SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sağlık Bakanlığı

Söz Bursa - Sağlık Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursalı uzmandan kritik yaz uyarısı: "Vücudunda 50’den fazla beni olanlar dikkat!" Haber

Bursalı uzmandan kritik yaz uyarısı: "Vücudunda 50’den fazla beni olanlar dikkat!"

Dünyada en sık görülen kanser türleri arasında ilk sıralarda yer alan deri kanseri, küresel ölçekte ve Türkiye'de halk sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. Özellikle güneş ışınlarının etkisini iyice artırdığı yaz mevsiminde, cilt sağlığının korunması için önemli uyarılarda bulunan Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli Dermatoloji Uzmanı Dr. Ceren Gül, deri kanserinde tedavi başarısının erken teşhis ile büyük ölçüde arttığını vurguladı. Deri kanserinin her bireyde görülebileceğini ancak bazı kişilerin genetik ve çevresel faktörler nedeniyle daha yüksek risk taşıdığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Ceren Gül, "Özellikle açık tenli, renkli gözlü bireylerde, vücudunda 50'den fazla beni bulunan kişilerde, uzun süre güneşe maruz kalanlarda, sık güneş yanığı öyküsü olanlarda ve ailesinde deri kanseri hikayesi bulunan bireylerde risk daha yüksektir." dedi. BU BELİRTİLERE DİKKAT Deri kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için düzenli cilt kontrolünün hayati önem taşıdığının altını çizen Uzm. Dr. Gül, "Cildimizde oluşan yeni benler, mevcut benlerde büyüme, şekil ve renk değişikliği, düzensiz kenar oluşumu, iyileşmeyen yaralar ve uzun süre geçmeyen kırmızı lekeler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına başvurulması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. DÜZENLİ KONTROL YAPTIRIN Sağlık Bakanlığı'nın toplum sağlığını korumak amacıyla güneşten korunma, erken tanı ve düzenli deri muayenesinin önemine dikkat çektiğini dile getiren Uzm. Dr. Gül, İl Sağlık Müdürlüğü aracılığı ile belirli dönemlerde ücretsiz deri taramaları, farkındalık çalışmaları düzenlenerek vatandaşların erken tanı imkanlarından faydalanmasının desteklendiğini ifade etti. Güneş koruyucu kullanın Deri kanseriyle mücadelenin bireysel önlemlerle ve doğru koruma yöntemleriyle başladığını hatırlatan Dr. Ceren Gül, vatandaşlara şu şekilde önerilerde bulundu: "Deri kanseriyle mücadele etmek bizim elimizde. Yaz, kış güneş koruyucu kullanmayı ihmal etmeyin. Güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde uzun süre dışarıda kalmaktan kaçının. Solaryum kullanımından uzak durun. Ayda bir kez kendi kendinize deri muayenesi yapmayı, yılda en his bir kez dermatoloji uzmanına başvurarak cilt kontrolünden geçmeyi unutmayın. Unutmayalım, erken tanı hayat kurtarır."

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı Haber

Sağlıkta yangın güvenliği alarmı: Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan yeni eylem planı çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, son yıllarda sağlık kuruluşlarında meydana gelen yangınların, yangın müdahale sistemlerinin yeterliliği ve Sağlık Bakanlığı’nın bu alandaki denetimlerine dair kamuoyunda endişe yarattığını ifade etti. Pala, hastanelerin yüksek riskli yapılar olduğunu vurgulayarak, yangın güvenliğinin yalnızca teknik bir konu değil, doğrudan bir hasta güvenliği ve halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. Hastane yangınları hastaların ve sağlık çalışanlarının yaşamını tehdit ediyor. Örneğin 2009’da Bursa'da Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi'nde çıkan yangında Yoğun Bakım Servisi'nde yatan 8 hasta; 2020’de Gaziantep'te SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesinde çıkan yangında 9 hasta; aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi'ne bağlı Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı binasında çıkan yangın sonucu bir hasta ve 2023’te İstanbul’da Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti. Bazı hastalar ve sağlık çalışanları da yaralandı. Konuya ilişkin Pala, “Hastaneler; yataklı tedavi hizmetlerinin sunulduğu, hareket kabiliyeti kısıtlı, yaşlı, çocuk, engelli, ameliyat sonrası bakım ve yoğun bakım hastalarının bulunduğu yüksek riskli yapılardır. Yangın anında kendi başına tahliye olamayacak hastaların bulunduğu sağlık kuruluşlarında yangın müdahale sistemlerinin ve acil çıkışların eksiksiz çalışması yaşamsal önemdedir. Özellikle, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’te yapılan değişiklikler sonrası sağlık kuruluşlarında yaşanan yangınlar, Sağlık Bakanlığı’nın yönetmelik hükümlerine ne ölçüde uyabildiğine ve uygulamaları ne düzeyde denetleyebildiğine dair açıklama yapmasını gerektirmektedir” dedi. Prof. Dr. Pala, kamuya açık sağlık kuruluşlarındaki yangın müdahale sistemlerinin kapasitesi, personel eğitimleri ve denetimlerin detaylarına yönelik Sağlık Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 3 Mart 2026 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesince öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık, önergeyi yanıtlamayarak yangın riskine karşı sorumluluğunu gözden kaçırmaktadır! Riskli hastaneler derhal açıklanmalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle son beş yıl içinde kaç hastanede yangın denetimi yapıldığını, kaç hastanede eksiklik tespit edildiğini ve yangın güvenliği açısından yetersiz bulunan hastaneler hakkında ne tür idari yaptırımlar uygulandığını sordu. Pala, “Bakanlık, ilgili soruları yanıtlamayarak hastanelerdeki yangın tehdidinin yarattığı hayati riske karşı sorumluluk almadığını göstermektedir. Yangın güvenliği açısından riskli olduğu tespit edilen hastanelerin açıklanamaması hem denetim hem de uygulama alanındaki zafiyetlerin kamuoyundan gizlendiği düşüncesini güçlendirmektedir.” açıklamasında bulundu. “Yeni bir eylem planı şart; özellikle yoğun bakım gibi riskli birimler için çalışmalara derhal başlanmalı!” Pala, olası can kayıplarının ve yaralanmaların önlenmesi amacıyla, hastanelerin yangın güvenliği açısından gözden geçirileceği ve gerekli önlemlerin alınmasının sağlanacağı bir eylem planı hazırlanması gerektiğini ifade etti. “Yoğun bakım, ameliyathane ve acil servis gibi yüksek riskli birimler bu çalışmalar içinde önceliklendirilmelidir. Yüksek riskli birimlerde yangın anında uygulanacak tahliye planları hazırlanmalı; hareket kabiliyeti kısıtlı, yoğun bakım altındaki hastaların tahliyesi için özel ekipmanlar her hastanede bulundurulmalıdır. Sağlık personeline yangınla mücadele, tahliye ve acil durum yönetimi konusunda düzenli eğitim verilmesi de ertelenemez bir zorunluluktur. Bakanlık, sağlık kuruluşlarında olası bir yangının yaratacağı etkileri ciddiye almalı ve yürüttüğü çalışmaların hesabını kamuoyuna vermelidir” dedi.

