SON DAKİKA
Hava Durumu

#Verem

Söz Bursa - Verem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Verem haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Kayıhan Pala'dan korkutan verem uyarısı: "Türkiye'de ölüm oranı Fransa'nın iki katı!" Haber

Prof. Dr. Kayıhan Pala'dan korkutan verem uyarısı: "Türkiye'de ölüm oranı Fransa'nın iki katı!"

Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, 24 Mart Dünya Verem Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, veremin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına karşın Türkiye’de veremle mücadelenin istenilen düzeye ulaşamadığını, bunun da doğrudan koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan kamu kaynağının azaltılmasıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Prof. Dr. Pala, Dünya Sağlık Örgütü’nün bu yılki temasını hatırlatarak, “Dünya Sağlık Örgütü’nün Dünya Verem Günü için bu yılki mesajı ‘Veremi bitirebiliriz!’ iken koruyucu sağlık hizmetlerine kısıtlı kaynak ayrılan ülkemizde aynı ümit dolu cümleleri kurmak maalesef mümkün değil” dedi. Prof. Dr. Pala, günün halk sağlığı adına önemini şu sözlerle açıkladı: “Robert Koch’un 24 Mart 1882’de verem (Tüberküloz) hastalığına neden olan bakteriyi keşfetmesi ve halk sağlığında köşe taşı niteliğinde birçok tedavi ve programın önünü açması nedeniyle bugün, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Dünya Verem Günü olarak adlandırılmaktadır. Bugün, hem halk sağlığı alanındaki kazanımların toplumlar için önemini fark etmek hem de veremi bitirme hedefiyle mücadeleyi güçlendirmek için önem taşımaktadır.” “Koruyucu sağlık hizmetleri bütçenin merkezine alınmadıkça ‘veremi bitirmek’ mümkün değil!” Pala, Türkiye’de sağlık politikalarının yıllardır hastane merkezli bir odağa sıkıştırıldığını vurgulayarak, “AKP Hükümeti Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte sağlığı hastaneler aracılığıyla şirketler için bir kâr aracına dönüştürmüş, bu noktada ise koruyucu sağlık hizmetlerini belirgin bir biçimde gözden çıkarmıştır. Ülkemizde özel sağlık kuruluşlarının sayısı her geçen gün artarken, verem savaş dispanseri gibi koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturan kuruluşların sayısı azalıyor. 2007 yılında ülke çapında 245 olan Verem Savaşı Dispanseri sayısı 2023 yılında 173’e düşürülmüştür. Birinci basamak güç kaybederken verem gibi sağlığın sosyal belirleyicileriyle yakından ilişkili hastalıklarda halk sağlığı riskinin artması kaçınılmaz bir durumdur” ifadesini kullandı. Verem kontrolünün temel ilkelerinden birisi raporlamadır. Ancak 2007 yılından itibaren 2022 yılına kadar her yıl düzenli olarak yayımlanan “Türkiye’de Verem Savaşı” raporları 2022’den sonra duraksatılmıştır. “Türkiye’de Verem Savaşı 2023 Raporu” ancak 2025 yılında yayınlanabilmiştir. Üstelik bu raporda 2023 yılı tüberküloz kontrol faaliyetleri, 2022 yılı tüberküloz hasta verileri ve 2021 yılı tüberküloz hastalarının tedavi sonuçları sunulmuştur; dolayısıyla güncel veriler kamuoyuna açıklanmamaktadır. 