SON DAKİKA
Hava Durumu

#Savaş

Söz Bursa - Savaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savaş haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Çelik: "Erdoğan'a saldırılar İsrail'in çaresizliğinin kanıtı" Haber

Çelik: "Erdoğan'a saldırılar İsrail'in çaresizliğinin kanıtı"

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Netanyahu’nun ve Katz’ın Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan paylaşımları, her şeyden önce bu katliam şebekesinin ne kadar köşeye sıkıştığının ve sarsıldığının bir göstergesidir" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef alan paylaşımlarına tepki göstererek, "Her şeyden önce bu katliam şebekesinin ne kadar köşeye sıkıştığının ve sarsıldığının bir göstergesidir. Bu şebeke insanlık mahkemesi önünde hesap verecektir" ifadelerini kullandı. Günümüzde dünyanın ikiye ayrıldığını, bir tarafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderlik ettiği ‘insanlık ittifakı’nın olduğunu, diğer tarafta ise Netenyahu’nun başını çektiği ‘katliam şebekesi’nin olduğunu dile getiren Çelik, İspanya Başbakanı Sanchez’in ifadelerinin de ‘insanlık ittifakı’ adına saygıdeğer olduğunu kaydetti. Parti Sözcüsü Çelik, katliam şebekesinin işlediği soykırım suçlarının en net ifadelerle ifşa eden dünya liderinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu kaydederek, "Netanyahu’nun başını çektiği bu ‘katliam ve soykırım şebekesi’, Cumhurbaşkanımızın 'insanlık ittifakı’nın değerlerini her konuşmasında canlı tutmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleri sadece bölgede değil, Afrika’dan Asya’ya kadar küresel düzeyde yankılanmaktadır. Bugün dünyada insanlık adına referans gösterilecek yegâne cümleler, Sayın Cumhurbaşkanımızın cümleleridir. Soykırım çetesinin bu hırçın açıklamaları, Türkiye’nin hakikat temelli barış diplomasisi karşısında yaşadıkları büyük mağlubiyetin itirafıdır. Netanyahu rejimi, bugün dünyada dinî kavramları ve argümanları katliam için en çok istismar eden, en fanatik rejimdir. Kullandıkları bu propaganda yöntemlerinin ise artık son kullanma tarihi geçmiştir" ifadelerine yer verdi. "DIŞARIDAN GELEN BU TİP HADSİZ SALDIRILAR KARŞISINDA TEK VÜCUT OLMAK MİLLÎ BİR SORUMLULUKTUR" Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönük saldırgan mesajların arkasında beş temel katman bulunduğunu aktaran Çelik, şu ifadelere yer verdi: "Birincisi, Pakistan’daki kritik barış görüşmelerini sabote etmeyi hedefliyorlar. Onun için barışın en büyük destekçisi olan Cumhurbaşkanımıza saldırıyorlar. İkincisi, İsrail’in 'Batı değerlerinin kalesi' olduğu yalanının çökmesidir. Zira hiçbir Batılı lider bu soykırımın kendi değerlerini temsil ettiğini söyleyemeyecektir. Üçüncü katman ise bölgedeki Kürt kardeşlerimizi kendi kirli ve siyonist planlarına 'lejyoner' yapma çabasıdır. Ancak Irak ve İran’daki Kürt kardeşlerimiz bu şeytani denkleme girmemiş, sağduyulu davranarak tarihin doğru tarafında durmuşlardır. Netanyahu’nun Türkiye’deki Kürt kardeşlerimize yönelik o iğrenç ifadeleri, aslında bu planının boşa çıkmasından kaynaklanan bir hezeyandır. Dördüncü katman ise 'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedefimizin, İsrail’in kaos planlarına indirilmiş büyük bir darbe olduğunun bizzat Netanyahu tarafından itiraf edilmesidir. Beşinci katman ise Türkiye’yi İran’la karşı karşıya getirme çabasıdır. Türkiye, Cumhurbaşkanımızın dirayetli siyaseti ile bu savaşın asla parçası olmayacağını ve yegane iradesinin barış olduğunu fiilen tatbik ederek, bu siyonist planı bozmuştur. Soykırım şebekesi bu insanlık dışı hedeflerine ulaşamamanın hayal kırıklığı ve hırçınlığı ile hareket etmektedir. Bu soykırım şebekesinin paylaşımlarına Türk siyasetindeki bazı isimleri etiketlemeleri ise kendi savaş suçlarını iç siyasetimizin bir parçası haline getirme çabasıdır. Bu ahlaksız ifadeleri kullanan katliam şebekesinin karşısında, Türk siyasetinin tüm unsurlarının, ister iktidar ister muhalefet olsun, topyekûn bir duruş sergileyerek bu şebekeye hak ettiği cevabı vereceğine inanıyoruz. Dışarıdan gelen bu tip hadsiz saldırılar karşısında tek vücut olmak millî bir sorumluluktur."

Ekonomik zorluklara rağmen dev artış: 2,2 Milyon esnaf sınırı aşıldı! Haber

Ekonomik zorluklara rağmen dev artış: 2,2 Milyon esnaf sınırı aşıldı!

ürkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, ülke genelinde esnaf ve sanatkâr sayısının mart ayında 2 milyon 263 bin 674’e yükseldiğini ve lokanta sektörünün zirvede olduğunu söyledi. Türkiye genelinde esnaf ve sanatkâr sayısı mart ayı itibarıyla 2 milyon 263 bin 674’e, toplam iş yeri sayısı ise 2 milyon 553 bin 165’e ulaştı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Yılın ilk çeyreğinde yaklaşık 75 bin esnaf iş yeri açtı. Bu arada 34 bin iş yeri de kapanmış oldu. Ülkemizdeki hem ekonomik sıkıntılar, aynı şekilde çevremizdeki savaş nedeniyle bu üç aylık periyot zamanında bile esnaf sayısındaki artış çok önemli. Bundan lokantacılık sektörü yani hizmet sektörü ilk başta, ondan sonra sırasıyla büfecilik, bakkallık, kahvecilik, aynı şekilde kıraathane, motorlu taşıtlar, nakliye sektörü gibi sektörler geliyor" dedi. 2026 yılının ilk üç ayında iş yeri açılış ve kapanış verilerini de değerlendiren Palandöken, "Bilindiği üzere TESK'in 2,5 milyona yakın esnaf sanatkarının iş yeriyle birlikte üyesi mevcut. Bunun tabii en önemli bölümlerinden biri de bilindiği üzere esnaf sanatkarın geleneksel hayatın vazgeçilmezi. Bu arada hizmet sektöründeki bu yapılmış olan sayısal rakamlara göre terk edilen mesleklerinde de yine tabii genel konjonktürdeki insanların bu değişken ekonomideki sıkıntılarından kaynaklanan. Buna rağmen 439 bin kadın üyesiyle Türkiye'deki sivil toplum kuruluşu içerisinde sayısal büyüklüğe sahip ticari işletmeler. Böylelikle kadın üyeleri de pozitif ayrımcılık yapmak suretiyle kadınların iş hayatındaki çalışma alanlarının genişletmesiyle ilgili de periyodik hizmet içi eğitimler TESK tarafından veriliyor. Yine aynı şekilde Avrupa Birliği projelerine de öncülük yapan TESK, bu yılki ilk üç aydaki olumsuzluklara rağmen ticari hayata atılan esnaf sayısında da gerçekten büyük bir ivme kazanmış oldu" ifadelerini kullandı.

İsrail Lübnan’da kara harekâtını genişletti: 98. Tümen sahada Haber

İsrail Lübnan’da kara harekâtını genişletti: 98. Tümen sahada

İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyine seçkin 98. Tümen’i konuşlandırarak kara operasyonlarını genişletti. IDF, tanksavar hattında konuşlanmanın tamamlandığını açıkladı. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Lübnan’ın güneyinde yürütülen kara harekâtının kapsamını genişlettiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, paraşütçü ve komando birliklerinden oluşan 98. Tümen’in bölgede aktif olarak görev yaptığı belirtildi. IDF, “98. Tümen, Lübnan’ın güneyinde hedef odaklı kara faaliyetinde. İsrail ordusu güçlerinin tanksavar hattında konuşlanması tamamlandı” ifadelerine yer verdi. İsrail, Lübnan’ın güneyinde yürüttüğü kara harekâtını genişletti. İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) yapılan açıklamada, paraşütçü ve komando birliklerinden oluşan 98. Tümen’in bölgede hedef odaklı kara faaliyetlerine başladığı bildirildi. Açıklamada ayrıca İsrail ordusu güçlerinin tanksavar hattında konuşlanmasını tamamladığı ifade edildi. IDF, son bir hafta içerisinde Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonların kapsamının genişletildiğini duyurdu. 98. Tümen’in sahadaki faaliyetlerinin 91., 36., 146. ve 162. tümenlerle eş zamanlı yürütüldüğü belirtilirken, operasyonların ileri savunma hattını güçlendirmek ve kuzeydeki sivillere yönelik tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla sürdürüldüğü aktarıldı. Açıklamada, bölgede operasyonel kontrol sağlanan noktalarda faaliyetlerin devam ettiği, militan unsurların ve altyapının hedef alındığı kaydedildi. Buna paralel olarak Hizbullah’a ait olduğu belirtilen noktalara yönelik ateş destekli saldırıların da sürdüğü ifade edildi. İsrail ordusuna göre, Lübnan’da yürütülen kara harekâtına şu anda beş tümen aktif olarak katılıyor. 146. ve 162. tümenler batı kesiminde ilerlerken, 91. ve 36. tümenler doğu hattında baskınlar düzenliyor. Ayrıca Shebaa Çiftlikleri bölgesinde konuşlu 210. Bölgesel Tümen’in de çeşitli operasyonlar gerçekleştirdiği bildirildi.

Hilmi Şanlı’dan dünyaya sert tepki: Zulme sessiz kalmayın! Haber

Hilmi Şanlı’dan dünyaya sert tepki: Zulme sessiz kalmayın!

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, Filistin başta olmak üzere Müslüman coğrafyalarında yaşanan dramlara ve sessiz kalan dünyaya yönelik zehir zemberek bir açıklama yayımladı. Şanlı, "Bu bir savaş değil, bu bir katliam düzenidir" dedi. Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, dünya genelinde tırmanan şiddet ve Müslümanlara yönelik baskılara karşı sert bir manifesto yayımladı. Teknolojinin zirve yaptığı bir çağda adaletin yerin dibine battığını ifade eden Şanlı, vicdanların nasır tuttuğunu vurguladı. "12 BİN FİLİSTİNLİ İDAMLA YÜZ YÜZE" Özellikle Filistin'de binlercesi çocuk olmak üzere 12 bin kişi hakkında verilen idam kararlarını "sözün bittiği yer" olarak tanımlayan Şanlı, şu ifadeleri kullandı: "Bu bir savaş değil, bu bir katliam düzenidir. Bu, insanlığın açıkça infaz edilmesidir. Konuşması gerekenler susuyor, görmesi gerekenler gözlerini kapatıyor. Bu suskunluk bilinçli bir vurdumduymazlıktır." "ZULME SESSİZ KALMAYACAĞIZ" Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak mazlumun sesi olmaya devam edeceklerini belirten Hilmi Şanlı, dünyayı iki seçenekle baş başa bıraktı: "Ey dünya! Ya adaletin tarafında olacaksın ya da bu karanlığın suç ortağı olarak tarihe geçeceksin. Unutma, zulüm büyüdükçe çöküş de büyür." Şanlı, açıklamasını "İnsanlık onuru kazanacak, zalimler kaybedecek" sözleriyle noktaladı.