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın" Haber

Bursa Milletvekili Pala’dan meclis’te deprem çağrısı: "Kamu hastanelerinin analiz sonuçlarını açıklayın"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, kamu hastanelerinin depreme dayanıklılığına ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 25 Şubat 2026 tarihinde yönelttiği soru önergesinin yanıtsız bırakılmasına tepki gösterdi. Pala, 6 Şubat depremlerinin sağlık tesislerinin dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koyduğunu, buna karşın Bakanlığın ne sağlık çalışanların ne de hastaların güvenliği noktasında sorumluluğunu yerine getirmediğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “Türkiye, bir deprem ülkesi. 6 Şubat depremleri başta olmak üzere, yaşanan büyük afetler; kamu binalarının, özellikle de sağlık tesislerinin depreme dayanıklılığı konusunun yaşamsal önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Deprem anında ve sonrasında sağlık hizmetinin kesintisiz sürdürülmesi, yalnızca idari bir tercih değil; devletin anayasal yükümlülüğüdür. Buna karşın, Bakanlık çeşitli illerde depreme dayanıksız olduğu yönünde teknik rapor bulunduğu iddia edilen hastaneler hakkında kamuoyuna bir açıklama yapmamış, bu konu hakkında iletilen soru önergelerini yanıtsız bırakmaya devam etmektedir. Eğer depreme dayanıksız olduğu raporlanan hastaneler, Hatay’da 6 Şubat öncesinde olduğu gibi, hâlen aktif olarak hizmet veriyorsa, bu durum hem sağlık çalışanlarının hem de hastaların güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir” eleştirisinde bulundu. “Bakanların soru önergelerine yanıt vermesi Anayasa uyarınca bir zorunluluktur,” diyen Pala, soru önergelerinin yanıtsız bırakılmasını Meclis’in denetim yetkisinin fiilen işlevsizleştirilmesi olarak nitelendirdi. Pala’nın konuya ilişkin Sağlık Bakanlığı’na 21 Ocak 2024 tarihinde ilettiği önceki iki soru önergesine de anayasal süre içerisinde yanıt verilmemişti. “Sağlık yatırımları için yeterli finansman ayrılmaması, sağlık çalışanlarının ve hastaların güvenliğini riske atıyor!” Milletvekili Pala, 25 Şubat tarihli soru önergesinde Sağlık Bakanlığı’na kamu hastanelerinde son 10 yıl içinde kaç deprem performans analizi yapıldığını ve bu çalışmaların sonuçlarını sordu. Pala, “Bakanlık bu sorulara yanıt vermeyerek geçmiş afetlerden ders alınmadığını ve bu alanda bir çalışma olmadığını doğrulamaktadır. 6 Şubat depremlerinde dayanıksızlığı sebebiyle İskenderun ve Antakya’da yıkılan hastanelerde çok sayıda sağlık çalışanı ve hasta hayatını kaybetmişken, dayanıksızlığı raporlanan hastanelerin hizmete devam etmesi kabul edilemez. Bakanlık sebebi olduğu can güvenliği riskinin idari sorumluluğunu almalı, kamuoyuna hesap vermelidir” dedi. Deprem performans analizlerinin bir an önce başlatılması gerektiğini ifade eden Pala, öncelikle birinci derece deprem bölgesinde yer alan sağlık kuruluşlarının değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamasının sonunda Pala, “Bakanlık bu bölgelerde kaç hastanenin ‘güçlendirme gerekli’, ‘riskli’ veya ‘yıkılıp yeniden yapılması’ şeklinde raporlandığını kamuoyuna duyurmalı, aradan geçen süre boyunca tahliye ve yeniden yapım işlemlerinin neden yürütülmediğini açıklamalıdır. Depremden etkilenen bölgelerde birinci basamak sağlık kuruluşları başta olmak üzere, kamu sağlık kuruluşlarına ilişkin hedeflerin gerçekleştirilemediği açıktır. Sağlık alanına ayrılan yetersiz kamu finansmanının yükü sağlık çalışanları ve hasta güvenliği riske atılarak telafi edilemez” çağrısında bulundu.

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı! Haber

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı!

