SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sağlık Çalışanları

Söz Bursa - Sağlık Çalışanları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Çalışanları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!" Haber

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!"

Bursa Tabip Odası 14 Mart Tıp Haftası kapsamında düzenlenen Sağlık Hakkı Yürüyüşünü, bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü Bursa’da basın açıklaması, yürüyüş ve çelenk bırakma töreniyle gerçekleştirdi. Saat 12.30’da Setbaşı’nda toplanan hekimler adına açıklamayı Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş gerçekleştirdi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmiye Funda Coşkun, Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktılar. Sağlık Hakkı Yürüyüşüne, BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş, BTO Genel Sekteri Dr. Muhsin Güllü, BTO Yönetim Kurulu Üyelerinden Dr. Ferda Firdin, Dr. Deniz Alpan, Dr. Kenan Ergus, Dr. Ertuğrul Mehmetoğlu, TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Güzide Elitez, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sivil toplum örgütleri, sendika temsilcileri ve çok sayıda hekim katıldı. Dr. Kadir Binbaş ‘ın okuduğu açıklamanın tam metni ise şöyle: Değerli meslektaşlarımız, Değerli sağlık emekçileri, Değerli halkımız, Bugün 14 Mart. Tıbbın, hekimliğin kurucusu, Hipokratın, Galenin yaşadığı topraklarda hekimliğin insan sağlığına adanmış bir meslek olmanın ötesinde, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu gösteren bir günün yıldönümünde bir aradayız. 14 Mart 1927’de ülkemizde modern tıp eğitiminin başladığı gündür. Ancak sıradan bir takvim günü değildir. İlk defa, 107 yıl önce, 14 Mart 1919’da İngiliz işgali altındaki İstanbul’da tıbbiyelilerin, tıp öğrencilerinin “Bu ülke bizimdir!” diyerek ayağa kalktığı bir gündür. Bu açıdan 14 Mart; tarihtir, direniştir, sorumluluktur. Tıbbiyeliler o gün yalnızca bir okulun kuruluşunu kutlamadı. Bir şey söylediler: Hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değildir. Hekimlik aynı zamanda toplumun geleceğine sahip çıkmaktır! İşte biz bugün Ankara’da, o geleneğin mirasçıları olarak buradayız. BUGÜN 14 MART… AMA KUTLAMA YAPMAK ZOR 14 Mart ülkemize özel bir gün. Dünyada böyle bir bayram yok. Yanlızca ülkemizde kutlanan Tıp Bayramı olarak biliniyor, kutlanıyor ama bugün burada bir bayramı kutlamak için toplanmadık. Çünkü bu ülkede sağlık sisteminin hali ne yazık ki gerçek bir kutlamaya izin vermiyor. Ülkemizde sağlık alanında çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Yıllardır uygulanan ve adına Sağlıkta Dönüşüm Programı denilen politikalar, sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp alınıp satılan bir meta haline getirdi. Sağlık hizmeti toplumun ihtiyacına göre değil, piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itildi, bölgeye dayalı bütünleşik sağlık hizmeti sunan sağlık ocakları kapatıldı, yerine bireye yönelik tanı tedavi hizmeti sunan Aile Sağlığı Merkezleri açıldı. ASM’ler, kamu hastaneleri işletmelere dönüştürüldü. Kamu kaynakları özel sağlık sektörüne aktarıldı. SONUÇ NE OLDU? Bugün: Hastalar randevu bulamıyor, muayene süreleri birkaç dakikaya sıkıştırılıyor, sağlık çalışanları aşırı iş yükü altında eziliyor, hastalarla hekimler karşı karşıya getiriliyor sağlıkta şiddet sıradanlaşıyor, cepten harcamalar artıyor, parası olan hızla ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşırken parası olmayanların basit sağlık sorunları bile aylarca çözülemiyor. Bugün Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısı 1 milyarı aştı, kişi başına 12’yi geçti. Avrupa ortalamasının 2 katı doktora başvuru var. Tek başına bu bile bizim gibi genç nüfuslu bir ülkede sağlığın kötü yönetildiğini gösteriyor. Halkın sağlık hakkı zarar görüyor. Sağlık göstergelerimiz kötüye gidiyor. Türkiye’de doğan bir bebek Avrupa’da benzer gelişmişliğe sahip ülkelerde doğan bir bebekten 3-4 yıl daha kısa yaşıyor. Önlenebilir ölümler OECD ülke ortalamasının üzerinde. Aşıyla önlenebilir hastalıklardan bebekler ölüyor. Bu sistem halkın sağlığını bozmakla kalmıyor hekimleri ve sağlık çalışanlarını da tüketiyor. Bugün hekimler: Aşırı iş yükü altında, güvencesiz koşullarda, şiddet tehdidi altında, gelecek kaygısıyla çalışıyor. Genç hekimler ülkeyi terk etmeyi düşünüyor. Deneyimli hekimler emekli maaşları ile geçinemediğinden emekli olamıyor. Bu kadar yoğun çalışma sürelerine ragmen ne kendilerine ne de hastalara fayda sağlayamadığını düşünen hekimler tükenmişlik yaşıyor, mesleğinden soğuyor. Ama biz biliyoruz ki sorun hekimlerde değil. Sorun sağlık sisteminin kendisindedir. Biz hekimler Hipokrat’tan bu yana binlerce yıldır aynı etik değerlerin mirasçılarıyız. Hekimlik: İnsan yaşamını her şeyin üstünde tutmaktır, hastanın yararını öncelemektir, bilimden ve akıldan sapmamaktır, insan onuruna saygı göstermektir. Toplum için çalışmak bunun için mesleğini en iyi şekilde yapmaktır. Ama bugün uygulanan sağlık politikaları bu iyi hekimlik değerlerini aşındırıyor. Sistem bizleri performans baskısı altında çalışmaya zorluyor. Performansı da yaptığımız işin değeriyle değil sayısıyla ölçüyor. Bugün bir hastaya ne kadar zaman ayrılması gerektiğine hekim değil MHRS karar veriyor. Hekimin bilgisi, iradesi yok sayılıyor, mesleki bağımsızlığımız elimizden alınıyor. Biz buna razı değiliz. Çünkü biliyoruz: Biz biliyoruz ki iyi hekimlik yapılamayan bir sistem iyi bir sağlık sistemi değildir. Ama biz sadece eleştirmiyoruz. Biz sadece sorunları söylemiyoruz. Biz çözüm de sunuyoruz. Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkündür. Bu ülkenin bunu sağlayacak yeterli bilgi birikimi vardır. Bu ülkenin yetişmiş ve pandemide gördüğümüz gibi fedakarca çalışan insan gücü, hekimleri, hemşireleri, diş hekimleri sağlık emekçileri vardır. Bu ülkenin kaynakları da vardır. Yeter ki sağlık sistemi piyasa için değil insan için kurulmuş olsun. Sağlık hizmeti bir ticari sektör değil kamusal bir hak olarak bu ülkede yaşayan herkese eşit, ücretsi, ulaşılabilir ve nitelikli olarak verilebilsin. Hekimler ve sağlık çalışanları mesleki bağımsızlıklarını koruyabilsin, gelecek kaygısı olmadan, şiddet korkusu yaşamadan çalışabilsin. Tek kaygımız hastalarımızın sağlığı olsun. Bunun için yapılması gerekenler bellidir: Böyle bir sağlık sistemi için: 1. Sağlıkta özelleştirmeye son verilmelidir. 2. SGK’nın özel hastanelerden hizmet alımı durdurulmalıdır. 3. Sağlık için ayrılan kamusal kaynaklar kamu sağlık sistemi için kullanılmalıdır. 4. Birinci basamak sağlık hizmetleri kamu binalarında verilmeli hem sayıca hem nitelik açısından güçlendirilmelidir. Sevk zinciri kurulmalıdır. 5. Hekim ücretleri performansa göre değil emekliliğe yansıyan tek maaş üzerinden düzenlenmelidir. İnsan onuru ve değeri ile bağdaşacak düzeyde olmalıdır. 6. Hekimlerin hastalarına yeterli süre ayırabileceği çalışma koşulları sağlanmalıdır. 7. Hekimlerin serbest çalışma, kendi emeğinin değerini kendisinin belirlemesi önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. 8. Sağlık sisteminin yönetiminde sağlık çalışanlarının ve toplumun söz hakkı olmalıdır. 9. Geleceğin hekimlerini yetiştiren kurumların alt yapı ve öğretim üyesi eksikleri giderilmeli, tıp eğitiminde de sayı değil nitelik öne çıkarılmalıdır. 10. Sağlıkta şiddeti engellemek üzere bütünlüklü bir program hayata geçirilmeli, öncelikle mecliste bekleyen sağlıkta şiddet yasa tasarısı önerimiz bir an önce gündeme alınmalıdır. Bu mücadele sadece hekimlerin mücadelesi değildir. Bu talepler sadece hekimler, sağlık emekçileri için değildir. Hekimlerin, sağlık emekçilerinin etik ilkeler ve bilimin gerekleri doğrultusunda güvenle sağlık hizmeti sunabildiği bir toplumda insanlarımız sağlıklı ve mutlu olabilir. Bugün Bursa’dan bir kez daha söylüyoruz: Biz,adaletin hakim olduğu,laik,demokratik,barış içinde bir ülkedemesleğimizin ve emeğimizin değerinin bilindiği bir sağlık sistemi istiyoruz. Hekimlerin tükenmediği,sağlık çalışanlarının güvende olduğu,halkın eşit ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği başka bir Türkiye mümkündür. Yaşasın hekimlik onuru. Yaşasın iyi hekimlik değerleri. Yaşasın halkın sağlık hakkı. BURSA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