Bakan Gürlek’ten 12. Yargı paketi müjdesi! Haber

Bakan Gürlek’ten 12. Yargı paketi müjdesi!

Adalet Bakanı Akın Gürlek, ''Bu coğrafyada güçlü kalmanın yolu birlikten, beraberlikten ve kardeşlikten geçmektedir. Biz birlikte güçlüyüz. Devletimizin tüm kurumlarıyla milletimizle omuz omuza vererek huzurun, güvenliğin ve adaletin kalıcı şekilde tesis edildiği bir Türkiye için çalışmalarımızı sürdüreceğiz’’ dedi. Bir dizi programa katılmak üzere Diyarbakır’a gelen Adalet Bakanı Akın Gürlek, ilk olarak Diyarbakır Valiliği'ni ziyaret etti. Şeref defterini imzalamasının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Gürlek, Adalet Bakanı olarak demokratik hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin adalet ve huzurun sağlanması konusunda kararlı duruşunu ve geleceğe dair inancını paylaşmak için burada olduklarını söyledi. Herkesin şahit olduğu üzere Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin artık sadece bölgesel meseleler olmaktan çıktığını belirten Bakan Gürlek, "Bugün yaşananlar sadece sınırların ötesinde değil, insanlığın tam kalbinde hissedilmektedir. Ne yazık ki masum sivillerin hedef alındığı, çocukların, kadınların katledildiği, şehirlerin yerle bir edildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Açıkça ifade etmek gerekirse bu bir savaş değil, bu bir zulümdür. Ve ne yazık ki bugün dünya adaletin değil, gücün hakim olduğu bir düzene hızla sürüklenmektedir. Ne tesadüf ki bu zulmün muhatabı bizim dinimizden, bizim akraba topluluklarımızdan, kader birliği yaptığımız coğrafyamızdan insanlar olmaktadır. Cumhurbaşkanımızın da her seferinde vurguladığı gibi Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi ve her kesimden insanımızın kardeşlik bağlarıyla yaşadığı bu coğrafyada akan her kan damlası bizlerden düşmektedir. Küresel sistem güçlü olanın haklı sayıldığı bir yapıya dönüşmüştür. Biz buna razı değiliz. Hiçbir zaman da razı olmayacağız. Çünkü biz biliyoruz ki adalet gücün değil, hakkın yanında olandır. Kıymetli kardeşlerim, yaşanan bu zulüm ve istikrarsızlık sadece proje savaş bölgeleri ile sınırda kalmamaktadır. Tıpkı bir pandemi gibi etkisini sınırların ötesine taşımakta, toplumsal yaşamın her alanını derinden sarsmaktadır. Pandemi nasıl tüm dünyayı etkilediyse bugün yaşanan bu işgaller de benzer şekilde yayılmakta, toplumları yıpratmakta, geleceğe dair umutları zedelemektedir. Ancak burada altını özellikle çizmek isterim ki Türkiye tüm bu olumsuzluklara rağmen istikrarını koruyan ve güçlenmeye devam eden bir ülkedir. Güçlü Türkiye'mizin lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın dünya liderliği, bölgesel stratejik hamleleri ve ülkemizin devlet aklıyla sınırlarımız içerisindeki huzurumuzu ve güvenliğimizi korumaya, güçlendirmeye ve şehrimizdeki yangınları, yangınların olumsuz etkilerini bertaraf etmeye Allah'ın yardımı ve inayetiyle devam edeceğiz. Coğrafyamızın üzerine çöken bu karanlık, ülkemizden yükselen barış, kardeşlik ve demokratik Türkiye ışığıyla aydınlanmaya devam edecek’’ diye konuştu. ''BİZ BİRLİKTE GÜÇLÜYÜZ’’ Bugünleri görüp tedbirleri önceden alma iradesi ortaya koyan, tüm ezberleri bozan, cesur duruşuyla ülkeyi bu savaş sarmalının dışında tutan Cumhur İttifakı'nın duruşunun ülke ve bölge için ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördüklerini ifade eden Bakan Gürlek, "Bu noktada milli birlik ve kardeşlik vurgusunu her zaman güçlü bir şekilde ortaya koyan Devlet Bahçeli'ye sürece olan katkılarından dolayı ben şahsım adına şükranlarımı sunuyorum. Bu coğrafyada güçlü kalmanın yolu birlikten, beraberlikten ve kardeşlikten geçmektedir. Biz birlikte güçlüyüz. Geçmişteki tüm kesimlerin travmalarını bir kenara koyup, güçlü Türkiye davamıza hizmet eden terörsüz Türkiye yolunu zorlayacağız. Zira her kesimin geçmişle alakalı fedakarlık yapmaya hazır olduğuna şahitlik ediyoruz. Bu doğrultuda ülkemizin ulaşabileceği en yüksek demokratik hukuk devleti standartlarına erişmesi amacıyla Adalet Bakanlığı olarak üzerimize düşen sorumluluğun