2024 yılı ve 2025 yılına ilişkin verilerin ne zaman yayınlanabileceği belirsizliğini korumaktadır. Göçmenler, HIV ile yaşayan hastalara özgü tedavi sonuçları, ilaç temini ve dağıtımı gibi konularda güncel verileri içeren raporlamanın verem kontrolünde önemi büyüktür. Örneğin, ilaç temininde zaman zaman sorunlar yaşandığı, saha deneyimi olarak bilinmektedir. Ülkemizde tüberküloz hastalığı ile mücadele çok uzun yıllara dayanmaktadır. Son yirmi yılda ülkemizdeki toplam olgu sayısı, toplam olgu hızı ve insidans hızındaki azalma önemli olmakla birlikte, henüz istenen düzeye gelinememiş durumdadır. DSÖ veritabanına göre 2023 yılında ülkemizde tedavi başarı oranı yüzde 81’dir. 2022’de tedavi başarısında yüzde 85 eşiğinin yalnızca 25 ilde yakalanabildiği ve 50 ilin hedefin altında kaldığı bilinmektedir. Pala, hedeflere yaklaşmanın ancak koruyucu hizmetlerin sağlık planlamasında merkeze alınmasıyla mümkün olacağını vurguladı. “Hedeflere yaklaşmak için koruyucu müdahalelerin kapsayıcılığı artmalı; yoksulluk, kötü beslenme, göç, kalabalık barınma ve güvencesiz çalışma gibi sosyal belirleyicilerle birlikte ele alınan bütüncül bir halk sağlığı programı hayata geçirilmelidir. Bunun için koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçedeki payı artırılmalı ve bu yönde alınacak kararlar yeniden önceliklendirilmelidir” dedi. “Dirençli olgular sistemdeki kırılganlıkları net bir biçimde gösteriyor, etkili tedavilere erişim güvence altına alınmalı!” Prof. Dr. Pala, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi çağrısının yanı sıra etkili tedavilere eşit erişimin de hayati önem taşıdığını belirtti. Sistemdeki kırılganlıkların en ağır biçimde çok ilaca dirençli verem ve İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü (HIV) ile birlikte görülen verem olgularında ortaya çıktığını ifade etti. “Çok ilaca dirençli verem, pahalı ve uzun süreli tedaviler gerektirmektedir. HIV pozitif bireylerde verem riski katlanarak artmaktadır ve kesintisiz ilaç erişimi yaşamsal hale gelmektedir” dedi. Pala, Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcu nedeniyle yurttaşların reçete edilen ilaçlara erişemediği durumların, özellikle HIV tedavisi gibi kesintiye tahammülü olmayan alanlarda ağır sonuçlar doğurduğunu vurguladı. “GSS borcu nedeniyle provizyon alamayan bir hastanın ilaca erişememesi, yalnızca bireysel bir mağduriyet değildir. Bu durum, tedavi başarısını düşürmekte, direnç riskini büyütmekte ve halk sağlığı açısından yeni bir yük yaratmaktadır” dedi. Türkiye'deki verem hastalığı kontrolünün en önemli sorununun ölüm oranının yüksekliği olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. 2022 yılı verilerine göre yeni verem hastalarında ölüm oranı örneğin İsveç’te 2,7 ve Fransa’da yüzde 4,2 iken ülkemizde yüzde 9,8 düzeyindedir. Bunun nedenleri mutlaka ortaya konulmalı ve ölüm oranının azaltılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Prof. Dr. Kayıhan Pala, çağrısını yineleyerek sözlerini tamamladı: “DSÖ veremi bitirmeyi ulaşılabilir bir hedef olarak görmektedir, ancak ülkemizdeki sağlık sistemi bu hedefin uzağındadır. Ülkemizde verem hastalığının bitirilmesi isteniyorsa, öncelikle başta yoksulluk ve yoksunluk olmak üzere sağlığın sosyal belirleyicilerindeki sorunlar giderilmelidir. Birinci basamak ve dispanser altyapısı güçlendirilmeli, temaslı taraması ve koruyucu tedavi kesintisiz yürütülmelidir. Bunların yanı sıra, kırılgan grupların ve çok ilaca dirençli veremin tedavisinde kullanılacak yeni ilaçlara erişim, tedarik, ruhsatlandırma ve geri ödeme güvence altına alınmalıdır. Kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemi kurulmadan bu hedeflerin hiçbirine ulaşmak mümkün değildir.”

