SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sağlıklı Yaşam

Söz Bursa - Sağlıklı Yaşam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlıklı Yaşam haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bel ağrısı kaderiniz değil! Uzman isimden ‘Kas hafızası’ uyarısı Haber

Bel ağrısı kaderiniz değil! Uzman isimden ‘Kas hafızası’ uyarısı

Kas ve iskelet sistemi hastalıkları arasında en sık rastlanan şikayetlerin başında gelen bel ağrıları, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve yanlış duruş alışkanlıklarıyla tetikleniyor. Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kemal Kayserili, bel sağlığını korumada ve mevcut ağrıların tedavisinde "egzersiz" faktörünün hayati önemine dikkat çekti. Egzersizi, düzenli olarak yapılan tekrarlı ve planlı fiziksel aktivite olarak tanımlayan Dr. Kemal Kayserili, bu sürecin sağlıklı yaşam için spor yapmakla eşdeğer olduğunu belirtti. Bel ağrısı ile kas dengesi arasındaki ilişkiye değinen Kayserili, "Egzersiz, hem bel ağrısının tedavisinde önemlidir hem de bel ağrısını önlemede. Şöyle ki nedeni ne olursa olsun, belde ağrı varsa bunun nedeni veya sonucu olarak bozulmuş bir kas dengesi var demektir. Kişiye göre seçilen hareketlerle kısalmış ve gerilmiş kaslar esnetilmeli, güçsüz kalmış kaslar da kuvvetlendirilmelidir" diye konuştu. KADEMELİ GEÇİŞ VE SÜREKLİLİK ŞART Tedavi sürecinde izlenmesi gereken yöntemi açıklayan Dr. Kayserili, egzersizlerin ağrı sınırını aşmaması gerektiğini vurgulayarak, "İlk aşamada ağrıya neden olmayan egzersizler seçilmeli ve her gün yapılmalı, tekrar sayıları ve çeşitleri giderek arttırılmalıdır. Duruş, oturuş bozuklukları olan kişide, belini zorlayacak şekilde çalışan ve hareket edenlerde, sedanter yaşayanlarda izlenecek düzenli bir egzersiz programı da bel ağrısını önleyecektir" dedi. AMELİYAT SONRASI DÖNEMDE EGZERSİZİN ROLÜ Bel sağlığında cerrahi müdahale gerektiren durumlarda dahi egzersizin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Kemal Kayserili; omurlarda kayma, bel fıtığı ve kanal darlığı gibi operasyonlardan sonra hastaların mutlaka egzersize başlaması gerektiğini ifade etti. Egzersizlerin sıklığı konusunda öneride bulunan Burtom Biyofiz Nilüfer Tıp Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Kemal Kayserili, kas hafızası ve güç artışının korunması için zamanlamanın önemini şu sözlerle aktardı: "Egzersiz uygulanmasının, başlangıçta her gün ve günde 2 kez yapılması uygundur. Sonrasında hekim değerlendirmesi ile gün aşırı veya haftada 3 gün şeklinde de devam edilebilir. Ama 2 egzersiz seansı (günü) arası 72 saati geçmemelidir ki kaslarda sağlanan olumlu etkiler esneklik ve güç artışı kaybolmasın." Son olarak, egzersizlerin doğru uygulanması konusunda önemli bir uyarıda bulunan Dr. Kemal Kayserili, "Düzenlenen bel egzersizleri hekim veya eğitimli sağlık personeli eşliğinde anlatılmalı, gösterilmeli ve hastanın egzersizleri nasıl yaptığı gözlenmelidir" ifadesini kullandı.

