SON DAKİKA
Hava Durumu

#Soru Önergesi

Söz Bursa - Soru Önergesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Soru Önergesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa Milletvekili Pala uyardı: "İklim krizi öldürüyor, Bakanlık sessiz" Haber

Bursa Milletvekili Pala uyardı: "İklim krizi öldürüyor, Bakanlık sessiz"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, son dönemde iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkisinin endişe verici düzeye ulaştığını belirtti. İklim krizinin toplum sağlığını birçok farklı şekilde tehdit ettiğini ifade eden Prof. Dr. Pala, konuya ilişkin, “İklim krizi; sıcak hava dalgaları, kuraklık, gıda kaynaklı hastalıklar, yeni enfeksiyonlar ve orman yangınları gibi birçok farklı yolla toplum sağlığını tehdit etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporları, sıcak dalgalarının özellikle yaşlılarda, kronik hastalığı olan bireylerde ve şehir merkezlerinde yaşayanlarda ölüm oranlarını belirgin biçimde artırdığını göstermektedir” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Pala, aşırı sıcakların etkilerine rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan eylem planlarının denetim ve uygulama açısından yetersiz kaldığını vurgulayarak, geçtiğimiz temmuz ayında aşırı sıvı kaybı nedeniyle şehit olan iki askeri hatırlattı. Eleştirilerini, “Hükümetin iklim krizine karşı önlemleri ne yazık ki kâğıt üzerinde kalmıştır. Şehit olan askerlerimiz gibi üzücü ve önlenebilir ölümlerin tekrarlanmaması için sorunun ciddiyeti derhal görülmeli ve eylem planı hızla hayata geçirilmelidir” sözleriyle dile getirdi. Prof. Dr. Pala, Sağlık Bakanlığı’na; iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerine dair çalışmalar, Bakanlığın eylem planında gelinen mevcut durum ve denetimler hakkında ayrıntılı bilgi talep ettiği kapsamlı bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Kemal Memişoğlu, kendisine 23 Ekim 2025 tarihinde iletilen soru önergesine, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık 2015 yılında yayınladığı eylem planını neden uygulamıyor?” Prof. Dr. Pala, soru önergesinde öncelikle 2015’te yürürlüğe giren “İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerine Olumsuz Etkilerinin Azaltılması Ulusal Programı ve Eylem Planı”ndaki hedeflerin kaçının gerçekleştirildiğini, bu dönemde planın güncellenip güncellenmediğini ve güncellenmediyse gerekçesinin ne olduğunu sordu. Konuya ilişkin olarak Pala, “Bakanlık iklim değişikliğinin halk sağlığı üzerindeki etkisini ciddiye almak zorundadır. Yalnızca İstanbul’da 2003 ile 2017 yılları arasında 4 binden fazla vatandaş bu sebeple hayatını kaybetmiştir” açıklamasında bulundu. “İklim değişikliği eylem planı kapsamındaki sağlık göstergeleri güncel olarak neden kamuoyuyla paylaşılmamaktadır” diye soran Pala, “Sorunun boyutu hakkında şeffaf olunmadıkça ne halk bilinçlendirilebilir ne de etkili önlemler alınabilir” değerlendirmesinde bulundu. İklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkisinin yakından izlenmesinin yanı sıra, sağlık hizmetlerinin ve altyapısının da değişen iklim koşullarına hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Pala, “Hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve bakım kurumlarında iklim dayanıklılığı planı hazırlandı mı; sağlık personeline iklim kaynaklı sağlık riskleri konusunda mesleki eğitim veriliyor mu; kırılgan gruplara yönelik özel koruyucu uygulamalar ve yerel serinleme önlemleri geliştirildi mi; iklim olaylarının ruh sağlığı üzerindeki etkileri için destek hizmetleri planlandı mı?” sorularına ayrıntılı yanıt istedi. “Bakanlığın böylesi önemli ve uzun zamandır gündemde olan bir sorun hakkındaki soruları yanıtsız bırakması, konuya ilişkin herhangi bir çalışma olmadığına ve alınan kararların yalnızca kâğıt üzerinde kaldığına dair kaygıyı güçlendirmektedir. Bakanlık kamuoyunda güveni inşa etmek istiyorsa, yanıtlarında eylem planının hedeflerini ve takvimini net bir biçimde açıklamalıdır” dedi. “Birçok düzenleme hemen hayata geçirilmelidir; Bakanlık yaza kadar denetimlerini sıkılaştırmalı!” Eylem planı kapsamında geniş çaplı uygulamalar hayata geçirilene kadar önlenebilir ölümlerin önüne geçilmesi için kısa vadede bazı düzenlemelerin yapılması gerektiğini ifade eden Pala, öncelikle dış ortamda çalışanlar için ısıya göre çalışma saatleri, dinlenme araları ve suya erişimin eksiksiz biçimde denetlenmesi gerektiğini dile getirdi. “Aşırı sıvı kaybı nedeniyle şehit olan askerlerimiz, sıcak hava dalgaları nedeniyle yaşamını erken yitiren yaşlılar ve benzer olaylar kabul edilemez. Bakanlık yaz aylarına kadar bu konuda derhal bir çalışma yürütmeli ve çalışma ortamlarında sağlığı tehdit edebilecek uygulamaları etkili biçimde engellemelidir” çağrısıyla açıklamalarını noktaladı.

