SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sağlık

Söz Bursa - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yağmurlu havalara şifa menüsü: Balık çorbası ve köftesi Haber

Yağmurlu havalara şifa menüsü: Balık çorbası ve köftesi

YAĞMURLU HAVALARA ŞİFA: AKŞAMA BALIK MENÜSÜ Hava sıcaklıklarının hızla düşmesi ve sonbahar yağmurlarının kenti etkisi altına almasıyla birlikte mutfaklarda sıcak, besleyici ve bağışıklık dostu lezzet arayışı başladı. Sezonun en taze balıkları tezgâhlarda yerini alırken, klasiğin dışına çıkmak isteyenler için hem iç ısıtan bir balık çorbası hem de çocukların dahi severek tüketeceği pratik balık köftesi şahane bir alternatif sunuyor. İÇ ISITAN BAŞLANGIÇ: TERBİYELİ BALIK ÇORBASI Özellikle levrek, mezgit veya kırlangıç gibi beyaz etli balıklarla hazırlanan balık çorbası, içerdiği yüksek kolajen ve vitaminlerle soğuk algınlığına karşı kalkan görevi görüyor. Malzemeler: *500 gr beyaz etli balık (levrek, mezgit veya çipura fleto) *1 adet kuru soğan, 1 adet havuç, 1 adet patates *2 diş sarımsak, 1 defne yaprağı *Terbiyesi için: 1 yumurta sarısı, yarım limonun suyu, 1 yemek kaşığı un *Üzeri için: İnce kıyılmış maydanoz, zeytinyağı, karabiber Hazırlanışı: Balığı defne yaprağı ve sarımsakla birlikte bol suda yaklaşık 10-12 dakika haşlayın. Haşlanan balığı sudan alıp derisini ve kılçıklarını ayıklayarak didikleyin; balık suyunu süzüp kenara ayırın. Tencereye zeytinyağını alıp küp doğranmış soğan, havuç ve patatesi soteleyin. Süzülen balık suyunu sebzelerin üzerine ilave edip sebzeler yumuşayana kadar kaynatın. Bir kasede un, yumurta sarısı ve limon suyunu çırparak terbiyeyi hazırlayın. Çorbanın sıcak suyundan azar azar ekleyip ılıttıktan sonra tencereye karıştırarak dökün. Son olarak didiklenmiş balıkları ekleyip 5 dakika kısık ateşte kaynatın; ince kıyılmış maydanoz ve taze çekilmiş karabiberle sıcak servis yapın. SOFRAYA FARKLI BİR DOKUNUŞ: ÇITIR BALIK KÖFTESİ Balık yemeyi sevmeyenlerin dahi hayır diyemeyeceği balık köftesi, yağmurlu akşamlarda sofraya hafif ve doyurucu bir lezzet katıyor. Malzemeler: *500 gr haşlanmış veya fırınlanmış kılçıksız balık eti (mezgit, somon veya palamut) *1 adet orta boy rendelenip suyu sıkılmış kuru soğan *1 diş ezilmiş sarımsak *1 adet yumurta *1 çay bardağı galeta unu (veya ufalanmış bayat ekmek içi) *Çeyrek demet ince kıyılmış maydanoz ve dereotu *1 çay kaşığı kimyon, karabiber, pul biber ve tuz Hazırlanışı: İyice didiklenmiş ve kılçıklarından tamamen arındırılmış balık etini geniş bir yoğurma kabına alın. Üzerine rendelenmiş soğan, sarımsak, yumurta, galeta unu, ince kıyılmış yeşillikler ve baharatları ekleyin. Malzemeleri köfte harcı kıvamına gelene kadar nazikçe yoğurun. Harç toparlanmazsa azar azar galeta unu takviyesi yapın. Ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yassı köfte şekli verin ve buzdolabında 15-20 dakika dinlendirin. İster az zeytinyağında tavada arkalı önlü kızartın, isterseniz yağlı kâğıt serili fırın tepsisinde 200 derecede altın sarısı olana kadar pişirin. Yanına taze yeşillikli bir salata ile servis edin.

