SON DAKİKA
Hava Durumu

#Tarım Ve Orman Bakanlığı

Söz Bursa - Tarım Ve Orman Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım Ve Orman Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

TAGEM’den sürü yönetimi hamlesi: Border Collie Köpekleri bilimsel eğitimle yetişiyor Haber

TAGEM’den sürü yönetimi hamlesi: Border Collie Köpekleri bilimsel eğitimle yetişiyor

Küçükbaş hayvancılık sektöründe koruma köpekleri olan kangal ve akbaşlardan sonra çobanlara, sürü yönetiminde uzman, hareketli ve heyecanlı yeni bir yardımcı köpek geliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, 1935 yılında faaliyetlerine başlayan enstitünün TAGEM'e bağlı olarak Ar-Ge çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Enstitü bünyesinde Çoban Köpeği Koruma Eğitim ve Yetiştirme Şubesi bulunduğunu dile getiren Kılınç, bu şubenin 2022 yılında kurulduğunu aktardı. Burada çoban köpekleri kangal ve akbaşların büyüme parametrelerinin alındığını, davranış eğitimlerinin yapıldığını belirten Kılınç, "Kangal ve akbaş ırkı TAGEM bünyesine dahil edilerek, önce koruma ve sonrasında daha iyi yavrularının üretilmesi amaçlandı. Kangal ve akbaş köpeklerimiz Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ile özellikle kangallar Sivas'taki baba hatlarının yıllardır korunduğu merkezlerden getirildi" dedi. Kılınç, köpeklerin her türlü kontrol ve genetik testlerden geçirilerek merkeze alındığına dikkati çekerek, burada tüm özellikleri en iyi şekilde korunarak ve geliştirilerek yavru alındığını anlattı. ÇOBANLARA İYİ BİR YARDIMCI TAGEM bünyesine dünyanın yakından bildiği, çok heyecanlı ve hareketli köpekler olan "border collie" ırkının da katıldığını dile getiren Kılınç, şöyle devam etti: "Bir yıl önce Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Çoban Köpeği Koruma Eğitim ve Yetiştirme Şubesi'ne aldık. Border collie köpekleri yabancı menşeili bir ırk. Kendi özelliklerini en iyi şekilde korumuş, titiz yürütülen çalışmalarla tespit edilmiş köpekleri getirdik. Burada özellikle davranış çalışmaları yapılıyor. Koyunculuk sektöründe çobanlara destek olabilmek, iyi bir yardımcıyı eğitime başladık. Sürü yönetiminde kullanılması amaçlanıyor. Border collie köpeklerin davranış çalışmaları hassasiyetle teknik personellerimizce yürütülüyor." EN İYİ YAVRULARIN ALINMASI AMAÇLANIYOR Kılınç, az sayıda bordor collie ile çalışmalara başladıklarını vurgulayarak, "Gerek kandan gerek fenotip özelliklerinden en iyi yavruların, bünyemizde üretilmeleri; davranış özelliklerinin belirlenmesi ve en iyisine ulaşılması amaçlanıyor." dedi. Kangal ve akbaşların sürü koruma köpeği olduğunu, bu ırkların dış zararlılara, yabani hayvanlara karşı korumayı sağladığını ifade eden Kılınç, "Border collie ise sürü yönetiminde çok aktif köpekler. Sürüyü yönetmek, dağılan sürüyü bir araya toplamakla çobana büyük destek olacaklar. Biz bu köpeklere bu davranışı kazandırmaya çalışıyoruz." diye konuştu. GENİŞ ALANLARDA SÜRÜLERİN TOPARLANMASINDA ÖNEMLİ ROL OYNAYACAKLAR Yetiştirme ve büyüme veri özellikleri, davranış özellikleri gibi bütün parametreleri projelendirip bilim dünyasına kazandırmayı da hedeflediklerini dile getiren Kılınç, şunları söyledi: "Şu anda hem eğitim hem yavru alma aşamasındayız. Her yavrunun eğitimle büyüyerek sürülere uyumlarının sağlanması gerekiyor. Sağlandıktan sonra doğan yavruların küçükbaş hayvan üreticilerince sahiplendirilmesi sağlanacak. Uyumları sağlanırsa yavrudan itibaren kangal ve border collie aynı sürüde olabilir. Kangal ve border collie köpeklerinin hareketleri, davranışları birbirinden çok farklı. Burada sahiplerinin yavrudan itibaren yaklaşımı önemli. Border collie köpeklerimiz hareket kabiliyeti çok yüksek. Geniş alanlarda sürülerin toparlanmasında önemli rol oynayacaktır. Köpeğin koyuna koyunun da köpeğe alışması önemli. Mera hayvancılığında, geniş arazilerde sürü yönetiminde bordor collie köpekleri, çobanların büyük yardımcısı olacaktır."