Sağlık Müzesi’nde Pandemi söyleşisi: Deneyimler ve kayıplar konuşuldu Haber

Sağlık Müzesi’nde Pandemi söyleşisi: Deneyimler ve kayıplar konuşuldu

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen programda, COVID-19 pandemisinin tıbbi ve toplumsal etkileri değerlendirilirken, salgında hayatını kaybeden sağlık çalışanları anıldı. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen “Sağlık Buluşmaları” etkinlikleri kapsamında “COVID-19 Pandemisi ve Sağlık: Etkiler, Deneyimler ve Pandemi Şehitlerimiz” başlıklı bir söyleşi düzenlendi. Etkinlikte, dünyayı sarsan pandemi süreci hem bilimsel verilerle hem de toplumsal yansımalarıyla ele alındı. Prof. Dr. Harun Ağca, Prof. Dr. Ali Asan ve Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen’in konuşmacı olarak katıldığı programda, Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel acil durum ilan edilen sürecin detayları aktarıldı. Uzmanlar; virüsün bulaş özellikleri, hastalığın klinik seyri ve ortaya çıkan komplikasyonlar hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Etkinlikte; pandeminin yalnızca bir sağlık krizi olmadığı; sağlık sistemlerinde yarattığı yoğunluğun yanı sıra uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi yeni uygulamalarla sosyal ve ekonomik yaşam üzerinde uzun süreli izler bıraktığı ifade edildi. Salgınla mücadelede dönüm noktası olan mRNA ve inaktif aşıların rolü vurgulanırken, antiviral ilaçlar ile destekleyici tedavi yöntemlerinin hastalığın yönetimindeki etkileri de detaylarıyla konuşuldu. SALGINDA HAYATINI KAYBEDEN SAĞLIK ÇALIŞANLARI ANILDI Programda ayrıca hem Türkiye’de hem de dünyada salgınla mücadelenin ön saflarında yer alırken yaşamını yitiren hekimler ve tüm sağlık personeli, gösterdikleri büyük fedakârlıklara dikkat çekilerek, saygı ve minnetle anıldı.

