa Şubesi’ne üye oldum ve içinde bulunmaktan gurur duyduğum Çalışma Grubu ile ilk olarak o günlerde tanıştım. Allah nasip etti Çalışma Grubu yönetimlerindeki İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi bünyesinde 1998-2004 yılları arasında Gençlik Komisyonu Başkanlığı, 2004-2006 tarihleri arasında İMO Bursa Şube Yönetim Kurulu Üyeliği ve 2006-2008 tarihleri arasında da İMO Bursa Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi olarak görev yaptım. Bu süreçlerde Çalışma Grubu önderliğindeki İMO ile Bursa’mıza, ülkemize, meslek ve meslektaşlarımıza birçok başarılı hizmetler içeren görevlerde sadece hizmet amaçlı çalışmalarda bulundum. 2018 – 2022 tarihleri arasında BTSO Meclis Üyesi olarak sektörümüzü temsil ettim. Sizlerin teveccühü ile 19.Dönem İMO Bursa Şubemizin Başkanlık görevini yürüttüm. Sizlerden almış olduğumuz güçlü desteğin verdiği sorumluluk ile bu 2 yıllık süreçte odamıza, mesleğimize ve meslektaşlarımıza layık olabilmek adına tüm gayretimizle çalışmalar yaptık. Sevgili Meslektaşlarım, Bu süreçte “Deprem Bir Beka Sorunudur” dedik. On binlerce insanımızı kaybettiğimiz acılar halen içimizde. Devletimizin üzerine yüz milyarlarca dolar yük bindi. Depremi beka sorunu olmaktan çıkarmanın yolu biz inşaat mühendislerinin sorunlarını çözmekten geçer dedik ve bu çerçevede yoğun çalışmalar yaptık. Yaşanan bu büyük acının en büyük sebebi hiç kuşkusuz biz inşaat mühendislerinin de içinde bulunduğu inşaat sektörünün, yetkin kanunlar ve insanlar elinde olmamasından kaynaklıdır. Birçok paydaşı bulunan inşaat sektörünün sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlamak için sektörün omurgasının biz inşaat mühendisleri tarafından oluşturulması zaruri bir gerçekliktir. Ancak gelinen noktada mesleğimizdeki itibar kaybı öyle bir hal almıştır ki bırakın sektörün omurgası ve ülke medeniyetinin teminatı olmayı, birçoğumuz geçim sıkıntısı nedeniyle evlerinin direği olamaz hale geldik. Bu hale gelinmesinde sayıları kontrolsüzce artmasına rağmen eğitim kalitesi giderek azalan üniversitelerin etkisinin yanında, sermaye sahiplerinin piyasa üzerindeki kuralsızlaştırma gücü ve meslek alanımızın hala 1954 yılından kalma kanunla düzenleniyor olmasının önemli rolü vardır. Değerli Meslektaşlarım, 2023 yılında yaşanan son büyük deprem göstermiştir ki yeterli mühendislik almadan çıkılan her basamak yeri gelince ayağımızın altından kayıp mezar taşlarımıza dönüşmektedir. Ülkemizin bir daha böyle acılar yaşamasının önüne geçmenin yolu inşaat mühendisliği mesleğini hak ettiği yere taşımaktır. Bu değeri mesleğimizin öneminin ve yaratacağı farkın bilincinde olan bizler, meslek odamız etrafında birleşerek mesleğimizi ve meslektaşlarımızın hak ettiği yerde konumlanmak için var gücümüzle mücadele edeceğiz. Hedeflerimizin başında gelen bu düşüncemiz sizlerin destekleri ile sonuçlanacaktır. Bu sebeple bu dönem de sizlerden yetki istiyoruz. Mesleki gelişimin önündeki engelleri kaldırmak, doğru hizmet standartlarını geliştirmek, iç denetim mekanizmalarını oluşturmak, hak ettiğimiz ücretleri alabilmek ve en önemlisi