SON DAKİKA
Hava Durumu

#Obezite

Söz Bursa - Obezite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Obezite haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Nefes darlığı mı yaşıyorsunuz? Bu belirtilere dikkat! Haber

Nefes darlığı mı yaşıyorsunuz? Bu belirtilere dikkat!

Göğüs HastalıklarıUzmanı Dr. Gülay Kaplan, nefes darlığının dikkat edilmesi gereken ciddi bir belirti olduğunu ve kalp, akciğer ve obezite gibi hastalıklara işaret edebileceğini söyledi. Nefes darlığı rahatsızlığı, dikkat edilmesi gereken hastalıklardan biri olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Göğüs HastalıklarıUzmanıDr. Gülay Kaplan, önemsenmeyen nefes darlığının, zamanla daha ciddi rahatsızlıklara sebep olabileceğini söyledi. Nefes darlığı, kişinin efor sırasında zorlanma veya daha fazla hava ihtiyacı duyması ile tanımlanır. Fiziksel etkinlikleri kısıtlayan nefes darlığı hayat kalitesini olumsuz olarak etkilediğini belirten Medicana Bursa HastanesiGöğüs HastalıklarıUzmanıDr. Gülay Kaplan, "Tıp dilinde 'dispne' olarak tabir edilen nefes darlığı, nefes alamama ya da nefes daralması şeklinde ortaya çıkar. Kişi sanki tam nefes alamıyormuş gibi hisseder. Nefes darlığı akciğer ve kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor olabilir. Bu yüzden tedavi yöntemleri farklılık gösterir. Kişi nefes darlığını yürüme ya da merdiven çıkma gibi durumlarda zorlanma, hava alma isteği artması veya geçmişe göre daha fazla güç harcama, yeterince hava alamama şeklinde görülür. Nefes darlığı, daha ciddi hastalıklara sebep olabileceğini için mutlaka bir sağlık kuruluşuna, hekime görünülmesi önemlidir" dedi. Hava yollarının daralması sebebiyle nefes almada güçlük çekilmesine yol açan ve yaşam boyu süren ataklar ile hastanın yaşam kalitesini düşürenastım, dünyada 300 milyon insanı etkisi altına aldığını ifade eden Gülay Kaplan, "Astım ataklarını en aza indirebilmek için öncelikle bu hastalığı tetikleyen etmenlerden kurtulmak gerekir. Astımın en yaygın belirtilerinin başında ise nefes darlığı ve öksürük gelir.KOAHise istatistiklere göre dünyada ölüme yol açan hastalıklar arasında 4. sırada yer alıyor. İlerleyici ve geri dönüşümü olmayan bu akciğer hastalığı önlenebilir ve tedavi edilir. AncakKOAH'ınbu denli ciddimortaliterakamlarına ulaşmasının başlıca sebebi sigaradır. Aynı zamanda hastalığın teşhisinde yaşanan gecikmeler de ölüm oranlarını artırmaktadır. İnsanlar nefes darlığı ya da öksürüğü ciddiye almadan yaşamlarına devam ederler. Ancak bir zaman sonraKOAHfazlasıyla ilerlemiş olur ve tedavi edilemez bir hal alır" diye konuştu. Akciğer dokusunun iltihaplanması olarak tanımlananzatürreöncelikle bakteriler olmak üzere çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Kaplan, "Zatürre ilk olarak öksürükle birlikte kendini gösterir. Diğer belirtileri ise kirli ve iltihaplı balgam,halsizlik,iştahsızlık, ateş, üşüme, titreme, bulantı, kusma, baş ağrısı, göğüs ağrısı ve nefes darlığıdır. Göğüs ağrısı ve nefes darlığının yaşandığı durumlarda akla öncelikle göğüs boşluğuna iltihabi bir sıvının biriktiği ihtimali gelir. Erken teşhis ve tedavi ile hasta eski sağlığına kavuşabilir. Kalp her attığında kasılıp gevşeyen ve vücuda kan pompalayan bir kastır. Kalp kası görev bakımından düz kaslar gibi çalışır ancak yapı olarak çizgili kaslara benzer. Yani isteğe bağlı kasılmaz.Kalp yetmezliğigenellikle kalp krizi, kalp damar hastalıkları ya da yüksek tansiyon gibi hastalıklar yüzünden kalp kasının zarar görmesinden kaynaklanır. Kalp yetmezliğinin başlıca belirtisi ise nefes darlığıdır. Diğer belirtileri ise öksürük,iştahsızlık, yorgunluk, ödem, çarpıntı, kilo alımı ve geceleri sık idrara çıkmadır. Bunun gibi, hastalık derecesine varanşişmanlıkolarak tanımlanan obezitenin belirtileri arasında ilk sırada nefes darlığı yer almaktadır" şeklinde konuştu.

