SON DAKİKA
Hava Durumu

#Talip Geylan

Söz Bursa - Talip Geylan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Talip Geylan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Öğretmen açığı büyüyor: Türk Eğitim-Sen'den '100 bin' talebi Haber

Öğretmen açığı büyüyor: Türk Eğitim-Sen'den '100 bin' talebi

Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, "Öğretmen açığı sorunu her geçen gün büyümeye devam etmektedir. Bir tarafta yüz binlerce öğretmen atama beklerken, diğer tarafta eğitim fakülteleri her yıl on binlerce mezun vermektedir" dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, öğretmen açığının Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olduğunu belirterek, Milli Eğitim Bakanlığı'nı bu konuda acil ve kalıcı tedbirler almaya çağırdı. 2025 Akademi Giriş Sınavı (AGS) kapsamında 10 bin öğretmen kontenjanı ayrıldığını hatırlatan Geylan, bu sayının hem okullardaki öğretmen ihtiyacı hem de atama bekleyen yüz binlerce öğretmen dikkate alındığında yetersiz olduğunu ifade etti. 2025 AGS kapsamında atanacak 10 bin öğretmenin, bir yıl sürecek hazırlık eğitiminin ardından en erken 2027 yılında göreve başlayacağını vurgulayan Geylan, öğretmen açığının bu şekilde giderilmesinin mümkün olmadığını kaydetti. Mevcut uygulamanın eğitim sisteminin ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak olduğunu kaydeden Geylan, bunun sürdürülebilir bir yöntem olmadığını söyledi. 2026 yılında yapılacak AGS'de, en az ücretli öğretmen sayısı kadar kontenjan ayrılması gerektiğini sözlerine ekledi. "ÖĞRETMEN AÇIĞI SORUNU HER GEÇEN GÜN BÜYÜMEYE DEVAM ETMEKTEDİR" Okulların öğretmen ihtiyacını karşılayamadığını dile getiren Geylan, "Öğretmen açığı sorunu her geçen gün büyümeye devam etmektedir. Bir tarafta yüz binlerce öğretmen atama beklerken, diğer tarafta eğitim fakülteleri her yıl on binlerce mezun vermektedir. Buna rağmen okulların öğretmen ihtiyacı kadrolu atamalarla karşılanmamakta, ücretli öğretmenlik uygulaması ise eğitim sistemimizin kanayan yarası olmayı sürdürmektedir. Sendikamızın geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında gerçekleştirdiği ücretli öğretmenlik araştırmasına göre, 62 ilde toplam 71 bin 757 ücretli öğretmen görev yapmaktadır. Ayrıca, 55 ilden elde ettiğimiz verilere göre öğretmen ihtiyacı 80 bin 449'dur. Bu tablo, öğretmen açığının ulaştığı boyutu açıkça ortaya koymaktadır. İller bazında incelendiğinde, en fazla ücretli öğretmenin görev yaptığı il 21 bin 947 kişiyle İstanbul'dur. İstanbul'u 5 bin 894 ücretli öğretmenle Şanlıurfa takip etmektedir. 62 ilde görev yapan ücretli öğretmenlerin mezuniyet durumuna bakıldığında ise 30 bin 536'sının eğitim fakültesi, 35 bin 359'unun diğer lisans programları, 5 bin 862'sinin ise ön lisans mezunu olduğu görülmektedir. Pedagojik formasyona sahip olmayan ön lisans mezunlarının ücretli öğretmen olarak derslere girmesi, eğitim-öğretim sürecinin niteliğini ve verimliliğini olumsuz etkilemektedir" diye konuştu. "ÖĞRETMEN İHTİYACININ EĞİTİMİN NİTELİĞİNİN ARTIRILMASI AÇISINDAN KAÇINILMAZ BİR ZORUNLULUKTUR" Öğretmen açığının her geçen gün giderek arttığını vurgulayan Geylan, "Daha da dikkat çekici olan husus, özel uzmanlık gerektiren zihinsel engelliler, görme engelliler ve işitme engelliler öğretmenliği gibi alanlarda dahi ön lisans mezunu ücretli öğretmenlerin görevlendiriliyor olmasıdır. Özel eğitim alanında görev yapan toplam 20 bin 979 ücretli öğretmenin 8 bin 669'u eğitim fakültesi, 10 bin 105'i diğer lisans programları, 2 bin 205'i ise ön lisans mezunudur. Bu durum, özel eğitim gibi uzmanlık gerektiren bir alanda dahi öğretmen ihtiyacının kadrolu atamalarla karşılanamadığını göstermektedir. Ücretli öğretmenlik uygulaması istisnai durumlarda pansuman bir yöntem olarak ihdas edilmiş olsa da bugün neredeyse asli istihdam modeli haline gelmiştir. Oysa öğretmen ihtiyacının güvenceli, kadrolu karşılanması hem eğitimde fırsat eşitliği hem de eğitimin niteliğinin artırılması açısından kaçınılmaz bir zorunluluktur" şeklinde konuştu. "10 BİN KİŞİLİK KONTENJAN SON DERECE YETERSİZDİR" AGS kapsamında verilen 10 binlik kontenjanın öğretmen ihtiyacını karşılamadığını söyleyen Geylan, "AGS ile adaylar, kontenjanlar doğrultusunda puan üstünlüğüne göre Milli Eğitim Akademisine kabul edilmekte ve bir yıllık hazırlık eğitiminin ardından göreve başlamaktadır. Ancak 2025 AGS kapsamında ayrılan 10 bin kişilik kontenjan, ülkemizin öğretmen ihtiyacı dikkate alındığında son derece yetersizdir. Türk Eğitim-Sen olarak başından beri bu sayının ne öğretmen açığını kapatmaya ne de ücretli öğretmenlik uygulamasını sona erdirmeye yeteceğini ifade ettik. Öte yandan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'ın, ‘2026-2027 eğitim-öğretim sezonunda ciddi bir öğretmen alımı olacak' yönündeki açıklamaları yeniden gündem oldu. Biz de 2026 yılının başında Saral'ın yaptığı bu açıklamanın müşahhas adımlarla hayata geçirilmesini, bu sözün yerine getirilmesini ve öğretmen atamalarının eğitimin gerçek ihtiyacı doğrultusunda planlanmasını bekliyoruz. Mülakatın kaldırılması ise olumlu bir gelişme olmakla birlikte, öğretmenlerin 12 ay süren akademi eğitimi nedeniyle göreve ancak bir yıl sonra başlayacak olması da önemli bir sorun oluşturmaktadır. 2025 AGS kapsamında seçilen öğretmenlerin en erken 2027 yılında görevlerine başlayabilecek olması, mevcut öğretmen açığının daha da büyümesine neden olacaktır. Eğitim sisteminin acil öğretmen ihtiyacı göz önünde bulundurularak atama süreçleri hızlandırılmalı ve öğretmenlerin sınıflarla buluşması geciktirilmemelidir" dedi. "2026 AGS KAPSAMINDA EN AZ ÜCRETLİ ÖĞRETMEN SAYISI KADAR KONTENJAN AYRILMASIDIR" Bu soruna çözüm olarak 2026 AGS kontenjanının en az ücretli öğretmen sayısı kadar olması gerektiğini ifade eden Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çözüm, 2026 AGS kapsamında en az ücretli öğretmen sayısı kadar kontenjan ayrılmasıdır. Talebimiz açıktır. Bilindiği üzere 2026 AGS, 26 Temmuz'da gerçekleştirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, bu sınav kapsamında en az mevcut ücretli öğretmen sayısı kadar kontenjan ayırmalıdır. Ücretli öğretmen sayısının 81 il genelinde yaklaşık 100 bine ulaştığı dikkate alındığında, 2026 AGS ile en az 100 bin atama yapılması hem eğitim sistemimizin acil öğretmen ihtiyacını karşılayacak hem de yıllardır atama bekleyen öğretmenlerimizin haklı beklentilerine cevap verecektir. Bununla birlikte, öğretmenlerin göreve başlamasını geciktiren Milli Eğitim Akademisi süreci de yeniden gözden geçirilmelidir. Akademi eğitimi 2 ayla sınırlandırılmalı, öğretmenler göreve zaman kaybetmeden başlayabilmelidir. Bunun yanında, 2023 ve 2024 KPSS mağduru öğretmenlerimizin yaşadığı mağduriyet artık görmezden gelinemez. 2023 KPSS'de yüksek puan almalarına rağmen mülakat sürecinde hak kaybına uğrayan bin 611 öğretmenin mağduriyeti giderilmeli ve atamaları yapılmalıdır. 2024 KPSS'de ise yüksek başarı gösteren, hatta dereceye giren çok sayıda öğretmenimiz yalnızca kontenjan yetersizliği nedeniyle atamaları gerçekleştirilmemiştir. Kabul etmemiz mümkün değildir. 2024 KPSS mağduru öğretmenlerimiz için ek atama yapılması hakkaniyetin gereğidir. Bu gençler, başka ülkelerin değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin yetiştirdiği evlatlarıdır. Yıllarını eğitimlerine veren, alın teri döken, sınavlarda başarı gösteren öğretmenlerimizin haklı sesine kulak verilmelidir. Devlet, kendi yetiştirdiği evlatlarını, potansiyelini görmezden gelmemeli, genç öğretmenlerimizin emeklerinin karşılığını alabilmelerini sağlamalıdır."