ve bilincin farkındayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ortaya koyduğu irade ve belirttiği istikamet doğrultusunda reform süreçlerinde hızlı adlandırmaya ve gerekli tüm adımları atmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, Adalet Bakanı olarak her bir vatandaşımızın adalet hizmetlerine zamanında ve etkin erişim hakkının omuzlarımızda en temel sorumluluklarından biri olduğunun bilincindeyiz’’ şeklinde konuştu. ''DİYARBAKIR’IN BÖLGEMİZ AÇISINDAN TAŞIDIĞI STRATEJİK ÖNEMİN FARKINDAYIZ’’ Adalete erişimin korunması, güçlendirilmesi yönünde iradelerini kararlılıkla sürdüreceklerini vurgulayan Bakan Gürlek, şöyle devam etti: ''Zira bu irade yalnızca bugünün değil, yarının da teminidir. Hükümetimiz adalet sisteminin en ileri ve etkin bir şekilde işlemesi için gece gündüz demeden çalışmalarını sürdürmekte, hukukun üstünlüğünü temin etmeye yönelik azim ve kararlılığını tavizsiz bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu anlayışla hükümetimiz, geçmişten bugüne görev yapan adalet bakanlarımızın adalet sisteminin güçlendirilmesi adına ortaya koydukları kıymetli çalışmaların devamını sağlamak ve birikimi daha ileri götürmek amacıyla kararlılığımızı sürdüreceğiz. Büyüyen, gelişen ve modern bir yapıya kavuşan Diyarbakır'ımızın adalet altyapısını daha da güçlendirmek, hizmet kalitesini artırmak ve vatandaşlarımıza sunulan adalet hizmetlerini yerinde takip etmek amacıyla bugün Diyarbakır ziyaretimizi yaptık. Diyarbakır'ımızın bölgemiz açısından taşıdığı stratejik önemin farkındayız. Adalet Bakanı olarak Bakanlığımızın görev ve sorumluluklarının sahadaki uygulamalarını yakından izlemek ve gözlemlemek amacıyla tüm adımları istikrarlı bir şekilde takip edeceğiz. Yine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yürütülen çalışmaların sonuçlarını görüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yapılan kanuni düzenlemelerin siyasi partilerin büyük ekseriyetle ve desteğiyle milletin ihtiyaçlarına doğrudan cevap vereceğini gözlemliyoruz.’’ ''12. YARGI PAKETİMİZ İNŞALLAH KISA SÜREDE MECLİSE SUNULACAK’’ Adalet Bakanlığı olarak adalet ve hukuk sistemini daha hızlı, etkin ve erişebilir kılan düzenlemeler için büyük bir heyecan içerisinde olduklarını ifade eden Bakan Gürlek, şunları söyledi: ''Çünkü bizim için adalet sadece yargı süreçlerindeki ilerleyiş değil, hayatta her anlamda var olan bir yapıdır. Vatandaşlarımızın beklentisini biliyoruz, ihtiyaçlarını görüyoruz. Gereğini yapmak için elimizden geldiğince çalışıyoruz. Bu kapsamda biliyorsunuz 12. Yargı Paketimiz inşallah kısa sürede Meclise sunulacak. Ben Adalet Bakanı olarak şunu ifade etmek istiyorum; milli birlik ve kardeşlik temelinde yürütülen terörsüz Türkiye yolunda her kesimin aldığı sorumlulukları provoke etmeye çalışan karanlık dehlizlerin farkında olmaya ve sabırla ilerleyen sürece katkı sunmaya devam etmeliyiz. Zira coğrafyamıza kurulan küresel tuzaklardan korunmanın tek yolu birbirimize sıkı sıkıya bağlanmak, kardeşlik hukukumuzu ilerletmektir. Milli birlik ve kardeşlik temelinde yürütülen terörsüz Türkiye vizyonu, milli birlik ve kardeşlik ruhunun en güçlü tezahürüdür. Bizler bu topraklarda binlerce yıldır süregelen birlik ve beraberliğimizi korumak, terörün her türlüsüne karşı kararlılıkla mücadele etmek için buradayız ve buna devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki milli birlik ve kardeşliğin hakim olduğu bir Türkiye, terör ve fitneye asla yer vermeyecektir. Bu anlayışla devletimizin tüm kurumlarıyla milletimizle omuz omuza vererek huzurun, güvenliğin ve adaletin kalıcı şekilde tesis edildiği bir Türkiye için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu topraklar binlerce yıllık kardeşliğin, ortak kaderin ve köklü devlet geleneğinin güçlü taşıyıcısıdır. Bu birlik devam ettiği sürece hiçbir güç bizi yolumuzdan ayıramaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti her şartta vatandaşının yanındadır. Adaletle, kararlılıkla ve güçlü iradeyle yoluna devam edecektir.’’