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, görme engelli Tip 1 diyabet hastalarının kan şekerlerini doğru takip edebilmeleri için sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişiminlerinin gerekli olduğunu, ancak bu cihazların geri ödenmesi noktasında ciddi engeller yaşandığını belirtti. Prof. Dr. Pala, modern cihazların sağlık etkisine ilişkin, “Tip 1 diyabet, yaşam boyu süren ve düzenli kan şekeri takibini zorunlu kılan kronik bir hastalıktır. Diyabet yönetiminde kan şekeri düzeylerinin düzenli ve doğru şekilde izlenememesi; hipoglisemi ve hiperglisemi atakları başta olmak üzere ani riskler doğurabilmektedir. Görme engelli Tip 1 diyabet hastaları, geleneksel parmak delme yöntemiyle yapılan ölçümlerde kanı test çubuğuna denk getirme ve sonucu okuma gibi aşamalarda ciddi zorluklar yaşamaktadır. Bu durum, görme engelli hastalarda kan şekerindeki ani değişimlerin fark edilememesine ve hayati tehlike yaratabilecek gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle, görme engelli hastalar için sesli uyarı özelliği bulunan Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişim tıbbi bir zorunluluktur” açıklamasında bulundu. Prof. Pala, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) 26 Aralık 2025 tarihli kararında, Tip 1 diyabet hastalarının sürekli kan şekeri izlemi yapan sistemler gibi yeni geliştirilen teknolojilere erişiminin bir hak olduğunu belirttiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na bu cihazların geri ödeme kapsamına alınması yönünde tavsiyede bulunduğunu kaydetti. KDK’nın önerisine rağmen yetişkin ve görme engelli bireyler için Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında tam geri ödeme listesine alınmadığını belirten Pala, bu alandaki çalışmaların ayrıntılarına yönelik bilgi talep ettiği iki soru önergesi hazırladı. Buna karşın, kendilerine 9 Şubat 2026 tarihinde iletilen soru önergelerine ne Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal sürede yanıt verebildi. “SGK, Kamu Denetleme Kurumu’nun önerisini dikkate almıyor; cihazlara erişimde yaş engeli kabul edilemez!” Prof. Dr. Pala, yönelttiği soru önergelerinde öncelikle SGK ve Sağlık Bakanlığı’nın KDK kararı doğrultusunda, sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin görme engelli diyabet hastaları açısından tıbbi zorunluluk olup olmadığına ilişkin resmi bir değerlendirmede bulunup bulunmadığını sordu. “Bakanlıkların iletilen soru önergelerine yanıt verememesi, görme engelli diyabet hastalarının sağlık hakkına erişimde karşılaştığı hayati engelin görmezden gelindiğini göstermektedir. Sağlık Bakanlığı, sağlığa erişimde karşılaşılan bu eşitsiz uygulamanın hastalar üzerindeki etkisini gizlemektedir. KDK’nın önerisi de ortadayken, bu cihazların görme engelli hastalar için tıbbi bir zorunluluk olduğu neden anlaşılmamaktadır?” eleştirisinde bulundu. Pala, Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin, geri ödeme kapsamına alınması gerektiğini vurguladı. “Engelli bireylerin de herkes gibi sağlık hizmetlerine eşit ve güvenli erişimi anayasal bir haktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hasta dernekleri, engelli örgütleri ve meslek odalarının çağrılarını dikkate alarak bu cihazları derhal tam geri ödeme kapsamına almalıdır. Yalnızca bu olgu bile Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında ticarileştirilen ve kamu kaynaklarının son derece yetersiz kaldığı sağlık sistemindeki zafiyetleri gözler önüne sermektedir. Ülkemizde sağlığa ayrılan kamu kaynakları artırılmalı ve tüm yurttaşların ihtiyaçları doğrultusunda nitelikli sağlık hizmetlerine eşit, zamanında ve ücretsiz erişimleri güvence altına alınmalıdır. Aksi takdirde sağlık hakkı ihlallerinin önüne geçmek mümkün değildir” dedi.

CHP'li Kayıhan Pala’dan 1 milyar dolarlık projeye tepki: "Bakanlıklar soruları yanıtsız bıraktı" Haber

