SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sağlık Sistemi

Söz Bursa - Sağlık Sistemi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Sistemi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

60 günde yapılan hastane sular altında: Prof. Dr. Kayıhan Pala yapısal sorunlara dikkat çekti Haber

60 günde yapılan hastane sular altında: Prof. Dr. Kayıhan Pala yapısal sorunlara dikkat çekti

“Tasarım, uygulama ve denetim süreçlerinde sistematik eksiklikler var; yaşanan durum bir altyapı arızası değil, sağlık sistemi hatasıdır.” Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Hatay’da yoğun yağışın ardından Defne Devlet Hastanesi’nin su baskını nedeniyle hizmet dışı kalmasına ilişkin değerlendirmesinde, olayın yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını, ortaya çıkan tablonun Sağlık Bakanlığı tarafından inşa ettirilen sağlık yapılarında tasarım, uygulama ve denetim süreçlerine dair ciddi bir yapısal soruna işaret ettiğini belirtti. Konuya ilişkin Pala, “CHP Sağlık Politika Kurulu Yapı Grubu tarafından hazırlanan rapor, yağış sonrasında Defne Devlet Hastanesinin hizmet dışı kalmasına ilişkin kök nedenleri açık olarak ortaya koymaktadır. Deprem sonrası sağlık hizmetlerini yeniden tesis etmek amacıyla yaklaşık 60 gün gibi kısa bir sürede tamamlanarak hizmete açılan bir Devlet Hastanesinin, en kritik anda devre dışı kalması kabul edilemez bir durumdur” açıklamasında bulundu. Hatay’da yaşanan yoğun yağışın ardından Defne Devlet Hastanesi’nin su baskını nedeniyle hizmet dışı kalması, ilk bakışta doğal bir afetin sonucu gibi sunulsa da ortaya çıkan tablo çok daha derin bir yapısal soruna işaret etmektedir. Basına yansıyan bilgilere göre, 27 Mart 2026 tarihinde başlayan süreçte hastane hizmet veremez hale gelmiş; acil servis dahil olmak üzere birçok birim kapatılmış ve hastalar çevre hastanelere sevk edilmiştir. Bu durum, bir sağlık yapısının en kritik anında devre dışı kalmasının yalnızca meteorolojik koşullarla açıklanamayacağını açıkça göstermektedir. Hatay’da deprem sonrası sağlık hizmetlerinin yeniden tesis edilmesi amacıyla inşa edilen Defne Devlet Hastanesi, yaklaşık 60 gün gibi son derece kısa bir sürede tamamlanarak hizmete açılmıştır. Bu süreç, kamuoyuna “hızlı yapım başarısı” olarak sunulmuş, süre üzerinden bir performans göstergesi oluşturulmuştur. Ancak mühendislik açısından temel gerçek şudur: Bir hastanenin ne kadar hızlı yapıldığı değil ne kadar doğru yapıldığı önemlidir. Son yıllarda yaygınlaşan “süre odaklı” yaklaşım, özellikle kamu yapılarında kaliteyi, mühendislik süreçlerini ve denetimi ikinci plana itmektedir. Bu yaklaşım, özellikle afet sonrası acil üretim baskısı altında, projelendirme ve denetim süreçlerinin sağlıklı yürütülmesini zorlaştırmaktadır. Altyapı Kapasitesi ve Yağmur Suyu Yönetimi Haber içeriklerinde yer alan en önemli bulgulardan biri, yağmur suyu ile kanalizasyon sisteminin taşarak hastane içine girmesidir. Bu durum iki temel teknik soruna işaret eder: Yağmur suyu drenaj sisteminin yetersiz kapasitede tasarlanmış olması,Kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarının birbirini etkileyecek şekilde kurgulanması. Oysa hastane gibi kritik