SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yargıtay

Söz Bursa - Yargıtay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yargıtay haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yargıtay noktayı koydu: Sendika Başkanını eleştiren işçi tazminatını alacak Haber

Yargıtay noktayı koydu: Sendika Başkanını eleştiren işçi tazminatını alacak

Tofaş Otomobil fabrikasında çalışan işçi, üyesi olduğu sendika başkanı hakkında sosyal medyadan yaptığı yorum iddiasıyla tazminatsız kapı önüne konuldu. Yıllar süren davada son sözü söyleyen Yargıtay, sendika başkanına yönelik söyleminin işveren açısından 4857 sayılı Kanun’un 25/II-(e) hükmünde yer alan doğruluk ve bağlılığa uymayan eylem boyutunda olmadığına hükmeden İş Mahkemesi kararını onadı. Bursa’da bir işçi tam 14 senedir çalıştığı otomobil fabrikasından, üyesi olduğu sendikanın genel başkanına hitaben sosyal medya hesabından yaptığı yorum sebebiyle tazminatsız işten kovuldu. İş Mahkemesi’nin yolunu tutan işçi; sosyal medya platformunda, bağlı olduğu sendika başkanı hakkında yaptığı paylaşımın şirketin kurumsal kimliğine ve etik kurallarına aykırı olması ile işyerindeki barış ve huzur ortamını zedeler mahiyette olması nedeniyle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II hükmü uyarınca tazminatsız feshedildiğinin bildirildiğini öne sürdü. Paylaşım yapıp yapmadığını dahi hatırlamadığını, tazminatları ödenmeden işten çıkartılmasının hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, nitekim davalı tarafça başka herhangi bir neden sunulamadığını ileri süren çalışan kıdem ve ihbar tazminatlarının hüküm altına alınmasını talep etti. Davalı fabrika yönetimi; işyerinde yetkili bulunan sendika başkanına hitaben, "Patronun kölesi, patron ne derse onu yapar" ibarelerini kullandığının tespit edildiğini, bu tür hakaret içeren yorumları ile davalı Şirketin etik ilkelerine aykırı davrandığını ileri sürdü. Davacının ayrıca toplu iş sözleşmeleri görüşmeleri esnasında bu tür hakaret içeren yorumları yaparak işyerindeki huzur ve barış ortamını da zedelediğini, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, ücretinin bordrolarda görüldüğü gibi olduğunu belirterek davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, davanın kabulüne hükmetti. Davacı tarafından sosyal medya hesabında işyerinde yetkili sendika başkanı hakkında bir kısım cümleler sarf ettiği tespit edilmiş ise de 4857 sayılı Kanun’da işveren tarafından haklı fesih nedenlerinin sınırlı olarak sayıldığına dikkat çekildi. Sendika Başkanına sosyal medyadan eleştiri niteliğinde sözler sarf edilmesi sınırlı sayıda sayılan bu nedenlerden biri olmadığından davacının iş sözleşmesinin bu nedenle feshedilmiş olması karşısında davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği belirtildi. Karar istinafa taşınınca devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), feshin davacının paylaşımların Tofaş Kurumsal Kimliği ve Etik Kurallarına aykırı olması ile işyerindeki barış ve huzur ortamını zedeler mahiyette olması’ gerekçelerine dayandırıldığına vurgu yaptı. BAM, İş Mahkemesi hükmünü kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verdi. Davacı kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. Davacı işçinin mensubu olduğu Sendika başkanına yönelik sosyal medya paylaşımı sebebiyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de varılan sonucun dosya kapsamına uygun olmadığı hatırlatıldı. Yargıtay kararında şöyle denildi: ‘’Sendika Başkanına yönelik söyleminin işveren açısından 4857 sayılı Kanun’un 25/II-(e) hükmünde yer alan doğruluk ve bağlılığa uymayan eylem boyutunda olmadığı değerlendirilmiştir. Kaldı ki davacı tarafın, davalı işyeri çalışanı olmayan Sendika Başkanına yönelik belirtilen söylemi nedeniyle iddia olunduğu gibi toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ne surette olumsuzluk yaşandığı hususu somut olarak ortaya konulamamıştır. İşyerindeki çalışma barışının bozulduğu olgusu da dosya kapsamına göre sübut bulmamıştır. Bu nedenle davalı işveren, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği yönündeki iddiasını ispatlayamamış olup davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığının kabulü gerekmektedir. Bu yön gözetilmeden, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Restoranda 'Canım, Balım' diyen müdüre yargıtay şoku Haber

