Batı Trakya, Meriç ve Karasu nehirlerinin arasıdır. Kadim Türk coğrafyası görüntüsünü hissedersiniz. Karasuyun ötesi ise Türk ayak izlerinin hala varlığını sürdürdüğü yerlerdir. Mübadele ile vatandan vatana yolculuk yapanların Balkan’dan Anadolu’ya gelişleri vardır. Bir de kendilerince “vatandan yabana” gidenler. Daha önce Dimetoka’nın hemen kuzeyinde Kumçiftliği’ndeki (Orestiada) Gagauzlar’dan bahsetmiştim. Bunlar Trakya’dan giden Hristiyan Türklerdi. Hatta Karaağaç’tan da gidenler olmuş. Oradaki kiliseyi de soküp götürmüşler! Ama hemen 25 kilometre ötede beklemişler. “Acep geri dönüş olur mu?” diye. Ama olmamış!
Batı Trakya’nın içinde de Anadolu’dan Balkanlara “vatan’dan yabana” gidenlerin yerleştikleri yerler var. Ayrıca Kafkaslardan, Ukrayna’dan gelip yerleşen Türkçe konuşan Urumlar yada Avarlar da var. Bunlar da Yunanistan’ın nüfus politikaları ile getirilip yerleştirilmişler.
Asıl olan hemen Karaasu’nun ötesi. Burası neredeyse tamamen boşalmış. Neredeyse Selanik’e kadar. Yunanistan bölge haritalarında Drama da Batı Trakya’ya ilave edilmiş. Böylece Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi oluşturulmuş. Aslında Batı Trakya’yı ülkenin batısı ile bütünleştirme çabası.
“Vatan’dan yabana gidenler” diye yazmamın nedeni hüzün, acı ve geri dönüş ümidi ile giden Karamanlıların artık yaşadıkları ve önüne “nea” getirilerek oluşturulan “yeni” yerleşim yerlerinde kalıcı olduklarıdır. Son zamanlarda artan bir kültür zenginliği ile Anadolu türkülerinin söylendiği dernekler var ama iki kuşak öncesi kendilerini Karamanlı olarak ifade edenler şimdi kendilerini Kapadokyalı olarak tanımlıyor. Bu kimlik o kadar etkili ki biz de Türkiye’de artan bir şekilde kullanıyoruz. Kimliksiz coğrafya oluşturmak isterseniz işte burada. Aslında “Roma’yı Türkler fethetti” dememek için “Bizans tarihi” yazanların hikayesidir bu. Yoksa İstanbul’un Fatihi Sultan Mehmet’in “Roma İmparatoru” olma iddası değil.
Gelelim tekrar Karasu’yun ötesine. Ben ara yolları severim. Otobandan değil de devlet yolundan Selanik’e giderseniz. Orada iki kültürün varlıklarının yaşadığını görürsünüz. Ortodoks Rumlar ve Müslüman Türkler. Bizim mübadil derneklerin bu “Atina ve çevresine sıkışan Helen kültürünü sanki bütün Yunanistan kültürü imiş” gibi kabullenmesini doğru bulmuyorum.
Bundan önce onlarca kez gittiğim Selanik’e bu defa kendi aracımla keyfe keder gittim. Üçyüz elli bin nüfuslu Selanik’i hakikaten gezdim. Dörtbuçuk milyonluk İzmir’in oldukça küçük kardeşi olan ve kıyıya sıkışan, tavernalarda insanın aklını başından alan Selanik’ten uzaklaştım.
Hafta sonları Türkiye’den gelen ziyaretçilerle Atatürk Evi dolup taşıyor. Otobüsler otobüsler...
Gözyaşları ile ziyaretler…
Sonra?
Tekrar otobüsler. Beyaz Kule ve bye bye Selanik.
Gelin ben size bir rota çizeyim Selanik üzerine olsun.
Atatürk Evi ilk durağınız olsun ama etraftaki Türkçe bilen esnaftan bir kahve için. Marmelo benim favorimdir. Önce kahvenizi ısmarlayın sonra menünün arkasını çevirin. En azından yakın çevrede gezebileceğiniz yerleri gösteren rotayı tamamlayın. Türkçe sokaklarda konuşulsun. Mustafa Kemal doğduğu gün Ali Rıza Efendi tarafından dikilen narağacının önünde resim çektirin. Nar berekettir. Ateştir. Evin girişinde bahçeye bakın hayattır orası. Son gittiğimden daha sıcak gördüğüm evi ziyaret edin. Bizim Selaniğin resimlerini inceleyin, görün. Yanındaki bina bizim konsolosluğumuzdur.
