SON DAKİKA
Hava Durumu

#Şeffaflık

Söz Bursa - Şeffaflık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şeffaflık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Davanın mimarı Lütfü Savaş konuştu: "Bursa’da açılan davayla başladı, bu Türk siyasetinin en önemli kararıdır" Haber

Davanın mimarı Lütfü Savaş konuştu: "Bursa’da açılan davayla başladı, bu Türk siyasetinin en önemli kararıdır"

İstinaf 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali talebiyle açılan davada her iki kurultay hakkında ‘mutlak butlan’ kararı verdi. Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organları görevlerine iade kararı verildi. Konuyla ilgili dava açan eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, kayınvalidesinin cenaze törenine geldiği Eskişehir’de durumu değerlendirdi. "TÜRK SİYASİ TARİHİNİN EN ÖNEMLİ DAVASIYDI" Konuyla ilgili konuşan Lütfü Savaş, "Öncelikle bu karar tüm milletimize, Türkiye’deki tüm siyasetçilere ve siyaset mekanizmasına hayırlı uğurlu olsun. Bu karar şöyle başladı: Kurultay sonrası birçok konuşma oldu, birçok kurultay delegesi konuyla ilgili spekülatif konuşmalar yaptı. Sonra Bursa’da kurultayla alakalı bir dava açıldı. Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanımız dört veya beş defa Sayın Genel Başkanımız hakkında şaibeli kurultayın genel başkanı diye hitap etti. Ondan sonra önceki dönem genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu bir özel televizyonda bu konuyu dile getirdi, Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Genel Başkanımızla ilgili şaibeli kurultayda seçilen genel başkan diye hitap ettiğini belirtti. Tabii ki bu parti tarihin bize emanet ettiği bir parti. Bu parti Türkiye’de hangi siyasi görüşe, hangi dünya görüşüne sahip olursanız olun bu ülkenin vatandaşlarının yüzde 85’inin sevgisini kazanmış bir ulu çınarın kurmuş olduğu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş meydanlarında Türkiye’nin siyasi mektebi olacak diye kurmuş olduğu bir parti. Ben de bir Atatürk sevdalısı, bu ülkeyi seven biri olarak partimin üzerinde böyle bir şaibe kalsın istemedim. Varsa bir şaibe, şaibeyle ilgili insanların ayıklanması, yoksa da partimizi hiç kimsenin kirletmemesi gerektiğini düşündüm. Bu nedenle bu davayı açtım. Bugün bu dava sonuçlandı. Gerçekten de belki de Türk siyasi tarihinin en önemli davasıydı. Bu davadan sonra bence Türkiye’de siyasi anlamda, siyasi arınma anlamında birçok ilki yaşayacağız diye düşünüyorum. Ama özellikle Cumhuriyet Halk Partisi ailesi için gerek mevcut şu anki yönetimin yanında olan arkadaşlar, gerek geçmişte Sayın Genel Başkanımız Kemal Bey’in yanında olan insanlar olarak hiçbirimizin sevinmemesi, sevinç çığlıkları atmaması gerekir. Bugünden itibaren hepimizin çok daha büyük bir sorumlulukla Cumhuriyet Halk Partisi’ni tabana nasıl indiririz, geleceğe nasıl hazırlarız, Türkiye’nin sorunlarının üstesinden gelecek bir kadroyla nasıl dizayn ederiz ve umutsuzluk taşıyan toplumun umutlarını tekrardan nasıl yeşertiriz diye düşüneceği bir zaman" dedi. "TÜRK SİYASETİNE HAYIRLI OLSUN" Konuşmasının devamında ise Lütfü Savaş, şu ifadelere yer verdi: "Bu davayı açarken ben en çok Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi misyonunu, hukuk anlayışını, demokrasi geleneğini, şeffaflık anlayışını düşündüm ve umut verebilir bir parti haline gelmesi için bu davanın çok önemli olduğunu düşünerek bu davayı açtım. Türk demokrasisine, Türk siyasi tarihine hayırlı olsun ama bugün Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere bundan sonra siyasi partimiz içerisinde hizmet edecek, önemli kadrolarında bulunacak insanlarımızın gerçekten de sevineceği değil düşüneceği ve sorumluluk alacağı bir gün diyorum, tekrardan hepimize hayırlı olsun diyorum. Peki yarın itibarıyla parti içinde nasıl bir rol izlenecek? Ben şu anda Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye biri değilim. Biliyorsunuz ben bir tweetimden dolayı bu yönetim beni parti dışına itmişti. Geçmişte alınan bütün kararlar iptal edildiği için tabii ki gururla ben şu anda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine sahip çıkması gerekenlerden bir tanesiyim. Ama buradaki esas sorumluluk taşıyan kişi Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu. O nasıl bir planlama ve program yapacaksa tabii ki biz de onlara uymak ve daha güzel günler için yanında olmak zorundayız. Tabii slogan şu olmalı: Eski iyileri yeni iyilere taşımak, Türkiye’nin bütününü kucaklayacak bir politika oluşturmak lazım. Onun için de zemini iyi hazırlamak ve iyi bir organizasyonla tekrardan Türkiye’ye umut taşımak, umut aşılamak lazım. Teşekkür ederiz. Ben teşekkür ediyorum, hayırlı uğurlu olsun diyorum."