Gece yemek yemek hem kilo aldırıyor hem şekeri yükseltiyor Haber

Gece yemek yemek hem kilo aldırıyor hem şekeri yükseltiyor

Gece geç saatlerde yemek yemenin biyolojik saat, metabolizma, kan şekeri ve uyku düzenini olumsuz etkileyebileceğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serap Baydur Şahin, "Vücudumuzun birçok temel fonksiyonu sirkadiyen ritim tarafından düzenleniyor. Düzensiz veya çok geç saatlerde yemek yemek bu ritmi bozarak açlık ve tokluk sinyallerini etkileyebilir, fazla yeme eğilimini artırabilir" dedi. Metabolizmanın günün farklı saatlerinde besinlere aynı yanıtı vermediğini dile getiren Medical Park Göztepe Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serap Baydur Şahin, "Gündüz saatleri, besinlerle aldığımız enerjinin kullanılması açısından metabolik olarak daha avantajlıdır. Gece geç saatlerde yemek yenildiğinde, besinlerin sindirilmesi ve metabolize edilmesi sırasında ortaya çıkan enerji harcaması daha düşük olabilir. Yağların sentezi, depolanması ve enerji amacıyla kullanılması da gün içerisinde değişen sirkadiyen mekanizmalarla düzenleniyor" diye konuştu. "GECE YEMEK YEMEK KİLO KONTROLÜNÜ ZORLAŞTIRABİLİR" Gece yemek yeme alışkanlığının özellikle düzenli şekilde tekrarlandığında kilo kontrolünü olumsuz etkileyebileceğini dikkat çeken Prof. Dr. Şahin, "Kilo kontrolünün temel belirleyicilerinden biri gün boyunca alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengedir. Ancak yalnızca ne kadar yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de önemlidir. Gece yemek yeme alışkanlığı, özellikle vardiyalı çalışanlarda obezite riskini artırabilecek faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor" ifadelerini kullandı. Geç saatlerde tüketilen kalorilerin biyolojik saat ile beslenme ritmi arasında uyumsuzluğa neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Şahin, "Kalorilerin önemli bir bölümünün sürekli olarak gece geç saatlere bırakılması, uzun vadede kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Geç saatlerde yemek yemek yağların enerji amacıyla kullanılmasını da olumsuz etkileyebilir ve özellikle karın bölgesindeki yağlanmayı kolaylaştırabilir" dedi. "GECE TÜKETİLEN KARBONHİDRAT KAN ŞEKERİNİ DAHA FAZLA YÜKSELTEBİLİR" Vücudun kan şekeri metabolizmasının da biyolojik saat tarafından düzenlendiğine değinen Prof. Dr. Şahin, "İnsülin duyarlılığı genellikle sabah saatlerinde daha yüksek, gün ilerledikçe ise daha düşük düzeydedir. Bu nedenle aynı miktar ve içerikteki özellikle şekerli ve karbonhidrat ağırlıklı bir öğün gece tüketildiğinde, gündüze kıyasla yemek sonrası kan şekeri ve insülin düzeyleri daha fazla yükselebilir" açıklamasında bulundu. "GECE YEMEK YEME ALIŞKANLIĞI DİYABET RİSKİNİ ETKİLEYEBİLİR" Gece geç saatlerde düzenli olarak yemek yemenin insülin direnci ve Tip 2 diyabet gelişme riskine katkıda bulunabileceğini belirten Prof. Dr. Şahin, şu bilgileri paylaştı: "Gece yemek yemenin tek başına diyabete neden olduğunu söylemek doğru değildir. Toplam enerji alımı, beslenme kalitesi, fiziksel aktivite, uyku düzeni ve genetik yatkınlık gibi birçok faktör Tip 2 diyabet gelişiminde rol oynuyor. Ancak gece geç