Restoranda 'Canım, Balım' diyen müdüre yargıtay şoku

Kadın müşterilere, "canım, balım, bekar mısın?" diye asılan restoran müdürü tazminatsız kapı önüne konuldu. Yıllar süren davada son noktayı koyan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, İş Mahkemesi'nin kararını onadı. Bir restoranda müdürlük yapan kişi, iddiaya göre çalışma arkadaşlarına ve kadın müşterilerine ‘Canım, balım' diyerek rahatsızlık verdi. İşletmenin huzurunun bozulduğunu fark eden restoran sahibi müdürü kapı önüne koydu. İş Mahkemesi'nin kapısını çalan S.M., ‘Canım-balım' gibi sözler söylediği iddia edilerek tacizle suçlandığını, ancak hiçbir müşteri ile böyle bir konuşmanın geçmediğini, işyerinde çalışan arkadaşlar arasında dinlenme alanında geçen sohbetlerden alınarak suçlu duruma düşürülmeye çalışıldığını öne sürdü. Sözlü savunma yaptığını fakat yazılı savunmasının alınmadığını ileri sürerek Sosyal Güvenlik Kurumu'na (46) kod numarası ile bildirilen işten çıkarılma sebebinin düzeltilmesini talep etti. Davalı işletme sahibi ise davacının yeme içme sektöründe faaliyet gösteren restoran müdürü olarak çalıştığını, işyerine uygun olmayan davranış ve beyanları ile çalışma ortamında rahatsızlıklara sebebiyet vererek iş akışını aksatması nedeniyle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25/II-(e) hükmü uyarınca haklı nedenle feshedildiğini dile getirdi. İşyerinin üç ayrı çalışanı tarafından yapılan bildirimlerde işçinin çalışma arkadaşlarına "aşkım, canım" gibi sözler sarf ettiğini, fiziksel temasta bulunmak suretiyle kendi eli ile içecek içirmeye çalıştığını, restorana gelen bir kısım müşteriler hakkında "evlilik düşünürler mi?" diye uygunsuz sözler sarf ettiğinin belirlendiğini kaydetti. Davalı işletmeci, "Çalışanların işyerine ziyarete gelen yakınları ile ilgili ‘bekar mı?' ‘bana ayarlar mısın?' şeklinde rahatsızlık verici tarzda konuştuğu, ikaz edildiği hâlde konuşmalarını sürdürdüğü, davacının davranışlarının doğruluk ve bağlılığa uymadığını, muhatabını rahatsız edecek nitelikte olduğunu tespit ettik. Çalışanların şikâyetlerinin yazılı tutanak altına alındığını ve davacıdan savunmasının istendiğini, davacının savunma talebine ilişkin bildirimi imzalamaktan imtina ettiğini, bunun üzerine iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'un 25/II-(e) hükmü uyarınca haklı nedenle feshine karar verildiğini düşünüyoruz" dedi. İş Mahkemesi; davacının, davalı işveren tarafından SGK'ya gösterilen işten çıkış kodunun değiştirilmesini talep ettiği, dinlenen tanık beyanları ile sabit olduğu üzere davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, itirazı geri çevirdi. Karar temyiz edilince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Kararda, "Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı asıl tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. İlk derece mahkemesinin kararının onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir" denildi.

İş Dünyasında yeni dönem: Sözleşmelerde imza kriteri değişti Haber

İş Dünyasında yeni dönem: Sözleşmelerde imza kriteri değişti

Sayfalar dolusu iş sözleşmelerinde imza ve kaşe atmanın hayati önem taşıdığına dikkat çeken Yargıtay, emsal bir karara imza attı. İş sözleşmesinin geçerli olması için metindeki her sayfanın ayrı ayrı imzalanmasının zorunlu olmadığı, sözleşmenin hukuken bağlayıcı olması adına, tarafların iradesini yansıtan metin bütünlüğünün sağlanması ve sözleşmenin son sayfasının imzalı ve kaşeli olmasının yeterli olduğu vurgulandı. Bir şirkette çalışan usta, maaşın yanı sıra fabrikanın bir bölümünün satışı konusunda anlaşıp, sözleşme imzaladı. Usta; sözleşmeye rağmen mülkü alamayınca mahkemenin yolunu tuttu. Davalı şirket, sayfalarca sözleşmenin tamamında şirket yetkilisinin imza ve kaşesinin olmadığını, bu yüzden satışın geçersiz olduğunu öne sürdü. Tarafları dinleyen mahkeme, sözleşmenin her sayfasında imza olmadığı gerekçesiyle satışı iptal etti. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Mağdur alıcı bu kez kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. İş sözleşmesinin her sayfasında imza bulunmasının zorunlu olmadığı son sayfadaki imzanın sayfaların birbirini takip ettiğinin anlaşılması halinde bağlayıcı olduğu hatırlatıldı. Kararda şöyle denildi: ‘Dosya içeriğine göre belirsiz süreli iş sözleşmesi ile birlikte davacıya ücret dışında 250 bin TL tutarında hizmet bedeli ödenmesi kararlaştırılmış; bu bedelin karşılığında iş sözleşmesinde belirtilen adreste yer alan bağımsız bölümün işçiye devri konusunda anlaşma yapılmıştır. Sözü edilen iş sözleşmesinin bütün sayfaları davalı işverence imzalı olup son sayfada ayrıca davalı Şirketin kaşesi de yer almaktadır. İş sözleşmesinin tüm sayfalarının imzalı olması karşısında; Mahkemelerce, son sayfa dışındaki sayfalarda davalı işverenin kaşesi olmadığı gerekçesiyle talep konusunun dayanağını teşkil eden sözleşme hükmüne değer verilmemesi doğru olmamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması, İş Mahkemesi hükmünün bozulmasına oy birliği ile karar verildi.’’