hak ettiği saygınlığı mesleğimize tekrar kazandırmak vizyonumuz olacaktır. Ancak ne yazık ki meslek odalarımız bir takım sığ ideolojik yapılanmaların etkisinde olan yönetimlerce idare edilir olduğundan, temsil yetkisi olan alanlar dışında çokça konuşmak zorunda kaldıklarından, mesleğimize dair söylenen her söz laf kalabalıkları arasında kaybolmaktadır. Günümüzde halen meslek odalarında geçerli olan bu işlevsizliği ortadan kaldırmak için 1994 yılında kurulan, İMO Bursa Şubesi’nin bugünlere gelmesinde mutlak payı olan Çalışma Grubumuz, her siyasi partiye eşit yakınlıkta durmuş, mesleği ve meslektaşı öncelemiş, temsil yetkisini asla aşmamış, sadece kentimizde değil ülke çapında da dikkatle izlenen bir birliktelik haline gelmiştir. 1990’lı yıllarda ‘bayrağımızın onuru, ülkemizin bölünmez bütünlüğü’ konusunda tavizsiz olarak, inşaat mühendisi ortak paydasında her kesimden meslektaşımızın bir araya gelerek oluşturduğu Çalışma Grubu, yönetimde bulunduğu o yıllardan bugüne, meslektaşımızın sorunlarına çözüm üretmesinin yanında, kişisel gelişimlerine de çok büyük katkılar koyarak, Bursa’mızın yönetiminde söz sahibi olan pek çok yapılanmada yer almalarına da olanak sağlamıştır. Çalışma Grubu yönetimindeki İMO her dönem üzerine koyarak ilerlemiş, kentimizde ve ülkemizde mesleğimizi ve meslektaşlarımızı ilgilendiren her konuda söz sahibi olmuş, kamu kurumları ve diğer odaların iş birliği ile lider olmayı her dönem başarmıştır. Gururla söylüyorum ki 18.Dönemde ağırlığını kaybetmiş olan şubemizi Çalışma Grubundan almış olduğumuz kültür ve güç ile tekrar lider oda vasfına ulaştırdık. Bu sebeple siz meslektaşlarımızdan bu mücadeleyi bir adım daha ileriye taşıyabilmek adına tekrar yetki ve destek istiyoruz. Bu hedefimize ulaşabilmek için her türlü gayret ve mücadeleyi göstereceğimizden hiçbir meslektaşımızın şüphesi olmasın, bunun sözünü buradan sizlere veriyorum. Değerli meslektaşlarım, kıymetli basın mensupları Bu çerçevede çalışma grubunun tecrübesiyle sizlere mesleğimiz ve kentimizin sorunları ve çözüm önerilerimizden kısaca bahsetmek istiyorum. Mesleğimizi kalitesi ve ülkemizin can ve mal güvenliği adına plansız ve programsız bir şekilde inşaat mühendisliği bölümlerinin sayısının arttırılması işinden bir an evvel vazgeçilmelidir. Neredeyse her 500 kişiye 1 adet inşaat mühendisi düşen ülkemizde yaşanan depremde, nitelikli mühendislik hizmetine erişilemediği acı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Deprem gerçeği ile yaşamak zorunda olan ülkemizde, yapılacak bir hatayla yüzlerce insanın canına ve malına zarar verme olasılığı olan bir meslek grubunun; en iyi şekilde eğitim görmesi, donanımlı bir şekilde mesleğe atılması ve yeterliliklerini tecrübesi oranında kademeli şekilde alması gerekmektedir. Söz konusu düzenlemelerin hayata geçmesi için meslektaşlarımızı nitelikli eğitime erişmesi adına gerekli çalışmaları gerçekleştirdik ve bu mücadeleye devam edeceğiz. Değerli meslektaşlarım, Mesleğimiz ve meslektaşlarımız bunca sıkıntılarının yanında bir taraftan da ağır hukuki sorumluluklar altında ezilmektedir. Yapılara