SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yargıtay

Söz Bursa - Yargıtay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yargıtay haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yargıtay'dan emsal karar: 'Şarta bağlı rüşvet suçu oluşmaz' Haber

Yargıtay'dan emsal karar: 'Şarta bağlı rüşvet suçu oluşmaz'

Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 252. maddesi gereği 4 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası olan ‘rüşvet vermek' suçuna dair Yargıtay'dan emsal bir karar çıktı. Şarta bağlı olarak sunulan bir teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağına dikkat çeken Yargıtay 4. Ceza Dairesi, belirlenen şart gerçekleşmediği taktirde rüşvet sözleşmesinin gereği yerine getirilemeyeceğinden anlaşmanın konusunun da kendiliğinden ortadan kalkacağına hükmetti. İddiaya göre, göçmen kaçakçılığı ile uğraşan bir kişi sınırdan göçmen geçirmek için rüşvet pazarlığı yaptı. Göçmenlerin sınırı geçmesi halinde belirli bir bedeli ödemeyi taahhüt etti. Devreye giren güvenlik güçlerinin şikayeti üzerine Cumhuriyet savcılığınca göçmen kaçakçısı için, ‘rüşvet ve hakaret' suçundan soruşturma başlatıldı. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan göçmen kaçakçısına ‘hakaret'ten hapis cezası, ‘rüşvet vermek' suçundan beraat kararı verildi. Kararın istinafa taşınmasıyla devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Sanık avukatının temyiz etmesiyle dava dosyası Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin gündemine geldi. Emsal nitelikte karara imza atan Daire, şarta bağlı rüşvete vurgu yaptı. Kararda şöyle denildi; ‘Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.05.1987 tarihli ve 1987/600 Esas, 1987/245 sayılı Kararında vurgulandığı gibi rüşvet suçunun konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı ortadadır. Somut olayda sanığın sınırdan göçmen geçirdiğine ilişkin delil de elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; şarta bağlı olan teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, anlaşıldığından, Mahkemenin suçun vasfına yönelik tespit ve uygulamasında hukuka aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu tespit edildiği, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmıştır. Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Temyiz isteminin esastan reddine, hükmün onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir'' denildi.

