SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sgk

Söz Bursa - Sgk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sgk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

SGK’dan "Bayram İkramiyesi" alarmı! Sakın o linke tıklamayın Haber

SGK’dan "Bayram İkramiyesi" alarmı! Sakın o linke tıklamayın

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), son günlerde vatandaşlara ‘Bayram ikramiyeniz tanımlandı. Linki onaylayarak ödemenizin bankanıza yapılmasını sağlayabilirsiniz’ şeklinde gelen mesajların sahte olduğunu belirtti. SGK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile SGK’nın adı kullanılarak ‘Bayram ikramiyeniz tanımlandı. Linki onaylayarak ödemenizin bankanıza yapılmasını sağlayabilirsiniz’ şeklinde gelen mesajların sahte içerikli olduğunu belirtti ve vatandaşların bu tarz mesajlara aldırış etmemesi gerektiğini ifade etti. SGK, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bu tür mesajlara asla tıklanmaması gerektiğini belirterek, "Sahte mesajlara dikkat. Son günlerde bazı vatandaşlarımıza, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile SGK adı kullanılarak, ‘Bayram ikramiyeniz tanımlandı. Linki onaylayarak ödemenizin bankanıza yapılmasını sağlayabilirsiniz’ şeklinde gerçeği yansıtmayan mesajlar gönderildiği tespit edilmiştir. Bu mesajlar kesinlikle sahtedir. Resmi kurumlar tarafından SMS veya e-posta yoluyla link gönderilerek ödeme onayı istenmez. Bu tür mesajlardaki bağlantılara asla tıklamayınız. Kimlik, banka veya kişisel bilgilerinizi hiçbir şekilde paylaşmayınız. Bu tür sahte iletilere lütfen itibar etmeyiniz. Aksi halde dolandırıcılığa maruz kalabilirsiniz. Şüpheli durumlarda: Alo 170 Çalışma Hayatı İletişim Merkezi’ni arayabilirsiniz. CİMER üzerinden başvuru yapabilirsiniz. SGK il müdürlükleri/merkezlerine şahsen başvurabilirsiniz" ifadelerine yer verdi

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!" Haber

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!"

Bursa Tabip Odası 14 Mart Tıp Haftası kapsamında düzenlenen Sağlık Hakkı Yürüyüşünü, bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü Bursa’da basın açıklaması, yürüyüş ve çelenk bırakma töreniyle gerçekleştirdi. Saat 12.30’da Setbaşı’nda toplanan hekimler adına açıklamayı Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş gerçekleştirdi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmiye Funda Coşkun, Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktılar. Sağlık Hakkı Yürüyüşüne, BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş, BTO Genel Sekteri Dr. Muhsin Güllü, BTO Yönetim Kurulu Üyelerinden Dr. Ferda Firdin, Dr. Deniz Alpan, Dr. Kenan Ergus, Dr. Ertuğrul Mehmetoğlu, TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Güzide Elitez, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sivil toplum örgütleri, sendika temsilcileri ve çok sayıda hekim katıldı. Dr. Kadir Binbaş ‘ın okuduğu açıklamanın tam metni ise şöyle: Değerli meslektaşlarımız, Değerli sağlık emekçileri, Değerli halkımız, Bugün 14 Mart. Tıbbın, hekimliğin kurucusu, Hipokratın, Galenin yaşadığı topraklarda hekimliğin insan sağlığına adanmış bir meslek olmanın ötesinde, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu gösteren bir günün yıldönümünde bir aradayız. 