SON DAKİKA
Hava Durumu

#Sgk

Söz Bursa - Sgk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sgk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İşçiye 'Boş Kağıt' tuzağı! Mahkemeler o oyunu bozuyor Haber

İşçiye 'Boş Kağıt' tuzağı! Mahkemeler o oyunu bozuyor

Çalışanların sigorta primlerini düşük göstermek, giriş-çıkış yaparak kıdemi sıfırlama, boş kağıda istifa için imza attırma gibi yapılan işveren hileleri mahkeme kapılarından geri dönüyor. Türkiye'deki çalışma hayatında karşılaşılan en yaygın işveren hilelerine dikkat çeken hukukçular; ‘İşçilerin gönlü rahat olsun baskı altında alınan istifa dilekçesi geçersizdir’ uyarısında bulunuyor. Gerçek maaşın yüksek olmasına rağmen, vergi ve sigorta priminden kaçınmak için maaşın asgari ücret kadar kısmının bankadan yatırılıp kalanının elden verilmesi gibi işverenlerin muhtelif hileleri çalışanları mağdur ediyor. İşverenlerin küçük hesapla yaptığı hilelerin mahkemelerden ağır bedellerle geri döndüğüne dikkat çeken Bursa Barosu avukatlarından Enes Şenay, en çok başvurulan işveren hilelerini şöyle sıraladı: "Çalışanın ayda 30 gün çalışmasına rağmen SGK'ya 10-15 gün gibi eksik günlerle bildirilmesi veya hiç sigorta yapılmaması. Fazla mesai, hafta tatili veya ulusal bayram çalışmalarının bordroda ‘temel ücretin parçası’ gibi gösterilerek ödenmemesi. İşe giriş sürecinde çalışandan alınan tarihleri boş istifa dilekçeleri veya ibraname gibi belgelerin, işten haksız çıkarıldıklarında işveren tarafından ‘kendi isteğiyle ayrıldı’ şeklinde kullanılması. Kıdem veya ihbar tazminatı ödememek için, çalışanın işten ayrılırken haksız yere disiplinsizlik veya hırsızlık gibi yüz kızartıcı suçlar (SGK Kod-29/42-50) ile gösterilerek işten atılması. Giriş-çıkış yaparak kıdemlerin düşürülmesi, uydurma tutanaklar, maaşın bir bölümünü elden verme, sürgün (görev yeri değişikliği), şirket evliliği bahanesi, ‘tazminatlarını taksitle ödeyeceğim’ bahanesi en çok yapılan hilelerdir. " Hileler mahkemeden geri dönüyor İş mahkemelerinde adaletin yerini bulduğunu belirten Avukat Enes Şenay, "İşveren tarafından tutulan tek taraflı tutanakların hukuki geçerliliği yoktur. Görev yeri değişikliği yapılan işçiye haklı fesih hakkı tanınıyor. Kıdem düşürmek için yapılan giriş çıkışlar geçersizdir. Elden ödenen paralar ispatlandığı taktirde işverenler ağır bedeller ödüyor" uyarısında bulunuyor.

"Banka ve tapu işlemlerinde acele etmeyin": Yakını vefat edenlerin izlemesi gereken yol haritası Haber

"Banka ve tapu işlemlerinde acele etmeyin": Yakını vefat edenlerin izlemesi gereken yol haritası

Bir yakının vefatı, yalnızca aile içi bir kayıp değil; aynı zamanda miras, sosyal güvenlik, işçilik alacakları, vergi, tapu ve resmî başvuru süreçlerini de gündeme getiriyor. Hukukçular; 27 bin lirayı bulan cenaze yardımından, kıdem tazminatına kadar takip edilmesi gereken önemli hususların olduğuna dikkat çekiyor. Aile fertlerinden birinin vefatı sonrası yas süreci içinde aceleyle işlem yapılması muhtelif mağduriyetlere sebebiyet verebiliyor. Bursa Barosu avukatlarından Yasin Uğur, cenaze yardımı, miras paylaşımı, reddi miras ve kıdem tazminatı gibi önemli hususların yas süresince ihmal edildiğine dikkat çekiyor. Avukat Uğur, "Birçok kişi bu süreçte cenaze yardımı, miras payı, dul-yetim aylığı ve kıdem tazminatı gibi haklardan haberdar olmayabiliyor. Oysa bu haklar yasal olarak mirasçılara tanınmıştır ve belirli süreler içinde talep edilebilir. Özellikle SGK cenaze yardımı E-Devlet üzerinden kontrol edilebilir ve alınmadıysa 5 yıl içinde başvuru yapılabilir. Emekli sandığı emeklisi için cenaze yardımı 26 bin 369 lira, SGK ve Bağkur emeklisi için de 6 bin 398 liradır. Miras reddedilse bile dul veya yetim aylığı alınabilir. Vefat eden çalışanın kıdem tazminatı veraset ilamındaki paylara göre mirasçılara ödenir" dedi. Miras paylaşımında bir dizi yanlış uygulamalar olduğunu hatırlatan Avukat Yasin Uğur, hak sahipliğinin netleştirilmeden banka, tapu, paylaşım veya tahsil işlemlerine başlanmasının mağduriyete sebep olduğunu söyledi. Avukat Uğur şöyle devam etti; "Türk Medenî Kanunu'na göre mirasın, ölüm anında kendiliğinden açılır; mirasçılar malvarlığı unsurlarını ve alacakları kazanırken, kural olarak murisin borçlarından da sorumlu hâle gelir. Bu nedenle vefat sonrası ilk soru yalnızca ‘hangi haklara sahibim?' değil, aynı zamanda ‘hangi risklerle karşı karşıyayım ve hangi süreleri kaçırmamalıyım?' olmalıdır. Yakınınız vefat ettiğinde temel hukuki başlıklar genellikle şu eksende toplanır: mirasçılık belgesinin alınması, terekenin aktif ve pasifinin tespiti, gerekiyorsa mirasın reddinin değerlendirilmesi, SGK'dan ölüm aylığı veya cenaze ödeneği başvuruları, kamu görevlileri bakımından Emekli Sandığı statüsüne bağlı ölüm yardımı ve cenaze ödeneği, vefat eden çalışanın kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacakları, tapu intikali ile veraset ve intikal vergisi sürecinin yürütülmesi. Dosyanın niteliğine göre vasiyetname, saklı pay, miras paylaşımı, terekeye temsilci atanması, ortaklığın giderilmesi veya alacak davaları da gündeme gelebilir."