yapılarda, yağış rejimi analizine dayalı olarak belirli tekerrür periyotlarına (örneğin 50 yıl, 100 yıl yağış senaryoları) göre belirlenen maksimum debi senaryoları üzerinden tasarım yapılması esastır. Bu tür bir taşkın ya hesap hatasını ya da tasarım kriterlerinin yeterince dikkate alınmadığını düşündürmektedir. Kritik Mahallerin Korunamaması Basına yansıyan görüntülerde yoğun bakım, acil servis ve ameliyathane gibi kritik alanların su baskınından etkilendiği görülmektedir. Bu durum, hastane tasarımında temel bir prensip olan “fonksiyonel zonlama”nın yeterince uygulanmadığını göstermektedir. Uluslararası sağlık yapıları tasarım kriterlerine göre: Kritik birimler su basma riski olan kotlarda konumlandırılmaz, Bu alanlar için ek su yalıtımı ve drenaj önlemleri alınır, Gerekirse bu mahaller üst kotlara yerleştirilir. Bu bağlamda yaşanan durum, yalnızca bir uygulama hatası değil, tasarım yaklaşımındaki eksikliktir. Acil Servis Fonksiyonunun Kaybı ve Geçici Çözümler Su baskını sonucunda acil servisin kullanılamaz hale gelmesi üzerine, hastane içinde geçici düzenlemelere gidildiği anlaşılmaktadır. Buna göre: Dahiliye servisi içerisinde bir oda geçici resüsitasyon alanı olarak tanımlanmış, Hastane girişinde yer alan hasta kabul bölümü “sarı alan” olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu tür geçici çözümler, afet anında hizmetin tamamen durmaması açısından kısa vadeli bir refleks olarak değerlendirilebilir. Ancak bu düzenlemeler, acil sağlık hizmetinin standartlara uygun şekilde sürdürülemediğini açıkça göstermektedir. Acil servisler; triyaj, resüsitasyon, müdahale ve gözlem alanlarının birbirinden ayrıldığı, kontrollü akışın sağlandığı ve enfeksiyon risklerinin minimize edildiği özel olarak tasarlanmış birimlerdir. Bu fonksiyonların farklı mekânlara dağıtılması:hasta akışının kontrolünü zorlaştırmakta,müdahale sürelerini uzatmakta,enfeksiyon ve kontaminasyon riskini artırmaktadır. Dolayısıyla burada ortaya çıkan durum, yalnızca mekânsal bir yer değişikliği değil, acil sağlık hizmetinin bütüncül işleyişinin bozulması anlamına gelmektedir ve hasta güvenliği açısından ciddi riskler doğurmaktadır. Sonradan Fonksiyon Değişikliği ve Kontaminasyon Riski Öte yandan, hastanenin ilk kurulum aşamasında boş koridor olarak planlanan bir alanın sonradan eczane olarak düzenlendiği; söz konusu alanın rögar çıkışına yakın konumda bulunması nedeniyle taşkından doğrudan etkilendiği tespit edilmiştir. Bu durum, proje disiplininin sonradan müdahalelerle bozulduğunu göstermektedir. Fonksiyon değişiklikleri, altyapı ve risk analizleri yapılmadan gerçekleştirilemez. Lağım sularının taşması sonucu eczane içerisinde bulunan tüm tıbbi malzemelerin kontamine olması ve kullanılamaz hale gelmesi, bu hatanın doğrudan sonucudur. Hastane eczaneleri: kontrollü hijyen koşullarına sahip, kontaminasyona karşı korunaklı, kritik stokların güvenli şekilde muhafaza edildiği alanlar olmak zorundadır. Rögar hattına yakın ve taşkın riski bulunan bir alanın bu amaçla kullanılması, yalnızca bir planlama hatası değil, öngörülebilir bir riskin göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir. Çatı ve Üst Yapı Drenaj Problemleri