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru! Haber

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin gün geçtikçe arttığını, buna karşın alınan önlemlerin eksik kaldığını ifade ederek, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu eleştirdi. “Her 10 hekimden 8’inin meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığı bilinirken bu olayların ancak yarısı ‘Beyaz Kod’ ya da diğer kanallar üzerinden bildirilebiliyor. Bu tablo, şiddetin boyutunu ve Bakanlığın önlemlerinin ne denli yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor” dedi. Prof. Dr. Pala, 2013’te yayımlanan sağlıkta şiddetle mücadeleye ilişkin Meclis araştırma raporundaki 66 önerinin büyük bölümünün hayata geçirilmediğini ve Bakanlığın bu konudaki soru önergelerine, veri paylaşımına dayalı yanıt veremediğini belirtti. “Sağlık Bakanlığı, soru önergelerimizi yanıtsız bırakarak, sağlık sistemini derinden tehdit eden şiddet sorununun boyutunu ve yönetim zafiyetlerini sağlık çalışanlarından gizlemektedir” diyen Pala, gelinen noktada net bir açıklamanın zorunlu olduğunu vurgulayarak, Bakan Memişoğlu’na yeni bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan, kendisine 6 Ekim 2025’te iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sağlıkta şiddetin asıl sorumlusu yanlış sağlık politikaları, sağlık çalışanlarını itibarsızlaştıran söylemler ve kışkırtılmış sağlık talebidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin ilk bölümünde 2013 yılında yayımlanan “Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nun üç temel başlıkta sunduğu 66 önerinin, aradan on yıldan uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın kaçının hayata geçirildiğini sordu. Raporda ele alınan başlıkların kurumsal, toplumsal ve çevresel etkenler ile sağlık çalışanları ve hasta arasındaki iletişim olduğunu kaydeden Pala, Bakan’dan her bir başlık altında yapılan çalışmaları ayrıntılı biçimde açıklamasını istedi. “Sağlıkta şiddet sorununa karşı önerilen önlemlerin kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin benimsediği ve Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla bilinen ticarileştirilmiş sağlık sistemi, kamuda çok sınırlı bir finansman ve nüfusa göre sayısı yetersiz sağlık emek gücü olmasına karşın; kışkırtılmış sağlık talebi yaratmış, hastaların beklentilerini karşılanamayacak kadar yükseltmiş, beklentilerin karşılanamaması durumunda ise sağlık çalışanlarını hedef göstermiş ve onları itibarsızlaştıran söylemler dile getirilmiştir. Bu koşullarda sağlık çalışanlarının güvenliği sağlanamaz. Bugün özellikle kamuda sağlık çalışanlarının ilk talebi can güvenliğidir.” dedi. Pala, sağlıkta şiddet sorununa karşı etkili çözümler üretilebilmesi için öncelikle Bakanlığın sorunun kapsam ve boyutu hakkında şeffaf olması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, Bakanlığın Sağlık İstatistikleri Yıllığı gibi düzenli yayımladığı raporlarda, sağlıkta şiddete ilişkin uluslararası karşılaştırılabilir verilerin paylaşılmasını istedi; son on yıldaki “Beyaz Kod” bildirimlerinin sektörlere, illere, meslek gruplarına, cinsiyete ve dallara göre dağılımının kamuoyuna açıklanmasını talep etti. Konuya ilişkin Pala, “Acil servisler, sağlık çalışanlarının şiddete en sık maruz kaldıkları alanlardan biridir. 100 kişi başına acil servise başvuru sayısı OECD ortalaması 27 iken ülkemizde yaklaşık 6 kat daha fazla olmak üzere 177’dir. Acil servis çalışanları kabul edilemez bir iş yükü altında çalıştırılmaktadır. Bakanlık bu çalışma koşullarının şiddet olgularına etkisini derhal değerlendirmeli ve çözümü hızla hayata geçirmelidir” açıklamasında bulundu. “Önlemler kâğıt üstünde kalmaktadır; Bakanlık eylem planı takvimini açıklamalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda 2023’te duyurulan “Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı”nın hangi aşamada olduğunu sordu. “Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2023’te ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı’nın uygulanacağını açıkladı. O tarihten bu yana kamuoyuna yapılan açıklamalarda da soru önergelerine verilen yanıtlarda da planın takvimi ve hedeflerine dair somut bir bilgi paylaşılmamıştır. Sağlık çalışanlarına şiddetin katalog suçlar arasına alındığı ifade edilse de bu kapsamda kaç yasal işlem yapıldığı açıklanmamaktadır” diyerek Bakanlığı bir kez daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya çağırdı. Prof. Dr. Pala, “Ülkemizde kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi inşa edilmeden sağlıkta şiddet sona erdirilemez. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, sağlığı ticareti yapılan bir meta olarak gören politikalarından derhal uzaklaşmalıdır. Sağlık temel bir insan hakkıdır” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Kayıhan Pala Hatay'dan seslendi: Üç yıl geçti, sağlık hala enkaz altında! Haber

