SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ttb

Söz Bursa - Ttb haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ttb haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bursa’da elektrik zammına tepki: “Elektrik değil faturası çarpıyor” Haber

Bursa’da elektrik zammına tepki: “Elektrik değil faturası çarpıyor”

Bursa’da DİSK, KESK, TMMOB Bursa İKK ve TTB Bursa bileşenleri, elektrik tarifelerine yapılan yüzde 25’lik zamma tepki göstermek amacıyla basın açıklaması düzenledi. “Elektrik değil, faturası çarpıyor” başlığıyla 14 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen açıklama, BAOB Ortak Salon’da yapıldı. Açıklamayı TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Burak Özgen okudu. Açıklamada, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 4 Nisan 2026 itibarıyla yürürlüğe konulan yeni elektrik tarifesiyle konut abonelerine yüzde 25 zam yapıldığı hatırlatıldı. Elektrik Mühendisleri Odası’nın hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir ailenin aylık asgari tüketimi olan 230 kWh elektrik için ödenmesi gereken tutarın zam öncesi 595,8 TL iken, yapılan artışla birlikte 744,7 TL’ye yükseldiği belirtildi. Açıklamada, elektrik faturalarında en büyük payın enerji bedeline değil dağıtım bedeline ait olduğuna dikkat çekilerek, Nisan 2026 itibarıyla düşük tüketimli bir konut faturasının yaklaşık yüzde 75’inin dağıtım bedelinden oluştuğu ifade edildi. Son 5 yıllık süreçte enerji bedelindeki artışın yüzde 24,5 seviyesinde kaldığı, buna karşın dağıtım bedelinin yüzde 880 oranında arttığı vurgulanan açıklamada, bu durumun elektrik faturalarındaki yükselişin temel nedeni olduğu savunuldu. Ayrıca elektrik üretiminde kullanılan doğal gaza yapılan yüzde 19,42’lik zammın da önümüzdeki dönemde yeni elektrik zamlarının habercisi olabileceğine dikkat çekildi. Basın açıklamasında, enerji politikalarının “sosyal tarife” esasına göre yeniden düzenlenmesi gerektiği ifade edilerek, enerji üretim ve dağıtımında kamusal yatırımların artırılması çağrısında bulunuldu. Basın açıklamasının tamamı şöyle: “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu‘nun (EPDK) açıkladığı yeni elektrik tarifesiyle, bugün (4 Nisan 2026) geçerli olmak üzere konutlarda yüzde 25 zam yapılmıştır. Tarife değişikliğinden, son kaynak tedarik tarifesi için belirlenen yıllık tüketim limitlerini aşmayan perakende satış tarifesi kapsamındaki aboneler doğrudan etkilenecektir. Yıllık ortalama tüketimleri 4000 kWh‘ı aştığı için Son Kaynak Tedariki Tarifesi kapsamına giren abonelere ise dağıtım bedelindeki artışlar yansıyacaktır. Resmi Gazete‘de bugün (4 Nisan 2026) yayımlanan ve yürürlüğe giren tarife değişikliği incelendiğinde; konutlar için günlük 8 kWh olarak belirlenen limitin altında kalan abonelere uygulanan perakende enerji bedeline zam yapılmazken, yüksek kademedeki abonelere 1 kWh için 1,615460 TL olarak uygulanan birim fiyat, yüzde 17,4 artışla 1,895808 TL‘ye yükseltilmiştir. Konut abonelerine 1,836166 TL olarak uygulanan dağıtım bedeli ise yüzde 32 artışla 2,4249 TL olmuştur. Böylece, konut abonelerine fatura toplamında yüzde 25 zam yansıtılmıştır. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir ailenin asgari yaşam standartlarını korumak için aylık 230 kWh enerji tüketeceği varsayılmaktadır. Günlük ortalaması 8 kWh‘i geçmeyen bu tüketim için aile bütçesinden ayrılması gereken 595,8 TL, bu zamla birlikte 744,7 TL‘ye yükselmiştir. Nisan 2026 itibarıyla oluşacak düşük tüketimli konut faturasının yalnızca yüzde 15,2‘si enerji bedelinden oluşacaktır. Faturanın yüzde 74,8‘ini ise dağıtım bedeli oluşturmaktadır. Fon ve vergilerin oranı ise yüzde 9,8‘de kalmaktadır. Son tarife değişikliğiyle, zaten yüksek düzeyde olan dağıtım bedelinin payı artarak yüzde 75‘e yaklaşmıştır. 