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı! Haber

CHP'li Kayıhan Pala’dan görme engelli diyabet hastaları için cihaz çağrısı!

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, görme engelli Tip 1 diyabet hastalarının kan şekerlerini doğru takip edebilmeleri için sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişiminlerinin gerekli olduğunu, ancak bu cihazların geri ödenmesi noktasında ciddi engeller yaşandığını belirtti. Prof. Dr. Pala, modern cihazların sağlık etkisine ilişkin, “Tip 1 diyabet, yaşam boyu süren ve düzenli kan şekeri takibini zorunlu kılan kronik bir hastalıktır. Diyabet yönetiminde kan şekeri düzeylerinin düzenli ve doğru şekilde izlenememesi; hipoglisemi ve hiperglisemi atakları başta olmak üzere ani riskler doğurabilmektedir. Görme engelli Tip 1 diyabet hastaları, geleneksel parmak delme yöntemiyle yapılan ölçümlerde kanı test çubuğuna denk getirme ve sonucu okuma gibi aşamalarda ciddi zorluklar yaşamaktadır. Bu durum, görme engelli hastalarda kan şekerindeki ani değişimlerin fark edilememesine ve hayati tehlike yaratabilecek gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle, görme engelli hastalar için sesli uyarı özelliği bulunan Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerine erişim tıbbi bir zorunluluktur” açıklamasında bulundu. Prof. Pala, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) 26 Aralık 2025 tarihli kararında, Tip 1 diyabet hastalarının sürekli kan şekeri izlemi yapan sistemler gibi yeni geliştirilen teknolojilere erişiminin bir hak olduğunu belirttiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na bu cihazların geri ödeme kapsamına alınması yönünde tavsiyede bulunduğunu kaydetti. KDK’nın önerisine rağmen yetişkin ve görme engelli bireyler için Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında tam geri ödeme listesine alınmadığını belirten Pala, bu alandaki çalışmaların ayrıntılarına yönelik bilgi talep ettiği iki soru önergesi hazırladı. Buna karşın, kendilerine 9 Şubat 2026 tarihinde iletilen soru önergelerine ne Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ne de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal sürede yanıt verebildi. “SGK, Kamu Denetleme Kurumu’nun önerisini dikkate almıyor; cihazlara erişimde yaş engeli kabul edilemez!” Prof. Dr. Pala, yönelttiği soru önergelerinde öncelikle SGK ve Sağlık Bakanlığı’nın KDK kararı doğrultusunda, sesli uyarı sistemine sahip Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin görme engelli diyabet hastaları açısından tıbbi zorunluluk olup olmadığına ilişkin resmi bir değerlendirmede bulunup bulunmadığını sordu. “Bakanlıkların iletilen soru önergelerine yanıt verememesi, görme engelli diyabet hastalarının sağlık hakkına erişimde karşılaştığı hayati engelin görmezden gelindiğini göstermektedir. Sağlık Bakanlığı, sağlığa erişimde karşılaşılan bu eşitsiz uygulamanın hastalar üzerindeki etkisini gizlemektedir. KDK’nın önerisi de ortadayken, bu cihazların görme engelli hastalar için tıbbi bir zorunluluk olduğu neden anlaşılmamaktadır?” eleştirisinde bulundu. Pala, Sürekli Glikoz Ölçüm Sistemlerinin, geri ödeme kapsamına alınması gerektiğini vurguladı. “Engelli bireylerin de herkes gibi sağlık hizmetlerine eşit ve güvenli erişimi anayasal bir haktır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hasta dernekleri, engelli örgütleri ve meslek odalarının çağrılarını dikkate alarak bu cihazları derhal tam geri ödeme kapsamına almalıdır. Yalnızca bu olgu bile Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında ticarileştirilen ve kamu kaynaklarının son derece yetersiz kaldığı sağlık sistemindeki zafiyetleri gözler önüne sermektedir. Ülkemizde sağlığa ayrılan kamu kaynakları artırılmalı ve tüm yurttaşların ihtiyaçları doğrultusunda nitelikli sağlık hizmetlerine eşit, zamanında ve ücretsiz erişimleri güvence altına alınmalıdır. Aksi takdirde sağlık hakkı ihlallerinin önüne geçmek mümkün değildir” dedi.