CHP'li Kayıhan Pala’dan 1 milyar dolarlık projeye tepki: "Bakanlıklar soruları yanıtsız bıraktı" Haber

CHP'li Kayıhan Pala’dan 1 milyar dolarlık projeye tepki: "Bakanlıklar soruları yanıtsız bıraktı"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Dünya Bankası tarafından hazırlanan “Türkiye Üniversite Hastaneleri Dayanıklılık Projesi”nin 24 Mart 2026 tarihinde duyurulduğunu; projenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütüleceğinin bildirilmesine karşın ayrıntılarına yönelik net bir açıklama yapılmadığını belirtti. Pala, duyuruda Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın borçlanan kurum olarak gösterildiğini ve proje kapsamında 1 milyar 50 milyon ABD doları kredi verileceğini kaydetti. Bu ölçekte bir projenin kamuoyunda tartışılmadan hazırlanmasının şeffaflık ve kamu kaynaklarının etkili kullanımı açısından endişe yarattığını ifade etti. Konuya ilişkin Pala, “Dünya Bankası kaynaklarında, projenin deprem riski yüksek bölgelerde bulunan kamu üniversite hastanelerinin afetlere karşı dayanıklılığını artırmayı hedeflediği görülmektedir. Bu doğrultuda seçilecek dokuz hastanenin acil durumlarda hizmet sürekliliğini sağlayacak biçimde geliştirilmesi veya yeniden inşa edilmesinin planlandığı ifade edilmektedir. Dünya Bankası tarafından duyurulan böylesi bir projenin ülkemizde kamuoyuna yansıtılmaması dikkat çekicidir. Aynı kaynaklarda proje kapsamında Hazine ve Maliye Bakanlığı’na 1 milyar 50 milyon ABD doları kredi verileceği belirtilirken, proje çevresel ve sosyal risk düzeyi ‘yüksek’ olarak sınıflandırılmaktadır. Kamu kaynakları üzerinde ciddi bir yük oluşturacak bu ölçekte bir projenin her aşamasında şeffaf ve hesap verilebilir olunmalıdır” açıklamasında bulundu. Milletvekili Pala, proje kapsamına alınacak hastanelerin nasıl seçileceği, dönüşüm sürecinde hizmetlerin nasıl sürdürüleceği ve bu süreçte çevresel, sosyal ve finansal etkilerin nasıl yönetileceğine dair bilgi talep ederek ilgili iki Bakanlığa soru önergesi iletti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum kendisine iletilen soru önergesine, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt vermezken, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek projenin genel çerçevesine atıfta bulunarak soruların büyük çoğunluğunu yanıtsız bıraktı. “Projenin hedefleri somut değil; ihale şartnameleriyle hedefler arasında uyum sağlanmalı ve yüklenici şirketler etkili bir şekilde denetlenmelidir!” Milletvekili Pala, proje kapsamında seçilecek dokuz üniversite hastanesi, seçim ölçütleri, hizmet sürekliliği ve denetim mekanizmalarına ilişkin belirsizliğin sürdüğünü vurguladı. “Deprem riski yüksek bölgelerdeki kamu üniversite hastanelerinin güçlendirilmesi yaşamsal önemdedir. Ancak söz konusu güçlendirmelerin kamu kaynaklarıyla yapılamaması, Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin kamu kaynaklarının yönetimi konusundaki zayıflığını ortaya çıkarmaktadır. Faize çok yüklü kaynak aktaran Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, hastanelerin güçlendirilmesi için kredi bulmak zorunda kalmaktadır. Bu proje kapsamında seçilecek dokuz hastanenin hangi ölçütlerle belirleneceği ve bu noktada nasıl bir ihtiyaç analizi yapılacağı da açıklanmamaktadır. Hazine ve Maliye Bakanlığı yanıtında projenin uygulanmasına yönelik tüm sorumluluğun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda olduğunu ifade etse de sonuçta bütçeden geri ödenecek olan bu kredinin en etkili şekilde kullanılması zorunludur. Dahası, projede tanımlanan ‘dayanıklılık’ hedefinin çerçevesi somut değildir. İhale süreçleri öncesinde bu çerçeve netleşmeli, ihale şartnameleriyle hedefler arasında uyum sağlanmalı, ihale süreçleri şeffaf bir biçimde yürütülmeli ve yüklenici şirketler etkili bir şekilde denetlenmelidir” dedi. “Yapım sürecinde sağlığa erişim güvence altına alınmalıdır!” Pala, Dünya Bankası’nın projenin yüksek çevresel ve sosyal riskler taşıdığını tespit etmesine rağmen bu alanda herhangi bir açıklama yapılmadığını belirtti. “Proje belgelerinde, yapımların gerçekleşeceği bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanabileceği net bir şekilde ifade edilmektedir. Buna karşın iki Bakanlık da ilgili soruları yanıtlamadığı için bu hastanelerde hizmetlerin nasıl devam edeceği ve hastaların sağlığa erişiminin nasıl güvence altına alınacağı bilinmemektedir. 6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde acil servis, travma, yoğun bakım, anne ve çocuk sağlığı gibi kritik hizmetlerin nitelikli bir şekilde sürdürülmesi hayati önem taşımaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının yanı sıra Sağlık Bakanlığı da bu sürece katılmalı ve kamuoyuna sağlık hizmetlerine erişimin nasıl güvence altına alınacağı ve çevresel/sosyal risk değerlendirmelerini de içeren açıklamalar yapılmalıdır” çağrısında bulundu.