Kayıhan Pala Hatay'dan seslendi: Üç yıl geçti, sağlık hala enkaz altında!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 28 Ocak 2026 günü Hatay’da yaptığı ziyaret sonrasında, 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmiş olmasına karşın halen sağlık hizmetlerinin uygunsuz koşullarda sunulmak zorunda kalındığını ve sağlık hizmetlerine erişimle ilgili sorunlar olduğunu açıkladı. Cumhuriyet Halk Partisi, 6 Şubat depremleri sonrasında üç yıl içerisinde yaşanan gelişmeleri incelemek üzere deprem illerinde 28-30 Ocak 2026 günlerinde heyetler görevlendirdi. Deprem illerinden Hatay, Osmaniye ve Gaziantep’te depremin etkilerini yerinde incelemek ve ilgililerle görüşme yaparak bir rapor hazırlamak üzere CHP MYK üyesi Bihlun Tamaylıgil, CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurul Başkanı Aylin Nazlıaka, CHP Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurul Başkanı Sibel Yanıkömeroğlu, CHP Sanayi ve Teknoloji Politika Kurul Başkanı Yalçın Karatepe ve CHP Sağlık Politika Kurul Başkanı Kayıhan Pala’dan oluşan bir heyet görevlendirildi. Heyet üyeleri, kendi görev alanlarıyla ilişkili raporları CHP Genel Merkezine sundular. Cumhuriyet Halk Partisi sağlık heyeti, 28 Ocak 2026 günü Hatay’ın Antakya ve Defne ilçelerinde dört aile sağlığı merkezini, konteynerlerde hizmet sunan diş hekimliği muayenehanelerini, konteynerlerde hizmet sunan eczaneleri, Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Cahit Özer’i ve Hatay İl Sağlık Müdürü Dr.Sıtkı Sönmez’i ziyaret etti; sağlık meslek örgütleri ve sendikalar ile durum değerlendirmesi yaptı. 28 Ocak 2026 günü Hatay’da yapılan gözlemler, saha ziyaretleri ile meslek örgütleri ve sendika ziyaretleri ışığında, depremin üzerinden üç yıl geçtiği halde henüz sağlık alanında tam bir toparlanmanın söz konusu olmadığını dile getiren Pala, bu durumun özellikle birinci basamakta çok belirgin oluğunu vurguladı. Ölüm, yaralanma ve kayıplar 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden yurttaş sayısı yerel kaynaklara göre 23 bin 65 kişidir. Ölen sağlık çalışanı sayısı 332 olarak paylaşılmaktadır. Bu kayıpların 63’ünün hekim olduğu, hekimlerin 5’inin cenazesine halen ulaşılamadığı ifade edilmektedir. Toplam yaralı sayısı 30 bin 762 olarak bildirilmektedir. Yaralı sağlık çalışanı sayısının 528 olduğu aktarılmaktadır. Depremde kol ve bacak gibi uzuvlarını kaybedenlerin sayısı ile bu kişilerin ortez/protez ihtiyaçlarının karşılanması ve rehabilitasyon hizmetlerine erişimleri hakkında hiçbir bilgi alınamamıştır. Bugüne kadar haklarında bilgi edinilemeyen toplam kayıp sayısı ise 145 olarak bildirilmektedir. Depremde yıkılan ve hasar gören sağlık kuruluşları Toplam 56 Aile Sağlığı Merkezinin depremden etkilendiği kaydedilmiştir. Kamuda ayrıca, Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Binası, İskenderun Devlet Hastanesi Ek Binası, Hassa Devlet Hastanesi ve Erzin Devlet Hastanesinin hizmet sunamaz duruma geldiği ifade edilmektedir. Samandağ Devlet Hastanesinin 21 Şubat depreminden sonra tadilata alındığı aktarılmaktadır. Bununla beraber, Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 21 Şubat depreminde hasar aldığı, tadilat sonrasında yeniden faaliyete geçtiği bildirilmektedir. Özel sektörde ise, Özel Defne Hastanesi, Özel Akademi Hastanesi, Özel Doğu Akdeniz Hastanesi, Özel Deniz Hastanesi, Özel Güney Park Hastanesi ve Özel Yaşam Tıp Merkezinin hizmet sunamaz duruma geldiği kaydedilmektedir. Deprem sonrasında yeni inşa edilen sağlık kuruluşları Yalnızca 5 Aile Sağlığı Merkezinin tamamlandığı ve hizmete açıldığı aktarılmaktadır. Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Şirince Ek Hizmet Binası hizmete açılmış durumdadır. Defne Devlet Hastanesi de hizmete açılan yapılar arasında sayılmaktadır. Hassa Devlet Hastanesinde yeni bina inşasının deprem öncesi bitme aşamasına geldiği, eski bina ağır hasar alınca deprem sonrasında hızlıca tamamlanarak hizmete açıldığı bildirilmektedir. Arsuz Devlet Hastanesi inşasının deprem öncesi bitme aşamasına geldiği, tamamlanarak açıldığı ifade edilmektedir. İskenderun Devlet Hastanesi Acil Durum Hastanesi hizmete alınmış durumdadır. İskenderun Devlet Hastanesi Eski SSK Semt Polikliniği ile Samandağ Devlet Hastanesi Karaçay Semt Polikliniği de hizmete açılmış olarak listelenmektedir. İnşası devam edenler ve yeni başlayanlar bölümünde 50 Aile Sağlığı Merkezinin inşasının sürdüğü belirtilmektedir. Depremin 3.yılında sağlık kuruluşlarında mevcut durum Depremin üçüncü yılı biterken, 280 aile hekiminin konteyner aile sağlığı merkezinde hizmet verdiği, yaklaşık 50 aile hekimi kadrosunun boş olduğu, bu bölgelerde yaşayan yaklaşık 150 bin yurttaşın birinci basamak sağlık hizmetlerinden yoksun kaldığı bildirilmektedir. Ziyaret edilen, konteynerde hizmet sunmaya çalışan dört aile sağlığı merkezinde, koşulların sağlık hizmeti sunmaya hiç elverişli olmadığı gözlenmiştir. Hekimler 8-9 metrekarelik iyi ısıtılamayan, yazın soğutulamayan, iyi havalandırılamayan, muayene masasının zor sığdığı, muayene paravanının kullanılmasının çok zor olduğu bir alanda günde ortalama olarak 70 hastaya bakmaya zorlanmaktadır. Bazı ASM’lerde bölge dışı hasta başvurusu çok fazladır. Bazı ASM’lerde su akmamasının yanı sıra, hemen tüm ASM’lerde sık sık kesilen elektrik ve internet nedeniyle hizmet sunmak çok zor olmaktadır. Hemşirelerin oturacağı bir alanları yoktur. Her ASM’de Aşı Takip Sistemi olmadığı için ancak haftada bir gün aşı yapılabilmektedir. Enjeksiyon, pansuman ve aşı aynı konteynerde çok dar bir alanda yapılmaya çalışılmaktadır. ASM çalışanları mutsuz, umutsuz ve tükenmiş durumdadır. Hatay’da ASM’ler normal koşullarda hizmet sunuyormuş gibi, depremin etkilemediği diğer illerdeki ASM’lerden beklenen hizmetlerin tümünün Hatay’daki ASM’lerden de beklenmesi büyük bir sorundur. ASM’de çalışanların barınma sorunları sürmektedir. ASM’lerde hastalar için bekleme alanları da yoktur. Açık alanda ve ayakta bekleyen hastalar durumdan yakınmaktadır. Üzerinden üç yıl geçtiği halde yalnızca 5 ASM binasının yapılabilmiş olması büyük bir sorundur. Bugüne kadar 50 ASM binası hizmete alınabilmeliydi. Yeni bina yaptırılmamasının yanı sıra Rasim Gali Aile Sağlığı Merkezi örneğinde olduğu gibi, az hasarlı ASM binaları da hızlıca onarılarak hizmete alınamamıştır. Sağlık Bakanlığı Hatay’da birinci basamak sağlık hizmetlerini yok saymaktadır. Ayrıca yeni yapılan TOKİ binalarının olduğu bölgelerde birinci basamak sağlık kuruluşları için alan ayrılmamış ve bina yapılmamış olması da büyük bir sorundur. Altınözü Devlet Hastanesinin 120 yatak kapasitesi ile hizmet sunduğu, bunun 20’sinin yoğun bakım yatağı olduğu ifade edilmektedir. Arsuz Devlet Hastanesinin 75 yatak kapasitesi bulunduğu, 25 poliklinik odası ile 5 yataklı Yoğun Bakım Ünitesine sahip olduğu aktarılmaktadır. Belen Devlet Hastanesinde yatak sayısının 25 