Her 8 kadından biri risk altında! Uzman isimden uyarı Haber

Her 8 kadından biri risk altında! Uzman isimden uyarı

Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserine karşı Zimaş fabrikasında farkındalık semineri düzenlendi. Erken teşhisin önemini ve modern tedavi yöntemlerini paylaşan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, kendi kendine muayene ve düzenli taramanın iyileşme şansını yükselteceğini vurguladı. Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, Zimaş fabrikasında çalışan kadınlara yönelik düzenlenen seminerde meme kanseri, erken teşhisin önemi ve güncel tedavi yöntemleri hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumuna meme kanserinin küresel boyuttaki etkilerine değinerek başlayan Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, bu hastalığın kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu ve her 8 kadından birinin hayatının bir döneminde bu riskle karşılaştığını belirtti. Dünya genelinde her yıl 2,3 milyon yeni vaka teşhis edildiğini ve 760 bin can kaybı yaşandığını vurgulayan Fakıoğlu, erken teşhisin iyileşme şansı için kritik bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, seminerde meme kanserini tetikleyen temel risk faktörlerini şu başlıklar altında sıraladı : Yaş ve Cinsiyet: Meme kanseri riski yaşla birlikte artış gösterir, özellikle 50 yaş üstü kadınlar daha yüksek risk altındadır.Genetik Faktörler: BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonu taşıyan bireylerde hayat boyu kanser riski %40-80 arasındadır. Hormonal Faktörler: Erken adet görme, geç menopoz, geç hamilelik ve uzun süreli hormon tedavileri riski artıran unsurlar arasındadır. Yaşam Tarzı: Obezite, yağlı beslenme, hareketsiz yaşam, alkol ve sigara kullanımı Sağlıklı Yaşam Tarzı: Beslenme ve Egzersiz Hastalık riskini azaltmada yaşam alışkanlıklarının gücüne değinen Op. Dr. Fakıoğlu, şu önerilerde bulundu: “Beslenme : Meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar ve yağsız proteinler içeren dengeli bir diyet riski azaltabilir. Egzersiz: Düzenli fiziksel aktivite, genel sağlığı desteklerken kanser riskini önemli ölçüde düşürür. Genel Alışkanlıklar: Sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, stres yönetimi ve uyku düzeni hayati önem taşır.” Op. Dr. Fakıoğlu, erken teşhisin sadece sağkalım oranlarını artırmakla kalmayıp, aynı zamanda daha az agresif ve daha etkili tedavi yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanıdığını belirterek, kadınların aylık kendi kendine meme muayenesi yapmalarının ve düzenli mamografi taramalarına katılmalarının önemine değindi. Yeni Gelişmeler ve Umut Veren Tedaviler Tıptaki son gelişmelere de değinen Op. Dr. Fakıoğlu, kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan yeni ilaçların tedavi seçeneklerini artırdığını söyledi. Kişiselleştirilmiş tıp sayesinde hastanın genetik profili ve biyobelirteçleri kullanılarak kişiye özel tedavi planlarının geliştirildiğini, bunun da tedavi başarısını ve hastaların yaşam kalitesini yükselttiğini ifade etti. Tedavi sürecinin sadece fiziksel değil, duygusal bir yolculuk olduğunu belirten Op. Dr. Fakıoğlu, psikolojik desteğin önemini şu sözlerle aktardı: “Duygusal iyilik hali, sürecin en önemli parçasıdır. Sevdikleriniz tarafından gösterilen aile ve arkadaş desteği iyileşmeye büyük katkı sağlar. Gerektiğinde psikolog veya sosyal hizmet uzmanlarından profesyonel yardım almak, hastalığın etkilerini azaltırken umut ve pozitif bakış açısını güçlendirir.”

Kadınlar daha uzun yaşıyor ama daha az istihdam ediliyor! İşte çarpıcı rakamlar Haber

