SON DAKİKA
Hava Durumu

#Merkez Bankası

Söz Bursa - Merkez Bankası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Merkez Bankası haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin net yatırım açığı 313,9 milyar Dolar Haber

Türkiye’nin net yatırım açığı 313,9 milyar Dolar

Kasım 2025 Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) 2025 yılı Kasım ayı itibarıyla eksi 313,9 milyar dolar oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2025 yılı Kasım ayı Uluslararası Yatırım Pozisyonu Gelişmeleri’ni açıkladı. Buna göre, Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu 2025 yılı Kasım ayı itibarıyla eksi 313,9 milyar ABD doları oldu. Kasım ayı itibarıyla Türkiye'nin yurt dışı varlıkları, bir önceki ay sonuna göre önemli bir değişiklik göstermeyerek 399,2 milyar ABD doları, yükümlülükleri ise yüzde 1,6 oranında azalışla 713,2 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Rezerv varlıklar 357 milyon ABD doları azalarak 183,2 milyar ABD doları oldu. Varlık kalemleri bir önceki ay sonuna göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 0,9 oranında artarak 74,1 milyar ABD doları ve diğer yatırımlar kalemi ise yüzde 0,1 oranında azalarak 137,1 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları yüzde 0,4 oranında artarak 41,0 milyar ABD doları oldu. Yükümlülükler altındaki portföy yatırımları alt kalemlerinden Genel Hükümet’in DİBS yükümlülükleri yüzde 10,6 oranında artarak 17,2 milyar ABD doları oldu. Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi, BIST 100 endeksindeki azalış ile döviz kurlarındaki artışın etkisiyle, 2025 yılı Ekim ayına göre yüzde 5,6 oranında azalışla 197,8 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti. Portföy yatırımları kalemi yüzde 0,3 oranında artarak 131,3 milyar ABD doları olurken, diğer yatırımlar kalemi önemli bir değişiklik göstermeyerek 384,0 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti.

TCMB verileri açıkladı: Özel sektörün yurt dışı kredi borcu 2,4 milyar dolar arttı Haber

TCMB verileri açıkladı: Özel sektörün yurt dışı kredi borcu 2,4 milyar dolar arttı

Kasım ayı itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, bir önceki ay sonuna göre 2,4 milyar dolar artarak 213,3 milyar dolar oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2025 yılı Kasım ayı Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcu Gelişmeleri'ni açıkladı. Buna göre, Kasım ayı itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, bir önceki ay sonuna göre 2,4 milyar dolar artarak 213,3 milyar dolar oldu. Vadeye göre incelendiğinde bir önceki ay sonuna göre, uzun vadeli kredi borcunun 2,2 milyar ABD doları artarak 204,1 milyar ABD doları, kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 0,2 milyar ABD doları artarak 9,2 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleştiği gözlendi. Bir önceki ay sonuna göre finansal kuruluşların toplam borcu 1,1 milyar ABD doları, finansal olmayan kuruluşların toplam borcu ise 1,3 milyar ABD doları artış gösterdi. Aynı dönemde finansal kuruluşların uzun vadeli borçları 1,1 milyar ABD doları, finansal olmayan kuruluşların uzun vadeli borçları 1,1 milyar ABD doları artış gösterdi. Kısa vadede ise finansal olmayan kuruluşların borçları 0,2 milyar ABD doları artış gösterdi. Döviz kompozisyonu incelendiğinde, toplam yurt dışı borçlanmada ABD dolarının en yüksek paya sahip olduğu görüldü. 204,1 milyar ABD doları tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 57,8'inin ABD doları, yüzde 31,6'sının euro, yüzde 2,7'sinin Türk lirası ve yüzde 7,9'unun ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu; 9,2 milyar ABD doları tutarındaki kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 22,0'ının ABD doları, yüzde 20,1'inin euro, yüzde 54,7'sinin Türk lirası ve yüzde 3,2'sinin ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü. Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcunun 1 yıla kadar olan vade dağılımı incelendiğinde, toplam borç tutarının 65,2 milyar ABD doları olduğu görüldü. Bu tutarın 40,9 milyar ABD doları bankalara, 18,6 milyar ABD doları finansal olmayan kuruluşlara, 5,8 milyar ABD doları ise bankacılık dışı finansal kuruluşlara ait.