Nilüfer’de "Ortak Akıl" kazandı: Başkan Şadi Özdemir mahalleliyi dinledi, projeyi durdurdu! Haber

Nilüfer’de "Ortak Akıl" kazandı: Başkan Şadi Özdemir mahalleliyi dinledi, projeyi durdurdu!

Nilüfer Belediyesi, kentin yönetiminde “ortak akıl” ve “katılımcı demokrasi” ilkelerini somut adımlarla hayata geçirmeye devam ediyor. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Yüzüncüyıl Mahalle Komitesi ile bir araya gelerek, BursaRay Yüzüncüyıl istasyonu çıkışındaki alanda planlanan yeni sosyal tesis projesi hakkında mahalle sakinlerini dinledi. “TOPLUMCU BELEDİYECİLİK, TOPLUMU DİNLEMEKLE BAŞLAR” Bölgede yeni bir yapılaşmaya gitmeden, mevcut yapının dönüştürülmesiyle planlanan “Kantin Nilüfer” projesi, özünde güçlü bir sosyal dayanışma modeli barındırıyordu. Bu projeyle, ekonomik kriz döneminde vatandaşlara uygun fiyatlı sosyalleşme imkânı sunulması ve piyasa fiyatlarının dengelenmesi amaçlanmıştı. Kurulacak sistemden elde edilecek gelirle de 2 binden fazla amatör sporcu çocuğun desteklenmesi, kadın spor takımlarına katkı sağlanması ve yerel tarımın güçlendirilmesi hedefleniyordu. Toplantıda mahalle sakinlerinin, artabilecek trafik yoğunluğu ve bölgedeki anıt ağacın korunması gibi konulardaki çevresel hassasiyetlerini içtenlikle dinleyen Başkan Şadi Özdemir, projeyi durdurma kararı aldı. Toplumcu belediyeciliğin temelinde halkın sesine kulak vermenin yattığını vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, bu kararın birlikte yönetme kültürünün en güzel kanıtı olduğunu ifade etti. Başkan Şadi Özdemir, sürece ve alınan karara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Bizim yönetim anlayışımızın merkezinde tamamen diyalog, uzlaşı ve karşılıklı anlayış bulunuyor. Kantin Nilüfer projesiyle gençlerimize, çocuklarımıza ve ailelerimize nefes aldıracak; sporu, tarımı ve kadınları destekleyecek çok yönlü bir dayanışma modeli kurgulamıştık. Bu güzel hedeflere ulaşmayı çok arzu etsek de, Yüzüncüyıl sakinlerimizin çevresel dokuya ve mahalle huzuruna dair hassasiyetlerini büyük bir saygıyla karşılıyoruz. Hazırladığımız projeler ne kadar yüksek bir toplumsal fayda barındırırsa barındırsın, mahallelimizin içten rızası ve onayı bizim için her şeyden değerlidir. Biz Nilüfer’i kocaman bir aile olarak görüyor, kararlarımızı da bu ailenin fertleriyle, yan yana, omuz omuza veriyoruz.” “KATILIMCI DEMOKRASİ İÇİN ÖRNEK ADIM” Alınan bu karar, Nilüfer’de hayata geçirilecek projelerin yalnızca ekonomik ve teknik faydalarına göre şekillenmediğini; çevreye duyarlılığın, mahalle kültürünün ve vatandaşın doğrudan onayının her zaman öncelikli olduğunu bir kez daha kanıtladı. Nilüfer Belediyesi, kentin farklı noktalarında halkın bütçesini koruyan, sporu ve üretimi destekleyen sosyal dayanışma projeleri üretmeye ve bu projeleri halkla tam bir şeffaflık içinde istişare ederek hayata geçirmeye devam edecek.

Eğitimde 'Sahte Belge' krizi! Kayıhan Pala: "Sistem güvenilirliğini tamamen kaybetti" Haber