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru! Haber

Bursa Milletvekili Kayıhan Pala acı tabloyu açıkladı: 10 hekimden 8’i şiddet mağduru!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin gün geçtikçe arttığını, buna karşın alınan önlemlerin eksik kaldığını ifade ederek, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu eleştirdi. “Her 10 hekimden 8’inin meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kaldığı bilinirken bu olayların ancak yarısı ‘Beyaz Kod’ ya da diğer kanallar üzerinden bildirilebiliyor. Bu tablo, şiddetin boyutunu ve Bakanlığın önlemlerinin ne denli yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor” dedi. Prof. Dr. Pala, 2013’te yayımlanan sağlıkta şiddetle mücadeleye ilişkin Meclis araştırma raporundaki 66 önerinin büyük bölümünün hayata geçirilmediğini ve Bakanlığın bu konudaki soru önergelerine, veri paylaşımına dayalı yanıt veremediğini belirtti. “Sağlık Bakanlığı, soru önergelerimizi yanıtsız bırakarak, sağlık sistemini derinden tehdit eden şiddet sorununun boyutunu ve yönetim zafiyetlerini sağlık çalışanlarından gizlemektedir” diyen Pala, gelinen noktada net bir açıklamanın zorunlu olduğunu vurgulayarak, Bakan Memişoğlu’na yeni bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan, kendisine 6 Ekim 2025’te iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98’inci maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. “Sağlıkta şiddetin asıl sorumlusu yanlış sağlık politikaları, sağlık çalışanlarını itibarsızlaştıran söylemler ve kışkırtılmış sağlık talebidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin ilk bölümünde 2013 yılında yayımlanan “Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nun üç temel başlıkta sunduğu 66 önerinin, aradan on yıldan uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın kaçının hayata geçirildiğini sordu. Raporda ele alınan başlıkların kurumsal, toplumsal ve çevresel etkenler ile sağlık çalışanları ve hasta arasındaki iletişim olduğunu kaydeden Pala, Bakan’dan her bir başlık altında yapılan çalışmaları ayrıntılı biçimde açıklamasını istedi. “Sağlıkta şiddet sorununa karşı önerilen önlemlerin kâğıt üzerinde kaldığı açıktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin benimsediği ve Sağlıkta Dönüşüm Programı adıyla bilinen ticarileştirilmiş sağlık sistemi, kamuda çok sınırlı bir finansman ve nüfusa göre sayısı yetersiz sağlık emek gücü olmasına karşın; kışkırtılmış sağlık talebi yaratmış, hastaların beklentilerini karşılanamayacak kadar yükseltmiş, beklentilerin karşılanamaması durumunda ise sağlık çalışanlarını hedef göstermiş ve onları itibarsızlaştıran söylemler dile getirilmiştir. Bu koşullarda sağlık çalışanlarının güvenliği sağlanamaz. Bugün özellikle kamuda sağlık çalışanlarının ilk talebi can güvenliğidir.” dedi. Pala, sağlıkta şiddet sorununa karşı etkili çözümler üretilebilmesi için öncelikle Bakanlığın sorunun kapsam ve boyutu hakkında şeffaf olması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, Bakanlığın Sağlık İstatistikleri Yıllığı gibi düzenli yayımladığı raporlarda, sağlıkta şiddete ilişkin uluslararası karşılaştırılabilir verilerin paylaşılmasını istedi; son on yıldaki “Beyaz Kod” bildirimlerinin sektörlere, illere, meslek gruplarına, cinsiyete ve dallara göre dağılımının kamuoyuna açıklanmasını talep etti. Konuya ilişkin Pala, “Acil servisler, sağlık çalışanlarının şiddete en sık maruz kaldıkları alanlardan biridir. 100 kişi başına acil servise başvuru sayısı OECD ortalaması 27 iken ülkemizde yaklaşık 6 kat daha fazla olmak üzere 177’dir. Acil servis çalışanları kabul edilemez bir iş yükü altında çalıştırılmaktadır. Bakanlık bu çalışma koşullarının şiddet olgularına etkisini derhal değerlendirmeli ve çözümü hızla hayata geçirmelidir” açıklamasında bulundu. “Önlemler kâğıt üstünde kalmaktadır; Bakanlık eylem planı takvimini açıklamalı!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda 2023’te duyurulan “Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı”nın hangi aşamada olduğunu sordu. “Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2023’te ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı’nın uygulanacağını açıkladı. O tarihten bu yana kamuoyuna yapılan açıklamalarda da soru önergelerine verilen yanıtlarda da planın takvimi ve hedeflerine dair somut bir bilgi paylaşılmamıştır. Sağlık çalışanlarına şiddetin katalog suçlar arasına alındığı ifade edilse de bu kapsamda kaç yasal işlem yapıldığı açıklanmamaktadır” diyerek Bakanlığı bir kez daha şeffaf ve hesap verebilir olmaya çağırdı. Prof. Dr. Pala, “Ülkemizde kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi inşa edilmeden sağlıkta şiddet sona erdirilemez. Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, sağlığı ticareti yapılan bir meta olarak gören politikalarından derhal uzaklaşmalıdır. Sağlık temel bir insan hakkıdır” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Pala: "Bursa’nın havası öldürüyor, Bakanlık sessiz kalıyor" Haber

