Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, 1 Mart Pazar günü gerçekleştirdiği “Şubat Ayı Değerlendirme Toplantısı”nda sosyal destekler ve sağlık hizmetlerini gündeme taşıdı.
Başkan’ın konuşmasında en dikkat çekici temenni şuydu:
Hiçbir vatandaşın sosyal yardıma ihtiyaç duymayacağı bir Bursa…
Elbette bu, ideal bir tablo. Ancak mevcut ekonomik gerçeklik içinde yerel yönetimlerin sosyal destek mekanizmaları hayati bir rol üstleniyor. Bozbey de bu bilinçle yürütülen çalışmaları tek tek anlattı.
Ramazan ayı boyunca her akşam farklı bir mahallede iftar sofralarında Bursalılarla bir araya geldiklerini, teravih sonrası sohbetlerle doğrudan temas kurduklarını ifade etti. Sosyal yardımların ise İçişleri Bakanlığı kriterleri doğrultusunda belirlenen ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını özellikle vurguladı. Bu ayrıntı önemliydi; çünkü sosyal desteklerde şeffaflık ve objektiflik, kamu vicdanının temel dayanağıdır.
Toplantının klasik başlıklarından biri yine BUSKİ oldu. Bütçe, borç yükü ve su faturalarındaki artış gündeme geldi. Pek çok meslektaşımız bu konuyu köşesine taşıdı, taşımaya da devam edecek. Zira su meselesi artık yalnızca bir altyapı konusu değil; doğrudan hane ekonomisini ilgilendiren bir başlık.
Ancak benim dikkat kesildiğim iki ayrı başlık vardı:
Kadın odaklı hizmetler ve kültürel miras niteliğindeki taşınmazlara Vakıflar tarafından el konulması.
Önce kadın meselesi…
Bu ülkede “kadın” konusu maalesef kronik bir başlık. Yıllardır kadın haklarını konuşuyoruz. Kadın cinayetlerini konuşuyoruz. Eşit işe eşit ücret diyoruz. Eğitim hakkını, istihdamı, sosyal güvenceyi tartışıyoruz. Ama sonuç? Neredeyse her gün en az bir kadın cinayeti haberiyle sarsılan bir toplum…
Kadın aldatılsa da susmak zorunda. Şiddet görse de yuvasını korumak zorunda. Eğitim hakkı elinden alınsa razı olmak zorunda. Aynı işi yapıp daha düşük ücret alsa kabullenmek zorunda…
“Zorunda” kelimesi, kadının omzuna yüklenen görünmez bir pranga gibi.
Bu yüzden yerel yönetimlerin attığı her somut adım, söylemden çok daha kıymetli.
Başkan Bozbey, kadın sığınma evleriyle ilgili çalışmaların sürdüğünü, kısa adı ŞÖNİM olan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri iş birliğiyle şiddete maruz kalan ya da barınma ihtiyacı bulunan kadın ve çocuklara güvenli yaşam alanları sunulduğunu belki birkaç cümleyle ifade etti. Ama o birkaç cümle, benim için sayfalar dolusu anlam taşıyordu.
Kadın sığınma evlerinde bulunan kardeşlerimizin yaşadıklarına yakından tanıklık etmiş biri olarak söylüyorum:
Can korkusuyla kapısını çalan bir kadına “yalnız değilsin” diyebilmek, ölçülebilir bir hizmet değildir.Bu, bütçe kalemleriyle ifade edilemeyecek bir insani sorumluluktur.Bir kadının ve çocuğunun sokakta kalmayacağını bilmek, bu şehrin vicdanı açısından hayati bir meseledir.
Gelelim ikinci başlığa…
Büyükşehir Belediyesi uhdesindeyken Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konulan tarihi taşınmaza…
Tarihi Belediye Binası, Mahfel, Şehir Kütüphanesi, Balibey Han, Şefik Bursalı Sanat Galerisi, Mahkeme Hamamı, Hakkı Paşa Konağı, Hüsnü Züber Evi ve Mevlevihane gibi daha birçok kültürel değer…
Liste uzayıp gidiyor.
Merkez ile yerel yönetim arasındaki siyasi farklılıkların bu sürece zemin hazırladığını tahmin etmek zor değil. Ancak kamu yönetiminde temel ilke siyasi refleks değil, kamu yararı olmalıdır. Görev başında olanlar “bizden” ya da “sizden” ayrımını bir kenara bırakmak zorundadır. Çünkü bu mülkler herhangi bir partinin değil, Bursa halkının ortak hafızasıdır.