Yargıtay'dan EYT'yi kaçıranlara emsal karar Haber

Yargıtay'dan EYT'yi kaçıranlara emsal karar

Eksik prim günü sebebiyle Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesini kıl payı kaçıran on binlerce kişi hizmet süresi tespit davası açtı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin, işçinin hizmet süresinin yalnızca SGK kayıtlarına göre belirlenemeyeceğine ve akrabalığın tek başına tanık beyanını geçersiz kılmayacağı yönündeki kararı bu davalara yeni bir boyut kazandırdı. Bir üretim tesisinde 1994 yılında işbaşı yapan M.D., 2017 yılı Temmuz ayında hastaneye gittiğinde sigortasının yatırılmadığını öğrenince hayatının şokunu yaşadı. Bunun üzerine iş sözleşmesini feshedip işten ayrılan M.D., İş Mahkemesi'nin kapısını çaldı. Ücret bordrolarının asgari ücretten düzenlendiğini, ödenmeyen ücret alacakları bulunduğunu, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ücreti, ücret ve yıllık ücretli izi alacaklarının tahsili talebiyle dava açtı. Davalı işletmeci, davacının sigorta işe giriş beyannâmeleri ile işten çıkış beyannâmeleri arasındaki dönemlerde, bordrolarda gösterilen ve sigortaya bildirilen asgari ücret ile çalıştığını, 2017'de istifa ettiğini, işlerinin az olması nedeni uzun yıllardır sezonluk olarak çalıştığını savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, davacının davalı işyerinde 1995-2017 tarihleri arasında kesintisiz olarak 23 yıl 2 ay çalıştığı, iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı sebeple feshedildiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, ayrıca ücret ve yıllık ücretli izin talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Kararı davalı işveren avukatı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi, hizmet süresini ispat yükünün davacıda olduğu ve yazılı delil bulunmadığında tanık beyanlarına göre sonuca gidilmesi gerektiğine dikkat çekti. Davacı tanıklarının davacının yakın akrabası olduğu ve fesih dönemine kadar davacı ile birlikte çalışmalarının da bulunmadığı, bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının kesintili olarak 13 yıl 2 ay 25 gün çalışması bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Kararı davacı işçi temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Bilirkişi raporunda tanık anlatımları ve dosya kapsamına göre 1. seçenekte davacının 23 yıl 2 ay ve 2. seçenekte SGK kayıtları doğrultusunda 13 yıl 2 ay ve 25 gün üzerinden hesaplama yapıldığı hatırlatıldı. İş Mahkemesi'nin davacının çalışmasının tanık beyanlarına göre kesintisiz olarak 23 yıl 2 ay olduğu kabul edilen 1. seçeneğe itibar edildiği vurgulandı. Bölge Adliye Mahkemesi'nin ise davacı tanıklarının davacının kardeşi olduğu ve fesih dönemine kadar davacı ile birlikte çalışmalarının da bulunmadığı, bu nedenle SGK kayıtlarına göre davacının kesintili olarak 13 yıl 2 ay 25 gün çalıştığı kabul edilerek bilirkişi raporundaki 2. seçeneğe göre sonuca varıldığı dile getirildi. Yargıtay'ın, eksik gün sayısı sebebiyle EYT'yi kıl payı kaçıranlara müjde niteliğindeki kararda şu ifadelere yer verildi; "Dosya kapsamında davacının kardeşi olduğunu beyan eden davacı tanıklarından İ.D, davalı işyerinde 1989 yılı sonlarında çırak olarak çalışmaya başladığını, 1993 yılından Şubat 2006 tarihine kadar üretim bölümünde kesici olarak çalıştığını beyan etmiştir. Davacının davalı işyerinde kendisi aracılığıyla Nisan-Mayıs 1994 aylarında çalışmaya başladığını ifade etmiş; davacının ilk işe giriş tarihi ve davalı işyerinde kesintisiz çalışma olgusunu doğrular mahiyette beyanda bulunmuştur. Davacı tanığı İ.D'nin davacıyla akrabalık ilişkisi tek başına tanık olarak beyanına itibar edilmemesini gerektiren bir husus olmadığından ve tanığın davalı işyerindeki hizmet süresi nazara alındığında dosyadaki mevcut ispat durumuna göre; davacının davalı işyerinde 01.05.1994 tarihinden 31.01.2006 tarihine kadar kesintisiz şekilde çalıştığı kabul edilmeli ve sonraki çalışma dönemleri için SGK kayıtlarına itibarla sonuca gidilmelidir. Kararın bozulmasına Bölge Adliye Mahkemesi'ne dosyanın gönderilmesine oy birliği ile karar verilmiştir." Öte yandan kararda, çalışma süresinin belirlenmesinde şu kayıt ve delillerin dikkate alınabileceği ifade edildi; "SGK kayıtları, işveren ve işyeri kayıtları, işyerine giriş ve çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, işyerinde çalışan kişilerin tanıklıkları, komşu işyerlerinde çalışanların tanıklıkları ve dosya kapsamındaki diğer deliller."

Balık çiftliğinde yüzerken boğulan işçi için Yargıtay'dan emsal karar Haber

Balık çiftliğinde yüzerken boğulan işçi için Yargıtay'dan emsal karar

İş kazalarına dair Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nden emsal bir karar çıktı. Yüksek Mahkeme; balık çiftliğindeki görevini tamamladıktan sonra iş yerinin yakınlarında yüzerken beli tutulup boğulan işçinin ölümünün iş kazası olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti, olayın bir görevlendirme kapsamında gerçekleşmediğine vurgu yaptı. Çalıştığı balık çiftliği yakınlarında denizde boğularak hayatını kaybeden Z.Y.’un yakınları 5. İş Mahkemesi’ne müracaat ederek ölümün iş kazası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdiler. Sosyal Güvenlik Kurumu ile diğer davalı ise ölüm olayının iş kazası niteliğinde bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etti. İş Mahkemesi, davacıların talebini kabul ederek ölüm olayının iş kazası olduğuna karar verdi. Kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurularını esastan reddetti. Bunun üzerine karar, davalı işveren vekili ile Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edildi. Görevlendirme yoktu Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, merhum sigortalının, işverene ait balık çiftliğinde çalışmakta olup iş veren tarafından temin edilen tekne ile balık havuzlarında bulunan balıklara yem verdikten sonra işveren tarafından konulan konteynere yemek yemek için çekildiğini hatırlattı. Yemekten sonra yüzmek amacıyla limanda gemilerin demirli olduğu kısma tekne ile gittiği, burada denize atlayarak yüzdüğü sırada belinin tutulması sonucu hareketsiz kalıp boğulduğu vurgulandı. Sigortalının kaza geçirdiği yerin davalıya ait iş yeri sınırları içerisinde olmadığı, iş veren tarafından herhangi bir görevlendirmenin bulunmadığı dile getirdi. Olayın; 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereği olayı iş kazası olarak değerlendirilip kabul kararı verilmesi mümkün olmadığı belirtildi. Bölge İdare Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, doyanın yeniden İş Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmedildi.