CHP'li Kayıhan Pala’dan 1 milyar dolarlık projeye tepki: "Bakanlıklar soruları yanıtsız bıraktı"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Dünya Bankası tarafından hazırlanan “Türkiye Üniversite Hastaneleri Dayanıklılık Projesi”nin 24 Mart 2026 tarihinde duyurulduğunu; projenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütüleceğinin bildirilmesine karşın ayrıntılarına yönelik net bir açıklama yapılmadığını belirtti. Pala, duyuruda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın borçlanan kurum olarak gösterildiğini ve proje kapsamında 1 milyar 50 milyon ABD doları kredi verileceğini kaydetti. Bu ölçekte bir projenin kamuoyunda tartışılmadan hazırlanmasının şeffaflık ve kamu kaynaklarının etkili kullanımı açısından endişe yarattığını ifade etti. Konuya ilişkin Pala, “Dünya Bankası kaynaklarında, projenin deprem riski yüksek bölgelerde bulunan kamu üniversite hastanelerinin afetlere karşı dayanıklılığını artırmayı hedeflediği görülmektedir. Bu doğrultuda seçilecek dokuz hastanenin acil durumlarda hizmet sürekliliğini sağlayacak biçimde geliştirilmesi veya yeniden inşa edilmesinin planlandığı ifade edilmektedir. Dünya Bankası tarafından duyurulan böylesi bir projenin ülkemizde kamuoyuna yansıtılmaması dikkat çekicidir. Aynı kaynaklarda proje kapsamında Hazine ve Maliye Bakanlığı’na 1 milyar 50 milyon ABD doları kredi verileceği belirtilirken, proje çevresel ve sosyal risk düzeyi ‘yüksek’ olarak sınıflandırılmaktadır. Kamu kaynakları üzerinde ciddi bir yük oluşturacak bu ölçekte bir projenin her aşamasında şeffaf ve hesap verilebilir olunmalıdır” açıklamasında bulundu. Milletvekili Pala, proje kapsamına alınacak hastanelerin nasıl seçileceği, dönüşüm sürecinde hizmetlerin nasıl sürdürüleceği ve bu süreçte çevresel, sosyal ve finansal etkilerin nasıl yönetileceğine dair bilgi talep ederek ilgili iki Bakanlığa soru önergesi iletti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum kendisine iletilen soru önergesine, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt vermezken, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek projenin genel çerçevesine atıfta bulunarak soruların büyük çoğunluğunu yanıtsız bıraktı. “Projenin hedefleri somut değil; ihale şartnameleriyle hedefler arasında uyum sağlanmalı ve yüklenici şirketler etkili bir şekilde denetlenmelidir!” Milletvekili Pala, proje kapsamında seçilecek dokuz üniversite hastanesi, seçim ölçütleri, hizmet sürekliliği ve denetim mekanizmalarına ilişkin belirsizliğin sürdüğünü vurguladı. “Deprem riski yüksek bölgelerdeki kamu üniversite hastanelerinin güçlendirilmesi yaşamsal önemdedir. Ancak söz konusu güçlendirmelerin kamu kaynaklarıyla yapılamaması, Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin kamu kaynaklarının yönetimi konusundaki zayıflığını ortaya çıkarmaktadır. Faize çok yüklü kaynak aktaran Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, hastanelerin güçlendirilmesi için kredi bulmak zorunda kalmaktadır. Bu proje kapsamında seçilecek dokuz hastanenin hangi ölçütlerle belirleneceği ve bu noktada nasıl bir ihtiyaç analizi yapılacağı da açıklanmamaktadır. Hazine ve Maliye Bakanlığı yanıtında projenin uygulanmasına yönelik tüm sorumluluğun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda olduğunu ifade etse de sonuçta bütçeden geri ödenecek olan bu kredinin en etkili şekilde kullanılması zorunludur. Dahası, projede tanımlanan ‘dayanıklılık’ hedefinin çerçevesi somut değildir. İhale süreçleri öncesinde bu çerçeve netleşmeli, ihale şartnameleriyle hedefler arasında uyum sağlanmalı, ihale süreçleri şeffaf bir biçimde yürütülmeli ve yüklenici şirketler etkili bir şekilde denetlenmelidir” dedi. “Yapım sürecinde sağlığa erişim güvence altına alınmalıdır!” Pala, Dünya Bankası’nın projenin yüksek çevresel ve sosyal riskler taşıdığını tespit etmesine rağmen bu alanda herhangi bir açıklama yapılmadığını belirtti. “Proje belgelerinde, yapımların gerçekleşeceği bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanabileceği net bir şekilde ifade edilmektedir. Buna karşın iki Bakanlık da ilgili soruları yanıtlamadığı için bu hastanelerde hizmetlerin nasıl devam edeceği ve hastaların sağlığa erişiminin nasıl güvence altına alınacağı bilinmemektedir. 6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde acil servis, travma, yoğun bakım, anne ve çocuk sağlığı gibi kritik hizmetlerin nitelikli bir şekilde sürdürülmesi hayati önem taşımaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının yanı sıra Sağlık Bakanlığı da bu sürece katılmalı ve kamuoyuna sağlık hizmetlerine erişimin nasıl güvence altına alınacağı ve çevresel/sosyal risk değerlendirmelerini de içeren açıklamalar yapılmalıdır” çağrısında bulundu.