Pala: "Bursa’nın havası öldürüyor, Bakanlık sessiz kalıyor"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’da hava kirliliğinin ağır bir halk sağlığı yükü yarattığını belirterek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na kapsamlı bir soru önergesi verdi. “Bursa’da hava kirliliği, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bilimsel araştırmalar Bursa’da her yıl 3 bine yakın kişinin hava kirliliğine bağlı olarak yaşamını erken yitirdiğini göstermektedir” diyen Prof. Dr. Pala, sorunun uzun yıllardır sürdüğünü, buna karşın hava kirliliğini ortadan kaldıracak etkili önlemlerin alınmadığını, erken ölümler ile hastalanmalara karşı sessiz kalındığını söyledi. Bursa’da hava kirliliğinin temel kaynaklarından birinin denetimsiz endüstriyel faaliyetler olduğunu ifade eden Pala, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na soruna yönelik çalışmalardaki mevcut durumu, il düzeyinde denetimlerin ve yaptırımların ne ölçüde uygulandığını sordu. Buna karşın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, kendisine 24 Ekim 2025 tarihinde iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre geçmesine rağmen yanıt veremedi. “Bakanlık denetimleri yerine getirmiyor; çevreyi kirleten şirketler korunuyor!” Milletvekili Pala, soru önergesinde endüstriyel faaliyetlerin hava kirliliğinin temel kaynaklarından biri olduğunu vurgularken, Bursa’daki tekstil sektörüne ayrı bir başlık açtı. Tekstil sektöründe faaliyet gösteren fabrikaların yoğunlukla fosil yakıt yaktığını ve bacalardan yayılan kirliliğin gözle görülür düzeyde olduğunu söyledi. Bu konuda neden önlem alınmadığını soran Pala, Bakan’a “Bursa’da tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve çevre iznine tabi kaç şirket bulunmaktadır? Ayrıca, bu şirketlerin kaçında RAM makinası (ıslak işlemden sonra kumaşın kurutulması ve ısıl işlemden geçirilmesi için kumaş işlemede kullanılan özel fırın) bulunmaktadır?” sorularını yöneltti. Bununla birlikte, RAM makinası bulunan şirketlerden kaçında kirliliğe dair ölçümlerin eksiksiz yapıldığının da açıklanmasını istedi. Bursa’da hava kirliliğine yol açan endüstriyel faaliyetlerin yalnızca tekstil sektörü ile sınırlı olmadığının altını çizen Milletvekili Pala, Bakanlığın son dönemde il genelinde kaç denetim gerçekleştirdiğini ve bu denetimler sonucunda kaç şirkette yasal sınırların üzerinde atık üretildiğinin tespit edildiğini sordu. Konuya ilişkin Pala, “Bakanlığın hava kalitesi ölçüm istasyonları, Bursa’da hava kirliliğinin çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bakanlık böylesi bir kirliliği görüyorken buna karşı bir önlem neden alınamıyor? Denetimler eksiksiz yapılmadıkça ve ilgili yaptırımlar uygulanmadıkça, toplum sağlığının değil şirketlerin korunduğu açıktır” ifadesinde bulundu. “Bakanlık sebep olduğu halk sağlığı sorununun hesabını vermelidir!” Prof. Dr. Pala, soru önergesinin sonunda Bursa’da hava kirliliği nedeniyle erken ölen, hastalanan ve hastaneye yatmak zorunda kalan yurttaşlar için Bakanlığın herhangi bir eylem planı olup olmadığının açıklanmasını istedi. “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nin denetim zafiyetleri ve benimsediği sermaye yanlısı politikalar, çevre kirliliğini artık ülkemizde milyonları etkileyen bir halk sağlığı sorunu haline getirmiştir. Yalnızca hava kirliliği sebebiyle Bursa’da her yıl 3 bine yakın vatandaş hayatını erken kaybederken, Bakanlık gelinen bu durumun hesabını vermeli ve derhal etkili çözümleri hayata geçirmelidir” çağrısında bulundu.

Kayıhan Pala’dan Kirazlıyayla uyarısı: “İliç faciasının bir benzeri yaşanmadan önlem alın!” Haber

Kayıhan Pala’dan Kirazlıyayla uyarısı: “İliç faciasının bir benzeri yaşanmadan önlem alın!”