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert tepki: Hayvancılıkta yönetim zafiyeti halk sağlığını tehdit ediyor Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala’dan Bakanlığa sert tepki: Hayvancılıkta yönetim zafiyeti halk sağlığını tehdit ediyor

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politikaları Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan PALA, 2025 yılı Mayıs ayından bu yana ülke genelinde yayılımını sürdüren şap hastalığının kontrol altına alınamamasını ve kamuoyunda “deli dana” olarak bilinen Bovine Spongiform Encephalopathy (BSE) hastalığına ilişkin iddiaları, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ağır bir yönetim zafiyeti olarak nitelendirdi. Prof. Dr. PALA, hayvan sağlığındaki ihmallerin bedelinin yetiştiricilere ödettirildiğini; üreticiyi iflasa sürükleyen bu tablonun artık yalnızca hayvan yetiştiricilerinin meselesi olmaktan çıkıp, halk sağlığını ve gıda güvenliğini tehdit eden ağır bir yönetim krizine dönüştüğünü ifade etti. “Şap salgını yönetilememekte, üretici kaderine terk edilmektedir” PALA, aylardır devam eden şap salgınının kontrol altına alınamaması nedeniyle bazı bölgelerde küçükbaş hayvan ölümlerinin yaşandığını, üreticilerin ciddi ekonomik kayıplarla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı. Bakanlığın etkili izleme, karantina ve telafi mekanizmalarını hayata geçiremediğini belirten PALA, “Salgın var, kayıp var; ama sorumluluk alan yok” ifadelerini kullandı. “Hayvancılık; gıda güvenliğinin, kırsal istihdamın ve toplumsal refahın temelidir. Buna rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı, hayvan sağlığı alanında görevini yerine getirmemekte; üreticiyi yalnız bırakmakta ve kamusal sorumluluğunu inkâr etmektedir” dedi. “BSE iddiaları, denetim zincirinin çöktüğünü göstermektedir” Ankara ve Bolu’da iki vatandaşta kısa aralıklarla tespit edildiği belirtilen BSE vakalarının, bu vakalarla ilgili kamuoyuna ayrıntılı bir açıklama yapılmamasının yanı sıra hayvansal üretimden tüketime uzanan denetim zincirinde ciddi ve tehlikeli boşluklar bulunduğunu ortaya koyduğunu ifade eden PALA, şu değerlendirmede bulundu: “İnsandan insana bulaşmayan bu hastalık, çoğunlukla denetimsiz hayvansal ürünler yoluyla insanlara bulaşmaktadır. Hayvan besleme politikalarından ithalat süreçlerine, kesim ve piyasaya arz aşamalarına kadar tüm zincirde sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığına aittir. Ortaya çıkan vakalar, bu zincirin kamusal denetimden fiilen çıktığını göstermektedir.” “Bakanlık, Meclis’e hesap vermekten kaçmaktadır” Prof. Dr. PALA, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim YUMAKLI’ya 19 Kasım 2025 tarihinde verdiği yazılı soru önergesinin, Anayasa’nın 98 inci maddesi gereği yanıtlanması gereken yasal süre dolmasına rağmen cevapsız bırakıldığını hatırlattı. Prof.Dr.Kayıhan Pala’nın konuya ilişkin olarak vermiş olduğu yazılı soru önergesindeki 19 sorunun hiç birine Bakan yanıt veremedi. PALA “Meclis’in denetim yetkisini yok sayan bu tutum, yalnızca muhalefete değil, doğrudan halka karşı bir sorumsuzluktur. Bakanlık, hem salgınları yönetememekte hem de kamuoyuna ve TBMM’ye hesap vermemektedir” dedi. “Veteriner hekimler meslekleri dışında çalıştırılıyor, salgınlar büyüyor” Açıklamasında kamuda görev yapan veteriner hekimlerin çalışma biçimlerine de değinen PALA, Bakanlık bünyesindeki veteriner hekimlerin önemli bir bölümünün mesleki işlevlerini yerine getirmekten uzak bir biçimde çalıştırıldığını belirtti. PALA “Zoonozlarla mücadele etmesi gereken veteriner hekimleri direksiyon başına oturtan, salgın takibi yapması gereken uzmanları evrak masasına mahkûm eden bir idareden halk sağlığını koruması beklenemez. Bu uygulama açık bir kamu yönetimi zafiyetidir” ifadelerini kullandı. PALA, veteriner hekimlerin asli görevleri olan salgın hastalıklarla ve zoonozlarla mücadelede etkin biçimde istihdam edilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu yanlış uygulamalara derhal son verilmesi çağrısında bulundu. “Veteriner hekimler güçlendirilmeden gıda güvenliği sağlanamaz!” Prof. Dr. PALA, veteriner hekimlerin özlük haklarının yetersizliği, personel açığı ve güvencesiz çalışma koşullarının hayvan sağlığı hizmetlerini işlevsiz hale getirdiğini belirtti. “Veteriner hekimlerin özlük haklarının iyileştirilmesi, sahada etkin görev almalarının sağlanması ve tek sağlık yaklaşımının izdüşümüyle halk sağlığının asli unsurları olarak tanınmaları bir tercih değil, devletin anayasal yükümlülüğüdür. Bu yapılmadığı sürece ne gıda güvenliğinden ne de toplum sağlığından söz edilebilir” dedi. “Bu tablo kamusal bir sorumluluk krizidir” Açıklamasının sonunda PALA, Tarım ve Orman Bakanlığı’nı şeffaflığa, hesap vermeye ve bilimsel temelli hayvan sağlığı politikalarını derhal hayata geçirmeye çağırdı: “Bu tablo siyasi polemik konusu değil; halk sağlığını, üreticinin geleceğini ve ülkenin gıda egemenliğini tehdit eden ciddi bir yönetim krizidir. Bakanlık, daha fazla gecikmeden sorumluluğunu yerine getirmeli ve kamuoyuna açık bir biçimde hesap vermelidir.”

Ediz Ün’den Çiğ Süt fiyatına sert tepki: "Bu fiyat üretici zarar etsin demektir!" Haber

Ediz Ün’den Çiğ Süt fiyatına sert tepki: "Bu fiyat üretici zarar etsin demektir!"