Kayıhan Pala’dan SGK verilerine tepki: İş cinayetleri gizleniyor Haber

Kayıhan Pala’dan SGK verilerine tepki: İş cinayetleri gizleniyor

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, iş kazası ve meslek hastalığı kaynaklı ölümlere ilişkin resmî istatistiklerde dikkat çekici bir çelişkiyi gündeme taşıdı. Pala, basında yer alan “İş cinayetleri bilinenin iki katı” başlıklı haberin, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) istatistiklerinde kamuoyuna açıklanan “iş kazası sonucu ölüm” sayılarının, “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sonucu Bağlanan Ölüm Geliri Sayısı” verisinden çok daha düşük olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Milletvekili Pala, “Kamuoyuna yansıyan bu bilgiler, iş kazası sonucu meydana gelen ölümlerin önemli bir bölümünün kayıtlara yansımadığını göstermektedir” açıklamasında bulunurken, gerçek ölüm verilerinin gizli kalması halinde çalışan sağlığı ve güvenliği politikalarının sonuçlarının tartışılamayacağını vurguladı. Milletvekili Pala, SGK verilerindeki çelişkinin nedenine, veri kayıt yöntemine ve veri sistemindeki şeffaflığı artırmaya yönelik çalışmalara dair bilgi talep ederek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bir soru önergesi iletti. Buna karşın, Bakan Vedat Işıkhan, kendisine 20 Kasım 2025 tarihinde iletilen soru önergesine halen yanıt veremedi. “İş cinayetlerine çözüm üretmek yerine, veri kapsamı sınırlı tutularak tablo hafifletilmeye çalışılıyor!” Konuya ilişkin Pala, “SGK istatistiklerinde iş kazası ve meslek hastalığı sonucunda yaşanan ölümlere yönelik iki ayrı veri görülmektedir. Anlık bildirimlere dayalı verilere göre 2005-2024 yılları arasında 27 bin 695 işçinin iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle hayatını kaybettiği kaydedilirken, aynı nedenlerle gelir bağlanan dosya sayısı 52 bin 455’tir. İki veri arasında görülen bu ciddi farkı yalnızca kayıt yöntemindeki farklılıkla açıklamak mümkün değildir. Öyle ki SGK istatistiklerine göre 2012-2024 yılları arasında iş kazası ve meslek hastalığı sonucu hayatını kaybeden işçi sayısı 18 bin 753 iken, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi raporlarında aynı dönemde hayatını kaybeden işçi sayısı 23 bin 633’tür. Bakanlık, kendisine iletilen soru önergesini yanıtlamayarak, AKP iktidarında ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelen iş cinayetlerindeki gerçek tabloyu kamuoyundan gizlemektedir. Bakanlığın bu tutumu, sorunun kök nedenlerine çözüm üretmek yerine veri kapsamını sınırlı tutarak tablonun hafifletilmeye çalışıldığını göstermektedir” eleştirisinde bulundu. “Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimsenmeden, iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değildir!” Açıklamalarının sonunda Pala, iş kazası ve meslek hastalığına bağlı ölümlerin takibinde şeffaflığın artırılması ve bu noktada hızla bir eylem planı geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Konuya ilişkin, “Şeffaf, kapsayıcı ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimsenmeden, ülkemizde bir utanç tablosu haline gelmiş iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değildir. Bakanlık, iş kazası ve meslek hastalıklarına bağlı ölümleri doğru bir şekilde tespit edebilmek için meslek örgütleri, sendikalar ve İSİG Meclisi gibi kuruluşlar ile iş birliği içerisinde olmalı, gelir bağlanan dosya sayısına göre verilerini güncellemelidir. Benzer sorunlarla gelecekte karşılaşılmaması adına, iş kazası ve meslek hastalığı verilerinin şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılacağı bir veri sistemi ve raporlama düzeni kurulmalıdır” dedi.