Evin aşağısında Rotonda olarak tarif edilen ve şu anda müze olan Hortaca Süleyman Camisi’ni ziyaret edin. Haziresinde şimdi kenara sıkışmış insanlarımıza bir fatiha okuyun. Bilinki onlardan biri de Ali Rıza Efendinin mezarıdır.
Alaca Cami, Bey Hamamı, Beyaz Kule, Hamidiye Çeşmesi, Selanik Hükümet Konağı, Kale, Roma Angorası, Yeni Hamamı, illede Şemsi Efendi okulunu ziyaret edin.
Bu arada mutlaka Allatini Köşkünü ziyaret edin. Şu anda Yunanistan Merkezi Makedonya Eyalet Valiliği binası olarak hizmet veriyor. Sultan Abdülhamit’in 1909-1912 yılları arasında sürgün hayatını geçirdiği Allatini Köşkü, zamanında Yahudi Allatini ailesine aitmiş. Oldukça büyük bir köşk. Bahçesi de çok büyük. Bahçenin bir bölümüne zamanında askeri barakalar yapılmış. Dizilerdeki sürgün hayatı göstergesinden çok uzakta bir yer. Ama bülbül dermiş ya “ille de vatanım ille de vatanım” diye. Gerçi Selanik vatandır. Bu gidişimde bir kez daha anladım.
Vatana çekilişte Üsküp’ten Selanik’e bir tren kalkıyormuş. Üsküplü delikanlı, anne ve babasını bir kompartımana yerleştirmiş ve yolcu etmiş. Anne ve baba kompartımana yerleşmişler. Kapıyı perdeyi kapatmışlar. Uyumuşlar. Sabah ezanıyla uyanmışlar. Adam pencereyi açmış ve derin bir nefes almış. “Selanik havası Müslüman kokusu”. Sonra bir bakmış ki aşağıda oğlu. Demiş oğlum sen ne zaman Selanik’e geldin. Oğlan biraz mahçup. Babaa akşam katara sizin vagonu takmayı unutmuşlar. Ne farkeder ha Selanik ha Üsküp.
Üsküp, Selanik ve Şam’ın düşemeyeceğini, düşerse Türkün hayatının sonu olacağını düşünenlere buradan selam olsun.
Hele ki Talat Paşa’ya.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ULUYURT
Karasu Nehri’nin Ötesi
Batı Trakya, Meriç ve Karasu nehirlerinin arasıdır. Kadim Türk coğrafyası görüntüsünü hissedersiniz. Karasuyun ötesi ise Türk ayak izlerinin hala varlığını sürdürdüğü yerlerdir. Mübadele ile vatandan vatana yolculuk yapanların Balkan’dan Anadolu’ya gelişleri vardır. Bir de kendilerince “vatandan yabana” gidenler. Daha önce Dimetoka’nın hemen kuzeyinde Kumçiftliği’ndeki (Orestiada) Gagauzlar’dan bahsetmiştim. Bunlar Trakya’dan giden Hristiyan Türklerdi. Hatta Karaağaç’tan da gidenler olmuş. Oradaki kiliseyi de soküp götürmüşler! Ama hemen 25 kilometre ötede beklemişler. “Acep geri dönüş olur mu?” diye. Ama olmamış!
Batı Trakya’nın içinde de Anadolu’dan Balkanlara “vatan’dan yabana” gidenlerin yerleştikleri yerler var. Ayrıca Kafkaslardan, Ukrayna’dan gelip yerleşen Türkçe konuşan Urumlar yada Avarlar da var. Bunlar da Yunanistan’ın nüfus politikaları ile getirilip yerleştirilmişler.
Asıl olan hemen Karaasu’nun ötesi. Burası neredeyse tamamen boşalmış. Neredeyse Selanik’e kadar. Yunanistan bölge haritalarında Drama da Batı Trakya’ya ilave edilmiş. Böylece Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi oluşturulmuş. Aslında Batı Trakya’yı ülkenin batısı ile bütünleştirme çabası.