"Öğretmene sahip çıkmanız, çocuğunuzun hayalini kurduğunuz geleceğine sahip çıkmanızdır" Haber

"Öğretmene sahip çıkmanız, çocuğunuzun hayalini kurduğunuz geleceğine sahip çıkmanızdır"

- Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, "Her zaman söylüyoruz, eğitimin taşıyıcı kolonu ve asli unsuru öğretmendir. Öğretmeni itibarlı kılamazsanız, eğitimde istenen hedeflere ulaşmanız mümkün değildir" dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Ankara'nın Çankaya ilçesindeki bir okulda bazı öğrencilerin öğretmene uygunsuz ve çirkin tavırlarını eleştirdi. Başta kamu yönetimi olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin öğretmenin saygınlığını korumak için sorumluluk alması gerektiğini kaydeden Geylan, "Ankara Çankaya'da bir lisede bazı öğrencilerin ders sırasında öğretmenlerine yönelik uygunsuz ve alaycı davranışları sosyal medyada paylaşıldı. Çok çirkin, üzücü ve bir o kadar da düşündürücü bir durum. Her zaman söylüyoruz, eğitimin taşıyıcı kolonu ve asli unsuru öğretmendir. Öğretmeni itibarlı kılamazsanız, eğitimde istenen hedeflere ulaşmanız mümkün değildir" dedi. "Öğretmeni rencide eden davranışları pervasızca sergileyen nesilleri nasıl meydana getirdik diye düşünmemizin zamanı değil midir?" Yıllar içindeki değişikliklerle öğretmenin eğitim sürecindeki yetkinliğinin zayıfladığını aktaran Geylan, "İşte bunun sonucu olarak da örnek olayda olduğu gibi çirkinlikleri yaşar hale gelmişizdir. Başta kamu yönetimi olmak üzere toplumun tüm kesimleri öğretmenin saygınlığını korumak için sorumluluk almalıdır. ‘Bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum' terbiyesiyle yoğrulmuş bir kültürün mensupları olarak, öğretmeni rencide eden davranışları pervasızca sergileyen nesilleri nasıl meydana getirdik diye düşünmemizin zamanı değil midir? Yıllardır Alo 147 gibi, CİMER gibi vasıtalar üzerinden mesnetsiz başvurularla öğretmeni huzursuz eden, saygısızlığın faillerini cüretlendiren uygulamalar bugün yaşadığımız tablonun sebeplerinden değil midir? Adeta öğretmeni tezgahtar, öğrenci ve veliyi müşteri gibi kabul eden ve 'müşteri her daim haklıdır' yaklaşımıyla meslektaşlarımızı ortada bırakan anlayışların müsebbiplerini sorgulamamız gerekmiyor mu? Artık yeter" diye konuştu. "Öğretmene sahip çıkmanız, çocuğunuzun hayalini kurduğunuz geleceğine sahip çıkmanızdır" Geylan, öğretmene sahip çıkmanın geleceğe sahip çıkmak olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: "Kamu yönetimi gerekli tedbirleri hızlıca almalı, okullarımızda disiplin mevzuatı ve uygulamalarını tavizsiz düzenlemeli, ne veli ne öğrenci ne de başka bir unsurun öğretmenin saygınlığını rencide edecek tutumlarına müsamaha göstermemelidir. Buradan ailelerimize de çağrıda bulunmak isterim ki; sizin öğretmene verdiğiniz değer, aslında çocuklarınıza verdiğiniz kıymettir. Çocuğunuzun yetişmesinde, iyi eğitilmesinde, güzel bir geleceğe ulaşmasında sizden çok daha fazla öğretmenin dahli vardır. Öğretmene sahip çıkmanız, aslında çocuğunuzun hayalini kurduğunuz geleceğine sahip çıkmanızdır."