2026 ekonomi gündemi DOSABSİAD’da masaya yatırıldı Haber

2026 ekonomi gündemi DOSABSİAD’da masaya yatırıldı

Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Sanayici ve İş İnsanları Derneği (DOSABSİAD), iş dünyasının 2026 projeksiyonlarını belirlemek amacıyla düzenlediği toplantıda, ekonomi gündeminin nabzını tuttu. Programda konuşan DOSABSİAD Başkanı Onur Kutlualp, Türkiye ekonomisinin yeni bir denge arayışında olduğunu vurgularken; DOSABSİAD Ekonomi Danışmanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Eryılmaz ise yatırımcılara “2026’da doları bir korunma aracı olarak görmeyin” uyarısında bulundu. DOSABSİAD Konferans Salonu’nda, üyelerin yoğun katılımıyla gerçekleşen “Türkiye Ekonomisinde Beklentiler ve Yatırım Dünyasında Son Trendler” başlıklı toplantıda, sanayiciler için kritik yol haritaları konuşuldu. Toplantının açılış konuşmasını yapan DOSABSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Onur Kutlualp, küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve sıkışık para politikaları gölgesinde Türkiye ekonomisinin yeni bir denge arayışından geçtiğine dikkat çekti. İş dünyası için beklentileri yönetmenin her zamankinden daha kritik hale geldiğini belirten Kutlualp, “Sanayiciler ve yatırımcılar olarak bugünü doğru değerlendirmenin yanı sıra, orta ve uzun vadeyi de sağlıklı biçimde okumak zorundayız. Riskleri öngörmek ve fırsat alanlarını zamanında tespit etmek büyük önem taşıyor. DOSABSİAD olarak temel hedefimiz; üyelerimizin karar alma süreçlerini güçlendirmek ve sanayimizin rekabet gücüne katkı sağlayacak öngörüleri onlarla buluşturmaktır.” ifadelerini kullandı. “ENFLASYONDA DÜŞÜŞ BEKLENTİSİ HAKİM” Toplantıda konuşan Doç. Dr. Filiz Eryılmaz ise 2026 yılına dair makroekonomik beklentilerini paylaştı. Piyasalarda merakla beklenen enflasyon ve faiz politikalarına değinen Eryılmaz, ekonomide öngörülmeyen olağanüstü bir durum yaşanmadığı takdirde, 2026 yılında enflasyonda belirgin bir gerileme beklediklerini ifade etti. Merkez Bankası’nın faiz indirim sürecine girdiğini belirten Eryılmaz, önümüzdeki yıl kademeli faiz indirimleriyle piyasanın bir miktar rahatlayacağı mesajını verdi. “VARLIKLARINIZI DOLARDA TUTMAYIN” Yatırım dünyasındaki trendleri de değerlendiren Doç. Dr. Eryılmaz, iş dünyasına ve yatırımcılara ezber bozan uyarılarda bulundu. Mevcut ekonomik programın başarısı için döviz kurundaki istikrarın önemine değinen Eryılmaz “2026 yılında varlık sepetlerinde strateji değişikliğine gidilmeli. Doları artık güvenli bir liman veya bir korunma aracı olarak görmeyin. Özellikle Euro/Dolar paritesinde yukarı yönlü bir hareket beklentimiz var; bu nedenle döviz tarafında Euro’nun pozisyonu güçlenebilir. Ancak en önemli güvenli liman yine altın olacaktır. Yılın ikinci yarısında bankacılık tarafındaki makroihtiyati tedbirlerin de gevşemesiyle piyasalarda daha farklı bir dinamizm göreceğiz.” diye konuştu. Toplantı, sanayicilerin sorularının yanıtlanmasıyla sona erdi.

MB Başkanı Karahan: "Fiyat istikrarının sağlanmasıyla kalıcı ve genele yayılan refah artışına ulaşacağız" Haber

MB Başkanı Karahan: "Fiyat istikrarının sağlanmasıyla kalıcı ve genele yayılan refah artışına ulaşacağız"

Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, Fiyat istikrarının sağlanması amacı doğrultusunda alınan mesafeyi önemsediklerini belirtti. Karahan, "Fiyat istikrarının sağlanmasıyla birlikte kalıcı ve genele yayılan refah artışına ulaşacağız" dedi. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), 2'nci Yüksek İstişare Konseyi toplantısını gerçekleştirdi. Ankara'da gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmalarını TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan gerçekleştirdi. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ise programa onur konuğu olarak katıldı. Toplantıda konuşan Karahan, Merkez Bankası olarak real sektörle çift yönlü iletişime önem verdiklerini ifade ederek, şubelerinde görev yapan uzman ekiplerin, 2013 yılından bu yana firmalarla, real sektör temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Karahan, "Makro ve mikrobiyatrilerden yaptığımız analizleri, saha görüşmelerinden elde ettiğimiz bilgilerle destekliyoruz. Elde ettiğimiz bilgileri hem karar alma süreçlerinde kullanıyoruz, hem de çeşitli sektörlerdeki durum ve yapısal sorunlar hakkında tespit yapma fırsatı buluyoruz. Bunları ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla paylaşıyoruz. Bu kapsamda 2025 yılında iki bin 500'den fazla firmayla, son 5 yılda da toplamda yaklaşık 15 bin firma ile görüştük. Bu sene bu iletişimi bir adım öteye taşımaya karar verdik. Bu doğrultuda para politikası ve makroekonomik görünüm adlı toplantılar yapmaya başladık. Birçok şehirde sanayi ve ticaret odalarıyla, esnaf odalarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdik. Yeni yılda da bu toplantılara devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. "FİYAT İSTİKRARININ SAĞLANMASIYLA BİRLİKTE KALICI VE GENELE YAYILAN REFAH ARTIŞINA ULAŞACAĞIZ" Yapılan çalışmalarda 3 temel öncelikleri olduğuna değinen Karahan, "Rezerv yeterliliğini sağlamak, KKM bakiyesini azaltmak ve fiyat istikrarını tesis etmek. Merkez Bankası net rezervlerinde 120 milyar dolardan fazla artış kaydettik. Geldiğimiz noktada Merkez Bankası rezervlerinin artık günlük bazda takip edilmediğini görüyoruz. Bu da bize piyasanın, rezervlerimizin belli bir yeterlilik seviyesine ulaştığını düşündüğünü söylüyor. Bildiğiniz gibi şartlı bir yükümlülük olan KKM hesaplarının bakiyesi 143 milyar dolara ulaşmıştı. Şu anda bu bakiyenin 1 milyar doların altına indiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu konuyu da başarıyla gündemden çıkarmış oluyoruz. Üçüncü ama en önemli önceliğimiz fiyat istikrarı. En önemli diyorum çünkü rezerv ve KKM konularının kök sebebi olan yüksek enflasyon, aynı zamanda vatandaşın alım gücünü ve yaşam standartını düşürüyor. Bu nedenle ilk olarak enflasyonu kontrol altına almayı hedefledik. Aldığımız tedbirlerle enflasyonun yüzde 75'i aşmamasını sağladık. Daha sonra dezenflasyonu tesis ettik ve geldiğimiz noktada enflasyonun yüzde 31 seviyesine indiğini görüyoruz. Fiyat istikrarının sağlanması amacı doğrultusunda aldığımız mesafeyi önemsiyoruz. Hem kısa dönem göstergeler hem de orta vadeli görünüm bize dezenflasyonun sürdüğünü ve süreceğini gösteriyor. Bu düşüşün kalıcılığını sağlamak için sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz. Elbette bu dönemde uygulanan politikaların real sektör üzerine bir takım etkileri söz konusu. Ancak geldiğimiz noktada ekonomideki büyümenin kompozisyonun değişerek devam ettiğini görüyoruz. Bununla birlikte ciddi bir sektörel dönüşümün de gerçekleştiği açık. Fiyat istikrarının sağlanmasıyla birlikte kalıcı ve genele yayılan refah artışına ulaşacağız" dedi. "FİYAT İSTİKRARI DEMEK FAİZLERİN KALICI OLARAK DÜŞÜK OLMASI DEMEK" Fiyat istikrarının önemine değinen Karahan, açıklamalarına şu sözlerle devam etti: "Bildiğiniz gibi fiyat istikrarına giden yolda bazı maliyetler olabiliyor. Bu maliyetlere neden katlanılması gerektiğini anlatmak istiyorum. Sonrasında bugüne kadar enflasyonda yaşadığımız düşüşü nasıl sağladığımızı, bunun hangi kaynaklar aracılığıyla gerçekleştiğini anlatacağım. Bu aynı zamanda bize bundan sonraki düşüşün nasıl olacağı hakkında da bir fikir verecek. Son olarak kamuoyunda sık sık konuşulan faiz kararlarımız hakkında bir değerlendirme yapmak istiyorum. Burada hem vatandaş için hem real sektör için önemli olan, belirleyici olan piyasadaki faizler. Piyasadaki faizler ne zaman düşer? Piyasa faizleri Merkez Bankası'nın politika faizinden nasıl ve ne ölçüde etkilenir? Bu etki hangi unsurlara bağlıdır? Bu konuda bir değerlendirme yapacağım. Böylelikle kararlarımızı alırken göz önünde bulundurduğumuz bazı unsurları da vurgulayacağım. Merkez Bankamızın internet sitesini açtığınızda sol üst köşede şöyle bir ifade görürsünüz. Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Bu fiyat istikrarı konusu neden bu kadar önemli ki, temel amacı bu olan bir kurum kurulması gerekli görülmüş. Bir ülkenin refahı için fiyat istikrarı neden bu kadar kritik? Fiyat istikrarının önemini anlamanın yolu, fiyat istikrarı olmadığında yani yüksek enflasyon ortamında neyi kaybettiğimizi analiz etmekten geçiyor. Hepimiz dönem dönem yaşamışızdır. Bazı şeylerin kıymetini en iyi onu kaybettiğimizde anlarız. Bu nedenle önce yüksek enflasyonun maliyetini anlatarak başlamak istiyorum. Her şeyden önce yüksek enflasyon demek, alım gücünde düşüş demek. Ücretlerde yaşanan artışların refahı aynı ölçüde artıramaması demek, yaşam standartlarına yansımaması demek. Bunun yanında her ne kadar yüksek enflasyon dönem dönem yüksek büyüme ile birlikte görülse de aslında aynı zamanda istikrarsızlık demek. Yüksek enflasyon dönemlerinde büyümenin çok oynak olduğunu görüyoruz. Bazı dönemlerde çok yüksek olabilen büyüme takip eden dönemlerde yavaşlayabiliyor. Maliyet artışları da benzer şekilde hareket ediyor. Bu nedenle yüksek enflasyon dönemleri genelde öngörülebilirliğin son derece düşük olduğu dönemler. Bunun neticesinde de böyle dönemlerde uzun vadeli planların ve uzun vadede verimlilik artışı sağlayacak yatırımların yapılması zorlaşıyor. Dolayısıyla bu dönemler uzun sürdüğü takdirde ekonominin verimliliği düşüyor ve uzun vadeli potansiyeli de zarar görüyor. Fiyat istikrarını sağladığınızda ise aynı zamanda öngörülebilirliği tesis etmiş oluyorsunuz. Bunun yanında fiyat istikrarı demek faizlerin kalıcı olarak düşük olması demek ve finans sektörü tarafından uzun vadeli finansmanın uygun şartlarda sağlanabilmesi demek. Uzun vadeli finansman imkanı ve öngörülebilirlikle birlikte düşük enflasyon yatırım ortamında ciddi bir iyileşme sağlar. Bu iyileşme ile beraber uzun vadeli yatırımlar yapılabilir hale gelir. Ülkenin büyüme potansiyeli artar, büyüme sürdürülebilir hale gelir. Büyümenin getirdiği refah artışı toplumun birçok kesimi tarafından daha dengeli şekilde paylaşılabilir." "ÖZEL TÜKETİM BÜYÜMESİNİN DENGELENMESİ, EKONOMİDEKİ BÜYÜME İÇİN OLDUKÇA ÖNEMLİ" 2020 yılından sonra Türkiye'nin yeniden yüksek enflasyonla tanıştığına değinen Karahan, 5 yıllık süreçte enflasyonun ortalama olarak yaklaşık yüzde 45 olarak gerçekleştiğini ifade etti. Karahan, "Bu dönem aynı zamanda para politikasının gevşek olduğu, kredi maliyetlerinin düşük tutulduğu ve kredi miktarının da oldukça bol olduğu bir dönemdi. Yani yatırım yapmak isteyenin, finansmana ulaşmak isteyenin ne erişim ne maliyet açısından zorlanmayacağı bir ortamdı. Böyle bir dönemde yatırımların hızlanmasını beklersiniz. Ancak veriye baktığımızda fiyat istikrarı döneminde neredeyse yüzde 8'i bulan yatırım büyümesinin bu söz konusu dönemde hızlanmak bir yana yavaşladığını gördük. Bu son dönemin bir başka özelliği ise büyüme oranlarının fiyat istikrarı dönemine benzer olması. 2004-2019 yılları arasında ortalama yüzde 5.5 kadar büyüyen Türkiye ekonomisi, ondan sonraki 5 yılda da benzer oranda büyüdü. Peki yatırım büyümesi bu dönemde zayıfladı ise ekonomi nasıl aynı hızda büyümeye devam etti? Sorunun cevabı aslında özel tüketimde yatıyor. Fiyat istikrarı döneminde yıllık bazda yüzde 4.5 büyüyen özel tüketim, yüksek enflasyon döneminde yüzde 10 oranında ve neredeyse tarihi olarak en büyük seviyelerde büyüdü. Bu büyüme kompozisyonu çok sağlıklı değil. Verilere baktığımızda yüksek enflasyon döneminde yani 2020'den sonraki dönemde yatırımlar Yüzde 5.7 büyürken özel tüketim yüzde 10 oranında yani yatırımlardan çok daha yüksek oranda büyüyor. Üretim kapasitesinin bu hızla artmadığı bir ekonomide bu kadar hızlı özel tüketim büyümesi ancak ithalatla mümkün. Nitekim ekonomimizde de bunu gördük. 2023 başında cari açığın milli geliri oranı ithalattaki artış kaynaklı yüzde 5'i aştı. Fiyat istikrarını sağladığımızda bu büyüme kompozisyonunun geçmişte olduğu gibi düzeleceğini yani yatırım tüketim dengesinin çok daha sağlıklı seyredeceğini düşünüyoruz. Özel tüketim büyümesinin dengelenmesi ve büyüme kompozisyonunun iyileşmesi dezenflasyon için önemli olduğu kadar ekonomideki büyümenin dengeli olabilmesi için de oldukça önemli. Bildiğiniz gibi parasal sıkılaşmaya başlayalı iki yıldan fazla bir süre oldu. Geldiğimiz noktada büyüme kompozisyondaki dengelenmenin ne boyutta olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Şu anda baktığımızda yatırım büyümesinin yüzde 7,7 olduğunu özel tüketimdeki hızla artışında önemli ölçüde törpülendiğini görebiliriz. Ve tıpkı anlattığım gibi yatırım büyümesinin özel tüketimden daha hızlı olduğu ve dolayısıyla büyümenin daha sürdürülebilir olduğu bir görünüm elde etmiş olduk" ifadelerini kullandı.