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’nın Yenişehir ilçesi Kirazlıyayla Mahallesi’nde köylülerin toprak kayması uyarılarına rağmen izin verilen Meyra Madencilik’in atık havuzunun yıkılarak çevrede büyük bir zarara yol açtığını belirtti. Milletvekili Pala, “Madencilik faaliyetlerinin çevreye ve sağlığa olan etkisini bilen Kirazlıyayla halkı, 2018’den beri tesisin kurulmaması için büyük bir mücadele göstermiş, bu noktada sayısız gözaltı ve davalarla karşı karşıya bırakılmıştır. Tüm itirazlar ve uyarılar hiçe sayılarak yürütülen bu projenin sebep olduğu zarar ortada iken faaliyetlerin devam etmesi, üstüne üstlük ikinci bir atık havuzunun kurulması için Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin başlatılması kesinlikle kabul edilemez” cümleleriyle mevcut duruma tepki gösterdi. Konuya ilişkin Pala, “Geçen ay yaşananlar Meyra Madencilik şirketinin çevreye verdiği zararın ilk örneği değildir. Şirket son 6 yılda bölgede çok ciddi bir eko-kırıma yol açmış; yürütülen madencilik faaliyetleri nedeniyle köy genelinde ciddi ölçüde toprak kayması meydana gelmiş, bu durum tarım alanlarını, evleri ve altyapıyı birçok kez tehdit etmiştir. Köy sakini bir vatandaşın evi, maden sahasında yapılan kazıların ardından yaşanan toprak kayması sonucu yıkılmış ve oturulamayacak hale gelmiştir” açıklamasında bulundu. Milletvekili Pala, Meyra Madencilik şirketinin ikinci bir atık havuzu kurmak amacıyla yeni bir ÇED süreci başlatmasının ve Kirazlıyayla halkının bu duruma tepki göstermesinin ardından, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na 21 Ekim 2025 tarihinde kapsamlı bir soru önergesi iletti. Buna karşın Bakan Murat Kurum, kendisine iletilen soru önergesine, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre dolmasına rağmen yanıt veremedi. Soru önergesini yanıtsız bırakarak Bakanlığın insan ve çevre sağlığına karşı sorumluluğunu reddettiğini ifade eden Pala, özellikle yaşananlardan sonra kamuoyu karşısında net bir açıklama ile hesap verilmesinin zorunlu olduğunu söyledi. “Soru önergesini yanıtsız bırakan Bakanlık, insan ve çevre sağlığına karşı sorumluluğunu reddediyor!” Milletvekili Pala, soru önergesinde öncelikle çevre ve halk sağlığına ciddi tehdit oluşturan madencilik faaliyetlerinin neden önceden tespit edilemediğini sorguladı. “Bu olayın öngörülemez bir kaza olmadığı anlaşılmalıdır. Kirazlıyayla halkı, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve uzmanlar ÇED sürecinin başından beri bölgedeki toprak kayması riskine karşı Bakanlık yetkililerini defalarca uyarmıştır. Buna rağmen Bakanlık bölgedeki faaliyetlere ‘ÇED olumlu’ kararı vermiş, şirketlerin kârı uğruna çevre ve halk sağlığını bir kez daha yok saymıştır” açıklamasında bulunan Pala, “Bakanlık Meyra Madencilik’e karşı geçtiğimiz dönemde kaç denetim gerçekleştirdiğini, hangi usulsüz faaliyetlerin tespit edildiğini ve bunların sonucunda hangi yaptırımların uygulandığını açıklamalıdır. Örneğin, böylesi bir felaket yaşanmadan önce şirketin yapacağını taahhüt ettiği sızdırmaz membran ve kapalı atık barajının durumu neydi? ÇED raporunda değerlendirilmeyen ‘Ağır Ortam Zenginleştirmesi’, kil yıkama gibi çevresel riski yüksek işlemlere başvurulmuş mudur?” cümleleriyle Bakanlığa şeffaflık çağrısını iletti. “Şirket, sağlığı ve çevreyi tehlikeye atmaya devam ediyor; İliç faciasının bir benzeri yaşanmadan derhal önlem alınmalı ve şu ana kadarki zararın hesabı verilmelidir!” “Yılda 815 ton tehlikeli kimyasal kullanılan tesiste ortaya çıkan çevre felaketinin sonucunda 3 milyon 780 bin metreküp büyüklüğündeki havuzda biriken atıklar Sarıyer Deresi’ne ve oradan Yenişehir Vadisi’ne karışmıştır. Bölgedeki su kaynakları ve tarım alanlarına geri döndürülemez bir zarar veren bu olayın, bölge halkının sağlığına yarattığı tehdit de açıktır. Bakanlık derhal oluşan zararın boyutunu tespit etmeli ve bu konuda önlem almalıdır” ifadesiyle Bakanlığı uyaran Pala, bilimsel ilkelerden uzak ve mevzuat dışı madencilik faaliyetleri sürdüğü takdirde insan ve çevre sağlığı tehdidinin devam edeceğini vurguladı. “Kirazlıyayla’da toprak kayması riski devam etmektedir. Bakanlık, Erzincan-İliç’te yaşanan facianın bir benzerinin Kirazlıyayla’da yaşanmaması için hangi önlemleri aldığını açıklamalıdır. Bununla beraber, son yaşanan olaya kadar madencilik faaliyetlerinin sebep olduğu mağduriyetin tamamı için kamuoyu karşısında hesap verilmeli, mağduriyetin giderilmesi için kapsamlı bir eylem planı hazırlanmalı ve takvimiyle paylaşılmalıdır” diyerek açıklamalarını noktaladı.