Eğitimde 'Sahte Belge' krizi! Kayıhan Pala: "Sistem güvenilirliğini tamamen kaybetti"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, geçtiğimiz yıl ağustos ayında kamuoyuna yansıyan, yurt dışında eğitim almış gibi gösterilerek sahte denklik belgeleriyle Türkiye’de üniversiteye yerleştirildiği iddia edilen öğrenciler hakkında Millî Eğitim Bakanlığı’na 3 Eylül 2025 tarihinde kapsamlı bir soru önergesi verdi. Pala, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Son yıllarda üniversiteye yerleşim süreçlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle öğrenciler kontenjanlara adil bir biçimde yerleştirilememiş, zaten azalmış olan eğitim sistemine duyulan güven tamamen kaybolmuştur. Aynı dönemde kamuoyuna yansıyan usulsüz akademik kadroya alma iddiaları ve e-imzaların yasa dışı kullanımına ilişkin tartışmalarla birlikte bu olay, yükseköğretimde güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirliğin ne denli sorunlu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.” Milletvekili Pala, soru önergesinde denklik belgesi işlemleri boyunca alınan güvenlik önlemleri, yurt dışında eğitim gören öğrencilere üniversiteye yerleşme sürecinde tanınan haklar ile denetim ve yaptırımlara ilişkin net bir açıklama talep etti. Buna karşın Bakan Yusuf Tekin, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre geçtikten sonra, 6 Kasım 2025 tarihinde yanıt verdi. “Bakanlık yaşanan usulsüzlüğün sorumluluğunu almamaktadır!” Pala, soru önergesinde öncelikle denklik süreçlerinde belge doğrulaması aşamasında hangi adımların zorunlu olarak izlendiğini ve özellikle elektronik ortamda güvenliğin nasıl sağlandığını sordu. Buna karşın verilen yanıt mevzuat çerçevesi ile teknik araçları tarif etmekle sınırlı kaldı ve olası risklere dair herhangi bir değerlendirme içermedi. Pala, “Örneğin Bakanlık, denklik başvurusu yapan Türk vatandaşlarından yurt dışı giriş-çıkış belgesi istendiğini belirtmiş, ancak bu alanda bir sahteciliğin nasıl gelişebileceğine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Benzer şekilde, yurt dışında lise eğitimi alan Türk öğrencilere fırsat eşitliği sağlanması amacıyla bu uygulamanın sürdürüldüğü ifade edilirken, uygulamanın yurt içi yerleştirmelere etkisi ve olası suiistimallere karşı alınan önlemler de somut biçimde açıklanmamıştır” dedi. Pala, “Bu tür eksik bir yanıt, Bakanlığın yaşananlar karşısında sorumluluk üstlenmediği ve eğitim sisteminde güveni yeniden sağlamaya dönük bir planının bulunmadığı yönündeki kaygıları artırmaktadır” ifadesini kullandı. “Bakanlık, önlemleri neden ihbarların üzerinden neredeyse iki yıl geçtikten sonra aldığını açıklamalıdır!” Milletvekili Pala, devamında son on beş yıl içinde yurt dışı lise eğitimlerini çevrimiçi veya uzaktan almış öğrencilerin yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmasına ilişkin bir esneklik sağlanıp sağlanmadığını sorguladı. Bakanlık, yanıtında gelen şikâyetler üzerine Kasım 2020’de yapılan bir toplantıda, yurt dışındaki bir liseden alınan diplomanın pasaport veya emniyet giriş-çıkış kayıtlarıyla desteklenmesi gerektiğine karar verildiğini ve buna aykırı biçimde kayıt yaptırdığı tespit edilen öğrencilerin denklik işlemlerinin iptal edileceğini belirtti. Pala, verilen yanıtta geçmişe dönük tarama yapılıp yapılmadığı ve kaç öğrencinin belgesinde sahtecilik tespit edildiği bilgisinin yer almadığını kaydetti. Pala, “Bakanlık ayrıca, esaslarda düzenleme yapmak için 2019’da yapılan ilk sahte denklik ve usulsüz öğrenci yerleştirme ihbarlarından neredeyse iki yıl sonra neden toplantı yapıldığını da açıklamalıdır. On binlerce öğrenciyi mağdur eden böylesi bir zafiyetin sorumluları kamuoyu karşısında hesap vermelidir” çağrısıyla açıklamasını tamamladı.