2022 yılında 4 kişilik bir ailenin asgari tüketim faturasının toplamında yüzde 22 düzeyinde olan dağıtım bedelinin, Nisan 2026‘da faturanın yüzde 74,8‘ine ulaşması kabul edilemez. Dağıtım Bedelinin Fatura İçindeki Payı 1 Nisan 2021‘de 230 kWh enerji tüketen 4 kişilik ailenin elektrik asgari faturası 183,4 TL idi. Aradan geçen 5 yıllık dönemin sonunda, 4 Nisan 2026 itibarıyla yüzde 306 artışla 744,7 TL‘ye yükselmiştir. Değişimin detaylarına bakıldığında, enerji bedeli yalnızca yüzde 24,5 artarken, dağıtım bedeli ise yüzde 880 zamlanmıştır. Daha net rakamlarla ifade etmek gerekirse, 2021‘de enerji bedeline 91,2 TL ödeyen 4 kişilik aile, 2026‘da aynı tüketim için 113,6 TL ödeyecekken, dağıtım bedeli için ise 56,9 TL yerine 557,7 TL ödeyecektir. Aradan geçen 5 yıllık süre içinde enerji maliyetleri daha kabul edilebilir düzeylerde artarken, dağıtım bedelinin katlanarak faturayı yuttuğu görülmektedir. Özetle, dağıtım bedelindeki bu fahiş artışlar yaşanmasa, dağıtım bedelleri de enerji bedeli seviyesinde artırılsaydı, fatura toplamına yansıyan artış yüzde 24,5 ile sınırlı kalırdı. Bu durumda, 1 Nisan 2026 itibarıyla aynı tüketime sahip konutlara 744,7 TL yerine 228 TL fatura edilirdi. Aradaki 516 TL‘lik fark, elektrik dağıtım özelleştirmelerinin yurttaşlara yarattığı yükün son 5 yıllık kısmı olarak nitelendirilebilir. Bu rakamlar, enerji üretim maliyetlerinin artmadığı koşullarda bile dağıtım bedeline zam yapıldığını ve özellikle dar gelirli vatandaşlardan dağıtım şirketlerine kaynak aktarıldığını kanıtlamaktadır. Doğal olarak faturanın en önemli kalemi olması gereken enerji bedelinin, dağıtım bedelinin çok gerisinde kalması, piyasanın çarpık bir biçimde yapılandığını gözler önüne sermektedir. Dağıtım bedelindeki bu artış, hizmetin fahiş fiyatla verildiğinin temel göstergesidir. Üstelik dağıtım bedeli şehit aileleri hariç tüm abone grupları için yüzde 32 düzeyinde artırılmıştır. Yıllık ortalama tüketimleri 4000 kWh limitini aştığı için Son Kaynak Tedariki Tarifesi kapsamına giren abonelere de dağıtım bedeli zammı yansıyacaktır. Yurttaşların hayatını olumsuz etkileyeceği kesin olan ve iğneden ipliğe her şeyin zamlanmasına neden olması beklenen, enflasyon oranını artıracağı kesin olan bu zam kararı, gece saatlerinde EPDK‘nın sitesine konulan basit bir metinle duyurulmuştur. Tarife değişikliklerinin 3 aylık dönemlerle önceden belirlenen takvimle yapılması gerekirken, EPDK‘nın ayın istediği bir gününde bir sonraki günden başlayacak şekilde zam açıklamasının önüne geçilmelidir. EPDK birkaç gün önce, bugünden (4 Nisan 2026) geçerli olmak üzere Piyasa Takas Fiyatı (PTF) tavan fiyatını MWh başına 4.500 TL‘ye yükseltmişti. Bu tavan, elektrik üreticilerinin spot elektrik piyasasında verebilecekleri azami fiyat teklifi sınırıdır. İçinde bulunduğumuz dönemde elektrik üretiminde ucuz maliyetli hidroelektrik santralların da etkisiyle PTF‘ler düşük seyrediyor. Yaz aylarında talep artışı yaşandığında ve doğal gaz ile ithal kömür santrallarının payının artırılması gerekliliği ortaya çıktığında PTF‘nin tavan düzeylere ulaşması ihtimali vardır. PTF tavanındaki bu fahiş artıştan etkilenme ihtimali olan hane sayısını azaltmak için Son Kaynak Tedarik Tarifesi sınırı acilen yükseltilmelidir. Ayrıca bugünden geçerli olacak şekilde yine EPDK tarafından elektrik üretiminde kullanılan doğal gaza yüzde 19,42 oranında zam yapılması, önümüzdeki aylarda yeni elektrik zamları yaşanacağına işaret etmektedir. Fatura yükü altında ezilen ve karanlığa mahkûm edilen hanelerin arttığı günümüzde, enerji politikaları "sosyal tarife" esasıyla yeniden düzenlenmelidir. Enerjiyi bir kâr kapısı olmaktan çıkarıp halkın hizmetine sunmak için kamunun doğrudan yatırım yapması gerekir. Maliyetleri düşürmek için özel şirketler yerine devlet doğrudan yatırım yapmalı, dağıtım şirketlerine kaynak aktarımı durdurulmalıdır. Tarifeler; ticari ve siyasi çıkarlardan uzak, üretimi ve ekonomiyi destekleyecek özerk bir yapı tarafından belirlenmelidir. Enerji güvenliğini sağlamak için özelleştirilen tüm üretim ve dağıtım tesisleri acilen kamulaştırılmalıdır. İşlevini yitiren EPDK kapatılmalı; yerine kamulaştırma sürecini yönetecek, halkın çıkarını gözeten bir Kamulaştırma İdaresi Başkanlığı kurulmalıdır.”