karşı taşıdığımız sorumluluk müteselsil olarak vefatımızdan sonra aile bireylerimize rücu etmektedir. Gerçekleşen depremde yaşanan acıların gerçek sorumluların gereken cezaları alması en büyük arzumuzdur ancak bu kadar çok etkenin olduğu bir sistemde doğru sorumluların bulunamamasından ve bir sorumlu bulmak adına meslektaşlarımızın haksız yere zarar görmesinden endişe etmekteyiz. Hukuki belirsizliklerin ortadan kaldırılması için gerekli çalışmaları sürdürdük ve bu çalışmaları daha ileriye taşımak amacı ile yeniden göreve talibiz. Değerli meslektaşlarım, Şantiye şefliği konusu mesleğimizin kanayan yarasıdır. Şantiye şefliğinin son derece riskli ve bir o kadar da ağır sorumlulukları olmasına rağmen, ne yazık ki birçok inşaatta formaliteden öteye geçememektedir. Mesleğimiz ve yapı kalitesi açısından çok büyük öneme sahip olan şantiye şefliği konusundaki hassasiyetimiz devam edecek olup “her şantiyeye bir şef” demeye devam edeceğiz. Bir diğer kanayan yaramız ise yapı denetim sisteminin geçen 24 yıla rağmen bir türlü işler bir uygulama haline getirilememiş olmasıdır. 2019 yılında büyük umutlarla yürürlüğe giren, yapı denetimlerin elektronik ortamda belirlenmesine dayanan e-dağıtım sistemi; yapılan temel yanlışlar ve bu yanlışlarda ısrar neticesinde, hâlâ bekleneni verememiştir. Sistemin doğru kurgulanamaması durumunda, ne yazık ki yapı denetimlerin gerçek manada denetim yapmaları mümkün olmayacaktır. Sağlıklı bir yapı denetim sistemi olmadan, güvenli ve sağlıklı binalar üretilmesi söz konusu değildir. Bu noktada yapı denetimin asli unsuru inşaat mühendisleri olmalıdır ve yapının projelendirmesinden teslim aşamasına kadar meslektaşlarımız aktif olarak yer almalı, bunun karşılığında hak ettiği özlük haklarına sahip olmalıdır. Sistemde aksayan konuların revize edilmesi için gerekli mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz. Değerli meslektaşlarım, Yaşayacağımız olası bir depremde can kayıpları yaşamamak adına göçme riski taşıyan binaların saha çalışmaları ile şehrimizin gerçek anlamda yapı stoğu envanterinin çıkarılması elzemdir. Kentsel dönüşüm planlamasında önceliğin bu binalara verilmesini her platformda dile getirerek Büyükşehir belediyemizi göreve davet edip İMO Bursa Şubesi olarak genç ve tecrübeli meslektaşlarımızdan kuracağımız kadro ile her türlü desteği vereceğimizi beyan ettik. Yetkiyi aldığımız takdirde büyükşehir belediyemiz ile bu çalışmayı yapmak için tekrar gerekli girişimlerde bulunacağımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. Gençlerin sesini dinlemek ve kamuoyuna güçlü bir şekilde duyurmak için belirli aralıklarla serbest kürsü programları yaptık, Bursa’mızın güçlü inşaat firmaları ile gençlerimizi bir araya getirerek sektör buluşmalarını gerçekleştirdik. Geçmiş yıllarda Çalışma Grubu yönetimlerimizin katkılarıyla gerçekleştirilmiş olan SGK protokolü maalesef daha sonra iptal edilmiştir. Bu protokolün yeniden hayata geçirilmesi suretiyle meslektaşlarımızın özlük haklarını güvence altına almak için gerekli çalışmalar konusunda mücadelemiz devam edecektir. Kent