Yargıtay noktayı koydu: Sendika Başkanını eleştiren işçi tazminatını alacak Haber

Yargıtay noktayı koydu: Sendika Başkanını eleştiren işçi tazminatını alacak

Tofaş Otomobil fabrikasında çalışan işçi, üyesi olduğu sendika başkanı hakkında sosyal medyadan yaptığı yorum iddiasıyla tazminatsız kapı önüne konuldu. Yıllar süren davada son sözü söyleyen Yargıtay, sendika başkanına yönelik söyleminin işveren açısından 4857 sayılı Kanun’un 25/II-(e) hükmünde yer alan doğruluk ve bağlılığa uymayan eylem boyutunda olmadığına hükmeden İş Mahkemesi kararını onadı. Bursa’da bir işçi tam 14 senedir çalıştığı otomobil fabrikasından, üyesi olduğu sendikanın genel başkanına hitaben sosyal medya hesabından yaptığı yorum sebebiyle tazminatsız işten kovuldu. İş Mahkemesi’nin yolunu tutan işçi; sosyal medya platformunda, bağlı olduğu sendika başkanı hakkında yaptığı paylaşımın şirketin kurumsal kimliğine ve etik kurallarına aykırı olması ile işyerindeki barış ve huzur ortamını zedeler mahiyette olması nedeniyle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II hükmü uyarınca tazminatsız feshedildiğinin bildirildiğini öne sürdü. Paylaşım yapıp yapmadığını dahi hatırlamadığını, tazminatları ödenmeden işten çıkartılmasının hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, nitekim davalı tarafça başka herhangi bir neden sunulamadığını ileri süren çalışan kıdem ve ihbar tazminatlarının hüküm altına alınmasını talep etti. Davalı fabrika yönetimi; işyerinde yetkili bulunan sendika başkanına hitaben, "Patronun kölesi, patron ne derse onu yapar" ibarelerini kullandığının tespit edildiğini, bu tür hakaret içeren yorumları ile davalı Şirketin etik ilkelerine aykırı davrandığını ileri sürdü. Davacının ayrıca toplu iş sözleşmeleri görüşmeleri esnasında bu tür hakaret içeren yorumları yaparak işyerindeki huzur ve barış ortamını da zedelediğini, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, ücretinin bordrolarda görüldüğü gibi olduğunu belirterek davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, davanın kabulüne hükmetti. Davacı tarafından sosyal medya hesabında işyerinde yetkili sendika başkanı hakkında bir kısım cümleler sarf ettiği tespit edilmiş ise de 4857 sayılı Kanun’da işveren tarafından haklı fesih nedenlerinin sınırlı olarak sayıldığına dikkat çekildi. Sendika Başkanına sosyal medyadan eleştiri niteliğinde sözler sarf edilmesi sınırlı sayıda sayılan bu nedenlerden biri olmadığından davacının iş sözleşmesinin bu nedenle feshedilmiş olması karşısında davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği belirtildi. Karar istinafa taşınınca devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), feshin davacının paylaşımların Tofaş Kurumsal Kimliği ve Etik Kurallarına aykırı olması ile işyerindeki barış ve huzur ortamını zedeler mahiyette olması’ gerekçelerine dayandırıldığına vurgu yaptı. BAM, İş Mahkemesi hükmünü kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verdi. Davacı kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. Davacı işçinin mensubu olduğu Sendika başkanına yönelik sosyal medya paylaşımı sebebiyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de varılan sonucun dosya kapsamına uygun olmadığı hatırlatıldı. Yargıtay kararında şöyle denildi: ‘’Sendika Başkanına yönelik söyleminin işveren açısından 4857 sayılı Kanun’un 25/II-(e) hükmünde yer alan doğruluk ve bağlılığa uymayan eylem boyutunda olmadığı değerlendirilmiştir. Kaldı ki davacı tarafın, davalı işyeri çalışanı olmayan Sendika Başkanına yönelik belirtilen söylemi nedeniyle iddia olunduğu gibi toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ne surette olumsuzluk yaşandığı hususu somut olarak ortaya konulamamıştır. İşyerindeki çalışma barışının bozulduğu olgusu da dosya kapsamına göre sübut bulmamıştır. Bu nedenle davalı işveren, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği yönündeki iddiasını ispatlayamamış olup davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığının kabulü gerekmektedir. Bu yön gözetilmeden, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Restoranda 'Canım, Balım' diyen müdüre yargıtay şoku Haber