olduğu kaydedilmektedir. Defne Devlet Hastanesinde 300 toplam yatak, 58 poliklinik, 10 ameliyathane, 54 yoğun bakım yatağı ve 41 acil müşahede yatağı bulunduğu bildirilmektedir. Dörtyol Devlet Hastanesinin 400 yatakla A2 rolünde tescillendiği, 90 poliklinik, 172 adet çift kişilik yataklı servis odası, 20 palyatif bakım yatağı ve 62 yoğun bakım yatağı bulunduğu belirtilmektedir. Erzin Devlet Hastanesi mevcut durum listesinde yer almaktadır. Avrupa Birliği fonları ile inşa edilen Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1 adet helikopter pisti bulunduğu, 550 yatak kapasitesinin 126 yoğun bakım, 30 diyaliz ve 68 acil yatağı içerecek şekilde yapılandığı bildirilmektedir. Aynı hastanede 12 ameliyathane ve 101 poliklinik kapasitesi bulunduğu aktarılmaktadır. Hassa Devlet Hastanesinin 100 yatak kapasiteli olduğu ifade edilmektedir. İskenderun Devlet Hastanesinin toplam 3 yerleşkede 650 kadro yatakla hizmet verdiği, 76 yoğun bakım, 9 çocuk yoğun bakım, 13 yenidoğan yoğun bakım ve 123 poliklinik kapasitesinin bulunduğu belirtilmektedir. Kırıkhan Devlet Hastanesinin 210 yatak kapasitesi ile hizmet sunduğu kaydedilmektedir. Kumlu Devlet Hastanesi 20 yatak kapasitesi ile çalışmaktadır. Reyhanlı Devlet Hastanesinin 103 yatak kapasiteli olduğu bildirilmektedir. Samandağ Devlet Hastanesinin 160 yatak kapasitesi bulunduğu ifade edilmektedir. Yayladağı Devlet Hastanesinde yatak kapasitesinin 27 olduğu aktarılmaktadır. Hatay’da sağlık hizmetlerinin mevcut durumuna ilişkin İl Sağlık Müdürlüğünden talep edilen bilgi ve rapor karşılanamamıştır. Sağlık Bakanlığı’nın deprem öncesi ve deprem sonrasındaki sağlık hizmetlerinin mevcut durumunu ortaya koyan herhangi bir raporunun bulunmaması büyük eksikliktir. Deprem öncesine göre kıyaslandığında Hatay’da nüfus başına yatak sayısı ve yoğun bakım yatağı sayısı düşük kalmıştır. Hatay’da yoğun bakım yatağı eksikliği büyük bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Depremden önceki yıllarda 6 olan on bin kişi başına düşen yoğun bakım yatağı sayısı 4,1’e düşmüştür. Deprem sonrası sağlık emek gücü 2022’de 10 binde 8,4 olan hekim yoğunluğunun 2024’te 16,3’e çıktığı ve artışın yüzde 94 olduğu belirtilmektedir. Eczacı yoğunluğunun 1,3’ten 4,4’e yükseldiği ve artışın yüzde 238 olduğu aktarılmaktadır. Diş hekimi yoğunluğunun 1,6’dan 3,5’e çıktığı ve artışın yüzde 118 olduğu ifade edilmektedir. Hemşire sayısının 2022’de 10 binde 11,7 iken 2024’te 28,0’a yükseldiği, artışın yüzde 139 olduğu aktarılmaktadır. Ebe yoğunluğu da 3,2’den 7,2’ye çıkmış bulunmaktadır. Genel değerlendirmede, sağlık çalışanlarında toparlanma hızına karşın, Hatay’ın sağlık emek gücü açısından ülke genelinin gerisinde kaldığı ve nitelikli kadro eksikliğinin kritik bir sorun olarak devam ettiği vurgulanmaktadır. Sağlık alanına ilişkin sorunlar Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile ilçe hastanelerinin fiilen klasik zorunlu hizmet bölgesi hastanelerine dönüştüğü aktarılmaktadır. 2023 Şubat depremlerinden bu yana 24 kez yapılan Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kuralarıyla yüzlerce pratisyen ve uzman hekimin Hatay’a geldiği belirtilmekte, ancak önemli bir bölümünün mecburi hizmet bitiminde tayin ya da istifa yoluyla ayrıldığı ifade edilmektedir. Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yüksek yatak doluluk oranı ile yatak devir hızının sürdüğü bildirilmektedir. Yoğun bakım yatışı ya da sevki gereken hastaların acil serviste bekleme süresinin zaman zaman 72 saati bulduğu ifade edilmektedir. Hekimler ve diğer sağlık çalışanları için barınma, ulaşım, eğitim olanakları ve sosyal yaşam koşullarında anlamlı iyileşme sağlanamadığı belirtilmekte ve bu nedenle uzun vadeli yaşam planı kurulamadığı vurgulanmaktadır. İskenderun Devlet Hastanesi ile Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesinden ilçe hastanelerine geçici görevlendirmelerin sürdüğü aktarılmaktadır; bunun yanında Suriye bölgesi hizmet birimlerinde sınır ötesine günlük ya da birkaç günlük geçici görevlendirmelerin de devam ettiği ifade edilmektedir. Sınır ötesine görevlendirilmeler hekimler arasında büyük huzursuzluk yaratmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın ivedi olarak sınır ötesindeki sivil/askeri sağlık kuruluşlarına Hatay’dan görevlendirmelere son vermesi gerekmektedir. Mustafa Kemal Üniversitesinde pediatri asistanı ve öğretim üyesi eksikliği bildirilmektedir. Plastik ve rekonstrüktif cerrahi hizmetlerinin yetersiz kaldığı belirtilmekte ve el cerrahisi uzmanının bulunmadığı ifade edilmektedir. Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yetişkin alerji ve immünoloji, çocuk hematoloji ve onkoloji, çocuk acil, gelişimsel pediatri ve çocuk nefrolojisi branşlarında aktif hizmet veren hekim olmadığı aktarılmaktadır. Girişimsel radyoloji uzmanının tayin olması nedeniyle Antakya’da bu hizmetin verilemediği de kaydedilmektedir. Ameliyathane, yoğun bakım ve servislerde sürekli personel sayısı ile nitelik yetersizliklerinin yaşandığı bildirilmektedir; ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemesi temin sorunları nedeniyle hizmet aksamalarının sürdüğü ifade edilmektedir. Kent merkezinde yeterli sayıda güvenli konut bulunmaması nedeniyle hekimlerin ve sağlık emekçilerinin önemli bir kısmının ailelerini daha güvenli ilçelere ya da komşu illere yerleştirdiği belirtilmekte ve bu durumun günlük gidip gelme zorunluluğu yarattığı aktarılmaktadır. Bu koşulların yoğun iş yüküyle birleştiğinde hızlı ve derin bir tükenmişliğe yol açtığı ortadadır. Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesinden barınma ve sosyal ihtiyaçlar başta olmak üzere çeşitli nedenlerle çok sayıda öğretim üyesi, öğrenci ve hekimin ayrıldığı bildirilmekte ve kadroların doldurulamadığı ifade edilmektedir. Bu tablonun temel tıp eğitimi, asistan eğitimi, araştırma ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Hatay’da uyuz hastalığının büyük bir sorun olduğu, uzun zamandır devam ettiği hem aile hekimleri hem de eczacılar tarafından dile getirilmektedir. Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinden hareketle, sağlık alanında, başta sağlık kuruluşlarının binaları olmak üzere riskleri ortadan kaldırmak, depreme karşı etkili bir hazırlık yapmak, depremden hemen sonra kısa sürede ve etkili müdahale edebilmek ve uzun olmayan bir zaman içerisinde toparlanmak büyük bir önem taşımaktadır. 6 Şubat depremleri, geçtiğimiz iki yılda, AKP iktidarının ne riskleri ortadan kaldırabildiği ne iyi bir hazırlık yapabildiği ne de hızlı ve etkili bir müdahalede bulunabildiğini göstermiştir. Hatay saha ziyaretleri ile depremin üzerinden üç yıl geçtiği halde bir toparlanma da yapamadığı açık olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizin kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemine ihtiyacı vardır ve bu sistem CHP iktidarında kurulacaktır.