sorunları ve sosyal konularda pasif bir oda değil komisyonları ile birlikte etkin ve güçlü bir oda hedefi ile çalışmalarımızı bu 2 yıllık süreçte devam ettirdik. Kent sorunlarını göreve başladığımız yaz döneminde 9 ana başlık altında sınıflayarak kentsel dönüşümden kaçak yapılaşmaya tarihi yapılarımızdan doğal kaynaklarımıza su krizlerinden ulaşım ve kent anayasasına çözüm önerilerimizi oluşturmak adına ülkemizin en kıymetli akademisyen ve meslek üstatlarını şubemizde ağırlayarak çalıştaylar ve paneller düzenledik; çözüm raporlarımızı sizler, kamu yöneticileri ve değerli basınımızla paylaştık. Yine bu dönemde bir ilki gerçekleştirerek “ben yaptım oldu”larla Bursa’mıza hançer gibi saplanmaya çalışılan tarım arazilerimizi ve doğal su kaynaklarımızı yok edecek olan Kestel Soğuksu Sanayii Bölgesi İmar Planına itiraz ederek gerçek manada mücadele eden tek Oda İMO Bursa Şubesi olmuştur. Ve gururla söylemek isterim ki sizlerden aldığımız güçle açmış olduğumuz iptal davasını kazandık. Sonraki süreçte istinaf sürecini de kazanarak yüksek sesle BURSA HEPİMİZİN dedik. Kaçak yapılaşmadan kent anayasasına, kentsel dönüşümden ulaşıma, su kaynaklarımızın ve tarım arazilerimizin korunmasına çözüm önerilerimizle her çalışmada bulunarak İMO Bursa Şubesini yüksek sesle temsil ettik. İstanbul’un arka bahçesi yapılmaya çalışılan şehrimizin sadece bir sanayii şehri olmadığını, tarımı ile sanayisi ile doğal kaynakları, turizmi ve kültürel hafızası ile sürdürülebilir büyüyen, şeffaf, ortak akılla planlanan 2050 Bursa hedefini her platformda yüksek sesle savunduk ve mücadelesini verdik. Sanayide vizyon nicelik olarak gelişmek yerine nitelik olarak derinleşme olmalıdır dedik. Yine ilk defa İnşaat Mühendisliği Çalıştayı yaparak 150 meslektaşımızın katılımı ile meslek ve meslektaş sorunlarımızı masaya yatırdık. Ortak Akılla çalıştay çözüm rapor çıktılarımızı oluşturduk. 19.Döneme aday olduğumuz da söz verdiğimiz gibi 1938 yılında yazılan meslek kanunu ve 1954 yılındaki TMMOB yasasının çağına uygun hale gelmesi için çalışmalarımızı yaptık. SGK protokolünün tekrar gündeme alınması ve inşaat mühendisliği çalıştayımızın çıktı raporlarını meslektaş milletvekillerimiz ile birlikte TBMM Bayındırlık ve İmar Komisyon Başkanlığına sunum yaparak teslim ettik. Göreve gelir gelmez Binalarda muayene sistemini gündeme taşıdık ve 2026 yılında binalarda periyodik kontrol uygulamasının gerçekleşmesinde önemli rol oynadık. Önümüzdeki dönemde tekrar bizlere yetki verdiğiniz takdirde bu görüşmeleri daha ileriye taşımak adına mecliste bulunan tüm meslektaş vekillerimizi bir araya getirerek ilgili bakanlığımıza sunum yaparak meslek ve meslektaş sorunlarımızın çözümü noktasında çalışmalarımızı devam ettireceğiz. 