14 Mart 1927’de ülkemizde modern tıp eğitiminin başladığı gündür. Ancak sıradan bir takvim günü değildir. İlk defa, 107 yıl önce, 14 Mart 1919’da İngiliz işgali altındaki İstanbul’da tıbbiyelilerin, tıp öğrencilerinin “Bu ülke bizimdir!” diyerek ayağa kalktığı bir gündür. Bu açıdan 14 Mart; tarihtir, direniştir, sorumluluktur. Tıbbiyeliler o gün yalnızca bir okulun kuruluşunu kutlamadı. Bir şey söylediler: Hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değildir. Hekimlik aynı zamanda toplumun geleceğine sahip çıkmaktır! İşte biz bugün Ankara’da, o geleneğin mirasçıları olarak buradayız. BUGÜN 14 MART… AMA KUTLAMA YAPMAK ZOR 14 Mart ülkemize özel bir gün. Dünyada böyle bir bayram yok. Yanlızca ülkemizde kutlanan Tıp Bayramı olarak biliniyor, kutlanıyor ama bugün burada bir bayramı kutlamak için toplanmadık. Çünkü bu ülkede sağlık sisteminin hali ne yazık ki gerçek bir kutlamaya izin vermiyor. Ülkemizde sağlık alanında çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Yıllardır uygulanan ve adına Sağlıkta Dönüşüm Programı denilen politikalar, sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp alınıp satılan bir meta haline getirdi. Sağlık hizmeti toplumun ihtiyacına göre değil, piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itildi, bölgeye dayalı bütünleşik sağlık hizmeti sunan sağlık ocakları kapatıldı, yerine bireye yönelik tanı tedavi hizmeti sunan Aile Sağlığı Merkezleri açıldı. ASM’ler, kamu hastaneleri işletmelere dönüştürüldü. Kamu kaynakları özel sağlık sektörüne aktarıldı. SONUÇ NE OLDU? Bugün: Hastalar randevu bulamıyor, muayene süreleri birkaç dakikaya sıkıştırılıyor, sağlık çalışanları aşırı iş yükü altında eziliyor, hastalarla hekimler karşı karşıya getiriliyor sağlıkta şiddet sıradanlaşıyor, cepten harcamalar artıyor, parası olan hızla ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşırken parası olmayanların basit sağlık sorunları bile aylarca çözülemiyor. Bugün Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısı 1 milyarı aştı, kişi başına 12’yi geçti. Avrupa ortalamasının 2 katı doktora başvuru var. Tek başına bu bile bizim gibi genç nüfuslu bir ülkede sağlığın kötü yönetildiğini gösteriyor. Halkın sağlık hakkı zarar görüyor. Sağlık göstergelerimiz kötüye gidiyor. Türkiye’de doğan bir bebek Avrupa’da benzer gelişmişliğe sahip ülkelerde doğan bir bebekten 3-4 yıl daha kısa yaşıyor. Önlenebilir ölümler OECD ülke ortalamasının üzerinde. Aşıyla önlenebilir hastalıklardan bebekler ölüyor. Bu sistem halkın sağlığını bozmakla kalmıyor hekimleri ve sağlık çalışanlarını da tüketiyor. Bugün hekimler: Aşırı iş yükü altında, güvencesiz koşullarda, şiddet tehdidi altında, gelecek kaygısıyla çalışıyor. Genç hekimler ülkeyi terk etmeyi düşünüyor. Deneyimli hekimler emekli maaşları ile geçinemediğinden emekli olamıyor. Bu kadar yoğun çalışma sürelerine ragmen ne kendilerine ne de hastalara fayda sağlayamadığını düşünen hekimler tükenmişlik yaşıyor, mesleğinden soğuyor. Ama biz biliyoruz ki sorun hekimlerde değil. Sorun sağlık sisteminin kendisindedir. Biz hekimler Hipokrat’tan bu yana binlerce yıldır aynı etik değerlerin mirasçılarıyız. Hekimlik: İnsan yaşamını her şeyin üstünde tutmaktır, hastanın yararını öncelemektir, bilimden ve akıldan sapmamaktır, insan onuruna saygı göstermektir. Toplum için çalışmak bunun için mesleğini en iyi şekilde yapmaktır. Ama bugün uygulanan sağlık politikaları bu iyi hekimlik değerlerini aşındırıyor. Sistem bizleri performans baskısı altında çalışmaya zorluyor. Performansı da yaptığımız işin değeriyle değil sayısıyla ölçüyor. Bugün bir hastaya ne kadar zaman ayrılması gerektiğine hekim değil MHRS karar veriyor. Hekimin bilgisi, iradesi yok sayılıyor, mesleki bağımsızlığımız elimizden alınıyor. Biz buna razı değiliz. Çünkü biliyoruz: Biz biliyoruz ki iyi hekimlik yapılamayan bir sistem iyi bir sağlık sistemi değildir. Ama biz sadece eleştirmiyoruz. Biz sadece sorunları söylemiyoruz. Biz çözüm de sunuyoruz. Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkündür. Bu ülkenin bunu sağlayacak yeterli bilgi birikimi vardır. Bu ülkenin yetişmiş ve pandemide gördüğümüz gibi fedakarca çalışan insan gücü, hekimleri, hemşireleri, diş hekimleri sağlık emekçileri vardır. Bu ülkenin kaynakları da vardır. Yeter ki sağlık sistemi piyasa için değil insan için kurulmuş olsun. Sağlık hizmeti bir ticari sektör değil kamusal bir hak olarak bu ülkede yaşayan herkese eşit, ücretsi, ulaşılabilir ve nitelikli olarak verilebilsin. Hekimler ve sağlık çalışanları mesleki bağımsızlıklarını koruyabilsin, gelecek kaygısı olmadan, şiddet korkusu yaşamadan çalışabilsin. Tek kaygımız hastalarımızın sağlığı olsun. Bunun için yapılması gerekenler bellidir: Böyle bir sağlık sistemi için: 1. Sağlıkta özelleştirmeye son verilmelidir. 2. SGK’nın özel hastanelerden hizmet alımı durdurulmalıdır. 3. Sağlık için ayrılan kamusal kaynaklar kamu sağlık sistemi için kullanılmalıdır. 4. Birinci basamak sağlık hizmetleri kamu binalarında verilmeli hem sayıca hem nitelik açısından güçlendirilmelidir. Sevk zinciri kurulmalıdır. 5. Hekim ücretleri performansa göre değil emekliliğe yansıyan tek maaş üzerinden düzenlenmelidir. İnsan onuru ve değeri ile bağdaşacak düzeyde olmalıdır. 6. Hekimlerin hastalarına yeterli süre ayırabileceği çalışma koşulları sağlanmalıdır. 7. Hekimlerin serbest çalışma, kendi emeğinin değerini kendisinin belirlemesi önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. 8. Sağlık sisteminin yönetiminde sağlık çalışanlarının ve toplumun söz hakkı olmalıdır. 9. Geleceğin hekimlerini yetiştiren kurumların alt yapı ve öğretim üyesi eksikleri giderilmeli, tıp eğitiminde de sayı değil nitelik öne çıkarılmalıdır. 10. Sağlıkta şiddeti engellemek üzere bütünlüklü bir program hayata geçirilmeli, öncelikle mecliste bekleyen sağlıkta şiddet yasa tasarısı önerimiz bir an önce gündeme alınmalıdır. Bu mücadele sadece hekimlerin mücadelesi değildir. Bu talepler sadece hekimler, sağlık emekçileri için değildir. Hekimlerin, sağlık emekçilerinin etik ilkeler ve bilimin gerekleri doğrultusunda güvenle sağlık hizmeti sunabildiği bir toplumda insanlarımız sağlıklı ve mutlu olabilir. Bugün Bursa’dan bir kez daha söylüyoruz: Biz,adaletin hakim olduğu,laik,demokratik,barış içinde bir ülkedemesleğimizin ve emeğimizin değerinin bilindiği bir sağlık sistemi istiyoruz. Hekimlerin tükenmediği,sağlık çalışanlarının güvende olduğu,halkın eşit ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği başka bir Türkiye mümkündür. Yaşasın hekimlik onuru. Yaşasın iyi hekimlik değerleri. Yaşasın halkın sağlık hakkı. BURSA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı! Haber

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, İstanbul’da faaliyet gösteren Özel Avrupa Şafak Hastanesi’ne ilişkin yaklaşık 40 soruşturma raporu bulunmasına rağmen, bu raporların bir kısmının yargı aşamasında ihtiyati tedbir kararlarıyla sonuçsuz bırakılması iddialarını gündeme taşıdı. “İlgili müfettiş raporlarında; hastalara gerçekte uygulanmayan işlemlerin faturalandırıldığı, ‘kampanya’ veya ‘ücretsiz muayene’ yoluyla hasta temin edilip Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) olağanüstü yüksek tutarlı faturalar düzenlendiği gibi ciddi usulsüzlük bulguları yer almaktadır” diyen Pala, yüzlerce sayfalık ekler ve bilirkişi değerlendirmeleri içeren raporların bir gün gibi kısa bir süre içerisinde okunarak ihtiyati tedbir kararı verilmesinin kamuoyunda kuşku yarattığını ifade etti. Bu kuşkunun kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi Meclis Araştırma Komisyonu” olarak bilinen Komisyonun