SON DAKİKA
Hava Durumu

Kıbrıs’ta Neler Oluyor!

Yazının Giriş Tarihi: 16.09.2026 11:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.09.2026 11:18

Halk arasından “hikayeniz yoksa hikaye olursunuz” sözü vardır.

Mahsun Maraş ile ilgili yazımda eğer bölge ziyaretçilere açılmışsa bunun bir kurala bağlanması gerekliliğini ifade etmiştim. Pazar günleri Kıbrıs’ın Ortodokslarının Maraş’ı açık okul gibi değerlendirirken özellikle Türkiye’den gelenlerin “hani gelmişken Maraş’ı da görelim” anlayışıyla gezdiğini tespit ettim.

Tespitlerimi Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına, Mağusa Vakıflar İdaresine, Gazimağusa Belediyesine ile Emniyet Müdürlüğüne de gönderdim. Öncelikle işin ciddiyeti ve kavram takıntım dolayısıyla Evkaf’ın resmi sosyal medya sayfasında Mağusa isminin Gazimağusa olarak düzeltilmesini rica ederim.

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin denizlerdeki konumunu veya çok büyük stratejik değerlerini burada ele almayı, farklı sosyal medya buluşma odalarında günü kurtarma veya iyi niyetli yol gösterme tartışmalarını yazmayacağım.

Öncelikle kendisi Kıbrıs Türkü olan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Elmaziye Temiz’in yazı ile ilgili tekitlerini buraya aktarmak istiyorum.

Diyor ki Temiz:

“Hangi kitap(lar)ta Venedik Cumhuriyeti yazıyor veya Rusya’dan korktu, İngiltere’ye emanet verdi yazıyor? ‘Dikkat çekeyim’ derken eleştirdiğin yanlışın öğrenilmesine vesile olabilirdiniz”.

Haklı olabilir. Ama kronoloji kaynakları ve hakemli dergiler Osmanlı Türk yönetiminin adayı Latin Katolik Venedik Cumhuriyeti’nden aldığı ifade ediliyor. Lefkoşa’nın 1570’te alındığını, kale savunması ve dönemin en çok Latin Katolik mabedlerinin olduğu ve kralların taç giydiği Gazimağusa’nın ise bir yıl sonra 1571’de alınabildiği yazıyor.

Bu eleştiri bir hayra vesile oldu.

Kıbrıs’a Ortodoks Kilisesine bağlı Doğu Roma İmparatorluğu tarafından yerleştirilen Ortodoks Türkopolleri vurgulama imkânı verdi. Helen Devleti’nin yıllarca uyguladığı; yazımın başında ifade ettiğim “hikâye yazmazsanız hikâye olursunuz” sözünde özetlenen “Ortodokslar Helendir” hikayesi geçtiğimiz üç asırda bazı yerlerde tuttu bazı yerlerde tutmadı.

Rusya, Ukrayna, Romanya, Sırbistan, Makedonya ve Bulgaristan tutmayan yerlerdir. Kıbrıs ve Girit, Adalar Denizindeki adalarda tuttu. Hatta Anadolu’nun istilasında da tutturulmaya çalışıldı. Sağ olsun Papa Eftim ve çevresi itiraz etti. İşte geçen yazımda vurgulamak istediğim husus budur:

Her Ortodoks, her Rum Helen değildir.

Bu gerçeğe önce kendimiz inanmalıyız.

İkinci tekid ise, Osmanlı Türk Devleti, 93 Harbi’nin travması ile “Ruslar’ın sıcak denizlere inmesini engelleme” açısından geçici olarak Kıbrıs’ı Birleşik Krallığa bırakmıştır. Aksi düşünülemez. Geçici olarak bıraktığımız Kıbrıs’ın zamanla “özelleştirileceği”ni şüphesiz bilemezdik.

Ama bildiğimiz bir gerçek bugün üsleriyle İngiltere adadadır. Söz sahibidir. Adadaki Ortodoksların Helen olmadığı kesin olmasına rağmen Yunanlılar neden söz sahibi? Bunu sorgulamak gerekir. Yunan Devletinin hikâyesi şudur:

Kıbrıs’ta Ortodokslar Helendir. Batı Trakya’da Türkçe konuşsa da Helen Müslüman”.

Kıbrıs’ı İngiltere’ye 1878’de emaneten, 1914’te tamamen bırakan Osmanlı Türk Devleti’nin o gününü yargılamak da ders almak dışında haddimize düşmez. Belki de böylece Girit akıbetinden kurtulmuştur.

Tıpkı Annan Planına “hayır” diyen Kıbrıslı Türkopol Rumlar sayesinde Maraş, Güzelyurt gibi yerlerin Kıbrıs Türk Cunhuriyeti kontrolünde kalarak kurtuluşu gibi.

Bir başka haklı uyarı da okuyunca anlam kargaşasına uğradığını anladığım “Gazimağusa’nın Lefkoşa’nın fethinden bir yıl sonra alındığı bunun için de kolay teslim olmadığı bilinmelidir. Sur içindeki şanlı direniş unutulmamalıdır. Onun için Mağusa ‘Gazi’dir” bölümüne. Burada beni düzelten, kendisi de Gazimağusa doğumlu Hüseyin Işıksal hocama teşekkür ederim. Kıbrıs konusunda yanlış anlaşılmaktan korkarım. Cümlenin doğrusu “Gazimağusa’nın Lefkoşa’nın fethinden bir yıl sonra alındığı bunun için de 1963-1974 yıllarında direnerek Rumlara teslim olmadığı bilinmelidir. Sur içindeki bu şanlı direniş unutulmamalıdır. Onun için Mağusa ‘Gazi’dir” olacaktı. Işıksal’ın “Kıbrıs’ın Rum yakasında değişen bir şey yok” başlıklı makalesini okumanızı salık veririm. “Burada hikâye yazma, o hikâyeye inanma ve inandırmada” (hatta bize bile!) arkasında Helen idaresinin olduğu Rumların mahir olduğunu göreceksiniz.

Adada hiç ihtiyaç yokken 5+1 formülü ile görüşmeler tekrar başlatılmaya çalışılıyor. “Türk Askeri Adadan gitsin, Kıbrıs’ın güvenliği NATO’ya bırakılsın, yönetim tek devlette birleşsin” teklifleri, 1974 müdahalesinin neden yapıldığını anlamamak olsa gerek.

Özellikle Kıbrıs Türk Cumhuriyeti artık “Kıbrıs’a kalıcı, adil ve gerçekçi bir çözüm ancak ve ancak iki devletin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle oluşturulacak iyi komşuluk ilişkileriyle mümkün olabilir” ilkesinden hareketle kendi hikayesini yazmalı, insanımız da bu hedefe uygun, topyekûn sürdürülebilir ve maliyet paylaşımlı projelerle kimlik ve varlık inşaasını tamamlamalıdır.

Çuvaldızı da kendimize batıralım!

Ne konuşursan ne yazarsan değil ne yaparsan kardır.

Az da olsa yap.

Hadi hoşça kalın…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.