Her 8 kadından biri risk altında! Uzman isimden uyarı Haber

Her 8 kadından biri risk altında! Uzman isimden uyarı

Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserine karşı Zimaş fabrikasında farkındalık semineri düzenlendi. Erken teşhisin önemini ve modern tedavi yöntemlerini paylaşan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, kendi kendine muayene ve düzenli taramanın iyileşme şansını yükselteceğini vurguladı. Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, Zimaş fabrikasında çalışan kadınlara yönelik düzenlenen seminerde meme kanseri, erken teşhisin önemi ve güncel tedavi yöntemleri hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumuna meme kanserinin küresel boyuttaki etkilerine değinerek başlayan Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, bu hastalığın kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu ve her 8 kadından birinin hayatının bir döneminde bu riskle karşılaştığını belirtti. Dünya genelinde her yıl 2,3 milyon yeni vaka teşhis edildiğini ve 760 bin can kaybı yaşandığını vurgulayan Fakıoğlu, erken teşhisin iyileşme şansı için kritik bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, seminerde meme kanserini tetikleyen temel risk faktörlerini şu başlıklar altında sıraladı : Yaş ve Cinsiyet: Meme kanseri riski yaşla birlikte artış gösterir, özellikle 50 yaş üstü kadınlar daha yüksek risk altındadır.Genetik Faktörler: BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonu taşıyan bireylerde hayat boyu kanser riski %40-80 arasındadır. Hormonal Faktörler: Erken adet görme, geç menopoz, geç hamilelik ve uzun süreli hormon tedavileri riski artıran unsurlar arasındadır. Yaşam Tarzı: Obezite, yağlı beslenme, hareketsiz yaşam, alkol ve sigara kullanımı Sağlıklı Yaşam Tarzı: Beslenme ve Egzersiz Hastalık riskini azaltmada yaşam alışkanlıklarının gücüne değinen Op. Dr. Fakıoğlu, şu önerilerde bulundu: “Beslenme : Meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar ve yağsız proteinler içeren dengeli bir diyet riski azaltabilir. Egzersiz: Düzenli fiziksel aktivite, genel sağlığı desteklerken kanser riskini önemli ölçüde düşürür. Genel Alışkanlıklar: Sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, stres yönetimi ve uyku düzeni hayati önem taşır.” Op. Dr. Fakıoğlu, erken teşhisin sadece sağkalım oranlarını artırmakla kalmayıp, aynı zamanda daha az agresif ve daha etkili tedavi yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanıdığını belirterek, kadınların aylık kendi kendine meme muayenesi yapmalarının ve düzenli mamografi taramalarına katılmalarının önemine değindi. Yeni Gelişmeler ve Umut Veren Tedaviler Tıptaki son gelişmelere de değinen Op. Dr. Fakıoğlu, kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan yeni ilaçların tedavi seçeneklerini artırdığını söyledi. Kişiselleştirilmiş tıp sayesinde hastanın genetik profili ve biyobelirteçleri kullanılarak kişiye özel tedavi planlarının geliştirildiğini, bunun da tedavi başarısını ve hastaların yaşam kalitesini yükselttiğini ifade etti. Tedavi sürecinin sadece fiziksel değil, duygusal bir yolculuk olduğunu belirten Op. Dr. Fakıoğlu, psikolojik desteğin önemini şu sözlerle aktardı: “Duygusal iyilik hali, sürecin en önemli parçasıdır. Sevdikleriniz tarafından gösterilen aile ve arkadaş desteği iyileşmeye büyük katkı sağlar. Gerektiğinde psikolog veya sosyal hizmet uzmanlarından profesyonel yardım almak, hastalığın etkilerini azaltırken umut ve pozitif bakış açısını güçlendirir.”