HSK Kararnamesi yayımlandı: 33 ilin başsavcısı değişti Haber

HSK Kararnamesi yayımlandı: 33 ilin başsavcısı değişti

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından Adli ve İdari Yargı 2026 Yılı Ana Kararnamesi yayımlandı. Kararname ile beraber 33 ilin başsavcı değişti. Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi tarafından, Adli ve İdari Yargı 2026 Yılı Ana Kararnamelerine ilişkin çalışmalar, 12 Haziran 2026 tarihi itibarıyla tamamlanarak karara bağlandı. Kararname ile birlikte, 4 bin 608 adli yargı ve 359 idari yargı personelinin görev yeri değişti. Kararnameye göre 33 ilin başsavcısı ve 27 ilin komisyon başkanı değişti. Kararnameye göre Mardin Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Akbulut, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çakmak, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına; Düzce Cumhuriyet Başsavcısı Yasin Emre, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ferhat Deniz, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına; Alanya Cumhuriyet Başsavcısı Ali Öztürk, Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığına; Çorlu Cumhuriyet Başsavcısı Bilgehan Yücel, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına; İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Necati Kayaközü, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığına; Eskişehir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Savaş Kılıç, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına; Kütahya Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Uzun, Konya Cumhuriyet Başsavcılığına; İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı Necati Kurçenli, Artvin Cumhuriyet Başsavcılığına; Bafra Cumhuriyet Başsavcısı Olcay Aksoy, Sinop Cumhuriyet Başsavcılığına; Niğde Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Mustafa Süren, Ordu Cumhuriyet Başsavcılığına; Mersin Cumhuriyet Başsavcı Vekili Tolga Han Altınay, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına; Batman Cumhuriyet Başsavcı Vekili Barış Arıduru Batman Cumhuriyet Başsavcılığına; Osmaniye Cumhuriyet Başsavcısı Uygur Kaan Arısoy, Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına; Boyabat Cumhuriyet Başsavcısı Uğur Akın, Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına; Erzurum Cumhuriyet Savcısı İbrahim Yusufoğlu, Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına; İskenderun Cumhuriyet Başsavcısı Muhammet Emin Ünalan, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına; Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar, Muş Cumhuriyet Başsavcılığına; Nizip Cumhuriyet Başsavcısı Erhan Birol, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına; Tokat Cumhuriyet Başsavcısı Yunus Emre Büyükyurt, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığına; Bitlis Cumhuriyet Başsavcısı Emre Genç, Bilecik Cumhuriyet Başsavcılığına; İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hakan Hanay, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına; Alaşehir Cumhuriyet Başsavcısı Aydın Tuncay, Niğde Cumhuriyet Başsavcılığına; Samandağ Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Avcı, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığına; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekili Özgür Celbek, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığına; Mustafakemalpaşa Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Canik, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına; İzmir Cumhuriyet Savcısı Fazıl Kandemir, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığına; Bartın Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Rüfai Şahin, Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığına; Artvin Cumhuriyet Başsavcısı Murat Çalış, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına; İnebolu Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Turan, Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına; Ağrı Cumhuriyet Başsavcısı Adem Çalış, Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığına ve Hınıs Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Tuğrul, Bartın Cumhuriyet Başsavcılığına atandı. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına 160, Bölge Adliye Mahkemesi Üyeliğine 471, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına 80, Bölge Adliye Mahkemesi Daire Başkanlığına 113, Yargıtay Tetkik Hâkimliğine 12 ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığına 15 atama yapıldı. Kararnameye göre İstanbul Ticaret Mahkemeleri, İstanbul Adliyesine birleştirilerek tek çatı altında 30 mahkeme olarak faaliyetine devam edecek. Besni ve Suşehri'ne ilk kez Asliye Ceza Cumhuriyet Başsavcısı ataması yapıldı. Serik, Ortaca, Suşehri ve Sandıklı adliyelerine ilk kez Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ataması yapılarak bu ilçeler ağır ceza merkezi haline dönüştürüldü. Kararname detayları, HSK resmi internet sitesinde (http://hsk.gov.tr) yayımlandı.