19.Dönemde sizlerden almış olduğumuz güçlü desteğin vermiş olduğu sorumluluk ile 2 yıllık görev süremiz içerisinde belediyelerimizi, kamu kurumlarımızı ve burada çalışan meslektaşlarımız sık sık ziyaret ederek sorunlarımızı konuştuk. Paydaş kurumlarımızla meslek odamızı ilgilendiren her konuda ortak çalışmalarda bulunduk. Kentimiz ve ülkemiz adına doğru kimden gelirse yanında durup destek verdik, yanlış kimden gelirse karşısında durup çözüm önerilerimizle doğruya evrilmesi adına mücadele ettik. Bugüne kadar görevde bulunduğumuz 477 iş günü içerisinde dış paydaşlar ile yapmış olduğumuz ortak çalıma ve ziyaretler hariç toplam 53 seminer, 17 kurs, 6 çalıştay ve panel, 7 teknik gezi, 6 gençler ile serbest kürsü, 71 sosyal ve sportif etkinlik, 16 basın açıklaması, 27 TV programı, 68 kez basın ziyareti, 35 komisyon toplantısı, 7 genel merkez toplantısı, belediyeler ile 5 protokol, 60 şubeye ziyaret, 5 temsilcilik seçimi, 11 temsilcilik sosyal etkinlik, 59 dış ziyaret ve 72 civarında temsilciliklerimizin yapmış olduğu faaliyetler ile toplam 525 adet etkinlik gerçekleştirerek sizlerin vermiş olduğu sorumluluğa layık olmanın mutluğu içerisindeyiz. Yeni dönemde bu faaliyetlerimizi bir adım daha ileriye taşıyıp meslek ve meslektaş sorunlarımızın çözümü ve kent sorunlarının doğruya evrilmesi adına sizlerden alacağımız yetki ile mücadele görevine hazır ve talip olduğumuzu bir kez daha yüksek sele duyurmak istiyoruz. Çalışma Grubu olarak geçmişin tecrübesi ile yukarıda bahsettiğimiz hedefleri gerçekleştirmenin gururu ve yeni başarılara imza atmanın gayreti ile geleceği ÇALIŞMA ile inşa edeceğimizden siz kıymetli meslektaşlarımızın şüphesi olmasın istiyorum. Çalışma Grubu, barkovizyonda izlediğiniz gibi birçok konuda şehrimizde ve ülkemizde ilkleri gerçekleştirmiş bir gruptur. 19.Dönemde de bu ilklere yenileri eklemiş olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu Dönemde de kent sorunları adına dimdik ayakta durarak hakkın ve doğrunun yanında olarak çok önemli hukuki mücadeleleri kazanmış olup inşaat mühendisliği çalıştayı gerçekleştirerek meslek sorunlarımızı söz verdiğimiz gibi çözümü adına meslektaş vekillerimizle TBMM ye taşıdık. Ve bunun gibi nice önemli projelere imza atmış Çalışma Grubu yönetimindeki İMO Bursa Şubesi hem kentimizde hem ülkemizde hem de diğer meslek odaları ve kamu kurumları tarafından takip edilen lider meslek odası konumuna tekrar gelmiştir. Bu yüzdendir ki bu mücadelemizi bir adım daha ileriye taşıyabilmek için sizlerin desteği ile meslek odamızın yönetimini devam ettirerek ilk hedefimiz olan Bursa ve kamuoyunda hatta genel merkezin üzerinde etkili olan, güçlü ve lider İMO’yu geçmiş parlak günlerinde olduğu gibi temsil etmek, üzerine katkı koyarak daha ileriye taşımaktır. Ancak, bizimle aynı duygu ve düşünceleri paylaşan siz değerli meslektaşlarıma da bu hedefimizi gerçekleştirmemiz için tekrar çok büyük bir görev düşmektedir. Bu da mesleğinize sahip çıkarak, seçim günü demokratik hakkınızı kullanmak üzere sandık başına gelip oyunuzu kullanmak ve odanıza sahip çıkmaktır. Hedefimiz seçim günü yüksek katılım ve güçlü desteğiniz ile Çalışma Grubu ekibini yeniden İMO Bursa yönetimine taşımak olacaktır. Sözlerime son verirken siz değerli meslektaşlarımızdan bizleri desteklemenizi temenni ediyor, güçlü ve lider İMO Bursa Şubesi için hep birlikte geleceği çalışma ile inşa edelim diyorum. Katılımınız için sonsuz teşekkürler.