saatlerde yemek yemek, kilo artışını ve insülin duyarlılığındaki bozulmayı kolaylaştırabilir." "YATMADAN HEMEN ÖNCE YEMEK REFLÜYÜ TETİKLEYEBİLİR" Gece geç saatlerde ve özellikle yatmadan kısa süre önce yemek yemenin sindirim sistemi şikâyetlerini artırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Şahin, "Yatmadan kısa süre önce özellikle büyük, yağlı veya baharatlı öğünler tüketmek reflü ve hazımsızlık gibi şikâyetleri artırabilir. Yemekten hemen sonra uzanmak, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını kolaylaştırabilir" diye konuştu. "AĞIR ÖĞÜNLER UYKU KALİTESİNİ BOZABİLİR" Geç saatlerde yemek yiyen kişilerde uyku kalitesinin de olumsuz etkilenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Şahin, "Özellikle ağır ve yağdan zengin öğünler sindirimi uzatarak vücudun uykuya geçiş sürecini zorlaştırabilir. Bu durum gece boyunca uyanmalara ve uykunun daha bölünmüş hale gelmesine neden olabilir. Yetersiz uyku da iştahı düzenleyen hormonal mekanizmaları etkileyerek yüksek kalorili yiyeceklere yönelimi kolaylaştırabilir" ifadelerini kullandı. "VARDİYALI ÇALIŞANLAR ÖĞÜNLERİNİ PLANLAMALI" Vardiyalı çalışanlar için gece yemek yemenin tamamen yasaklanmasının doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Prof. Dr. Şahin, "Vardiyalı çalışanlarda gece hiç yemek yemeyin şeklinde katı bir öneri uygulanabilir değildir. Burada önemli olan öğünlerin zamanını ve içeriğini doğru planlamaktır. Mümkünse ana öğün vardiya başlamadan önce tüketilmeli, gece saatlerinde ise daha küçük ve hafif öğünler tercih edilmelidir" dedi. Gece saatlerinde şekerli, yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklerin sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Şahin, "Vardiya sonrasında uykuya geçilecekse büyük bir öğün yerine gerekirse hafif bir ara öğün tercih edilebilir" şeklinde konuştu. "AKŞAM YEMEĞİ İLE UYKU ARASINDA SÜRE BIRAKILMALI" Akşam yemeğinin uyku saatinden yeterince önce tamamlanmasının önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Şahin, "Genel olarak akşam yemeğinin yatmadan en az 4-5 saat önce tamamlanmasını öneriyoruz. Bu süre hem sindirim açısından daha rahat bir uykuya geçilmesine yardımcı olur hem de gece geç saatlerde yüksek kalorili besin tüketimini azaltabilir" açıklamasında bulundu. Gece acıkılması durumunda ise tamamen aç kalmanın gerekmediğini kaydeden Prof. Dr. Şahin, "Gece acıkıldığında küçük porsiyonlarda yoğurt, bir miktar kuruyemiş ya da protein ve lif içeren hafif seçenekler tercih edilebilir" dedi. "GÜN İÇİNDE YETERLİ VE DENGELİ BESLENMEK ÖNEMLİ" Gece yemek yeme alışkanlığını bırakmak isteyen kişilerin gün içerisindeki beslenme düzenine de dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Şahin, "Öğün atlamak veya gün boyunca çok az yemek, akşam saatlerinde açlığın artmasına ve kontrolsüz atıştırmalara yol açabilir. Özellikle protein ve liften zengin, dengeli öğünler tokluk süresini uzatabilir. Yeterli uyku ve düzenli fiziksel aktivite de gece geç saatlerde yemek yeme alışkanlığının kontrol edilmesine yardımcı olabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Yaz güneşi cildi yaşlandırıyor: Lekelere dikkat! Haber