Başkan Saltuk Deniz: ÇAYKUR satılırsa Karadeniz’in emeği satılmış olur Haber

Başkan Saltuk Deniz: ÇAYKUR satılırsa Karadeniz’in emeği satılmış olur

Cumhuriyet Halk Partisi Rize İl Başkanı Saltuk Deniz, Türkiye Varlık Fonu’nun Sayıştay denetimi kapsamı dışına çıkarılmasını sert sözlerle eleştirerek, ÇAYKUR’un geleceğine ilişkin ciddi uyarılarda bulundu. Deniz, denetim mekanizmalarının devre dışı bırakılmasının özelleştirme riskini büyüttüğünü belirterek, ÇAYKUR’un satılması halinde bunun sadece bir kurumun değil, Karadeniz’deki binlerce üreticinin emeğinin satılması anlamına geleceğini söyledi. ÇAYKUR DENETİM DIŞINDA, RİSK BÜYÜYOR Türkiye Varlık Fonu’na devredilen kurumların Sayıştay denetimi dışında bırakılmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Başkan Deniz, ÇAYKUR’un bu süreçle birlikte şeffaflıktan uzak bir yapıya sürüklendiğini dile getirdi. Deniz, “Cumhurbaşkanı imzasıyla Türkiye Varlık Fonu’nun Sayıştay denetimi kapsamı dışına çıkarılması, kamu kurumlarının geleceği açısından büyük bir risk oluşturuyor. Varlık Fonu’na devredilen ÇAYKUR da bu süreçte denetim dışında kaldı. Denetimin olmadığı yerde şeffaflık olmaz, şeffaflığın olmadığı yerde ise her türlü tasarrufun önü açılır” dedi. BİR SABAH UYANIRIZ, ÇAYKUR SATILMIŞ OLABİLİR ÇAYKUR’un Varlık Fonu bünyesinde bulunmasının özelleştirme ihtimalini güçlendirdiğini belirten Deniz, şu ifadeleri kullandı: “Varlık Fonu’nda bulunan ÇAYKUR her an satılabilir. Bir sabah uyandığımızda ÇAYKUR’un satıldığını öğrenebiliriz. Bu sadece bir kurumun el değiştirmesi değildir. Bu, Karadeniz’deki üreticinin alın terinin, emeğinin ve geleceğinin satılması demektir.” ÇAYKUR STRATEJİK BİR KURUMDUR ÇAYKUR’un Doğu Karadeniz’de binlerce ailenin geçim kaynağı olduğuna dikkat çeken CHP’li Başkan Deniz, kurumun kamu eliyle faaliyet göstermesinin bölge ekonomisi için hayati önem taşıdığını vurguladı. Deniz, “ÇAYKUR yalnızca bir işletme değildir; bölgenin sosyal dengesi, üreticinin güvencesi ve tarımsal kalkınmanın temel direğidir. Bu kurumu özelleştirme tartışmalarının odağına sokmak bile kabul edilemez” diye konuştu. MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ Denetim süreçlerinin şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade eden Saltuk Deniz, olası bir özelleştirme girişimine karşı her platformda mücadele edeceklerini belirterek, “ÇAYKUR’un satılmasına, üreticinin kaderinin belirsizliğe sürüklenmesine asla izin vermeyeceğiz. Bu kurum, Karadeniz’in ortak değeridir ve öyle kalmalıdır” dedi.

Nilüfer'in havasında alarm! DSÖ sınırları aşıldı: İşte en riskli bölgeler Haber

Nilüfer'in havasında alarm! DSÖ sınırları aşıldı: İşte en riskli bölgeler

Nilüfer Belediyesi, 2024 ve 2025 yıllarını kapsayan hava kirliliği ile 2025 yılına ait su kirliliği izleme çalışmalarının sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Sabit ve mobil ölçüm istasyonlarından elde edilen bilimsel veriler, Nilüfer’de çevresel risklerin yerinde, sürekli ve karşılaştırmalı biçimde izlendiğini ortaya koyarken; bu verilerin halk sağlığını önceleyen önleyici politikalara rehberlik ettiği vurgulandı. HAVA KİRLİLİĞİNDE SANAYİ VE TRAFİK KAYNAKLI ETKİ BELİRGİNLEŞİYOR Nilüfer ilçesinde hava kalitesini yakından izlemek amacıyla Ata Bulvarı’nda bulunan sabit Hava Kalitesi Ölçüm İstasyonu’nun yanı sıra; Çalı Sanayi Bölgesi, Kayapa Organize Sanayi Bölgesi ve Lefkoşe Caddesi’nde konumlandırılan mobil hava kalitesi izleme istasyonlarıyla çok noktalı ölçüm yapılıyor. Bu sayede sanayi ve trafik yoğunluğunun etkisi, zamana ve mekâna bağlı olarak somut verilerle takip edilebiliyor. 2024 ve 2025 yıllarına ait ölçümlerde; Zararlı Partikül Madde (PM10) ve Solunabilir Partikül Madde (PM2,5) değerlerinin ölçüm yapılan birçok ayda Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınır değerlerinin üzerinde seyrettiği, NO₂ (Azot Dioksit) değerlerinin özellikle sanayi ve trafik yoğun bölgelerde hem DSÖ hem de bazı aylarda ulusal sınır değerleri aştığı, SO₂, CO ve O₃ değerlerinin ise genel olarak sınır değerlerin altında kaldığı tespit edildi. Nilüfer’in Bursa genelinde yüksek kirlilik potansiyeline sahip bölgeler arasında yer aldığını belirten yetkililer, bu nedenle hava kalitesinin sürekli ve yerinde ölçülmesinin yalnızca durum tespiti değil, önleyici yönetim açısından da kritik bir araç olduğunu ifade ettiler. BAŞKAN ŞADİ ÖZDEMİR: “ÖLÇTÜĞÜMÜZ HER VERİ, ÖNLEYİCİ BİR ADIMIN BAŞLANGICIDIR” Çevresel izleme çalışmalarının yalnızca veri üretmekle sınırlı olmadığını belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, elde edilen bilgilerin doğrudan karar süreçlerine yön verdiğini vurguladı. Başkan Şadi Özdemir, “Çevreyle ilgili riskleri yönetmenin ilk koşulu, onları doğru ve sürekli biçimde ölçmektir. Nilüfer’de elde ettiğimiz her veri, yalnızca bir tespit değil; halk sağlığını korumaya yönelik önleyici adımların temelidir” dedi. Ölçüm sonuçlarının vatandaşlarla paylaşılmasını bir şeffaflık gereği olarak gördüklerine vurgu yapan Başkan Şadi Özdemir, “Hava ve su kalitesine ilişkin verileri kamuoyuna açık biçimde sunuyoruz. Aynı zamanda bu verileri, denetimden kent planlamasına kadar birçok alanda yol gösterici bir yönetim aracı olarak kullanıyoruz. Çevresel izleme çalışmalarının temel amacı sorun oluştuktan sonra müdahale etmek değil; bilimsel veriler ışığında riskleri önceden görerek sağlıklı bir kent yaşamını güçlendirmektir” diye konuştu. VERİLER VATANDAŞIN BİLGİSİNE SUNULUYOR, KARARLARA REHBERLİK EDİYOR Öte yandan hava kalitesi ölçüm sonuçlarına Nilüfer Belediyesi’nin resmi internet sitesi ile Nilüfer Her Yerde mobil uygulaması üzerinden anlık olarak erişilebildiği hatırlatıldı. Bu uygulamanın, vatandaşların günlük yaşamlarına ilişkin bilinçli tercihler yapabilmesine katkı sunduğu belirtildi. Paylaşılan verilerin aynı zamanda belediyenin denetim, planlama ve önceliklendirme süreçlerinde aktif biçimde kullanıldığını kaydeden yetkililer, riskli bölgeler ve zaman dilimlerine yönelik hedefli çalışmaların bu sayede geliştirildiğini vurguladı. SU KALİTESİ İZLEME ÇALIŞMALARINDA GÜVEN VEREN SONUÇLAR Nilüfer Belediyesi’nin 2005 yılından bu yana sürdürdüğü Su Kirliliği İzleme Çalışmaları kapsamında da, 2025 yılı boyunca kent ve kırsal mahallelerde düzenli analizler gerçekleştirildi. 2025 yılı verilerine göre; Kent merkezindeki 42 mahallede, 73 noktadan alınan örneklerde yapılan 873 ölçümün tamamında serbest klor seviyelerinin yönetmeliklere uygun olduğu, 22 kırsal mahallede yapılan ölçümlerde örneklerin yaklaşık yüzde 85’inin uygun, yaklaşık yüzde 15’inde ise düşük klor seviyesi tespit edildiği, kent ve kırsal mahallelerin hiçbirinde mikrobiyolojik kirliliğe rastlanmadığı açıklandı. Ölçüm sonuçlarının her ay BUSKİ Genel Müdürlüğü ve Nilüfer İlçe Sağlık Müdürlüğü ile paylaşıldığı, ayrıca belediyenin https://www.nilufer.bel.tr/kategoriler/hizmet/hava-ve-su-kalitesi-izleme/su-kalitesi-izleme web adresinden düzenli olarak kamuoyunun bilgisine sunulduğu belirtildi.