“Vatan’dan yabana gidenler” diye yazmamın nedeni hüzün, acı ve geri dönüş ümidi ile giden Karamanlıların artık yaşadıkları ve önüne “nea” getirilerek oluşturulan “yeni” yerleşim yerlerinde kalıcı olduklarıdır. Son zamanlarda artan bir kültür zenginliği ile Anadolu türkülerinin söylendiği dernekler var ama iki kuşak öncesi kendilerini Karamanlı olarak ifade edenler şimdi kendilerini Kapadokyalı olarak tanımlıyor. Bu kimlik o kadar etkili ki biz de Türkiye’de artan bir şekilde kullanıyoruz. Kimliksiz coğrafya oluşturmak isterseniz işte burada. Aslında “Roma’yı Türkler fethetti” dememek için “Bizans tarihi” yazanların hikayesidir bu. Yoksa İstanbul’un Fatihi Sultan Mehmet’in “Roma İmparatoru” olma iddası değil.
Gelelim tekrar Karasu’yun ötesine. Ben ara yolları severim. Otobandan değil de devlet yolundan Selanik’e giderseniz. Orada iki kültürün varlıklarının yaşadığını görürsünüz. Ortodoks Rumlar ve Müslüman Türkler. Bizim mübadil derneklerin bu “Atina ve çevresine sıkışan Helen kültürünü sanki bütün Yunanistan kültürü imiş” gibi kabullenmesini doğru bulmuyorum.
Bundan önce onlarca kez gittiğim Selanik’e bu defa kendi aracımla keyfe keder gittim. Üçyüz elli bin nüfuslu Selanik’i hakikaten gezdim. Dörtbuçuk milyonluk İzmir’in oldukça küçük kardeşi olan ve kıyıya sıkışan, tavernalarda insanın aklını başından alan Selanik’ten uzaklaştım.
Hafta sonları Türkiye’den gelen ziyaretçilerle Atatürk Evi dolup taşıyor. Otobüsler otobüsler...
Gözyaşları ile ziyaretler…
Sonra?
Tekrar otobüsler. Beyaz Kule ve bye bye Selanik.
Gelin ben size bir rota çizeyim Selanik üzerine olsun.
Atatürk Evi ilk durağınız olsun ama etraftaki Türkçe bilen esnaftan bir kahve için. Marmelo benim favorimdir. Önce kahvenizi ısmarlayın sonra menünün arkasını çevirin. En azından yakın çevrede gezebileceğiniz yerleri gösteren rotayı tamamlayın. Türkçe sokaklarda konuşulsun. Mustafa Kemal doğduğu gün Ali Rıza Efendi tarafından dikilen narağacının önünde resim çektirin. Nar berekettir. Ateştir. Evin girişinde bahçeye bakın hayattır orası. Son gittiğimden daha sıcak gördüğüm evi ziyaret edin. Bizim Selaniğin resimlerini inceleyin, görün. Yanındaki bina bizim konsolosluğumuzdur.
Evin aşağısında Rotonda olarak tarif edilen ve şu anda müze olan Hortaca Süleyman Camisi’ni ziyaret edin. Haziresinde şimdi kenara sıkışmış insanlarımıza bir fatiha okuyun. Bilinki onlardan biri de Ali Rıza Efendinin mezarıdır.
Alaca Cami, Bey Hamamı, Beyaz Kule, Hamidiye Çeşmesi, Selanik Hükümet Konağı, Kale, Roma Angorası, Yeni Hamamı, illede Şemsi Efendi okulunu ziyaret edin.
Vatana çekilişte Üsküp’ten Selanik’e bir tren kalkıyormuş. Üsküplü delikanlı, anne ve babasını bir kompartımana yerleştirmiş ve yolcu etmiş. Anne ve baba kompartımana yerleşmişler. Kapıyı perdeyi kapatmışlar. Uyumuşlar. Sabah ezanıyla uyanmışlar. Adam pencereyi açmış ve derin bir nefes almış. “Selanik havası Müslüman kokusu”. Sonra bir bakmış ki aşağıda oğlu. Demiş oğlum sen ne zaman Selanik’e geldin. Oğlan biraz mahçup. Babaa akşam katara sizin vagonu takmayı unutmuşlar. Ne farkeder ha Selanik ha Üsküp.
Üsküp, Selanik ve Şam’ın düşemeyeceğini, düşerse Türkün hayatının sonu olacağını düşünenlere buradan selam olsun.
Hele ki Talat Paşa’ya.