Yaz güneşi cildi yaşlandırıyor: Lekelere dikkat!

Yaz mevsiminde güneşten korunmanın cilt sağlığı için çok önemli olduğunu vurgulayan Dermatoloji Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Yaz aylarında güneş ışınlarının yoğun olması açık havada ve deniz kenarlarında daha uzun vakit geçirilmesine bağlı ciltte güneş lekeleri, çiller, lentigolar ve benlerde artışlar olur. Güneşe bağlı lekeler yüzde alın, yanaklar, burun sırtı ve üst dudakta sıklıkla görülür. Ayrıca ellerin üzerinde, ön kollarda, çok güneşlenen kişilerde ise omuzlarda ve sırtta güneş lekeleri gözlenebilir. Güneş lekeleri dışında yaz aylarında benlerde sayıca artış olup renklerinde de koyulaşma olabilir" dedi. Güneş ışınlarına aşırı maruziyet; kırışıklıklar, kahverengi lekeler ve güneş yanıkları gibi sorunlara yol açabiliyor. Güneşe korunmasız yakalanmak, cilt yaşlanmasının ana nedenidir ve güneş lekeleri olarak bilinen diğer uzun vadeli cilt problemlerine yol açabilmektedir. Güneş lekeleri daha çok, yüz ve eller gibi güneşi en çok gören cilt yüzeylerinde oluşmaktadır. Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gülbiye Güler, cilt lekelerinin türleriyle ilgili bilgileri şu şekilde sıraladı: "Eğer lekeler çocukluk çağından itibaren varsa bunlar çildir. Kışın belli belirsiz olup baharla beraber renkleri koyulaşır. En sık yüz bölgesinde görülür. Sarışın ve kızılsaç yapısına sahip olanlarda görülür. Genetik özelliğe sahiptir. Melasma ise; yetişkinlerde ve daha çok kadınlarda görülür, sebebi tam olarak bilinmemektedir. Yüzde yerleşir, alında, yanaklarda, üst dudakta ve burun sırtında görülür. Koyu tenli kişilerde, gebelikte, hormon ilacı alanlarda, demir eksikliği anemisi olanlarda görülme oranı daha yüksektir. Kuvvetli ışık yayan lambaların olduğu yerde çalışanlarda, bilgisayar karşısında çalışan ve uzun süre vakit geçirenlerde de olabilmektedir. Lentigo ise; 40 yaş üzeri yetişkinlerde görülen güneş lekelerine denir. Çilden daha büyüktürler, birkaç mm den birkaç cm ye kadar büyüklükte olabilirler. Keskin sınırlı olmaları ve daha koyu kahve renkli olmaları özelliğidir. Halk arasında yaşlılık lekesi de denmektedir. Bunlar her mevsimde kalıcıdır. Yaz aylarında renkleri biraz koyulaşabilir. Lentigo açık tenli insanların el sırtlarında ön kollarda yüzde omuz ve sırtlarında olur. Uzun süre araç kullananlarda güneş alan tarafta daha belirgin olur. Açık havada çalışan ve çok güneşlenen kişilerde yoğun olarak görülebilmekte." Güneş lekeleri dışında yaz aylarında benlerde sayıca artış olup renklerinde de koyulaşma olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Cilt kanserlerinin de asıl sebebi UV ışınları olduğu için vücutta yeni oluşan, ani büyüyen düzensiz rengi olan benler olursa mutlaka bir uzman hekime gösterilmelidir. Pigmentin derinliğine ve lekenin tipine göre farklı tedaviler uygulanabilir. Tedavi için güneşin olmadığı kış mevsimi tercih edilmelidir. Yeni oluşan lekeler kolay ve çabuk açılırken, uzun süreli olan güneş lekeleri inatçı olabilmektedir. Tedavide renk açıcı kremler, kimyasal ve enzimatik peelingler, PRP, mezoterapi, dermapen ve çeşitli lazer yöntemleri uygulanabilir" dedi. Özel Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gülbiye Güler, "Güneşten korunma çocukluktan itibaren başlanmalıdır. Güneş ışınlarının yoğun olduğu saat 11.00 ile 16.00 arasında güneşlenilmemelidir. Güneşe çıkılacağı zaman geniş kenarlı şapka, gözlük ve uzun kollu beyaz renkli keten kıyafetler giyilmelidir. Açık bölgelerinize cilt tipine uygun UV A-B ye karşı 50 faktör güneş kremleri uygulanmalıdır. Bunlar 3-4 saatte bir yenilenmeli dışarı çıkılmadan 20-30 dakika önce evde uygulanmalıdır. Güneş lekeleri tedaviden sonra dikkat edilmezse hızlı bir şekilde tekrar oluşabilmektedir" diye konuştu.

Bakan Gürlek: "Sağlığı tehdit edenler hesap verecek" Haber

Bakan Gürlek: "Sağlığı tehdit edenler hesap verecek"

Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir" dedi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, resmi sosyal medya hesabından nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, bazı firmaların kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek piyasaya ürün sürdüğünün tespit edildiğini açıkladı. Gürlek, İstanbul merkezli 8 ilde 26 adreste 25 şirkete yönelik arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildiğini, 47 şüphelinin ise ifadeye çağrıldığını bildirdi. "FATURADA GÖSTERİLEN ÜRÜN İLE FİİLEN TESLİM EDİLEN ÜRÜN CİNSİ ARASINDA FARKLILIKLAR BULUNDUĞU ANLAŞILMIŞTIR" Bakan Gürlek, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın sağlığını, devletimizin vergi gelirlerini ve ekonomik düzenimizi hedef alan her türlü yasa dışı faaliyetin üzerine kararlılıkla gitmeye devam ediyoruz. Adalet Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız, Tarım ve Orman Bakanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımız başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarımız arasındaki güçlü koordinasyon, çok boyutlu suçlarla mücadelede en önemli gücümüzdür. Bu çerçevede Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığının denetimleri ile Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda; nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmaların, Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek, iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdükleri tespit edilmiştir. Yapılan incelemelerde ayrıca bazı ürünlerin gerçek mahiyetinin ‘maltodekstrin’, ‘glukoz’, ‘nişasta’, ‘fruktoz’ ve benzeri adlarla faturalandırılarak gizlendiği; faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu anlaşılmıştır." "HALK SAĞLIĞINI TEHLİKEYE ATAN, HUKUKA AYKIRI KAZANÇ ELDE ETMEYE ÇALIŞAN KİM OLURSA OLSUN, HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR" Halk sağlığını, tüketicinin güvenini ve piyasa düzenini doğrudan ilgilendiren tespitler üzerine değerlendirmede bulunan Gürlek, "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile yürütülen ‘Şeker Soruşturması’nda bu sabah eş zamanlı adli işlemler başlatılmıştır. İstanbul merkezli 8 ilde; İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana’da 26 adreste 25 şirkete yönelik arama ve evraka el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş; soruşturma kapsamında şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağırılmıştır. Soruşturma; Bozulmuş veya Değiştirilmiş Gıda veya İlaçların Ticareti, Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma, özel belgede sahtecilik ve fiyatları etkileme suçları yönünden çok yönlü ve titizlikle sürdürülmektedir. Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, adli işlemleri başarıyla gerçekleştiren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze, soruşturmaya önemli katkı sağlayan Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığımıza ve Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığımıza teşekkür ediyorum. Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir" diye konuştu.

Gözünüzü sakın ovuşturmayın: Geri dönüşü olmayabilir! Haber

Gözünüzü sakın ovuşturmayın: Geri dönüşü olmayabilir!