Bursa 112 kadrosu 17 yeni ambulansla güçlendi Haber

Bursa 112 kadrosu 17 yeni ambulansla güçlendi

Bursa’da acil sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak ve müdahale kapasitesini en üst seviyeye çıkarmak amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen 17 yeni ambulans, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü filosuna dâhil edildi. Şehrin sağlık altyapısını modernize etme hedefi doğrultusunda gerçekleştirilen bu teslimatla birlikte, acil durumlarda vatandaşlara sunulan hizmetin etkinliği bir üst seviyeye taşınmış oldu. Bursa 112 filosuna katılmaları için Ankara’dan Bursa’ya getirilen ambulanslar, İl Sağlık Müdürlüğü’nde gerçekleşen törenle hizmete girdi. Törene Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, Acil Sağlık Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Aygün, İl Sağlık Müdürlüğü yöneticileri, Bursa 112 Başhekimliği yöneticileri ve sağlık çalışanları katıldı. AMBULANS SAYISI 158’E YÜKSELDİ Törende konuşan İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, "Acil sağlık hizmetlerinin, ihtiyacı olan hastalara, 7 gün 24 saat kesintisiz bir şekilde ulaşmak, ilk müdahaleyi yapmak ve en uygun hastaneye nakletmek üzerine kurulu olduğunu belirtti. Bu sürecin insan gücü, araç ve ekipmanla yürütüldüğünü dile getiren Çetin, "Bu ihtiyaçları karşılamak amacıyla Bakanlığımızdan ilimize 17 adet ambulans gönderildi. İki tanesi 4X4 olmak üzere toplam 17 tam donanımlı ambulans ile filomuzu güçlendirdik ve ambulans sayımız 158’e çıktı." şeklinde konuştu. "VAKAYA ULAŞMA SÜRESİNDE BAŞARILIYIZ" Bursa’da 100 noktada bulunan Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile il geneline acil sağlık hizmeti sunduklarını dile getiren Çetin, "Kentsel alanda vakaya erişme vaktimiz ortalama 7 dakikadır. Kırsal alanda ise 15 dakikadır. Bakanlık kriterlerine göre kentsel alanda vakaya erişme süresi 10 dakikanın altında olması gerekir. Kırsal alanlarda ise 30 dakikanın altında olması gerekir. Biz bunu çoktan başarmış durumdayız. Ekiplerimizle gurur duyuyoruz." dedi. "ÇEŞİTLİLİK KALİTEYİ ARTTIRIYOR" İl Sağlık Müdürlüğü envanterinde bulunan obez ambulansı, 4 sedyeli ambulans, kar paletli ambulans ve yenidoğan ambulansı çeşitleriyle verilen hizmetin kalitesinin ve hızının arttığına dikkat çeken Çetin, "Bugün 1.466 personel ile verdiğimiz hizmetin kalitesini arttırmak için bize destek olan bakanlığımıza çok müteşekkiriz. Bakanlığımızın desteği ile Bursalı hemşerilerimize kaliteli hizmet vermek için çalışmaya devam edeceğiz." diye konuştu.

Bursa Şehir Hastanesi tüp bebek merkezi ilk yılında ilk bebeğine kavuştu Haber

Bursa Şehir Hastanesi tüp bebek merkezi ilk yılında ilk bebeğine kavuştu

Bursa Şehir Hastanesi bünyesinde 2024 yılı Aralık ayında hizmete giren Tüp Bebek Merkezi'nde ilk bebek doğumu gerçekleşti. Merkezin başarıyla tamamladığı doğum sonrası hem aile hem de sağlık çalışanları büyük mutluluk yaşadı. Bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya geldiği ve annenin durumunun iyi olduğu bilgisini veren Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Op. Dr. Özlem Çaylan Canıtez, yaptığı açıklamada merkezin henüz ilk yılında böyle bir başarı elde etmesinin, ekip çalışmasının ve modern teknolojilerin doğru kullanımının bir sonucu olduğunu belirtti. İlk gebeliğin sağlıklı bir doğumla sonuçlanmasının kendileri için gurur kaynağı olduğunu dile getiren Canıtez, "Bakanlığımız desteğiyle tedavi sürecinde ileri embriyoloji teknikleri, titiz laboratuvar çalışmaları ve kişiye özel tedavi protokolleri kullandık. Hastamızın yumurta rezervi, rahim içi yapısı ve hormon profili detaylı şekilde değerlendirildi. Bu analizler sonucunda en uygun tedavi yöntemini belirleyerek kontrollü bir şekilde ilerledik. Embriyonun gelişim süreci boyunca son teknoloji inkübatörler ve embriyo izleme sistemleri kullandık. Transfer sonrası dönemi de yakından takip ettik ve bugün sağlıklı bir bebeği ailemize kavuşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz" şeklinde konuştu. Ortaya çıkan başarının sadece tıbbi bir sonuç değil, aynı zamanda hastayla kurulan güven ilişkisinin de bir yansıması olduğunu kaydeden Canıtez, Bursa Şehir Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'nin bundan sonra da aynı hassasiyetle birçok aileye umut olmaya devam edeceğini sözlerine ekledi. 1 YILDA 242 ÇİFTE TÜP BEBEK TEDAVİSİ 1 yıldır faaliyet gösteren üremeye yardımcı tedavi merkezlerine yaklaşık 10 bin hastanın başvurduğuna dikkat çeken Embriyoloji Laboratuvar Sorumlusu Uzm. Dr. Nur Pınar Çimen ise, "Bu hastaların çocuk sahibi olabilmeleri için uygun tanı ve tedavi yöntemleri uygulanmıştır. 136 çifte aşılama tedavisi, 242 çifte tüp bebek tedavisi uygulanmıştır. Merkezimizin laboratuvarları çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin yanı sıra kanser hastalarının da üreme hücrelerini dondurmaktadır ve bu hastaların doğurganlıklarının korunmasına önemli bir hizmet vermektedir" dedi.

Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri gelişiyor Haber

Sağlık çalışanlarının iletişim becerileri gelişiyor

Hayat Hastanesi Yönetimi, eğitim faaliyetleri çerçevesinde Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur’u ağırladı. Özel Hayat Hastanesi konferans salonunda gerçekleştirilen eğitim programı öncesinde konuşan Hayat Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Fatih Özkul, hastanelerinin ve bünyelerinde hizmet veren doktor ve sağlık çalışanlarının çağın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde gelişimlerine destek vermek amacıyla eğitim programlarını sürdüreceklerini söyledi. Programda Hayat Hastanesi Sağlık Birimi Sorumluları ile Hayat Şifa Hastanesi Sağlık Birimi Sorumlularına bir sunum gerçekleştiren Prof. Dr. Haydar Sur, iş yaşamında ve günlük hayatta iletişimde başarılı olmanın en önemli kurallarından birinin duygusal zekayı kullanmak olduğunu söyledi. Kişinin duygusal zekasını yükseltmeye çalışmasının iletişimini çok daha başarılı hale getirmek kararlılığından kaynaklandığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Sur, "İnsanın kendini çözmeye çalışması ve kendini eksik ve fazlalıklarıyla, avantaj, dezavantajlarıyla beraber tamamlayabilmesi sosyal ortamlarda kendini doğru ifade edebilmesi için büyük bir güçtür. Bu büyük gücü hepimiz kullanmalıyız" dedi. Bireysel farkındalığı insanların artı ve eksileri ile kendilerini tanıyabilmeleri olarak tanımlayan Prof. Dr. Haydar Sur, "Kendinizin farkında olursanız başkalarını anlamadan, yüzeysel bir izlemde hemen karşılık vermeyen, iletişimi tam yerli yerine oturtarak yaşayan bir insan olursunuz. Onlarla empati yapabilir ve onları doğru şekilde tanıyabilirsiniz. Böylece hayatınızın her bölümünde insanlarla doğru iletişim içinde olursunuz. Bu farkındalık sağlık çalışanları için daha da önem taşıyor" şeklinde konuştu.