Eğitimde 'Sahte Belge' krizi! Kayıhan Pala: "Sistem güvenilirliğini tamamen kaybetti" Haber

Eğitimde 'Sahte Belge' krizi! Kayıhan Pala: "Sistem güvenilirliğini tamamen kaybetti"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, geçtiğimiz yıl ağustos ayında kamuoyuna yansıyan, yurt dışında eğitim almış gibi gösterilerek sahte denklik belgeleriyle Türkiye’de üniversiteye yerleştirildiği iddia edilen öğrenciler hakkında Millî Eğitim Bakanlığı’na 3 Eylül 2025 tarihinde kapsamlı bir soru önergesi verdi. Pala, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Son yıllarda üniversiteye yerleşim süreçlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle öğrenciler kontenjanlara adil bir biçimde yerleştirilememiş, zaten azalmış olan eğitim sistemine duyulan güven tamamen kaybolmuştur. Aynı dönemde kamuoyuna yansıyan usulsüz akademik kadroya alma iddiaları ve e-imzaların yasa dışı kullanımına ilişkin tartışmalarla birlikte bu olay, yükseköğretimde güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirliğin ne denli sorunlu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.” Milletvekili Pala, soru önergesinde denklik belgesi işlemleri boyunca alınan güvenlik önlemleri, yurt dışında eğitim gören öğrencilere üniversiteye yerleşme sürecinde tanınan haklar ile denetim ve yaptırımlara ilişkin net bir açıklama talep etti. Buna karşın Bakan Yusuf Tekin, Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen on beş günlük yasal süre geçtikten sonra, 6 Kasım 2025 tarihinde yanıt verdi. “Bakanlık yaşanan usulsüzlüğün sorumluluğunu almamaktadır!” Pala, soru önergesinde öncelikle denklik süreçlerinde belge doğrulaması aşamasında hangi adımların zorunlu olarak izlendiğini ve özellikle elektronik ortamda güvenliğin nasıl sağlandığını sordu. Buna karşın verilen yanıt mevzuat çerçevesi ile teknik araçları tarif etmekle sınırlı kaldı ve olası risklere dair herhangi bir değerlendirme içermedi. Pala, “Örneğin Bakanlık, denklik başvurusu yapan Türk vatandaşlarından yurt dışı giriş-çıkış belgesi istendiğini belirtmiş, ancak bu alanda bir sahteciliğin nasıl gelişebileceğine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır. Benzer şekilde, yurt dışında lise eğitimi alan Türk öğrencilere fırsat eşitliği sağlanması amacıyla bu uygulamanın sürdürüldüğü ifade edilirken, uygulamanın yurt içi yerleştirmelere etkisi ve olası suiistimallere karşı alınan önlemler de somut biçimde açıklanmamıştır” dedi. Pala, “Bu tür eksik bir yanıt, Bakanlığın yaşananlar karşısında sorumluluk üstlenmediği ve eğitim sisteminde güveni yeniden sağlamaya dönük bir planının bulunmadığı yönündeki kaygıları artırmaktadır” ifadesini kullandı. “Bakanlık, önlemleri neden ihbarların üzerinden neredeyse iki yıl geçtikten sonra aldığını açıklamalıdır!” Milletvekili Pala, devamında son on beş yıl içinde yurt dışı lise eğitimlerini çevrimiçi veya uzaktan almış öğrencilerin yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmasına ilişkin bir esneklik sağlanıp sağlanmadığını sorguladı. Bakanlık, yanıtında gelen şikâyetler üzerine Kasım 2020’de yapılan bir toplantıda, yurt dışındaki bir liseden alınan diplomanın pasaport veya emniyet giriş-çıkış kayıtlarıyla desteklenmesi gerektiğine karar verildiğini ve buna aykırı biçimde kayıt yaptırdığı tespit edilen öğrencilerin denklik işlemlerinin iptal edileceğini belirtti. Pala, verilen yanıtta geçmişe dönük tarama yapılıp yapılmadığı ve kaç öğrencinin belgesinde sahtecilik tespit edildiği bilgisinin yer almadığını kaydetti. Pala, “Bakanlık ayrıca, esaslarda düzenleme yapmak için 2019’da yapılan ilk sahte denklik ve usulsüz öğrenci yerleştirme ihbarlarından neredeyse iki yıl sonra neden toplantı yapıldığını da açıklamalıdır. On binlerce öğrenciyi mağdur eden böylesi bir zafiyetin sorumluları kamuoyu karşısında hesap vermelidir” çağrısıyla açıklamasını tamamladı.