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den ortak açıklama: Deprem değil rantçı politikalar öldürdü Haber

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den ortak açıklama: Deprem değil rantçı politikalar öldürdü

6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin 3. yılında Bursa’da bir araya gelen DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, ortak bir basın açıklamasıyla ihmaller zincirine ve adalet arayışına dikkat çekti. TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Murat Korkut tarafından okunan açıklamada, "Bu enkazın altında sadece kentlerimiz değil, bilimsel akıl da kalmıştır" denildi. Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden biri olan 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen 3 yıla rağmen, akademik odalar ve sendikalar yaşanan acıların azalmadığını, aksine sorunların derinleştiğini vurguladı. Bursa’da gerçekleştirilen anma programında, depremin bir "doğa olayı" olmaktan çıkıp "felakete" dönüşmesinin arkasındaki siyasi ve idari tercihler sert bir dille eleştirildi. "GERÇEK SORUMLULAR HESAP VERMEDİ" Açıklamayı okuyan Murat Korkut, resmi verilere göre 53 bin 537 yurttaşın yaşamını yitirdiği felakette, asıl sorumluların yargı önüne çıkarılmadığını savundu. Korkut, "Davalar sürüncemede bırakılmış, sadece alt düzey sorumlularla sınırlandırılmıştır. Asıl sorumluluğu taşıyan kamu yöneticileri ve siyasi karar vericiler yargı süreçlerinin dışında tutulmaktadır" diyerek cezasızlık politikasına tepki gösterdi. "DEPREM BÖLGESİNDE TEMEL HAKLAR HÂLÂ ASKIDA" Üç yıl geçmesine rağmen bölgedeki barınma, temiz su ve eğitim gibi en temel insani ihtiyaçların hâlâ tam anlamıyla karşılanmadığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: Kalıcılaşan Konteynırlar: Geçici barınma alanlarının kalıcı hale gelmesi ve nitelikli konut üretiminin kamusal bir planlamadan yoksun olması eleştirildi. Altyapı Sorunları: Hatay başta olmak üzere ağır yıkım yaşayan illerde elektrik ve doğalgaz gibi temel altyapı hizmetlerinin yetersizliği vurgulandı. Piyasacı Denetim: Yapı denetim sisteminin piyasanın kâr hırsına terk edilmesinin yıkımı artıran temel etken olduğu ifade edildi. "MESLEKTAŞLARIMIZ GÜNAH KEÇİSİ İLAN EDİLEMEZ" Açıklamada, yetki ve sorumlulukları dışındaki süreçler nedeniyle mühendis, mimar ve şehir plancılarının sorumlu tutulması kabul edilmedi. Teknik personelin "günah keçisi" ilan edilmemesi gerektiği, asıl meselenin bilimi ve tekniği dışlayan yönetim anlayışı olduğu kaydedildi. ÇÖZÜM ÖNERİLERİ VE ÇAĞRI TMMOB, DİSK, KESK ve TTB temsilcileri, depreme dayanıklı kentler için şu çözüm yollarını sıraladı: Kamucu Anlayış: Kentleşme politikaları sermayenin kâr hırsına göre değil, halkın yaşam hakkına göre belirlenmeli. Bilimsel Denetim: Yapı denetim sistemi kamusal bir kimliğe bürünmeli ve meslek odaları sürece etkin dahil edilmeli. Bütüncül Politika: Risk yönetimini esas alan, bilimsel ve teknik esaslara dayalı bir afet politikası hayata geçirilmeli. Basın açıklaması, depremde hayatını kaybeden vatandaşlar anısına gerçekleştirilen bir dakikalık saygı duruşu ile sona erdi.

