SözBursa’da kaleme aldığım ilk yazımın başlığı Kaşkay Türkleri idi.
Kaşkaylar, İran’da yaşayan Türk topluluklarından. Yaşadıkları coğrafya “Basra Körfezi”ne oldukça yakın. Hürmüz Boğazına da. Kaşkaylar, Şiraz şehri civarında oldukça kalabalık yaşayan Oğuz Türkleridir.
İlk defa Kosova’da Türk eğitim sisteminin tarih öğretmekte, coğrafya öğretmekte başarısızlığını hissetmiştim. Sanki bir derbi maça çıkmışız da Sırpları yenmişiz ama sevinç kutlamaları sırasında Sultan Hüdavendigar’ı kaybetmişiz. Sonra da dönüp gelmişiz. Oysa Kosova’da Türkçenin her kapıyı açtığı, herkesin güler yüzle karşıladığı hatta samimiyetin ilerlemesi ile “unuttun unuttun, oysa umuttun” sitemini en tatlı işitirsiniz.
Bosna Hersek’ten misafirlerim vardı. Yıllar önce. Gazilerdi. Onları misafir ettiğimiz yerde sohbet ederken ciddi konuların konuşulduğu geniş bir alanda buluşmanın ne olduğunu sordu. Sonra durdu. “Unuttunuz değil mi?” dedi. Evet unuttuk! Devam etti konuşmasına. “Divan deriz, biz divan” dedi.
Ohri’de Türk Dünyası’ndan gelen gençlerle bir program yürütüyorduk. Alışveriş için zaman ayırdık. Gençlerden biri satıcıdan “büyük poşet” istedi. Adam anlamadı. Hemen yardımına Ohrili bir kardeşimiz koştu. Makedonca istedi. Ama ben “torba” kelimesini anladım. “Bunun küçüğüne ne denir?” dedim. Mihmandar arkadaşımız “kese” dedi. Orada bu iki kelime bizi Ohri’ye nasıl ısındırdı.
Bir önceki yazımda “Kapodokya” kelimesine itiraz etmiştim. Haklıydım ama anlatamadım. Oysa burası “Karamaneli” olarak anıla gelmiş. Ankara kitap fuarında acı itirazım üzerine neredeyse sopa yiyecektim. Coğrafi bölge tanımlaması ise Karamaneli... İllede Osmanlıcılık yapmayın! Anadolu’nun çoğunluğunu oluşturan Kınık boyundan Karamanlı olmak da şereftir.
Geçen yazımda da Türk soylu Sümerlerin ve Akkatların “Mezopotamya” yerine “Subaru” dediklerini yazmıştım.
Bunların üzerine durmamın nedeni sıcak ve sizden bir yer izlenimi vermesindendir. Karamaneli’nde yaşanan acı, Subaru’da yaşanan sevinç duygularımızı harekete geçirir. Asıl olan uzaklarda Orta Asya olmayan Türkistan’da da duyguları öyle etkiler. Kaşkay diyarı Oğuzeli’ni duyan kulak “dilde birlik”in gereği için çabalar.
Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Sümerbank “basma, kumaş, ayakkabı ve pijama”, Etibank ise “madencilik” olarak hafızamda yaşıyor. Akşamları gazlambası altında okunan kitaplardan süzülerek inen bu isimler, Türklerin Anadolu’da çok eski varlığını ortaya koyuyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün “yaşadığı ve yaşattığı” kelimeler.
Sümerlerle ilgili okuduğum kitapta Sümerlerin kendilerine “Kenger” dediklerini gördüm. Kenger otu vardı biliyordum. Kenger soyadı vardı onu da biliyordum. Ama Sümerlerin kendilerine “kenger” dediklerini bilmiyordum. Kaşkay Oğuz kardeşimin sık sık konuşması sırasında “Kengerya” dediğini hatırladım. Sonra kısa bir araştırma ile “Basra Körfezi”nin en kuzey noktasına orada yaşayan Türklerce “Kenger” dendiğini buldum. Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Savaşında hiç yalnız bırakmayan Şammar Aşireti’nin de yaşadığı bu bölgeye bugünkü Kuveyt, Basra, Kuzistan bölgesine “Kenger” deniyormuş. Türkler, körfeze de Arap, Fars, Basra değil “Kenger Körfezi” diyorlarmış.
Sümerbank ve Etibank’ın kapatılıp yerine Romabank, Persbank, Asurbank mı kursak! Gerçi Kengerbank yok Kuveyt Bank var.
Hadi son bir bilgi:
Bilgisayarda Selçuklu döneminde “Eğri Dağ” denen “Ağrı Dağı nerede?” diye arama motorlarına sorun. “Wikipedia”da Türkiye’nin Ermeni Yaylasında en yüksek dağı diye sonuç çıkıyor. Revan’da bir tek Azerbaycanlı Oğuz Türkü yok iken, bir Türk başbakanın başı katilin çizmesi altında ezilirken “Oğuz Yaylası” çoktan “Ermeni Yaylası” olmuş. Coğrafya orada yaşayanın dili ile anılır. Coğrafyada isim devletin hükümranlık mührüdür.
Konuştuğun dille ve o dildeki kelimelerle düşünürsün.
Hadi şimdi İran –Amerika/İsrail Savaşına bir de “Kenger Körfezi” gözüyle bakın.
İşten ve fikirden önce ille de dilde birlik olsun.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ULUYURT
Kenger!
