Kapadokya’yı arama motorlarında aradığınız zaman karşınıza İngilizce olarak “Türkiye’de bir bölge” diye çıkıyor. Kayseri biraz büyük yazılmış. Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Nevşehir’i kaplıyor. Konya’dan Eşmekaya’yı da alıyor. Kapadokya Alan Başkanlığı haritasında henüz nokta nokta olarak işaretlense de bölge belli.
“Kutsal Kitap” misyonerleri Kapadokya bölgesi ile ilgili bilgi verirken “Orta Anadolu”nun milattan önce ikibin yılında Hitit yerleşkesi olduğunu ifade ederler. Daha sonra Asur, Pers ve “Yunan”lılardan bahsederler. Yunan etkisinin yerel geleneklere “sızdığından” bahseder. Bunun da bölgenin kültürel zenginliğine katkı sağladığını ifade etmektedir. Bu kaynağa göre Helenistik dönem Kapadokya’ya mimarisiyle, sanatıyla, diliyle damgasını vurmuştur.
Hıristiyanlık öncesi yerel halk Persçe “güzel atlar diyarı” anlamına gelen kapadokya ismi ile adlandırılmışlardır. Mühendislik harikası olan Derinkuyu ve Kaymaklı yer altı şehirleri Hristiyanlık öncesi eserlerdir. Bölgeye milattan sonra birinci yüzyılda Hristiyanlığın gelişi daha çok sığınma, gözden ırak güvenli yerler bulma amaçlıdır. Havari Pavlus’un ve dördüncü yüzyılda Hristiyan babaların misyonerlik faaliyetlerinden bahsedilir.
Yumuşak taşlara işlenen Hristiyan freskler sadece İncil’den anlatımları aktarmadığı ayrıca Kapadokya sanatındaki Yunan, Roma, Bizans birleşimini de gösterdiği ifade edilir.
Onbirinci yüzyılda Anadolu’ya Selçukluların gelişleri ile bölgede Hristiyanlık etkisi azalır ve İslam öne çıkar. Kutsal Kitap misyonerlerinin son değerlendirmesi “ama hatıralar bulunabilir” şeklindedir.
Sahi Kapadokya bir il mi, yoksa ilçe mi?
Kültür Bakanlığı’nın sitesinde “Kapadokya” geniş geniş anlatılmakta. Kanunu 2019’da çıkan Kapadokya Alan Başkanlığı var. Bir vakıf üniversitesi olan Kapadokya Üniversitesi var. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi bile Nevşehir (Kapadokya) diye bilgi veriyor. Nevşehir Valiliği Kapadokya’nın tamamına sahip çıkmıyor, yan illerle paylaşıyor. “Nevşehir ili Kapadokya bölgesindedir”. Hepsinin adındaki Kapadokya aslında bölge insanının ağzına sürülen birer turizmden kazanma zenginlik balı. Baldan sonrası ne olur bilemem.
Şimdi bizbize değerlendirelim. Kendi hikayenizi yazmazsanız masallara inanır, üç kuruşa inandığınız değerler, beslendiğiniz kültür dışında savunduklarımız olur. “Turist gelecek de gözleme satacağız” diye bize ait olmayan değirmenlere su taşırız.
Yakın zamana kadar Orta Anadolu’dan Yunanistan’a giden mübadiller, kendilerine “Karamanlı”, dillerine de “Karamanlıca” diyen Ortodoks Türklerdi. Yüzyıl içinde kimlikleri Kapadokyalı oldu. “Yasak” geldi. Derneklerinin isimleri değişti. Roma ve Osmanlının bir parçası iken Helen (Yunan) kültürünün bir parçası oldular. Babadan duyma son Karamanlı nesil de tası tarağı toplayıp gidince geriye sadece kulaktan duyma Kapadokyalılar kalacak.
Yunanistan’ın bağımsızlığı sonrasında tamir edilen yada yapılan şimdi cami olan kiliseler var. 1832 tarihini taşıyan Hançerli Kilisesi bunlardan birisi. “Karamanlıca kitabesi olan yapı sağlamdır” değerlendirmesi Niğde Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü bilgi notunda yer almakta. Bugün Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın imzası ile cami olan Fertek Kilisesi ve Yeşil Burç Kilisesi için de aynı “Karamanlıca” değerlendirmeleri yer alır.
Grek harfleri ile Türkçe yazılan Karamanlıca kitabeler tamir ettirilerek Turizme açılan yerlerde hak edildikleri şekilde yerlerine asılmalıdır. En azından görünür şekilde açıklama tabelaları konmalıdır.
Bilindiği gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de idari sistem iller bazında örgütlendiği için bölge yapılanmasına izin verilmiyordu. Bugünkü “yedi bölge” çalışmasını Türkiye gündemine getiren kim olursa olsun yirmiye yakın yabancı bilim adamının da katıldığı 1941 yılında toplanan birinci coğrafya kongresinde tamamen coğrafi kaygılarla oluşturuldu.