toplantılarında gündeme getirilmesi üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in yaptığı açıklamaların, yargı süreçlerinde siyasi veya başka tür müdahalelerin var olup olmadığı sorusunu doğurduğunu ifade eden Pala, yazılı yanıt istemiyle Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bir soru önergesi iletti. İlgili kamu kurumları tarafından derlenen bulguların mahkeme aşamasında hangi kriterlerle dikkate alındığına, ihtiyati tedbirlerin hangi somut gerekçelere dayanarak alındığına ve bu tedbirlerin usulsüzlük iddialarını nasıl ortadan kaldırdığına yönelik detaylı bilgi isteyen 21 Mart 2025 tarihli soru önergesine Bakan Tunç, Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen Bakanlığı süresince yanıt veremedi. “Yasal süreç net bir şekilde açıklanmadıkça ‘siyasi müdahale’ kuşkusu sürecek!” Soru önergesinin gerekçesinde Komisyon tutanaklarından alıntı yapan Milletvekili Pala, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in açıklamalarına şu şekilde yer verdi: “İki Şafak Hastanesi şu anda konkordatoda, hâlâ daha fesihle alakalı bir süreci gerçekleştiremiyoruz, mahkeme kararıyla durduruluyor. Şafak örneği sizin sorularınızın dışında bir örnek oluyor, gerçekten üzerine de gidilmedi değil. Geçtiğimiz dönemde Sayın Bakanımız özellikle bunun üzerine gidileceğini deklare etti, Mecliste de bütçede de ve gerçekten de üzerine gidildi ama her defasında alınmış teftiş raporlarına ve idari işlemlere ilişkin olarak mahkemelerden ihtiyati tedbir kararları alındı.” Milletvekili Pala, Komisyon toplantılarında bu ve benzeri açıklamaların, yenidoğan soruşturmasının ardından özellikle Özel Avrupa Şafak Hastanesi’nin yasal sürecinin, sözleşmesi feshedilen diğer hastanelerden farklı yürütüldüğünü gösterdiğini belirtti. “Bakan Yardımcısı Adnan Ertem aynı toplantıda Özel Avrupa Şafak Hastanesi ile 2018 yılında bir sözleşme yapıldığını ve sözleşmenin Ocak 2025 tarihinde hâlâ devam ettiğini belirtmişti. O tarihte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hastaneyle devam eden 189 davası olduğu açıklanmış, adalet sistemindeki çok ciddi bir yapısal sorun gözler önüne serilmiştir” diyen Pala, Adalet Bakanı’na, ihtiyati tedbir kararlarının verilme sürecinde “siyasi müdahale” veya başka tür baskı iddialarının incelenmesi adına bugüne kadar atılan herhangi bir adım olup olmadığını sordu. “Ülkemizde bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” Milletvekili Pala, soru önergesinin sonunda kamuoyunda oluşan kuşkunun giderilmesi için yasal süreç içinde alınan kararların şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini ifade etti. İhtiyati kararların, yıllarca süren soruşturmalar sonucunda düzenlenen ve çok sayıda bilirkişi değerlendirmesini içeren müfettiş raporlarının bir gün gibi kısa bir süre içinde incelenerek nasıl alındığını sorgulayan Pala, bu incelemelerin tam anlamıyla yapılıp yapılmadığının denetimine ilişkin de açıklama istedi ve “Özel Avrupa Şafak Hastanesi ve benzeri hastanelere uygulanan ihtiyati tedbirlerin hangi ölçütlere göre ve ne şekilde verildiği açıklanmalıdır. Ülkemizde kısa sürede işlemeyen adalet sistemi içinde, bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” diye sordu. “Yasal sürecin şeffaflaştırılmasının yanı sıra, denetimlerde ortaya çıkan kamu zararına yönelik yaptırımların ‘ihtiyati tedbirler’ yoluyla durdurulması uygulamasından da derhal vazgeçilmelidir” diye ekleyerek sözlerini tamamladı.

Fikret Aslan’dan sosyal güvenlik uyarısı: "Aktif-Pasif dengesi çöküyor, sistem sürdürülemez!" Haber

Fikret Aslan’dan sosyal güvenlik uyarısı: "Aktif-Pasif dengesi çöküyor, sistem sürdürülemez!"