Uludağ Enerji Grubu’na Dubai’den çifte ödül: Hem şirkete hem CFO Duygu Tokgöz’e büyük onur! Haber

Uludağ Enerji Grubu’na Dubai’den çifte ödül: Hem şirkete hem CFO Duygu Tokgöz’e büyük onur!

Uludağ Enerji Grubu kurumsal yönetim yaklaşımı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlılığı doğrultusunda uluslararası jüri tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda "Enerji Alanında En İyi Kurumsal Yönetim" ödülüne layık görüldü. Uludağ Enerji Grubu CFO’su Duygu Tokgöz ise finansal disiplin, stratejik liderlik ve sürdürülebilir büyümeye sunduğu katkılarla "Enerji Alanında En İyi Kadın CFO" ödülünün sahibi oldu. Uludağ Enerji Grubu böylece International Finance Awards’tan iki önemli ödül almış oldu. Bu yıl Dubai’de gerçekleştirilen International Finance Awards’ın 2025 yılı ödül töreninde finans, enerji, bankacılık, sigorta ve lojistik başta olmak üzere birçok sektörde küresel ölçekte başarılı kurum ve yöneticiler onurlandırıldı. 2013 yılından bu yana International Finance Dergisi tarafından düzenlenen International Finance Awards, kurum ve liderleri stratejik vizyon, sürdürülebilirlik, finansal performans ve yönetişim standartları çerçevesinde değerlendiriyor. Türkiye’nin en büyük enerji gruplarından Uludağ Enerji Grubu, finans dünyasının saygın platformlarından International Finance Awards’ta (IFA) iki ödüle birden layık görüldü. Ödüller, Uludağ Enerji Grubu CEO’su Sinan Öktem ve CFO Duygu Tokgöz tarafından teslim alındı. Bu ödülle birlikte şirketin başarısının uluslararası platformda bir kez daha tescillendiğini vurgulayan Uludağ Enerji Grubu CEO’su Sinan Öktem, "International Finance Awards gibi saygın bir platformda kurumsal yönetim alanında ödüllendirilmek, şirketimizin sürdürülebilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik odağındaki yönetim anlayışının uluslararası düzeyde takdir edilmesi anlamına geliyor. Bu ödül, şirketimizin uzun vadeli değer oluşturma yaklaşımının ve uluslararası standartlarda şekillenen yönetim anlayışının somut bir göstergesi. Bu başarıda emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" dedi. "Enerji Alanında En İyi Kadın CFO" ödülüne layık görülen Uludağ Enerji Grubu CFO’su Duygu Tokgöz ise şunları anlattı: "Bu ödül, Uludağ Enerji’nin güçlü finansal yönetim anlayışının, disiplinli karar alma süreçlerinin ve ekiplerimizin ortak emeğinin bir yansıması oldu. Uluslararası bir platformda bu şekilde takdir edilmekten büyük onur duyuyorum. Kadın olarak enerji alanında böylesine önemli bir ödüle layık görülmenin hem tüm kadınlarımıza hem de sektörde emek veren herkese ilham kaynağı olmasını diliyorum. Bu başarıyı tüm çalışma arkadaşlarımızla paylaşmaktan büyük gurur duyuyorum."

