Geçtiğimiz hafta Hollanda’daydım. Sanki coğrafya insanlar için planlanmış. Otobandan giderken ses duvarları ile yerleşim yerlerinin nasıl rahatlatıldığını gördüm.
Hollanda coğrafyasına, tarlasının başına yaptırdıkları konforlu evlerinde yaşayan insanlar ekilmedik yer bırakmamışlar. Hayvancılığı modern sistemle yapıyorlar. Midilli at, ceylan, lama gibi hayvanları da besliyorlar. Sorduğumda aldığım cevap çocukları için oldu.
Ödeme güçlüğü çektiklerinden olsa gerek orada iyi bir kıymanın kilosu 11 avro (650 TL) idi. Sebze ve meyve fiyatları da ona göre.
Köylerimizin, köylülerimizden nasıl boşaltıldığına yıllarca şahit oluyorum. Üretim sektöründen hizmet sektörüne alınan ve şoförlük, çaycılık, temizlikçilik, özel güvenlik gibi “azıcık aşım, ağrısız başım” ilkesi ile kentlere yığılan insanlarımızı gördüm.
Son yıllarda çoğu Afganistanlı Özbek ve Türkmen çobanlar sayesinde canlanan koyunculuk beni üretim konusunda biraz heyecanlandırıyor.
Kurbanımı son yıllarda Kulu’ya yakın Ankara’nın bir köyü olan Akörençarsak’da keserim. Ailemizin fertleri ile bu yıl da orada kestik. Orada birkaç aile bir araya gelebiliyoruz. Farklı alanlardan insanlarımız güzellikleri ve sıkıntıları süzgeçsiz anlatıyorlar.
Bayram bayram oluyor.
Bu yıl bir gram yağ tutmayan, akşama kadar çobanlar nerede o orada hayvancılık yapan Feridun Ağa’nın oğlu Eftal’le bayram telaşı arasında muhabbet ettik. İki yıl önce heyecanla modern bir çiftlik kurma heyecanı yaşayan Eftal’i biraz umutsuz gördüm. Kendileri yem üretmeseler zarar edeceklerini söyledi. Onun içinde yatırım yapma azmi azalmış.
Peki neden?
Alım gücümüz yerinde!
Hollanda 650 TL’den kıyma yerken, yurtdışı kurbanlar 5 bin 500 ila 7 bin TL’ye kesilirken, Türkiye’de bin 600 TL’ye kıyma alabiliyoruz, 25 bin TL’ye kurban kesebiliyoruz.
Yurt dışında kurban kesme işinde iki kez bulundum. Özellikle Kuzey Makedonya’da hayvancılıkla uğraşan Yörüklere de zarar verdiğimizi, biraz da ucuza kaçmanın kurban ibadeti ile çeliştiğini düşünerek o işten uzaklaştım.
Vergiler üreticiyi kendinden bezdiriyor. Üretim dışına çıkmasına neden oluyor. Artık kredi kartına 11 TL, nakit 10 TL etiketlerini açıkça görebiliyoruz. Bu vergiden sonra bir de kart kesintisinden kaçmak için çaba.
Artukbey kahvesi yudumlarken, Artuklu Devleti’nin bölgesinde uzun yaşamasının nedeninin vatandaşından ya az yada hiç vergi almaması olduğunu okumuştum.
Vergi bizim ülkede işsizimize iş olmak üzere yatırım için toplanmıyor. Ya? Kamu giderlerinin karşılanması, faiz ödemeleri için toplanıyor. O da ete, süte girdi olarak geri dönüyor.
Gelelim kırmızı ışığa!
Hollanda’da karayolunda aracımızla ilerlerken sürekli kırmızı ışık yandığını ama yaklaşınca yeşile döndüğünü gördüm. Özellikle yerleşim yerleri arasında kavşakta bütün yollara sürekli kırmızı ışık yandığını, yaklaşan araca ve yoğunluğa göre ışığın yeşile döndüğünü farkettim.
Konya kadar olan Hollanda’yı mukayese için gitmem gereken yer elbette memleketim Konya’ydı. Orada ise yeşil dalga uygulaması dışında kavşağa yaklaşırken inadına yeşil ışığın sanki benim için kırmızı ışığa döndüğünü farkettim.
Sebep çok basit algılama (sensör). Ya da hissetme! Hollanda’da trafik lambası insanı algılıyor. Onu rahatlatmak için yol veriyor. Oysa Türkiye’de algılama ve insanı rahatlatmak yerine ona devletin gücünü gösteriyor. “Ben dur deyince duracaksın. Durmazsan cezayı alacaksın.”
İşte böyle.
Vergi vermek yerine vergi nerede harcanıyor bir algılayabilsek, dibi delik kova su tutmaz.
Önce delikleri görsek, bir sorgulasak tamir etsek olmaz mı?
Ülkemiz faizi kime ödüyor. Kim faizle bize para veriyor.
Elbette o ülkenin insanı daha ucuz et yiyecek. Elbette o ülkenin çiftçisi daha ucuza et üretecek. Kazayı önlemek için kırmızı ışığı görelim ama yaklaşınca rahatlıkla kazasız belasız kavşakları geçelim.
Kalın sağlıcakla!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ULUYURT
Kırmızı Işık!