Başkan Geylan, talep ve beklentileri sıraladı Haber

Başkan Geylan, talep ve beklentileri sıraladı

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, 8. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri öncesinde Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim Sen’in talep ve beklentilerini sıraladı. Kamusal alandaki sorunların konuşulup çözüme kavuşturulacağı mecranın, toplu sözleşme masası olduğuna dikkat çeken Geylan, "Bu masanın itibarının korunması gerekir ve bu sorumluluk yalnızca sendikalara değil, aynı zamanda hükümete de aittir. Dolayısıyla, o masa gerçekten bir çözüm masası olmalıdır" dedi. Türkiye Kamu-Sen’in, 11 hizmet kolunda aylardır ciddi bir çalışma yürüttüğüne dikkat çeken Geylan, "Şubelerimiz ve il temsilcilerimiz aracılığıyla sahadan aldığımız veriler, Ar-Ge birimimizin titiz çalışmalarıyla değerlendirildi, rapor haline getirildi ve önümüzdeki hafta kamuoyuyla paylaşılacak. Türkiye Kamu-Sen, 8. Dönem Toplu Sözleşmesinde, 4688 sayılı yasadan aldığı yetki ve yaklaşık 600 bin üyesinden aldığı güçle masaya oturacak. Sadece kamu çalışanlarının sesi olacağız, onların haklarını, beklentilerini gündeme getireceğiz ve işveren nezdinde taleplerimizin karşılık bulmasını sağlayacağız" diye konuştu. Toplu sözleşme masasında gündeme getirecekleri konuları sıralayan Geylan, öncelikli olarak kamu çalışanlarının yaşadığı ekonomik sorunlara vurgu yaptı ve geçmiş dönem kayıplarının telafi edilmesini istedi. Temmuz ayı itibarıyla, yüzde 10,7 oranında bir enflasyon farkı oluştuğunu ve kamu çalışanlarına yüzde 5 oranında bir zam artışı yapıldığını hatırlatan Geylan, şunları kaydetti: "Bu durumda, temmuzda kamu çalışanlarının maaş artışı toplamda yüzde 15,7 oldu. Ancak, bu artış hangi sorunu çözüme kavuşturdu? Türkiye Kamu-Sen, 2026-2027 toplu sözleşmesindeki maaş artışları görüşülmeden önce, geçmişteki kayıplarımızın telafi edilmesini talep etmektedir. Bu noktada hükümete diyoruz ki, önümüzdeki iki yılın maaş artışları masaya yatırılmadan önce, gelin bu gelir kaybının telafi edilmesi için seyyanen artış yapalım." "ENFLASYON FARKI AYLIK ÖDENSİN" Enflasyon farkının aylık olarak ödenmesini talep eden Geylan, "Hükümet enflasyon farkını 6 aylık dilimlerde ödemektedir. Ancak 6 aya kadar kamu çalışanları enflasyon karşısında ezilmeye devam etmektedir. ‘Memurun ve emeklinin enflasyona ezdirilmeyeceği’ sözünün altının gerçek anlamda doldurulması enflasyon farkının aylık ödenmesi ile gerçekleşebilir" dedi.

Memurlar Ses Yükseltti: 15 Ocak'ta Enflasyon Farkı İle Yetinmek İstemiyoruz! Haber

Memurlar Ses Yükseltti: 15 Ocak'ta Enflasyon Farkı İle Yetinmek İstemiyoruz!