Nihat Yeşiltaş: Gerçeklerden korkanlar özgür basından korkar Haber

Nihat Yeşiltaş: Gerçeklerden korkanlar özgür basından korkar

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türkiye’de basın özgürlüğünün ağır baskı altında olduğunu vurguladı. Yeşiltaş, "AKP iktidarında basın özgürlüğü sistematik biçimde aşındırıldı, medya büyük ölçüde tek sesli hale getirildi, eleştirel gazetecilik ise hedef tahtasına konuldu" dedi. Basının demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olduğunu belirten CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, gazetecilerin Türkiye’de bir 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü, bir kutlama havasında değil; baskının, sansürün ve korku ikliminin hakim olduğu bir ortamda, gerçeği savunmanın bedelini ağır bir şekilde ödeyerek karşıladığını ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu: "Gazetecilik; halkın haber alma hakkı için yapılan onurlu bir kamu görevidir. Ancak ülkemizde bu meslek, uzun yıllardır iktidarın baskıcı politikalarıyla kuşatılmış durumda. AKP iktidarında basın özgürlüğü sistematik biçimde aşındırıldı, medya büyük ölçüde tek sesli hale getirildi, eleştirel gazetecilik ise hedef tahtasına konuldu. Bugün ülkemiz, çeşitli kuruluşların yıllık değerlendirmelerine göre basın özgürlüğü endekslerinde her geçen yıl daha da geriye düşmektedir. 2025 yılında gazeteciler bir yıl içinde 610 kez hakim karşısına çıktı, 95 gazeteci gözaltına alındı, 39 gazeteci tutuklandı. Kayyum uygulamaları, RTÜK yaptırımları, erişim engelleri ve adli kontrol tedbirleriyle sistematik bir hale geldi. Sadece tutuklamalarla değil; RTÜK cezaları, ilan ambargoları, ekonomik baskılar, otosansür dayatmaları ve yandaş medya düzeni ile gazetecilik nefessiz bırakılıyor, kamu kaynaklarıyla beslenen bir avuç yandaş medya kuruluşu ve gazeteci korunup kollanıyor, halkın gerçekleri öğrenmesini sağlayan basın kuruluşları ekonomik olarak boğulmak isteniyor. Anadolu’da kentlerin nabzını tutan, yurttaşın sesi olan gazeteciler de; hem ekonomik zorluklarla hem de siyasal baskılarla baş etmeye çalışıyor. Düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları gazetecilerin mesleki motivasyonunu günden güne kırıyor. Gerçeklerden korkan iktidarlar, özgür basından korkar. Özgür basından korkanlar sandıktan da korkar. Basın özgürlüğünü demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyoruz. Bu bağlamda gazetecilerin susturulmadığı, eleştirinin suç sayılmadığı bir Türkiye’yi mutlaka inşa etmek, basın özgürlüğünü evrensel demokratik normlara kavuşturmak, gazetecilerin can ve iş güvencesini sağlamak için gerekli adımları atmak bizim sorumluluklarımız arasında yer alıyor. Hakikatin peşinden giden, baskıya boyun eğmeyen, kalemini halktan yana tutan tüm basın emekçilerinin yanındayız. Bu duygu ve düşüncelerle; Bursa’da ve ülkemizin dört bir yanında zorlu koşullar altında halkın doğru bilgiye ulaşması için gece gündüz demeden çalışan basın emekçilerinin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyor; özgür, bağımsız ve demokratik bir basın düzeninin mutlaka kazanacağına olan inancımızı bir kez daha ifade diyorum."

Güllü'nün oğlu Tuğberk Yağız Gülter'den zehir zemberek açıklama! Haber

Güllü'nün oğlu Tuğberk Yağız Gülter'den zehir zemberek açıklama!