Tarım topraklarında zehir izleri: Prof. Dr. Pala Bakanlıkları göreve çağırdı Haber

Tarım topraklarında zehir izleri: Prof. Dr. Pala Bakanlıkları göreve çağırdı

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 2025 yılında Science dergisinde yayımlanan küresel toprak kirliliği çalışmasında Türkiye’ye ilişkin endişe verici bulgular bulunduğunu, çevre ve halk sağlığı açısından ciddi sorunlar yaşanmadan önlem alınması gerektiğini vurguladı. “Geçtiğimiz yıl yayımlanan kapsamlı bir çalışma, tarım topraklarının önemli bir bölümünde sağlığı tehdit edecek düzeyde arsenik, kadmiyum, kurşun, nikel ve benzeri zehirleyici metaller bulunduğunu tespit etmiştir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz ve Orta Doğu koridoru, bu metallerin toprakta yoğunlaştığı bölgelerin başında gelmektedir. Ağır metaller tarım topraklarında birikerek mahsullerin kökleri aracılığıyla gıda zincirine taşınmakta, bitkilerin büyümesini yavaşlatmakta ve ürün kalitesini düşürmektedir. Dahası, kirlenmiş topraklarda yetişen gıdaların ağır metal içeriği, başta çocuklar olmak üzere insanların sağlığı açısından ciddi risk oluşturmakta, gıda güvenliğini tehdit etmektedir” diyen Prof. Dr. Pala, konu hakkında ilgili bakanlıklara kapsamlı iki ayrı soru önergesi iletti. Prof. Dr. Pala, 7 Ekim 2025 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığına ilettiği soru önergesinde tarım topraklarında ağır metaller başta olmak üzere kirlilik durumuna ve Bakanlığın bu konudaki çalışmalarına odaklanırken, aynı tarihte Sağlık Bakanlığına ilettiği soru önergesinde ağır metal kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki etkisinin değerlendirilip değerlendirilmediğini sordu. Riskli bölgelerin yönetiminde şeffaf veri paylaşımının önemine dikkat çeken Pala’nın çağrısına karşın, ne Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ne de Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, kendilerine iletilen soru önergelerine Anayasa’nın 98. maddesi uyarınca öngörülen 15 günlük süre içerisinde yanıt verebildi. “Toprak kirliliği verileri şeffaf bir biçimde paylaşılmadıkça, sorunun boyutu anlaşılamaz ve etkili bir eylem planı oluşturulamaz!” Prof. Dr. Pala, Tarım ve Orman Bakanlığına ilettiği soru önergesinde tarım toprakları, sulama suları ve tarım ürünleri eksenine odaklanırken, son 10 yıla ait ağır metal yükü verilerinin iller ve tarımsal bölgeler ölçeğinde ayrıntılı biçimde açıklanmasını istedi. “Tarım ürünlerinde ağır metal kalıntılarına dair analiz ve saha çalışmalarının sonuçlarına neden Bakanlığın Dijital Tarım İhtisas Kütüphanesinden erişilememektedir?” diye soran Pala, bu alandaki veri yetersizliğine dikkat çekti. “Toprak kirliliğine dair veriler şeffaf biçimde üretici ve vatandaşla paylaşılmadıkça, sorunun boyutu anlaşılamaz ve etkili bir eylem planı oluşturulamaz. Özellikle sanayileşmenin ve madencilik faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde tarım topraklarının ve sulama sularının ağır metaller açısından izlenmesine dönük çalışmaları Bakanlık hızla başlatmalı, ağır metal kirliliğini önleyici uygulamaları hayata geçirmek için çiftçiyi desteklemelidir” çağrısında bulundu. “Ağır metallerin çocuk gelişimi üzerinde geri dönüşümsüz etkileri var; etkili bir halk sağlığı programı şart!” Besin zincirine geçen ağır metallerin sağlık üzerindeki risklerini azaltmak için iki bakanlığın ortak bir çalışma yürütmesi gerektiğinin altını çizen Pala, Sağlık Bakanlığına ilettiği soru önergesinde ise ciddi bir halk sağlığı tehdidi olarak nitelendirdiği bu duruma karşı nasıl bir eylem planı izlendiğini sordu. Yurt çapında içme suyunda arsenik, kurşun, kadmiyum ve cıva başta olmak üzere ağır metal kirliliğine ilişkin izleme çalışmalarının sonuçlarını talep eden Pala, hangi illerde sağlığı tehdit edecek sınırların üzerinde değerler görüldüğünün açıklanmasını da istedi. Açıklamasının sonunda Pala, “Kurşun ve kadmiyum gibi ağır metallerin uzun dönemde böbrek, karaciğer ve sinir sistemi hasarı ile çocuk gelişimi üzerinde geri dönüşümsüz etkilere yol açabileceği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Özellikle kurşun, çocukların beyin gelişimini kalıcı olarak etkileyerek dikkat süresinin kısalması ve antisosyal davranışların artması gibi davranış değişikliklerine, ayrıca eğitim düzeyinin düşmesine neden olabilir. Bu nedenle Bakanlığın bu konuda ülke çapında bir risk haritası çıkarması ve bu haritanın ışığında kapsamlı önlemler alması zorunludur” dedi.

Bursa’da Atatürk portresi krizi: Kayıhan Pala Sağlık Bakanı’nı göreve çağırdı! Haber

Bursa’da Atatürk portresi krizi: Kayıhan Pala Sağlık Bakanı’nı göreve çağırdı!