Restoranda 'Canım, Balım' diyen müdüre yargıtay şoku

Kadın müşterilere, "canım, balım, bekar mısın?" diye asılan restoran müdürü tazminatsız kapı önüne konuldu. Yıllar süren davada son noktayı koyan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, İş Mahkemesi'nin kararını onadı. Bir restoranda müdürlük yapan kişi, iddiaya göre çalışma arkadaşlarına ve kadın müşterilerine ‘Canım, balım' diyerek rahatsızlık verdi. İşletmenin huzurunun bozulduğunu fark eden restoran sahibi müdürü kapı önüne koydu. İş Mahkemesi'nin kapısını çalan S.M., ‘Canım-balım' gibi sözler söylediği iddia edilerek tacizle suçlandığını, ancak hiçbir müşteri ile böyle bir konuşmanın geçmediğini, işyerinde çalışan arkadaşlar arasında dinlenme alanında geçen sohbetlerden alınarak suçlu duruma düşürülmeye çalışıldığını öne sürdü. Sözlü savunma yaptığını fakat yazılı savunmasının alınmadığını ileri sürerek Sosyal Güvenlik Kurumu'na (46) kod numarası ile bildirilen işten çıkarılma sebebinin düzeltilmesini talep etti. Davalı işletme sahibi ise davacının yeme içme sektöründe faaliyet gösteren restoran müdürü olarak çalıştığını, işyerine uygun olmayan davranış ve beyanları ile çalışma ortamında rahatsızlıklara sebebiyet vererek iş akışını aksatması nedeniyle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25/II-(e) hükmü uyarınca haklı nedenle feshedildiğini dile getirdi. İşyerinin üç ayrı çalışanı tarafından yapılan bildirimlerde işçinin çalışma arkadaşlarına "aşkım, canım" gibi sözler sarf ettiğini, fiziksel temasta bulunmak suretiyle kendi eli ile içecek içirmeye çalıştığını, restorana gelen bir kısım müşteriler hakkında "evlilik düşünürler mi?" diye uygunsuz sözler sarf ettiğinin belirlendiğini kaydetti. Davalı işletmeci, "Çalışanların işyerine ziyarete gelen yakınları ile ilgili ‘bekar mı?' ‘bana ayarlar mısın?' şeklinde rahatsızlık verici tarzda konuştuğu, ikaz edildiği hâlde konuşmalarını sürdürdüğü, davacının davranışlarının doğruluk ve bağlılığa uymadığını, muhatabını rahatsız edecek nitelikte olduğunu tespit ettik. Çalışanların şikâyetlerinin yazılı tutanak altına alındığını ve davacıdan savunmasının istendiğini, davacının savunma talebine ilişkin bildirimi imzalamaktan imtina ettiğini, bunun üzerine iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'un 25/II-(e) hükmü uyarınca haklı nedenle feshine karar verildiğini düşünüyoruz" dedi. İş Mahkemesi; davacının, davalı işveren tarafından SGK'ya gösterilen işten çıkış kodunun değiştirilmesini talep ettiği, dinlenen tanık beyanları ile sabit olduğu üzere davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, itirazı geri çevirdi. Karar temyiz edilince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Kararda, "Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı asıl tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. İlk derece mahkemesinin kararının onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir" denildi.

