Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’un Semerkant kitabının baş karakterlerinden birisi Hasan Sabbah’tır. Sabbah, çok zeki ve güçlü bir stratejist, ikna ve örgütleme kabiliyeti yüksek, Selçuklu Sultanı Melikşah ve veziri Fars Nizamülmülk’le iktidar mücadelesi içerisine giren hırslı bir şahsiyet, disiplin, inanç ve mutlak bağlılık üzerinden hareket eden, son derece sadık bir fedai teşkilatı oluşturan birisi olarak tanımlanır.
Hasan Sabbah ise İsmaili daisi (dayı), Alamut Devleti’nin kurucusu, din adamıdır.
Bunlar akılda tutularak Marco Polo’nun not ettiği ve doğruluğu tartışmalı Hasan Sabbah ile ilgili “cennet bahçesi ve haşhaş” konusunu ele alalım. Bu hikâyede; Hasan Sabbah’ın fedaileri haşhaş kullanarak uyuşturulur, onlar olağan üstü bahçeye götürülür, cenneti gördüklerine inandırılır ve kendilerinden istenen suikastları gerçekleştirmeleri sağlanır. Hikâye efsane bile olsa Semerkant romanı yanında birçok romanda da konu bu şekilde işlenir.
Sepetçioğlu’nun romanı Anahtar’da da Peçenekli iki yiğit Boğaç ile Balçar da aynı tuzağa düşer.
Moğollar tarafından (Hülagü Han) 1256 tarihinde Alamut Kalesi’nin zabt edilmesi ve yıkılmasından çok sonra ortaya atılan Marco Polo efsanesinde haşhaş ile uyuşturma olmasa da “aklın alınması” bir gerçek.
Aklın alınması sonucunda ortaya çıkan “fedai” figürü her çağda ortaya çıkmıştır. Özellikle son dönemde devlet asayiş kuvvetleri içinde ve dışında “aklın alınması” ile ortaya çıkan vahim sonuçlara şahit olduk. Bizim nesil o kadar şanssız. Bu tabloların bir örneğini hayatını kaybeden ve bugüne kadar gizlenen Konya’da “yılanı görse avuçlar” denecek yaştaki çocuklar için açılan taziye çadırlarında görüyoruz.
Sahi uyuşturucu kullanımı için mekân temin etmekle suçlanarak -gerçekse-“haklı olarak” tutuklanan insanlarımızı sosyal medaya ve basından öğreniyoruz. “Uyuşturucu temin edenlere uyuşturucu temin edenleri” neden duymuyoruz?
Bazen uyuşturucuyla bazen başka yollarla toplumu uyuşturma, kişileri iddalarından vaz geçme noktasında ikna etme, ikna olmayanların sahte “cennet bahçeleri”nde yetiştirilen “fedailer”le yola getirilmelerine siz de tanıklık ediyor musunuz?
Cevabı “evet” olanlara son sözüm:
Sahte cennet bahçelerinde yetişen fedailerin de sonu ölümsüzlük gibi olsa da ölüm. İnsan dünyada kurarmış cennetini de cehennemini de vesselam!
Yıllar önce Dobruca muhaciri olan tarihçi Kemal Karpat’ın hayatını anlattığı “Dağı Delen Irmak” kitabında babasının kendisine bakımlı bahçelerini göstererek “işte burası bizim cennetimiz” dediğini anlatır.
Yıllar sonra gittiğim Babadağ’dan Tulça’ya giden yol üzerinde bulunan Armutlu (Turda) Köyü’nde yok olmuş mezarlığın içinde restore edilmiş babasının mezarını gördüm. Baykuşların ötüştüğü cennetini göremedim. Yırtıcı bir kuş feryatla uçtu gitti!
Alamut Kalesi bir gün yıkılır.
Cennet de cehennem de bizim için ince bir köprü olan dünya adlı sırat köprüsünden geçene…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ULUYURT
Sahte Cennet Bahçesi!
Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’un Semerkant kitabının baş karakterlerinden birisi Hasan Sabbah’tır. Sabbah, çok zeki ve güçlü bir stratejist, ikna ve örgütleme kabiliyeti yüksek, Selçuklu Sultanı Melikşah ve veziri Fars Nizamülmülk’le iktidar mücadelesi içerisine giren hırslı bir şahsiyet, disiplin, inanç ve mutlak bağlılık üzerinden hareket eden, son derece sadık bir fedai teşkilatı oluşturan birisi olarak tanımlanır.
Hasan Sabbah ise İsmaili daisi (dayı), Alamut Devleti’nin kurucusu, din adamıdır.
Bunlar akılda tutularak Marco Polo’nun not ettiği ve doğruluğu tartışmalı Hasan Sabbah ile ilgili “cennet bahçesi ve haşhaş” konusunu ele alalım. Bu hikâyede; Hasan Sabbah’ın fedaileri haşhaş kullanarak uyuşturulur, onlar olağan üstü bahçeye götürülür, cenneti gördüklerine inandırılır ve kendilerinden istenen suikastları gerçekleştirmeleri sağlanır. Hikâye efsane bile olsa Semerkant romanı yanında birçok romanda da konu bu şekilde işlenir.
Sepetçioğlu’nun romanı Anahtar’da da Peçenekli iki yiğit Boğaç ile Balçar da aynı tuzağa düşer.
Moğollar tarafından (Hülagü Han) 1256 tarihinde Alamut Kalesi’nin zabt edilmesi ve yıkılmasından çok sonra ortaya atılan Marco Polo efsanesinde haşhaş ile uyuşturma olmasa da “aklın alınması” bir gerçek.
Aklın alınması sonucunda ortaya çıkan “fedai” figürü her çağda ortaya çıkmıştır. Özellikle son dönemde devlet asayiş kuvvetleri içinde ve dışında “aklın alınması” ile ortaya çıkan vahim sonuçlara şahit olduk. Bizim nesil o kadar şanssız. Bu tabloların bir örneğini hayatını kaybeden ve bugüne kadar gizlenen Konya’da “yılanı görse avuçlar” denecek yaştaki çocuklar için açılan taziye çadırlarında görüyoruz.
Sahi uyuşturucu kullanımı için mekân temin etmekle suçlanarak -gerçekse- “haklı olarak” tutuklanan insanlarımızı sosyal medaya ve basından öğreniyoruz. “Uyuşturucu temin edenlere uyuşturucu temin edenleri” neden duymuyoruz?
Bazen uyuşturucuyla bazen başka yollarla toplumu uyuşturma, kişileri iddalarından vaz geçme noktasında ikna etme, ikna olmayanların sahte “cennet bahçeleri”nde yetiştirilen “fedailer”le yola getirilmelerine siz de tanıklık ediyor musunuz?
Cevabı “evet” olanlara son sözüm:
Sahte cennet bahçelerinde yetişen fedailerin de sonu ölümsüzlük gibi olsa da ölüm. İnsan dünyada kurarmış cennetini de cehennemini de vesselam!
Yıllar önce Dobruca muhaciri olan tarihçi Kemal Karpat’ın hayatını anlattığı “Dağı Delen Irmak” kitabında babasının kendisine bakımlı bahçelerini göstererek “işte burası bizim cennetimiz” dediğini anlatır.
Yıllar sonra gittiğim Babadağ’dan Tulça’ya giden yol üzerinde bulunan Armutlu (Turda) Köyü’nde yok olmuş mezarlığın içinde restore edilmiş babasının mezarını gördüm. Baykuşların ötüştüğü cennetini göremedim. Yırtıcı bir kuş feryatla uçtu gitti!
Alamut Kalesi bir gün yıkılır.
Cennet de cehennem de bizim için ince bir köprü olan dünya adlı sırat köprüsünden geçene…