Haberlerde çatıdan su sızıntıları ve yer yer çökmeler yaşandığı da ifade edilmektedir. Bu durum: Yağmur suyu iniş sistemlerinin yetersizliği, Çatı drenaj kapasitesinin doğru hesaplanmaması ve Taşıyıcı sistem ile mekanik sistem koordinasyonunun zayıf olması gibi olasılıkları gündeme getirmektedir. Hijyen ve Biyolojik Risk En kritik bulgulardan biri ise, yağmur suyu ile kanalizasyon suyunun karışarak hastane içine girmesidir. Bu durum yalnızca fiziksel bir hasar değil, doğrudan ciddi bir sağlık riski anlamına gelmektedir. Hastane ortamlarında: Temiz ve kirli su sistemlerinin kesin ayrımı zorunludur, Kanalizasyon kaynaklı taşkınlar “biyolojik kontaminasyon” olarak değerlendirilir, Bu tür durumlarda alanın kullanımı derhal durdurulur. Bu çerçevede hastanenin kapatılması teknik olarak doğru bir karar olmakla birlikte, bu durumun yaşanmış olması kabul edilebilir değildir. Değerlendirme Defne Devlet Hastanesi’nde yaşananlar, tekil bir yağış sonucu oluşmuş bir problem olarak değerlendirilemez. Mevcut bulgular, tasarım, uygulama ve denetim süreçlerinde sistematik eksiklikler olduğunu göstermektedir. Bu nedenle yaşanan durum: bir altyapı arızası değil, sistem hatasıdır. Bu olay, iklim değişikliğiyle artan aşırı yağış riskleri karşısında sağlık yapılarının altyapı kapasitesi, drenaj sistemleri, yer seçimi ve kot planlamasında mevcut yaklaşımın yetersiz olduğunu ve bu alanların bilimsel temelde yeniden ele alınmasının zorunlu hale geldiğini göstermektedir. Sorumluluk ve Denetim Soruları Ortaya çıkan bu tablo karşısında, aşağıdaki soruların yanıtlanması zorunludur: Bu hastanenin altyapı ve drenaj sistemleri hangi kriterlere göre projelendirilmiştir? Yağmur suyu ve kanalizasyon sistemleri neden birbirini etkileyecek şekilde çalışmıştır? Kritik birimler neden su baskını riski olan alanlarda konumlandırılmıştır? Daha önce yaşanan benzer olaylara rağmen neden gerekli önlemler alınmamıştır? Eczane gibi kritik bir birim neden rögar hattına yakın bir alana yerleştirilmiştir? Bu proje sürecinde bağımsız teknik denetim yapılmış mıdır? Yapıldıysa sonuçları nelerdir? Çağrımızdır Sağlık yapıları, afet anlarında ayakta kalması gereken en kritik kamu yapılarıdır. Bugün yaşananlar, Türkiye’de hastane tasarımının ve denetiminin yeniden ele alınması gerektiğini açıkça göstermektedir. Bu kapsamda: Tüm sağlık yapılarının altyapı ve drenaj sistemleri acilen gözden geçirilmelidir, İklim değişikliğine bağlı aşırı yağış senaryoları, tasarım kriterlerine dahil edilmelidir, Kritik birimlerin yerleşimi ve korunmasına yönelik bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalıdır, Mevcut hastaneler için risk analizleri yapılmalı ve sonuçlar şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Milletvekili Pala, yaşananların ardından Sağlık Bakanı’na yazılı bir soru önergesi iletti. Soru önergesinde; drenaj ve altyapı tasarımının hangi ölçütlerle yapıldığına, su baskınından etkilenen birimlerin durumuna ve yaşananlara yönelik idari inceleme ile yaptırım süreçlerinin işletilip işletilmediğine dair ayrıntılı bilgi talep etti.

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!" Haber

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!"