Kadınlar daha uzun yaşıyor ama daha az istihdam ediliyor! İşte çarpıcı rakamlar

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 31 Aralık 2025 tarihi itibarıyla, kadın nüfus 43 milyon 32 bin 734 kişi, erkek nüfus 43 milyon 59 bin 434 kişi oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı İstatistiklerle Kadın verisini paylaştı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 31 Aralık 2025 tarihi itibarıyla, kadın nüfus 43 milyon 32 bin 734 kişi, erkek nüfus 43 milyon 59 bin 434 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle, toplam nüfusun yüzde 49,98'ini kadınlar, yüzde 50,02'sini ise erkekler oluşturdu. Kadınlar ile erkekler arasındaki bu oransal denge, kadınların daha uzun yaşaması nedeniyle, 60 ve daha yukarı yaş grubundan itibaren kadınların lehine değişti. Kadın nüfusun oranı, 60-74 yaş grubunda yüzde 51,9 iken 90 ve üzeri yaş grubunda yüzde 69,7 oldu. Kadınların erkeklerden 5,2 yıl daha uzun yaşadığı görüldü Hayat Tabloları sonuçlarına göre doğuşta beklenen yaşam süresi 2022-2024 döneminde Türkiye geneli için 78,1 yıl iken kadınlarda 80,7 yıl, erkeklerde 75,5 yıl oldu. Genel olarak kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı ve doğuşta beklenen yaşam süresi farkının 5,2 yıl olduğu görüldü. Doğuşta sağlıklı yaşam süresi kadınlarda 56,3 yıl oldu Belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısını ifade eden sağlıklı yaşam süresi, 2022-2024 döneminde sıfır yaşında bulunan bir kişi için Türkiye genelinde 57,6 yıl iken kadınlarda 56,3 yıl, erkeklerde 58,9 yıl oldu. Buna göre, erkeklerin doğuşta sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 2,6 yıl daha uzun olduğu görüldü. ORTALAMA EĞİTİM SÜRESİ KADINLARDA 8,8 YIL OLDU Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresinin yıllara göre arttığı görüldü. Türkiye geneli için 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi 2011 yılında 7,3 yıl, kadınlarda 6,4 yıl, erkeklerde 8,3 yıl iken, 2024 yılında Türkiye genelinde 9,5 yıl, kadınlarda 8,8 yıl, erkeklerde 10,2 yıl oldu. En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 88,3 oldu Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2008-2024 yılları arasında arttığı görüldü. En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki bireylerin toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 75,1 iken 2024 yılında yüzde 92,6 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında en az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 67,5, erkeklerin oranı yüzde 82,8 iken, bu oran 2024 yılında kadınlarda yüzde 88,3, erkeklerde ise yüzde 97,0 oldu. Yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 23,6 oldu Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre yüksekokul ve fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2008 yılında yüzde 9,1 iken 2024 yılında yüzde 25,2 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008 yılında yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 7,1, erkeklerin oranı yüzde 11,2 iken bu oran 2024 yılında kadınlarda yüzde 23,6, erkeklerde ise yüzde 26,8 oldu. Annesi yükseköğretim mezunu olanların yüzde 84,4'ünün yükseköğretim mezunu olduğu görüldü Ulusal Eğitim İstatistiklerine göre ebeveynin tamamladığı eğitim düzeyine göre ferdin tamamladığı eğitim düzeyi oranına bakıldığında, ebeveynin eğitim seviyesi yükseldikçe bireyin eğitim düzeyinin yükseldiği görüldü. Annesi yükseköğretim mezunu olan 25 yaş ve üzeri nüfusun 2024 yılında yüzde 84,4'ünün yükseköğretim mezunu olduğu görüldü. Yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 68,7 oldu Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun işgücüne katılma oranının yüzde 54,2 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 36,8, erkeklerde ise yüzde 72,0 oldu. İşgücüne katılma oranı eğitim durumuna göre incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görüldü. Okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 14,6, lise altı eğitimli kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 27,5, lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 38,5, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 43,8 iken, yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 68,7 oldu. KADINLARIN İSTİHDAM ORANININ ERKEKLERİN YARISINDAN DAHA AZ OLDUĞU GÖRÜLDÜ Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2024 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun istihdam oranının yüzde 49,5 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 32,5, erkeklerde ise yüzde 66,9 oldu. En yüksek istihdam oranı yüzde 54,7 ile TR61 (Antalya, Isparta, Burdur) bölgesinde, en düşük istihdam oranı ise yüzde 39,5 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) ve TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) bölgelerinde gerçekleşti. En yüksek kadın istihdam oranı, yüzde 39,3 ile TR61 (Antalya, Isparta, Burdur) bölgesinde, en düşük kadın istihdam oranı ise yüzde 20,9 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) bölgesinde gerçekleşti. En yüksek erkek istihdam oranı, yüzde 72,3 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) bölgesinde, en düşük erkek istihdam oranı ise yüzde 59,0 ile TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır) bölgesinde gerçekleşti. Kadınların istihdamda yarı zamanlı çalışma oranı yüzde 18,3 oldu Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre yarı zamanlı çalışanların istihdam içindeki oranının 2024 yılında yüzde 12,1 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 18,3, erkeklerde ise yüzde 9,0 oldu. Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadın istihdam oranı yüzde 26,9 oldu Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki bireylerin istihdam oranı, 2014 yılında yüzde 59,8 iken 2024 yılında yüzde 60,0 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2024 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının yüzde 26,9, erkeklerin istihdam oranının ise yüzde 90,9 olduğu görüldü. KADIN BÜYÜKELÇİ ORANI YÜZDE 28,4 OLDU Dışişleri Bakanlığı verilerine göre kadın büyükelçi oranı 2011 yılında yüzde 11,9 iken 2025 yılında yüzde 28,4 oldu. Erkek büyükelçi oranı ise 2011 yılında yüzde 88,1 iken 2025 yılında yüzde 71,6 oldu. Kadın milletvekili oranı yüzde 19,9 oldu Türkiye Büyük Millet Meclisi verilerine göre 2025 yıl sonu itibarıyla 592 milletvekili içerisinde kadın milletvekili sayısının 118, erkek milletvekili sayısının ise 474 olduğu görüldü. Meclisteki kadın milletvekili oranı 2007 yılında yüzde 9,1 iken, 2025 yılında yüzde 19,9 oldu. Yükseköğretimde görevli profesörler içinde kadın profesör oranı yüzde 34,9 oldu Yükseköğretim İstatistiklerine göre yükseköğretimde görevli profesörler içerisindeki kadın profesör oranı 2010-2011 öğretim yılında yüzde 27,6 iken 2024-2025 öğretim yılında yüzde 34,9 oldu. Yükseköğretimde görevli doçentler içerisindeki kadın doçent oranı ise, 2010-2011 öğretim yılında yüzde 32,2 iken 2024-2025 öğretim yılında yüzde 43,3 oldu. ÜST VE ORTA DÜZEY YÖNETİCİ POZİSYONUNDAKİ KADIN ORANI YÜZDE 21,5 OLDU Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı 2012 yılında yüzde 14,4 iken 2024 yılında yüzde 21,5 oldu. Borsa İstanbul'da işlem gören en büyük 50 şirketin (BİST 50) yönetim kurulu üyelerine bakıldığında, 2016 yılında yüzde 12,2 olan kadın üye oranı 2025 yılında yüzde 18,3 oldu. Kadın Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) personelinin oranı yüzde 34,2 oldu Belirli bir dönemde (genellikle bir takvim yılı) bir kişi ya da grup tarafından Ar-Ge faaliyetleri için harcanan sürenin aynı dönemde çalışılan toplam süreye bölünmesi yoluyla hesaplanan Tam Zaman Eşdeğeri (TZE), 0 ile 1 arasında bir değer alarak uluslararası Ar-Ge personeli karşılaştırmalarında kullanılmaktadır. Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması sonuçlarına göre, TZE cinsinden kadın Ar-Ge personel sayısı, 2024 yılında 106 bin 74 kişi ile toplam Ar-Ge personel sayısının yüzde 34,2'sini oluşturdu. Sektörler itibarıyla TZE cinsinden kadın Ar-Ge personel oranı, yükseköğretimde yüzde 47,9, kâr amacı olmayan kuruluşların da dâhil edildiği genel devlette yüzde 30,6, mali ve mali olmayan şirketlerde ise yüzde 28,2 oldu. ORTALAMA İLK EVLENME YAŞI KADINLARDA 26,0 OLDU Evlenme İstatistiklerine göre resmi olarak ilk evliliğini 2025 yılında yapmış olan kadınların ortalama evlenme yaşı 26,0 iken erkeklerin ortalama evlenme yaşı 28,5 oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, kadınlarda 29,6 yaş, erkeklerde 32,4 yaş ile Tunceli oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise kadınlarda 23,7 yaş ile Kilis, erkeklerde 26,4 yaş ile Şanlıurfa oldu. Kadınların yüzde 17,0'ının eğitim seviyelerinin eşlerinden daha yüksek olduğu görüldü ADNKS sonuçlarına göre resmi evliliklerde eşler arasındaki eğitim farkı incelendiğinde, 2024 yılında kadınların yüzde 38,3'ünün kendilerinden daha yüksek eğitimli erkeklerle evli olduğu görüldü. Eşlerinden daha yüksek eğitimli olan kadınların oranının yüzde 17,0, eğitim seviyeleri aynı olan eşlerin oranının ise yüzde 43,3 olduğu görüldü. Kesinleşen boşanma davaları sonucu annenin velayetine verilen çocuk oranı yüzde 74,6 oldu Boşanma İstatistiklerine göre 2025 yılında kesinleşen boşanma davaları sonucu çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Annenin velayetine verilen çocuk oranı yüzde 74,6 iken babanın velayetine verilen çocuk oranı ise yüzde 25,4 oldu. YAPAY ZEKA KULLANAN KADINLARIN ORANI YÜZDE 18,8 OLDU Yapay Zeka İstatistiklerine göre İnternet kullanan bireylerden üretken yapay zeka kullandığını beyan edenlerin oranı 2025 yılında yüzde 19,2 oldu. Bu oran kadınlarda yüzde 18,8 iken erkeklerde yüzde 19,4 oldu. Yapay zeka kullanma oranı yaş gruplarına göre incelendiğinde, en fazla yapay zeka kullanan bireylerin yüzde 39,4 ile 16-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubundaki kadınların yüzde 40,5'inin, erkeklerin ise yüzde 38,3'ünün yapay zeka kullandığı görüldü. Beyin göçü oranı kadınlarda yüzde 1,6 oldu Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistiklerine göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2024 yılında yüzde 2,0 oldu. Bu oran kadınlarda yüzde 1,6 iken erkeklerde yüzde 2,4 oldu. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan kadınların oranı yüzde 30,1 oldu Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre yaş gruplarına göre yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanların oranına bakıldığında, 2025 yılında toplam nüfusun yüzde 27,9'unun risk altında olduğu, bu oranın kadınlarda yüzde 30,1 iken erkeklerde yüzde 25,6 olduğu görüldü. Aynı oranlara 18-64 yaş grubu için bakıldığında, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunan kadınların oranı yüzde 28,4, erkeklerin oranı yüzde 21,8 olarak görüldü. KADINLARIN EN FAZLA MARUZ KALDIĞI ŞİDDET TÜRÜNÜN PSİKOLOJİK ŞİDDET OLDUĞU GÖRÜLDÜ Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması sonuçlarına göre yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmış kadınların yüzde 28,2'sinin psikolojik şiddete, yüzde 18,3'ünün ekonomik şiddete, yüzde 12,8'inin fiziksel şiddete, yüzde 10,9'unun ısrarlı takibe, yüzde 8,3'ünün dijital şiddete ve yüzde 5,4'ünün cinsel şiddete uğradığı görüldü. Tamamlanan eğitim seviyesi ve şiddet türüne göre şiddete maruz kalmış kadınların oranı incelendiğinde, eğitim seviyesi yükseldikçe ekonomik şiddet azalırken ısrarlı takip ve dijital şiddetin arttığı görüldü. Ekonomik şiddet, bir okul bitirmeyen kadınlar için yüzde 31,8 iken yükseköğretim mezunlarında yüzde 8,9 oldu. Israrlı takip ise yükseköğretim mezunu kadınlar için yüzde 16,1 iken bir okul bitirmeyen kadınlar için yüzde 5,3 oldu. Dijital şiddet, yükseköğretim mezunu kadınlar için yüzde 13,4 iken bir okul bitirmeyen kadınlar için yüzde 2,2 oldu. Yaşamının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmış kadınların yüzde 39,5 ile en fazla eş/eski eş/birlikte olduğu kişiler tarafından şiddete uğradığı görüldü. Fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmış kadınların sırasıyla yüzde 56,0, yüzde 42,0 ve yüzde 38,3 oranları ile en fazla eş/eski eş/birlikte olduğu kişiler tarafından şiddete uğradığı görüldü. Ekonomik şiddete maruz kalmış kadınların yüzde 66,5 ile en fazla ailelerinden biri tarafından şiddete uğradığı görüldü. Israrlı takip ve dijital şiddete maruz kalmış kadınların sırasıyla yüzde 39,6 ve yüzde 62,3 oranları ile en fazla yabancı biri tarafından şiddete uğradığı görüldü.