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Ulusal Süt Konseyi tarafından açıklanan çiğ süt tavsiye fiyatının hem süt üreticisini hem de et üreticisini yeni bir krizin içine sürükleyeceğini belirtti. Ün, açıklanan fiyatın maliyetlerle hiçbir şekilde örtüşmediğini vurguladı. Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı fiyatla kendi verilerini dahi inkâr ettiğini ifade eden Ün, 22 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere açıklanan 22 lira 22 kuruşluk çiğ süt tavsiye fiyatının, bir önceki yılın aynı dönemine göre yalnızca yüzde 19’luk bir artış anlamına geldiğini söyledi. Buna karşın Konseyin kendi internet sitesinde yer alan verilere dikkat çeken Ün, şunları kaydetti: “Aralık ayı verilerine göre süt yemi bir yılda yüzde 29, yonca yüzde 36, mısır silajı yüzde 47, saman ise yüzde 100 artmış durumda. Yani üreticinin tüm girdileri çiğ süt fiyatının çok üzerinde artarken, açıklanan bu fiyat ‘üretici zarar etsin’ demektir. Ulusal Süt Konseyi’nde Tarım ve Orman Bakanlığı temsilcileri, sanayiciler, üretici temsilcileri ve bilim insanları var. Hiçbiri bu tabloyu görmüyor mu?” Konseyde alınan kararın sorumluluğuna da dikkat çeken Ün, “Sanayici kârını düşünür, bakanlık gıda enflasyonu artmasın diye fiyatı baskılar; bunu anlıyoruz. Peki bilim insanları bu maliyetleri görmüyor mu? Üreticiyi temsil edenler bu karara nasıl ‘evet’ dedi? Yarın üreticinin yüzüne nasıl bakacaklar?” ifadelerini kullandı. Açıklanan fiyatın yalnızca süt sektörünü değil, et üretimini de olumsuz etkileyeceğini vurgulayan Ün, Türkiye’nin geçmişte bu süreci acı şekilde yaşadığını hatırlattı: “Bu filmi daha önce izledik. Süt para etmeyince yüz binlerce süt hayvanı kesime gitti. Önce et fiyatları düştü ardından kısa süre sonra et fiyatları yükseldi hem süt hem et üreticisi zarar etti. Ardından damızlık hayvan kalmadı ve Türkiye, hayvancılığa verdiği destekten çok daha fazlasını ithal hayvan ve et için harcadı. Bu yüzden diyoruz ki; süt hayvancılığı desteklenmeden et hayvancılığı ayakta kalamaz.” Süt üreticisi zarar ederken tüketiciye bir fayda sağlanmadığını da vurgulayan Ün, TÜİK verilerine işaret etti. Ün, “TÜİK’in son açıkladığı alt kalemlere göre süt fiyatları yüzde 24, peynir yüzde 31, tereyağı ise yüzde 36 artmış durumda. Şubat ayında tablo daha net görülecek. Eğer raf fiyatlarındaki artış, çiğ süt fiyat artışının üzerinde devam ederse bu, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sanayicinin yanında durduğunu gösterir. Bu da hem üreticiye hem tüketiciye bakanlık eliyle zarar verilmesi demektir” dedi. Türkiye’deki hayvancılık krizinin artık bir girdaba dönüştüğünü söyleyen Ün, iktidarın tarım politikalarını sert sözlerle eleştirdi: “Türkiye, AKP’nin başarısız tarım politikaları nedeniyle 2010 yılından bu yana hayvancılık krizinin içindedir. Bu krizden çıkış için öncelikle bu Tarım ve Orman Bakanı görevden alınmalıdır. İthalatı çözüm olarak gören bu anlayış, yakında süt ve süt ürünleri ithalatına da yönelir. Türkiye’nin artık üreticiyi merkeze alan yeni bir tarım politikasına ihtiyacı var. Aksi halde bu girdaptan çıkmamız mümkün değildir.”

Bursa’nın Fethinin 700. Yılına dev kutlama: Ankara’da tarihi zirve! Haber

Bursa’nın Fethinin 700. Yılına dev kutlama: Ankara’da tarihi zirve!