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan sert eleştiri: “Sağlıkta geriye gidiş var!” Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan sert eleştiri: “Sağlıkta geriye gidiş var!”

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, geçtiğimiz ocak ayında ancak yayınlanabilen 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı’nın özellikle son on yılda ülkemizde sağlık sisteminin birçok alanında ilerleme kaydedilemediğini, bunun yanı sıra bazı göstergelerde ise geriye gidişi ortaya koyduğunu ifade etti. Konuya ilişkin Pala, “Sağlık İstatistikleri Yıllığı, ülkemizde sağlık sistemi performansının ve kamu kaynaklarının etkin kullanımının izlenmesinde takip edilen en temel resmî kaynaklardan biridir. En son yayımlanan 2024 Yıllığı, Sağlık Bakanlığı’nın bir gurur tablosuymuş gibi kamuoyuna yansıttığı sağlık sisteminde “eşitlik”, “erişilebilirlik”, “verimlilik” ve “kalite” alanlarında gerçekte düşük bir performansı gösteriyor. Örneğin ülkemizde 2024 yılı itibarıyla bebek ölüm hızı Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla 2,9 kat, beş yaş altı ölüm hızı ise 3 kat daha yüksek. Bebek ölüm hızı ve çocuk ölüm hızı AB, OECD ve DSÖ Avrupa Bölgesinin çok üzerindedir! Bu durum kabul edilemez” dedi. Bölgeler arasında bebek ölüm hızında büyük farklılık olduğunu söyleyen Pala, Doğu Karadeniz bölgesinde binde 5,8 olan bebek ölüm hızının, Güneydoğu Anadolu bölgesinde binde 13,6 olduğunu dile getirerek sağlık alanındaki eşitsizliklere dikkat çekti. “Bu vahim tablonun hesabı verilmelidir” diyen Pala, Sağlık Bakanlığı’na 14 Ocak 2026 tarihinde bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Alınan kararlar yetersiz; Bakanlık hedeflerini tutturamıyor!” Prof. Dr. Pala, Sağlık Bakanlığı’nın soru önergesine yanıt vermeyerek neden olduğu sorunların sorumluluğunu almadığını ifade etti. Pala, 2024 yılı Sağlık İstatistikleri Yıllığı’ndaki temel sağlık göstergelerini şu sözlerle değerlendirdi: “2024 yılı verilerine göre Türkiye’de doğumda beklenen yaşam ümidi Avrupa Birliği ortalamasına göre 2,7 yıl, OECD ülke ortalamasına göre ise 3,2 yıl geridedir. Ancak Türkiye her zaman böyle bir ülke değildi. AKP’nin ilk iktidara geldiği yıllarda ülkemizde doğumda beklenen yaşam ümidi DSÖ Avrupa Bölgesi ülkelerinden yüksekti; ancak bu seyir 2014 yılına kadar durağanlaştı ve sonrasında Türkiye bu ülkelerin gerisinde kaldı. İyi yönetilemeyen pandemi döneminde ise bu fark iyice açıldı. Pandemi sonrasındaki yıllarda da fazladan ölümlerde gözlenen yükseklik sürüyor. Türkiye’de kaçınılabilir nedenlere bağlı ölüm hızı yüksek seyretmesine karşın, Sağlık Bakanlığı uzun yıllardır “Önlenebilir Nedenlere Bağlı Ölüm Hızı” ve “Tedavi Edilebilir Nedenlere Bağlı Ölüm Hızı”nı düşürmek için etkili önlemler alamıyor.” Prof.Pala, Sağlık Bakanlığı’nın kronik hastalıkların görülme sıklığındaki yükselişi önleyemediğini, örneğin şeker hastalığı görülme sıklığının yüzde 16,5 ile DSÖ Avrupa Bölgesindeki ülkelerin ortalamasının (Yüzde 7,8) iki katının üzerine çıktığını ekledi. Prof. Dr. Pala, Türkiye’de sağlık alanındaki mevcut olumsuz tablonun meydana gelmesinde, koruyucu hizmetlerin geri plana atılmasının ve tedavi edici hizmetlerin kalitesindeki gerilemenin etkili olduğunu söyledi. Pala “Aşı kapsayıcılığının azalması, aşıyla korunulabilen hastalıklar açısından önemli bir toplum sağlığı tehdidi oluşturmaktadır. Örneğin 2019 yılında yüzde 97 olan KKK (Kızamık, kabakulak, kızamıkçık) aşısının kapsayıcılığının Batı Anadolu bölgesinde yüzde 90’a, İstanbul’da yüzde 92’ye ve Türkiye genelinde yüzde 94’e kadar gerilemesi kabul edilemez. Bu durum bulaşıcı hastalık salgınlarına davetiye çıkartabilir. Nitekim son haftalarda İstanbul ve değişik illerden kızamık olgu sayılarında artış bildirimleri gelmektedir. Sağlık İstatistikleri Yıllığı verilerine göre 2016 yılına kadar 9 olguya inen kızamık, sonrasında hızla yükselerek 2024 yılında 1.582 olguya çıkmıştır. Bakanlık faaliyet raporunda bu alanda biriken aşısız nüfus bulunduğunu ve bu sebeple hedeflerine ulaşamadığını kabul etmiştir. Buna karşın bu nüfusun nasıl biriktiğine ve toplumdaki aşı tereddüdünü nasıl gidereceklerine dair soruları yanıtlamamaktadır” dedi. Pala, ülkemizde tütün kullanımının çok yüksek olduğuna, solunum ve kalp-damar hastalıkları tüm ölümlerin yarısından fazlasına neden olurken tütün kullanımıyla mücadelede son yıllarda yetersiz kalındığına, aksine tütün kullanımının son dönemde daha da arttığına da değindi. “Sağlıkta Dönüşüm Programının yarattığı ‘kışkırtılmış sağlık talebi’ etkili bir sağlık sisteminin önündeki en temel engeldir!” Pala, Adalet ve Kalkınma Partisinin sağlığı ticarileştiren politikaları nedeniyle kışkırtılmış bir sağlık talebi yaratıldığını, bu durumun ise nitelikli hizmete zamanında erişimin önündeki en büyük engellerden biri haline geldiğini ifade etti. Konuya ilişkin Pala, “Sağlık İstatistikleri Yıllığı’nda 2024 yılında kişi başı hekime müracaat sayısının 12,2’ye yükseldiği görülmektedir ki bu sayı OECD ortalamasının neredeyse iki katıdır. Ancak bu gösterge sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini değil, sistemin içinden geçtiği nitelik krizini gözler önüne sermektedir. Mevcut sistemde hekimler hasta başına 5 dakika ayırarak hizmet sunmak zorunda bırakılmakta, sevk zincirinin olmayışı hastanelerdeki yükü katlayarak artırmakta ve hastaların erken taburcu edilmesine neden olmaktadır. Bakanlık OECD ülkelerinde ortalama 8,3 gün olan hastanede ortalama kalış günü süresinin ülkemizde neden 4,2 gün olduğunu ve bu durumun erken taburcu edilen hastaların sağlığını nasıl etkilediğini açıklamalıdır” ifadesini kullandı. Pala, bin kişiye düşen MR ve BT görüntüleme sayılarındaki rekorların Türkiye’ye ait olduğunu ancak bu rekorların hastaların sağlığı üzerinde olumlu etkisinin olmadığını; Türkiye’de doğumda beklenen yaşam ümidinin ve sağlıklı yaşam ümidinin OECD ülkeleri ortalamalarının çok gerisinde olduğunu sözlerine ekledi. Pala açıklamalarını “Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı veriler, sağlığın bir sermaye birikimi ve kâr maksimizasyonu aracı olarak görüldüğünü ve bu yaklaşımla alınan kararların halkın sağlığı üzerinde olumlu etki yaratamadığını açık olarak gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin sağlık politikalarıyla yurttaşların sağlık sorunlarını çözmek olanaklı değildir. Ülkemizde kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemine ihtiyaç duyulmaktadır. CHP iktidarında bu sağlık sistemi kurulacaktır.” diyerek bitirdi.

Bakan Memişoğlu’ndan Hantavirüs açıklaması: "Salgın riski yok, müsterih olun" Haber

Bakan Memişoğlu’ndan Hantavirüs açıklaması: "Salgın riski yok, müsterih olun"