SGK’dan "Bayram İkramiyesi" alarmı! Sakın o linke tıklamayın Haber

SGK’dan "Bayram İkramiyesi" alarmı! Sakın o linke tıklamayın

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), son günlerde vatandaşlara ‘Bayram ikramiyeniz tanımlandı. Linki onaylayarak ödemenizin bankanıza yapılmasını sağlayabilirsiniz’ şeklinde gelen mesajların sahte olduğunu belirtti. SGK, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile SGK’nın adı kullanılarak ‘Bayram ikramiyeniz tanımlandı. Linki onaylayarak ödemenizin bankanıza yapılmasını sağlayabilirsiniz’ şeklinde gelen mesajların sahte içerikli olduğunu belirtti ve vatandaşların bu tarz mesajlara aldırış etmemesi gerektiğini ifade etti. SGK, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bu tür mesajlara asla tıklanmaması gerektiğini belirterek, "Sahte mesajlara dikkat. Son günlerde bazı vatandaşlarımıza, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile SGK adı kullanılarak, ‘Bayram ikramiyeniz tanımlandı. Linki onaylayarak ödemenizin bankanıza yapılmasını sağlayabilirsiniz’ şeklinde gerçeği yansıtmayan mesajlar gönderildiği tespit edilmiştir. Bu mesajlar kesinlikle sahtedir. Resmi kurumlar tarafından SMS veya e-posta yoluyla link gönderilerek ödeme onayı istenmez. Bu tür mesajlardaki bağlantılara asla tıklamayınız. Kimlik, banka veya kişisel bilgilerinizi hiçbir şekilde paylaşmayınız. Bu tür sahte iletilere lütfen itibar etmeyiniz. Aksi halde dolandırıcılığa maruz kalabilirsiniz. Şüpheli durumlarda: Alo 170 Çalışma Hayatı İletişim Merkezi’ni arayabilirsiniz. CİMER üzerinden başvuru yapabilirsiniz. SGK il müdürlükleri/merkezlerine şahsen başvurabilirsiniz" ifadelerine yer verdi

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!" Haber

Bursa Tabip Odası’ndan sağlıkta dönüşüm eleştirisi: "Bayram değil, direniş!"