TÜRK Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Genel Başkan Yardımcısı Erhan Bayram ile birlikte sendikasının Yozgat Şube Başkanlığı tarafından düzenlenen istişare toplantısına katıldı. Yozgat şube yönetim kurulu üyeleri ile ilçe ve üniversite temsilcilerinin de yer aldığı toplantıda Geylan, memur maaşlarının yetersiz olduğunu ve refah payı verilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda bir konuşma yapan Geylan, kamu çalışanlarının sendikal vesayet altında olduğunu söyleyerek, “Kamusal hayatı bu esaretten, vesayetten kurtaracak olanlar ise sizlersiniz, Türk Eğitim Sen’dir, Türkiye Kamu Sen’dir” diye konuştu. Mevcut sendikaların kamu görevlilerini hakkıyla temsil etmediğini iddia eden Geylan, “Hükümet, ‘memur ve emeklimizi enflasyona ezdirmiyoruz, ezdirmeyeceğiz’ diyor. Gerçekten böyle mi? Bakın 15 Ocak'ta maaş zamlarımızı yüzde 6 oranında alacağız. 2025 yılında kamu çalışanlarının maaş artış oranı birinci altı ayda yüzde 6, ikinci altı ayda yüzde 5, kümülatif yüzde 11,3. 2025 yılı sonu itibariyle hedeflenen enflasyon oranı ise yüzde 17,5. İlk kez kamu çalışanlarına verilen zam oranı hükümetin ortaya koyduğu hedef enflasyonun altında. Soruyorum; yüzde 17,5 enflasyon beklentisi, yüzde 11,3 memur ve emekli maaşlarına yapılan zam oranı. Bu nasıl oluyor? Kamu çalışanlarından aldığı yetkiyi masada adam gibi temsil etmeyen bir sözde yetkili sendika sayesinde mümkün oluyor” ifadelerine yer verdi. “GERÇEK ZAM ENFLASYON FARKI ÜZERİNE REFAH PAYI VERİLMESİ İLE MÜMKÜN OLUR” Memur ve emeklinin sadece enflasyon kadar zam aldığını söyleyen Geylan, “15 Ocak’ta yüzde 6 oranında maaş zammının yanı sıra enflasyon farkı da alacağız. Ancak enflasyon farkı ile yetirmek sadece enflasyon kadar zam yapmak demektir. Bu da aslında sıfır zam demektir. Gerçek zam ise enflasyon farkı üzerine refah payı verilmesi ile mümkün olur. Bu nedenle gelin 15 Ocak’ta enflasyon farkı ile yetinmeyin, memuru ve emekliyi kandırmayın, gerçekten bizi enflasyona ezdirmek istemiyorsanız refah payı uygulamasını kalıcı hale getirin. Ayrıca ekonomik kayıp yaşamamak adına enflasyon farkı maaşlara aylık olarak yansıtılmalıdır” açıklamasında bulundu. Memur ve emeklilerin alım gücünün 2025 yılında daha da düşmemesi için yapılması gereken diğer hususları da sıralayan Geylan şunları kaydetti: “MEMUR VE EMEKLİLERİN KAYIPLARININ TELAFİSİ İÇİN EK ZAM YAPILMALIDIR. Memur maaş zamlarının Orta Vadeli Programda hedeflenen enflasyonun altında kalmaması için maaş zamları en az gerçekleşen enflasyon düzeyine çekilmeli, OVP’de hedeflenen yüzde 4 büyüme oranı emekli ve çalışan maaşlarına yansıtılmalıdır. Bilindiği gibi ülkemizde vergisini en düzenli ödeyen kesim kamu çalışanlarıdır. Buna rağmen kamu çalışanları yılın ikinci altı ayından itibaren vergi dilimi yükseldiği için neredeyse ilk altı ayda aldığı ücreti alamamaktadır. Bu da adaletsizliği beraberinde getirmektedir. Bu noktada devletimiz kamu çalışanlarını gözeterek, gelir vergisi oranlarını yüzde 15’e sabitlemelidir. Yardımcı Hizmetler Sınıfının bir defaya mahsus yaptıkları işe ve eğitimlerine göre kadro intibakları sağlanmalıdır. Kamu çalışanları emekli olduğunda maaşları yarı yarıya düşeceği için emekli olmak istememektedir. Hem emekliliği teşvik etmek hem de genç kardeşlerimize istihdam oluşturmak için emeklilerimizin mutlaka ücretlerinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Bu noktada talebimiz ilave ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasıdır.”

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan, MEB bütçesini değerlendirdi Haber

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan, MEB bütçesini değerlendirdi