İş Dünyasında yeni dönem: Sözleşmelerde imza kriteri değişti Haber

İş Dünyasında yeni dönem: Sözleşmelerde imza kriteri değişti

Sayfalar dolusu iş sözleşmelerinde imza ve kaşe atmanın hayati önem taşıdığına dikkat çeken Yargıtay, emsal bir karara imza attı. İş sözleşmesinin geçerli olması için metindeki her sayfanın ayrı ayrı imzalanmasının zorunlu olmadığı, sözleşmenin hukuken bağlayıcı olması adına, tarafların iradesini yansıtan metin bütünlüğünün sağlanması ve sözleşmenin son sayfasının imzalı ve kaşeli olmasının yeterli olduğu vurgulandı. Bir şirkette çalışan usta, maaşın yanı sıra fabrikanın bir bölümünün satışı konusunda anlaşıp, sözleşme imzaladı. Usta; sözleşmeye rağmen mülkü alamayınca mahkemenin yolunu tuttu. Davalı şirket, sayfalarca sözleşmenin tamamında şirket yetkilisinin imza ve kaşesinin olmadığını, bu yüzden satışın geçersiz olduğunu öne sürdü. Tarafları dinleyen mahkeme, sözleşmenin her sayfasında imza olmadığı gerekçesiyle satışı iptal etti. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Mağdur alıcı bu kez kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. İş sözleşmesinin her sayfasında imza bulunmasının zorunlu olmadığı son sayfadaki imzanın sayfaların birbirini takip ettiğinin anlaşılması halinde bağlayıcı olduğu hatırlatıldı. Kararda şöyle denildi: ‘Dosya içeriğine göre belirsiz süreli iş sözleşmesi ile birlikte davacıya ücret dışında 250 bin TL tutarında hizmet bedeli ödenmesi kararlaştırılmış; bu bedelin karşılığında iş sözleşmesinde belirtilen adreste yer alan bağımsız bölümün işçiye devri konusunda anlaşma yapılmıştır. Sözü edilen iş sözleşmesinin bütün sayfaları davalı işverence imzalı olup son sayfada ayrıca davalı Şirketin kaşesi de yer almaktadır. İş sözleşmesinin tüm sayfalarının imzalı olması karşısında; Mahkemelerce, son sayfa dışındaki sayfalarda davalı işverenin kaşesi olmadığı gerekçesiyle talep konusunun dayanağını teşkil eden sözleşme hükmüne değer verilmemesi doğru olmamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması, İş Mahkemesi hükmünün bozulmasına oy birliği ile karar verildi.’’

HSK Kararnamesi yayımlandı: 33 ilin başsavcısı değişti Haber

HSK Kararnamesi yayımlandı: 33 ilin başsavcısı değişti

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından Adli ve İdari Yargı 2026 Yılı Ana Kararnamesi yayımlandı. Kararname ile beraber 33 ilin başsavcı değişti. Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi tarafından, Adli ve İdari Yargı 2026 Yılı Ana Kararnamelerine ilişkin çalışmalar, 12 Haziran 2026 tarihi itibarıyla tamamlanarak karara bağlandı. Kararname ile birlikte, 4 bin 608 adli yargı ve 359 idari yargı personelinin görev yeri değişti. Kararnameye göre 33 ilin başsavcısı ve 27 ilin komisyon başkanı değişti. Kararnameye göre Mardin Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Akbulut, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çakmak, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına; Düzce Cumhuriyet Başsavcısı Yasin Emre, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ferhat Deniz, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına; Alanya Cumhuriyet Başsavcısı Ali Öztürk, Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığına; Çorlu Cumhuriyet Başsavcısı Bilgehan Yücel, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına; İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Necati Kayaközü, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığına; Eskişehir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Savaş Kılıç, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına; Kütahya Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Uzun, Konya Cumhuriyet Başsavcılığına; İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı Necati Kurçenli, Artvin Cumhuriyet Başsavcılığına; Bafra Cumhuriyet Başsavcısı Olcay Aksoy, Sinop Cumhuriyet Başsavcılığına; Niğde Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Mustafa Süren, Ordu Cumhuriyet Başsavcılığına; Mersin Cumhuriyet Başsavcı Vekili Tolga Han Altınay, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına; Batman Cumhuriyet Başsavcı Vekili Barış Arıduru Batman Cumhuriyet Başsavcılığına; Osmaniye Cumhuriyet Başsavcısı Uygur Kaan Arısoy, Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına; Boyabat Cumhuriyet Başsavcısı Uğur Akın, Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına; Erzurum Cumhuriyet Savcısı İbrahim Yusufoğlu, Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına; İskenderun Cumhuriyet Başsavcısı Muhammet Emin Ünalan, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına; Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar, Muş Cumhuriyet Başsavcılığına; Nizip Cumhuriyet Başsavcısı Erhan Birol, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına; Tokat Cumhuriyet Başsavcısı Yunus Emre Büyükyurt, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığına; Bitlis Cumhuriyet Başsavcısı Emre Genç, Bilecik Cumhuriyet Başsavcılığına; İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hakan Hanay, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına; Alaşehir Cumhuriyet Başsavcısı Aydın Tuncay, Niğde Cumhuriyet Başsavcılığına; Samandağ Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Avcı, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığına; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekili Özgür Celbek, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığına; Mustafakemalpaşa Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Canik, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına; İzmir Cumhuriyet Savcısı Fazıl Kandemir, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığına; Bartın Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Rüfai Şahin, Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığına; Artvin Cumhuriyet Başsavcısı Murat Çalış, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına; İnebolu Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Turan, Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına; Ağrı Cumhuriyet Başsavcısı Adem Çalış, Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığına ve Hınıs Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Tuğrul, Bartın Cumhuriyet Başsavcılığına atandı. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına 160, Bölge Adliye Mahkemesi Üyeliğine 471, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına 80, Bölge Adliye Mahkemesi Daire Başkanlığına 113, Yargıtay Tetkik Hâkimliğine 12 ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığına 15 atama yapıldı. Kararnameye göre İstanbul Ticaret Mahkemeleri, İstanbul Adliyesine birleştirilerek tek çatı altında 30 mahkeme olarak faaliyetine devam edecek. Besni ve Suşehri'ne ilk kez Asliye Ceza Cumhuriyet Başsavcısı ataması yapıldı. Serik, Ortaca, Suşehri ve Sandıklı adliyelerine ilk kez Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ataması yapılarak bu ilçeler ağır ceza merkezi haline dönüştürüldü. Kararname detayları, HSK resmi internet sitesinde (http://hsk.gov.tr) yayımlandı.