Masumane bir yaklaşımla coğrafya dersine iklim anlatılırken faydalanmak üzere yerleştirildi. Bugün de anaokulundan itibaren halk bu bilgilerle büyütüldü. Hava durumu anlatımlarında bile büyütülmeye çalışıldık. Büyütülebilmek için ise uyutulmamız gerekiyordu.
Uyutulduk, büyütüldük ve “sızmalarla” çok şey kabullendik.
Peki bugün bu coğrafi iklim haritasının hafızalarda siyasi bir karşılığı var mı sizce. Bence var. Hatta coğrafi bölge diye bize yutturulan haritadaki coğrafi benzerliklerden de öte.
1941 yılından önce de bu tür harita oluşturmaları vardı ve devletin içinde zamanla yapılandı.
Kenan Evren, Almanya’yı keşfettiği zaman eyaletlerin faziletlerini öğrenmiş ve önermişti. Hatta biraz daha ileri gitmiş “Türkiye mutlaka otuz yıl içinde eyalet sistemine geçecek” demişti. “Bizim çcukların başı” isim konusunda dikkatli davranmış toplumu incitmemeye çabalamıştı. Kurulacak eyaletlerin “Ankara, İzmir, İstanbul, Adana, Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir” olabileceğini ifade etmişti. Hakikaten masumane bir yapılanma değil mi? Hüdapar ve Apo’nun eyaletlere bölünerek ülkeyi yönetme arzusunun temelinde sizce masumane belirlenen coğrafi bölgeler akla gelmiyor mu?
Hikayeler böyle yazılır. Hiç beklemediğiniz kişiler de karşılığı ne olduğu belli olmayan nedenlerle bu hikayelerde rol alırlar. Rol alanların halkı iknada daha etkili olan milliyetçi, muhafazakâr olmalarına dikkat edilir!
Kendi hikayenizi yazamazsanız, yazmaya kalktığınız zaman üzerinizde baskı hissederseniz yapmanız, gereken tek şey şerefinizle oynanan oyunun yazılan hikâyenin figüranı olmamanızdır.
Hadi Kapadokya’dan uzak, Karamanlı kalınız. Karamanlıca kalınız!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ULUYURT
Kapadokya!
Kapadokya’yı arama motorlarında aradığınız zaman karşınıza İngilizce olarak “Türkiye’de bir bölge” diye çıkıyor. Kayseri biraz büyük yazılmış. Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Nevşehir’i kaplıyor. Konya’dan Eşmekaya’yı da alıyor. Kapadokya Alan Başkanlığı haritasında henüz nokta nokta olarak işaretlense de bölge belli.
“Kutsal Kitap” misyonerleri Kapadokya bölgesi ile ilgili bilgi verirken “Orta Anadolu”nun milattan önce ikibin yılında Hitit yerleşkesi olduğunu ifade ederler. Daha sonra Asur, Pers ve “Yunan”lılardan bahsederler. Yunan etkisinin yerel geleneklere “sızdığından” bahseder. Bunun da bölgenin kültürel zenginliğine katkı sağladığını ifade etmektedir. Bu kaynağa göre Helenistik dönem Kapadokya’ya mimarisiyle, sanatıyla, diliyle damgasını vurmuştur.
Hıristiyanlık öncesi yerel halk Persçe “güzel atlar diyarı” anlamına gelen kapadokya ismi ile adlandırılmışlardır. Mühendislik harikası olan Derinkuyu ve Kaymaklı yer altı şehirleri Hristiyanlık öncesi eserlerdir. Bölgeye milattan sonra birinci yüzyılda Hristiyanlığın gelişi daha çok sığınma, gözden ırak güvenli yerler bulma amaçlıdır. Havari Pavlus’un ve dördüncü yüzyılda Hristiyan babaların misyonerlik faaliyetlerinden bahsedilir.
Yumuşak taşlara işlenen Hristiyan freskler sadece İncil’den anlatımları aktarmadığı ayrıca Kapadokya sanatındaki Yunan, Roma, Bizans birleşimini de gösterdiği ifade edilir.
Onbirinci yüzyılda Anadolu’ya Selçukluların gelişleri ile bölgede Hristiyanlık etkisi azalır ve İslam öne çıkar. Kutsal Kitap misyonerlerinin son değerlendirmesi “ama hatıralar bulunabilir” şeklindedir.
Sahi Kapadokya bir il mi, yoksa ilçe mi?