Burtom’dan hayati uyarı: "Böbrekleriniz dertlerini söylemez" Haber

Burtom’dan hayati uyarı: "Böbrekleriniz dertlerini söylemez"

Burtom Özlüce Tıp Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, 12 Mart Dünya Böbrek Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, toplumda her 10 kişiden birini etkileyen kronik böbrek hastalığına karşı uyarılarda bulundu. Böbreklerin günde yaklaşık 180 litre kanı süzerek vücudu temizlediğini belirten Dr. Gündüzer, bu organların "sessizce" çalışması nedeniyle hastalıkların sinsi ilerlediğine dikkat çekti. Böbrek hastalıklarının erken dönemde belirti vermediğini vurgulayan Dr. Filiz Gündüzer, “Böbreklerimiz yorulmadan ve şikayet etmeden görevini yapar. Ancak yorgunluk, iştahsızlık, vücutta ödem ve tansiyon yüksekliği gibi belirtiler ortaya çıktığında, hastalık genellikle ilerlemiş demektir. Toplumumuzdaki her 10 kişiden biri kronik böbrek hastası olmasına rağmen, birçoğu bu durumun farkında olmadan yaşamına devam ediyor” dedi. Dr. Gündüzer, diyabet (şeker) hastalarının, hipertansiyon (yüksek tansiyon) sorunu olanların, fazla kilosu (Obezite) olanların, ailesinde böbrek hastalığı öyküsü bulunanların ve 60 yaş ve üzerindekilerin böbrek kontrollerini yaptırması gerektiğini belirtti. Basit Bir Test Hayatınızı Kurtarabilir Kronik böbrek hastalığının erken teşhisle durdurulabileceğini belirten Burtom Özlüce Tıp Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, “Basit bir kan tahlili ve idrar testi ile erken tanı koymak mümkündür. Erken tanı sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir, diyaliz süreci geciktirilebilir hatta tamamen önlenebilir” dedi. Böbreklerinizi Korumak İçin 7 Altın Kural Burtom Özlüce Tıp Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, sağlıklı böbrekler için yaşam tarzı önerilerini şöyle sıraladı: “Tansiyonunuzu düzenli olarak ölçün ve takip edin. Kan şekerinizi kontrol altında tutun. Günlük tuz tüketimini mutlaka azaltın. Vücudunuz için yeterli su içmeyi ihmal etmeyin. Bilinçsiz ağrı kesici kullanımından kesinlikle kaçının. Sağlıklı beslenin ve ideal kilonuzu koruyun. Hareketsiz kalmayın, düzenli egzersiz yapın.” "Böbrekleriniz Konuşmaz, Onlar İçin Siz Konuşun" Dünya Böbrek Günü'nün bir farkındalık fırsatı olduğunu hatırlatan Dr. Gündüzer, sözlerini şöyle tamamladı: “Böbrekleriniz dertlerini size söylemez ama siz onlar için bir adım atabilirsiniz. Kendiniz ve sevdikleriniz için bir test yaptırın. Unutmayın, erken tanı hayat kurtarır.”