Yumurta alerjisi olanlara 'grip aşısı' uyarısı Haber

Yumurta alerjisi olanlara 'grip aşısı' uyarısı

Gribin nezle ile karıştırılmaması gerektiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ciddiye alınmasında fayda olduğunu belirtti. Doç. Dr. Nuran Katgı, her yıl mutasyona uğrayan influenza virüsünün, özellikle kronik hastalar, yaşlılar, hamileler ve çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğunu belirtti. Gripten korunmanın en etkili yolunun her yıl güncellenen grip aşısı olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, "Aşının koruyuculuk oranı yüzde 70’e kadar çıkabiliyor. Ancak yumurta alerjisi olanlar yaptırmadan önce mutlaka doktoruna danışmalı" ifadelerini kullandı. Havaların soğumasıyla beraber bulaşıcı hastalıklara da gün doğdu. Özellikle influenza virüslerinin neden olduğu grip, her yıl bu dönemlerde yüzlerce insanı yatak döşek yatırır duruma getiriyor. Hal böyle olunca uzmanlar da gribe karşı dikkat edilmesi gerekenler hakkında vatandaşları uyarıyor. Gribin, kamuoyunda basit bir hastalık olarak görüldüğüne ve de en çok nezle ile karıştırıldığına dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ne olduğunu ve de bu hastalığa karşı nasıl kişinin kendini koruması gerektiğini anlattı. Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip, influenza virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş, kas ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu enfeksiyonudur. Nezle ise daha hafif seyirli virüslerle oluşur. Nezlede burun akıntısı ve boğaz ağrısı ön plandayken, gripte ani başlayan ateş ve kırgınlık dikkat çeker" dedi. HER YIL AŞI MUTLAKA YENİLENMELİ Grip aşısı, vücudu influenza virüsünün yüzey proteinlerine karşı antikor üretmeye yönlendirdiğini ve böylece kişinin virüsle karşılaştığında bağışıklık sisteminin hızlı yanıt verebildiğini aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip aşısı olan kişilerde hastalık ya hiç gelişmez ya da hafif seyreder" açıklamasını yaptı. Grip aşısının her yıl yenilenmesiyle ilgili de açıklama yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip virüsü sürekli genetik değişim geçirir; bu sürece ‘antijenik drift’ denir. Küçük mutasyonlar virüsün yüzey yapısını değiştirir, önceki yıl oluşan bağışıklık yeni suşlara tam koruma sağlayamaz. Bu nedenle her yıl güncellenmiş aşılar uygulanır" dedi. Öte yandan özellikle grip aşısı olması gereken gruplara dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, "65 yaş üstü bireyler, kronik hastalığı olanlar, hamileler, sağlık çalışanları ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler öncelikli gruplardır. Özellikle akciğer hastalığı olan bireyler (KOAH, astım vb.) fazla risk altındadır. Çünkü bu hastalarda solunum kapasitesi sınırlıdır. Grip, bronşlarda iltihap ve daralmaya yol açarak solunumu zorlaştırır ve zatürre riskini artırır" diye konuştu. Öte yandan hamileler ve emziren annelerin grip aşısından çekinmemesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Hamileler ve emziren anneler için de grip aşısı güvenlidir. Özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde yapılması önerilir. Anne ve bebeği hem gripten hem de komplikasyonlardan korur. Ayrıca 6 ayın üzerindeki tüm çocuklara da yıllık grip aşısı önerilir. İlk kez aşılanacak 6 ay-8 yaş arası çocuklara iki doz arayla uygulanır" mesajını verdi. Kanser hastaları, immün yetmezliği olanlar ve kronik hastalar için aşı güvenliği konusuna da ayrıca değinen Doç. Dr. Nuran Katgı, "İnaktive (ölü) grip aşıları güvenlidir. Bu gruplarda canlı virüs içermediği için enfeksiyon riski oluşturmaz, ancak bağışıklık yanıtı daha zayıf olabilir" diye konuştu. ŞİDDETLİ YUMURTA ALERJİSİ OLANLAR DİKKAT Grip aşısının koruyuculuk oranı ve yan etkileri hakkında merak edilenleri yanıtlayan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Koruyuculuk oranı genellikle yüzde 50-70’tir. Bu oran düşük görünse de hastalığın şiddetini, hastaneye yatış ve ölüm riskini önemli ölçüde azaltır. Aşının yan etkileri olarak kişide hafif kas ağrısı, enjeksiyon yerinde hassasiyet ve düşük ateş görülebilir. Şiddetli yumurta alerjisi olanlarda dikkatli olunmalıdır" sözlerini kaydetti. KOAH ve astım gibi hastalıkları olan kişilerin gribe karşı öncelikle aşı olarak önlem almasında fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Grip, bu hastalıklarda alevlenmelere neden olur. Solunum yolu iltihabı artar, oksijen düşer ve hastane yatışı gerekebilir. Aşılanmayan solunum hastalarında grip bazı komplikasyonlara neden olabilir. Zatürre, solunum yetmezliği ve sepsis gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Grip aşısı doğrudan zatürreye karşı değil, ancak grip sonrası gelişen bakteriyel zatürreyi önlemede etkilidir. Dörtlü aşı ise iki A ve iki B tipi influenza suşuna karşı koruma sağlar. Özellikle riskli gruplarda tercih edilir." BU AY AŞINIZI YAPTIRABİLİRSİNİZ Grip aşısı yaptırmak için en uygun dönemin Ekim ve Kasım ayları olduğunu aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, "Aşı yaptırdıktan sonra bağışıklık 2 hafta içinde gelişir, grip sezonu öncesinde koruma başlar. Aşı sayesinde vücutta oluşan koruyuculuk 6-12 ay sürer. Grip aşısıyla birlikte aynı dönemde COVID ve zatürre aşıları da farklı vücut bölgelerine yapılmak şartıyla aynı gün uygulanabilir. Etkileşimleri yoktur. Aile hekimliklerinde grip aşısı risk grubundakilere ücretsiz yapılır. Diğer kişiler eczanelerden reçete ile temin edebilir" bilgisini paylaştı. Grip aşısı konusunda toplumda bazı mitlerin olduğuna da dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, ‘Güçlü bağışıklığa sahip olanların aşıya ihtiyacı yok’ ve ‘Her yıl aşı olunca bağışıklık tembelleşiyor’ gibi söylemlere şu cevabı verdi: "Bu yaklaşımlar yanlıştır. Güçlü bağışıklık sistemi bile yeni suşlara karşı savunmasız olabilir; aşı özgül koruma sağlar. Aşılar bağışıklığı tembelleştirmez, aksine doğal enfeksiyon yaşamadan koruyucu bellek oluşturur. Vitamin takviyeleri genel bağışıklığı destekler ama gribe özgül koruma sağlamaz. Etkili yöntem grip aşısıdır. Grip, basit bir soğuk algınlığı değildir; ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Aşı güvenlidir, her yıl milyonlarca kişiye uygulanır."

Sağlık çalışanları diyabete dikkat çekerek yeşil balonları gökyüzüne saldı Haber

Sağlık çalışanları diyabete dikkat çekerek yeşil balonları gökyüzüne saldı

Bursa'da sağlık çalışanları, geleneksel hale getirdikleri diyabet yürüyüşüne vatandaşlar da dahil oldu. Kimi elinde telefonla o anları ölümsüzleştirirken, kimi ise alkışlarıyla sağlıkçılara destek oldu. Gerçekleştirilen yürüyüş, vatandaşların da dikkatini çekerken, Cumhuriyet Caddesi sonunda ise yeşil balonlar gökyüzüyle buluştu. Diyabetin Türkiye'de görülme sıklığı gittikçe artan, ciddi organ yetmezliğine yol açan ve hayat kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalık olduğunu belirten Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Başhekimi Uzm. Dr. Fatih Özkul, "Diyabete dikkat çekmek adına her yıl düzenlediğimiz bu yürüyüş, her geçen yıl kalabalıklaşıyor. Yaptığımız farkındalığın, farkına varıldığını görüyoruz. Diyabet halk arasında şeker hastalığı olarak bilinmektedir. Ancak adı tatlı, kendi acıdır. Önemsenmeyen ve ciddiyeti farkında olunmayan bir hastalıktır. Diyabete karşı, harekete geçmeliyiz. 10 bin adım atmalıyız. Sadece diyabete değil, kan şekeri, ruh hali ve kiloya da faydası da vardır. Tüm vatandaşların hareket geçmesini ve sağlığına özen göstermesini önemsiyoruz" dedi. İç Hastalıkları Uzmanı Sümmeyye Memet, "Diyabet dediğimizde sadece kan şekeri yüksekliği değil, kalp göz ve sinir sistemini de etkileyen sağlık sorunlarını da göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Kronik bir hastalıktır. Erken teşhis, düzenli takip ve tedaviyle önlenebilecek bir hastalıktır. Sağlık çalışanları olarak her bireyin düzenli kan şekeri kontrolü yaptırmasını istiyoruz. diyabetle en güçlü silahımız bilinç ve farkındalıktır" diye konuştu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nazmiye Şentürk, "Şeker, artık büyük bir sorun olmaya başladı. Artık yüzde 10 anne adaylarında görülmektedir. Anne adayları, gebelik şekerinden korkmamalıdır. Ancak genç kalmaktan korkmak gerekiyor. Erken teşhis, hayat kurtarır. Hamile kalmadan önce, şekere baktırarak küçük bir adım atın. Küçük adımlarla, büyük sonuçlar alın" şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.