İran’dan ABD’ye uyarı: "ABD’li askerler Basra Körfezi’nde köpekbalıklarına yem olacak" Haber

İran’dan ABD’ye uyarı: "ABD’li askerler Basra Körfezi’nde köpekbalıklarına yem olacak"

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, ABD’nin İran’a yönelik kara harekatına hazırlandığı iddiaları için, "ABD’li komutan ve askerler Basra Körfezi’nde köpekbalıklarına yem olacaktır. Güçlü silahlı kuvvetlerimiz, bu tehdidin hayata geçirilmesi halinde ordunuzun çöküşü için anbean beklemektedir" dedi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik kara harekatı ve işgal tehditlerine ilişkin sert açıklamalarda bulundu. Zülfikari, "ABD Başkanı, hiç şüphesiz Epstein dosyalarındaki geçmişi ve terör örgütü Mossad’ın baskısıyla siyonist rejimin başbakanının İran’a karşı yürütülen savaş ve saldırı sürecinde bir oyuncağı haline gelmiştir. Dünyanın en yalancı başkanlarından biri olarak tanınan Trump’ın ortaya koyduğu söylemlerinin temeli yoktur ve asla güvenilir değildir. Ne yazık ki ABD yönetimi, ordusunun komutasını, hatalı ve tehlikeli kararlarıyla ABD ordusunu adeta bir ölüm bataklığına sürükleyen birine teslim etmiştir" diye konuştu. "ABD ASKERLERİ BÖLGEDE HER GÜN ÖLÜMLE KARŞI KARŞIYA" ABD askerlerinin sahadaki durumuna ilişkin de değerlendirmede bulunan Zülfikari, "ABD askerleri bölgede her gün ölümle karşı karşıya kalıyor. Yok edilen üslerden kaçan askerler, korkudan bölgedeki sivil ve ekonomik merkezlere sığınıyor, ancak orada da hedef alınıyor. ABD’li üst düzey komutanlar ise savaş alanından binlerce kilometre uzakta, cephedeki askerlerden direnç bekliyor. Trump bir gün savaş söylemleriyle gündem oluşturuyor, aynı gün geri adım atıyor. Bir yandan müzakereden söz ederken, saatler sonra savaş kararı alıyor. Bu dengesiz ve yalancı kişi, ABD halkına, Avrupa’ya ve özellikle Orta Doğu ülkelerine büyük zararlar verdi. ABD Başkanı yalnızca güç dilinden anlıyor" ifadelerini kullandı. "İŞGAL YALNIZCA HAYAL, SONUCU AĞIR OLUR" ABD’nin İran’a yönelik muhtemel bir kara harekatına ilişkin sert ifadeler kullanan İbrahim Zülfikari, "Trump’ın İran topraklarına yönelik kara harekatı ve işgal tehditleri yalnızca bir hayaldir. Biz uzun süredir böyle bir adımı bekliyoruz. İşgal ve saldırının sonucu, saldırganlar için yalnızca aşağılayıcı bir esaret ve ağır bir yenilgi getirecek, ABD’li komutan ve askerler Basra Körfezi’nde köpekbalıklarına yem olacaktır" şeklinde konuştu. "ABD halkı bunun bedelini ağır öder" ABD yönetimine çağrıda bulunan Zülfikari, "ABD ordusunun komutanları ve yöneticileri İran tarihine bakmalı ve bu halkın işgalcilere nasıl karşılık verdiğini görmelidir. Dengesiz bir başkanın yanlış kararları yüzünden askerlerini esaret ve ölüme sürüklememelidir. Aksi halde bunun bedelini ABD halkı ağır şekilde ödeyecektir. Güçlü silahlı kuvvetlerimiz, bu tehdidin hayata geçirilmesi halinde ordunuzun çöküşü için anbean beklemektedir" dedi.