Gün içerisinde yorulduğumuzda, uykumuz geldiğinde veya kaşıntı hissettiğimizde gayriihtiyari yaptığımız göz ovuşturma eylemi, sanıldığının aksine göz sağlığı üzerinde ciddi ve geri dönüşü güç hasarlara yol açıyor. Göz Vakfı Bursa Nilüfer Göz Merkezi Hekimlerinden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Birtan Öztürk, göz ovalama alışkanlığının ardındaki fizyolojik nedenleri ve bu eylemin göz dokularında yarattığı mekanik tehlikeleri açıklayarak önemli uyarılarda bulundu. "UYKULUYKEN GÖZ OVALAMAK KALP HIZINI YAVAŞLATIYOR AMA..." Yorgun veya uykulu olunduğunda neden gözlerimizi ovuşturma ihtiyacı hissettiğimize değinen Op. Dr. Birtan Öztürk, sürecin biyolojik mekanizmasını şu sözlerle ifade etti: "Uzun süre uyanık kaldığımızda daha az göz kırparız ve bu durum korneamızın kurumasına yol açar. Gözlerimizi ovduğumuzda, göz kapaklarımıza ve gözyaşı bezlerimize masaj yaparak gözyaşını yüzeye dağıtırız; böylece hava yoluyla gelen toz ve kiri temizlemeye çalışırız. İkinci olarak, göz küresine uyguladığımız baskı vagus sinirini uyarır. Vagus siniri kalbe yavaşlama sinyali göndererek vücudu rahatlatır ve bizi uykuya hazırlar. Ancak anlık bir rahatlama sağlayan bu hareket, ne yazık ki faydasından çok daha fazla zarar getirmektedir." GÖZ OVUŞTURMANIN SAĞLIĞA 6 ÖNEMLİ ZARARI Op. Dr. Birtan Öztürk, kronik veya sert şekilde göz ovuşturmanın yol açabileceği temel sağlık sorunlarını şu başlıklar altında sıraladı: Keratokonus ve Kornea İncelmesi: Kornea, küresel şeklini koruyan yoğun kolajen lif ağlarından oluşur. Gözü ovuşturmak bu lif ağını parçalayarak zamanla korneanın incelmesine ve koni şeklini alarak dışarı doğru sivrilmesine (keratokonus) neden olur. Kornea Çizikleri ve Skar Doku: Gözdeki mikroskobik toz ve partiküller ovuşturma esnasında zımpara etkisi göstererek korneada mikro sıyrıklar oluşturur. Zamanla bu çizikler enfekte olarak kalıcı skar (yara) dokusuna ve görme kayıplarına dönüşebilir. Bakteriyel ve Mantar Enfeksiyonları: Hands-to-eye (elden göze) temas; E. Coli, Staphylococcus, Salmonella ve Streptococcus gibi tehlikeli bakterilerin doğrudan göze taşınmasına zemin hazırlar. Özellikle lazer ameliyatı geçiren hastaların gözlerini ovalaması bu nedenle kesinlikle yasaklanır. Histamin Kısır Döngüsü: Alerjik durumlarda gözü ovuşturmak, mast hücrelerinden daha fazla histamin salgılanmasına yol açar. Bu durum anlık rahatlamanın ardından kaşıntının katlanarak artmasına ve kaşıntı-ovuşturma döngüsüne girilmesine sebep olur. Göz İçi Basıncı ve Glokom Riskinde Artış: Gözü ovuşturmak, camsı oda üzerinde basınca yol açarak göz içi basıncını ani şekilde yükseltir. Bu durum, 35 yaş üstü görme kayıplarının en büyük nedeni olan glokom (göz tansiyonu) hastalarında optik sinir hasarını ağırlaştırır. Göz Altı Morlukları ve Damar Hasarı: Göz çevresindeki ince cilt dokusunun altındaki kılcal damarlar ovuşturma nedeniyle çatlayabilir. Dokulara sızan kan, göz altlarında koyu halkaların oluşmasına veya mevcut morlukların derinleşmesine yol açar. "OVALAMAK YERİNE SOĞUK KOMPRES UYGULAYIN" Gözde kaşıntı veya rahatsızlık hissedildiğinde ovuşturmak yerine güvenli alternatiflere yönelmek gerektiğini belirten Op. Dr. Birtan Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı: "Gözlerinizi ovma ihtiyacı hissettiğinizde, bu his geçene kadar gözlerinizi kapatarak serin ve nemli bir bezi göz kapaklarınızın üzerine koyabilirsiniz. Gece uykuda farkında olmadan gözlerini ovan bireylerin ise koruyucu göz maskeleri kullanmalarını öneriyoruz. Unutulmamalıdır ki, gözde kronik kaşıntı, kuruluk veya batma hissi varsa vakit kaybetmeden bir göz hekimine başvurulmalıdır."

Uzmanından ölümcül uyarı: Sıcak çarpması sakın hafife alınmasın! Haber

Uzmanından ölümcül uyarı: Sıcak çarpması sakın hafife alınmasın!

Sıcak çarpmasının erken müdahale edilmediğinde hayati tehlikeye yol açabilen ciddi bir acil sağlık sorunu olduğunu dile getiren bulunan Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli Acil Tıp Uzmanı Dr. Ebru Adalı, alınacak basit tedbirlerin sıcak çarpmasının önlenmesinde büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Sıcak çarpmasının belirtileri ve alınacak önlemler hakkında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Adalı, güneş ışınlarının en etkili olduğu 11.00 ile 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması gerektiğinin altını çizdi. Bebeklerin, çocukların, gebelerin, kronik hastaların, 65 yaş ve üzerindeki bireylerin ve açık alanda çalışan vatandaşların risk altında olduğunu belirten Uzm. Dr. Adalı, gün içerisinde yeterli miktarda su tüketilmesi ve susamayı beklemeden düzenli aralıklarla sıvı alınması gerektiğinin üzerinde durdu. Sıcak çarpmasının; yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, kusma, kas krampları, çarpıntı, bilinç bulanıklığı ve bayılma gibi belirtileri olabileceğini dile getiren Adalı, "Bu belirtilerin görülmesi halinde durum hafife alınmamalı, özellikle bilinç değişikliği, nöbet veya bayılma gelişmesi durumunda vakit kaybetmeden 112 Acil Sağlık ekiplerinden yardım istenmeli ya da en yakın acil servise başvurulmalıdır. Bunun yanı sıra sıcak çarpması geçirdiğinden şüphelenilen bir kişi öncelikle serin ve gölge bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla giysiler gevşetilmeli ve vücut sıcaklığının düşürülmesine yönelik soğuk uygulamalar yapılmalıdır. Bilinci açık olan kişilere küçük yudumlarla su verilebilir. Ancak bilinci kapalı olan kişilere kesinlikle ağızdan su veya herhangi bir sıvı verilmemelidir." şeklinde konuştu. Sıcak çarpması büyük ölçüde önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunu sözlerine ekleyen Adalı, bu konuda Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü'nden yapılan uyarıların dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Güneşin etkili olduğu saatlerde dikkatli olmak, bol su tüketmek, risk grubundaki bireyleri korumak ve belirtileri ciddiye almak hem kendi sağlığımız hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır"