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin hızla sürdürülemez bir noktaya sürüklendiğini belirterek, özellikle evde bakım yapan kişilerin emeklilik ve sosyal güvenceye erişememesinin “sosyal devlet” ilkesine aykırı olduğunu ifade etti. Aslan, “Sosyal güvenlik sistemi; yaşlılık, hastalık, iş kazası, malullük, işsizlik, ölüm ve analık gibi risklere karşı yurttaşı korumak için vardır. Ancak bugün sistem, hem mali açıdan hem de kapsayıcılık açısından ciddi bir kırılma yaşıyor. Evde bakım emeği veren vatandaşlarımız görünmez emekçi muamelesi görüyor” dedi. Fikret Aslan, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin temel olarak prim esaslı işlediğini, mevcut çalışanların primleriyle mevcut emeklilerin aylıklarının ödendiği “dağıtım sistemi” (PAYG) yapısında emeklilik için dünyada genel kabul gören dengenin “4 çalışanın 1 emekliyi finanse etmesi” şeklinde olduğunu, bizde ise tablonun tam tersine gittiğini ifade etti. “AKTİF-PASİF DENGESİ ÇÖKÜYOR: 2002’DE 2,1, 2025’TE 1,6” İl Başkanı Aslan, 2002 yılında 12,2 milyon çalışanın 5,9 milyon emekliyi finanse ettiğini; 2025 yılında ise 26,5 milyon çalışanın 16,9 milyon emekliyi finanse eder hale geldiğini hatırlatarak, aktif/pasif oranının 2,1’den 1,6’ya gerilediğini belirtti. Aslan, “Bu gidişle emekliye daha iyi maaş vermek için daha fazla prim toplamak gerekecek; ama kayıt dışılık, güvencesiz çalışma ve istihdamın niteliği bunun önünde engel. Üstelik EYT gibi popülist adımlar sistemi daha da sıkıştırdı” diye konuştu. “EVDE BAKIM EMEĞİ SİSTEMİN DIŞINDA BIRAKILIYOR” Fikret Aslan, Türkiye’de resmi kayıtlara göre yaklaşık 2,5 milyon engelli bulunduğunu, araştırmalara göre en az bir engeli olan birey sayısının 4,9 milyon civarında olduğunu; evde bakım yardımından yararlanan kişi sayısının da geçmiş yıllarda yaklaşık 500 bin olarak kayda geçtiğini ifade eden İl Başkanı Aslan, “Bu büyük toplumsal gerçekliğe rağmen, evde engelli bakımını üstlenen ve iş hayatına katılamayan kişiler için otomatik bir emeklilik hakkı yok. Bu insanlar çalışmıyor göründüğü için sistem onları ‘yok’ sayıyor. Oysa yaptıkları iş 7/24 bir bakım hizmetidir” dedi. A Parti İl Başkanı, evde bakım yapanların ancak isteğe bağlı sigorta ile 4B kapsamında prim ödeyerek emekliliğe hak kazanabildiğini; gelir yaratamayan, evde bakım yükü taşıyan birçok vatandaşın bunu fiilen karşılayamadığını söyledi. “DÜNYADA ÖRNEK VAR: BAKIM SÜRESİ EMEKLİLİĞE SAYILIYOR” İl Başkanı Aslan, bazı ülkelerde evde ücretsiz bakım yapanların sosyal güvenlik sistemince desteklendiğini belirterek, “Örneğin Almanya’da belirli bakım derecesinde (Pflegegrad 2 ve üzeri) bakım üstlenenlerin emeklilik primi bakım sigortası tarafından ödeniyor ve bu süre emeklilik hesabına dahil ediliyor. Türkiye’de de bakım süresinin sosyal güvenlik hakkına dönüştürülmesi zorunludur” ifadelerini kullandı. “MECLİS’TE TEKLİF VAR; AMA YASALAŞMIŞ DEĞİL” Aslan, 2026’ya girerken ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin sosyal güvenceye alınması ve emeklilik hakkı elde etmesine yönelik TBMM’de bir kanun teklifinin gündemde olduğunu; ancak henüz yasalaşmadığını hatırlattı. Aslan, “Teklif; geliri olmayan ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin SGK kapsamına alınmasını, primlerinin bütçeden karşılanmasını hedefliyor. Aylık yaklaşık 11 bin TL düzeyinde destek ve tam sosyal güvence hedefi ifade ediliyor; fakat bunlar bugün itibarıyla yürürlükte değil” dedi. “ERKEN EMEKLİLİK HAKKI SADECE SİGORTALI ANNELER İÇİN; EVDE BAKIM EMEĞİ YİNE DIŞARIDA” İl Başkanı Aslan, 5510 sayılı Kanun’da ağır engelli, bakıma muhtaç engelli çocuğu bulunan