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı Haber

Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi! Uzmanından korkutan obezite uyarısı

Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, her geçen gün artan obezite sorununa ilişkin, "Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır. Bugünün fazla kilolu çocuğu da yarının kronik hastası olacaktır" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Cerrahi ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Dr. Özgür Sevim, 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Obezitenin yalnızca estetik kaygılarla ilişkilendirilebilecek bir durum olmadığını, metabolizmayı, hormon sistemini ve bağışıklık mekanizmalarını etkileyen çok faktörlü ve kronik bir hastalık olduğunu belirten Sevim, "Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de artan obezite oranları, toplum sağlığını tehdit eden en önemli risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Obezite, kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve bazı kanser türleriyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca son araştırmalar, obez bireylerin enfeksiyonlara karşı daha yüksek risk altında olduğunu da göstermektedir. Ne yazık ki Türkiye Avrupa’nın en kilolu ülkesi ve dünyada da 3. sırada yer almaktadır. Her geçen gün salgın gibi artan bu soruna karşı cerrahi operasyon en etkin tedavi yöntemidir. Toplumda hala bu ameliyatlara karşı estetik beklenti anlayışı hakimken, obezitenin kronik hastalık riskleri beraberinde getirdiği unutulmamalıdır. Obezite bir irade sorunu değil, kronik bir hastalıktır" dedi. "BUGÜNÜN FAZLA KİLOLU ÇOCUĞU YARININ KRONİK HASTASIDIR" Yetişkinlerde yükselen oranların çocukluk çağı obezitesinin hızlı artışıyla paralel olarak daha ciddi sağlık problemleri riskini beraberinde getirdiğine dikkati çeken Sevim, çocukluk çağı obezitesiyle ilgili, "Bugünün fazla kilolu çocuğu, yarının kronik hastası olacaktır. Çocukluk çağında başlayan obezite, erişkin dönemde daha ağır metabolik sorunlara yol açar. Bu nedenle erken tanı ve bütüncül yaklaşım büyük önem taşır. Çocuklarımızın kilo kontrollerini büyük bir ciddiyetle takip etmeliyiz. Eğer diyet ve egzersiz yöntemleri ile çözülemeyen çocukluk çağı obezitelerinde 14 yaşını aşkın vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan çocuklar için cerrahi operasyon önerebilmekteyiz" diye konuştu. DİYET LİSTESİ DEĞİL SAĞLIKLI YAŞAM ÖĞRETİSİ Modern yaşamın obeziteyi tetikleyen unsurlarına dikkat çeken Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülşah Erhan ise şu ifadeleri kullandı: "Ultra işlenmiş gıdaların artışı, hareketsiz şehir yaşamı, ekran süresinin yükselmesi ve sağlıklı gıdaya erişimde sosyoekonomik eşitsizlikler, her yaş grubunu etkisi altına alan bir sorundur. Bu başlıkların her geçen gün artmasıyla obezite, geleceğin en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelmiştir. Beslenme ve yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi, bazı bireyler için obezite ile mücadelede, bazıları için de mide ameliyatları sonrası verilen kilonun korunmasında hayati öneme sahiptir. Bu nedenle katı diyetler değil, bireye sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandıracak planlı yaklaşımlar üzerinde çalışılmalıdır. Toplum olarak iyi ve sağlıklı yaşamı öğrenmeli, uygulamalı ve gelecek kuşaklara da örnek olmalıyız. Toplumsal farkındalığı yükseltmeli, obezite ile 7’den 70 mücadele etmeliyiz."

