Kasr-ı Şirin (Kasrışirin), 1639’da Osmanlı ve Safevi Türk Devletleri arasında imzalanan barış antlaşmasının yapıldığı Kirmanşah Eyaleti’nin merkezi olan şehirdir. Bugün Bağdat’a yakın İran sınırları içinde onbeşbin nüfuslu bir kent. Bizim dönemimizde liseden mezun olanların hepsi bu şehri ve antlaşmayı bilirdi. Aklımızda kalan ise “1639’da Bağdat fatihi 4. Murad’ın onayladığı Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Türkiye-İran sınırı belirlenmiştir.”.
Duyan gören de o gün bugündür değişiklik olmadı sanırlar. Antlaşmada bize bırakılan Basra, Şehrizor ve Bağdat vilayetleri çoktan bize yar olmaktan uzak kalmış. Safevi Türk Devletine bırakılan Revan da İran’a yar olmamış. “Şol Revan’da balam kaldı” türküsü bir acının haykırışı olarak kulaklarda kalmış. Adı Erivan olmuş. Bir de üstelik Ermeni devletine başkent olmuş. Revan’ın 1829’da Türk nüfusu yüzde 64 tür. Ermeni nüfusu ise yüzde 36…
1979 da istatistik sütunlarında yüzde 02’lik bir Türk nüfusu Erivan’da yer aldı. Bugün bu sütun “soykırıma uğramadan!” yok olmuştur.
Türkiye-İran sınırı da birkaç kez ufak tefek rütuşlarla bugüne ulaştı. Avşar Hanedanlığı şahı Nadir Şah ile 1746 yılında imzalanan Kerden Antlaşması, 1823 ve 1847 tarihlerinde imzalanan 1. ve 2. Erzurum Antlaşmaları’nda Kasr-ı Şirin Antlaşmaları temel olarak alınmıştır. Kerden Anlaşmasında Osmanlı Devleti ayrıca Caferi (Şii) Mezhebini de beşinci hak mezhep olarak kabul etmiştir. Asıl Kaçar Hanedanlığı ile imzalanan 2. Erzurum Antlaşması önemlidir. İngiltere ve Rusya’nın arabuluculuğu ile ya da baskısı ile iki Türk Hanedanı’nın sınır ve mezhep anlaşmazlıklarının çözümlenmesi için anlaşma imzalamışlardı.
Ne acı değil mi?
İngiltere ve Rusya bu tarihten sonra bu bölgeden hiç uzaklaşmamışlardır. “Zağarın kemik kokusuna olan aşkı” ile özellikle İngiltere’nin petrol kokusuna dayanılmaz bağımlılığı aynı olsa gerek.
İngiltere’nin bir başka özelliği ise bölgede kendi politikalarına yatkın kadrolar bulması ya da yetiştirmesidir.
Strateji çok basit;
Milletin adı ne olursa olsun onu İngiltere menfaatlerine göre yönlendirecek kadro yetiştirmek.
İşte böyle bir aparat Atatürk’ün sağlığında bulunmuş ve Büyük Ağrı isyanı çıkarılmıştır.
Öyle ya Türklerin başını beladan kurtarmamak gerekir!
Musul, Kerkük, Tebriz, Tahran hepsi aynı vücudun kolları ya da parmakları. Genç Cumhuriyeti zayıf düşürmek için çıkartılan isyan zorla “sınır ötesi harekatla” bastırıldı. İsyan başları Adana’da yargılanıp asıldı. Bir kısım bölge halkı suçsuz bulundu ve bırakıldı. 1932 yılında coğrafyanın isyanlara uygun olmasının önüne geçmek için Ağrı Dağı’nın tamamını (Küçük Ağrı Dağı da dahil) Türkiye’ye bırakma karşılığında Van Kotur arazisini İran’a bırakılması için Tahran’da Hudut Anlaşması imzalandı. Bu Antlaşma ile Nahçivan-Türkiye arasında da 18 km’lik doğrudan sınır oluşması sağlandı.
Peki İran’a 1932 yılında bırakılan bu topraklarda kimler yaşıyor? Hiç şüphesiz Batı Azerbaycan’ın bir parçası olan Kotur’da Türkler yaşıyor.
Ankara’dan kadim Selçuklu diyarı olan İran coğrafyasını gazete, televizyon ya da sosyal medyadan takip ederseniz bugünkü İran-Amerikan/İsrail arasındaki yayılması bile mümkün olan savaşı duygulardan uzak bir kupa maçı gibi izlersiniz. Kadim coğrafyamızdaki can kayıplarının canımızı yaktığı da muhakkaktır.
Dünün İngiltere’sinin yerini Amerika almış o kadar.
Ama bu defa bölgede yaşayanlar daha akıllı davranıp mazlumlara zulmün bir parçası şimdilik olmadılar.
Son söz yerine;
Dün“Türkiye” denen Memlük Devleti’ni yıkarak, Hürmüz Boğazındaki varlığımızı yok ederek, Portekizlerin kale yaparak hâkim olmasına neden olanların yolunun yolcularının bizi anlamaları mümkün değildir.
Ölen Ali, Hasan, Hüseyin. Ebubekir, Osman, Ömer.
Sizce ehli sünnetin çocuklarına “Muaviye” ismi koymaması nedendir.
Dünün ve bugünün günahından kolayca sıyrılma gayreti midir?
Oh ne ala, pekâlâ!
İran’ın Türkmenlerinin, Avşarlarının, Oğuzlarının, Kaşkaylarının vel hasıl tüm İranlıların bugün yanındayım. Dünün hesabını yarın görürüm.
Ama ben bugün İran’ın yanındayım.