kadın sigortalılara prim günü avantajı ve yaş indirimi sağlandığını; ancak bunun sigortalı çalışma içinde olanları kapsadığını vurguladı. Aslan, “Bu düzenleme evde bakım yapan ama sigortalı olmayan milyonları kapsamıyor. Ayrıca eşin engelli olması tek başına erken emeklilik hakkı doğurmuyor. Sistem parçalı ve adaletsiz bir zeminde ilerliyor” dedi. “SAHTE SİGORTALILIK ARTIYOR; İNSANLAR SİSTEME GİRMEK İÇİN ÇARESİZ” Anahtar Parti İl Başkanı, son yıllarda sahte sigortalılık vakalarının arttığını, 2022’de 106 bin, 2023’te 188 bin ve 2024’te 95 bin kişinin emekliliğinin iptal edildiğinin kayda geçtiğini belirterek, “Vatandaş sağlık hizmetine erişmek ve emeklilik hakkı kazanmak için kayıt dışı yollara itiliyor. Denetim mekanizması güçlenmeli; ama hak kayıplarına yol açan uygulamalar da adaletle ele alınmalıdır” ifadelerini kullandı. BÜTÇEDEN SGK’YA AKTARIM ARTIYOR: “KAYNAK VARSA ADALETLE KULLANILMALI” Fikret Aslan merkezi yönetim bütçesi içinde SGK’ya yapılan ödemelerin arttığını; 2026 bütçesinde SGK’ya aktarılan fonun genişletildiğini ifade ederek, “Madem bütçeden kaynak aktarılıyor, bunun geliri olmayan kesimlerin refahına gerçek bir katkı sağlaması şarttır. Evde bakım emeği verenler bu katkının en meşru adreslerinden biridir” dedi. POLİTİKA ÖNERİLERİ İl Başkanı Aslan, Anahtar Parti iktidarında sosyal güvenlik sisteminin işlevsel hale getirilmesi için şu adımların atılacağını belirtti: Kayıt dışılıkla etkin mücadele: Yoğun işyeri denetimleriyle sigortasız çalışmanın önüne geçilecek; kayıt dışı istihdam kayıt altına alınacaktır.PAYG sisteminde sürdürülebilirlik: İstihdamı artırıcı politikalarla aktif/pasif denge güçlendirilecek; sistemi bozan popülist düzenlemeler yerine gerçekçi bir rehabilitasyon programı uygulanacaktır.“Gümüş Ekonomi” yaklaşımının sisteme entegrasyonu: Evde bakım, rehabilitasyon, uzun dönemli bakım sigortası, yaşlı dostu konut ve bakım ekonomisi alanları sosyal güvenlik ekosisteminin parçası haline getirilecektir.“Evde Bakım Hizmeti Sigortası” kurulması: SGK bünyesinde özel bir kategori oluşturularak evde bakım emeği yasal güvenceye kavuşturulacaktır.“Evde Bakım Borçlanması” uygulaması: Askerlik/doğum/ücretsiz izin borçlanmalarına benzer şekilde bakım süresi borçlanılabilir hale getirilecektir.Bireysel emeklilik kapsamının genişletilmesi: Vatandaşın kayıt dışı yollara yönelmesini önleyecek kapsayıcı tamamlayıcı mekanizmalar geliştirilecektir.Hak ve yükümlülüklerde adalet: Yaş ve süre eşitliği ilkesi esas alınarak prim bedeliyle uyumlu, adalet duygusunu güçlendiren emekli aylığı yapısına geçilecektir. Aslan açıklamasını “fırsatta eşitlik, bölüşümde adalet anahtarda” sözleriyle tamamladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: SGK'yı batırmak bir CHP geleneği Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: SGK'yı batırmak bir CHP geleneği

Bunların ilk sırasında 10 milyar TL eski para ile 10 katrilyon lira ile ana muhalefetin 25 yıldır yönettiği İzmir Büyükşehir Belediyesi yer alıyor. Belediyelerin SGK’ya borç stokunun yüzde 70’i yine ana muhalefete ait. Türkiye’nin SGK’ya en borçlu 30 belediyesinden 23’ü, yine CHP’li, ilçe belediyelerinin sadece yüzde 34’ü ana muhalefete mensupken, SGK borçlarının yüzde 65’i bunlara ait” dedi. AK Parti Ordu 8. Olağan İl Kongresi, Başpehlivan Recep Kara Spor Salonu’nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımı ile gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, salonu dolduran binlerce kişiye hitap ederken, Ferdi Tayfur'un “İçim yanar” şarkısı ile sahneye çıktı. Erdoğan, Ferdi Tayfur’un ruhuna Fatiha okuyarak konuşmalarına