BUMİAD’dan üyelerine sağlık semineri Haber

BUMİAD’dan üyelerine sağlık semineri

BUMİAD Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğin açılışında konuşan BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, BUMİAD üyelerinin mesleki gelişimleri kadar sağlıklarına da önem verdiklerini söyledi. Son yıllarda sağlıklı yaşam için bütüncül tıp yöntemlerinin daha bir önem kazandığını belirten Gümüş, “Biz de bu tespitten hareketle, koruyucu ve bütüncül tıp dalının uzman isimlerinden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Sayın Elvan Kanat’ı derneğimize davet ettik. Davetimize icabet ettikleri için BUMİAD yönetimi adına kendilerine teşekkür ediyorum. Hocamızın vereceği bilgilerin, sağlık ufkumuza yepyeni açılımlar kazandıracağına inanıyorum” diye konuştu. DAMARDAN KANA DOĞRUDAN ENERJİ BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş’ün açılış konuşmasının ardından sunumda bulunan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elvan Kanat, intravenöz tedavi olarak da bilinen IV Terapi yönteminin, besinlerin ve hidrasyonun damardan kan dolaşımına verilmesi esasına dayandığını vurguladı. IV Terapi yönteminin tedavi amaçlarından söz eden Dr. Kanat şu ifadelerde bulundu: “IV Terapi, vitaminleri, mineralleri, antioksidan ve aminoasitleri vücuda vermenin en hızlı yoludur. Çünkü sindirim sistemini atlar ve doğrudan organlara gider. Bu da yüzde 90 ya da yüzde 100’lük emilim oranı sağlar. Günümüz yaşam şartlarına paralel olarak artan depresyon ve stres nedeniyle enerji seviyeleri düşen kişiler, enerji seviyelerini yükseltmeye ve bağışıklık sistemini uyarmaya yardımcı olan önleyici ve tedavi edici IV terapilerini daha çok talep etmektedirler. IV Terapi günümüzde stresli şehirli profesyoneller, sporcular ve ünlüler arasında popüler bir sağlık modası olarak gösterilse de sanılanın aksine uygulama yüzyıllardır varlığını sürdürmektedir. IV tedavisi; stres azaltma, rahatlama, atletik performansı artırma, bağışıklık desteği, soğuk algınlığı, enflamasyon, sindirim sorunları ve bitkinlik gibi sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılır.” Herhangi bir sağlık sorunu yaşamayanların bile IV Terapi yöntemleri ile enerji seviyelerini yükseltebileceklerini ifade eden Dr. Kanat, söz konusu tedavi yönteminin vücut direncini artırdığını da sözlerine ekledi. BUMİAD Başkanı Mustafa Gümüş, sunumun ardından, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elvan Kanat’a teşekkür plaketi takdim etti.

Bursa BUSADER’den sağlıklı yaşam semineri Haber

Bursa BUSADER’den sağlıklı yaşam semineri

Bursa Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin (Bursa BUSADER), geleneksel aylık kahvaltı etkinliği, üyelerin yoğun katılımıyla Podyum Davet’te gerçekleştirildi. Etkinliğe; Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu (BUSADER) Başkanı Zerrin Özgüle, Bursa BUSADER’in önceki dönem başkanları, Rumelili Yönetici İşadamları ve Sanayiciler Derneği (RUMELİSİAD) Başkanı Murat Evke ile Bursa BUSADER üyeleri katıldı. Etkinlikte bu ay Bursa BUSADER’e katılan 8 yeni üyeye törenle rozetleri takıldı. Bu vesile ile yeni dönemin başlangıcı olan 20 Haziran 2025 tarihinden bu yana derneğe 36 yeni üye dahil oldu. Etkinlikte Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doktor Selâmi Kocagil, sağlıklı ve uzun yaşamın sırlarına ilişkin bilgilendirmede bulundu. Kocagil’in sunumu ilginç verileri de beraberinde getirdi. Sağlıklı ve uzun yaşamın, 3 ayda bir aralıksız 3 gün aç kalma formülünden geçtiğine işaret eden Kocagil, bazı deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmaların DNA’nın resetlenebileceği gerçeğini ortaya koyduğunu, çalışmaların başarıyla sonuçlanması durumunda organ yenilenmesi sürecinin de başlayabileceğini ileri sürdü. Mesleki ve kişisel gelişim Etkinliğin açılışında konuşan Bursa BUSADER Başkanı Dr. Fatma Akalp, üyelerinin sosyal, mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayıcı etkinliklere büyük önem verdiklerini söyledi. Geleneksel aylık kahvaltı etkinliklerine alanında uzman isimleri konuk ettiklerini belirten Dr. Akalp, “Bedenen ve ruhen sağlıklı, iyi, mutlu hissettiren yaşam biçimi olarak da tanımlayabileceğimiz sağlıklı yaşam olgusu, özellikle yoğun stresli günümüzün şehir hayatında önem arz eden konuların başında geliyor. Sağlıklı bedene ve ruh yapısına sahip olamadığımız sürece, hayatımızı anlamlı kılan pek çok aktiviteden de uzak kalmış oluruz. Bu gerçekten hareketle bu ayki etkinliğimize, sağlıklı yaşamın gerekleri ve uzun yaşamın sırları konusunda çalışmaları bulunan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doktor Sayın Selâmi Kocagil’i davet ettik. Davetimize icabet ettikleri için kendilerine teşekkür ediyorum” diye konuştu. BUSADER hatıra ormanları genişliyor Konuşmasında Bursa BUSADER’in faaliyetlerinden de söz eden Dr. Akalp, önümüzdeki şubat ayında Bursa Balabancık’ta 10 bin fidan dikimi gerçekleştireceklerini vurguladı. Bursa BUSADER olarak BUSADER Federasyonu’nun “Yeniden Yeşermek İçin Buradayız” Projesi kapsamında oluşturulan BUSADER Hatıra Ormanları ile ağaçlandırma çalışmalarına büyük önem verdiklerine değinen Dr. Akalp, Bursa BUSADER’in çevre duyarlılığına olan hassasiyetine dikkat çekti. Şubat ayında gerçekleştirecekleri fidan dikimi töreninde bağışçılara teşekkür plaketi de takdim edeceklerini vurgulayan Bursa BUSADER Başkanı Dr. Akalp, kahvaltı etkinliğinin tıp fakültesi öğrencilerinin stetoskop dinleme cihazı ihtiyaçları temini yararına gerçekleştiğini ifade etti. Dr. Akalp, stetoskop dinleme cihazı ile ilgili daha önceden başlatmış oldukları bağış kampanyasına üyelerinin katkı sağlayabileceklerini de sözlerine ekledi. Bursa BUSADER Başkanı Dr. Fatma Akalp konuşmaların ardından, BUSADER ailesine katılan 8 yeni üyeye, “hoşgeldiniz” dileklerinde bulunarak üyelik rozetlerini taktı. Bursa BUSADER Başkanı Dr. Fatma Akalp programın sonunda, konuşmacı konuk Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doktor Selâmi Kocagil’e teşekkür plaketi takdim etti.

