Helmuth Von Moltke, bir Alman yüzbaşısı olarak 1835-1839 yılları arasında Yeniçeri Ocağı’nın kapanması sonrasında oluşturulan Türk Ordusunda askeri öğretmen ve savunma (tahkimat) uzmanı olarak görev yaptı.
İstanbul’a gelirken Orşova üzerinden Adakale’ye de uğrayarak, Karayova, Bükreş, Yerköy (Yergöğü), Rusçuk, Şumnu, Osmanpazarı, Kazanlık, İslimye, Tunca, Edirne yolunu takip ederek gelir. Memleketin durum tespitini yapar. İyi bir Hıristiyan olduğu satırlarına yansımıştır. Hıristiyan toplumunun durumunu daha da farklı değerlendirir.
Unutulmamalıdır ki Yunanistan 1821 tarihinde bağımsız olmuştur. Yeniçeri Ocağı 1826 tarihinde kapatılmıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kütahya kapılarına gelmesi 1832 yılındadır.
Moltke’nin Türkiye’de bulunduğu sırada yazdığı mektuplar döneme ışık tutacak değerlendirmeler içerir.
Bu yazıda özellikle, Türk Devleti’nin 1836 yılında siyasi ve askeri durumunu değerlendirdiği 7 Nisan 1836 yılında annesine yazdığı mektubu ele alacağım.
“Yunanistan Bağımsızlık kazandı. Boğdan, Eflak ve Sırbistan Babıali’nin egemenliğini ancak görünüşte tanımaktadır ve Türkler kendilerinin bu vilayetlerinden sürüldüklerini görmektedirler… Girit kılıç bile çekilmeden elden çıkmış… Trablusgarp şöyle böyle egemenlik altındayken diğer Afrika devletlerinin Babıali’yle hemen hemen bağlantısı yok…”
“Eğer despot dendiği zaman iradesi biricik kanun olan bir hükümdar anlaşılıyorsa İstanbul’daki sultan (II. Mahmut) despot olmaktan çok uzaktır.”
“Türk sultanı Türk ordusunu (Yeniçeri) mahvettiği için kendini talihli sayıyordu… Fakat bir isyanı bastırmak için kendi valisinden (Kavalalı Mehmet Ali Paşa) yardım istediği de bir gerçektir… Bu valinin sonra isyanını bastıramaması, İstanbul’un işgali sözkonusu olunca onlara karşı Ruslardan yardım aldığı, onbeşbin Rus askerinin Anadolu’da savunma hattı oluşturduğu gerçektir”.
Moltke’nin olmayan Türk ordusu ile ilgili tespitleri bunlardır. Ya maliye ile ilgili tespitleri. Çok daha acıdır.
“Memleket fakirleşmesi devlet gelirlerinin azalışı ile kendini açıkça göstermektedir… Birçok vergi kalemi oluşturulmuştur… Bu vergilerden gelen para sadece bunları toplayanları zengin etmektedir”.
“İhtiyaçları karşılamak için hükümetin yapabileceği son şeyler mirasların zaptı, servetlerin müsaderesi, memuriyetlerin satılması, hediyeler, nihayet paranın ayarının bozulması gibi acı birtakım tedbirlerdir”.
“Hediye, bütün Doğuda olduğu gibi burada da adettir. Aşağı tabakadan biri yukarıdakine hediyesiz yaklaşamaz, kadıdan hakkını arayan, bir hediye getirmelidir. Memurlar ve subaylar bahşiş alırlar; fakat en çok hediye alan bizzat padişahtır”.
“Burada bütün zenginliklerin esas şartı onu kurtarabilmektir. Reaya, bir fabrika, bir değirmen ya da bir çiftlik kurmaktansa bir mücevher satın almayı tercih eder”.
“Türk de hammaddesini gene kendi vatanında yetiştirdiği bir okka ipekli kumaşa karşılık, on okka ham ipeğini vermektedir”.
Hadi bu da son olsun.
“Böylelikle hükümet sekizyüzbin nüfuslu bir şehrin kapılarından bir saatlik yerde uçsuz bucaksız verimli topraklar ekilmeden dururken, buğdayı Odessa’dan satın almak zorunda kalıyor”.
Unutulmamalıdır ki “Türkler kendilerinin bu vilayetlerinden sürüldüklerini görmektedirler” ifadesinin 93 Harbi’nde (1877-1878 Türk-Rus Harbi) sahaya yansıması acı olmuştur. Birkaç şanlı direnişin ardından bir anda vatan elden çıkmıştır.
8 Ekim’de Karadağ’ın başlattığı ve bütün Balkan ülkelerinin dahil olduğu 1912 Balkan Harbi’nin faturası Türk Devletine ağır olmuştur.
Nihayeti imparatorlukların sahneden silindiği ama asıl olan Türk Devleti’nin parçalanması üzerinene başlatılan Birinci Dünya Harbi unutulmamalıdır.
Ama hepsinden önce yukarıda bahsedilen tespitlerin yeterince değerlendirilmemesi sonrasında ortaya çıkan Türklerin vatansız bırakılması isteğinin son bir gayretle elde kalan kısmına vatan dememizdir.
Elde kalanın da elden alınması gayretleri hiç bitmez!
Almak, çalmak, vatansız bırakmak önce yaptıklarınızın, projelerinizin sonra rüyanızın çalınması ile başlar…
Uyan ey millet sağdan soldan farketmez rüyalarımızı çaldılar!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Abdullah ULUYURT
Tarihin Tekerrürü Rüyamızı Çalmakla Başlar!