Yalova'daki evinin terasının penceresinden düşen Güllü'nün ölümüyle ilgili soruşturmada ablası Tuğyan Ülkem Gülter, kasten öldürme suçlamasıyla tutuklanan sanatçının oğlu Tuğberk Yağız Gülter sosyal medyadan yaptığı açıklamada, "Annem için rahatlıkla 'ölsün' ifadesini kullanabilen bir insanın masumiyetine güvenmek, belki de yaptığım en büyük hataydı" dedi. 26 Eylül 2025 tarihinde Yalova'nın Çınarcık ilçesi Harmanlar Mahallesi Vali Akı Caddesi üzerindeki apartmanın 5'inci katındaki kapalı terasta ünlü şarkıcı Güllü (52), kızı ve arkadaşıyla eğlendiği sırada pencereden düşerek hayatını kaybetmişti. Güllü olarak bilinen Gül Tut'un ölümüyle ilgili Yalova Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma çerçevesinde, olay sırasında evde bulunan Tuğyan Ülkem Gülter annesini öldürme suçlamasıyla tutuklanmıştı. Yaşanan olaylarla ilgili sanatçının oğlu Tuğberk Yağız Gülter, yazılı açıklama yaptı. Açıklamasını sosyal medya üzerinden paylaşan Gülter, "Yaşadığım bu süreç, hayatımın açık ara en zor günleri ve ayları olmuştur. Ne geçmişte kalmıştır ne de kolayca geçecektir. Annemi, bir gece uykusunda kaybetmemle başlayan bu dönem, daha en başından en ağır noktadan başlamıştır. Bu kaybın hemen ardından, şahsıma yönelik ardı arkası kesilmeyen iddialar, seviyesiz ithamlar, iftiralar ve açık yalanlar ortaya atılmıştır. Annem hayattayken onu tanıyan ya da tanımayan kişilerin, sanki her gün annemle birlikteymiş gibi anlattıkları akıl almaz hikâyeler; medyada konuşulanların büyük bir kısmının gerçek dışı olduğu kanaatini bende güçlendirmiştir. Zamanla, duygusallıktan uzaklaşıp mantıkla düşünmeye başladığımda bazı gerçekleri daha net görür hâle geldim" dedi. "YAPTIĞIM EN BÜYÜK HATAYDI" Gülter, tutuklu yargılanan ablasıyla ilgili ise, "Annem için rahatlıkla 'ölsün' ifadesini kullanabilen bir insanın masumiyetine güvenmek, belki de yaptığım en büyük hataydı. Ablamın anneme zarar vermiş olabileceği ihtimalini düşünmek dahi benim için son derece ağırdır. Hâlâ aşabilmiş değilim. Hâlâ kabul etmek, sizin anlayamayacağınız kadar zordur. Buna rağmen, 'Bir annenin kızı annesine nasıl zarar verebilir?' düşüncesiyle bu ihtimali reddettim ve sustum. Hakkımda ortaya atılan iddiaların tamamı asılsız ve seviyesiz olduğu için uzun süre ciddiye almadım. Ancak bu süreç bana çevremizde, annemin hayatında ve medyada ne kadar vicdansız, ne kadar ahlaksız insanların bulunabildiğini ve güvenerek izlediğimiz haberlerin ne denli yönlendirilebilir, yalan ve iftira içerebilir olduğunu açıkça göstermiştir diye konuştu. "GERÇEKLERİ BİLDİKLERİ HÂLDE SUSTULAR" Gülter, ablasının planlarıyla ilgili bilgi sahibi olan kişilerin olay öncesi sessiz kalmasını eleştirerek, "Bazı kişiler, ablamla geçmişte yapılan mesajlaşmaları kamuoyuyla paylaşmıştır. Ancak bu kişiler, bu mesajlar ortaya çıkana kadar sessiz kalmayı tercih etmiş, herhangi bir engelleme girişiminde bulunmamış ve annem hayattayken ne annemi ne de beni bilgilendirme yoluna gitmemiştir. Gerçekleri bildikleri hâlde sustular. Annem yaşarken sessiz kaldılar. Daha sonra konuşmayı tercih ettiler. Yetmezmiş gibi, annem ve mirası üzerinden planlar yaptığımı iddia ettiler; sanki bu dünyada annemi kaybettikten sonra maddi bir şeye ihtiyacım varmış gibi. Kendi vicdanlarındaki yükü benim üzerimden hafifletmeye çalıştılar. Ne canlı yayından korktum ne de konuşmaktan ya da sorulara cevap vermekten kaçındım. Kimin oğlu olduğumu unutanlara açıkça hatırlatmak