İhracatçıya destek: Reeskont kredilerinde günlük limit 4,5 milyar liraya çıktı Haber

İhracatçıya destek: Reeskont kredilerinde günlük limit 4,5 milyar liraya çıktı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Piyasa faizinin yaklaşık yarısı maliyetle kullandırdığımız reeskont kredi limitlerini artırıyoruz. Reeskont kredileri günlük limitini program döneminde 300 milyon liradan 4,5 milyar liraya 15 kat yükselttik" dedi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), dün yaptığı duyuruda reeskont kredilerinin günlük limitini 1 Kasım 2025’ten itibaren 4 milyar liradan 4,5 milyar liraya yükselttiğini açıklamıştı. Merkez'den yapılan açıklamada, limit artışının ‘piyasa gelişmeleri, reel sektör talepleri ve kredi kullanımlarının seyri' dikkate alınarak gerçekleştirildiği belirtilmişti. Bu gelişmenin ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştıran bu adımları değerlendirdi. Şimşek, "İhracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak adımları atmaya devam ediyoruz. Piyasa faizinin yaklaşık yarısı maliyetle kullandırdığımız reeskont kredi limitlerini artırıyoruz. Reeskont kredileri günlük limitini program döneminde 300 milyon liradan 4,5 milyar liraya 15 kat yükselttik. Yabancı para reeskont toplam limiti 1 milyar dolara çıkarıldı. Eximbank'ın sermayesi 5 kattan fazla artışla 88,4 milyar liraya ulaştı. Bu sene Eximbank’ın ihracatçılarımıza nakdi ve gayrinakdi toplam 53 milyar dolar destek sağlamasını bekliyoruz. Küresel değer zincirlerinde daha üst sıralara çıkmak için ihracatı ve katma değerli üretimi desteklemeyi kararlılıkla sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu.

Merkez Bankası beklenen faiz kararını açıkladı Haber

Merkez Bankası beklenen faiz kararını açıkladı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) faiz kararını açıkladı. Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 40,5’ten yüzde 39,5’e indirilmesine karar verdi. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 43,5’ten yüzde 42,5’e, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 39’dan yüzde 38’e indirdi. Karar metninde şu ifadelere yer verildi: ''Enflasyonun ana eğilimi eylül ayında yükselmiştir. Son döneme ait veriler talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde olduğuna ancak dezenflasyon sürecinin yavaşladığına işaret etmektedir. Başta gıda olmak üzere son dönem fiyat gelişmelerinin enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları kanalıyla dezenflasyon süreci üzerinde oluşturduğu riskler belirginleşmiştir. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Adımların büyüklüğü, enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla gözden geçirilmektedir. Enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin bir biçimde ayrışması durumunda, para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir. Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır.''

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.