Bursa Tabip Odası 14 Mart Tıp Haftası kapsamında düzenlenen Sağlık Hakkı Yürüyüşünü, bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü Bursa’da basın açıklaması, yürüyüş ve çelenk bırakma töreniyle gerçekleştirdi. Saat 12.30’da Setbaşı’nda toplanan hekimler adına açıklamayı Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş gerçekleştirdi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmiye Funda Coşkun, Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktılar. Sağlık Hakkı Yürüyüşüne, BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş, BTO Genel Sekteri Dr. Muhsin Güllü, BTO Yönetim Kurulu Üyelerinden Dr. Ferda Firdin, Dr. Deniz Alpan, Dr. Kenan Ergus, Dr. Ertuğrul Mehmetoğlu, TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Güzide Elitez, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sivil toplum örgütleri, sendika temsilcileri ve çok sayıda hekim katıldı. Dr. Kadir Binbaş ‘ın okuduğu açıklamanın tam metni ise şöyle: Değerli meslektaşlarımız, Değerli sağlık emekçileri, Değerli halkımız, Bugün 14 Mart. Tıbbın, hekimliğin kurucusu, Hipokratın, Galenin yaşadığı topraklarda hekimliğin insan sağlığına adanmış bir meslek olmanın ötesinde, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu gösteren bir günün yıldönümünde bir aradayız. 14 Mart 1927’de ülkemizde modern tıp eğitiminin başladığı gündür. Ancak sıradan bir takvim günü değildir. İlk defa, 107 yıl önce, 14 Mart 1919’da İngiliz işgali altındaki İstanbul’da tıbbiyelilerin, tıp öğrencilerinin “Bu ülke bizimdir!” diyerek ayağa kalktığı bir gündür. Bu açıdan 14 Mart; tarihtir, direniştir, sorumluluktur. Tıbbiyeliler o gün yalnızca bir okulun kuruluşunu kutlamadı. Bir şey söylediler: Hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değildir. Hekimlik aynı zamanda toplumun geleceğine sahip çıkmaktır! İşte biz bugün Ankara’da, o geleneğin mirasçıları olarak buradayız. BUGÜN 14 MART… AMA KUTLAMA YAPMAK ZOR 14 Mart ülkemize özel bir gün. Dünyada böyle bir bayram yok. Yanlızca ülkemizde kutlanan Tıp Bayramı olarak biliniyor, kutlanıyor ama bugün burada bir bayramı kutlamak için toplanmadık. Çünkü bu ülkede sağlık sisteminin hali ne yazık ki gerçek bir kutlamaya izin vermiyor. Ülkemizde sağlık alanında çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Yıllardır uygulanan ve adına Sağlıkta Dönüşüm Programı denilen politikalar, sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp alınıp satılan bir meta haline getirdi. Sağlık hizmeti toplumun ihtiyacına göre değil, piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itildi, bölgeye dayalı bütünleşik sağlık hizmeti sunan sağlık ocakları kapatıldı, yerine bireye yönelik tanı tedavi hizmeti sunan Aile Sağlığı Merkezleri açıldı. ASM’ler, kamu hastaneleri işletmelere dönüştürüldü. Kamu kaynakları özel sağlık sektörüne aktarıldı. SONUÇ NE OLDU? Bugün: Hastalar randevu bulamıyor, muayene süreleri birkaç dakikaya sıkıştırılıyor, sağlık çalışanları aşırı iş yükü altında eziliyor, hastalarla hekimler karşı karşıya getiriliyor sağlıkta şiddet sıradanlaşıyor, cepten harcamalar artıyor, parası olan hızla ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşırken parası olmayanların basit sağlık sorunları bile aylarca çözülemiyor. Bugün Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısı 1 milyarı aştı, kişi başına 12’yi geçti. Avrupa ortalamasının 2 katı doktora başvuru var. Tek başına bu bile bizim gibi genç nüfuslu bir ülkede sağlığın kötü yönetildiğini gösteriyor. Halkın sağlık hakkı zarar görüyor. Sağlık göstergelerimiz kötüye gidiyor. Türkiye’de doğan bir bebek Avrupa’da benzer gelişmişliğe sahip ülkelerde doğan bir bebekten 3-4 yıl daha kısa yaşıyor. Önlenebilir ölümler OECD ülke ortalamasının üzerinde. Aşıyla