Kültür Bakanlığı’nın sitesinde “Kapadokya” geniş geniş anlatılmakta. Kanunu 2019’da çıkan Kapadokya Alan Başkanlığı var. Bir vakıf üniversitesi olan Kapadokya Üniversitesi var. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi bile Nevşehir (Kapadokya) diye bilgi veriyor. Nevşehir Valiliği Kapadokya’nın tamamına sahip çıkmıyor, yan illerle paylaşıyor. “Nevşehir ili Kapadokya bölgesindedir”. Hepsinin adındaki Kapadokya aslında bölge insanının ağzına sürülen birer turizmden kazanma zenginlik balı. Baldan sonrası ne olur bilemem.
Şimdi bizbize değerlendirelim. Kendi hikayenizi yazmazsanız masallara inanır, üç kuruşa inandığınız değerler, beslendiğiniz kültür dışında savunduklarımız olur. “Turist gelecek de gözleme satacağız” diye bize ait olmayan değirmenlere su taşırız.
Yakın zamana kadar Orta Anadolu’dan Yunanistan’a giden mübadiller, kendilerine “Karamanlı”, dillerine de “Karamanlıca” diyen Ortodoks Türklerdi. Yüzyıl içinde kimlikleri Kapadokyalı oldu. “Yasak” geldi. Derneklerinin isimleri değişti. Roma ve Osmanlının bir parçası iken Helen (Yunan) kültürünün bir parçası oldular. Babadan duyma son Karamanlı nesil de tası tarağı toplayıp gidince geriye sadece kulaktan duyma Kapadokyalılar kalacak.
Yunanistan’ın bağımsızlığı sonrasında tamir edilen yada yapılan şimdi cami olan kiliseler var. 1832 tarihini taşıyan Hançerli Kilisesi bunlardan birisi. “Karamanlıca kitabesi olan yapı sağlamdır” değerlendirmesi Niğde Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü bilgi notunda yer almakta. Bugün Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın imzası ile cami olan Fertek Kilisesi ve Yeşil Burç Kilisesi için de aynı “Karamanlıca” değerlendirmeleri yer alır.
Grek harfleri ile Türkçe yazılan Karamanlıca kitabeler tamir ettirilerek Turizme açılan yerlerde hak edildikleri şekilde yerlerine asılmalıdır. En azından görünür şekilde açıklama tabelaları konmalıdır.
Bilindiği gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de idari sistem iller bazında örgütlendiği için bölge yapılanmasına izin verilmiyordu. Bugünkü “yedi bölge” çalışmasını Türkiye gündemine getiren kim olursa olsun yirmiye yakın yabancı bilim adamının da katıldığı 1941 yılında toplanan birinci coğrafya kongresinde tamamen coğrafi kaygılarla oluşturuldu.
Masumane bir yaklaşımla coğrafya dersine iklim anlatılırken faydalanmak üzere yerleştirildi. Bugün de anaokulundan itibaren halk bu bilgilerle büyütüldü. Hava durumu anlatımlarında bile büyütülmeye çalışıldık. Büyütülebilmek için ise uyutulmamız gerekiyordu.
Uyutulduk, büyütüldük ve “sızmalarla” çok şey kabullendik.
Peki bugün bu coğrafi iklim haritasının hafızalarda siyasi bir karşılığı var mı sizce. Bence var. Hatta coğrafi bölge diye bize yutturulan haritadaki coğrafi benzerliklerden de öte.
1941 yılından önce de bu tür harita oluşturmaları vardı ve devletin içinde zamanla yapılandı.
Kenan Evren, Almanya’yı keşfettiği zaman eyaletlerin faziletlerini öğrenmiş ve önermişti. Hatta biraz daha ileri gitmiş “Türkiye mutlaka otuz yıl içinde eyalet sistemine geçecek” demişti. “Bizim çcukların başı” isim konusunda dikkatli davranmış toplumu incitmemeye çabalamıştı. Kurulacak eyaletlerin “Ankara, İzmir, İstanbul, Adana, Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, Eskişehir” olabileceğini ifade etmişti. Hakikaten masumane bir yapılanma değil mi? Hüdapar ve Apo’nun eyaletlere bölünerek ülkeyi yönetme arzusunun temelinde sizce masumane belirlenen coğrafi bölgeler akla gelmiyor mu?
Hikayeler böyle yazılır. Hiç beklemediğiniz kişiler de karşılığı ne olduğu belli olmayan nedenlerle bu hikayelerde rol alırlar. Rol alanların halkı iknada daha etkili olan milliyetçi, muhafazakâr olmalarına dikkat edilir!
Kendi hikayenizi yazamazsanız, yazmaya kalktığınız zaman üzerinizde baskı hissederseniz yapmanız, gereken tek şey şerefinizle oynanan oyunun yazılan hikâyenin figüranı olmamanızdır.
Hadi Kapadokya’dan uzak, Karamanlı kalınız. Karamanlıca kalınız!