10 milyonluk satışa 400 bin TL harç! İMSİFED’den "Tapu Harcı Düşürülsün" çağrısı Haber

10 milyonluk satışa 400 bin TL harç! İMSİFED’den "Tapu Harcı Düşürülsün" çağrısı

İnşaat Müteahhitleri Sanayicileri ve İş İnsanları Federasyonu (İMSİFED), yeni dönem ilk Yönetim Kurulu Toplantısı’nda gayrimenkul sektörünü yakından ilgilendiren “Gayrimenkul Satışlarında Değer Beyanı ve Tapu Harç Oranları” konusunu masaya yatırdı. Toplantının ardından kamuoyu ile paylaşılmasına karar verilen değerlendirmelerde, mevcut sistemin sektör, kamu maliyesi ve yatırım ortamı üzerindeki etkilerine dikkat çekildi. İMSİFED Başkanı Şeref Demir, gayrimenkul piyasasında şeffaflık ve güvenin temel belirleyici unsurlar olduğuna vurgu yaparak, tapu işlemlerinde gerçek satış bedelinin beyan edilmesinin yalnızca bir vergi meselesi değil, ekonomik istikrar açısından yapısal bir konu olduğunu ifade etti. Başkan Demir, “Gayrimenkul işlemlerinde oluşan resmi veriler; kamu politikalarından bankacılık sistemine, yatırım kararlarından şehirleşme planlamasına kadar geniş bir alanı doğrudan etkiliyor. Bu nedenle tapu işlemlerinde beyan edilen bedellerin gerçeği yansıtması büyük önem taşıyor” dedi. Yüzde 4’lük Tapu Harcı İşlem Yükünü Artırıyor Türkiye’de alıcı ve satıcıdan ayrı ayrı yüzde 2 olmak üzere toplam yüzde 4 olarak uygulanan tapu harcı oranının özellikle yüksek bedelli satışlarda ciddi bir mali yük oluşturduğunu belirten Şeref Demir, “10 milyon TL’lik bir satışta yalnızca tapu harcı 400 bin TL’ye ulaşıyor. Artan gayrimenkul fiyatlarıyla birlikte bu tutarlar taraflar üzerinde önemli bir finansal baskı yaratıyor” diye konuştu. Uluslararası karşılaştırmalarda birçok ülkede devir vergisi oranlarının yüzde 1–2 bandında seyrettiğine dikkat çeken Başkan Demir, Türkiye’deki uygulamanın OECD ortalamasının üzerinde kaldığını ve bu durumun işlem maliyetlerini artırdığını söyledi. Yüksek tapu harçlarının bazı durumlarda düşük beyan eğilimini tetikleyebildiğini ifade eden İMSİFED Başkanı Demir, bunun uzun vadede kamu gelir kaybı riskinden banka ekspertiz değerleri ile tapu kayıtları arasındaki uyumsuzluğa kadar pek çok sorunu beraberinde getirdiğini belirterek, “Gerçeği yansıtmayan işlem bedelleri; piyasa verilerinin sağlıklı oluşmasını engelliyor, sektörde haksız rekabet algısını besliyor ve hem kamu hem vatandaş hem de yatırımcı açısından belirsizlik üretiyor” dedi. Enflasyon Muhasebesi Vurgusu Açıklamada, inşaat sektörünün doğası gereği yıllara yayılan projelerle çalıştığını hatırlatan İMSİFED Başkanı Şeref Demir, “Enflasyon muhasebesi, maliyetlerin reel olarak görülmesini sağlayan hayati bir mekanizmadır. Bu uygulamanın kaldırılması, muhasebe kayıtlarında gerçeği yansıtmayan yüksek kâr görünümüne ve buna bağlı ek vergi yüklerine yol açacaktır” ifadelerini kullandı. Başkan Demir, bu durumun firmaları satış bedellerini düşük gösterme arayışına itebileceğini belirterek, “Bu tablo tapu harcı beyanını olumsuz etkiler, kayıt dışılığı besler ve kamu otoritelerinin ihtiyaç duyduğu güvenilir verileri zayıflatır” uyarısında bulundu. Çözüm Çağrısı: Dengeli ve Teşvik Edici Model İMSİFED olarak çözümün yalnızca denetimleri artırmak olmadığını vurgulayan Şeref Demir, dengeli ve teşvik edici bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu dile getirdi. Demir, “Tapu harç oranlarının makul seviyelere çekilmesi ve enflasyon muhasebesinin sektörel gerçekliği yansıtacak şekilde kalıcı olarak uygulanması birlikte ele alınmalıdır” dedi. Önerilerinin kamu gelirlerini koruyan, sektörü kayıtlı ve kurumsal zeminde güçlendiren, vatandaşın işlem maliyetlerini öngörülebilir hale getiren bir sistem hedeflediğini belirten Demir, “Şeffaflığın arttığı ve reel maliyetlerin esas alındığı bir yapı, devletin gelir güvenliğini güçlendirir, yatırım ortamını iyileştirir ve vatandaşın mali risklerini azaltır. İMSİFED olarak bu sürece her zaman katkı sunmaya hazırız” şeklinde konuştu.