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı Haber

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı

Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, her geçen gün artan obezite sorununa ilişkin, "Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır. Bugünün fazla kilolu çocuğu da yarının kronik hastası olacaktır" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Obezitenin yalnızca estetik kaygılarla ilişkilendirilebilecek bir durum olmadığını, metabolizmayı, hormon sistemini ve bağışıklık mekanizmalarını etkileyen çok faktörlü ve kronik bir hastalık olduğunu belirten Sevim, "Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de artan obezite oranları, toplum sağlığını tehdit eden en önemli risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Obezite, kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve bazı kanser türleriyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca son araştırmalar, obez bireylerin enfeksiyonlara karşı daha yüksek risk altında olduğunu da göstermektedir. Ne yazık ki Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi ve dünyada da 3. sırada yer almaktadır. Her geçen gün salgın gibi artan bu soruna karşı cerrahi operasyon en etkin tedavi yöntemidir. Toplumda hala bu ameliyatlara karşı estetik beklenti anlayışı hakimken, obezitenin kronik hastalık riskleri beraberinde getirdiği unutulmamalıdır. Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır" dedi. "BUGÜNÜN FAZLA KİLOLU ÇOCUĞU YARININ KRONİK HASTASIDIR" Yetişkinlerde yükselen oranların çocukluk çağı obezitesinin hızlı artışıyla paralel olarak daha ciddi sağlık problemleri riskini beraberinde getirdiğine dikkati çeken Sevim, çocukluk çağı obezitesiyle ilgili, "Bugünün fazla kilolu çocuğu, yarının kronik hastası olacaktır. Çocukluk çağında başlayan obezite, erişkin dönemde daha ağır metabolik sorunlara yol açar. Bu nedenle erken tanı ve bütüncül yaklaşım büyük önem taşır. Çocuklarımızın kilo kontrollerini büyük bir ciddiyetle takip etmeliyiz. Eğer diyet ve egzersiz yöntemleri ile çözülemeyen çocukluk çağı obezitelerinde 14 yaşını aşkın vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan çocuklar için cerrahi operasyon önerebilmekteyiz" diye konuştu. DİYET LİSTESİ DEĞİL SAĞLIKLI YAŞAM ÖĞRETİSİ Modern yaşamın obeziteyi tetikleyen unsurlarına dikkat çeken Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülşah Erhan ise şu ifadeleri kullandı: "Ultra işlenmiş gıdaların artışı, hareketsiz şehir yaşamı, ekran süresinin yükselmesi ve sağlıklı gıdaya erişimde sosyoekonomik eşitsizlikler, her yaş grubunu etkisi altına alan bir sorundur. Bu başlıkların her geçen gün artmasıyla obezite, geleceğin en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelmiştir. Beslenme ve yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi, bazı bireyler için obezite ile mücadelede, bazıları için de mide ameliyatları sonrası verilen kilonun korunmasında hayati öneme sahiptir. Bu nedenle katı diyetler değil, bireye sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandıracak planlı yaklaşımlar üzerinde çalışılmalıdır. Toplum olarak iyi ve sağlıklı yaşamı öğrenmeli, uygulamalı ve gelecek kuşaklara da örnek olmalıyız. Toplumsal farkındalığı yükseltmeli, obezite ile 7’den 70 mücadele etmeliyiz."

Burtom’dan Mudanya’da sağlıklı yaşam semineri Haber

Burtom’dan Mudanya’da sağlıklı yaşam semineri

Burtom Biyofiz Mudanya Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Önder Koçak, Mudanya Yardım Sevenler Derneği’nde düzenlenen söyleşide obezite, sigara bırakma yöntemleri, biorezonans uygulamaları ve hipnoz terapisi üzerine kapsamlı bir bilgilendirme yaptı. Yoğun katılımla gerçekleşen etkinlikte Dr. Koçak, modern yaşamın neden olduğu risk faktörlerini, tedavi yaklaşımlarını ve kişiye özel yöntemlerin önemini ele aldı. Sunumunda obeziteyi tetikleyen çok yönlü faktörlere dikkat çeken Dr. Koçak, beslenme bozuklukları, sedanter yaşam, endüstriyel gıda tüketimi, psikojenik etkiler, genetik yapı ve hormonal bozuklukların tedavi sürecinde birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Uykusuzluk, kentleşme, ilaç kullanımı ve kültürel alışkanlıkların da obeziteyi besleyen önemli unsurlar olduğunu belirtti. Etkinlikte ayrıca biorezonansın sigara bırakma ve kilo kontrolünde destekleyici bir yöntem olarak nasıl kullanıldığına dair bilgiler paylaşan Uzm. Dr. Önder Koçak, hipnozun ise bilincin açık, farkındalığın yüksek olduğu özel bir odaklanma haliyle kişide yerleşmiş duygu, davranış ve alışkanlıkların yeniden düzenlenmesini amaçlayan bilimsel bir yöntem olduğunun altı çizildi. Uzm. Dr. Önder Koçak, bütüncül yaklaşımın her hastada farklı şekilde uygulanması gerektiğini ifade ederek, “Hayat yaşandığı kadar vardır; önemli olan sağlıklı, aktif ve kaliteli bir yaşam sürdürebilmektir” mesajını verdi.