2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2023 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) görüşülürken, Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan Bakanlığın bütçesini değerlendirdi. Geylan, yaptığı yazılı açıklamada Milli Eğitim bütçesinin Türk Eğitim-Sen ve eğitim çalışanlarının beklentilerinin dikkate alınması için önemli oluğunu belirterek, “Peki 2025 yılı MEB bütçesi eğitimin ihtiyaçlarını ve beklentileri karşılayacak mı? Bütçe sadece zorunlu ihtiyaçlara mı cevap veriyor, yoksa yatırımlar için de yeterli kaynağı sağlıyor mu?” ifadelerini kullandı. “Eğitim yatırımlarına ayrılan pay devede kulak kalmaktadır” Geylan, “2025 yılı için Milli Eğitim Bakanlığı'na ayrılan bütçe 1 trilyon 451 milyar 715 milyon 540 bin liradır. 2025 yılı MEB bütçesinden personel giderlerine ayrılan rakam, 1 trilyon 30 milyar 744 milyon liradır. Bu da MEB bütçesinin yüzde 71'ine denk gelmektedir. Ayrıca sosyal güvenlik devlet primi giderleri (131 milyar 441 milyon TL) MEB bütçesinin yüzde 9'una, mal ve hizmet alım giderleri (116 milyar 553 milyon TL) MEB bütçesinin yüzde 8'ine, sermaye giderleri (141 milyar 254 milyon TL) MEB bütçesinin yüzde 9,73'üne, sermaye transferleri (446 milyon TL) MEB bütçesinin yüzde 0,03'üne, cari transferler de (31 milyar 275 milyon TL) MEB bütçesinin yüzde 2,15'ine tekabül etmektedir. Dolayısıyla aslında eğitim yatırımlarına ayrılan pay devede kulak kalmaktadır” ifadelerini kullandı. Milli Eğitime ayrılan bütçeyi 2023 yılının bütçesiyle karşılaştıran Geylan, “2023 yılında MEB bütçesi 435 milyar 351 milyon lira iken, 2024 yılında MEB bütçesine yüzde 150,43 artış yapılmıştı. 2025 yılı için ise MEB bütçesinin sadece yüzde 33,1 oranında artırıldığını görüyoruz. Oysa ülkemizde eylül ayında revize edilen Orta Vadeli Plan'da (OVP) 2024 için yıllık enflasyon hedefi yüzde 41,5 olarak yer almıştır” dedi. “Donanımsal eksiklikleri gidermeye yeterli olmadığını görüyoruz” MEB bütçesinin yetersizliğine vurgu yapan Geylan, geçmiş yılara ait rakamları değerlendirerek, “2023-2024 eğitim istatistiklerine göre MEB bütçesinin Merkezi Yönetim Bütçeye oranı 2002 yılında yüzde 7,60, 2022 yılında yüzde 10,79, 2023 yılında yüzde 9,74, 2024 yılında yüzde 9,83'tür. MEB bütçesinin GSYH oranı; 2002 yılında yüzde 2,06, 2022 yılında yüzde 1,26, 2023 yılında yüzde 1,64, 2024 yılında yüzde 2,65 ‘tir. MEB bütçesinden yatırıma ayrılan pay 2002 yılında yüzde 17,18 iken, 2022 yılında yüzde 8,06'ya düşmüş, 2023 yılında yüzde 1,12'lik artışla yüzde 9,18'e yükselmiş, 2024 yılında ise yüzde 9,17'ye gerilemiştir. Konsolide bütçe yatırımlarından MEB yatırımlarına ayrılan pay ise 2002 yılında yüzde 22,34 iken, 2022 yılında yüzde 10,70, 2023 yılında yüzde 11,36, 2024 yılında ise yüzde 6,28 olmuştur. ‘Merkezi Yönetim Bütçesi'nden en büyük payı yine eğitime ayırıyoruz' ifadesi doğru olmakla birlikte ne yazık ki bu oranın eğitime gerekli yatırımları yapmaya, öğretmen ve personel açığını karşılamaya, eğitimi ayağa kaldırmak için fiziki ve teknolojik alt yapıyı güçlendirmeye, araç ve materyalleri temin etmeye, donanımsal eksiklikleri gidermeye yeterli olmadığını görüyoruz” dedi. “Daha az personele sahip kurumların bütçesi oransal olarak MEB'den çok daha fazla artış gösterdi” Bütçe oranlarını farklı kurumlarla da karşılaştıran Geylan, "Avrupa Birliği Başkanlığı'nın bütçesi yüzde 46,27 oranında artırıldı. Devlet Arşivleri Başkanlığı'nın bütçesi yüzde 42 oranında artırıldı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün bütçesi yüzde 35,6 oranında artırıldı. Görüldüğü üzere 1 milyonun üzerinde personeli bulunan MEB'in bütçe artışı yüzde 33 oranında kalırken, çok daha az personele sahip kurumların bütçesi oransal olarak MEB'den çok daha fazla artış gösterdi” değerlendirmesinde bulundu. Geylan, MEB bütçesinden talep ve beklentilerini dile getirdiği açıklamasında, öğretmen açığının kapatılmasının ve eğitim bütçesinin artırılmasının acil öncelikler arasında yer aldığını vurguladı. Geylan, öğretmen açığının ücretli öğretmenlerle kapatılmaya çalışılmasının sürdürülebilir olmadığını, 2024-2025 eğitim öğretim yılında ücretli öğretmen sayısının 100 bine ulaşabileceğini belirtti. Bu nedenle ücretli öğretmenlik sisteminin sonlandırılarak, kadrolu atamaların yapılması gerektiğini savunan Geylan, 2025 yılı için en az 100 bin öğretmen ataması talebini dile getirerek, eğitime bütçeden tasarruf yapılmaması gerektiğini sözlerine ekledi. Zorunlu hizmet bölgelerinde öğretmenlere çalışmayı teşvik etmek için bölgenin mahrumiyet derecesine göre 1 ile 2 asgari ücret arasında değişen zorunlu hizmet tazminatı ödenmesini öneren Geylan, bu uygulamanın hayata geçirilmesiyle bu bölgelerdeki öğretmen açığının kapatılacağını belirtti. Ayrıca Türkiye'nin OECD ülkelerine kıyasla öğrenci başına yapılan harcama oranında oldukça geri kaldığını belirten Geylan, eğitime ayrılan bütçenin artırılmasının gerekliliğine dikkat çekti. Geylan, OECD raporlarına göre Türkiye'de eğitim kurumlarına yapılan harcamaların ciddi oranda düşük olduğunu ve bunun iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı. Eğitim çalışanlarının maaşlarının iyileştirilmesi Enflasyon ve artan yaşam maliyetleri nedeniyle eğitim çalışanlarının geçim zorlukları yaşadığını belirten Geylan, ek ders ücretlerinin yüzde 100 artırılması talebini yineledi. Geylan, ayrıca sadece öğretmenlere verilen Öğretim Yılına Hazırlık Ödeneğinin tüm eğitim çalışanlarına ödenmesi gerektiğini ifade etti. Personel ihtiyacı ve okulların donanım eksikliği Okullara yeterli düzeyde ödenek ayrılmadığını söyleyen Geylan, okulların boya, temizlik malzemeleri gibi ihtiyaçlarını çoğunlukla okul aile birlikleri üzerinden karşılanmak zorunda kaldığını, ayrıca okullarda ciddi bir hizmetli, güvenlik görevlisi ve memur açığı bulunduğunu savundu. Özellikle güvenlik personelinin okullarda yaşanan şiddet olaylarının önlenmesinde önemli bir rol oynayacağını vurgulayan Geylan, tüm sorunların çözülmesi için MEB'in eğitim bütçesini artırması ve eğitim çalışanlarının haklarının iyileştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Türk Eğitim-Sen Başkanı: “Bu garabet durum yeniden düzenlenmelidir” Haber

Türk Eğitim-Sen Başkanı: “Bu garabet durum yeniden düzenlenmelidir”

Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, “Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Hükümet nezdinde ısrarlı girişimleriyle, tüm okullarımızda yardımcı hizmetli ve yardımcı personel tahsisini sağlayacak yeterli kadro kontenjanını almalıdır” dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, okullarda yardımcı personel eksikliğinin olduğunu ve bu eksikliğin giderilmesi gerektiğini ifade eden bir basın açıklaması yayımladı. Geylan, yaklaşık 18 milyon öğrencinin okula başladığını belirterek, Milli Eğitim Bakanlığının tüm okullarda yardımcı hizmetli ve yardımcı personel tahsisini sağlayacak yeterli kadro kontenjanı alması gerektiğini dile getirdi. Geylan, açıklamasında Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Türkiye İş Kurumu ile yaptığı protokolle İşgücü Uyum Programı (İUP) kapsamında, 120 bin kontenjanla yarı zamanlı personel istihdamı sağlayacağını duyurduğunu hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Çerçeveye göre, bu kapsamda çalışacak personel ilk ay haftada 5 gün, takip eden aylarda da 3 gün çalışacaklar ve söz konusu personele aylık ortalama 8 bin lira ödeme yapılacak. MEB, bu garabet durumu bir an önce yeniden düzenlemelidir. Çünkü haftada üç gün çalıştıracağınız personelin yapacağı işlerin geri kalanını diğer iki gününde kim yapacak? Öğretmen ve öğrencilerimiz, eğitim öğretim faaliyetlerine ara verecek ve imece usulüyle mi okullarımızın işlerine soyunacaklar? Asgari ücretin yarısı bile etmeyen, aylık 8 bin liraya personeli nereden bulacaksınız? Hadi buldunuz diyelim, bu ayıbı ülkemize nasıl yakıştırıyorsunuz? 8 bin liranın üzerinde eksik kalan meblağ okul aile birliği hesaplarından karşılanır şeklinde gayri resmi telkin ve talimatlarla yönlendirdiğiniz okul yöneticilerinin ‘veliden para topladığı’ için tepesine çökmeyecek misiniz?” “MEB YARDIMCI PERSONEL TAHSİSİNİ SAĞLAYACAK YETERLİ KADRO KONTENJANINI ALMALIDIR” Eğitim hizmetinin yönetici, öğretmen, memur ve yardımcı personelle birlikte yürütülen bir faaliyet olduğunu da vurgulayan Geylan, “Okullarımızı her gün öğretime hazırlayan, çocuklarımızın hijyenik ve güvenli bir ortamda eğitim almasını sağlayan yardımcı hizmetli ve okul öncesi sınıflarımız için olmazsa olmaz ihtiyaç olan yardımcı personel eksiği ivedilikle giderilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı Hükümet nezdinde ısrarlı girişimleriyle, tüm okullarımızda yardımcı hizmetli ve yardımcı personel tahsisini sağlayacak yeterli kadro kontenjanını almalıdır. Okul yöneticilerimizi ‘vazifelerinin gereğini yerine getiremeyen’ pozisyonuna düşürerek, veli ve öğrencilerimizle karşı karşıya bırakmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu problemin vebali de çözme sorumluluğu da Bakanlığındır” şeklinde konuştu.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutladı Haber

