SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ondokuz Mayıs Üniversitesi

Söz Bursa - Ondokuz Mayıs Üniversitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ondokuz Mayıs Üniversitesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Fen bilimleri neden geriliyor? OMÜ’den dikkat çeken açıklama Haber

Fen bilimleri neden geriliyor? OMÜ’den dikkat çeken açıklama

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Alper Kesten, son yıllarda fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel bilim alanlarında yaşanan düşüşe dikkat çekerek, öğrencilere fen bilimlerini sevdirebilmenin ancak bilimi yaşamın her alanında somut örneklerle anlatmakla mümkün olacağını vurguladı. OMÜ ile Samsun İl Millî Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen “Temel Astronomi Kavramlarının Öğretiminde Bir Şehir Örneği” adlı proje, düzenlenen programla öğretmenler ve akademisyenlere tanıtıldı. Öğretmenlere uygulama temelli astronomi eğitimi OMÜ Eğitim Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programa; OMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Alper Kesten, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hamza Çalışıcı, akademisyenler ve çok sayıda fen bilimleri öğretmeni katıldı. Programda yapılan konuşmalarda, üniversitenin astronomi alanında 20 yılı aşkın akademik birikiminin öğretmenler aracılığıyla sınıflara taşınmasının hedeflendiği ifade edildi. TÜBİTAK 3005 – Sosyal ve Beşerî Bilimlerde Yenilikçi Çözümler Araştırma Destek Programı kapsamında desteklenen proje ile Samsun genelinde görev yapan yaklaşık 300 fen bilimleri öğretmenine uygulama temelli hizmet içi eğitim verilmesi amaçlanıyor. Proje kapsamında geliştirilen iki eğitim modeli, öğretmenlerin kendi okullarında da kolaylıkla uygulayabileceği şekilde tasarlandı. “Bu hikâye 2003’te alınan teleskopla başladı” Programın açılış konuşmasını yapan ve aynı zamanda proje yürütücüsü olan Prof. Dr. Hüseyin Kalkan, çalışmanın geçmişine değinerek, “Bu hikâye, 2003 yılında üniversitemizde alınan 14 inçlik bir teleskopla başladı. Zamanla yalnızca gökyüzüne bakmanın yetmediğini, onu anlamak ve yeni kuşaklara aktarmak gerektiğini fark ettik. Bugün başlattığımız bu proje, bilginin sahaya taşınmasının en somut örneklerinden biridir” dedi. “Fen bilimlerinde düşüş grafiği izleniyor” Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Alper Kesten ise fen bilimlerinin stratejik önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Ne yazık ki son yıllarda fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel alanlarda ülkemizde bir düşüş grafiği izleniyor. Öğrencilere fen bilimlerini sevdirebilmek için, bilimin hayatın her alanında var olduğunu göstermek gerekiyor. Öğretmenlerimizin akademisyenlerle bir araya gelerek uygulamaları sınıfa taşıması son derece kıymetli.” “Eğitim Fakültesi için örnek bir proje” Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hamza Çalışıcı da projenin önemine değinerek, OMÜ Eğitim Fakültesi’nin ulusal ve uluslararası sıralamalardaki yerinin bu tür projelerle güçlendiğini belirtti. Çalışıcı, “Bugün ortaya konulan bu proje, Eğitim Fakültesi için örnek teşkil edecek nitelikte. Çok değerli çıktılar elde edeceğimize inanıyorum” ifadelerini kullandı. Yapılan değerlendirmelerde, projenin yalnızca astronomi öğretimine katkı sunmakla sınırlı kalmadığı; öğrencilerde merak duygusunu artırmayı, bilimsel düşünmeyi teşvik etmeyi ve sorgulamaya dayalı öğrenme kültürünü güçlendirmeyi hedeflediği vurgulandı. Program, proje kapsamında kullanılacak astronomik modellerin tanıtılması ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.

Profesörden korkutan uyarı! 2025 felaket yılı... Haber

Profesörden korkutan uyarı! 2025 felaket yılı...