Pala: Yabancı doğumlu verem olgularındaki artış görmezden gelinmemeli Haber

Pala: Yabancı doğumlu verem olgularındaki artış görmezden gelinmemeli

CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, üç yıldır yenilenmeyen Verem Savaşı Raporlarıyla birlikte Türkiye’de tüberküloz gözetiminin bir bulmacaya dönüştüğünü belirterek, konuyla ilgili Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle kapsamlı bir yazılı soru önergesi sundu. Pala’ya göre suskunluk, özellikle yabancı doğumlu hastalarda tırmanan olgu sayısını, tedavi başarısındaki gerilemeyi ve HIV–tüberküloz eş zamanlı enfeksiyonundaki yükselişi maskelemeye yarıyor; oysa bu verilerin eksiksiz açıklanması, halk sağlığının güvencesi. Uzun süredir veri açıklamayan bakanlık, Pala’nın birçok soru önergesi gibi bunu da yasal sürenin üstünden bir ay geçmesine karşın yanıtlamadı. Konuyla ilgili resmi ve uluslararası göstergelerin, tablonun ne kadar endişe verici olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çeken Kayıhan Pala, “Verem Savaşı Dispanserlerine başvuran yabancı doğumlu hastaların payı 2018’de yüzde 10,8 iken Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) 2022 verisine göre yüzde 15,6’ya fırladı. Bu dört yıllık sıçrama, Türkiye’ye sığınmacı ve kontrolsüz göç akışının da hızlandığı döneme denk geliyor; ancak Sağlık Bakanlığı halen bu artışın demografik dağılımı, direnç profili ya da yayılım dinamikleri konusunda herhangi bir analizi kamuoyuyla paylaşmış değil.” ifadelerini kullandı. Benzer sessizlik, tedavi başarı oranlarında da göze çarpıyor. Bakanlığın sağlık çalışanlarına ilettiği verileri paylaşan Pala, “Yüzde 85’in üzerinde olması beklenen tedavi başarısı eşiğini 2022’de yalnızca 25 ilin yakalayabildiği, 50 ilin hedefin altında kaldığı ve Gümüşhane’den hiç veri gelmediği görülüyor. Bu ölçekte bir performans düşüşünün, yetersiz sağlık hizmetinin yanı sıra göçmen hastaların tedavi sürecinden kopması gibi hayati gerekçeleri olması muhtemel; fakat resmî rapor sustuğunda eksikliğin kaynağı da çözüme yönelik yol haritası da karanlıkta kalıyor. Bakanlık bu eksiklerin ve başarısızlığın nedenlerini açıklayıp çözüme dönük hangi önlemleri aldığını anlatmalıdır.” dedi. Yine eldeki kısıtlı bilgilere göre 2019’dan beri düzenli artış gösteren eş zamanlı HIV–tüberküloz enfeksiyonu taşıyan hasta sayısının artmakta olduğuna vurgu yapan Pala “Bu tehlikeli artışın nedenine dair hiçbir açıklama yok. Bakanlık bu konuda bir araştırma yaptı mı, bilmiyoruz. Bu hastalar için özel olarak halk sağlığı önlemleri alınıyor mu?” sorusunu sorarak Bakanlığı bir kez daha şeffaflığa davet etti. Önergedeki bir diğer kritik başlık, tedavi altındaki yabancı hastaların sınır dışı edilmesi. “Yarım kalmış tedavi, yalnızca bireysel sağlık hakkını değil toplum sağlığını da tehdit ediyor; çünkü hastalığı taşıyan kişi başka bir ülkeye gönderilerek sorun sözde çözülmüş oluyor ancak hasta gittiği yerde hastalığı yaymaya devam ediyor. Üstelik hasta hakları da ihlal edilmiş oluyor.” diyen Pala, “Yabancı hastalar hakkında deport kararı veriliyorsa bunların gerekçesi nedir?” sorusunun cevabını istiyor. Aynı belirsizlik, hastanelerde yatarak tedavi gören yabancı doğumlu hastalardan ücret alınıp alınmadığı meselesinde de geçerli. Pala, bulaşıcı hastalık taşıyan yabancı hastalardan ücret talep edilmesinin, tedaviyi zorlaştırıp hastalığın yayılması riskini artıran bir halk sağlığı sorunu olduğunun altını çizdi. Sağlık Bakanlığının 2022, 2023 ve 2024’e ait Verem Savaşı Raporlarının geciktirilmeden yayımlanması gerektiğini belirten Prof. Pala, raporların 2021’den sonra kesintiye uğramasının gerekçesinin de açıklanmasını talep etti. Yabancı doğumlu tüberküloz hastalarına ilişkinse 2013 yılından beri hemen hemen hiç veri paylaşılmadığına dikkat çeken Kayıhan Pala, “Bu verilerin kamuoyuna ve bilim çevrelerine sunulması, epidemiyolojik analizler ve halk sağlığı planlaması açısından büyük önem taşıyor. Veri yokluğunun nedeni bu konuda yetersiz çalışma olması mı yoksa şeffaflıktan kaçınılması mı, bunu öğrenmek zorundayız. Her iki durum da kabul edilemez. Bu veriler derhal uzmanların ve halkın bilgisine sunulmalıdır.” ifadelerini kullandı. Konuyla ilgili Bakanlığı eyleme geçmeye çağıran Pala, “Veremle mücadele, veriyi saklayarak değil paylaşarak kazanılır. Yabancı doğumlu olgular artıyorsa bunun nedenlerini, coğrafi dağılımını ve direnç tiplerini bilmek zorundayız. Yabancı ülkelerde doğmuş hastalarda tüberküloz tedavi başarısı hedeflenen düzeye çıkamazken, bazı hastalarda eş zamanlı HIV enfeksiyonu yükseliyorsa bu gelişmelerin ardındaki dinamikler paylaşılmalı ve çözüm için bilimsel strateji ortaya konmalıdır. Bakanlık sessiz kaldıkça tehlike büyüyor. Güncel raporlar açıklanmalı, yabancı doğumlu hastalara dair ayrıntılı istatistiklerle birlikte tedaviyi, sosyal desteği güçlendirecek; yabancı olsun veya olmasın, hasta haklarını gözetecek plan ve stratejiler kamuoyuna sunulmalıdır.” diyerek sözlerini noktaladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.