MHRS’de rekor randevu trafiği: Günde 1.7 milyon kişi sisteme giriyor Haber

MHRS’de rekor randevu trafiği: Günde 1.7 milyon kişi sisteme giriyor

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) ile günde ortalama 1.7 milyon hastaya randevu verildiğini açıkladı. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, MHRS ile günde ortalama 1.7 milyon kişiye randevu verildiğini belirterek, dünyada bu seviyede hizmet veren tek hastane planlama sistemi olduğunu söyledi. Randevu sorunları iddiaları hakkında konuşan Memişoğlu, "Randevu sorunu var deniliyor. Bugün ‘Randevu alamadım' diyen vatandaşımız varsa kendi aile hekimine gider, eğer gerçekten aile hekimi o hastanın herhangi bir hastanede randevu ihtiyacı varsa alabildiğini görecek. Şimdiye kadar 6 milyon vatandaşımıza aile hekimleri hastanelerden randevu alabildi" dedi. Yoğunluğun azaltmak için randevu talebi yüksek branşlarda poliklinik sayısının artırıldığını, mesai kaydırma uygulamalarının yaygınlaştırıldığını, vatandaşlara randevuların mesajla hatırlatıldığını ifade eden Memişoğlu, randevu problemini yüzde 90 azalttıklarını açıkladı. Memişoğlu, OECD'nin raporuna dikkati çekerek, "Hastaların yüzde 22'sinin bir-iki ay beklediği, yüzde 26'sının iki ay ile bir sene arasında beklediği görülüyor. Yüzde 4'ü de uzman hekimden randevu alabilmek için bir seneden fazla beklemek zorunda kalıyor" ifadelerine yer verdi. Aile hekimlerinde reçete yazmaya kısıtlama iddialarına cevap Aile hekimlerinde reçete yazmanın kısıtlandığı iddialarına yönelik Memişoğlu, "Yazdıkları reçetenin üçte biri antibiyotik, ağrı kesici ve mide koruyucu ilaçlardan oluşuyordu. Akılcı ilaç kullanımı doğrultusunda yapılan düzenlemelerle bu ilaçların kullanım oranı beşte bire kadar geriledi. Aile hekimlerinin düzenli aralıklarla kronik hastalık ve kanser taramaları yapmalarını teşvik edecek düzenlemelerle obezite, kardiyovasküler hastalık, diyabet, hiper-tansiyon gibi kronik hastalıklarının taramalarında büyük bir artış sağlandı. Son bir yılda toplam 105 milyon tarama ve izlem yapıldı" dedi. Sağlık Bakanı Memişoğlu, kamu hastanelerinde 438 MR ve 689 BT cihazıyla hizmet verildiğini ve 2025 yılının ilk altı ayında yaklaşık 16 milyon MR ve 17 milyon BT çekimi gerçekleştirildiğini açıkladı. Ayrıca Bakan Memişoğlu tetkikler için ortalama randevu süresinin USG'de 5 gün, MR'da 9 gün, BT'de ise 2 gün olduğunu belirterek, "Acil hastalarımıza gerekli tüm tetkikler ve görüntüleme hizmetleri anında verilmektedir" dedi. Memişoğlu, akılcı görüntüleme programı olan RADİS'i 2026 yılında devreye alacaklarını açıkladı. Hekimlerin yurt dışına gittiği iddialarına cevap Sağlık Bakanı Memişoğlu, hekimlerin yurt dışına gittiği iddialarına yönelik, "Toplam 233 bin hekimimizden 2025 yılında yurt dışına giden hekim sayımız sadece 412. Bunun yanında geçmiş yıllarda yurt dışına giden hekimlerimizden 249'u bu yıl ülkemize geri dönerek sağlık sistemimize katıldı. 2024 yılında 15 bin 382 hekimimiz tıp fakültelerimizden mezun olmuştur" ifadelerine yer verdi.