Bursa’nın fethinin 700. yılına dair kutlama programı için yürütülecek hazırlıklara ilişkin AK Parti Bursa milletvekilleri ve AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Ankara'da bir araya geldi. Bursa’nın fethinin yalnızca bir şehrin kapılarının açılması olmadığını vurgulayan AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, fethin bir medeniyet anlayışının, adaletin ve irfanın Anadolu’ya kök salması anlamı taşıdığını ifade etti. AK Parti Bursa Milletvekilleri Refik Özen, Ayhan Salman, Emine Yavuz Gözgeç, Emel Gözükara Durmaz, Ahmet Kılıç, Osman Mesten, Mustafa Yavuz, Muhammed Müfid Aydın ve ilgili kurum temsilcileri ile Ankara’da Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile bir araya gelen AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Bursa’nın fethinin 700. yılında şehir adına tarihi bir sorumluluğu omuzlarında hissettiklerini belirtti. Gürkan, bu büyük mirasa yakışır bir kutlama programı için Ankara’da istişarelerde bulunduklarını söyledi. Kutlama programına yönelik hazırlıkların, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un himayelerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın koordinasyonunda yürütüleceğini dile getiren Gürkan, değerlendirmelerin Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu ve ilgili genel müdürlerin de katılımıyla gerçekleştirildiğini aktardı. AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, "Medeniyetimizin bize yüklediği tarihi misyon ve Türkiye Yüzyılı vizyonuyla şehrimizi ve ülkemizi gelecek hedeflerine taşımak adına güçlü bir iradeyle çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Ankara temasları çerçevesinde İl Başkanı Davut Gürkan ve Bursa milletvekillerinin bir sonraki durağı Tarım ve Orman Bakanlığı oldu. AK Parti Bursa Milletvekilleri ile birlikte Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’yı da ziyaret eden Başkan Gürkan, Bakanlığın Bursa’da devam eden ve planlanan yeni yatırımlarının ve projelerinin değerlendirildiği görüşmede, geçtiğimiz yaz aylarında yaşanan yangınlarda zarar gören bölgelerin yeniden yeşillendirilmesi, ormanların korunması ve doğal yaşamın desteklenmesi gibi birçok konunun ele alındığını ifade etti. Gürkan, açıklamasının sonunda, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya, misafirperverlikleri ve Bursa’ya verdikleri destekler dolayısıyla teşekkür etti.

Pirinç ithalatında 13 katlık şok artış! Ediz Ün: "Üreticiye ithalat sopası vuruluyor" Haber

Pirinç ithalatında 13 katlık şok artış! Ediz Ün: "Üreticiye ithalat sopası vuruluyor"