Bursa’da maden felaketi: "Bu bir iş kazası değil, çevre katliamıdır!" Haber

Bursa’da maden felaketi: "Bu bir iş kazası değil, çevre katliamıdır!"

Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) çatısı altında bir araya gelen akademik odalar ve sendikalar, Yenişehir Kirazlıyayla’da Meyra Madencilik’e ait Kurşun-Çinko-Bakır Zenginleştirme Tesisi’nin atık depolama alanında meydana gelen çökme ile ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Murat Korkut tarafından okunan açıklamada, yaşanan olayın "öngörülebilir bir felaket" olduğu iddia edildi. "GÖZ GÖRE GÖRE GELDİ" Açıklamada, maden tesisinin ÇED raporlarında heyelan riski ve aşırı yağış uyarısı bulunmasına rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı savunuldu. Murat Korkut, "Bu olay yalnızca bir iş kazası değil; doğayı, su kaynaklarını ve bölge halkının sağlığını doğrudan tehdit eden açık bir çevre felaketidir. Bilimsel ilkelere ve mühendislik esaslarına uyulmamasının ağır sonuçlarını yaşıyoruz" dedi. AĞIR METALLER DEREYE Mİ KARIŞTI? Saha incelemelerinde çarpıcı bulgulara ulaştıklarını belirten akademik odalar, şu iddiaları sıraladı: ÇED raporunda "akar dere yoktur" denilmesine rağmen Sarıyar Deresi'nin varlığı tespit edildi. Çöken atıkların bu dereye karıştığı ve dere yatağının toprakla kapatılarak kirliliğin gizlenmeye çalışıldığı gözlemlendi. Ağır metal içeren atıkların toprağa ve yeraltı sularına yayılma riski devam ediyor. Yetkililere 5 Kritik Soru Açıklamada, kamuoyu adına yetkililere şu sorular yöneltildi: Toprak ve su kaynaklarında ağır metal analizleri yapıldı mı? Sonuçlar neden gizleniyor? Barçın Köyü içme suyu kaynakları bu sızıntıdan etkilendi mi? Tesiste kullanılan kimyasal maddelere su ortamında rastlandı mı? Çöken barajdan çevreye ne kadar atık yayıldı? Denetim görevini yapmayan firmalar ve yetkililer hakkında idari işlem başlatıldı mı? "SÜRECİN TAKİPÇİSİYİZ" DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve BAOB temsilcileri, doğanın ve halk sağlığının kâr hırsına kurban edilemeyeceğini vurgulayarak, sorumlular hesap verene kadar hukuki ve toplumsal mücadelenin takipçisi olacaklarını belirterek açıklamayı sonlandırdı.

MMO Bursa: Sağlıkta ticaret ölüm demektir! Haber

MMO Bursa: Sağlıkta ticaret ölüm demektir!