Kalın sağlıcakla.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ULUYURT
Kasr-ı Şirin Antlaşması
Kasr-ı Şirin (Kasrışirin), 1639’da Osmanlı ve Safevi Türk Devletleri arasında imzalanan barış antlaşmasının yapıldığı Kirmanşah Eyaleti’nin merkezi olan şehirdir. Bugün Bağdat’a yakın İran sınırları içinde onbeşbin nüfuslu bir kent. Bizim dönemimizde liseden mezun olanların hepsi bu şehri ve antlaşmayı bilirdi. Aklımızda kalan ise “1639’da Bağdat fatihi 4. Murad’ın onayladığı Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Türkiye-İran sınırı belirlenmiştir.”.
Duyan gören de o gün bugündür değişiklik olmadı sanırlar. Antlaşmada bize bırakılan Basra, Şehrizor ve Bağdat vilayetleri çoktan bize yar olmaktan uzak kalmış. Safevi Türk Devletine bırakılan Revan da İran’a yar olmamış. “Şol Revan’da balam kaldı” türküsü bir acının haykırışı olarak kulaklarda kalmış. Adı Erivan olmuş. Bir de üstelik Ermeni devletine başkent olmuş. Revan’ın 1829’da Türk nüfusu yüzde 64 tür. Ermeni nüfusu ise yüzde 36…
1979 da istatistik sütunlarında yüzde 02’lik bir Türk nüfusu Erivan’da yer aldı. Bugün bu sütun “soykırıma uğramadan!” yok olmuştur.
Türkiye-İran sınırı da birkaç kez ufak tefek rütuşlarla bugüne ulaştı. Avşar Hanedanlığı şahı Nadir Şah ile 1746 yılında imzalanan Kerden Antlaşması, 1823 ve 1847 tarihlerinde imzalanan 1. ve 2. Erzurum Antlaşmaları’nda Kasr-ı Şirin Antlaşmaları temel olarak alınmıştır. Kerden Anlaşmasında Osmanlı Devleti ayrıca Caferi (Şii) Mezhebini de beşinci hak mezhep olarak kabul etmiştir. Asıl Kaçar Hanedanlığı ile imzalanan 2. Erzurum Antlaşması önemlidir. İngiltere ve Rusya’nın arabuluculuğu ile ya da baskısı ile iki Türk Hanedanı’nın sınır ve mezhep anlaşmazlıklarının çözümlenmesi için anlaşma imzalamışlardı.
Ne acı değil mi?
İngiltere ve Rusya bu tarihten sonra bu bölgeden hiç uzaklaşmamışlardır. “Zağarın kemik kokusuna olan aşkı” ile özellikle İngiltere’nin petrol kokusuna dayanılmaz bağımlılığı aynı olsa gerek.
İngiltere’nin bir başka özelliği ise bölgede kendi politikalarına yatkın kadrolar bulması ya da yetiştirmesidir.
Strateji çok basit;
Milletin adı ne olursa olsun onu İngiltere menfaatlerine göre yönlendirecek kadro yetiştirmek.
İşte böyle bir aparat Atatürk’ün sağlığında bulunmuş ve Büyük Ağrı isyanı çıkarılmıştır.
Öyle ya Türklerin başını beladan kurtarmamak gerekir!
Musul, Kerkük, Tebriz, Tahran hepsi aynı vücudun kolları ya da parmakları. Genç Cumhuriyeti zayıf düşürmek için çıkartılan isyan zorla “sınır ötesi harekatla” bastırıldı. İsyan başları Adana’da yargılanıp asıldı. Bir kısım bölge halkı suçsuz bulundu ve bırakıldı. 1932 yılında coğrafyanın isyanlara uygun olmasının önüne geçmek için Ağrı Dağı’nın tamamını (Küçük Ağrı Dağı da dahil) Türkiye’ye bırakma karşılığında Van Kotur arazisini İran’a bırakılması için Tahran’da Hudut Anlaşması imzalandı. Bu Antlaşma ile Nahçivan-Türkiye arasında da 18 km’lik doğrudan sınır oluşması sağlandı.
Peki İran’a 1932 yılında bırakılan bu topraklarda kimler yaşıyor? Hiç şüphesiz Batı Azerbaycan’ın bir parçası olan Kotur’da Türkler yaşıyor.
Ankara’dan kadim Selçuklu diyarı olan İran coğrafyasını gazete, televizyon ya da sosyal medyadan takip ederseniz bugünkü İran-Amerikan/İsrail arasındaki yayılması bile mümkün olan savaşı duygulardan uzak bir kupa maçı gibi izlersiniz. Kadim coğrafyamızdaki can kayıplarının canımızı yaktığı da muhakkaktır.
Dünün İngiltere’sinin yerini Amerika almış o kadar.
Ama bu defa bölgede yaşayanlar daha akıllı davranıp mazlumlara zulmün bir parçası şimdilik olmadılar.
Son söz yerine;
Dün “Türkiye” denen Memlük Devleti’ni yıkarak, Hürmüz Boğazındaki varlığımızı yok ederek, Portekizlerin kale yaparak hâkim olmasına neden olanların yolunun yolcularının bizi anlamaları mümkün değildir.
Ölen Ali, Hasan, Hüseyin. Ebubekir, Osman, Ömer.
Sizce ehli sünnetin çocuklarına “Muaviye” ismi koymaması nedendir.
Dünün ve bugünün günahından kolayca sıyrılma gayreti midir?
Oh ne ala, pekâlâ!
İran’ın Türkmenlerinin, Avşarlarının, Oğuzlarının, Kaşkaylarının vel hasıl tüm İranlıların bugün yanındayım. Dünün hesabını yarın görürüm.
Ama ben bugün İran’ın yanındayım.
Kalın sağlıcakla.