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, bir televizyon kanalında katıldığı canlı yayında sağlık gündemine dair açıklamalarda bulundu. Bakan Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır. Türkiye, COVID-19 pandemisinde sağlık sisteminin direncini ve kapasitesini dünyaya ispat etmiş bir ülke. Bunu en iyi şekilde yöneten ülkelerden bir tanesi olduk. Şu anda da sağlık sistemimiz ve insan gücümüzle her türlü salgını önlemeye ve takip etmeye muktediriz. Bu tip risklere karşı paydaşlarımızla birlikte hazırlıklıyız" dedi. Hantavirüs testi yapılan 5 vatandaşın test sonuçlarının negatif olduğunu açıklayan Memişoğlu, "İki vatandaşımız gemiden daha önce ayrılmıştı, onları da karantinaya aldık. Üç vatandaşımızı kendi uçağımızla gemiden indikleri andan itibaren izole şekilde aldık. Bu beş kişinin Hantavirüs testleri negatif çıktı, 42 günlük karantina süreci devam ediyor" diye konuştu. "TÜRKİYE SAĞLIK SİSTEMİYLE DÜNYADA EN İYİ SAĞLIK HİZMETİ SUNAN ÜLKELERDEN BİRİ OLMUŞ DURUMDA" Türkiye’nin sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olduğunu söyleyen Memişoğlu, "Bizim atalarımız ve medeniyetimiz sağlık sistemini hep ön planda tutmuş. Şimdi biz 2002’den beri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile sağlık alanında inanılmaz bir gelişim süreci yaşadık. Türkiye sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olmuş durumda" şeklinde konuştu. "TÜSEB SON BİR SENEDE 2 BİN PROJEYİ DESTEKLEDİ" TÜSEB’in son bir senede 2 bin projeyi desteklediğini aktaran Bakan Memişoğlu, "Türkiye esasında sağlık alanında üretim yapma konusunda TÜSEB’in, USHAŞ’ın kurulmasıyla son 10-15 yıl içinde önemli adımlar attı. Bu çalışmalar, bir buçuk sene evvel Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonunu ‘Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık’ modeliyle ortaya koymasıyla çok daha yoğunlaşmaya başladı. Biz ‘Üreten Sağlık’ modelinin merkezine Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığını koyduk. TÜSEB son bir senede 2 bin projeyi destekledi" ifadelerini kullandı. CAR-T hücre tedavisindeki uygulamaların aralık ayından beri yapıldığı vurgulayan Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti: "Üreten Sağlık Portalı’nı oluşturduk. Bu portal vasıtasıyla, Türkiye Sağlık Enstitüsü Başkanlığında fikri, finansı ve üreticiyi bir araya getiriyoruz. Yani esasında yaptığımız şu; bilim insanının, fikir insanının fikrini, bilgisini alıp bunu finansla ve üreticiyle buluşturmak ve onu ticari ürün hâline getirmek. Ticari ürün haline getirme aşamasından itibaren Ticaret Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının desteğiyle de büyük bir sağlık üretim sistemi, ekosistemi oluşturmaya çalışıyoruz. Biz yaklaşık bir hafta evvel, yerli renkli doppler ultrasonografi cihazının üretim ve geliştirme süreçleri için imzaları attık. Böylece Türkiye iki sene sonra kendi doppler ultrasonografi cihazını üretebilir hâle gelecek. Hematolojik kanser, kan kanseri tedavileriyle ilgili 4-5 yere TÜSEB vasıtasıyla destek verdik. Yerli CAR-T hücre tedavisinde ilk üretim ve uygulamamızı aralık ayında Ankara Etlik Şehir Hastanemizde gerçekleştirdik ve birçok hastamıza başarıyla uyguladık. Antalya, İstanbul, Kayseri gibi başka illerde de başlıyor" "TÜRKİYE’NİN YERLİ ÜRETİCİSİNE VE BİLİM İNSANINA ÇOK BÜYÜK KATKISI VAR" Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanlarına katkısının yüksek olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Türkiye’de 985 tane çok kapsamlı klinik çalışma var, bunların 10’u yerli fikirle üretilmiş. Biz istiyoruz ki bu sayıyı artıralım. Sağlık Bakanlığı ve TÜSEB olarak Türkiye’ye faydası olacak yerli bir fikrin klinik çalışmalarını birlikte yürütüyorsak bu klinik çalışmalardaki hastalarımızın maliyetini Sosyal Güvenlik Kurumunun karşılayacağı şekilde bir düzenleme yaptık. Bunun Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanına çok büyük katkısı var" dedi. "YERLİ KALP-AKCİĞER MAKİNESİNİ ASELSAN’LA BERABER ÜRETTİK" TÜSEB aracılığıyla 8 aşı için "Yerli Aşı Çağrısı"na çıkıldığını ve Hepatit A aşısını yerli üretim olarak yapıldığını söyleyen Bakan Memişoğlu, Hepatit A aşısının hastanelere verildiğini söyledi. Yutulabilir tablet şeklindeki endoskopi cihazını, dünyada birkaç ülkenin yapabildiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin preklinik çalışmasını yaptığını açıkladı. Bakan Memişoğlu, "Yerli kalp-akciğer makinesini ASELSAN’la beraber ürettik. İlk olarak Bilkent Hastanesine teslim ettik. Önümüzdeki günlerde ilk defa kullanacağız. Biz yerli üretilen, gerçekten millî değerleriyle yeni şeyler söyleyen her türlü girişimi ve teknolojik yatırımı destekliyoruz. Böylece Türkiye esasında sağlıkla ilgili yeni büyük bir yol kat etmeye başladı. Türkiye; sağlık turizmi dâhil, ilaç sanayisi dâhil, malzeme ve cihaz üreticisi dâhil, altyapısıyla sağlık sektörü olarak büyük bir potansiyele sahip. Bunu her zaman ifade ediyorum; bizim hedefimiz 5 yılda 10 milyar dolar, 10 yılda 50 milyar dolarlık ihracat yapmaktır" diye konuştu. "BİN 700 TANE KENDİ SAĞLIK ÜRETİCİMİZ VAR" Bakan Memişoğlu, "Bu ihracat hedefini başarabilecek bir altyapı ve insan gücüne, artı şu anda bunu yapabilecek kapasiteye sahip bir ülke Türkiye. Bin 700 tane kendi sağlık üreticimiz var bizim. 