Türkiye başta olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde, tarımda 2025 yılının "felaketler yılı" olarak anılmaya başlandığı ifade eden Prof. Dr. Yusuf Demir, "Yılın ilk 6 ayında tarım alanları kuraklık, zirai don, dolu, fırtına, aşırı yağış ve diğer felaketlerin etkisi altında kalmıştır. Ülkemizde ilk ve en etkili süreç kuşkusuz ki 9-13 Nisan tarihlerinde yaşanan zirai dondur. Bu yılın ilk 6 aylık döneminde, kuraklık, 3 defa zirai don, dolu yağışı, fırtına ve daha birçok doğal afetle karşı karşıya kalan tarım ürünlerinde büyük zarar oluşmuştur. Ülkemizde ilk olarak 21-25 Şubat tarihlerinde Adana, Mersin ve Hatay'da etkili olan zirai dondan sert çekirdekli meyveler, patates, marul, limon, portakal, sera ürünleri, buğday, arpa, mısır olmak üzere çok ürün zarar görmüştür. İkinci olarak 21-22 Mart'ta Ege Bölgesi'nde yaşanan zirai dondan üzüm bağları, erkenci çeşit meyveler ciddi zarar görmüştür. Asıl büyük felaket 9-13 Nisan tarihlerinde yaşanan zirai don ile gerçekleşmiş, yaklaşık 65 ilde etkili olan bu zirai don felaketinden meyveler başta olmak üzere ekili, dikili birçok ürün zarar görmüştür. Zirai dondan en çok zarar gören meyvelerin başında, armut, ayva, badem, ceviz, elma, erik, fındık, kayısı, kiraz, limon, mandalina, nektarin, portakal, şeftali, üzüm ve fıstık gelmektedir" diye konuştu. İlk tahminlere göre Malatya'da kayısıda yüzde 90 hatta yüzde 100 zarar gören yerler bulunduğunu, diğer ürünlerde de kayıpların olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yusuf Demir, "Fındıkta 450 rakımın üstü yerlerde zarar yüzde 50, rakım yükseldikçe zarar da büyümektedir. Türkiye'nin dünyada üretimde ve ihracatta lider konumda olduğu sultaniye kuru üzümünde zarar yüzde 70-80 seviyelerinde olması hesaplanmaktadır. Niğde ve Karaman'da elmada zararın en az yüzde 70 olduğu tahmin edilirken, bu zararın Isparta'da yüzde 50 seviyesinde olması beklenmektedir. Şubat, mart ve nisan aylarında görülen don, mayıs ayında birçok ilimizi etkileyen dolu yağışı ve aylardır süren kuraklık afeti ülkemizde tarımsal üretimi önemli ölçüde etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Ülkemizde kış yağışları mevsim normallerinin yüzde 32, geçen yılki kış yağışlarının ise yüzde 27 altında meydana gelmiştir. Yağış azlığının yanı sıra kış aylarında sıcaklıklar da mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşmiştir. 2025 yılı ocak ayı son 55 yılın en sıcak 3'üncü ocak ayı olmuştur. Kış aylarının kurak ve sıcak geçmesi sebebiyle ilkbahar yağışları kritik hale gelmiş, ancak ilkbahar yağışları da ülkemizin pek çok bölgesinde istenilen seviyede gerçekleşmemiş ve tahıllarda verim kayıpları meydana gelmiştir. Yaz aylarını yaşadığımız dönemde maalesef yağışlar oldukça yetersiz düşmekte, son yılların en sıcak günlerini yaşamaktayız. Bu süreç sonucunda ülkemizin tahıl depolarından biri olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde buğday, arpa ve mercimekte yaklaşık yüzde 80'e yaklaşan verim kayıpları görülmektedir. Belli bölgelerimizde çiftçiler üretilen ürünün maliyetleri kurtarmaması nedeniyle tarlasına biçerdöver sokamamıştır. Konya'da yapılan arpa hasadında dekara verim 250-300 kilogram arasında beklenirken 50 ila 150 kg arasında değiştiği görülmüştür. İç Anadolu'da üretilen ve hasadı başlanan tahıl üretiminde önemli düzeyde verim kayıplarının olduğu gözlenmektedir" şeklinde konuştu. "BİTKİSEL ÜRETİMDE DÜŞÜŞ" Sebze ve meyvelerde yaşanacak düşüş ve artıştan örnekler veren Yusuf Demir, "İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri Türkiye buğday üretiminin yüzde 55'ini, arpa üretiminin ise yüzde 61'ini karşılamaktadır. Böylesine önemli üretim bölgelerinde yaşanan verim kayıpları endişe vericidir. Yalnızca bu bölgelerde değil ülkemizin birçok bölgesinde çiftçilerimiz tarımsal kuraklıkla karşı karşıya kalmışlardır. Kuraklık neticesinde verim düşmekte, bu da çiftçilerimizin gelirlerine yansımaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ilk tahminlerine göre, 2025 yılında bitkisel