önlenebilir hastalıklardan bebekler ölüyor. Bu sistem halkın sağlığını bozmakla kalmıyor hekimleri ve sağlık çalışanlarını da tüketiyor. Bugün hekimler: Aşırı iş yükü altında, güvencesiz koşullarda, şiddet tehdidi altında, gelecek kaygısıyla çalışıyor. Genç hekimler ülkeyi terk etmeyi düşünüyor. Deneyimli hekimler emekli maaşları ile geçinemediğinden emekli olamıyor. Bu kadar yoğun çalışma sürelerine ragmen ne kendilerine ne de hastalara fayda sağlayamadığını düşünen hekimler tükenmişlik yaşıyor, mesleğinden soğuyor. Ama biz biliyoruz ki sorun hekimlerde değil. Sorun sağlık sisteminin kendisindedir. Biz hekimler Hipokrat’tan bu yana binlerce yıldır aynı etik değerlerin mirasçılarıyız. Hekimlik: İnsan yaşamını her şeyin üstünde tutmaktır, hastanın yararını öncelemektir, bilimden ve akıldan sapmamaktır, insan onuruna saygı göstermektir. Toplum için çalışmak bunun için mesleğini en iyi şekilde yapmaktır. Ama bugün uygulanan sağlık politikaları bu iyi hekimlik değerlerini aşındırıyor. Sistem bizleri performans baskısı altında çalışmaya zorluyor. Performansı da yaptığımız işin değeriyle değil sayısıyla ölçüyor. Bugün bir hastaya ne kadar zaman ayrılması gerektiğine hekim değil MHRS karar veriyor. Hekimin bilgisi, iradesi yok sayılıyor, mesleki bağımsızlığımız elimizden alınıyor. Biz buna razı değiliz. Çünkü biliyoruz: Biz biliyoruz ki iyi hekimlik yapılamayan bir sistem iyi bir sağlık sistemi değildir. Ama biz sadece eleştirmiyoruz. Biz sadece sorunları söylemiyoruz. Biz çözüm de sunuyoruz. Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkündür. Bu ülkenin bunu sağlayacak yeterli bilgi birikimi vardır. Bu ülkenin yetişmiş ve pandemide gördüğümüz gibi fedakarca çalışan insan gücü, hekimleri, hemşireleri, diş hekimleri sağlık emekçileri vardır. Bu ülkenin kaynakları da vardır. Yeter ki sağlık sistemi piyasa için değil insan için kurulmuş olsun. Sağlık hizmeti bir ticari sektör değil kamusal bir hak olarak bu ülkede yaşayan herkese eşit, ücretsi, ulaşılabilir ve nitelikli olarak verilebilsin. Hekimler ve sağlık çalışanları mesleki bağımsızlıklarını koruyabilsin, gelecek kaygısı olmadan, şiddet korkusu yaşamadan çalışabilsin. Tek kaygımız hastalarımızın sağlığı olsun. Bunun için yapılması gerekenler bellidir: Böyle bir sağlık sistemi için: 1. Sağlıkta özelleştirmeye son verilmelidir. 2. SGK’nın özel hastanelerden hizmet alımı durdurulmalıdır. 3. Sağlık için ayrılan kamusal kaynaklar kamu sağlık sistemi için kullanılmalıdır. 4. Birinci basamak sağlık hizmetleri kamu binalarında verilmeli hem sayıca hem nitelik açısından güçlendirilmelidir. Sevk zinciri kurulmalıdır. 5. Hekim ücretleri performansa göre değil emekliliğe yansıyan tek maaş üzerinden düzenlenmelidir. İnsan onuru ve değeri ile bağdaşacak düzeyde olmalıdır. 6. Hekimlerin hastalarına yeterli süre ayırabileceği çalışma koşulları sağlanmalıdır. 7. Hekimlerin serbest çalışma, kendi emeğinin değerini kendisinin belirlemesi önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. 8. Sağlık sisteminin yönetiminde sağlık çalışanlarının ve toplumun söz hakkı olmalıdır. 9. Geleceğin hekimlerini yetiştiren kurumların alt yapı ve öğretim üyesi eksikleri giderilmeli, tıp eğitiminde de sayı değil nitelik öne çıkarılmalıdır. 10. Sağlıkta şiddeti engellemek üzere bütünlüklü bir program hayata geçirilmeli, öncelikle mecliste bekleyen sağlıkta şiddet yasa tasarısı önerimiz bir an önce gündeme alınmalıdır. Bu mücadele sadece hekimlerin mücadelesi değildir. Bu talepler sadece hekimler, sağlık emekçileri için değildir. Hekimlerin, sağlık emekçilerinin etik ilkeler ve bilimin gerekleri doğrultusunda güvenle sağlık hizmeti sunabildiği bir toplumda insanlarımız sağlıklı ve mutlu olabilir. Bugün Bursa’dan bir kez daha söylüyoruz: Biz,adaletin hakim olduğu,laik,demokratik,barış içinde bir ülkedemesleğimizin ve emeğimizin değerinin bilindiği bir sağlık sistemi istiyoruz. Hekimlerin tükenmediği,sağlık çalışanlarının güvende olduğu,halkın eşit ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği başka bir Türkiye mümkündür. Yaşasın hekimlik onuru. Yaşasın iyi hekimlik değerleri. Yaşasın halkın sağlık hakkı. BURSA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru! Haber