Helmuth Von Moltke, bir Alman yüzbaşısı olarak 1835-1839 yılları arasında Yeniçeri Ocağı’nın kapanması sonrasında oluşturulan Türk Ordusunda askeri öğretmen ve savunma (tahkimat) uzmanı olarak görev yaptı.
İstanbul’a gelirken Orşova üzerinden Adakale’ye de uğrayarak, Karayova, Bükreş, Yerköy (Yergöğü), Rusçuk, Şumnu, Osmanpazarı, Kazanlık, İslimye, Tunca, Edirne yolunu takip ederek gelir. Memleketin durum tespitini yapar. İyi bir Hıristiyan olduğu satırlarına yansımıştır. Hıristiyan toplumunun durumunu daha da farklı değerlendirir.
Unutulmamalıdır ki Yunanistan 1821 tarihinde bağımsız olmuştur. Yeniçeri Ocağı 1826 tarihinde kapatılmıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kütahya kapılarına gelmesi 1832 yılındadır.
Moltke’nin Türkiye’de bulunduğu sırada yazdığı mektuplar döneme ışık tutacak değerlendirmeler içerir.
Bu yazıda özellikle, Türk Devleti’nin 1836 yılında siyasi ve askeri durumunu değerlendirdiği 7 Nisan 1836 yılında annesine yazdığı mektubu ele alacağım.
“Yunanistan Bağımsızlık kazandı. Boğdan, Eflak ve Sırbistan Babıali’nin egemenliğini ancak görünüşte tanımaktadır ve Türkler kendilerinin bu vilayetlerinden sürüldüklerini görmektedirler… Girit kılıç bile çekilmeden elden çıkmış… Trablusgarp şöyle böyle egemenlik altındayken diğer Afrika devletlerinin Babıali’yle hemen hemen bağlantısı yok…”
“Eğer despot dendiği zaman iradesi biricik kanun olan bir hükümdar anlaşılıyorsa İstanbul’daki sultan (II. Mahmut) despot olmaktan çok uzaktır.”
“Türk sultanı Türk ordusunu (Yeniçeri) mahvettiği için kendini talihli sayıyordu… Fakat bir isyanı bastırmak için kendi valisinden (Kavalalı Mehmet Ali Paşa) yardım istediği de bir gerçektir… Bu valinin sonra isyanını bastıramaması, İstanbul’un işgali sözkonusu olunca onlara karşı Ruslardan yardım aldığı, onbeşbin Rus askerinin Anadolu’da savunma hattı oluşturduğu gerçektir”.
Moltke’nin olmayan Türk ordusu ile ilgili tespitleri bunlardır. Ya maliye ile ilgili tespitleri. Çok daha acıdır.
“Memleket fakirleşmesi devlet gelirlerinin azalışı ile kendini açıkça göstermektedir… Birçok vergi kalemi oluşturulmuştur… Bu vergilerden gelen para sadece bunları toplayanları zengin etmektedir”.
“İhtiyaçları karşılamak için hükümetin yapabileceği son şeyler mirasların zaptı, servetlerin müsaderesi, memuriyetlerin satılması, hediyeler, nihayet paranın ayarının bozulması gibi acı birtakım tedbirlerdir”.
“Hediye, bütün Doğuda olduğu gibi burada da adettir. Aşağı tabakadan biri yukarıdakine hediyesiz yaklaşamaz, kadıdan hakkını arayan, bir hediye getirmelidir. Memurlar ve subaylar bahşiş alırlar; fakat en çok hediye alan bizzat padişahtır”.
“Burada bütün zenginliklerin esas şartı onu kurtarabilmektir. Reaya, bir fabrika, bir değirmen ya da bir çiftlik kurmaktansa bir mücevher satın almayı tercih eder”.
“Türk de hammaddesini gene kendi vatanında yetiştirdiği bir okka ipekli kumaşa karşılık, on okka ham ipeğini vermektedir”.
Hadi bu da son olsun.
“Böylelikle hükümet sekizyüzbin nüfuslu bir şehrin kapılarından bir saatlik yerde uçsuz bucaksız verimli topraklar ekilmeden dururken, buğdayı Odessa’dan satın almak zorunda kalıyor”.
Unutulmamalıdır ki “Türkler kendilerinin bu vilayetlerinden sürüldüklerini görmektedirler” ifadesinin 93 Harbi’nde (1877-1878 Türk-Rus Harbi) sahaya yansıması acı olmuştur. Birkaç şanlı direnişin ardından bir anda vatan elden çıkmıştır.
8 Ekim’de Karadağ’ın başlattığı ve bütün Balkan ülkelerinin dahil olduğu 1912 Balkan Harbi’nin faturası Türk Devletine ağır olmuştur.
Nihayeti imparatorlukların sahneden silindiği ama asıl olan Türk Devleti’nin parçalanması üzerinene başlatılan Birinci Dünya Harbi unutulmamalıdır.
Ama hepsinden önce yukarıda bahsedilen tespitlerin yeterince değerlendirilmemesi sonrasında ortaya çıkan Türklerin vatansız bırakılması isteğinin son bir gayretle elde kalan kısmına vatan dememizdir.
Elde kalanın da elden alınması gayretleri hiç bitmez!
Almak, çalmak, vatansız bırakmak önce yaptıklarınızın, projelerinizin sonra rüyanızın çalınması ile başlar…
Uyan ey millet sağdan soldan farketmez rüyalarımızı çaldılar!