Yargıtay son noktayı koydu: ‘Tosbağa, Kedi’ ağır kusur; ‘Kel-Fodul’ hafif kusur! Haber

Yargıtay son noktayı koydu: ‘Tosbağa, Kedi’ ağır kusur; ‘Kel-Fodul’ hafif kusur!

Bir boşanma davasının temyiz müracaatını değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadına, ‘Tosbağa, kedi’ diyen erkeği ağır kusurlu bulup, tazminata hükmetti. Daire, oy birliği ile verdiği kararla eşine ‘kel-fodul’ diyen kadını ise hafif kusurlu saydı. Aile Mahkemesi’nin yolunu tutan genç kadın, kocasının, psikolojik ve sözlü saldırıda bulunduğunu, ilgisiz ve sorumsuz olduğunu, kendi ailesi ve kardeşleri ile görüşmemesi konusunda baskı yaptığını öne sürdü. Onların eve gelmesini istemediğini, hatta telefonla iletişim kurmalarına dahi müdahale ettiğini, bu hususta tartışma çıktığında da davacının ailesine ve kardeşlerine ağza alınmayacak küfür ve hakaretler ettiğini, kimsenin evine gelip gitmesine müsaade etmediğini dile getirdi. Kocasının kazancını sadece kendisi için harcadığını, başka kadınlarla görüşerek sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediğini, psikolojik ve sözlü şiddet uyguladığını belirterek 100 bin TL maddî ve 100 bin TL de manevî tazminata karar verilmesini talep etti. Mahkemede ifade veren davalı koca da eşinin iddialarının doğru olmadığını, davacının dominant özelliğe sahip olduğunu, normal bir ailede olabilecek tartışmaların dışında olağanüstü bir durumun olmadığını, boşanma davasının reddini talep etti. Davalı erkeğin evin geçimine yeterince katkı sağlamadığına, eşinin ve çocuğun ihtiyaçlarını yeterince karşılamadığına dikkat çeken Aile Mahkemesi, kadına ‘tosbağa, kedi’ diyen, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan kocanın ağır kusurlu olduğuna hükmetti. Davacı kadının ise erkeğe "sen erkek misin, terli kokarca, kel, fodul, soğan erkeği" dediği, evi işlerini ihmal ettiği, birlik görevlerini yeterince yerine getirmediği, kocasının ailesini evinde istemediği gerekçesiyle erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğuna karar verdi. Kadın için 40 bin TL maddî, 45 TL manevî tazminata hükmedildi. Kararı taraf avukatları istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, evlilikte geçen süre, boşanmaya yol açan olaylardaki davalı erkeğin kusurunun mahiyeti sebebiyle tazminatı az buldu. Paranın alım gücü, boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamı dikkate alan BAM, davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevî tazminat miktarının yetersiz kaldığı gerekçesi ile kadının kusur belirlemesi ve tazminatların miktarı yönünden istinaf talebinin kabulüne, kadın yararına 100 bin TL maddî ve 100 TL manevî tazminat ödenmesine, erkeğin tüm istinaf taleplerinin esastan reddine verdi. Davalı erkek kararı temyize taşıyınca devreye giren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nden kadına ‘tosbağa, kedi’ diye hakaret eden kocaya kötü haber geldi. Daire, BAM kararını yasaya uygun bulup onadı.

