SON DAKİKA
Hava Durumu

Mankurt

Yazının Giriş Tarihi: 29.01.2026 16:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.01.2026 16:50

5-8 Kasım 1938 tarihlerinde Stalin’in Kırgız Türk halkını mankurtlaştırmaya yönelik baskılarına karşı direnen 137 Kırgız aydının gözlerden gönüllere indirildiği günün anısına Ata-Beyt Yerleşkesi Bişkek’e 8 kilometre uzaklığa 1991’de yapılmış.

Ata-Beyt, “Babaların Mezarlığı” anlamına geliyor. “Çon-Taş Kurbanları” olarak da bilinen bu katliamda gözlerden gönüllere akanlar arasında Aytmatov’un babası Törökul Aytmatov da var.

Allah bana cömert davrandı, katliam yerini gördüm. Katliamın yapıldığı tuğla ocağını da gördüm. Türk Dünyasından gelip Türkiye’deki iletişim fakültelerinde okuyan 40 genç de gördü. 14 Haziran 2008'de vefaat eden “mankurt” karekterinin kahramanı Cengiz Aytmatov’un mezarı da burada.

1916 yılında Rus işgaline başkaldıranlar anısına yapılan Urkun Anıtı da burada. Nisan 2010 olaylarında hayatını kaybedenler de Ata-Beyt’e defnedilmiş.

Kaderin ne garip cilvesidir ki babası Sovyet rejimi tarafından katledilen Cengiz Aytmatov Moskova’da edebiyat alanında eğitim aldı. Sovyet Yazarlar Birliği’ne kabul edildi. Pravda’da yazdı. Lenin ödülü bile aldı.

Mankurt, Kırgız Türk edebiyatının önemli kalemlerinden olan Cengiz Aytmatov’un ölümsüz “Gün olur Asra Bedel” adlı romanında bir vakadır.

Genç yaşta esir edilen “düşman”larının başını kazıtıp, deve derisi ile sıkıca sarmaları ve güneş altında bekletilmeleri ile yapılan işkence. Kuruyan deve derisinden dışarıya yol bulup çıkamayan saçların içe büyümesi sonucunda ya hafızanızı kaybedersiniz ya da ölürsünüz. Artık “yaşayan mankurt efendisine bağlı köledir”, efendisinden başkasını tanımaz. O “düşünme yeteneği olmayan veya muhakeme yürütemeyen, benzerlerinin acılarını hissetmeyen, farklı manevi değerleri kabul etmeyen biri”dir.

Efendiniz isterse romanda olduğu gibi annenizi bile öldürürsünüz. Ama onun kulağınıza fısıldadığı ve ölümsüzleşen “beni, atanı hatırla sesi” sonsuza dek bozkırda yankılanır.

Mankurtlaşmak terimi, ferdi ve ulusal özgürlüğe karşı hatırlamamaya isyandır aslında.

Bu satırları senin için yazdım Kaan.

Biz istemedik yurdumuzdan vatanımızdan kopup gelmeyi.

Kopartıldık ve 7 bin yıllık Türk beşiği olan Anadolu’ya vardık. Toprağa, kadim vatana sarıldık. Evet Anadolu da kök vatandı ama mezarlarımız olasıya kadar bayram yapamadık. Öyle ya “yurt” dediğiniz sizin boyunuzdan da iz ister. O iz dedelerimizin mezarıydı.

Geçen yıl tanıdım seni. İzmir Konak’tan Karantina Adasına kalkan vapurda. Seninle asmıştık o pankartı. “Gülcemal”.

Vapurda her yerden mübadiller vardı. Yaşadık geçmişi, bugün.

“Vatandan vatana” yolculuk dedik adına.

Gidenlerin çoğu Ortodoks Türklerdi. Türkçe’den başka lisan bilmezlerdi. Gelenler Müslüman Türklerdi. Onlar da çat pat Yunanca konuşsalar da dilleri Türkçeydi.

Soğukta, Derekafe’de ateş kenarında sohbetimizi hatırlıyor musun?

Kışın ortasında sıcacık. Son bir yılda ne güzel eserler koydunuz ortaya.

“Zorunlu Göçün İki Kıyısı: Selanik ve Tekirdağ”.

Ne güzel bir başlık. Ne güzel bir belgesel. Teşekkürler.

Mübadele anmaktır. Anılarda yaşamaktır. Mübadele salonlara sığmaz. Anıt önlerinde yapılmaz. Tutun çocuklarınızın elinden. Koşun atalarınızın izinden. Mezarlıkta bir kök. Vatana sarılmakta. Öte yakada bir kök unutulmakta.

Sahi Zübeyde Hanım’ın mezarı Karşıyaka’da fakat Ali Rıza Efendi’nin mezarı hangi vatan toprağında yaşamakta. Kökleri karıştır. Bak tertemiz bir ses duyacaksın. Alnın açık.

Kaan!

Sahi kimler kafamıza deve derisi geçirmeye çalışmakta. Kimler bizi mankurtlaştırmakta?

Diren, dayan.

30 Ocak kahramanlarını bir kenara it. Toprağın altında kök ancak sağlam gövde, üzerinde dallar ve kıpır kıpır yapraklarla yaşar. O yapraklar “kışın üşümesin kökler” diye, yapışır toprağa. Yorgan olur.

Kaan, İrem, Kerem, Malike, Toygar, Alperen ve kırk genç. Yorgan olun örtün üşümesin kökleriniz. Taaffuzhane’de dimdik durun mankurtlaşanlara inat. Hafızanızı dinlemeyin yaşayın.

Yaşayın ki yaşatın!

Kök, gövde, dal yaprak. Ata-Beyt, dede-nine, baba-anne, ben-eşim, kızım-oğlum ve torunum.

Türkçe Türküler söylenecek. Grebene’de. Selanik ve ötesinde. Mankurtlara inat. Kandiye’de kandiller yakacağız, Hanya’da Konya’yı yaşayacağız. Yanya’dan Kestriye’ye yol gider mi sahi. Florina bana hep güzel bahar çiçekleri kokusu getirir. Langaza, Bektaşi Dergahında “Hu” ile demlenen, bu dem o dem midir? Gözden gönüle inen atlılar nerede?

Uzaklarda tavernada bir ses. Yüreğim kan ağlarken koşup gelen kırk genç. Yüz yıl sonra tekrar fısıldamada tekrar “vatandan vatana”.

Vatandan vatana.

Gelene hoş geldin! Gidene güle güle!

Elimizde bir beyaz mendil sallamaktayız! Karşıdaki vatana, Zübeyde’den Ali Rıza’ya selam yollamaktayız.

Kalın sağlıcakla!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.