Yargıtay son noktayı koydu: ‘Tosbağa, Kedi’ ağır kusur; ‘Kel-Fodul’ hafif kusur! Haber

Yargıtay son noktayı koydu: ‘Tosbağa, Kedi’ ağır kusur; ‘Kel-Fodul’ hafif kusur!

Bir boşanma davasının temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadına, ‘Tosbağa, kedi’ diyen erkeği ağır kusurlu bulup, tazminata hükmetti. Daire, oy birliği ile verdiği kararla eşine ‘kel-fodul’ diyen kadını ise hafif kusurlu saydı. Aile Mahkemesi’nin yolunu tutan genç kadın, kocasının, psikolojik ve sözlü saldırıda bulunduğunu, ilgisiz ve sorumsuz olduğunu, kendi ailesi ve kardeşleri ile görüşmemesi konusunda baskı yaptığını öne sürdü. Onların eve gelmesini istemediğini, hatta telefonla iletişim kurmalarına dahi müdahale ettiğini, bu hususta tartışma çıktığında da davacının ailesine ve kardeşlerine ağza alınmayacak küfür ve hakaretler ettiğini, kimsenin evine gelip gitmesine müsaade etmediğini dile getirdi. Kocasının kazancını sadece kendisi için harcadığını, başka kadınlarla görüşerek sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediğini, psikolojik ve sözlü şiddet uyguladığını belirterek 100 bin TL maddî ve 100 bin TL de manevî tazminata karar verilmesini talep etti. Mahkemede ifade veren davalı koca da eşinin iddialarının doğru olmadığını, davacının dominant özelliğe sahip olduğunu, normal bir ailede olabilecek tartışmaların dışında olağanüstü bir durumun olmadığını, boşanma davasının reddini talep etti. Davalı erkeğin evin geçimine yeterince katkı sağlamadığına, eşinin ve çocuğun ihtiyaçlarını yeterince karşılamadığına dikkat çeken Aile Mahkemesi, kadına ‘tosbağa, kedi’ diyen, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan kocanın ağır kusurlu olduğuna hükmetti. Davacı kadının ise erkeğe "sen erkek misin, terli kokarca, kel, fodul, soğan erkeği" dediği, evi işlerini ihmal ettiği, birlik görevlerini yeterince yerine getirmediği, kocasının ailesini evinde istemediği gerekçesiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna karar verdi. Kadın için 40 bin TL maddî, 45 TL manevî tazminata hükmedildi. Kararı taraf avukatları istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, evlilikte geçen süre, boşanmaya yol açan olaylardaki davalı erkeğin kusurunun mahiyeti sebebiyle tazminatı az buldu. Paranın alım gücü, boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamı dikkate alan BAM, davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevî tazminat miktarının yetersiz kaldığı gerekçesi ile kadının kusur belirlemesi ve tazminatların miktarı yönünden istinaf talebinin kabulüne, kadın yararına 100 bin TL maddî ve 100 TL manevî tazminat ödenmesine, erkeğin tüm istinaf taleplerinin esastan reddine verdi. Davalı erkek kararı temyize taşıyınca devreye giren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nden kadına ‘tosbağa, kedi’ diye hakaret eden kocaya kötü haber geldi. Daire, BAM kararını yasaya uygun bulup onadı.