Bursa Tabip Odası 14 Mart Tıp Haftası kapsamında düzenlenen Sağlık Hakkı Yürüyüşünü, bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü Bursa’da basın açıklaması, yürüyüş ve çelenk bırakma töreniyle gerçekleştirdi. Saat 12.30’da Setbaşı’nda toplanan hekimler adına açıklamayı Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Kadir Binbaş gerçekleştirdi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş ve Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmiye Funda Coşkun, Atatürk Anıtı’na çelenk bıraktılar. Sağlık Hakkı Yürüyüşüne, BTO Başkanı Dr. Kadir Binbaş, BTO Genel Sekteri Dr. Muhsin Güllü, BTO Yönetim Kurulu Üyelerinden Dr. Ferda Firdin, Dr. Deniz Alpan, Dr. Kenan Ergus, Dr. Ertuğrul Mehmetoğlu, TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Güzide Elitez, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sivil toplum örgütleri, sendika temsilcileri ve çok sayıda hekim katıldı. Dr. Kadir Binbaş ‘ın okuduğu açıklamanın tam metni ise şöyle: Değerli meslektaşlarımız, Değerli sağlık emekçileri, Değerli halkımız, Bugün 14 Mart. Tıbbın, hekimliğin kurucusu, Hipokratın, Galenin yaşadığı topraklarda hekimliğin insan sağlığına adanmış bir meslek olmanın ötesinde, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu gösteren bir günün yıldönümünde bir aradayız. 14 Mart 1927’de ülkemizde modern tıp eğitiminin başladığı gündür. Ancak sıradan bir takvim günü değildir. İlk defa, 107 yıl önce, 14 Mart 1919’da İngiliz işgali altındaki İstanbul’da tıbbiyelilerin, tıp öğrencilerinin “Bu ülke bizimdir!” diyerek ayağa kalktığı bir gündür. Bu açıdan 14 Mart; tarihtir, direniştir, sorumluluktur. Tıbbiyeliler o gün yalnızca bir okulun kuruluşunu kutlamadı. Bir şey söylediler: Hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değildir. Hekimlik aynı zamanda toplumun geleceğine sahip çıkmaktır! İşte biz bugün Ankara’da, o geleneğin mirasçıları olarak buradayız. BUGÜN 14 MART… AMA KUTLAMA YAPMAK ZOR 14 Mart ülkemize özel bir gün. Dünyada böyle bir bayram yok. Yanlızca ülkemizde kutlanan Tıp Bayramı olarak biliniyor, kutlanıyor ama bugün burada bir bayramı kutlamak için toplanmadık. Çünkü bu ülkede sağlık sisteminin hali ne yazık ki gerçek bir kutlamaya izin vermiyor. Ülkemizde sağlık alanında çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Yıllardır uygulanan ve adına Sağlıkta Dönüşüm Programı denilen politikalar, sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp alınıp satılan bir meta haline getirdi. Sağlık hizmeti toplumun ihtiyacına göre değil, piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itildi, bölgeye dayalı bütünleşik sağlık hizmeti sunan sağlık ocakları kapatıldı, yerine bireye yönelik tanı tedavi hizmeti sunan Aile Sağlığı Merkezleri açıldı. ASM’ler, kamu hastaneleri işletmelere dönüştürüldü. Kamu kaynakları özel sağlık sektörüne aktarıldı. SONUÇ NE OLDU? Bugün: Hastalar randevu bulamıyor, muayene süreleri birkaç dakikaya sıkıştırılıyor, sağlık çalışanları aşırı iş yükü altında eziliyor, hastalarla hekimler karşı karşıya getiriliyor sağlıkta şiddet sıradanlaşıyor, cepten harcamalar artıyor, parası olan hızla ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşırken parası olmayanların basit sağlık sorunları bile aylarca çözülemiyor. Bugün Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısı 1 milyarı aştı, kişi başına 12’yi geçti. Avrupa ortalamasının 2 katı doktora başvuru var. Tek başına bu bile bizim gibi genç nüfuslu bir ülkede sağlığın kötü yönetildiğini gösteriyor. Halkın sağlık hakkı zarar görüyor. Sağlık göstergelerimiz kötüye gidiyor. Türkiye’de doğan bir bebek Avrupa’da benzer gelişmişliğe sahip ülkelerde doğan bir bebekten 3-4 yıl daha kısa yaşıyor. Önlenebilir ölümler OECD ülke ortalamasının üzerinde. Aşıyla önlenebilir hastalıklardan bebekler ölüyor. Bu sistem halkın sağlığını bozmakla kalmıyor hekimleri ve sağlık çalışanlarını da tüketiyor. Bugün hekimler: Aşırı iş yükü altında, güvencesiz koşullarda, şiddet tehdidi altında, gelecek