Bahçeli’den Kılıçdaroğlu’na tarihi çağrı: "Özgür Özel’le görüş, istifa et" Haber

Bahçeli’den Kılıçdaroğlu’na tarihi çağrı: "Özgür Özel’le görüş, istifa et"

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Mahkeme kararıyla, iddia olunduğu gibi Sayın Kılıçdaroğlu'nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada 'yargı kararını tanımıyoruz' gibi çıkışlar boşunadır ve de gereksizdir" dedi. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, özel bir televizyon kanalına açıklamalarda bulundu. MHP Lideri Bahçeli açıklamasında, "21 Mayıs 2026, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı vermiştir. Bu karar, söz konusu kurultayın baştan itibaren hukuken geçersiz sayılması anlamına gelmektedir. Mahkeme ayrıca bu kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu süreçte alınan kararların da hükümsüz olduğuna hükmetmiştir. Karar kapsamında Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, kurultay öncesindeki yönetimin, yani Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının, karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmesine hükmetmiştir. Kararın YSK'ya, ilgili seçim kurullarına ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir" ifadelerine kullandı. "KARARIN EN ÖNEMLİ SONUCU CHP'DE YÖNETİM YETKİSİ KONUSUNDA CİDDİ BELİRSİZLİK YARATMASIDIR" Mutlak butlan kararının en önemli sonucunun CHP'de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi belirsizlik oluşturması olduğunu söyleyen Bahçeli, "Kararın en önemli sonucu, CHP'de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmasıdır. Karar taraflara tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz başvurusu yapılabilecektir. Nitekim, gerekli itirazın yapıldığı açıklanmıştır. Kamuoyunun bildiği üzere 4-5 Kasım 2023 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Olağan Kurultayı gerçekleşmiş, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile Sayın Özgür Özel Cumhuriyet Halk Partisinde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girmişlerdir. Sayın Özgür Özel'in Genel Başkan olarak seçildiği kurultay, usulsüzlük iddialarıyla ve iptal talebiyle bazı CHP delegeleri tarafından mahkemeye taşınmıştır. 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi söz konusu kurultaya dair usulsüzlük iddialarının sübut bulduğu gerekçesiyle mutlak butlan kararına hükmetmiş; karar kesinleşinceye kadar Özgür Özel ve yönetimi tedbiren görevinden uzaklaştırılmış, eski genel başkan sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi karar kesinleşinceye kadar göreve iade edilmiştir" diye konuştu. "YARGI KARARINI TANIMIYORUZ GİBİ ÇIKIŞLAR BOŞUNADIR VE DE GEREKSİZDİR" MHP Grup Toplantısında söylediği sözleri hatırlatan Bahçeli, şunları kaydetti: "5 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Grup Toplantımız sonrasında CHP'nin mutlak butlan davası hakkında görüşümüz gazeteciler tarafından sorulduğunda kendilerine ‘CHP, Cumhuriyet'in kurulduğu günden bu yana var olan en önemli siyasi kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veya farklı amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz.' demiştim. Geldiğimiz noktada haklılığımız ortaya çıkmıştır. Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun hareket etmekle, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek, CHP'nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşıma iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır. Bilindiği gibi 5 Kasım 2024 CHP büyük kurultayında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile Sayın Özgür Özer Cumhuriyet Halk Partisinde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girdiler. O günkü şartlarda kongrede CHP delegelerinin iradesinin Sayın Özgür Özel'den yana olduğu seçim kurulu tarafından ilan edilmiş ve Sayın Özel CHP genel başkanı seçilmiştir. Kongrenin ardından ise