Yıldırım’ın Gençleri Ecdadın izinde: Adım adım kadim Bursa Haber

Yıldırım’ın Gençleri Ecdadın izinde: Adım adım kadim Bursa

Yıldırım Belediyesi, gençlerin hem fiziksel hem de kültürel gelişimlerine katkı sağlayacak önemli projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. Yıldırım Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen ‘Adım Adım Kadim Bursa Yürüyüş Etkinliği’, gençleri kentin tarihi ve kültürel mirasıyla buluşturuyor. Proje kapsamında öğrenciler, rehber eşliğinde Bursa’nın manevi şahsiyetlerini, tarihi eserlerini ve kültürel değerlerini ziyaret ediyor . Etkinlik ile gençlerin tarih ve kültür bilincinin artırılması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması ve sosyalleşmelerine katkı sağlanması hedefleniyor. Proje kapsamında son olarak Bursa Merkez Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri tarihi yolculuğa çıktı. Öğrenciler, rehber eşliğinde Yıldırım Külliyesi’nden Emir Sultan’a, Yeşil Cami’den Ulu Camii ve Koza Han’a uzanan rotada tarih, kültür ve maneviyat dolu bir deneyim yaşadı. Tarihi gezinin sonunda ise öğrencilere geleneksel hale gelen çay, simit ve tahanlı ikramı yapıldı. KÜLTÜREL FARKINDALIK OLUŞUYOR Projenin gençlerin gelişimi için büyük bir anlam taşıdığını belirten Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Yıldırım, tarihi ve manevi değerleriyle Bursa’nın kalbidir. Biz de gençlerimizin bu mirası yakından tanımalarını istiyoruz. ‘Adım Adım Kadim Bursa’ projesiyle gençler hem yürüyüş yaparak sağlıklı bir gün geçiriyor hem de şehrimizin tarihine yolculuk ediyor. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin, yaşadıkları kentin ruhunu ve geçmişini tanımaları bizim için çok önemli. Bu tür projelerle hem kültürel bir farkındalık oluşturuyor hem de gençlerimizi sosyal yaşamın içine dahil ediyoruz. Projemiz eğitim öğretim yılı boyunca farklı okullardan öğrencilerle devam edecek” ifadelerini kullandı.