kaygısıyla çalışıyor. Genç hekimler ülkeyi terk etmeyi düşünüyor. Deneyimli hekimler emekli maaşları ile geçinemediğinden emekli olamıyor. Bu kadar yoğun çalışma sürelerine ragmen ne kendilerine ne de hastalara fayda sağlayamadığını düşünen hekimler tükenmişlik yaşıyor, mesleğinden soğuyor. Ama biz biliyoruz ki sorun hekimlerde değil. Sorun sağlık sisteminin kendisindedir. Biz hekimler Hipokrat’tan bu yana binlerce yıldır aynı etik değerlerin mirasçılarıyız. Hekimlik: İnsan yaşamını her şeyin üstünde tutmaktır, hastanın yararını öncelemektir, bilimden ve akıldan sapmamaktır, insan onuruna saygı göstermektir. Toplum için çalışmak bunun için mesleğini en iyi şekilde yapmaktır. Ama bugün uygulanan sağlık politikaları bu iyi hekimlik değerlerini aşındırıyor. Sistem bizleri performans baskısı altında çalışmaya zorluyor. Performansı da yaptığımız işin değeriyle değil sayısıyla ölçüyor. Bugün bir hastaya ne kadar zaman ayrılması gerektiğine hekim değil MHRS karar veriyor. Hekimin bilgisi, iradesi yok sayılıyor, mesleki bağımsızlığımız elimizden alınıyor. Biz buna razı değiliz. Çünkü biliyoruz: Biz biliyoruz ki iyi hekimlik yapılamayan bir sistem iyi bir sağlık sistemi değildir. Ama biz sadece eleştirmiyoruz. Biz sadece sorunları söylemiyoruz. Biz çözüm de sunuyoruz. Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Başka bir sağlık sistemi mümkündür. Bu ülkenin bunu sağlayacak yeterli bilgi birikimi vardır. Bu ülkenin yetişmiş ve pandemide gördüğümüz gibi fedakarca çalışan insan gücü, hekimleri, hemşireleri, diş hekimleri sağlık emekçileri vardır. Bu ülkenin kaynakları da vardır. Yeter ki sağlık sistemi piyasa için değil insan için kurulmuş olsun. Sağlık hizmeti bir ticari sektör değil kamusal bir hak olarak bu ülkede yaşayan herkese eşit, ücretsi, ulaşılabilir ve nitelikli olarak verilebilsin. Hekimler ve sağlık çalışanları mesleki bağımsızlıklarını koruyabilsin, gelecek kaygısı olmadan, şiddet korkusu yaşamadan çalışabilsin. Tek kaygımız hastalarımızın sağlığı olsun. Bunun için yapılması gerekenler bellidir: Böyle bir sağlık sistemi için: 1. Sağlıkta özelleştirmeye son verilmelidir. 2. SGK’nın özel hastanelerden hizmet alımı durdurulmalıdır. 3. Sağlık için ayrılan kamusal kaynaklar kamu sağlık sistemi için kullanılmalıdır. 4. Birinci basamak sağlık hizmetleri kamu binalarında verilmeli hem sayıca hem nitelik açısından güçlendirilmelidir. Sevk zinciri kurulmalıdır. 5. Hekim ücretleri performansa göre değil emekliliğe yansıyan tek maaş üzerinden düzenlenmelidir. İnsan onuru ve değeri ile bağdaşacak düzeyde olmalıdır. 6. Hekimlerin hastalarına yeterli süre ayırabileceği çalışma koşulları sağlanmalıdır. 7. Hekimlerin serbest çalışma, kendi emeğinin değerini kendisinin belirlemesi önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. 8. Sağlık sisteminin yönetiminde sağlık çalışanlarının ve toplumun söz hakkı olmalıdır. 9. Geleceğin hekimlerini yetiştiren kurumların alt yapı ve öğretim üyesi eksikleri giderilmeli, tıp eğitiminde de sayı değil nitelik öne çıkarılmalıdır. 10. Sağlıkta şiddeti engellemek üzere bütünlüklü bir program hayata geçirilmeli, öncelikle mecliste bekleyen sağlıkta şiddet yasa tasarısı önerimiz bir an önce gündeme alınmalıdır. Bu mücadele sadece hekimlerin mücadelesi değildir. Bu talepler sadece hekimler, sağlık emekçileri için değildir. Hekimlerin, sağlık emekçilerinin etik ilkeler ve bilimin gerekleri doğrultusunda güvenle sağlık hizmeti sunabildiği bir toplumda insanlarımız sağlıklı ve mutlu olabilir. Bugün Bursa’dan bir kez daha söylüyoruz: Biz,adaletin hakim olduğu,laik,demokratik,barış içinde bir ülkedemesleğimizin ve emeğimizin değerinin bilindiği bir sağlık sistemi istiyoruz. Hekimlerin tükenmediği,sağlık çalışanlarının güvende olduğu,halkın eşit ve nitelikli sağlık hizmetine ulaşabildiği başka bir Türkiye mümkündür. Yaşasın hekimlik onuru. Yaşasın iyi hekimlik değerleri. Yaşasın halkın sağlık hakkı. BURSA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı! Haber