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin gün geçtikçe arttığını, buna karşın alınan önlemlerin eksik kaldığını ifade ederek, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu eleştirdi. “Her 10 hekimden 8’inin meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığı bilinirken bu olayların ancak yarısı ‘Beyaz Kod’ ya da diğer kanallar üzerinden bildirilebiliyor. Bu tablo, şiddetin boyutunu ve Bakanlığın önlemlerinin ne denli yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor” dedi. Prof. Dr. Pala, 2013’te yayımlanan sağlıkta şiddetle mücadeleye ilişkin Meclis araştırma raporundaki 66 önerinin büyük bölümünün hayata geçirilmediğini ve Bakanlığın bu konudaki soru önergelerine, veri paylaşımına dayalı yanıt veremediğini belirtti. “Sağlık Bakanlığı, soru önergelerimizi yanıtsız bırakarak, sağlık sistemini derinden tehdit eden şiddet sorununun boyutunu ve yönetim zafiyetlerini sağlık çalışanlarından gizlemektedir” diyen Pala, gelinen noktada net bir açıklamanın zorunlu olduğunu vurgulayarak, Bakan Memişoğlu’na yeni bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan, kendisine 6 Ekim 2025’te iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sağlıkta şiddetin asıl sorumlusu yanlış sağlık politikaları, sağlık çalışanlarını itibarsızlaştıran söylemler ve kışkırtılmış sağlık talebidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin ilk bölümünde 2013 yılında yayımlanan “Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nun üç temel başlıkta sunduğu 66 önerinin, aradan on yıldan uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın kaçının hayata geçirildiğini sordu. Raporda ele alınan başlıkların kurumsal, toplumsal ve çevresel etkenler ile sağlık çalışanları ve hasta arasındaki iletişim olduğunu kaydeden Pala, Bakan’dan her bir başlık altında yapılan çalışmaları ayrıntılı biçimde açıklamasını istedi. “Sağlıkta şiddet sorununa karşı önerilen önlemlerin kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin benimsediği ve Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla bilinen ticarileştirilmiş sağlık sistemi, kamuda çok sınırlı bir finansman ve nüfusa göre sayısı yetersiz sağlık emek gücü olmasına karşın; kışkırtılmış sağlık talebi yaratmış, hastaların beklentilerini karşılanamayacak kadar yükseltmiş, beklentilerin karşılanamaması durumunda ise sağlık çalışanlarını hedef göstermiş ve onları itibarsızlaştıran söylemler dile getirilmiştir. Bu koşullarda sağlık çalışanlarının güvenliği sağlanamaz. Bugün özellikle kamuda sağlık çalışanlarının ilk talebi can güvenliğidir.” dedi. Pala, sağlıkta şiddet sorununa karşı etkili çözümler üretilebilmesi için öncelikle Bakanlığın sorunun kapsam ve boyutu hakkında şeffaf olması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, Bakanlığın Sağlık İstatistikleri Yıllığı gibi düzenli yayımladığı raporlarda, sağlıkta şiddete ilişkin uluslararası karşılaştırılabilir verilerin paylaşılmasını istedi; son on yıldaki “Beyaz Kod” bildirimlerinin sektörlere, illere, meslek gruplarına, cinsiyete ve dallara göre dağılımının kamuoyuna açıklanmasını talep etti. Konuya ilişkin Pala, “Acil servisler, sağlık çalışanlarının şiddete en sık maruz kaldıkları alanlardan biridir. 