Geçtiğimiz hafta Hollanda’daydım. Sanki coğrafya insanlar için planlanmış. Otobandan giderken ses duvarları ile yerleşim yerlerinin nasıl rahatlatıldığını gördüm.
Hollanda coğrafyasına, tarlasının başına yaptırdıkları konforlu evlerinde yaşayan insanlar ekilmedik yer bırakmamışlar. Hayvancılığı modern sistemle yapıyorlar. Midilli at, ceylan, lama gibi hayvanları da besliyorlar. Sorduğumda aldığım cevap çocukları için oldu.
Ödeme güçlüğü çektiklerinden olsa gerek orada iyi bir kıymanın kilosu 11 avro (650 TL) idi. Sebze ve meyve fiyatları da ona göre.
Köylerimizin, köylülerimizden nasıl boşaltıldığına yıllarca şahit oluyorum. Üretim sektöründen hizmet sektörüne alınan ve şoförlük, çaycılık, temizlikçilik, özel güvenlik gibi “azıcık aşım, ağrısız başım” ilkesi ile kentlere yığılan insanlarımızı gördüm.
Son yıllarda çoğu Afganistanlı Özbek ve Türkmen çobanlar sayesinde canlanan koyunculuk beni üretim konusunda biraz heyecanlandırıyor.
Kurbanımı son yıllarda Kulu’ya yakın Ankara’nın bir köyü olan Akörençarsak’da keserim. Ailemizin fertleri ile bu yıl da orada kestik. Orada birkaç aile bir araya gelebiliyoruz. Farklı alanlardan insanlarımız güzellikleri ve sıkıntıları süzgeçsiz anlatıyorlar.
Bayram bayram oluyor.
Bu yıl bir gram yağ tutmayan, akşama kadar çobanlar nerede o orada hayvancılık yapan Feridun Ağa’nın oğlu Eftal’le bayram telaşı arasında muhabbet ettik. İki yıl önce heyecanla modern bir çiftlik kurma heyecanı yaşayan Eftal’i biraz umutsuz gördüm. Kendileri yem üretmeseler zarar edeceklerini söyledi. Onun içinde yatırım yapma azmi azalmış.
Peki neden?
Alım gücümüz yerinde!
Hollanda 650 TL’den kıyma yerken, yurtdışı kurbanlar 5 bin 500 ila 7 bin TL’ye kesilirken, Türkiye’de bin 600 TL’ye kıyma alabiliyoruz, 25 bin TL’ye kurban kesebiliyoruz.
Yurt dışında kurban kesme işinde iki kez bulundum. Özellikle Kuzey Makedonya’da hayvancılıkla uğraşan Yörüklere de zarar verdiğimizi, biraz da ucuza kaçmanın kurban ibadeti ile çeliştiğini düşünerek o işten uzaklaştım.
Vergiler üreticiyi kendinden bezdiriyor. Üretim dışına çıkmasına neden oluyor. Artık kredi kartına 11 TL, nakit 10 TL etiketlerini açıkça görebiliyoruz. Bu vergiden sonra bir de kart kesintisinden kaçmak için çaba.
Artukbey kahvesi yudumlarken, Artuklu Devleti’nin bölgesinde uzun yaşamasının nedeninin vatandaşından ya az yada hiç vergi almaması olduğunu okumuştum.
Vergi bizim ülkede işsizimize iş olmak üzere yatırım için toplanmıyor. Ya? Kamu giderlerinin karşılanması, faiz ödemeleri için toplanıyor. O da ete, süte girdi olarak geri dönüyor.
Gelelim kırmızı ışığa!
Hollanda’da karayolunda aracımızla ilerlerken sürekli kırmızı ışık yandığını ama yaklaşınca yeşile döndüğünü gördüm. Özellikle yerleşim yerleri arasında kavşakta bütün yollara sürekli kırmızı ışık yandığını, yaklaşan araca ve yoğunluğa göre ışığın yeşile döndüğünü farkettim.
Konya kadar olan Hollanda’yı mukayese için gitmem gereken yer elbette memleketim Konya’ydı. Orada ise yeşil dalga uygulaması dışında kavşağa yaklaşırken inadına yeşil ışığın sanki benim için kırmızı ışığa döndüğünü farkettim.
Sebep çok basit algılama (sensör). Ya da hissetme! Hollanda’da trafik lambası insanı algılıyor. Onu rahatlatmak için yol veriyor. Oysa Türkiye’de algılama ve insanı rahatlatmak yerine ona devletin gücünü gösteriyor. “Ben dur deyince duracaksın. Durmazsan cezayı alacaksın.”
İşte böyle.
Vergi vermek yerine vergi nerede harcanıyor bir algılayabilsek, dibi delik kova su tutmaz.
Önce delikleri görsek, bir sorgulasak tamir etsek olmaz mı?
Ülkemiz faizi kime ödüyor. Kim faizle bize para veriyor.
Elbette o ülkenin insanı daha ucuz et yiyecek. Elbette o ülkenin çiftçisi daha ucuza et üretecek. Kazayı önlemek için kırmızı ışığı görelim ama yaklaşınca rahatlıkla kazasız belasız kavşakları geçelim.
Kalın sağlıcakla!