Bursa Milletvekili Pala yargıdaki "Siyasi Müdahale" kuşkusunu meclis’e taşıdı!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, İstanbul’da faaliyet gösteren Özel Avrupa Şafak Hastanesi’ne ilişkin yaklaşık 40 soruşturma raporu bulunmasına rağmen, bu raporların bir kısmının yargı aşamasında ihtiyati tedbir kararlarıyla sonuçsuz bırakılması iddialarını gündeme taşıdı. “İlgili müfettiş raporlarında; hastalara gerçekte uygulanmayan işlemlerin faturalandırıldığı, ‘kampanya’ veya ‘ücretsiz muayene’ yoluyla hasta temin edilip Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) olağanüstü yüksek tutarlı faturalar düzenlendiği gibi ciddi usulsüzlük bulguları yer almaktadır” diyen Pala, yüzlerce sayfalık ekler ve bilirkişi değerlendirmeleri içeren raporların bir gün gibi kısa bir süre içerisinde okunarak ihtiyati tedbir kararı verilmesinin kamuoyunda kuşku yarattığını ifade etti. Bu kuşkunun kamuoyunda “Yenidoğan Çetesi Meclis Araştırma Komisyonu” olarak bilinen Komisyonun toplantılarında gündeme getirilmesi üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in yaptığı açıklamaların, yargı süreçlerinde siyasi veya başka tür müdahalelerin var olup olmadığı sorusunu doğurduğunu ifade eden Pala, yazılı yanıt istemiyle Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bir soru önergesi iletti. İlgili kamu kurumları tarafından derlenen bulguların mahkeme aşamasında hangi kriterlerle dikkate alındığına, ihtiyati tedbirlerin hangi somut gerekçelere dayanarak alındığına ve bu tedbirlerin usulsüzlük iddialarını nasıl ortadan kaldırdığına yönelik detaylı bilgi isteyen 21 Mart 2025 tarihli soru önergesine Bakan Tunç, Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen Bakanlığı süresince yanıt veremedi. “Yasal süreç net bir şekilde açıklanmadıkça ‘siyasi müdahale’ kuşkusu sürecek!” Soru önergesinin gerekçesinde Komisyon tutanaklarından alıntı yapan Milletvekili Pala, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Adnan Ertem’in açıklamalarına şu şekilde yer verdi: “İki Şafak Hastanesi şu anda konkordatoda, hâlâ daha fesihle alakalı bir süreci gerçekleştiremiyoruz, mahkeme kararıyla durduruluyor. Şafak örneği sizin sorularınızın dışında bir örnek oluyor, gerçekten üzerine de gidilmedi değil. Geçtiğimiz dönemde Sayın Bakanımız özellikle bunun üzerine gidileceğini deklare etti, Mecliste de bütçede de ve gerçekten de üzerine gidildi ama her defasında alınmış teftiş raporlarına ve idari işlemlere ilişkin olarak mahkemelerden ihtiyati tedbir kararları alındı.” Milletvekili Pala, Komisyon toplantılarında bu ve benzeri açıklamaların, yenidoğan soruşturmasının ardından özellikle Özel Avrupa Şafak Hastanesi’nin yasal sürecinin, sözleşmesi feshedilen diğer hastanelerden farklı yürütüldüğünü gösterdiğini belirtti. “Bakan Yardımcısı Adnan Ertem aynı toplantıda Özel Avrupa Şafak Hastanesi ile 2018 yılında bir sözleşme yapıldığını ve sözleşmenin Ocak 2025 tarihinde hâlâ devam ettiğini belirtmişti. O tarihte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hastaneyle devam eden 189 davası olduğu açıklanmış, adalet sistemindeki çok ciddi bir yapısal sorun gözler önüne serilmiştir” diyen Pala, Adalet Bakanı’na, ihtiyati tedbir kararlarının verilme sürecinde “siyasi müdahale” veya başka tür baskı iddialarının incelenmesi adına bugüne kadar atılan herhangi bir adım olup olmadığını sordu. “Ülkemizde bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” Milletvekili Pala, soru önergesinin sonunda kamuoyunda oluşan kuşkunun giderilmesi için yasal süreç içinde alınan kararların şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini ifade etti. İhtiyati kararların, yıllarca süren soruşturmalar sonucunda düzenlenen ve çok sayıda bilirkişi değerlendirmesini içeren müfettiş raporlarının bir gün gibi kısa bir süre içinde incelenerek nasıl alındığını sorgulayan Pala, bu incelemelerin tam anlamıyla yapılıp yapılmadığının denetimine ilişkin de açıklama istedi ve “Özel Avrupa Şafak Hastanesi ve benzeri hastanelere uygulanan ihtiyati tedbirlerin hangi ölçütlere göre ve ne şekilde verildiği açıklanmalıdır. Ülkemizde kısa sürede işlemeyen adalet sistemi içinde, bazı kişi ve kurumlar için bir günde karar verilebilmesinin nedeni nedir?” diye sordu. “Yasal sürecin şeffaflaştırılmasının yanı sıra, denetimlerde ortaya çıkan kamu zararına yönelik yaptırımların ‘ihtiyati tedbirler’ yoluyla durdurulması uygulamasından da derhal vazgeçilmelidir” diye ekleyerek sözlerini tamamladı.