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, çeltik üreticilerinin ürünlerini satamaz hale geldiği bir dönemde pirinç ithalatının Ekim ayında 13 kat artmasına sert tepki gösterdi. Ün, yanlış ithalat ve fiyat politikalarının üreticiyi çıkmaza sürüklediğini vurguladı. Türkiye’nin çeltik üretiminde başı çeken ili Edirne’de, fiyatların aşırı düşmesi nedeniyle üreticilerin büyük mağduriyet yaşadığını belirten Ün, son yıllarda çiftçinin üst üste darbeler aldığını söyledi. Kuraklık, zararlılar ve artan maliyetlerle mücadele eden üreticinin bu kez piyasa fiyatlarıyla vurulduğunu ifade eden Ün, şunları kaydetti: “Çeltik üreticisi ürününü ya elinde tutmak zorunda kaldı ya da zararına satıyor. Oysa çeltik üretiminin desteklenmesi gerekirken, uygulanan fiyat politikaları üretimi sürdürülemez hale getiriyor. Türkiye yılda ortalama 1 milyon ton çeltik üretiyor. Bu politikalarla ne üretimi koruyabiliriz ne de üretici bulabiliriz. Toprak Mahsulleri Ofisi bir an önce devreye girmelidir.” Son yıllarda pirinç ithalatında olağanüstü bir artış yaşandığına dikkat çeken Ün, fiyatlardaki düşüşün temel nedeninin ithalat olduğunu söyledi. Verilerle durumu ortaya koyan Ün, “Geçen yıl Ekim ayında 1.707 ton olan pirinç ithalatı, bu yıl aynı ayda 13 kat artarak 22 bin 569 tona çıktı. Ocak–Ekim döneminde ise ithalat yüzde 70 artışla 126 bin tonu aştı. Hasat döneminde ithalata izin verilmemesi gerekirken, Tarım ve Orman Bakanlığı üreticiyi koruyacak hiçbir adım atmıyor. Tam tersine, çiftçinin ürünü değer kaybederken ithalatın önü açılıyor” dedi. AKP iktidarının tarımda üretim yerine ithalatı tercih ettiğini vurgulayan Ün, Edirne ve Trakya çiftçisinin bu anlayıştan doğrudan etkilendiğini belirtti. Ün, “Edirne için üç temel ürün var: Ayçiçeği, buğday ve çeltik. Ayçiçeği ve Buğday ithalatında da dünyada birinci sırada yer alıyor. Çeltikte ise ithalatta 12’inci sıradayız. Bölge çiftçisi ne üretirse üretsin, ithalat sopasıyla karşı karşıya kalıyor. Bu koşullarda çiftçi nasıl ayakta kalsın?” diye konuştu. Sulama altyapısındaki eksikliklerin giderilmediğini, kuraklıkla mücadelede yeterli adım atılmadığını belirten Ün, “Kuraklık var, ithalat var, fiyat yok. Çiftçi ne yapsın? Çözüm bellidir: TMO etkin şekilde devreye girmeli, taban fiyat üreticiyi koruyacak düzeyde açıklanmalı, hasat döneminde ithalat durdurulmalıdır. Yapılacaksa bir iş önce Edirneli üreticinin elindeki çeltiği alsınlar” ifadelerini kullandı. Trakya’da çiftçilerin tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığını söyleyen Ün, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu düzen ilk seçimlerde değişecek. Bölgenin ürettiği ürünler, aynı zamanda ithalat konusu olmaktan çıkarılacak. Kimse Edirne ve Trakya çiftçisini ithalatla dizayn edemeyecek. Önceliğimiz su, üretim ve alın terinin karşılığı olacak. Çiftçimizi hiçbir zaman ithalata ezdirmeyeceğiz. Güzel günleri hep birlikte, üreterek ve çalışarak inşa edeceğiz.”

Gıda güvenliğinde büyük kriz! CHP'li Pala: Denetim eksiklikleri halktan gizleniyor, Bakanlığın yanıtları yetersiz Haber

Gıda güvenliğinde büyük kriz! CHP'li Pala: Denetim eksiklikleri halktan gizleniyor, Bakanlığın yanıtları yetersiz