üretimde genel bir düşüş yaşanacağı hesaplanmıştır. İlk tahminlere göre tarla ürünlerinden tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 5,3, sebzelerde yüzde 1,7, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde ise yüzde 24,4'lük azalma beklendiği bakanlık açıklamalarında görülmektedir. Ancak her geçen gün etkisini artıran küresel iklimin olumsuz etkisi nedeniyle ülkemiz tarımsal üretimdeki düşüşün daha da yüksek olabileceği tahmin edilmektedir. Bu hesaplamalara göre sebze üretiminde domates yüzde 5,7, salçalık kapya biber yüzde 3,7, taze fasulye yüzde 4,5 azalırken, karpuz yüzde 3,5, kuru soğan yüzde 2,6 ve patlıcan yüzde 3,3 oranında artış göstereceği tahmin edilmektedir. Meyve üretiminde ise elma yüzde 38,7, şeftali yüzde 32,1, kiraz yüzde 55,7 ve üzüm yüzde 18,6 oranında düşüş yaşanacağı hesaplanmaktadır. Turunçgillerden mandalina yüzde 0,6 artarken, portakal yüzde 12,4 ve limon yüzde 20,9 azalacağı ifade edilmektedir. Zeytin üretimindeki yüzde 40'lık keskin düşüş ve sert kabuklu meyvelerde fındık yüzde 27,5, ceviz yüzde 27,7, Antep fıstığı yüzde 54,6 oranında azalacağı yönündeki tahminler tüm tarımsal üretim üzerine iklim değişiminin etkisinin büyüklüğünü göstermektedir" ifadelerini kullandı. "TÜRKİYE'NİN ÇOK CİDDİ ANLAMDA TARIM POLİTİKALARINI GÖZDEN GEÇİRMESİ GEREKİYOR" Türkiye'nin su kaynaklarında çok ciddi azalmalar meydana gelmeye başladığının altını çizen Demir, "Son aylarda birçok yerde su kesintilerine, su kısıntılarına gidilmeye başladı. Bu uyarıları baştan beri veriyoruz. Önümüzde 2 aylık süreç yine benzer iklim olaylarını yaşayacağımız bir süreç olarak görülüyor. Bu süreçte pek çok metropolde su krizimiz artarak devam ediyor. Önümüzdeki ayları rahat geçirmek için tedbirler almanın son eşiğindeyiz. İstanbul'da kişi başına günlük 200 litre, İzmir'de 220 litre, Ankara'da ise 246 litre su tüketildiğini görüyoruz. Halbuki Türkiye ortalaması yaklaşık 130 litre civarındadır. Bu metropollerde çok yüksek rakamlarda ulaşmış durumda. Bu da israfın ne kadar büyük boyutlara ulaştığını gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu. "BEN TORUNLARIMA YAŞANABİLİR BİR GELECEK BIRAKMAK İSTİYORUM, YA SİZ" Prof. Dr. Yusuf Demir, sözlerine şöyle devam etti: "Bu süreçte en önemli tedbirlerden biri israfı azaltmaktır. Doğal kaynaklarımızın sürdürülebilirliği ve israfının önlenmesi temel politikamız olmalıdır. Gıda israfını önlemek için bireyler olarak daha bilinçli tüketim alışkanlıkları geliştirmeli ve toplum genelinde farkındalığı artırmalıyız. Bunun yanı sıra, yerel üreticileri desteklemek ve mevsimsel ürünleri tercih etmek de hem çevreye hem de ekonomiye katkı sağlayacaktır. Gıda güvenliğini sağlamak adına, uluslararası işbirlikleri kurmak ve kriz durumlarında hızlı müdahale edebilmek için etkili stratejiler geliştirmek de önemlidir. Bu süreçte, hükümetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği yapması, daha güçlü ve dayanıklı bir gıda sistemi oluşturmak için kritik bir adımdır. Herkes üzerine düşeni yapmalı, bilinçli tüketici olmaya özen göstermeli ve çevresini bu konuda bilgilendirilmelidir. Küçük adımların büyük değişimlere yol açabileceğini unutmadan, daha sürdürülebilir bir gelecek için her birey üzerine düşeni yapmalıdır. Bir damla suyun can olduğu gerçeği ile, yarınlara yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için insanlık ayağa kalkmalıdır. Hava, su ve toprak geleceğimizdir. Torunlarımızın yeşil bir dünyada, doğal gıdalarla buluşabilmesi için hep birlikte çözümler üretmeliyiz. Tahrip ettiğimiz doğamızı ya onaracağız, ya da yok olacağız. Ben torunlarıma yaşanabilir bir gelecek bırakmak istiyorum, ya siz. Bu zorluklarla başa çıkmak için sürdürülebilir tarım uygulamalarına yönelmek, yerel gıda üretimini desteklemek ve iklim dostu politikalar geliştirmek zorunlu hale gelmektedir. Küresel iş birliği ve yenilikçi çözümlerle bu sorunların üstesinden gelmek, küçük değişikliklerle büyük farklar oluşturmak mümkündür."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.