Bahçeli’den Kılıçdaroğlu’na tarihi çağrı: "Özgür Özel’le görüş, istifa et" Haber

Bahçeli’den Kılıçdaroğlu’na tarihi çağrı: "Özgür Özel’le görüş, istifa et"

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Mahkeme kararıyla, iddia olunduğu gibi Sayın Kılıçdaroğlu'nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada 'yargı kararını tanımıyoruz' gibi çıkışlar boşunadır ve de gereksizdir" dedi. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, özel bir televizyon kanalına açıklamalarda bulundu. MHP Lideri Bahçeli açıklamasında, "21 Mayıs 2026, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı vermiştir. Bu karar, söz konusu kurultayın baştan itibaren hukuken geçersiz sayılması anlamına gelmektedir. Mahkeme ayrıca bu kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu süreçte alınan kararların da hükümsüz olduğuna hükmetmiştir. Karar kapsamında Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, kurultay öncesindeki yönetimin, yani Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının, karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmesine hükmetmiştir. Kararın YSK'ya, ilgili seçim kurullarına ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir" ifadelerine kullandı. "KARARIN EN ÖNEMLİ SONUCU CHP'DE YÖNETİM YETKİSİ KONUSUNDA CİDDİ BELİRSİZLİK YARATMASIDIR" Mutlak butlan kararının en önemli sonucunun CHP'de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi belirsizlik oluşturması olduğunu söyleyen Bahçeli, "Kararın en önemli sonucu, CHP'de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmasıdır. Karar taraflara tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz başvurusu yapılabilecektir. Nitekim, gerekli itirazın yapıldığı açıklanmıştır. Kamuoyunun bildiği üzere 4-5 Kasım 2023 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Olağan Kurultayı gerçekleşmiş, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile Sayın Özgür Özel Cumhuriyet Halk Partisinde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girmişlerdir. Sayın Özgür Özel'in Genel Başkan olarak seçildiği kurultay, usulsüzlük iddialarıyla ve iptal talebiyle bazı CHP delegeleri tarafından mahkemeye taşınmıştır. 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi söz konusu kurultaya dair usulsüzlük iddialarının sübut bulduğu gerekçesiyle mutlak butlan kararına hükmetmiş; karar kesinleşinceye kadar Özgür Özel ve yönetimi tedbiren görevinden uzaklaştırılmış, eski genel başkan sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi karar kesinleşinceye kadar göreve iade edilmiştir" diye konuştu. "YARGI KARARINI TANIMIYORUZ GİBİ ÇIKIŞLAR BOŞUNADIR VE DE GEREKSİZDİR" MHP Grup Toplantısında söylediği sözleri hatırlatan Bahçeli, şunları kaydetti: "5 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Grup Toplantımız sonrasında CHP'nin mutlak butlan davası hakkında görüşümüz gazeteciler tarafından sorulduğunda kendilerine ‘CHP, Cumhuriyet'in kurulduğu günden bu yana var olan en önemli siyasi kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veya farklı amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz.' demiştim. Geldiğimiz noktada haklılığımız ortaya çıkmıştır. Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun hareket etmekle, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek, CHP'nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşıma iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır. Bilindiği gibi 5 Kasım 2024 CHP büyük kurultayında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile Sayın Özgür Özer Cumhuriyet Halk Partisinde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girdiler. O günkü şartlarda kongrede CHP delegelerinin iradesinin Sayın Özgür Özel'den yana olduğu seçim kurulu tarafından ilan edilmiş ve Sayın Özel CHP genel başkanı seçilmiştir. Kongrenin ardından ise delegeler üzerinde yapılan usulsüzlükler nedeniyle kongrenin iptal edilmesi yönünde dava açılmıştır. Kongrenin yok sayılması talebiyle açılan dava 21 Mayıs günü neticelenmiş ve söz konusu büyük kongre iddia olunan usulsüzlüklerin subut bulduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Mahkeme kararıyla, iddia olunduğu gibi Sayın Kılıçdaroğlu'nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada yargı kararını tanımıyoruz gibi çıkışlar boşunadır ve de gereksizdir." "CHP KURUMSAL KİMLİĞİNİ KORUMAK HERKES İÇİN ESAS OLMALIDIR" Karara direnmek yerine CHP kurumsal kimliğinin korunmasının esas alınması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, "Direnmek yerine, Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP kurumsal kimliğini korumak herkes için esas olmalıdır. Bunun için öncelikle tarafların sağduyu ile, CHP ortak paydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesi ile hareket etmesi gerekmektedir. Etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde aynı zamanda da terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemek elzemdir. CHP farklı amaçlarla kullanılmaya müsait hale getirilmemeli, o halde bırakılmamalıdır" dedi. "CHP'DE ORTAK AKIL EGEMEN HALE GELMELİDİR" CHP'de ortak aklın egemen hale gelmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti: "Bu çerçevede CHP'de ortak akıl egemen hale gelmelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğini, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel ile görüşerek CHP'nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir. Bu sonuç hem CHP'nin hem de ülkemizin yararına olacaktır. Aynı zamanda da bu tarihi sorumlulukla Sayın Kılıçdaroğlu hem CHP kurumsal kimliğinin hem de CHP'ye gönül vermiş vatandaşlarımızın gönlünde müstesna bir yer edinecektir. Türk siyasetinde kurumsallaşma toplumsal istikrarın, siyasi uzlaşmanın ve milli dayanışmanın en önemli parçasıdır. Etrafımızın ateş çemberiyle sarıldığı bu atmosferde siyasi kaosa sebebiyet verecek güç kavgaları, hizip çatışmaları, parçalanmalar, ufalanmalar hem siyasete hem de demokrasinin güçlenmesine sekte vuracaktır. CHP üzerinden bu yollara girişilmesi ise telafisi imkansız yaralar açabilecektir. Geçmişte yaşanan bu tür olayların yarattığı travmalar Türk siyasi hafızasında saklıdır. Bu bağlamda, Sayın Kılıçdaroğlu'nun alacağı bu karar, istikrar ve CHP'nin birlikteliği açısından daha hayırlı olacaktır." "ANAYASAMIZA GÖRE YARGI TARAFSIZ VE BAĞIMSIZDIR" CHP'nin geleceğinde uzlaşılması en hayırlı yol olacağını söyleyen Bahçeli, "Karar sonrası Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve Sayın Özgür Özel'in yaptığı açıklamalar birlik çerçevesindedir. Ancak bunun CHP ortak iradesine dönüştürülmesi bu çabaları yapıcı kılacaktır. Temennimiz kalabalıklar oluşturarak karşılıklı meydan okumalar yerine her iki genel başkanın bir araya gelerek kanunların, parti tüzüğünün ve mahkeme kararının verdiği imkan çerçevesinde gerekli fedakarlıkları göstermek suretiyle CHP menfaatlerini esas alan ortak bir yol bulmalarıdır. Bunu da geciktirmeden, toplumsal veya parti içi bir karışıklığa yol açmadan yapmalarıdır. Unutulmamalı ki, CHP'nin kurumsal kimliğine, mirasına ve tabanına karşı ihanet noktasına evrilebilecek bir tavır CHP'ye hizmet etmiş insanlar için ağır bir yük olacaktır. Bu aşamada tek yol uzlaşmak; uzlaşmanın temel unsuru da tahriklerden kaçınmak, feragat ve sorumluluk duygusuyla hareket etmektir. Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Güçlü bir siyasi kültüre sahiptir. Anayasamıza göre yargı tarafsız ve bağımsızdır. Türkiye hepimizindir. Bu anlayışla, kurallar ve kurumlar çerçevesinde, sağduyuyla, birlik ve dayanışmayla hareket edilmesi ve CHP'nin geleceğinde uzlaşılması en hayırlı yol olacaktır" sözlerini söyledi.