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’da Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı görevine atanan Dr. Melike Savaş’ın makam odasındaki Atatürk portresinin indirildiğine ilişkin medyada yer alan iddialar üzerine, 11 Eylül 2025 tarihinde Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na bir soru önergesi iletti. Pala, Bakanlığa bağlı bir kurumda yaşanan bu olayın Cumhuriyetin kurucu değerlerine aykırı bir tutum olduğunu, kamuoyunda haklı bir tepki yarattığını ifade etti. Milletvekili Pala, konu hakkında “Kamu kurumlarında Atatürk portresinin bulundurulması, tıpkı Türk bayrağı gibi Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin ve ulusal birlik anlayışının bir simgesidir. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki görevine yeni atanan bir yöneticinin makamındaki Atatürk portresini kaldırmaya yeltenmesi, Cumhuriyetimizin ve Bakanlığın kuruluşundan bu yana yerleşen kurum kültürüne karşı bir tavır olarak algılanmaktadır. Bu konuda Sağlık Bakanı açıklama yapmalıdır.” dedi. Milletvekili Pala’nın çağrısına karşın Bakan Memişoğlu, alınan kararın gerekçesi, Bakanlığa bağlı sağlık kurumlarında bulundurulan Atatürk portrelerine dair düzenlemeler ve Bakanlığın konuyu inceleme süreçleri hakkında kendisine iletilen sorulara, Anayasa’nın 98. maddesine göre öngörülen on beş günlük yasal süre geçmesine rağmen yanıt veremedi. “Bu karar incelenmelidir; kurumların Cumhuriyet değerlerinden uzaklaştırılması kabul edilemez” Pala, “Sağlık Bakanlığının merkez ve taşra örgütleri ile bağlı kuruluşlarında makam odalarında Atatürk’ün portresinin duvara asılı olarak bulundurulmasına ilişkin bir düzenlemesi var mıdır?” sorusuyla önergesinde olayın idari ve hukuki boyutuna dair somut bilgi istedi. Kararın kim tarafından alındığını, yazılı talimat bulunup bulunmadığını, benzer uygulamalar için Bakanlıkta yürürlükte olan standartların ve kurum içi yönergelerin ne olduğunu sordu. Pala, “Atatürk’ün portresinin bulundurulması, Cumhuriyet’in değerleriyle kurumsal bağlılığın bir ifadesidir; kimse Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumsal hafızasını gölgeleyemez.” ifadesini kullandı.

CHP’li Pala’dan Bursa’daki okul skandalına sert tepki: "Bu bir kötü muameledir!" Haber

CHP’li Pala’dan Bursa’daki okul skandalına sert tepki: "Bu bir kötü muameledir!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa’nın Osmangazi ilçesindeki BTSO Baha Cemal Zağra Özel Eğitim Uygulama Okulu’nda bazı öğrencilerin sandalyelere bağlandığını gösteren görüntülerin dehşet verici olduğunu ve kamuoyunda haklı bir infial yarattığını dile getirdi. Pala, “Velilerin paylaştığı videolarda özel gereksinimli öğrencilerin hem fiziksel hem de sözlü şiddete maruz kaldığı gözlenmektedir. Bakanlık, özel gereksinimli çocukların onurunu hiçe sayan bu uygulamaların neden önlenmediğini açıklamalıdır.” sözleriyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i açıklamaya davet etti. Prof. Dr. Pala, “Bu görüntüler, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eğitim politikalarının yapısal sorunlarının sonucudur. Sınıfta fiziksel kısıtlama pedagojik bir yöntem değil, açıkça kötü muameledir. Milli Eğitim Bakanlığı “inceleme” yerine derhal kapsamlı bir soruşturma başlatmalı, sorumlular görevlerinden uzaklaştırılmalıdır. Tüm özel eğitim kurumlarında bilimsel temelli standart düzenlemeler uygulamaya konulmadıkça ve sorumlular hesap vermedikçe özel gereksinimli birçok çocuk ve aileleri gelecekte de sorun yaşamaya devam edilecektir.” dedi. Pala, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması için Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e 23 Aralık’ta kapsamlı bir soru önergesi iletti. Önergede idari süreç, denetim, öğrenci güvenliği ve personel niteliği alanlarında sorularına detaylı yanıt talep etti. “Sorumlular neden tespit edilemedi; idari sürecin detayları neden paylaşılmıyor?” Milletvekili Pala, kamuoyunun bilgi alma hakkını vurgulayarak, olayın ortaya çıkartılmasının üzerinden iki hafta geçmesine rağmen Bakanlığın kamuoyuna net bir açıklama yapmadığını ifade etti. “Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü inceleme başlatıldığını duyurdu ancak bu açıklamada ne sorumluların tespitine ne de yürütülen idari süreçlere dair bilgi yer almaktadır. Aradan geçen iki haftada sorumlular neden tespit edilemedi ve idari sürecin detayları kamuoyuyla neden paylaşılmıyor?” diye sordu. Bu sürecin hızlı ve şeffaf yürütülmesinin zorunlu olduğunu yinelerken, çocukların ve ailelerin daha fazla mağdur olmaması için geçici koruyucu tedbirlerin derhal alınması gerektiğini vurguladı. “Özel eğitim ve rehberlik hizmetleri uzman kadrolara teslim edilmedikçe nitelikli bir eğitim sistemi inşa edilemez!” Pala, özel eğitim kurumlarında güç kullanımı, fiziksel kısıtlama ve alıkoymanın kesinlikle kabul edilemez olduğunu ifade etti. Özel eğitim ve rehberlik hizmetlerinin uzman kadrolara teslim edilmesi, bireyselleştirilmiş eğitim programlarının düzenli olarak gözden geçirilmesi ve denetimlerin bağımsız uzmanlarca yürütülmesi gerektiğini belirtti. Pala, çağrısını noktalarken, risk temelli düzenli denetim takviminin yayımlanması, ihbar mekanizmalarının güçlendirilmesi ve ailelerin karar süreçlerine katılımını artıracak yerel izleme mekanizmalarının kurulması yönündeki çağrısını yineledi.