Uzmanından korkutan şeker uyarısı: Vücudun savunması çöküyor! Haber

Uzmanından korkutan şeker uyarısı: Vücudun savunması çöküyor!

Bağışıklık sistemimizin sağlığını korumak, genel iyilik halimiz için kritik bir öneme sahiptir. Ancak bazı günlük alışkanlıklar, bu sistemin zayıflamasına ve hastalıklara karşı savunmasız hale gelmemize yol açabilir. Rafine ve işlenmiş şeker tüketiminin kısıtlanması gerektiğini vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Veysel Ciğerli, "Günlük yapılan aktivelere devam edebilmek için kişilerin aldığı enerjinin bir kısmının karbonhidratlardan gelmesi gerektiği bilinmektedir. Fakat karbonhidrat kaynaklarının da basit ve kompleks karbonhidrat kaynakları olarak ayrılması ve en doğru seçimin, kişinin kendisinin seçerek hayat kalitesini yükseltmesi adına büyük önem taşımaktadır" dedi. İşlenmiş gıdalardan ziyade vücudun işleyişi için asıl ihtiyaç duyulan karbonhidrat kaynaklarının meyve, tahıl grubu gıdalar ve kurubaklagiller olduğunu dile getiren Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Veysel Ciğerli, "Günümüzde hazır gıdaya olan eğilim hızlı artıyor. Vücuda alınan rafine şeker miktarı bu sebeple artmaktadır. Kek, pasta, şekerleme, şekerli içecekler, makarna, pilav, beyaz ekmek gibi basit şeker ve boş enerji kaynağını sıklıkla tüketen kişilerde, 4-6 saat aralığında vücudun bağışıklığından sorumlu olan akyuvar hücreleri tarafından kullanılabilen C vitamini oranının yüzde 50 oranında düşmektedir" ifadelerini kullandı. Reseptörleri bloke eder Akyuvar hücrelerinin virüs ve bakterileri etkisiz hale getirebilmek için, vücutta bulunan C vitamini miktarının önemli olduğunu vurgulayan Dyt. Ciğerli, "Bu sebeple şeker tüketimi ve kan şekerinin yükselmesi durumunda akyuvar hücreleri vücuda giren virüs ve bakterilerin yalnızca yüzde 75'ini etkisiz hale getirebiliyor. Yükselme eğiliminde olan şeker seviyeleri bağışıklık sisteminde rol oynayan reseptörleri bloke ederek vücudu bakteriyel enfeksiyonlara açık hale getirip savunmasız bırakıyor" şeklinde konuştu. Bal ve pekmez sizi korur Kişilerin günlük yaşamda hissettiği şeker ihtiyacı hakkında da bilgiler veren Diyetisyen Veysel Ciğerli, "Mesela tatlı ihtiyacımız olduğunda, tercihimizi taze meyveler, kuru meyveler, bal, pekmez, kompostolardan yana kullanmamız bizi koruyacaktır. Basit şeker ve basit şeker içeren besinlerden uzak durmalıyız" diye konuştu. Basit şekerler sindirilemiyor Basit şekerlerin sindirilmeden direkt kana karıştığına dikkat çeken Diyetisyen Veysel Ciğerli, "Özellikle pasta, börek, meşrubatlar ve çeşitli şekerlemelere katılan basit şekerler kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltmektedir. Yükselen kan şekeri, vücuda yerleşmeye çalışan virüs ve bakterileri tanıyan reseptörlerin hassasiyetini azaltarak bağışıklık sistemimizin zayıflamasına sebep olmaktadır. Bu sebeple, şeker tüketimine oldukça dikkat etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Yaz tatilinde diş çürüklerine dikkat: Uzmanından kritik uyarı! Haber

Yaz tatilinde diş çürüklerine dikkat: Uzmanından kritik uyarı!