Savaş kapıda mı? Bakan Fidan’dan 3 maddelik strateji Haber

Savaş kapıda mı? Bakan Fidan’dan 3 maddelik strateji

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır. Bunu yaparken savaşın daha büyük bir yaygınlık göstermemesi bizim için önemlidir. Burada savaşın diğer ülkelere sıçramaması, bölgede kalıcı düşmanlıkların ve istikrarsızlıkların oluşmaması önem arz etmektedir" dedi. Dışişleri Bakanı Fidan, özel bir televizyon kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Bakan Fidan, İran'daki savaşa ilişkin, "Maalesef bu savaş bütün dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir. Hem bölgemize hem de küresel politikaya çok ciddi yıkıcı etkileri olmaktadır. Maalesef Amerika'nın ve İsrail'in hukuksuz, uluslararası hukuka aykırı olarak başlattığı bu savaş, giderek daha da bölgesel yayılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Biz tabii Türkiye olarak başından beri kendimize birkaç tane ana hedef koymuştuk. Birincisi, yani mümkünse savaşın çıkmaması; ancak çıktıysa savaşı durdurmaktır. İkincisi savaşın daha genişlemesini ve yayılmasını önlemek; üçüncüsü ise Türkiye'yi bu savaşın dışında tutmaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş konusunda ortaya koyduğu vizyondan bahseden Bakan Fidan, "Cumhurbaşkanımız bu konularda çok net bir vizyon ortaya koydular. Tabii biz de günlük politikaları uygularken, temaslarımızı yaparken ve inisiyatiflerimizi geliştirirken bu çerçeve içerisinde hareket ediyoruz. Esas itibarıyla Türkiye'nin savaştan çok önceki bölgesel vizyonu; bölgede aslında iş birliğini, çatışmaların çözümünü ve bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımı tam da bu türden tehditleri öngördüğü için kıymetliydi. O yolda ciddi adımlar atılmaktaydı; ama mazisi çok önceki yıllara da dayanan, özellikle nükleer mesele ve diğer konulardan kaynaklanan bu birikmiş enerji, bir savaş halinde ortaya çıktı. Tabii bizim dediğimiz gibi savaş çıkar çıkmaz, aslında bu durum 12 Gün Savaşı'nda da gerçekleşti; o zaman da öncesinde, sonrasında ve esnasında geçen sene çok çalışmamız olmuştu. Bu sene de çok çalışmamız vardır" diye konuştu. "BİR NUMARALI HEDEFİMİZ SAVAŞIN DURMASIDIR" Bir numaralı hedeflerinin savaşın durması olduğunu vurgulayan Fidan, "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır. Bunu yaparken savaşın daha büyük bir yaygınlık göstermemesi bizim için önemlidir. Burada savaşın diğer ülkelere sıçramaması, bölgede kalıcı düşmanlıkların ve istikrarsızlıkların oluşmaması önem arz etmektedir. Çünkü bu savaş inşallah öyle veya böyle bir noktada biter; ama nükleer bomba atılmış gibi hani 30-40 sene bir yerde bitki bitmiyorsa, bölgesel istikrarsızlık da böyledir. Bazı yerlerde savaş olunca toplumlar ve kültürler arasında çok ciddi husumetler oluşuyor ve ülkeler arasında bu durum yıllarca devam ediyor. Orada artık iş birliğini, kalkınmayı ve refahı esas alacak bir ortam kuramıyorsunuz. Biz bunun olmamasını istiyoruz; yani bütün çabamız aslında bunu önlemeye yöneliktir" şeklinde konuştu. "SAVAŞIN ORTAYA KOYDUĞU TEHDİDİ DİĞER AKTÖRLER DE GÖRMÜŞ DURUMDADIR" Savaşın ortaya koyduğu tehdidi bütün aktörlerin gördüğünü vurgulayan Bakan Fidan, şunları kaydetti: "Savaşın aslında ortaya koyduğu tehdidi diğer aktörler de görmüş durumdadır. Şimdi müzakerelerde bir aşamaya gelindi. Yani en azından müzakereler başladı; Pakistan üzerinden mesaj aktarımı vardır. Bunu hani Amerikalılar bizimle de koordine ediyorlar, biz de onlarla konuşuyoruz. İranlıları da bu konuda bilgilendiriyoruz. Bugün yine hem diğer tarafla hem de İranlılarla uzun görüşmelerimiz oldu. Tarafların nerede durduğunu, neler beklediğini ve hangi türden beklentiler içerisinde olduğunu daha rahat anlamaya çalışarak uygun mesajları vermeye çalışıyoruz. Ancak detaylara girmeden şunu söyleyebilirim ki şu anki müzakere pozisyonları, ister istemez iki tarafın da savaş öncesi müzakere pozisyonlarından farklıdır. Hele İranlılarınki çok daha farklı olacaktır; çünkü savaştan önce İran, tam da bu durumun yaşanmaması için müzakereye giriyordu. Şimdi aslında savaş epey bir noktaya geldi ve İran üzerinde de belli bir yıkım oluştu. Artık müzakereden talep edilenler tabii ki daha farklı olacaktır. Bu durum da aradaki arabulucuların işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Ama inşallah umudumuzu kaybetmeden çalışmaya devam edeceğiz." "İRAN, AMERİKA'YA KARŞI HAKLI OLARAK İNANILMAZ BİR GÜVEN KAYBI İÇERİSİNDEDİR" İran’ın Amerika’ya karşı haklı olarak güven kaybı içinde olduğunu ifade eden Bakan Fidan, "Bence müzakerelerde bir açılış pozisyonu vardır. Burada haliyle ilk pozisyonlar, daha sonra müzakeresi yapılsın diye biraz yukarıdan tutulur. Bence bazı taleplerin yukarıdan tutulması aslında burada alışılmadık bir durum değildir. Yani bu yönetilebilir bir alandır. İran da buna vereceği cevapta o da pozisyonunu yukarıdan tutacaktır. Benim iki tarafa da ifadem şudur: Yani bu açılış pozisyonlarını çok fazla ciddiye almayın; eğer iki tarafta da gerçek bir niyet varsa, onlar muhakkak bir yerde buluşturulabilir. Yani burada önemli olan müzakerenin devam etmesi, tarafların müzakereden çekinmemesi, sahici olması ve birbirlerine güvenmeleridir. Tabii İran, Amerika'ya karşı haklı olarak inanılmaz bir güven kaybı içerisindedir" diye konuştu. "BİZİM ÜZÜLDÜĞÜMÜZ NOKTA BÖLGENİN İSRAİL'İN SENARYOSUNU YAZDIĞI BİR OYUNUN İÇİNE ÇEKİLMEKTE OLMASIDIR" Bölgenin adım adım İsrail’in yazdığı bir senaryoya doğru gittiğine dikkati çeken Fidan, "Şimdi tabii bizim üzüldüğümüz nokta, maalesef bölgenin adım adım İsrail'in senaryosunu yazdığı bir oyunun içine çekilmekte olmasıdır. Özellikle hatırlayacak olursak 7 Ekim'den hemen sonra biliyorsunuz İsrail'in ilk zamanlarda dillendirdiği ancak sonra vazgeçtiği bir politikası vardı. Yani özellikle Gazze meselesini hallettikten sonra Lübnan'ı, Suriye'yi, arkasından İran'ı ve Irak'ı hedef alan eylemler yapacağını bir müddet deklare etmişti. Sonra o tarafta sessizliğe büründü ve bunları birebir uygulamaya başladı. Şimdi geldiğimiz noktada aslında İran'a savaş açılırken, İsrail yayılmacılığı üzerinden bölgede çok kalıcı bir fitne tohumunun atıldığını görüyoruz. Bu tohum, bölgedeki Müslümanların artık bir daha bir araya gelmesini neredeyse çok zor hale getirecektir. Bizim Türkiye olarak bir numaralı hedefimiz, bir defa bu fitnenin ortaya çıkmasını önlemektir" dedi.