Livanespor’dan Balat Muhtarı’na yanıt: Her iddia asılsız Haber

Livanespor’dan Balat Muhtarı’na yanıt: Her iddia asılsız

Bursa Nilüfer Belediyesi'ne bağlı Nilüfer Sportif Faaliyetler ve İşletmecilik A.Ş.’ye devredilen spor tesis alanının işletme süresinin 5 yıldan 20 yıla uzatılarak özel bir kulübe kiralandığı ve rant oluşturulduğunu iddia ederek, Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Livanespor kulübü ve Artvin camiasını zan altında bırakan Balat Mahallesi Muhtarı Serpil Ceyhan Özuyguz'a, Livanespor Kulübü'nden yanıt geldi. Kulüp avukatı Yavuzhan Trak tarafından yapılan açıklamada, Livanespor’un 2020 yılında Bursa’da yaşayan, spora gönül vermiş vatandaşlar tarafından tamamen amatör bir anlayışla kurulduğu, 2023 yılından itibaren resmî işlemlerini tamamlayarak Nilüfer ilçesi sınırları içerisinde faaliyetlerini sürdürdüğü belirtildi. Kulübün hâlen Bursa Süper Amatör 1. Grup’ta mücadele ettiği ve BAL Ligi hedefiyle yoluna devam ettiği ifade edildi. "HİÇBİR KURUMDAN DESTEK ALMAYAN APOLİTİK BİR KULÜBÜZ" Kulüp yönetimi, Livanespor’un herhangi bir kamu kurumu ya da belediyeden özel bir destek almadığını, rant, ayrıcalık veya çıkar ilişkisi içinde olmadığını vurguladı. Açıklamada, kulübün kendi imkânlarıyla ayakta duran, apolitik bir spor kulübü olduğu kaydedildi. "LİVANESPOR 2023'TEN BU YANA NİLÜFER TAKIMIDIR" “Yıldırım bölge takımı olduğu ve Nilüfer’i temsil etmediği” yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığı belirtilen açıklamada, Livanespor’un 2023 yılından bu yana resmî olarak Nilüfer ilçesinin takımı olduğu, bu durumun Gençlik ve Spor Bakanlığı kayıtlarıyla sabit olduğu ifade edildi. "TESİS İHALEYE ÇIKMAMIŞTIR, HERKES BAŞVURU YAPABİLİR" Kulübe belediye tarafından tesis tahsisi yapıldığı yönündeki iddiaların da asılsız olduğu belirtilerek, Livanespor’un hâlen kendisine ait bir antrenman sahasının dahi bulunmadığı aktarıldı. Açıklamada, gündeme getirilen alanın henüz ihaleye çıkmamış bir alan olduğu, olası bir ihaleye herkesin mevzuat çerçevesinde katılabileceği vurgulandı. "LİVANESPOR NİLÜFER'E TAŞINDIĞINDA ŞADİ ÖZDEMİR BAŞKAN DEĞİLDİ" Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve kulüp yöneticilerinin Artvinli kimliği üzerinden yapılan “hemşericilik” ve “peşkeş” suçlamalarına da tepki gösterilen açıklamada, kulüp bünyesinde farklı illerden üyelerin bulunduğu, memleket temelli ayrıştırmanın kabul edilemez olduğu ifade edildi. Ayrıca Livanespor’un Nilüfer ilçesine taşındığı tarihte Şadi Özdemir’in belediye başkanı olmadığına dikkat çekildi. "RESMİ OLARAK BALATSPOR DİYE BİR KULÜP YOK" Açıklamada, karşılaştırma unsuru olarak gösterilen yapının henüz resmî olarak tescil edilmiş bir kulüp olmadığı, kamuoyunun bu yönde yanlış bilgilendirildiği savunuldu. Kulüp isminin politik veya rant tartışmalarına dâhil edilmesinin hukuki boyutunun değerlendirileceği belirtildi. "ASILSIZ İDDİALARA İTİBAR ETMEYİN" Livanespor Yönetim Kurulu açıklamasında, kulübün tüm faaliyetlerini hukuka uygunluk, şeffaflık ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda yürüttüğünü vurgulayarak, kamuoyunu ayrıştırıcı ve gerçek dışı iddialara itibar etmemeye davet etti. Açıklamanın sonunda, açıklamaya dayanak olarak belgelerin paylaşıldığı ve hukuki hakların saklı olduğu ifade edildi

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.