Bursa’dan İstanbul’a kritik atama! HSK kararnamesinde dikkat çeken detaylar! Haber

Bursa’dan İstanbul’a kritik atama! HSK kararnamesinde dikkat çeken detaylar!

Hakim ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yayımlanan kararname ile 12 hakim ve savcının görev yeri değişti. Karara göre, Amasya Cumhuriyet Başsavcısı Faruk Kaynak, Antalya Cumhuriyet Başsavcısı ise Fatih Kocaman oldu. HSK tarafından yayımlanan kararnameye göre, Pınar Şafak, İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanlığından Bakırköy Hakimliğine; Sadullah Güler, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Üyeliğine; Mesut Bilen, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandı. Gökberk Sunal ise, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Üyeliğine; Semra Tekin Doğan, İstanbul Hakimliğinden İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanlığına; Ramazan Yılmaz Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığından Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine; İdris Arda Aygün, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Üyeliğinden İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandı. Faruk Kaynak, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından Amasya Cumhuriyet Başsavcılığına; Çağlayan Çakmak Kocaman ise Amasya Hakimliğinden Antalya Hakimliğine; Fatih Kocaman Amasya Cumhuriyet Başsavcılığından Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına; Yakup Ali Kahveci, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığından Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine; Mehmet Akif Katırcı ise Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinden Antalya Bölge Adliyesi Cumhuriyet Savcılığına atandı.

Uğur Mumcu davasında 33 yıllık skandal! Firari sanığın arabası Ankara sokaklarında mı? Haber

Uğur Mumcu davasında 33 yıllık skandal! Firari sanığın arabası Ankara sokaklarında mı?