delegeler üzerinde yapılan usulsüzlükler nedeniyle kongrenin iptal edilmesi yönünde dava açılmıştır. Kongrenin yok sayılması talebiyle açılan dava 21 Mayıs günü neticelenmiş ve söz konusu büyük kongre iddia olunan usulsüzlüklerin subut bulduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Mahkeme kararıyla, iddia olunduğu gibi Sayın Kılıçdaroğlu'nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada yargı kararını tanımıyoruz gibi çıkışlar boşunadır ve de gereksizdir." "CHP KURUMSAL KİMLİĞİNİ KORUMAK HERKES İÇİN ESAS OLMALIDIR" Karara direnmek yerine CHP kurumsal kimliğinin korunmasının esas alınması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, "Direnmek yerine, Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP kurumsal kimliğini korumak herkes için esas olmalıdır. Bunun için öncelikle tarafların sağduyu ile, CHP ortak paydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesi ile hareket etmesi gerekmektedir. Etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde aynı zamanda da terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemek elzemdir. CHP farklı amaçlarla kullanılmaya müsait hale getirilmemeli, o halde bırakılmamalıdır" dedi. "CHP'DE ORTAK AKIL EGEMEN HALE GELMELİDİR" CHP'de ortak aklın egemen hale gelmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti: "Bu çerçevede CHP'de ortak akıl egemen hale gelmelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğini, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel ile görüşerek CHP'nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir. Bu sonuç hem CHP'nin hem de ülkemizin yararına olacaktır. Aynı zamanda da bu tarihi sorumlulukla Sayın Kılıçdaroğlu hem CHP kurumsal kimliğinin hem de CHP'ye gönül vermiş vatandaşlarımızın gönlünde müstesna bir yer edinecektir. Türk siyasetinde kurumsallaşma toplumsal istikrarın, siyasi uzlaşmanın ve milli dayanışmanın en önemli parçasıdır. Etrafımızın ateş çemberiyle sarıldığı bu atmosferde siyasi kaosa sebebiyet verecek güç kavgaları, hizip çatışmaları, parçalanmalar, ufalanmalar hem siyasete hem de demokrasinin güçlenmesine sekte vuracaktır. CHP üzerinden bu yollara girişilmesi ise telafisi imkansız yaralar açabilecektir. Geçmişte yaşanan bu tür olayların yarattığı travmalar Türk siyasi hafızasında saklıdır. Bu bağlamda, Sayın Kılıçdaroğlu'nun alacağı bu karar, istikrar ve CHP'nin birlikteliği açısından daha hayırlı olacaktır." "ANAYASAMIZA GÖRE YARGI TARAFSIZ VE BAĞIMSIZDIR" CHP'nin geleceğinde uzlaşılması en hayırlı yol olacağını söyleyen Bahçeli, "Karar sonrası Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve Sayın Özgür Özel'in yaptığı açıklamalar birlik çerçevesindedir. Ancak bunun CHP ortak iradesine dönüştürülmesi bu çabaları yapıcı kılacaktır. Temennimiz kalabalıklar oluşturarak karşılıklı meydan okumalar yerine her iki genel başkanın bir araya gelerek kanunların, parti tüzüğünün ve mahkeme kararının verdiği imkan çerçevesinde gerekli fedakarlıkları göstermek suretiyle CHP menfaatlerini esas alan ortak bir yol bulmalarıdır. Bunu da geciktirmeden, toplumsal veya parti içi bir karışıklığa yol açmadan yapmalarıdır. Unutulmamalı ki, CHP'nin kurumsal kimliğine, mirasına ve tabanına karşı ihanet noktasına evrilebilecek bir tavır CHP'ye hizmet etmiş insanlar için ağır bir yük olacaktır. Bu aşamada tek yol uzlaşmak; uzlaşmanın temel unsuru da tahriklerden kaçınmak, feragat ve sorumluluk duygusuyla hareket etmektir. Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Güçlü bir siyasi kültüre sahiptir. Anayasamıza göre yargı tarafsız ve bağımsızdır. Türkiye hepimizindir. Bu anlayışla, kurallar ve kurumlar çerçevesinde, sağduyuyla, birlik ve dayanışmayla hareket edilmesi ve CHP'nin geleceğinde uzlaşılması en hayırlı yol olacaktır" sözlerini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.