başladı. “BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE HAYALİNİN PEŞİNDEN KOŞUYORUZ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, kongredeki konuşmasında Ordu’ya 22 yılda yapılan yatırımları anlatarak, bu süre zarfında toplam 345 milyar liralık kamu yatırımı yaptıklarını söyledi. Kongrenin hayırlara vesile olmasını temenni eden Erdoğan, “Bizim için her görev aynı zamanda ülke ve millet için tutulan bir nöbettir. AK Parti içerisinde ene yoktur, enaniyet yoktur, ben ve bencillik yoktur, biz vardır. Bu kadronun mensupları arasında makam ihtirası değil, millete hizmet aşkı, memlekete hizmet tutkusu vardır. Muhalefet partileri rant ve koltuk hırsı ile her gün kendi içlerinde kavga ederken, biz sadece ülkemize ve milletimize hizmetle meşgulüz. Gözümüz, milletimizden başka kimseyi görmüyor, kalbimiz sadece ve sadece Türkiye için çarpıyor. Büyük ve güçlü Türkiye hayalinin peşinden koşuyoruz” diye konuştu. Gerçekleşen son iki seçimde Ordu’nun her zaman olduğu gibi AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın yanında yer aldığını kaydeden Erdoğan, “22 yıldır sürdürdüğümüz millete hizmet yolunda Ordu daime bizimle oldu, bizim yol arkadaşımız oldu. Gözü dışarıda olanlar, siyasi takvimlerini yurt dışındaki aktörlere göre ayarlayanlar, Ordu’yu anlayamaz” ifadelerine yer verdi. “SGK’YI BATIRMAK ANLADIĞIMIZ KADARIYLA CHP GELENEĞİ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’li belediyelerin SGK borçlarına ilişkin, “Hısım, akraba, ahbap, eş ve dost çiftliğine çevirdikleri belediyeleri adeta talan ediyorlar, adeta yağmalıyorlar. Konserler üzerinden alengirli ihaleler üzerinden yapılan yolsuzlukları, hırsızlıkları ve soygun düzenini burada saymıyorum. Ortada gururla gösterebilecekleri bir eserleri yok. Sıfırdan başlayıp bitirdikleri tek bir projeleri yok. Sultan Ahmet’te şadırvanın musluğunu değiştirmiş, yaptıkları bu. Ortada hizmet, eser, proje, yatırım yok ama bakıyorsunuz Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçları katlanarak artıyor. SGK’yı batırmak anladığımız kadarıyla bir CHP geleneği. Eski genel başkanlarının akılda kalan tek icraatı, SSK’yı batırmaktı. Maşallah yeni genel başkan da bu konuda selefini hiç aratmıyor. Biz bunları yüzlerine söyleyince de beylerin konforu bozuluyor, hemen saldırıya geçiyorlar” şeklinde konuştu. “ANA MUHALEFET, SIRF ALACAĞINI TALEP ETTİ DİYE ELLERİNDEN GELSE SGK’YI LİNÇ EDECEK” “Akıl, basiret ve ahlak sahibi herkes şunu kabul edecektir; dünyanın hiçbir yerinde devletin herhangi bir kurumu alacağının peşine düştüğü için eleştirilmez” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Borcun ifasını istemek suç değildir, kabahat değildir. Utanılacak bir tutum ise hiç değildir. Asıl yüz kızartıcı olan, asıl mahcup olunması ve hicap duyulması gereken birikmiş borcu ödememek, daha kötüsü bundan kötüsü kaçmaya çalışmaktır. Bu ister devletin bir kurumu, ister şahıs olsun fark etmez. Öncelikle bu ahlaki çizginin çok net biçimde çizilmesi gerekiyor ancak muhalefetin afaki tepkisine bakıldığında tam zıddı bir durum söz konusu. Sırf alacağını talep etti diye ellerinden gelse SGK’yı linç edecekler. Herhalde böyle bir pişkinlik örneğine, böyle bir arsızlığa CHP haricinde kanaatimce başka hiçbir yerde rastlanamaz.” “BELEDİYELERİN SGK’YA BORÇ STOKUNUN YÜZDE 70’İ ANA MUHALEFETE AİT” Erdoğan, SGK’ya en borçlu 30 belediyeden 23’ünün CHP’li olduğunu işaret ederek, “SGK’ya birikmiş prim borcu en yüksek 10 belediyenin 7’si CHP’li yerel yönetimler. Bunların ilk sırasında 10 milyar TL eski para ile 10 katrilyon lira ile ana muhalefetin 25 yıldır yönettiği İzmir Büyükşehir Belediyesi