Ankara'da gazeteci Uğur Mumcu'nun 24 Ocak 1993 tarihinde aracına yerleştirilen bombanın patlamasıyla hayatını kaybetmesine ilişkin firari sanık Oğuz Demir'in yargılanmasına devam edildi. Demir adına kayıtlı araç için Emniyet Genel Müdürlüğüne yazı yazılmasına karar verildi. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada maktul Mumcu'nun kızı Özge Mumcu Aybars ve avukatı hazır bulundu. Mahkeme Başkanı dava dosyasına gelen evrakı okumasının ardından Mumcu ailesi avukatına söz verdi. Avukat, sanık Demir adına kayıtlı bir aracın varlığından bahsederek bu araca ilişkin araştırma yapılmasını istedi. Ayrıca Demir ve ailesinin Avustralya'da olduğuna dair bilgiler olduğu belirtilerek iadesi talep edildi. Beyanın ardından mahkeme başkanı ara kararı açıkladı. Buna göre Demir adına kayıtlı olduğu belirtilen aracın ilk tescil tarihinden itibaren trafikte gördüğü işlemlerin niteliğine ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğüne yazı yazılması kararlaştırıldı. Ayrıca sanığın Avustralya'da olma ihtimali bulunduğu kaydedilerek iadesi için gerekli talebin yapılması konusunda Adalet Bakanlığına yazı yazılmasına hükmedildi. Yine Demir'in ailesinin Türkiye'ye giriş yapıp yapmadığının araştırılması için gerekli yerlere yazı yazılması kararlaştırıldı. BİR SONRAKİ DURUŞMA 14 TEMMUZ'A ERTELENDİ. Duruşma sonrası Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştiren CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, "Uğur abinin katledilişinin üzerinden 33 yıl geçti. 33 yıl boyunca hala tam olarak aydınlatılamamış bir dava ile karşı karşıyayız. Oğuz Demir üzerinden tefrik edilen duruşmanın ise bugün 14'üncüsü görüldü. Tevhid-Selam Örgütü'nün 1988-1999 kadar bu memlekette 21 öldürme, yaralama ve bombalama eylemine karıştığını herkes biliyor. Ankara'nın ortasında cephanelik kurduklarını da biliyoruz. Yabancı istihbarat örgütleriyle birlikte faaliyet yaptıklarını da biliyoruz. Sözü edilen kişi yani Oğuz Demir 2000 yılında elini kolunu sallayarak kolluk kuvvetlerinin arasından kaçıyor. Kendisi bir süre sonra eşini ve çocuklarını da yurt dışına götürüyor. Üzerine kayıtlı araba hala Ankara'da dolaşmaya devam ediyor. Sevgili Güldal Mumcu İçişleri Bakan Yardımcısı ile görüşüyor ve orada kişinin İran'da bulunduğuna ilişkin bir istihbari bilgi kendisine bildiriliyor. Ancak bu bilgi jandarmaya, MİT'e ve emniyete sorulan sorulara rağmen mahkeme kayıtlarına girmiş değil. Şimdi mahkeme kayıtlarında eşinin ve çocuklarının Avustralya'dan Türkiye'ye giriş çıkış yaptıklarına dair bilgiler var. O halde Oğuz Demir belki de Avustralya'da. Aramızda ikili anlaşmalar var. Kırmızı bültenle aranan bir caniden bahsediyoruz. Neden bu kişi bugüne kadar yakalanamadı? Birileri o tuğlayı çekmek istemiyorlar mı? Mahkemenin yazdığı müzekkereler ve belgeler ile bu işin 33 yıl boyunca geldiği nokta açıktır. Burada bir siyasi irade eksiği olduğunu görüyoruz. Uğur Mumcu Türkiye'de karanlıkta hiçbir şey kalmasın diye cesur kalemiyle bütün olayların üzerine giden bir gazeteci ve aydındı. Eninde sonunda onun bütün faillerini mutlaka ortaya çıkartacağız ve mutlaka o tuğlayı oradan çekeceğiz. Duvar kimin başına yıkılması gerekiyorsa onun başına yıkılsın. Yeter ki Türkiye aydınlansın. Türkiye'de faili meçhul bir cinayet kalmasın. Failleri belli olanların yakalanamadığı bir memleket olarak Türkiye'ye devam etmesin. Bunun için gayret ediyoruz" ifadelerinde bulundu. 'DAVA GEÇMİŞİ' Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve Muammer Aksoy'un öldürülmesinin de arasında bulunduğu birçok olayı kapsayan "Umut Davası"na ilişkin ilk yargılama Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görüldü. DGM'lerin kapanmasının ardından yargılamaya Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. İlk derece mahkemenin kararının Yargıtay tarafından bozulmasından sonra tekrar görülen davada, 3 sanık "yasa dışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütünü kurmak ve yönetmek" suçundan, 5 sanık ise aynı örgüte üyelikten çeşitli sürelerde hapse mahkum edildi. Bu kapsamda sanıklardan Mehmet Ali Tekin, Hasan Kılıç ve Ekrem Baytap, "silahlı suç örgütü kurma ve yönetme" eylemlerinden 12 yıl 6'şar ay hapisle cezalandırıldı. Sanıklar Abdulhamit Çelik, Fatih Aydın, Yusuf Karakuş, Mehmet Şahin ve Recep Aydın'a ise "silahlı suç örgütü üyesi olmak"tan 6 yıl 3'er ay hapis cezası verildi. Davanın firari sanıklarından Oğuz Demir'in dosyası ayrılarak Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasına devam ediyor.