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutladı

Varlığına son verilmek istenen Türk milletinin, yekpare, atılgan, korkusuz, imanlı mücadelesi, hür ve müstakil yaşama arzusuyla birleşerek işgal ve emperyalist sultaya son vermiş, ebedi varlığını Türk topraklarına mühürlemiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuna harç olmuştur” dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı yaptığı yazılı açıklama ile kutladı. Geylan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Türk'ün şanlı tarihinde Ağustos ayı zaferlerle kutsanmış bir aydır. 26 Ağustos 1071'de Anadolu ebedi Türk yurdu olarak tescil edilirken; Osmanlı Devleti 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli'nde, 23 Ağustos 1514'te Çaldıran'da, 24 Ağustos 1516'da Mercidabık'ta, 29 Ağustos 1521'de Belgrat'ta ve 1 Ağustos 1571'de Kıbrıs'ta Türk'ün izdüşümünü bırakmıştır. Milli mücadele döneminde de kurtuluşa uzanan yoldaki en önemli zaferlerimizden birisi olan Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos 1921'de başlarken, Kurtuluş Savaşı'nın son halkası olan ve bugün 102'inci yıl dönümünü kutladığımız Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi yine Ağustos ayında şeref hanemizdeki yerini almıştır. Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin hazırlıkları büyük bir gizlilik ve olağanüstü bir strateji ile yürütülürken, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal tarafından dahice planlanmış ve titiz bir savunma ve taarruzla Türk milleti zafere ulaşmıştır. Gazi Mustafa Kemal'in, ‘İlk hedefiniz Akdeniz, ileri!' sözüyle, 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir'e girildiğinde ve Yunan ordusu denize döküldüğünde ise, yeni kurulacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin önünde hiçbir engel kalmamıştı. Nihayetinde büyük bir diplomatik başarı olan Mudanya Mütarekesi'nin imzalanmasıyla, Lozan Barış Antlaşması'na kapı aralanmış; böylece milli mücadele; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kabiliyetli, vatansever, öngörülü komutanlar, iman, erdem sahibi Türk ordusu ve Türk milletinin bağımsızlığa olan düşkünlüğü, cesurca ve haysiyetli mücadelesiyle işgal karanlığını toprağa gömerek başarıya ulaşmıştı. Bir zamanlar Sevr'i dayatarak ellerini ovuşturanlar, artık Türk milletinin üstünlüğünü başı önde kabul etmek zorunda kalmıştı. Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi; Varlığına son verilmek istenen Türk milletinin, yekpare, atılgan, korkusuz, imanlı mücadelesi, hür ve müstakil yaşama arzusuyla birleşerek işgal ve emperyalist sultaya son vermiş, ebedi varlığını Türk topraklarına mühürlemiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşuna harç olmuştur.” “Önceliğimiz ay yıldızlı al bayrağımızın göklerde dalgalanması, topraklarımızın ebediyen Türk yurdu olarak kalmasıdır” Büyük Taarruz'un Anadolu coğrafyasındaki ebedi Türk egemenliğinin sembolü olduğunu dile getiren Geylan, “19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan milli mücadelenin katıksız bağımsızlık inancıyla bütünleşerek, Türk'ü zafere ulaştıran yeniden doğuş destanıdır. Yağma ve talan, işgal ve sömürü hevesiyle topraklarımıza savaş açanların, Türk'ün mevcudiyetini koruma kararlılığına ket vurulamayacağını idrak ettiği dönüm noktasıdır. 30 Ağustos Zaferi'nden bugüne coğrafyamızda kargaşa, küresel güçlerin hâkimiyet mücadelesi, terör örgütlerinin ve finansörlerinin alçak faaliyetleri hiç durmadan devam etmektedir. Ortadoğu'da hesabı olanların coğrafyamızda gerçekleştirdiği böl-parçala-yok et faaliyetleri, devletimizin etkili mücadelesi ile sınırlarımıza ulaşamamakta, alçak faaliyetler kararlılıkla geri püskürtülmektedir. Suriye'de, Irak'ta, Afganistan'da yaptıklarını Türkiye üzerinde de yapmak üzere hareket halinde olan dış mihraklar ve içteki tedarikçileri ilelebet payidar kalacak devletimize göz dikmiş durumdadır. Öte yandan İsrail, vahşetini Filistin'deki halk üzerinde uygularken, kadın, bebek, çocuk, yaşlı demeden Gazze'de topyekûn soykırım yaparken, Ortadoğu'da da büyük bir savaşı körüklemektedir. ABD'nin himayesi altında olan katil İsrail Devleti'nin sözde demokratik ve özgür ülkeler tarafından desteklenmesi terör devletine sahip çıkıldığı anlamına gelmektedir. Şunu belirtelim ki; daima mazlumun yanında yer alan, tarihte nice bedel ödeyerek bu vatan topraklarında varoluşunu sürdüren Türk milleti, 40 bin masumun katliamına kör bakanlara karşı susmadı, susmayacak. Ecdadımızdan aldığımız feyzle çaresizliğe gark olmuş, zulüm görmüş, özgürlüğü elinden alınmak istenen milletlerin yanında saf tutacağız. Geleneksel ve genetik onurlu tavrımız nedeniyle asırlarca bedel ödesek de bu mesele de tavrımız değişmedi, değişmeyecek. Üstelik sınır güvenliğimizin sınır ötesinden başladığının da çok iyi idrakindeyiz. Yanı başımızda yaşananlara, küresel güç odaklarının siyasi konjonktürü yeniden inşa etme gayretine, coğrafyamızdaki emperyal katliamlara kör, şaşı bakamayız. Dolayısıyla tarafımız, safımız, yönümüz bellidir. Biliyoruz ki; Güven, barış ve huzurla basabileceğimiz topraklarımız, bağımsız bir devletimiz olmazsa yok oluruz. Bunun bilincinde olan bizler; pürü pak tarihimizle gurur duyuyor, Atamızın gösterdiği hedefler doğrultusunda ilerlemeye devam ediyor, milli değerlerimiz ışığında koruyarak yol kat ediyoruz. Önceliğimiz ay yıldızlı al bayrağımızın göklerde dalgalanması, topraklarımızın ebediyen Türk yurdu olarak kalmasıdır. Bunun için nice bedel ödeyen Türk milleti, bundan sonra da bedel ödemekten çekinmeyecektir. Bu vesileyle 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutluyor; başta devletimizin kurucusu Büyük Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, cennet vatanımızın üzerinde doğan güneşin batmaması için canını hiçe sayan aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve Fatihalarla anıyoruz” ifadelerine yer verdi.

"Meslektaşlarımızın hukukuna bir aile havasında hep beraber sahip çıkalım" Haber

"Meslektaşlarımızın hukukuna bir aile havasında hep beraber sahip çıkalım"