800 tane ilaç fabrikamız, 200’ü kendi ilacını üreten fabrikamız var. Bunlara baktığınız zaman bilim insanlarıyla, şehir hastaneleriyle, TÜSEB’in desteğiyle biz bunu rahatlıkla başarabilecek bir kapasiteye sahibiz. Ama şu anda baktığınızda yaklaşık 2 milyar dolarlık bir ilaç ihracatımız, 2-3 milyar dolar arasında bir sağlık turizmi kapasitemiz var ama bu bize artık yetmez. Biz bunun çok daha üstüne çıkabilecek altyapıya sahibiz" dedi. "SMA İLACIMIZI KENDİMİZ ÜRETİYORUZ ARTIK" SMA ilaçlarının Türkiye tarafından üretildiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, "Bilim insanımız, mühendisimiz, sağlık üreticimiz üretsin. Biz Sağlık Bakanlığı olarak bunları sağlık sistemimizde kullanmaya hazırız. Yeter ki onlar üretsinler. Baktığınız zaman 2.000 tane proje destekliyoruz. SMA ilacımızı kendimiz üretiyoruz artık. Klinik çalışmalar başladı. SMA ilacının özel sektör ve onlarla beraber TÜSEB’in desteğiyle, TİTCK’nin ruhsatını verdiği preklinik çalışmasının son aşamasına gelerek insanlarımıza kullandırdığımız kendi SMA ilacımızı üretiyoruz. Ben bunu uluslararası alanda da söylüyorum; Türkiye artık sağlıkta sadece bir pazar gibi gözükmesin. Türkiye sağlıkta artık teknolojisinde, üretiminde bir ortaktır, bir rol ortaya koyucudur diyoruz" şeklinde konuştu. "SON BİR SENE İÇİNDE 7 MİLYON İNSANIMIZI TARADIK" ‘Koruyan Sağlık’ kapsamında yapılan çalışmalardan bahseden Memişoğlu, "‘Koruyan Sağlık’ kapsamında kanserle ilgili; biz ücretsiz olarak belli yaş grubundaki insanlara Aile Hekimliklerinde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde kanser taraması yapıyoruz. Esasında tedaviden önce korunmayı ön plana tutmamız gerekiyor. Son bir sene içinde 7 milyon insanımızı taradık. Bunlardan 276 binini kanser şüphesiyle hastanemizden randevu alarak ikinci ve üçüncü basamaklarda takip ettik. Ve ileri tetkiklerle destekleyerek 28 bin kişiye erken kanser teşhisi koyduk. Böylece kanseri hem tedavi ettik hem de insanların yaşamını yeniden kazandırdık. ‘Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun’ diyoruz. Bu erken taramaları, ücretsiz taramaları Aile Hekimliklerinde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde toplumumuzun özellikle gidip yaptırmasını istiyoruz" dedi. Sezaryen ameliyattan bahseden Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti: "Vatandaşımızın sağlıklı kalmak için de sağlık hizmetlerinden faydalanmasını istiyoruz. Sadece hastalık için bizden hizmet almasınlar. Sağlıklı kalmak, sağlıkla yaşamlarını sürdürmek için biz onları Sigara Bırakma Polikliniklerine, Sağlıklı Hayat Merkezlerine, Aile Sağlığı Merkezlerine bekliyoruz. Ben Sağlık Bakanıyım. İnsanlara sağlıklı olmayı ve nasıl sağlıklı kalınacağını da anlatmakla mükellefim. Nasıl sigara içmeyin diyorsam, sigara sağlığa zararlıdır diyorsam, sigara insanları öldürür, akciğer kanseri yapar, kalp krizi geçirme riskini artırır, damar hastalıklarına neden olur diyorsam; sezaryenin de bir ameliyat şekli olduğunu, zorunlu kalmadıkça sezaryen yapılmaması gerektiğini, fizyolojik olanın yani doğal olanın normal doğum olduğunu, vajinal doğum olduğunu, hem anne sağlığı açısından hem de çocuk sağlığı açısından normal olanın doğal doğum olduğunu söylüyorum." "TÜRKİYE’DE İLK DEFA GEÇEN SENE SEZARYEN ORANI DÜŞME MEYLİNE GİRDİ" Türkiye’de sezaryen oranının ilk defa geçen sene düşme meyline girdiğini ifaden Bakan Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Bu ameliyat türü (sezaryen) ne zaman gerekli? 10 doğumdan en fazla bir buçuğunda; yani 1 ile 1,5 arasında. Ama biz şu anda Türkiye’de 10 doğumdan 6’sını, yarısından çoğunu sezaryen yapıyoruz. 59,7 şu anda sezaryen oranımız. İlk doğumda sezaryen oranımız yüzde 30,4; yani 3 doğumdan 1 tanesi. Halbuki Dünya Sağlık Örgütü tıbbi olarak 10 doğumdan 1 tanesinin sezaryen olması gerektiğini söylüyor. Şimdi eğer siz 10 doğumdan 6’sını sezaryen yapıyorsanız demek ki en az 4’ünü isteğe bağlı sezaryen yapıyorsunuz. Biz her hastanede koordinatör ebeler görevlendirdik. Ebelerin doğuma girmesini ve onu koordine etmesinin mevzuatının altyapısını oluşturduk. İlk kez anne olacak anne adaylarına gebeliğinin son üç ayında ebelerimiz eşlik edecek. ‘Annelik Yolculuğu’ diye bir telefon uygulaması yaptık. Hastanelerimizde, Aile Hekimliklerimizde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde Gebe Okulları oluşturduk." "Ben anne adaylarımızla ve hekimlerimizle hep beraber sezaryen oranlarımızı sağlıklı hale getirmek istiyorum. Şu anda Türkiye’de ilk defa geçen sene sezaryen oranı düşme meyline girdi yıllar sonra. Bunu biz hep beraber daha da düşüreceğiz."

Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert eleştiri: "Bursa 112 kan ağlıyor!" Haber

Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert eleştiri: "Bursa 112 kan ağlıyor!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’da 112 Acil Sağlık hizmetlerinde görev yapan sağlık çalışanlarından son dönemde acil sağlık hizmetlerinin altyapısı, çalışma koşulları ve idari uygulamalara yönelik çok sayıda şikâyet aldığını belirterek, 26 Ocak 2026 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. Konuya ilişkin Pala, “Bursa’da acil sağlık hizmet altyapısının yetersiz kaldığı uzun zamandır bilinmektedir. Sağlık İstatistikleri Yıllığı verilerine göre 2024 yılında Türkiye genelinde ambulans başına düşen nüfus 15 bin 124 iken, Bursa’da bu sayı 22 bin 490’dır. Yıllığa göre ilde 144 ambulans bulunmaktadır; yapılan şikâyetler ise bu araçların önemli bir kısmının kazalı veya arızalı olarak yetkili servis otoparklarında bekletildiğini göstermektedir. Bakanlık, Bursa’da kaç adet faal acil yardım ambulansı bulunduğuna yönelik soruları yanıtlamayarak karşılaşılan ağır tabloyu kamuoyundan gizlemektedir” dedi. Prof. Dr. Pala, Bursa’daki Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu (ASHİ) sayısının da yetersiz kaldığını ve bu durumun bazı bölgelerde hizmete erişimi doğrudan kısıtladığını ifade etti. “Bursa’da ASHİ başına düşen nüfus da aynı şekilde ülke ortalamasının çok üzerindedir. Bunun ötesinde, bazı bölgelerde yapımı ve Personel Dağıtım Cetveli tamamlanmış ASHİ’lerin bir türlü faaliyete geçirilmediği, bu sebeple o bölgelerde yaşayan yurttaşların hizmete ulaşmakta zorluklar yaşadığı ifade edilmektedir. Bakanlık, acil sağlık hizmetlerine erişimde böylesi bir eşitsizliğin neden yaşandığını ve sorunun çözümüne yönelik nasıl bir çalışması olduğunu açıklayamamaktadır. Bursa iyi bir 112 acil hizmeti yapılanmasını hak ediyor” dedi. “Bursa’da 112 acil hizmetlerindeki açık, çalışanların ve hastaların güvenliğini tehdit ediyor!” Prof. Dr. Pala, “Bursa’da acil sağlık personeli çok uzun saatler çalışmaya mecbur bırakılmaktadır. Acil sağlık hizmetleri gibi hızlı kararların alındığı ve müdahalelerin hayati rol oynadığı alanlarda, mevzuatın öngördüğü izin süreleri tanınmadan uzun saatler boyunca çalıştırılmak, yalnızca çalışan memnuniyeti açısından değil, hasta güvenliği açısından da kritik önem taşımaktadır. Ayrıca, gerekli beceri, deneyim ve fiziki yeterliliği bulunmayan personelin zorunlu olarak sürücülüğe yönlendirildiği de iddialar arasında yer almaktadır. Özel beceri ve eğitim gerektiren ambulans sürücülüğü alanında, bu yeterlilikler bulunmadan sağlık personeline böyle bir görevin zorunlu olarak dayatılması, sağlık çalışanlarını ve hastaları riske atabilir” eleştirisinde bulundu. Açıklamasının sonunda Pala, Bakanlığı Bursa’da 112 Acil Sağlık hizmetleri personelinin şikâyetlerini değerlendirmeye ve mevcut durumu şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmaya çağırdı: “Hayati öneme sahip acil sağlık hizmetlerinin en nitelikli şekilde sürdürülebilmesi için Bakanlığın sağlık personelinin çağrılarına kulak vermesi zorunludur. Aksi takdirde acil hastalar ve sağlık çalışanları zarar görebilir.”

Kayıhan Pala’dan bakanlığa: Yabancı hasta borcu ne oldu? Haber

Kayıhan Pala’dan bakanlığa: Yabancı hasta borcu ne oldu?

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Sayıştay Başkanlığı’nın 2023 yılı Sağlık Bakanlığı Denetim Raporu’nda yer alan bir bulguya dikkat çekerek Sağlık Bakanlığı’na kapsamlı bir soru önergesi verdi. Milletvekili Pala, Sayıştay’ın yabancı uyruklu hastalara 2022 yılında sunulan sağlık hizmetlerinden doğan 214,6 milyon TL tutarındaki alacağın tahsil edilemediğini tespit ettiğini, bu alacağın büyük ölçüde kamu hastanelerinde hasta kimlik, iletişim ve adres bilgilerinin eksik kaydedilmesi nedeniyle tahsil edilemediğini bildirdi. Konuya ilişkin Pala, “Ülkemizde sağlık hizmeti sunulan yabancı uyruklu hastaların kayıt, faturalama ve tahsilat süreçlerinde ciddi yapısal zafiyetler bulunduğu açıktır. Yabancılara sunulan sağlık hizmeti bedellerinin tahsil edilmemesi, yabancı hastalara yönelik sağlık harcamalarının fiilen vatandaşların vergileriyle karşılanmasına yol açmaktadır. Mevcut sağlık sisteminde Genel Sağlık Sigortası prim borcu olan vatandaşların ilaç ücretleri bile karşılanmazken, kamu kaynaklarının böylesi zafiyetlerin üstünü örtmek için kullanılması kabul edilemez” eleştirisinde bulundu. Milletvekili Pala, soru önergesinde yabancı uyruklu hastalara sunulan hizmetlerin güncel boyutuna, borç durumuna ve sağlık güvencesi olmayan hastalardan alacakların eksiksiz tahsil edilebilmesi için yürütülen çalışmalara ilişkin ayrıntılı bilgi talep etti. Buna karşın, Bakan Kemal Memişoğlu kendisine 21 Ekim 2025 tarihinde iletilen soru önergesine, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Kamu kaynakları güvence altına alınmalı, ülkeye giren yabancı uyruklu kişilerde seyahat sağlık sigortası aranmalıdır!” Milletvekili Pala, ayrıca yabancı uyruklu kişilerin ülkeye girişlerinde seyahat sağlık güvencesi aranmasının önemini vurgulayarak Bakanlığa bu konuda yürütülen bir mevzuat çalışması olup olmadığını sordu. “Avrupa ülkelerinin büyük bir çoğunluğu turistlerin seyahatleri öncesinde seyahat sağlık sigortası yaptırmalarını zorunlu tutmaktadır. Bunun nedeni, bu ülkelerin sağlık sistemlerinde benzer bir alacak riskinin doğrudan kamu kaynakları üzerinde yaratacağı riskin bilinmesidir. İlgili Sayıştay raporu da alacağın kamu hastanelerinde oluştuğunu belirtmektedir. Böylesi bir sorunun tespit edilmesinin üzerinden iki yılı aşkın süre geçmişken, bu alanda gerekli çalışmaların yapılması ve önlemlerin kamuoyuna duyurulması çoktan gerekirdi” açıklamasında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.