Milyonlarca emekliyi yakından ilgilendiriyor: Maaş haczinde 'Aynı Gün' engeli Haber

Milyonlarca emekliyi yakından ilgilendiriyor: Maaş haczinde 'Aynı Gün' engeli

Yargıtay, alacaklı tarafından borçlu kişi hakkında başlatılan icra takibinde borçlu kişinin aynı günde aynı dilekçede hem borcu kabul edip hem de "Mallarım üzerine haciz koyabilirsiniz" şeklindeki iznini geçersiz saydı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekçe olarak hukukta haczin ancak takip kesinleştikten sonra yapılabileceğini, önce takibin kesinleşeceğini, sonra haczin talep edileceğini, eğer ikisi aynı anda yapılırsa, 'önceden verilmiş izin' gibi görüldüğü için geçerli olmadığını belirtti. İHA muhabirinin İçtihat Bülteni Uygulaması'ndan edindiği bilgiye göre, borçlu vekili; alacaklı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi yapıldığını ve ödeme emrinin tebliğe çıkarıldığını, müvekkilinin haciz korkusuyla PTT şubesine giderek tebligatı elden aldığını, aynı gün icra müdürlüğüne verdiği dilekçeyle yasal sürelerden feragat ederek emekli maaşının tamamının haczedilmesine muvafakat ettiğini ancak bu muvafakatin geçersiz olduğunu belirterek haczin kaldırılmasını talep etti. Davalı ise şikâyetin reddini talep etti. İLK DERECE MAHKEMESİ, TALEBİ KABUL ETTİ İlk derece mahkemesi, somut olayda muvafakat tarihinde takibin henüz kesinleşmediği, bu şekilde takip kesinleşmeden emekli maaşından kesinti yapılmasına yönelik muvafakatin geçerli olmayacağı gerekçesiyle şikâyetin kabulüne emekli maaşı üzerine konulan haczin kaldırılmasına karar verdi. Karara karşı, davalı alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulundu. Bölge Adliye Mahkemesi istinaf talebini kabul etti ve 'maaşa haciz konulabilir' dedi. Bölge Adliye Mahkemesi, borçlunun Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan aldığı maaşının tamamına haciz konulmasına muvafakat ettiğini bildirdiği, borçlunun ödeme emri tebliğinden sonra lehine işleyecek sürelerden feragatinin sonuç doğuracağı, bu hâliyle hakkındaki takibin kesinleşmesinden sonra verdiği muvafakat beyanının geçerli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle şikâyetin reddine karar verdi. Karara karşı, davacı borçlu vekili temyiz isteminde bulundu. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ, BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ'NİN HÜKMÜNÜ BOZDU Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, aynı dilekçe ile borcun kabul edilerek hacze muvafakat edilmesinin, takibin kesinleşmesi ile aynı anda olduğundan, bir diğer ifade ile takibin kesinleşmesinden sonra olmadığından geçersiz olduğundan bahisle Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü bozdu. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARINDA DİRENDİ Bölge Adliye Mahkemesi, önceki karar gerekçesinin yanında borçlunun hacze ilişkin muvafakati ile takibin kesinleşmesinin aynı anda olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verdi. Direnme kararına karşı süresi içinde borçlu vekili temyiz isteminde bulundu ve dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gündemine taşındı. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU: "BORÇLU TARAFINDAN AYNI DİLEKÇE İLE BORCUN KABUL EDİLEREK HACZE MUVAFAKAT EDİLMESİ, TAKİBİN KESİNLEŞMESİYLE AYNI TARİHTE OLDUĞUNDAN GEÇERSİZDİR" 25 üyeyle toplanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, konuya ilişkin son noktayı koydu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, borçlu tarafından aynı dilekçe ile borcun kabul edilerek hacze muvafakat edilmesi, takibin kesinleşmesiyle aynı tarihte olduğundan haciz için verilen muvafakat geçersizdir diyerek emekli maaşına konulan haczin geçersiz olduğuna karar vererek konuya ilişkin son noktayı koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.