yer alıyor. Sayın Özel, son günlerde çeyrek altın hesabını yapmayı çok seviyor. İzmir Büyükşehir’in SGK’ya kaç çeyrek altın borcu var? Varsın bunu da bir zahmet kendisi çıkartsın. Belediyelerin SGK’ya borç stokunun yüzde 70’i yine ana muhalefete ait. Türkiye’nin SGK’ya en borçlu 30 belediyesinden 23’ü, yine CHP’li. İlçe belediyelerinin sadece yüzde 34’ü ana muhalefete mensupken, SGK borçlarının yüzde 65’i bunlara ait. Bakın bir belediyenin CHP’ye geçtiğini 2 şeyden anlıyorsunuz; birincisi belediye hizmetlerinin standardı aniden düşüyor, otobüsler gelmiyor, çöpler toplanmıyor, sular akmıyor, köprüler, yollar, alt ve üst geçitler artık yapılmıyor. İkincisi ise SGK’ya olan borçları katlanarak artıyor. Mart 2024 yılından bu yana hepsi CHP’li olan en borçlu 6 belediyenin SGK’ya borcu, yüzde 40 ile yüzde 100 oranında yükseldi. Tabii, bu 6 aylık dönemde yemeği kimin yediğini en iyi Sayın Özel bilir. Belediye deyince Sayın Özel’in aklına ilk yeme kavramı gelmesi ise kuşkusuz ibretlik bir durumdur. Bunların belediyeleri arpalık olarak gördüklerini biz zaten söylüyorduk ama Sayın Özel de kendi ağzı ile bu hakikati ikrar etmiş oldu. Nereden bakarsanız bakın ortada art niyetli bir yaklaşım var. Sayın Özel’in dediği gibi şimdi biz buna sessiz mi kalalım? SGK’nın CHP’li belediyeler eliyle felç edilmesine göz mü yumalım? İşçinin, emeklinin, esnafın, memurun, işverenin hakkının yenilmesine rıza mı gösterelim? CHP’nin bizden beklediği budur, Sayın Özel’in bu kadar feveran etmesinin, kimi belediye başkanlarının bu derece çirkinleşmesinin yegane sebebi de budur” dedi. “CHP’nin ülke meselelerinden haberi yok, Türkiye’nin meselelerine dair doğru düzgün tek bir önerileri dahi yok. Bölgemizdeki gelişmeleri analiz edecek ne kapasiteleri, ne de kadroları var” CHP’nin kendi içerisinde bir kriz yaşadığını ve ülke meselelerine uzak olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstismar siyasetinin içinde 22 yıl boyunca biz olmadık, şimdi de yokuz. Muhalefetin kısır gündeminin bizi esir almasına müsaade etmeyeceğiz. Parti içi iktidar mücadelelerini, milletin gözünden kaçırmak için kurdukları tuzaklara düşmedik, düşmeyeceğiz. CHP olarak bir kriz yaşıyorlar ama bunun farkında bile değiller. Eleştirmekten, olmazlara anlatmaktan başka siyaset zaten bilmiyorlar. Türkiye’nin meselelerine dair doğru düzgün tek bir önerileri dahi yok. Bölgemizdeki gelişmeleri analiz edecek ne kapasiteleri, ne de kadroları var” diye konuştu. SURİYE MESELESİ: “ALLAH CHP’Lİ VATANDAŞLARIMIZA SABIR VERSİN” “Güney sınırlarımızın hemen ötesinde adeta tarih yeniden yazılıyor” diyen Erdoğan, şunları söyledi: “Bakıyorsunuz; CHP’li siyasetçiler olayları anlamaya dahi çalışmıyor. Özgür Özel bize ‘Suriye’ye gidin’ diyordu. Ne oldu? Biz Suriye’ye adım atmadık ama Suriye’yi her yönüyle ele almak sureti ile şuandaki hale getirdik. Şu anda Suriye’de yeniden bir güneş doğuyor. Buram buram oryantalizm kokan Ortadoğu bataklığı dışında şimdiye kadar dillerinden hiçbir cümle duymadık. ‘Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ne işimiz var?’ sorusu haricinde herhangi bir politikalarına da rastlamadım. Eski genel başkanları ara sıra kendini hatırlatmak için sosyal medyada bir şeyler karalıyor ama kendi partisi de dahil kimse dikkate almıyor. Sürekli gündeme gelme hevesi bay Kemal’i kimi zaman komik, kimi zaman da trajikomik durumlara düşürüyor. Ne diyelim? Allah CHP’li vatandaşlarımıza sabır versin.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, vatandaşları selamladıktan sonra Ordu'dan ayrılarak, Rize'ye hareket etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.