Kayıhan Pala’dan TOKİ’ye sert tepki: Kestel Seymen’de deprem riski yok sayılıyor! Haber

Kayıhan Pala’dan TOKİ’ye sert tepki: Kestel Seymen’de deprem riski yok sayılıyor!

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Bursa Kestel Seymen Mahallesi’nde Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından hazırlanan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanarak askıya çıkarılan imar planı değişikliklerinin deprem riski ve zemin koşulları bakımından ciddi bir tehdit yarattığını belirtti. Pala, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın teknik raporunda bölgenin Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun güney kolu üzerindeki konumunun dikkate alınmadığı, sıvılaşmaya yatkın alüvyon zeminlerin görmezden gelindiği ve plan açıklama raporlarının bilimsel gerçeklerle çeliştiği yönündeki tespitleri hatırlattı. Pala, plan açıklama raporlarında bölgenin gerçekte birinci derece deprem bölgesi olmasına rağmen düşük tehlikeli alan gibi gösterilmesinin kabul edilemez bir sorumsuzluk olduğunu ve toplumun can güvenliğini ciddi şekilde tehdit ettiğini ifade etti. “TOKİ tarafından hazırlanan rapor incelendiğinde AFAD, Bursa Valiliği ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın bölgede daha önce gerçekleştirdikleri risk değerlendirmelerine ilişkin görüşlere yer verilmediği ve eksik bilgilerin ‘kopyala-yapıştır’ yöntemiyle usulsüzce doldurulduğunun iddia edildiği görülmektedir. Yaşanacak bir felakette can kayıplarının sorumluları raporu hazırlayan TOKİ ve onaylayan Bakanlık olacaktır.” dedi. Bu kapsamda Milletvekili Pala, imar planı değişikliği sürecinin detayları ve gerekçesi hakkında Bakan Murat Kurum’a 8 Eylül 2025 tarihinde bir soru önergesi iletti. Ancak Bakan, kendisine iletilen soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesine göre öngörülen on beş günlük yasal süre geçmesine rağmen yanıt veremedi. “Deprem riskine ilişkin değerlendirmelerin dikkate alınmaması kabul edilemez!” Soru önergesinde Pala, öncelikle imar planı değişikliği sırasında Türkiye Diri Fay Haritasının ve güncel bilimsel çalışmaların neden değerlendirilmediğini sordu; bölgenin sıvılaşmaya yatkın alüvyonlardan oluştuğu tespitlerine dikkat çekerek, planlama sürecinde bağımsız jeoteknik ve paleosismoloji etütlerinin uluslararası standartlara uygun şekilde zorunlu hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. “Bilimsel veri yok sayılarak imar kararı alınamaz; özellikle Bursa gibi deprem riski altındaki illerde dayanaksız atılan her adım, telafisi mümkün olmayan bir felakete zemin hazırlayabilir.” ifadelerini kullandı. Plan raporlarının kopyala-yapıştır yöntemleriyle hazırlandığı iddiası hakkında idari inceleme başlatılıp başlatılmadığını soran Pala, böyle bir usulsüzlük saptanması halinde raporları hazırlayan ve onaylayan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmasını ve sonuçların duyurulmasını talep etti. “Kamu güvenliğini düpedüz tehlikeye atan bu tutum asla kabul edilemez. Eğer iddialar doğruysa, raporu hazırlayan TOKİ ve onaylayan Bakanlık yetkilileri hakkında idari işlemler derhal devreye sokulmalıdır.” dedi. “İnsan hayatını hiçe sayan yönetim anlayışı terk edilmelidir!” Milletvekili Pala, sözlerinin sonunda “6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük depremler, ülkemizde depreme karşı alınan önlemlerin ne denli zayıf, yapıların ise ne denli dayanıksız ve denetimsiz olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Böylesine yıkıcı bir depremden sonra bile en temel önlemlerin alınmıyor oluşu, Cumhurbaşkanlığı Hükümetinin yetersizliğinin açık bir dışavurumudur. Yaşanacak can ve mal kayıplarının sorumluları da bu yönetim anlayışını benimseyenler olacaktır.” diyerek, mevcut iddialar aydınlatılıncaya ve bağımsız uzmanlarca doğrulanmış bilimsel etütler tamamlanıncaya kadar planın yürürlüğe konmamasını istedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.