SözBursa’da kaleme aldığım ilk yazımın başlığı Kaşkay Türkleri idi.
Kaşkaylar, İran’da yaşayan Türk topluluklarından. Yaşadıkları coğrafya “Basra Körfezi”ne oldukça yakın. Hürmüz Boğazına da. Kaşkaylar, Şiraz şehri civarında oldukça kalabalık yaşayan Oğuz Türkleridir.
İlk defa Kosova’da Türk eğitim sisteminin tarih öğretmekte, coğrafya öğretmekte başarısızlığını hissetmiştim. Sanki bir derbi maça çıkmışız da Sırpları yenmişiz ama sevinç kutlamaları sırasında Sultan Hüdavendigar’ı kaybetmişiz. Sonra da dönüp gelmişiz. Oysa Kosova’da Türkçenin her kapıyı açtığı, herkesin güler yüzle karşıladığı hatta samimiyetin ilerlemesi ile “unuttun unuttun, oysa umuttun” sitemini en tatlı işitirsiniz.
Bosna Hersek’ten misafirlerim vardı. Yıllar önce. Gazilerdi. Onları misafir ettiğimiz yerde sohbet ederken ciddi konuların konuşulduğu geniş bir alanda buluşmanın ne olduğunu sordu. Sonra durdu. “Unuttunuz değil mi?” dedi. Evet unuttuk! Devam etti konuşmasına. “Divan deriz, biz divan” dedi.
Ohri’de Türk Dünyası’ndan gelen gençlerle bir program yürütüyorduk. Alışveriş için zaman ayırdık. Gençlerden biri satıcıdan “büyük poşet” istedi. Adam anlamadı. Hemen yardımına Ohrili bir kardeşimiz koştu. Makedonca istedi. Ama ben “torba” kelimesini anladım. “Bunun küçüğüne ne denir?” dedim. Mihmandar arkadaşımız “kese” dedi. Orada bu iki kelime bizi Ohri’ye nasıl ısındırdı.
Bir önceki yazımda “Kapodokya” kelimesine itiraz etmiştim. Haklıydım ama anlatamadım. Oysa burası “Karamaneli” olarak anıla gelmiş. Ankara kitap fuarında acı itirazım üzerine neredeyse sopa yiyecektim. Coğrafi bölge tanımlaması ise Karamaneli... İllede Osmanlıcılık yapmayın! Anadolu’nun çoğunluğunu oluşturan Kınık boyundan Karamanlı olmak da şereftir.
Geçen yazımda da Türk soylu Sümerlerin ve Akkatların “Mezopotamya” yerine “Subaru” dediklerini yazmıştım.
Bunların üzerine durmamın nedeni sıcak ve sizden bir yer izlenimi vermesindendir. Karamaneli’nde yaşanan acı, Subaru’da yaşanan sevinç duygularımızı harekete geçirir. Asıl olan uzaklarda Orta Asya olmayan Türkistan’da da duyguları öyle etkiler. Kaşkay diyarı Oğuzeli’ni duyan kulak “dilde birlik”in gereği için çabalar.
Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Sümerbank “basma, kumaş, ayakkabı ve pijama”, Etibank ise “madencilik” olarak hafızamda yaşıyor. Akşamları gazlambası altında okunan kitaplardan süzülerek inen bu isimler, Türklerin Anadolu’da çok eski varlığını ortaya koyuyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün “yaşadığı ve yaşattığı” kelimeler.
Sümerlerle ilgili okuduğum kitapta Sümerlerin kendilerine “Kenger” dediklerini gördüm. Kenger otu vardı biliyordum. Kenger soyadı vardı onu da biliyordum. Ama Sümerlerin kendilerine “kenger” dediklerini bilmiyordum. Kaşkay Oğuz kardeşimin sık sık konuşması sırasında “Kengerya” dediğini hatırladım. Sonra kısa bir araştırma ile “Basra Körfezi”nin en kuzey noktasına orada yaşayan Türklerce “Kenger” dendiğini buldum. Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Savaşında hiç yalnız bırakmayan Şammar Aşireti’nin de yaşadığı bu bölgeye bugünkü Kuveyt, Basra, Kuzistan bölgesine “Kenger” deniyormuş. Türkler, körfeze de Arap, Fars, Basra değil “Kenger Körfezi” diyorlarmış.
Sümerbank ve Etibank’ın kapatılıp yerine Romabank, Persbank, Asurbank mı kursak! Gerçi Kengerbank yok Kuveyt Bank var.
Hadi son bir bilgi:
Bilgisayarda Selçuklu döneminde “Eğri Dağ” denen “Ağrı Dağı nerede?” diye arama motorlarına sorun. “Wikipedia”da Türkiye’nin Ermeni Yaylasında en yüksek dağı diye sonuç çıkıyor. Revan’da bir tek Azerbaycanlı Oğuz Türkü yok iken, bir Türk başbakanın başı katilin çizmesi altında ezilirken “Oğuz Yaylası” çoktan “Ermeni Yaylası” olmuş. Coğrafya orada yaşayanın dili ile anılır. Coğrafyada isim devletin hükümranlık mührüdür.
Konuştuğun dille ve o dildeki kelimelerle düşünürsün.
Hadi şimdi İran –Amerika/İsrail Savaşına bir de “Kenger Körfezi” gözüyle bakın.
İşten ve fikirden önce ille de dilde birlik olsun.