“Sağlıkta Dönüşüm” programının sağlıksızlık üretmeye, bebekler dahil yaşamları kast etmeye başladığını belirten ortak basın açıklamasını SES Bursa Eş Şube Başkanı Alican Özden okudu. Özden’nin yaptığı basın açıklamasının ardından SES Genel Sekreteri Ferit Ceylan, DİSK Dev Sağlık-İş Bursa Temsilcisi Alper Küçük, Bursa Tabip Odası Başkanı Kadir Binbaş da birer konuşma yaptılar. Özden tarafından okunan açıklama şöyle: “Sermayenin ihtiyaçları kapsamında Dünya Bankası’nın bir programı olarak geliştirilen Sağlıkta Dönüşüm Programının uygulanmasına 3 Kasım 2002 tarihi itibariyle hız verildi. Sağlık sistemine bilerek yatırım yapılmamış ve sağlık sistemi uygulanan politikalarla zayıflatılmış, sonra da bunun sonucunda ortaya çıkan hasta kuyrukları, ilaca ulaşma zorlukları, SSK-Sağlık Bakanlığı ayrılığı gibi halkta oluşan hoşnutsuzluktan faydalanılmış, bu olumsuz sağlık uygulamalarının “sağlıkta devrim” yapılarak değiştirileceği beklentisi oluşturulmuş ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmasına destek istenmiştir. Gelinen aşamada özellikle de para için bebeklerimizin yaşamlarına kadar el uzatan bu programın toplum sağlığına yararı olmadığı herkesçe görülmüştür. Sağlıkta dönüşüm programı ve programa yön çizen kar ve rant amaçlı, özelleştirmeci, halkın geniş kesimlerinin çıkarlarını sermayenin ihtiyaçlarını için gözden çıkartan anlayış ülkemizde de benzer uygulamaları hayata geçiren tüm dünya ülkelerinde de çökmüştür. Sağlıkta Dönüşüm Programı; sözleşmeli çalışmayı, performansa dayalı ücretlendirmeyi, genel sağlık sigortası uygulamasını, aile hekimliğini, kamu hastane birliklerini kapsıyordu. Kamu alanının tamamında planlanan genel dönüşümün adı olan “Kamu Özel Ortaklığı’nın sağlıktaki adı olan şehir hastaneleri ise programın ikinci fazı olarak ifade ediliyordu. “Sağlıkta Dönüşüm Programı” tüm itirazlarımıza rağmen yaşama geçirilmeye çalışıldı. Mevcut sağlık sistemine eleştirilerimizi ifade ederken hep alternatifini de sunduk. Daha özgür, sömürüsüz, demokratik, eşitlikçi bir dünya için mücadele ederken “başka bir sağlık mümkündür” ü sürekli olarak ifade ettik, mücadelesini verdik. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda “biz ne dedik onlar neler yaptılar ve sonuçları ne oldu” hatırlayalım: Sağlık toplumsal bir olgudur. Toplumun en geniş kesimlerinin sağlığını ve ihtiyaçlarını merkeze almalıdır. Sağlık, sağlıklı olma halini belirleyen tüm nedenler ve etmenlerle birlikte ele alınmalıdır. Bir sağlık sorunu varsa sadece bireyin durumuna indirgenemez, altında yatan toplumsal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kültürel ve eril tahakkümden kaynaklanan nedenler vardır. Bunları görmeden sağlık konusunda bir yol alınmayacağı açıktır. Ancak yönetenler sadece sonuçlar ile ilgilenerek sağlıksızlık halinden kar etmeye heves eden bir sağlık sisteminde ısrar etmeye devam etti. Koruyucu sağlık sistemi öncelenmedi. Bunun için birinci basamak sağlık hizmetleri hayati önemdedir. Bu hizmetler bölge tabanlı ve toplum merkezli olmalıdır. Sağlıktaki yatırımların ağırlığı koruyucu sağlık hizmetlerine verilmelidir. İktidarlar birinci basamağa yönelik eleştirileri görmezden gelerek ve gerekli yatırımları yapmayarak birinci