SON DAKİKA
Hava Durumu

Tokların Doyumsuzluğu, Açların Çaresizliği!

Yazının Giriş Tarihi: 19.03.2026 14:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.03.2026 14:57

Ramazan ayı geldiği zaman çocukluğuma derin bir sessizlik bulutu çökerdi. Kendi yağı ile kavrulan gönlümüzden kopan kesemize güvenerek kurduğumuz bereket sofralarımız vardı. İftarlarda belki üç-beş yakın aile bir araya gelirdik. İftar topuna yarım saat kala sofraya oturacaklar yavaş yavaş sokaklardan çekilirdi. Son dakika yada toptan hemen sonra sofraya yetişenler biraz mahçup olurlardı. İftar sofraları hep aynı. Çorba, ana yemek, salata, tatlı. En son da yaprak sarması, dolma, kuru fasulye gibi tuzlu yemek yerdik.

Dua olmazsa olmazıydı sofranın.

Bazen sofranın en yaşlısı, bazen de iki kelimeyi ardı ardına getiren bir çocuk okurdu. Dua genellikle Arapça olurdu ama sonu Türkçe bağlanırdı.

İşte o sırada “Âmin” sesleri daha canlı çıkardı. Bugün de camilerde aynı değil mi?

Dualar Arapça, duyurular Türkçe.

Ramazanlarda sokakta ne deli kalırdı ne de veli. Hepsi kıyıda köşede bir sofra bulurdu. Meydanlarda ve çadırlarda asla sofra kurulmazdı. Sofranız mahremdi. Sofraya oturanınız da mahreminizdendi. Biz pazara file ile gitmezdik. Pazar torbalarımız vardı. Hayatımızda kullan at poşet yoktu. Kese, torba, telis (çuval) vardı.

Her evin gücüne göre Kadir Gecesi geleneği farklı idi. Kimi yetimlerin sofrasına bereket olurdu. Kimi yıl boyunca koruyup kolladığı fakir fukaraya erken bayram yaptırırdı. Yardım istenmezdi. Yardım yapılırdı. Hele hele yardım yapmak için yardım istemek! Ben hatırlamıyorum.

Bizim evde Kadir Gecesi biraz farklı idi. Ne kadar sokakta yürürken korktuğum insan varsa evde olurdu. Sahip Ata Camisinin son Osmanlı dönemi imamının kızı baba annem çorbalar, yemekler, tatlılar yapardı. Bazen yorgunlukla sitemli mırıldanırdı:

Bugün deliler günü!

Dedem o gün sabah herkesin bildiği, Kapı Camisi etrafındaki beş on deliyi öğleyin toplar, hamama götürür yıkattırır, kese attırır oradan berbere götürür herkes asker traşı olurdu. Üç numara. İstanbullu tuhafiyeci akrabalarımızın gönderdiği yeni elbiselerden kıyafet uydurulurdu. Akşama hepsi hazır tertemiz olurlardı. Sonra evin yolu tutulurdu.

Delilerin akılsızı yoktu. İftarı beklerlerdi. Sağa sola sallanarak nakarat yapan İsmail benim en sevdiğimdi:

Ha topum ha, güm deyiver. Sıcacık mamaları ham deyiver.

Helil (Halil) vardı. Her şeyini bırakır da o ipini bırakmazdı. O gün yük taşırken de kullandığı kendirden urganını da ya yıkarlar ya da değiştirirlerdi. O’nun nakaratı da başkaydı:

Kadir Ağa. Şıp, şıp, şıp. Bırakacağım ha!

Dünya onun sırtındaydı. Bıraksa dünya yıkılıverecek.

Şimdi ramazan topu geleneği birkaç ilde kaldı. İftar vaktinde bile gürültüsü kesilmez oldu sokakların. Dünyayı Helil sırtından atalı çok oldu.

Uhrevi bir manadan, kalabalık sofralara taşındık.

Hergün kalabalık soralarda yer alanlar aynı yüzler. Yada yüzsüzler.

Zübeyde Ana’nın Darüşşafaka’ya “Kadir gecesinde yetimlere mevsim meyvelerinden ikram edilmek, şehitlerimizin ruhuna Yasin-i Şerif okunmak” üzere bağışladığı 20 bin kuruş zarafetini çoktan unuttuk!

Yiyelim efendiler yiyelim fakirin cebinden şanımız var bizim.

Sofralar kuralım meydanlara, hatta ta uzaklara. Sofradakine bir kez ama bize her defa doymaz işkembeyi kübramız var bizim.

Hadi geç kalmadınız daha. Önce ailenizi, sonra akrabalarınızı, hısımlarınızı, hemşehrilerinizi o sosyal medya takibi yaptığınız telefonunuzdan tarayın. Mezun olduğunuz okulda okuyan gençler de olur. Bakın, bulun.

Kendi hayrınızı kendiniz yapın. Sessizce yapın. Ele bırakmayın. Yele bırakmayın.

Okuyucuma şeker tadında güzel bir Ramazan Bayramı dilerim.

“Aslı yok yaylasında bin koyunum var benim, yiyin için ağalar bu dağlarda şanım var benim” diyerek bu bayramda ben saraylarda keyfini süremediğim öksüz Türklüğümün peşinden dağlara gideceğim.

İyi bayramlar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.