Erdoğan: "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Haber

Erdoğan: "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi'nde partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, Ramazan ayında Türkiye’nin 81 vilayetinin dört bir yanında rahmet ve bereket mevsiminin manevi atmosferini Türk milletiyle beraber yaşadıklarını belirterek, Ramazan ayı boyunca bakanlar başta olmak üzere genel başkan yardımcıları, MKYK üyeleri, milletvekilleri ve tüm teşkilatlarla beraber tam kadro sahada olduklarını ifade etti. "PARTİMİZİN ÇINARLARI VE YAŞAYAN HAFIZALARI OLARAK GÖRDÜĞÜMÜZ HERKESİN BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE YERİ VARDIR" AK Parti’nin, Akif İnan'ın ‘Bütün giysileri yırtsak yeridir, yeter bize vefa elbiseleri’ sözünün vücut bulmuş hali olduğunu söyleyen Erdoğan, "Kökü mazide gözü atide olan bu hareket evvel emirde bir vefa hareketidir. Çeyrek asırlık yolculuğumuzda biz daima bunu yaptık. Gençlerimizin heyecanı ve dinamizmiyle ak saçlılarımızın tecrübesi ve ferasetini harmanladık. Ağırbaşlılık, vakar ve olgunluk ile özgüveni, coşkuyu ve kabına sığmamayı aynı potada erittik. Kadrolarımızı sürekli yenilerken emektarlarımızla irtibatımızı her zaman güçlü bir şekilde muhafaza ettik. Bizi biz yapan, bizi güçlü ve özgün kılan en önemli vasıflarımızdan biri işte budur. Bu davaya omuz vermiş bu harekete katkı sunmuş partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz her bir yol arkadaşımızın başımızın üstünde yeri vardır" dedi. Şehit aileleri, gaziler, yaşlı ve engelli vatandaşlar ile Sosyal Politikalar Başkanlığı aracılığıyla iftar ve sahurlarda bir araya geldiklerini aktaran Başkan Erdoğan, Kadın ve Gençlik Kolları aracılığıyla üniversitelerde gerçekleştirilen iftarlarla yaklaşık 500 bin genç ile Ramazan sevincini yaşadıklarını kaydetti. "Belediyelerimiz 10 milyon insanımızın kalbine dokundu" ‘İftara Beş Kala’ geleneğiyle 1 milyon 170 bin kumanyayı iftara yetişemeyenlere ulaştırdıklarını belirten Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelerek istişare ettik. 86 milyonun birlik ve beraberliğini güçlendirirken, AK Parti olarak imar ve ihya sürecindeki komşumuz Suriye'yi de elbette unutmadık. Belediyelerimizin ve teşkilatlarımızın kurduğu iftar sofralarında 250 bin Suriyeli kardeşimizin oruçlarını açmasına vesile olduk. Belediyelerimiz; yardım kolileri, alışveriş kartları, iftar programları, maddi destekler ve diğer çalışmalarıyla 10 milyon insanımızın kalbine dokundu. Sadece ‘Gönül Sofraları’ programıyla bir milyonu aşkın haneye gittik. Ramazan-ı Şerif'te Avrupa başta olmak üzere gurbeti sılaya çevirmiş vatandaşlarımızı da ihmal etmedik. Düzenlediğimiz çeşitli programlarla onların da bu mübarek ayın manevi ikliminden istifade etmesini sağladık" diye konuştu. "BÖLGEMİZ SON ASRIN EN SANCILI, EN MEŞAKKATLİ GÜNLERİNİ YAŞIYOR" İsrail’in kışkırtmaları sonucu 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan savaşın bölgeyi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hiçbir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor. Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor. Gözünü nefret ve kin bürümüş soykırım şebekesi güya dini argümanların arkasına sığınarak coğrafyamızı büyük bir felakete doğru sürüklüyor. Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir" açıklamasında bulundu. "BİZ NE KARDEŞLERİMİZ VE KOMŞULARIMIZ ARASINDA AYRIM YAPARIZ NE DE KARDEŞLERİMİZİN ACILARINA SEYİRCİ KALIRIZ" "Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir. Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "İsfahan’da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali, Ömer, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran'da ister körfezde olsun atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Bu anlamsız savaş sebebi ile kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi? Füzeler, bombalar ve dronlar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi? 27 gündür hiçbir ilke değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar bizim değil mi? Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız." "BÖLGEMİZDE KAN GÖVDEYİ GÖTÜRÜRKEN BİN YIL ÖNCEKİ TARTIŞMALARI YENİDEN AÇMAYI DOĞRU BULMUYORUZ" Türkiye’nin ve Türk milletinin iyi günde dost ve kardeş bildiği halkları kötü günde yalnız bırakmayacağına dikkati çeken Erdoğan, "Hele hele bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyiz. Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekatlara karşı son derece dikkatliyiz. Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm’in bölgemizi hedef alan böl, parçala, yönet planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz. Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz. Aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız, derdimiz, hüznümüz bir oldu. Sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu. Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak. İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Bomba ve füzelerin ölüm saçan uğultusu inşallah kesildikten sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız. Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum" ifadelerine yer verdi. "MÜSLÜMANLARIN MESCİD-İ AKSA'DA İBADET ETME HAKKI GASP EDİLEMEZ, ENGELLENEMEZ, YASAKLANAMAZ" Başkan Erdoğan, savaş’ın İsrail’in savaşı olmasına rağmen ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanların ardından tüm insanlığın ödediğini belirterek, "Netenyahu hükümeti sadece komşumuz İran'ı hedef almıyor. Lübnan'ı işgal planlarını da adım adım hayata geçiriyor. İşgal güçlerinin saldırılarında iki Mart'tan bu yana 1100 Lübnanlı hayatını kaybetmiş, 1 milyon 165 bin kardeşimiz yerinden, yurdundan edinmiştir. İsrail, Suriye'yi de rahat bırakmıyor. Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlal eden mütecaviz eylemlerine ısrarla devam ediyor. Siyonist katliam şebekesi ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'yı 27 gündür kapalı tutuyor. İsrail'in kapısına kilit vurduğu Mescid-i Aksa'da 1967’den bu yana ilk kez bayram namazı eda edilmedi. Bu kural tanımazlık, bu haydutluk her şeyden önce iki milyar Müslüman'ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır. Hangi bahaneyle olursa olsun Müslümanların Mescid-i Aksa'da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" şeklinde konuştu. "KUDÜS'Ü ŞERİF-İ VE MESCİD-İ AKSA'YI SAVUNMAK İNSANLIĞI SAVUNMAKTIR" "İslam dünyasının Mescid-i Aksa'yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi asli vazifemizdir" Mescid-i Aksa’ysa sahip çıkmanın insanlığın gereği olduğunu aktaran Erdoğan, "Bu gerçeği Kudüs şairi rahmetli Nuri Pakdil; ‘Vicdan aklını koruyabilen her insanın sadece Filistin'de değil bütün İslam coğrafyasında işlenen cürümlere karşı hiçbir şey yapamıyorsa en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkum etmesi çağdaş insan olmanın gereğidir’ diye anlatıyor. Şimdi tutsak El-Aksa bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak Müslümanların kalplerinde sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor. Tutsak Kudüs'e borcumuz Kudüs'ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs'ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Ben de bugün diyorum ki Kudüs'ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa'yı savunmak insanlığı savunmaktır. Güncel gelişmelerden bağımsız olarak İslam dünyasının Mescid-i Aksa'yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi sesini yükseltmesi olabilecek en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir. Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir. Kudüs’e sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz" diye konuştu. "BARIŞÇIL DIŞ POLİTİKAMIZDAN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ" Türkiye’nin bölgenin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yana olduğunu dile getiren Erdoğan, "Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz. Fakat her hukuksuzluğun, her türlü haydutluğun ve zorbalığın da kimden gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız. Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız. Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. "ANA MUHALEFET PARTİSİNİN KARİKATÜR GENEL BAŞKANI DIŞINDA MİLLETİMİZ TÜRKİYE’NİN NE YAPMAYA ÇALIŞTIĞININ GAYET FARKINDADIR" "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında aziz milletimiz ve bölgedeki tüm kardeşlerimiz Türkiye'nin ne yapmaya çalıştığının, neyin mücadelesini verdiğinin gayet farkındadır" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye doğru yoldadır, doğru yerdedir. Doğru bir politika izlemektedir. Hem kardeş İran halkı hem kardeş körfez ülkeleri hem de tüm dünya bunun bilincindedir. Her zeminde de Türkiye'nin tavrından övgüyle bahsediyorlar. Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin; milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye'nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah'a hamd ediyor, ‘iyi ki Türkiye'yi AK Parti yönetiyor’ diyorlar. Milletimizin bu güvenini inşallah boşa çıkarmayacağız. Türkiye Partisi olmayı bir türlü beceremeyen CHP'nin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeyeceğiz. CHP aktörlerce körüklenen savaş çığırtkanlıklarına kulak asmayacağız. Gelinen noktada ana muhalefetin başındaki zatın aklı ile dili arasındaki bağ kopmuş, söylemlerinde tutarlılık kalmamış siyasi itibarı tamamen sıfırlanmıştır. Vesayet altında olduğu kamuoyunca bilinen bir şahsın Türkiye'nin dik ve dirayetli duruşuna dil uzatması ise kara mizah örneğidir. Ufku ve vizyonu dar olanların bizi anlamasını zaten beklemiyoruz. Dikkat ederseniz CHP Genel Başkanı'nı artık kendi seçmeni bile kale almıyor. Türk dış politikasına getirdiği eleştirilere en başta CHP'li vatandaşlarımız gülüp geçiyor. Ona buna sataşarak siyasette itibar devşirmeye çalışan bu zavallıyı biz bir kez daha kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıyoruz." "ÖNCELİĞİMİZ SAVAŞIN OLUMSUZ EKONOMİK ETKİLERİNDEN HALKIMIZI KORUMAKTIR" Önceliklerinin savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden Türk halkını korumak olduğunu bildiren Erdoğan, "Belirsizliğin ve tedirginliğin küresel düzeyde tırmandığı mevcut şartlarda piyasalarda dalgalanmaların yaşanmasını doğal karşılıyoruz. Dönemsel sıkıntılarımız olabilir. Geçici olarak bazı zorluklarla karşılaşabiliriz. Dönemsel ya da küresel şoklar sebebiyle ortaya çıkan durumlar Allah'ın izniyle bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır. Hedeflerimize bağlıyız. İnşallah eninde sonunda menzile vasıl olacağız. Türkiye ekonomisi hamdolsun bu güce, bu kapasiteye ve dayanıklılığa fazlasıyla sahiptir. 23 yıl boyunca karşılaştığı onca engele, bölgesinde yıllardır eksik olmayan krizlere ve çatışmalara, içeride FETÖ'den belediyeleri haraca ve rüşvete bağlayan suç örgütlerine kadar nice kifayetsiz muhteristen yediği darbelere rağmen yıkılmayan, sendelemeyen tam tersine kaya gibi sağlam duran bir Türkiye gerçeği var. Kimse bu Türkiye'ye diz çöktüremeyecek. Göreceksiniz, inşallah kazanan Türkiye olacak. Kazanan 86 milyon mensubuyla Türk milleti olacak. Kazanan kardeşlik, barış, adalet, barışı savunanlar olacak. Kazanan AK Parti ve Cumhur İttifakı gibi zor zamanda yine tarihin doğru tarafında akıl, izan ve vicdanın safında yer alanlar olacak. Hem ülkemiz içinde hem de bölgemizde dengeli, mutedil ve makul siyaset çizgisinden ayrılmayacağız" açıklamasında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.