Fikret Aslan’dan sosyal güvenlik uyarısı: "Aktif-Pasif dengesi çöküyor, sistem sürdürülemez!" Haber

Fikret Aslan’dan sosyal güvenlik uyarısı: "Aktif-Pasif dengesi çöküyor, sistem sürdürülemez!"

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin hızla sürdürülemez bir noktaya sürüklendiğini belirterek, özellikle evde bakım yapan kişilerin emeklilik ve sosyal güvenceye erişememesinin “sosyal devlet” ilkesine aykırı olduğunu ifade etti. Aslan, “Sosyal güvenlik sistemi; yaşlılık, hastalık, iş kazası, malullük, işsizlik, ölüm ve analık gibi risklere karşı yurttaşı korumak için vardır. Ancak bugün sistem, hem mali açıdan hem de kapsayıcılık açısından ciddi bir kırılma yaşıyor. Evde bakım emeği veren vatandaşlarımız görünmez emekçi muamelesi görüyor” dedi. Fikret Aslan, Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin temel olarak prim esaslı işlediğini, mevcut çalışanların primleriyle mevcut emeklilerin aylıklarının ödendiği “dağıtım sistemi” (PAYG) yapısında emeklilik için dünyada genel kabul gören dengenin “4 çalışanın 1 emekliyi finanse etmesi” şeklinde olduğunu, bizde ise tablonun tam tersine gittiğini ifade etti. “AKTİF-PASİF DENGESİ ÇÖKÜYOR: 2002’DE 2,1, 2025’TE 1,6” İl Başkanı Aslan, 2002 yılında 12,2 milyon çalışanın 5,9 milyon emekliyi finanse ettiğini; 2025 yılında ise 26,5 milyon çalışanın 16,9 milyon emekliyi finanse eder hale geldiğini hatırlatarak, aktif/pasif oranının 2,1’den 1,6’ya gerilediğini belirtti. Aslan, “Bu gidişle emekliye daha iyi maaş vermek için daha fazla prim toplamak gerekecek; ama kayıt dışılık, güvencesiz çalışma ve istihdamın niteliği bunun önünde engel. Üstelik EYT gibi popülist adımlar sistemi daha da sıkıştırdı” diye konuştu. “EVDE BAKIM EMEĞİ SİSTEMİN DIŞINDA BIRAKILIYOR” Fikret Aslan, Türkiye’de resmi kayıtlara göre yaklaşık 2,5 milyon engelli bulunduğunu, araştırmalara göre en az bir engeli olan birey sayısının 4,9 milyon civarında olduğunu; evde bakım yardımından yararlanan kişi sayısının da geçmiş yıllarda yaklaşık 500 bin olarak kayda geçtiğini ifade eden İl Başkanı Aslan, “Bu büyük toplumsal gerçekliğe rağmen, evde engelli bakımını üstlenen ve iş hayatına katılamayan kişiler için otomatik bir emeklilik hakkı yok. Bu insanlar çalışmıyor göründüğü için sistem onları ‘yok’ sayıyor. Oysa yaptıkları iş 7/24 bir bakım hizmetidir” dedi. A Parti İl Başkanı, evde bakım yapanların ancak isteğe bağlı sigorta ile 4B kapsamında prim ödeyerek emekliliğe hak kazanabildiğini; gelir yaratamayan, evde bakım yükü taşıyan birçok vatandaşın bunu fiilen karşılayamadığını söyledi. “DÜNYADA ÖRNEK VAR: BAKIM SÜRESİ EMEKLİLİĞE SAYILIYOR” İl Başkanı Aslan, bazı ülkelerde evde ücretsiz bakım yapanların sosyal güvenlik sistemince desteklendiğini belirterek, “Örneğin Almanya’da belirli bakım derecesinde (Pflegegrad 2 ve üzeri) bakım üstlenenlerin emeklilik primi bakım sigortası tarafından ödeniyor ve bu süre emeklilik hesabına dahil ediliyor. Türkiye’de de bakım süresinin sosyal güvenlik hakkına dönüştürülmesi zorunludur” ifadelerini kullandı. “MECLİS’TE TEKLİF VAR; AMA YASALAŞMIŞ DEĞİL” Aslan, 2026’ya girerken ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin sosyal güvenceye alınması ve emeklilik hakkı elde etmesine yönelik TBMM’de bir kanun teklifinin gündemde olduğunu; ancak henüz yasalaşmadığını hatırlattı. Aslan, “Teklif; geliri olmayan ev kadınları ve evde bakım emeği verenlerin SGK kapsamına alınmasını, primlerinin bütçeden karşılanmasını hedefliyor. Aylık yaklaşık 11 bin TL düzeyinde destek ve tam sosyal güvence hedefi ifade ediliyor; fakat bunlar bugün itibarıyla yürürlükte değil” dedi. “ERKEN EMEKLİLİK HAKKI SADECE SİGORTALI ANNELER İÇİN; EVDE BAKIM EMEĞİ YİNE DIŞARIDA” İl Başkanı Aslan, 5510 sayılı Kanun’da ağır engelli, bakıma muhtaç engelli çocuğu bulunan kadın sigortalılara prim günü avantajı ve yaş indirimi sağlandığını; ancak bunun sigortalı çalışma içinde olanları kapsadığını vurguladı. Aslan, “Bu düzenleme evde bakım yapan ama sigortalı olmayan milyonları kapsamıyor. Ayrıca eşin engelli olması tek başına erken emeklilik hakkı doğurmuyor. Sistem parçalı ve adaletsiz bir zeminde ilerliyor” dedi. “SAHTE SİGORTALILIK ARTIYOR; İNSANLAR SİSTEME GİRMEK İÇİN ÇARESİZ” Anahtar Parti İl Başkanı, son yıllarda sahte sigortalılık vakalarının arttığını, 2022’de 106 bin, 2023’te 188 bin ve 2024’te 95 bin kişinin emekliliğinin iptal edildiğinin kayda geçtiğini belirterek, “Vatandaş sağlık hizmetine erişmek ve emeklilik hakkı kazanmak için kayıt dışı yollara itiliyor. Denetim mekanizması güçlenmeli; ama hak kayıplarına yol açan uygulamalar da adaletle ele alınmalıdır” ifadelerini kullandı. BÜTÇEDEN SGK’YA AKTARIM ARTIYOR: “KAYNAK VARSA ADALETLE KULLANILMALI” Fikret Aslan merkezi yönetim bütçesi içinde SGK’ya yapılan ödemelerin arttığını; 2026 bütçesinde SGK’ya aktarılan fonun genişletildiğini ifade ederek, “Madem bütçeden kaynak aktarılıyor, bunun geliri olmayan kesimlerin refahına gerçek bir katkı sağlaması şarttır. Evde bakım emeği verenler bu katkının en meşru adreslerinden biridir” dedi. POLİTİKA ÖNERİLERİ İl Başkanı Aslan, Anahtar Parti iktidarında sosyal güvenlik sisteminin işlevsel hale getirilmesi için şu adımların atılacağını belirtti: Kayıt dışılıkla etkin mücadele: Yoğun işyeri denetimleriyle sigortasız çalışmanın önüne geçilecek; kayıt dışı istihdam kayıt altına alınacaktır.PAYG sisteminde sürdürülebilirlik: İstihdamı artırıcı politikalarla aktif/pasif denge güçlendirilecek; sistemi bozan popülist düzenlemeler yerine gerçekçi bir rehabilitasyon programı uygulanacaktır.“Gümüş Ekonomi” yaklaşımının sisteme entegrasyonu: Evde bakım, rehabilitasyon, uzun dönemli bakım sigortası, yaşlı dostu konut ve bakım ekonomisi alanları sosyal güvenlik ekosisteminin parçası haline getirilecektir.“Evde Bakım Hizmeti Sigortası” kurulması: SGK bünyesinde özel bir kategori oluşturularak evde bakım emeği yasal güvenceye kavuşturulacaktır.“Evde Bakım Borçlanması” uygulaması: Askerlik/doğum/ücretsiz izin borçlanmalarına benzer şekilde bakım süresi borçlanılabilir hale getirilecektir.Bireysel emeklilik kapsamının genişletilmesi: Vatandaşın kayıt dışı yollara yönelmesini önleyecek kapsayıcı tamamlayıcı mekanizmalar geliştirilecektir.Hak ve yükümlülüklerde adalet: Yaş ve süre eşitliği ilkesi esas alınarak prim bedeliyle uyumlu, adalet duygusunu güçlendiren emekli aylığı yapısına geçilecektir. Aslan açıklamasını “fırsatta eşitlik, bölüşümde adalet anahtarda” sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.