basamağı çalışamaz hale getirmişlerdir. SSK, üniversiteler, askeri kurumlar, belediye, Sağlık Bakanlığı vb. farklı ve bölünmüş bir sağlık hizmetleri mevcut idi. Bunların birleştirilmesi gerekir ancak bu yapılırken sağlık hizmetlerinin planlaması, örgütlenmesi ve sunumunda toplumun örgütlü kurumlarının ve en başta da sağlık emekçilerinin örgütlerinin karar ve denetim süreçlerinde bulunması gerekir dedik. Kamu kurumlarında yürütülen sağlık hizmetleri tek elde toplanırken -SSK kurumları işçilerin paraları ile kurulmuş olmasına rağmen- işçi sendikaları ve tüm toplum kesimleri bu sürecin dışında tutuldu. Bir taraftan “tüm sağlık kurumları tek çatı altında toplandı” söylemi geliştirilirken diğer taraftan özel sağlık kurumları teşvik edilerek, destekler sunularak sayısı arttırıldı. Sağlık kurumlarını Halk Sağlığı, Temel Sağlık Hizmetleri ve Kamu Hastane Birlikleri diye üçe ayırdı. Tüm itirazlarımıza rağmen sağlık hizmetlerinin bütüncüllüğü yok sayılarak bu politikada ısrar edildi. Belli bir süre sonra insanın aklıyla alay edercesine “sağlıkta devrim” diyerek üçe ayırdıkları sağlık kurumlarını yine birleştirdiler. Önemli bir diğer değişim de SDP öncesinden başlayan ve SDP ile patlama yapan özel sağlık sektörü oldu. Sermaye kesimlerinin sağlığa ilgisi büyük oldu. Sağlıktan artı değer sızdırma, hükümetin teşvikleri ile oldukça cazip hale geldi. Güvencesiz sağlık emek gücü bu hastanelerde derin sömürüye maruz kalırken, hastaların bedenleri kar adına sürekli istismar edilir hale getirildi. Sağlık hizmetlerinin genel bütçeden karşılanması gerekir, sağlıktan tasarruf yapılamaz dedik. Önce sağlık hizmetlerini ve finansmanını birbirinden ayırdılar. Hizmet ve finansmanın birlikte ve bütüncül ele alınması gerekirken, bu ayrım sağlık hizmetlerini ciddi anlamda farklılaştırmıştır. 2008’de çıkarılan Genel Sağlık Sigortası uygulaması ile yoksullar üzerinde sağlık hizmetinin mali yükü artmıştır. Bunu takip eden SUT uygulamaları ve katkı katılım payları, cepten ödemeler ile toplumun sağlık hizmetini almasının önüne ciddi bariyerler konulmuştur. “Sağlık bir kamu hizmetidir, kamu hizmeti kadrolu çalışanlar eliyle yürütülür, kamu hizmetlerinin nitelikli ve sürekliliği için bu bir zorunluluktur” dedik. Ancak geçen süre zarfında güvencesizlik temel çalışma rejimine dönüştürüldü. Güvencesizlik durumu emekçileri sağlıksız koşullarda, daha fazla sürelerde, daha ucuza çalışmaya zorladı. Sağlığımız bozuldu. Salgın da hastalandık ve öldük. Depremde enkaz altında kaldık. Sağlık emekçilerinin insanca yaşanacak bir temel ücreti olmalıdır dedik. Sürekli olarak sağlık emekçilerin temel ücretini düşük tutarak performans, teşvik vb. güvencesiz ücretlendirme getirdiler. Gelirleri arttırmak için fazla mesai ve fazladan nöbetler tutmaya başladık. 