100 kişi başına acil servise başvuru sayısı OECD ortalaması 27 iken ülkemizde yaklaşık 6 kat daha fazla olmak üzere 177’dir. Acil servis çalışanları kabul edilemez bir iş yükü altında çalıştırılmaktadır. Bakanlık bu çalışma koşullarının şiddet olgularına etkisini derhal değerlendirmeli ve çözümü hızla hayata geçirmelidir” açıklamasında bulundu. “Önlemler kâğıt üstünde kalmaktadır; Bakanlık eylem planı takvimini açıklamalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda 2023’te duyurulan “Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı”nın hangi aşamada olduğunu sordu. “Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2023’te ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı’nın uygulanacağını açıkladı. O tarihten bu yana kamuoyuna yapılan açıklamalarda da soru önergelerine verilen yanıtlarda da planın takvimi ve hedeflerine dair somut bir bilgi paylaşılmamıştır. Sağlık çalışanlarına şiddetin katalog suçlar arasına alındığı ifade edilse de bu kapsamda kaç yasal işlem yapıldığı açıklanmamaktadır” diyerek Bakanlığı bir kez daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya çağırdı. Prof. Dr. Pala, “Ülkemizde kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi inşa edilmeden sağlıkta şiddet sona erdirilemez. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, sağlığı ticareti yapılan bir meta olarak gören politikalarından derhal uzaklaşmalıdır. Sağlık temel bir insan hakkıdır” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Grönland’dan Trump’ın hastane gemi teklifine ret Haber

Grönland’dan Trump’ın hastane gemi teklifine ret

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland'a bir hastane gemisi göndermeye yönelik açıklamasına cevap verdi. Nielsen, Trump’ın hastane gemi gönderme fikrini reddederek, "Başkan Trump'ın Grönland'a bir ABD hastane gemisi gönderme fikri not edildi. Ancak bizde vatandaşlara ücretsiz tedavi sunan bir kamu sağlık sistemi var. Bu bilinçli bir tercihtir" dedi. Grönland'ın ABD ile de diyalog ve işbirliğine açık olduğunu aktaran Nielsen, Trump’ın söz konusu açıklamasına da tepki göstererek, "Ancak sosyal medyada rastgele çıkışlar yapmak yerine bizimle konuşun" dedi. "GRÖNLAND'A BÜYÜK BİR HASTANE GEMİSİ GÖNDERECEĞİZ" Trump, daha önce satın almak istediğini söylediği Danimarka toprağı Grönland'a bir hastane gemisi göndermek için Louisiana Valisi Jeff Landry ile birlikte çalıştığını söylemişti. Kendisine ait sosyal medya platformu Truth Social'dan açıklama yapan Trump, "Harika Louisiana Valisi Jeff Landry ile birlikte hasta olan ve orada bakımı yapılmayan birçok insanla ilgilenmek üzere Grönland'a büyük bir hastane gemisi göndereceğiz. Yolda" ifadelerini kullanmıştı. Beyaz Saray ve Louisiana Valisi Landry'nin Ofisi, geminin Danimarka ya da Grönland tarafından talep edilip edilmediği ve yardıma ihtiyaç duyan hasta kişilerin kimler olduğu konusundaki sorulara yanıt vermedi. TRUMP'IN ARKTİK VE GRÖNLAND ISRARI ABD Başkanı Donald Trump, Arktik'in ABD için askeri ve stratejik önemini sık sık vurgulamış, Kuzey Kutup Bölgesi'nin ABD ulusal güvenliği açısından kritik olduğunu savunmuştu. Arktik'teki petrol, doğal gaz ve minerallerin ABD ekonomisi ve enerji bağımsızlığı için önemine dikkat çeken Trump, ülkesinin çıkarlarını güvence altına alma isteğinin bir parçası olarak Danimarka'ya bağlı özerk bölge Grönland'ı satın almak isteğini dile getirmişti. Danimarka ve Avrupalı liderler bu fikre sert tepki göstermiş, adanın satılık olmadığını belirtmişlerdi. Trump ise, bu fikre karşı çıkan Avrupa devletlerine gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Sağlık sistemi yozlaştıkça hastaları rant kapısı gibi gören zihniyet yaygınlaşıyor! Haber

Sağlık sistemi yozlaştıkça hastaları rant kapısı gibi gören zihniyet yaygınlaşıyor!

CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Diyarbakır Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi Ortopedi Servisi’nde en az yetmiş beş hastaya tıbben gereksiz cerrahi müdahalelerle platin implant takıldığı, bu işlemler aracılığıyla kamu zararına yol açıldığı ve hasta haklarının ağır biçimde ihlal edildiği iddiaları üzerine, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle bir yazılı soru önergesi verdi. Önergeye yasal süresi içinde herhangi bir yanıt verilmedi. İddialara göre, söz konusu operasyonlarda kullanılan platinler hastaların gerçek ihtiyaçlarını gözetmeksizin takılmış, hem tıbbi ekip hem de malzeme tedarik zinciri haksız kazanca zemin hazırlamış; mağdur hastalar ameliyat sonrası ağrı, hareket kısıtlılığı ve yeniden müdahale riskleriyle baş başa bırakılmıştır. Pala, “Benzer olaylarla daha önce başka sağlık kuruluşlarında da karşılaşılmış ve yine Meclis’te gündeme getirilmişti. Hastayı gelir kapısı gören bu zihniyetle mücadele, Sağlık Bakanlığı’nın temel sorumluluğudur.” dedi. Pala, soruşturmanın gidişatıyla ilgili olarak “Skandalın patlak verdiği günden bu yana kaç müfettiş görevlendirildi, inceleme hangi aşamasında, dosya neden hâlâ karanlıkta? Sağlık hizmetlerine güveni sarsacak bu tür olaylar karşısında Bakanlığın yurttaşları aydınlatması ertelenemez bir görevdir.” ifadelerini kullandı. CHP Milletvekili, sorumluların tespit edilip edilmediğinin ve bu kişilerle ilgili idari ve adlî işlemlerin akıbetinin açıklanmasını istedi. Skandala adı karışan doktorlar ve tıbbi malzeme firmaları hakkında uygulanacak cezai yaptırımların neler olacağını soran Pala, “Eğer gereksiz ameliyatla platin takılıyorsa bu yalnızca etik ihlal değil, Türk Ceza Kanunu’na göre nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamına da girebilir. Suçun boyutuna göre ilgili hekimlerin meslekten men, tedarikçi firmaların ise ihalelerden yasaklanmasına kadar uzanan yaptırımlar söz konusu olabilir.” değerlendirmesinde bulundu. Hastaların mağduriyetlerinin giderilmesi gerekliliğine dikkat çeken Pala, “Gereksiz platin takılan ve yaşam kalitesi düşen bu hastaların durumunu Bakanlık takip ediyor mu? Revizyon cerrahisi, fizyoterapi, psikolojik destek ve tazminat için telafi mekanizmaları işletiliyor mu?” sorularını sordu. Bakanlığın Türkiye genelinde benzeri olguların önüne geçmek için hangi önlemleri aldığını da açıklamasını isteyen Pala, “Ortopedi kliniklerinde bu tür istismarların ve gereksiz ameliyatların engellenmesi için ülke genelinde kurulması planlanan tıbbi ve idari mekanizmalar var mı? Başka devlet hastanelerinde benzer soruşturmalar yürütülüyor mu?” sorularını sordu. Açıklamasını bitirirken sağlık sisteminde yaşanan çürümeye de dikkat çeken Kayıhan Pala “AKP iktidarının sağlıkta dönüşüm projesinin, hasta üzerinden rant sağlama anlayışına kapı araladığı her gün daha fazla görünür oluyor. Bir tek hastaya dahi gereksiz platin takıldıysa bu, tıp mesleğinin ‘önce zarar verme’ ilkesini çiğnemek ve kamu bütçesini yağmalamaktır. Sağlık çalışanlarına ve hekimlik mesleğine duyulan güveni sarsan, insan sağlığına zarar veren sorumlular hakkında gerekli yargı sürecinin işletildiğini görmek zorundayız. Ancak bu tür istismarlara kapı aralayanın ticarileştirilmiş sağlık sistemi olduğunu da akılda tutmalıyız.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.