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Eğitim İş Sendikası, Eğitim-Sen, Türk Eğitim-Sen ve Eğitim Bir-Sen genel başkanları ile Bakanlıkta istişare toplantısı gerçekleştirdi. Toplantının ardından açıklamalarda bulunan Bakan Tekin, öğretmenlere ve eğitimcilere yönelik her türlü şiddeti Türkiye’nin geleceğine ve varlığına yapılan bir saldırı olarak nitelendirdiklerini ifade ederek, "Şiddetle kınıyoruz. Meslektaşlarımıza yapılan bu tür çirkin saldırıların son bulması için tüm gücümüzle mücadele etmeye kararlıyız. Bu konuda bizzat Cumhurbaşkanımız sürecin sonuna kadar takipçisi olmamız konusunda bizleri talimatlandırdı. Bakanlık olarak bizler de bu tür olaylarla ilgili yargı süreçlerine bizzat müdahil olup, takip etmek üzere alabileceğimiz bütün tedbirleri alıp, her türlü adım atmaya kararlıyız. Bu süreçte bize destek olan emniyet mensuplarımıza ve yargı mensuplarımıza huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Bir eğitimci, bir baba ve bir vatandaş olarak öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin güven içinde eğitim görebilmeleri, öğretebilmeleri için gereken her şeyi yapma konusunda kararlıyız. Öğretmenlerimize yönelecek hiçbir baskı ve şiddeti asla kabul etmeyeceğimizi, öğretmenlerimizi asla kimseye ezdirmeyeceğimizi buradan bir kez daha tüm Türkiye ile paylaşmak istiyoruz" diye konuştu. "Meslektaşlarımızın hukukuna bir aile havasında hep beraber sahip çıkalım" "Bu acı olay, eğitim camiası olarak üzerinde sürekli düşündüğümüz ve derinlemesine mücadele ettiğimiz bir konu olan eğitimde şiddetin kökünü kazıma çabamızın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi" ifadesini kullanan Bakan Tekin, şunları aktardı: "Bu sorun ve bu soruna çözüm üretmek topyekûn ve kararlı bir mücadele ile mümkündür. Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum. Bizler bu konuda alınması gereken bütün tedbirleri bugüne kadar almaya çalıştık, bugün alıyoruz, bugünden sonra da almaya devam edeceğiz. Ancak bu konuda velilerimizden, sivil toplum örgütlerinden, kamu kurumlarından ve kısacası tüm paydaşlarımızdan bize destek olmalarını, kendi sorumluluklarını daha özenli bir biçimde yerine getirmelerini özellikle istirham ediyoruz. Bu kapsamda bize öğretmen başta olmak üzere ailesine, topluma ve milletine saygıyı emreden geleneğimizi ve değerlerimizi eğitim öğretim süreçlerinin içinde daha belirgin bir biçimde yer vermeyi önemsiyoruz. Öğretmen arkadaşlarımızdan da bir beklentim var. Aramızdaki her türlü fikir ayrılıklarını, düşünce ayrılıklarını, yaşam tarzı farklılıklarını bir tarafa bırakarak mesleğimizin onuruna ve meslektaşlarımızın hukukuna 1 milyondan fazla mensubu bulunan bir aile havasında hep beraber sahip çıkalım." Bakan Tekin, Öğretmenlik Meslek Kanunu'na ilişkin de, "Hepinizin bildiği gibi Öğretmenlik Meslek Kanunu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildikten sonra Bakanlığımız kanun süreciyle ilgili yeni bir hazırlık aşaması başlattı. Bu süreç devam ediyor. Hazırladığımız Öğretmenlik Meslek Kanunu içerisinde öğretmenlere ve eğitim çalışanlarına yönelik şiddet içeren fiillerle ilgili olarak şu hükümlere de taslakta yer verdik. Bu türden fiillere karşılık ceza kanunlarında öngörülen cezaların yüzde 50 oranında artırımlı olarak verilmesini teklif ettik. Bu fiilleri işleyenlerin hapis cezalarının ertelenmesinin engellenmesini talep ettik. Bu fiillerin doğrudan tutuklanma sebebi sayılarak, bu fiilleri işleyenlerin tutuksuz yargılanmasının yolunun kapatılmasını talep ettik. Bir de kanun metninde özel öğretim kurumlarında görev yapan öğretmen ve diğer eğitim çalışanlarının da görevleri sebebiyle kendilerine karşı işlenen suçlar bakımından kamu görevlisi sayılmalarını teklif ettik. Hazırladığımız taslak metin önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayına gelecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekillerimizin de siyasi parti ayırt etmeksizin hepsinin bu sürece sahip çıkacağından eminim" dedi. Bu süreçte öğretmenlerin yanlarında olacaklarını vurgulayan Tekin, "Onların sorunlarına kulak vermek, onların sesi olmak bizim en önemli görevimiz olacak. Onlara yönelik şiddeti asla ve asla kabul etmediğimizi, etmeyeceğimizi her ortamda dile getireceğiz. Bu minvalde çalışmalarımızı devam ettireceğiz" dedi. "Başka tür şiddet olayları açısından hedef gösterilme riski bulunduğundan hassasiyetle yaklaşılmalı" Basın mensuplarına bu konuda duyarlılığı arttırma çabalarından dolayı teşekkür eden Bakan Tekin, "Şiddete uğrayan arkadaşlarımızla ilgili olarak bu konuda farkındalığı arttırmak, duyarlılığı arttırmak yönündeki çabalarınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Ancak bu süreçte bazı öğretmen arkadaşlarımızın yayınlanan görüntülerden kişisel hak ve hukuklarının ihlal edildiğinden veyahut başka tür şiddet olayları açısından hedef gösterilme riski bulunduğundan dolayı bu konudaki görüntülerde ve haberlerde biraz daha bu konuya hassasiyetle yaklaşılmasını özellikle istirham ediyorum. Bu konuda sizin yapacağınız yayınların, oluşturacağınız medya havasının bizim açımızdan çok önemli olduğunu ve bu anlamdaki desteklerinizi her daim beklediğimizi bir kez daha ifade ediyorum. Destekleriniz için teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Bakan Tekin’e basın açıklaması sırasında Türk Eğitim-Sen ve Eğitim Bir-Sen genel başkanları da eşlik ederken, Eğitim İş Sendikası ve Eğitim-Sen genel başkanları ise basın açıklamasına katılmadı. "Ayrım yapmaksızın meseleyi ortak meselemiz olarak görürüz" Bakan Tekin’in açıklamalarının ardından konuşan Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, yapılan daveti önemli ve kıymetli bulduklarını belirterek, "Söz konusu eğitimcinin, eğitim çalışanlarının canı, kamu görevlilerinin canı burada hiçbir ayrılık konusu gözetmez ve bu konuda ortak hareketi son derece önemli buluruz. Meslek kanunu tartışması geçen dönem yapıldığında biz meslek kanununda şiddete ilişkin düzenlemeyi ısrarla istemiş, bunun da fikri takibini yapmış, Genel Kurul aşamasında da elimizden gelen tüm gayreti göstermiştik ama bunda muvaffak olamadık. O günden bugüne cereyan eden hadiselerin de hepsinde tepkimizi, tavrımızı ortaya koyduğumuz gibi bu anlamda acıda ailelerin, yaralı arkadaşlarımızın yanında olmayı bir görev addettik. Biz eğitim çalışanlarının örgütlendiği bir yapıyız. Bu konuda hiçbir eğitim çalışanı ayrım yapmaksızın meseleyi ortak meselemiz olarak görürüz" dedi. "Bir daha böyle elim hadiselerin yaşanmasına engel olacak tedbirler hayata geçirilir diye düşünüyorum" Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan ise, eğitimcilere yönelik şiddetin son olmasını arzu ettiklerini söyleyerek, "Öğretmenlik Meslek Kanunu içerisinde eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti önleyici tedbirlerin bir an önce yapılacağı haberini memnuniyetle karşıladık. Meclis aşamasında süreç inşallah inkıtaaya uğramaz. Bir daha böyle elim hadiselerin yaşanmasına engel olacak tedbirler hayata geçirilir diye düşüyorum" ifadesini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.