2-3 kişinin işini tek kişiye gördürdüler. Devasa hastanelerin toplum sağlığı açısından yararlı olmadığı, esas olarak koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyegeldik. Sağlıktan para kazanmaya çalışan sermaye grupları olan; bankacılık, sigortacılık, tıbbi teknoloji/medikalcılık, inşaat sektörünün ihtiyaçları üzerinde ısrarla yapılmak istenilen şehir hastanelerinin kentlerde yayılmış olan hastanelerin kapatılması sonucunda sağlık hizmetine ulaşımını engelleyeceğini söyledik. Aynı zamanda bu devasa hastaneleri sağlık hizmetlerin verilmesi açısından da uygun mekanlar olmadığı ifade ettik. Tüm ısrarlarımıza rağmen toplumsal sağlık için ayrılması gereken kaynaklar buralara ayrılarak şehir hastaneleri açıldı. Sonuç olarak sizin yap-boza dönüştürdüğünüz sağlık sisteminin toplum sağlığına yararı olmadığı açıktır. Salgın ve sonrasında deprem bunu daha görünür kılmıştır. “Sağlıkta devrim” diye allayıp pulladığınız “sağlıkta dönüşüm” programınız çökmüştür. Bizler başka bir sağlık mümkündür ve zorunludur diyoruz;. BUNUN İÇİN TALEPLERİMİZ Rant ve kâr amaçlı değil, sağlık emekçisi ve başvurucular arasına para ilişkisinin giremediği, koruyucu hizmetlerin öncelendiği toplum için sağlık, Pıtrak gibi çoğalan özel sağlık kurumlarına değil kamu sağlık kurumlarına yatırım, Sağlık hizmetlerinin demokratikleşmesi, Bireysel ve tedavi merkezli değil, toplum ve bölge tabanlı koruyucu sağlık, Taşeron, sözleşmeli, 4/B,4/C,4/D, 3+1 değil tek ve kadrolu çalışma, Performans değil, emekliliğimize yansıyacak temel ücret ve ücretlerimizde artış, Devasa şehir hastaneleri değil topluma yayılmış, ulaşılabilir sağlık kurumları, Ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir ve anadilinde sağlık hizmeti demeye devam edeceğiz. İşte bu dediklerimizi kaale almadığınız bizleri dinlemediğiniz, sağlığı piyasalaştırdığınız ve kar aracına dönüştürdüğünüz için bugün bebeklerimizin özel hastane yoğun bakımlarında nasıl katledildiği haberleri ile sarsılıyoruz. Yaşanan bu katliamı birkaç kişiye yıkarak birkaç hastane kapatarak örtemezsiniz. O hastanelerde çalışan suçsuz evine ekmek götüren emekçileri işsiz bırakamazsınız. Bu hastaneleri kamulaştıracak ya da işsiz kalacak suça bulaşmamış emekçileri Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde görevlendireceksiniz! Dönemin il sağlık müdürü olan Sağlık Bakanı dâhil denetimden sorumlu yerelden bakanlığa kadar tüm bürokratlar sorumluluğu gereği görevden el çektirilerek adli ve idari soruşturmaya dahil edeceksiniz! Kar ederken ses çıkarmayan hastane patronları ya da özel hastane şirketlerinin yöneticileri de aynı derecede sorumludur. Gözaltına alınan tek bir hastane sahibi ya da şirket yöneticisi yoktur. Bunları da soruşturmaya dahil edeceksiniz! Kamu hastanelerinde ki istihdam açığını hızla giderip liyakatsiz yöneticilerinizi geri çekeceksiniz! Kamusal, nitelikli, erişilebilir, ücretsiz ve anadilinde sağlık sisteminin garantisini vereceksiniz! Özel hastaneleri ya kamulaştıracaksınız ya da SGK ile yapılan tüm anlaşmaları iptal edecek ve hiçbir özel sağlık kurumu ile SGK’nın bir daha anlaşma yapmasının önüne geçeceksiniz! Madem özel hastane istiyorsunuz bırakın özel kalsınlar. SGK’dan yani halkın vergilerinden beslemeyeceksiniz! Yönünüzü sermaye tekellerine değil halka, sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine döneceksiniz! Sağlık ve sosyal hizmet alanında yaşanan vurgunları, hırsızlıkları ve olumsuzlukları açığa çıkaran üye ve yöneticilerimize soruşturma açmaktan sürgün etmekten vazgeçeceksiniz. Bizleri dinlemeyi öğreneceksiniz! Sağlık emekçileri ve halkı karşı karşıya getirip bu skandaldan sıyrılmanıza izin vermeyeceğiz.”