isterim: Hayattayken aramadığınız, zor günlerinde yanında olmadığınız; annem, iki çocuğuyla birlikte haciz sonrası on karton koliyle sokakta kaldığında dahi destek olmadığınız bir insanın ardından, ölümünden sonra sanki hep yanındaymış gibi davranarak prim yapmaya çalıştınız. Kendinizi, sözde annenizmiş gibi; sözde sizi çok seven merhume sanatçı Güllü'nün çocukları gibi tanıttınız. İftira atanların ve yalan söyleyenlerin; bana daha önce ve sonrasında gönderdikleri mesajlar, kendileriyle ilgili belgeler ve somut bilgiler elimdedir. Bunların tamamı, çok yakında yapacağım canlı yayınlarda ve tamamen yasal çerçevede kamuoyuyla paylaşılacaktır. O zaman isim isim konuşulacak; gazla yorum yaparak beni katil, hırsız, yalancı ya da başka sıfatlarla yaftalamaya çalışan herkes bu gerçekle yüzleşecektir. Hepsiyle hukuki yollarla hesaplaşacağım. Hep birlikte bu süreci izleyeceğiz" ifadelerini kullandı. "İDDİALARIN TAMAMI İĞRENÇ İFTİRADIR" Kendisiyle ilgili kamuoyunda atılan iddiaları da yalanlayan Gülter, şunları kaydetti; "Ne film şirketleriyle görüştüm, ne annemin tek bir kostümüne başkasını dokundurdum, ne de annemden kalan herhangi bir şeyi kendi menfaatime kullandım. Bu gerçekleri ailem, yakın çevrem ve savcılık makamı eksiksiz şekilde bilmektedir. Ayrıca bu konu kimseyi ilgilendirmez; kimsenin haddine de değildir. Ortaya atılan iddiaların tamamı iğrenç iftiralardır. Kamuoyunu bilinçli şekilde yanıltan; beni annesini sevmeyen bir evlat, acı üzerinden güç gösterisi yapmaya çalışan biri ya da annesinin ölümünde payı olan biri gibi göstermeye çalışan herkesle hukuk önünde tek tek hesaplaşacağım. Şahsıma yönelik hakaret, küfür ve iftira içeren tüm paylaşımlar hakkında gerekli yasal başvurular yapılacaktır. Bu yalanların kimler tarafından, hangi amaçlarla ve neye dayanarak üretildiği de ortaya konacaktır. Şimdi daha kişisel ve içsel bir noktaya geliyorum. Beni karalamak ve en yakın çevremi bana karşı kışkırtmak amacıyla; söylemediğim sözleri söylemiş, yapmadığım eylemleri yapmış gibi göstererek beni 'kötü evlat' ilan ettirmeye çalışan ablamın motivasyonunu gerçekten bilmiyorum. Annesini ani ve sarsıcı bir şekilde kaybetmiş kardeşini bu acıyla yalnız bırakmakla kalmayıp, üzerine daha fazlasını eklediğini artık net şekilde görüyorum. Annemin acısıyla boğuştuğum bir dönemde bunları düşünebilen bir insanın sözlerine artık güvenmiyorum. Kendisi ve kızı için her zaman iyi dileklerde bulundum; elimden geldiğince destek olmaktan başka bir şey yapmadım. Cenazede 'Ben ne yapacağım?' diye ağlayan bir ablaya evimden bir oda vermek, annemin oğlu olarak boynumun borcuydu. Buna rağmen, beni insanlara yalan ve iftiralarla anlatmasının sebebini hâlâ anlayabilmiş değilim. Bu durum beni derinden düşündürmektedir. Bugüne kadar ortaya çıkan mesajlar, ses kayıtları ve savcılık makamının değerlendirmelerine rağmen tutunmaya çalıştığım 'inşallah yapmamıştır' düşüncesi, artık tamamen kopmuştur. 'Ben yapmadım' yönündeki beyan da benim nezdimde inandırıcılığını yitirmiştir. Bu saatten itibaren kendisiyle tüm iletişimimi kestiğimi kamuoyuna saygıyla bildiririm. Çünkü aklı susturup yalnızca kalple hareket etmek, annemin hakkına girmek demektir. Ve ben annemin hakkını yedirmem, yedirmeyeceğim. Soruşturma dosyasında bu olayla ilişkili ne kadar kişi var ise sonuna kadar şikayetçi sıfatı ile annem adına tüm yasal haklarımı kullanacağım. Saygılarımla."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.