Her 8 kişiden biri diyabet hastası Haber

Her 8 kişiden biri diyabet hastası

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Doç. Dr. Pınar Köksal, diyabetin hem Türkiye'de hem de dünyada hızla artan bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirterek, toplumun bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı. Diyabetin (şeker hastalığının) vücudun kan şekerini düzenleme yeteneğini bozan kronik bir metabolik hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, şunları söyledi: "Glukoz, vücudun temel enerji kaynağıdır. Ancak glukozun hücrelere girebilmesi için pankreas tarafından üretilen insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Diyabetli bireylerde ya yeterli insülin üretilemez ya da üretilen insülin etkili bir şekilde kullanılamaz. Bu da kan şekerinin yükselmesine ve uzun vadede organ hasarına neden olur. Diyabet, yalnızca kan şekeri yüksekliği değil; kalp, böbrek, göz ve sinir sistemini etkileyen sistemik bir hastalıktır." "Türkiye, Avrupa'da diyabetin en yüksek görüldüğü ülkelerden biri" Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2024 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin diyabet hastası bulunuyor. 2045 yılına kadar bu sayının 780 milyona ulaşması bekleniyor. Doç. Dr. Köksal, Türkiye'nin Avrupa'da diyabetin en sık görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Ülkemizde her 8 yetişkinden 1'i diyabet hastası. Obezite, yanlış beslenme alışkanlıkları, stres ve hareketsizlik, özellikle Tip 2 diyabetin artışında büyük rol oynuyor. Bu nedenle toplumsal farkındalık ve yaşam tarzı değişiklikleri son derece önemli." Diyabetin neden olduğu sağlık sorunları Kontrol altına alınmayan diyabetin, uzun vadede birçok ciddi sağlık sorununa yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Köksal şu uyarılarda bulundu: "Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar erken dönemde belirti vermediği için, düzenli doktor kontrolü ve laboratuvar takibi çok önemlidir." "Dengeli beslenme ve hareket en güçlü tedavi araçları" Diyabetin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Köksal, yaşam tarzı değişikliklerinin tedavinin temelini oluşturduğunu söyledi: "Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve düzenli sağlık kontrolleri diyabetin hem önlenmesinde hem de yönetiminde büyük fark oluşturuyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin - aile öyküsü, fazla kilo, yüksek tansiyon veya gebelik şekeri geçmişi olan bireylerin - kan şekeri ölçümlerini düzenli yaptırması gerekir." Medicana Bursa'dan çağrı: "diyabeti birlikte önleyebiliriz" Doç. Dr. Köksal, Medicana Bursa Hastanesi olarak diyabet farkındalığını artırmak amacıyla Kasım ayı boyunca bilgilendirme etkinlikleri düzenleyeceklerini belirterek şunları söyledi: "Diyabetle mücadele, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur. Erken tanı ve bilinçli yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin önüne geçebiliriz. Tüm vatandaşlarımızı, kan şekeri ölçümü yaptırmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye davet ediyoruz."

Bakan Memişoğlu duyurdu: Fazla kilolular tespit edilecek Haber

Bakan Memişoğlu duyurdu: Fazla kilolular tespit edilecek

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Fazla kilolu kişiler tespit edilerek Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezlerine yönlendirilecek. Bu sayede kişilere diyetisyenler tarafından beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti sunulacak" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, fazla kilonun zararlarına yönelik 3 ayda 10 milyon kişiye ulaşacak uygulama ile ilgili sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Yaptığı paylaşımda vatandaşların sağlığı için 3 ayda 10 milyon kişiye ulaşma hedefiyle yeni bir uygulamanın hayata geçirildiğini belirten Bakan Memişoğlu, "81 ilimizde eş zamanlı olarak başlattığımız program ile sağlık personelimiz, vatandaşlarımızın yoğun olduğu meydanlarda, kamusal alanlarda ve etkinlik noktalarında boy, kilo ve vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümleri gerçekleştirecek. Fazla kilolu kişiler tespit edilerek Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezlerine yönlendirilecek. Bu sayede kişilere diyetisyenler tarafından beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti sunulacak" ifadelerini kullandı. Bakan Memişoğlu, şöyle devam etti: "Süreç; İl Sağlık Müdürlüklerimiz, ilgili kamu kurumlarımız ile Kızılay, Yeşilay ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarımızla iş birliği içinde yürütülecek. Hedefimiz, 10 Mayıs-10 Temmuz 2025 tarihleri arasında 10 milyon vatandaşımıza ulaşmak. Fazla kilonun zararları konusunda farkındalık oluşturmak ve sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak. Gerek sağlık okuryazarlığı düzeyini artırmaya yönelik eğitim programlarımız gerek sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik edecek saha uygulamalarımızla 'hastalanmadan sağlığını koruyan bir toplum' hedefi için çalışmaya devam edeceğiz."

Fast-food sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Haber

Fast-food sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor!