10 Ekim Katliamını Unutmayacağız, Unutturmayacağız! Haber

10 Ekim Katliamını Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

TMMOB, DİSK, KESK, TTB Bursa Bileşenleri tarafından gerçekleştirilen anma programında, basın açıklamasını Bursa Tabip Odası Başkanı Kadir Binbaş okudu. Binbaş tarafından okunan açıklama şöyle: “103 barış karanfilimizi aramızdan koparan Gar Katliamının üzerinden 9 yıl geçti. Dokuz yıl önce bugün binlerce yurttaşımız Emek, Barış ve Demokrasi Mitingine katılmak için ülkenin dört bir yanından yola çıkmış, Ankara Garı önünde buluşmuştu. Tek bir amaçları vardı. O da 7 Haziran 2015 Seçimleri sonrasında ülkeye egemen hale getirilmeye çalışılan şiddet ve korku iklimine karşı barışı, demokrasiyi ve emeğin haklarını savunmaktı. Ancak saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba gözlerindeki gülümsemeyi, dillerindeki barış türkülerini hedef aldı.  IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırı ile bağrımıza adeta onlarca kara saplı bıçak saplandı. 103 canımız aramızdan koparılırken yüzlerce insanımız fiziksel, yüzbinlerce insanımız ruhsal olarak yaralandı. Gar katliamı, Türkiye tarihinin en büyük katliamı olarak kapkara bir sayfa olarak tarihimize geçti. Katliamın ardından başlayan dava sürecinde birileri o karanlık sayfa hiç aydınlatılmasın diye elinden geleni yaptı. Yapmaya devam ediyor. Ama dava süreci acılı ailelerimizin, avukatlarımızın ısrarlı çabaları ile tüm dünya kamuoyunun gündemine girdi. 10 Ekim Davası tutuklu sanıklar yönünden 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek karara bağlandı. Ana dosyadan ayrılan firari sanıkların yargılandığı dosya Türkiye'nin ilk ve tek insanlık suçu yargılaması olarak tarihe geçti. 1 Temmuz 2024’te görülen duruşmada ise ülkede yaşanan en büyük katliama ilişkin ikinci kez karar verildi. Ne yazık ki mahkeme “İnsanlığa karşı suç işlenmiştir’ diyemedi.  Dosyayı IŞİD’i aklayarak kapatmak istedi.   Buradan tekrar altını çiziyoruz. Bu dava bizler için bitmemiştir. Katliamın sadece maşası olanlara, tetikçilere ceza verilmesi yeterli değildir. Bizler en başından beri katliamın arka planın aydınlatılmasını, katliamın gerçek sorumluların yargılanmasını istiyoruz. Mahkeme tutanakları tarihe yazılan gerçeklerin üstünü örtemez. 9 yıldır milyonların gözünün önünde yaşanan gerçekleri unutmadık, unutturmayacağız.  Katliam sorumluları 10 gün önce tespit edilmesine rağmen hiçbir işlem yapmayanları unutmadık.       Yol kontrollerini kaldırarak katillere adeta koridor açanları unutmadık.       Saldırı olacağı istihbaratını miting tertip komitesinden gizleyenleri unutmadık.       Katliamın yaşandığı alana ambulansların girmesini geciktirip, alana önce TOMA’ları sürenleri, yaralılara gaz sıkma emri verenleri unutmadık.       Katliam sonrası anket yapıp oylarının ne kadar arttığını araştıranları unutmadık.       IŞİD’e “öfkeli gençler” diyerek, “kokteyl örgüt” diyerek davayı sulandırmaya çalışanları, katliamın delilerini saklayanları ve onları terfi ettirenleri unutmadık.       Soruşturma dosyası savcılarının bizlerden sakladığı 9 klasör dava evrakının adliye koridorlarında şans eseri bulunmasını unutmadık. En önemlisi barış karanfillerimize verdiğimiz sözü unutmadık. Bu topraklarda katliamlar ile hesaplaşmak için mücadele verenlerin karşısına dikilen duvarları, konulan engelleri en iyi bizler biliyoruz. Barış karanfillerimize sözümüz var.  O duvarların tuğlalarını çekip çıkaracağız. 10 Ekim katliamında rolü olan, görevini ihmal eden, katliama yol veren, hangi mevki ve makamda olursa olsun tüm sorumlular yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar adalet yürüyüşümüzü hep birlikte sürdüreceğiz. 10 Ekim katliamının unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz barış şehitlerimizi saygı ve özlemle anarken sözümüzü bir kez daha yineliyoruz. Bu toprakları katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle anılmaktan çıkarıp barış ve demokrasiyle taçlandırarak yitirdiğimiz canlarımıza, yoldaşlarımıza, karanfillerimize armağan edeceğiz. Er ya da geç, sorumlular cezalandırılacak; emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak!”  

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.