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, son yıllarda kamuoyuna sıkça yansıyan gıda güvenliği sorunlarının halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ettiğini belirterek, hijyen uygulamaları ve hileli üretim gibi alanlarda denetimlerin yetersiz kaldığı gerekçesiyle Tarım ve Orman Bakanlığı’na 10 Ekim 2025 tarihinde kapsamlı bir soru önergesi verdi. Pala, önergenin gerekçesinde Bakanlığın açıklamalarına göre yalnızca geçtiğimiz Eylül ayında iki binden fazla işletmede gıda güvenliğine aykırı uygulamaların saptanmasının durumun vahametini ortaya koyduğunu vurguladı. Bilindiği gibi Bakanlık, 2025 yılının Ekim ayında da gıda işletmelerine toplam 125 bin 572 adet yurt içi resmi kontrol gerçekleştirmiş ve kontroller sonucunda 2 bin 125 işletmeye idari yaptırım uygulanmıştı. Avrupa Parlamentosu, geçmiş yıllardaki raporlarında Türkiye’de etkili bir gıda güvenliği ve kontrol sisteminin uygulanmasında büyük eksiklikler bulunduğunu belirtmiş, Tarım Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'nın yaklaşım ve faaliyetlerinin koordinasyonu ve uyumlaştırılmasındaki zorluklara vurgu yapmıştı. Geçtiğimiz yıl, Avrupa Birliği'nin Gıda ve Yem Hızlı Uyarı Sistemi tarafından en sık bildirilen gıda güvenliği uyarılarının Türkiye’den giden ürünlere verilmiş olması, ülkemizdeki gıda güvenliği ile ilgili sorunların büyüklüğünü göstermesinin yanı sıra Avrupa Parlamentosu tarafından dile getirilen uyarıların dikkate alınmadığının da bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Pala konuya ilişkin olarak, insan sağlığını tehdit eden katkı maddelerinin ülkede yaygın biçimde kullanıldığını, bu maddelerin sindirim sistemi hastalıklarından kansere kadar pek çok soruna yol açabildiğini ve özellikle çocukların hayatını tehdit ettiğini ifade etti; “Sağlıklı ve güvenilir gıdayı vatandaşa ulaştırmak hükümetin asli görevidir; gıda güvenliğini tehdit eden mevcut durum kabul edilemez.” değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Pala’nın çağrısına karşın Bakan İbrahim Yumaklı soru önergesine Anayasa’nın 98. maddesine göre öngörülen on beş günlük yasal süre geçtikten sonra, 24 Kasım 2025 tarihinde yanıt verdi. “Bakanlığın verdiği yanıtlar yeterli değil; denetim eksiklikleri halktan gizleniyor!” Önergede Pala, ülkede kullanılan gıda katkı maddelerinin sayısının, bunlardan kaçının yüksek riskli olmasına rağmen hâlen kullanımda olduğunun ve sağlık etkilerinin açıklanmasını istedi. Ayrıca son on yılda uygunsuz katkı maddeleri nedeniyle ihracattan geri dönen ürün sayısını sordu. Pala, Bakanın yanıtına ilişkin “Ne yazık ki verilen yanıt mevzuata atıf yapmanın ötesine geçmiyor. Verilerin kamuoyuyla paylaşılmaması, gıda güvenliği denetimlerinin kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor.” diyerek eleştirilerini dile getirdi. Tarım toprakları ve sulama kaynaklarındaki kirliliğin raporlanmasına da yeniden değinen Pala, bu konuda Bakanlığa ayrıca bir soru önergesi sunduğunu ancak henüz yanıt alamadığını belirtti. “Ülkemiz ağır metal kirliliği bakımından yüksek risk altında. Denetimsiz sanayi ve madencilik faaliyetlerinin etkisiyle tarım arazilerine artarak karışan ağır metaller, tarım ürünlerinin kalitesini düşürüyor ve insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor.” dedi. “Bakanlığın eylem planı durumun ciddiyetini yansıtmıyor; somut adımlar hızla atılmalıdır.” Pala ayrıca, Bakanlığın gıda güvenliği farkındalığını artırmak amacıyla yürüttüğü mevcut uygulamaları da yetersiz ve belirsiz olması nedeniyle eleştirdi. “Bakanlığın yanıtında atıf yaptığı Gıda Okuryazarlığı Stratejisi ve Eylem Planı kapsamındaki hedefler son derece ucu açık ve acil çözüm gerektiren mevcut tablonun ciddiyetini yansıtmıyor. Akademik çalışmalar, gıdaların ön yüz etiketlerinde ürünün sağlık açısından riskli olup olmadığına ilişkin yalın bir bilginin yurttaşların bilinçlenmesine güçlü katkı sağladığını gösteriyor. Bakanlık önce gelinen noktada şeffaf olmalı, ardından somut adımları hızla atmalıdır. Ayrıca 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanunun uygulandığı yıllarda olduğu gibi, Sağlık Bakanlığı ile yerel yönetimlerin de özellikle izleme ve denetleme işlevleri bakımından gıda güvenliği sürecinde yer almaları tartışmaya açılmalıdır. Avrupa Birliği’nde sağlık ve gıda güvenliği, “Tek Sağlık” yaklaşımıyla kurumsal olarak ele alınmakta ve insan sağlığının yanı sıra hayvan sağlığı, bitki sağlığı ve gıda güvenliği birlikte değerlendirilmektedir. Türkiye’de de gıda güvenliğini sağlamak üzere yeni bir kamu yönetimi yaklaşımına gereksinim var.” diyerek sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.