Her 8 kişiden biri diyabet hastası Haber

Her 8 kişiden biri diyabet hastası

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Doç. Dr. Pınar Köksal, diyabetin hem Türkiye'de hem de dünyada hızla artan bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirterek, toplumun bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı. Diyabetin (şeker hastalığının) vücudun kan şekerini düzenleme yeteneğini bozan kronik bir metabolik hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, şunları söyledi: "Glukoz, vücudun temel enerji kaynağıdır. Ancak glukozun hücrelere girebilmesi için pankreas tarafından üretilen insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Diyabetli bireylerde ya yeterli insülin üretilemez ya da üretilen insülin etkili bir şekilde kullanılamaz. Bu da kan şekerinin yükselmesine ve uzun vadede organ hasarına neden olur. Diyabet, yalnızca kan şekeri yüksekliği değil; kalp, böbrek, göz ve sinir sistemini etkileyen sistemik bir hastalıktır." "Türkiye, Avrupa'da diyabetin en yüksek görüldüğü ülkelerden biri" Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2024 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin diyabet hastası bulunuyor. 2045 yılına kadar bu sayının 780 milyona ulaşması bekleniyor. Doç. Dr. Köksal, Türkiye'nin Avrupa'da diyabetin en sık görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Ülkemizde her 8 yetişkinden 1'i diyabet hastası. Obezite, yanlış beslenme alışkanlıkları, stres ve hareketsizlik, özellikle Tip 2 diyabetin artışında büyük rol oynuyor. Bu nedenle toplumsal farkındalık ve yaşam tarzı değişiklikleri son derece önemli." Diyabetin neden olduğu sağlık sorunları Kontrol altına alınmayan diyabetin, uzun vadede birçok ciddi sağlık sorununa yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Köksal şu uyarılarda bulundu: "Diyabet, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi komplikasyonlara neden olabilir. Bu komplikasyonlar erken dönemde belirti vermediği için, düzenli doktor kontrolü ve laboratuvar takibi çok önemlidir." "Dengeli beslenme ve hareket en güçlü tedavi araçları" Diyabetin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Köksal, yaşam tarzı değişikliklerinin tedavinin temelini oluşturduğunu söyledi: "Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve düzenli sağlık kontrolleri diyabetin hem önlenmesinde hem de yönetiminde büyük fark oluşturuyor. Özellikle risk grubunda olan kişilerin - aile öyküsü, fazla kilo, yüksek tansiyon veya gebelik şekeri geçmişi olan bireylerin - kan şekeri ölçümlerini düzenli yaptırması gerekir." Medicana Bursa'dan çağrı: "diyabeti birlikte önleyebiliriz" Doç. Dr. Köksal, Medicana Bursa Hastanesi olarak diyabet farkındalığını artırmak amacıyla Kasım ayı boyunca bilgilendirme etkinlikleri düzenleyeceklerini belirterek şunları söyledi: "Diyabetle mücadele, bireysel değil toplumsal bir sorumluluktur. Erken tanı ve bilinçli yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin önüne geçebiliriz. Tüm vatandaşlarımızı, kan şekeri ölçümü yaptırmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye davet ediyoruz."

Bursa Nilüfer Kadın Korosu, KKTC yolcusu Haber

Bursa Nilüfer Kadın Korosu, KKTC yolcusu

Bursa Nilüfer Kadın Korosu; Elazığ Konseri, Meme Kanseri Farkındalık Konseri, 10 Kasım Konserinin ardından ‘Bahar Esintileri Sanat Derneği’nin davetlisi olarak ‘1.Uluslararası Türk Müziği Çalıştayı ve Koro Günleri'nde sahne almak üzere KKTC’ye gidiyor. Daha önce, davet aldıkları Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Hollanda, İtalya, Letonya, Portekiz, Mısır, KKTC, Azerbaycan ve Gürcistan'da konserler veren koro; KKTC'de ikinci konserini verecek. GÜNDÜZ ATÖLYE, AKŞAM KONSER Düzenlenecek etkinliğe yönelik açıklamada bulun Koro Şefi Dr. Aysel Gürel Bursa’yı temsil etmekten dolayı duydukları memnuniyeti dile getirerek şunları söyledi: "KKTC'de müstesna bir dernek olan “Bahar Esintileri Sanat Derneği"nin 14-18 Kasım 2025 tarihleri arasında düzenlediği 1.Uluslararası Türk Müziği Çalıştayı ve Koro Günleri'ne Bursa'yı temsilen katılacak olmaktan onur duyuyoruz. Yurtiçi ve yurt dışından farklı koro ve sanatçıların yer aldığı böyle bir organizasyon içinde bulunmaktan mutluyuz. Girne Acapulco Otel'de gerçekleştirilecek konserlerde Bursa Nilüfer Kadın Korosu olarak 17 Kasım Pazartesi akşamı sahne alacağız. Ayrıca gündüz gerçekleştirilecek çalıştayda daha önce Bursa'da ve Elazığ’da “Sağlıklı yaşam için, doğru nefes, kahkaha, pozitif düşünce ve müzik" konulu atölye çalışmasını bu defa 17 Kasım sabah 9.00’da yine Girne Acapulco Otel'de yapacağım. Katılım sağlayan diğer sanatçı ve koro şefleri de 4 gün boyunca müzik alanında atölye çalışmalarını gerçekleştirecek. Gündüz atölye çalışmaları ile süren etkinlikler sonrası akşam korolar sahne alacaklar.” KKTC'nin Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle 15 Kasım günü Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna da katılım sağlayacaklarını belirten Dr. Aysel Gürel, “Bu güzel organizasyonu düzenleyen, koromuzu davet eden Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Ahmet Gökhan'a, Koro Şefi Sanatçı Sn. Bahar Gökhan'a ve emek veren tüm ekibe çok teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.