Günümüzde obezitenin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal sağlığı da tehdit eden çok boyutlu bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nden Uzm. Diyetisyen Eda Mancoğlu, "Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), obeziteyi sağlık açısından risk oluşturan anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlamaktadır. En temel neden ise alınan enerji miktarının, harcanan enerjiden fazla olması; yani alınan ve harcanan enerji arasındaki dengesizliktir" dedi. DÜNYA GENELİNDE OBEZİTE ORANLARI ÜÇ KAT ARTTI Uzm. Dyt. Mancoğlu, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine dikkat çekerek obezitenin ulaştığı boyutun endişe verici olduğunu şu sözlerle vurguladı: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 1975 yılından bu yana dünya genelinde obezite oranları neredeyse üç kat artış göstermiştir. 2016 yılında 18 yaş ve üzerindeki 1,9 milyardan fazla yetişkin fazla kilolu olarak değerlendirilmiş, bu kişilerin 650 milyondan fazlası obez olarak sınıflandırılmıştır. Aynı yıl, 5-19 yaş grubunda 340 milyondan fazla çocuk ve ergenin fazla kilolu ya da obez olduğu belirlenmiştir. 2020 yılında ise 5 yaş altındaki 39 milyon çocuğun fazla kilolu veya obez olduğu kayıtlara geçmiştir." Reklamlar ve sosyal medya tüketimi artırıyor Fast-food tüketiminin özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerde ciddi şekilde arttığını belirten Uzm. Dyt. Mancoğlu, "Hızlı yaşam temposu, zamansızlık, kolay ulaşım ve görece düşük maliyet, bireyleri fast-food tüketimine yönlendirmektedir. Bunun yanı sıra, sosyal medya ve televizyonlar aracılığıyla yapılan agresif pazarlama çalışmaları da bu tüketimi tetiklemektedir" dedi. FAST-FOOD SAĞLIĞI CİDDİ ŞEKİLDE TEHDİT EDİYOR Fast-food ürünlerinin düzenli tüketiminin sağlık üzerinde son derece olumsuz etkiler oluşturduğunu vurgulayan Uzm. Dyt. Mancoğlu, "Bu tür besinleri sık tüketen bireylerin doymuş yağ ve şeker alımları artmakta, beslenme kaliteleri zamanla düşmektedir. Bu da diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere birçok kronik rahatsızlığa zemin hazırlamaktadır" şeklinde konuştu. Sağlıklı alternatifler tercih edilmeli Uzm. Dyt. Mancoğlu, fast-food alışkanlığını bırakmak isteyen bireylerin sağlıklı ve pratik alternatifler geliştirmesi önerisinde bulunarak, "Evde kısa sürede hazırlanabilen sebzeli omlet, yulaf ezmesi, yoğurtlu meyve kaseleri, tam tahıllı sandviçler, kuru yemişler ve ev yapımı granola barlar gibi seçenekler, fast-food ürünlerine göre hem daha sağlıklı hem de uzun vadede daha ekonomik çözümler sunmaktadır" şeklinde konuştu. ÇOCUKLARA DOĞRU BESLENME EĞİTİMİ VERİLMELİ Çocukluk döneminde edinilen beslenme alışkanlıklarının ileri yaşlarda da devam ettiğini hatırlatan Dyt. Mancoğlu, ailelerin çocuklara sağlıklı beslenme konusunda örnek olması gerektiğini söyledi. Mancoğlu, "Evde birlikte yemek pişirmek ve ailece yemek yemek, çocukların beslenme alışkanlıklarını olumlu yönde etkiler. Ayrıca, okul kantinlerinden veya otomatlardan alınan sağlıksız yiyecekler yerine, evden hazırlanan sağlıklı beslenme çantaları tercih edilmelidir" diye konuştu. PLANLI BESLENME BAŞARIYI BERABERİNDE GETİRİYOR Uzm. Dyt. Mancoğlu, haftalık yemek planlarının sağlıklı yaşamın sürdürülebilirliğini sağladığını vurgulayarak şu önerilerde bulundu: "Haftalık öğün planları sayesinde hem zaman kazanılır hem de dengesiz ve plansız beslenmenin önüne geçilir. Dışarıda yemek yenilecekse, kızartmalar yerine ızgara ürünler tercih edilmelidir. Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek kullanılmalı, salatalarda soslar ayrı istenmeli ve gazlı içecekler yerine su ya da ayran gibi sağlıklı içecekler seçilmelidir. Bireyler, günlük yaşamlarında yapacakları küçük ama etkili değişikliklerle beslenme alışkanlıklarını dönüştürebilir ve sağlıklarını koruyabilirler."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.