Yaz tatili döneminde çocukların günlük yaşam düzeni değişirken, ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebilecek alışkanlıkların da arttığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında tüketimi artan şekerli gıdalar, gazlı ve asitli içecekler ile düzensiz ağız bakımının diş çürüklerini hızlandırdığı uyarısında bulunuyor. Eyrice Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (Eyrice ADSM) Pedodonti (Çocuk Diş Hekimliği) Uzmanı Dt. Sümeyye Zilan, yaz tatilinin çocuklar için dinlenme ve eğlence dönemi olmasının yanı sıra ağız ve diş sağlığı açısından da dikkat edilmesi gereken önemli bir süreç olduğunu söyledi. Çocukların okul döneminde sahip oldukları rutinlerin yaz tatiliyle birlikte bozulabildiğini belirten Pedodonti Uzm. Dt. Sümeyye Zilan, bu durumun ağız bakım alışkanlıklarını da olumsuz etkileyebildiğini ifade ederken, "Yaz aylarında çocuklar daha fazla dondurma, şekerleme, paketli atıştırmalık ve asitli içecek tüketebiliyor. Gün içinde sık sık atıştırmak, ağız ortamının asit dengesini bozarak diş minesinin zayıflamasına ve çürük oluşumunun hızlanmasına neden oluyor. Tatilde uyku saatlerinin değişmesiyle birlikte gece diş fırçalama alışkanlığının aksaması da riski daha da artırıyor" dedi. Günde iki kez diş fırçalama alışkanlığı sürdürülmeli Çocukların tatilde de sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce dişlerini en az iki dakika boyunca florürlü diş macunuyla fırçalamaları gerektiğini vurgulayan Pedodonti Uzm. Dt. Sümeyye Zilan, ebeveynlerin özellikle küçük yaş grubundaki çocukların diş fırçalama sürecini mutlaka takip etmesi gerektiğini söyledi. Pedodonti Uzm. Dt. Sümeyye Zilan, "Ebeveynler yaz tatilini sadece dinlenme dönemi olarak görmemeli. Bu dönem, çocuklara doğru ağız bakım alışkanlığı kazandırmak için önemli bir fırsattır. Günlük diş fırçalama rutini aksatılmamalı, ara öğün sayısı sınırlandırılmalı ve şekerli yiyeceklerin ardından mümkünse su tüketimi sağlanmalıdır. Çocukların gün içerisinde yeterli miktarda su içmesi hem genel sağlık hem de ağız içi dengesinin korunması açısından büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. Havuz ve spor aktivitelerinde diş travmalarına dikkat Yaz aylarında artan yüzme, bisiklet, kaykay ve çeşitli açık hava sporlarının diş yaralanmalarını da beraberinde getirebildiğini belirten Eyrice ADSM Pedodonti Uzmanı Dt. Sümeyye Zilan, özellikle hareketli aktivitelerde koruyucu ekipman kullanımının ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Pedodonti Uzm. Sümeyye Zilan, "Bisiklet, paten, kaykay ve benzeri aktivitelerde yaşanan düşmeler sonucu diş kırıkları veya yerinden çıkmalarla karşılaşabiliyoruz. Bu tür kazalarda zaman kaybetmeden diş hekimine başvurulması büyük önem taşıyor. Eğer daimi diş tamamen yerinden çıkmışsa dişe kök kısmından dokunmadan süt ya da serum fizyolojik içerisinde muhafaza edilerek en kısa sürede sağlık kuruluşuna ulaştırılması, dişin yeniden yerine yerleştirilebilme ihtimalini artırabiliyor" dedi. Tatil dönüşünde diş kontrolü önerisi Pedodonti Uzm. Sümeyye Zilan, yaz tatili sonunda yapılacak rutin diş muayenesinin olası çürüklerin erken dönemde tespit edilmesine katkı sağlayacağını belirtirken açıklamasını , “Çocukların dişlerinde ağrı oluşmasını beklemeden düzenli kontroller ihmal edilmemelidir. Ayrıca dengeli beslenme, yeterli su tüketimi, lifli meyve ve sebzelerin tercih edilmesi, şekerli ve yapışkan gıdaların tüketimi sınırlandırılmalıdır” diyerek tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.