Bu noktada Hüsnü Züber Evi’ne ayrı bir parantez açmak istiyorum.
Pirogravür sanatçısı merhum Hüsnü Züber ile vefatından önce son söyleşiyi Şehrengiz Dergisi için ben yapmıştım.
Muradiye’deki eski Osmanlı evini nasıl satın alıp restore ettiğini, “Hüsnü Züber Evi – Yaşayan Müze” olarak turizme kazandırdığını uzun uzun anlatmıştı. Ve özellikle şunu vurgulamıştı:
Ölünceye kadar içinde yaşamak kaydıyla bu evi Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne bağışladığını…
Şimdi sormak gerekiyor:
Bir sanatçının açık iradesi ve vasiyeti nasıl görmezden gelinebilir? Vefat etmiş bir insanın hayattayken ortaya koyduğu bağış iradesi nasıl bu kadar kolay tartışmaya açılabilir?
İnanın, bunu anlamakta güçlük çekiyorum.
***
Özetle Bozbey’in değerlendirme toplantısı kapsamlıydı. Sosyal desteklerden mali tabloya, kadın hizmetlerinden kültürel mirasa kadar pek çok başlık masadaydı.
Ama görünen o ki Bursa’nın gündemi bitmiyor.
Ve biz daha nelere şaşıracağız, doğrusu kestirmek zor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Asuman Kurt ÖGE
Bizden ve sizden ayrımı!
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, 1 Mart Pazar günü gerçekleştirdiği “Şubat Ayı Değerlendirme Toplantısı”nda sosyal destekler ve sağlık hizmetlerini gündeme taşıdı.
Başkan’ın konuşmasında en dikkat çekici temenni şuydu:
Hiçbir vatandaşın sosyal yardıma ihtiyaç duymayacağı bir Bursa…
Elbette bu, ideal bir tablo. Ancak mevcut ekonomik gerçeklik içinde yerel yönetimlerin sosyal destek mekanizmaları hayati bir rol üstleniyor. Bozbey de bu bilinçle yürütülen çalışmaları tek tek anlattı.
Ramazan ayı boyunca her akşam farklı bir mahallede iftar sofralarında Bursalılarla bir araya geldiklerini, teravih sonrası sohbetlerle doğrudan temas kurduklarını ifade etti. Sosyal yardımların ise İçişleri Bakanlığı kriterleri doğrultusunda belirlenen ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını özellikle vurguladı. Bu ayrıntı önemliydi; çünkü sosyal desteklerde şeffaflık ve objektiflik, kamu vicdanının temel dayanağıdır.
Toplantının klasik başlıklarından biri yine BUSKİ oldu. Bütçe, borç yükü ve su faturalarındaki artış gündeme geldi. Pek çok meslektaşımız bu konuyu köşesine taşıdı, taşımaya da devam edecek. Zira su meselesi artık yalnızca bir altyapı konusu değil; doğrudan hane ekonomisini ilgilendiren bir başlık.
Ancak benim dikkat kesildiğim iki ayrı başlık vardı:
Kadın odaklı hizmetler ve kültürel miras niteliğindeki taşınmazlara Vakıflar tarafından el konulması.
Önce kadın meselesi…
Bu ülkede “kadın” konusu maalesef kronik bir başlık. Yıllardır kadın haklarını konuşuyoruz. Kadın cinayetlerini konuşuyoruz. Eşit işe eşit ücret diyoruz. Eğitim hakkını, istihdamı, sosyal güvenceyi tartışıyoruz. Ama sonuç? Neredeyse her gün en az bir kadın cinayeti haberiyle sarsılan bir toplum…
Kadın aldatılsa da susmak zorunda. Şiddet görse de yuvasını korumak zorunda. Eğitim hakkı elinden alınsa razı olmak zorunda. Aynı işi yapıp daha düşük ücret alsa kabullenmek zorunda…
“Zorunda” kelimesi, kadının omzuna yüklenen görünmez bir pranga gibi.
Bu yüzden yerel yönetimlerin attığı her somut adım, söylemden çok daha kıymetli.
Başkan Bozbey, kadın sığınma evleriyle ilgili çalışmaların sürdüğünü, kısa adı ŞÖNİM olan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri iş birliğiyle şiddete maruz kalan ya da barınma ihtiyacı bulunan kadın ve çocuklara güvenli yaşam alanları sunulduğunu belki birkaç cümleyle ifade etti. Ama o birkaç cümle, benim için sayfalar dolusu anlam taşıyordu.
Kadın sığınma evlerinde bulunan kardeşlerimizin yaşadıklarına yakından tanıklık etmiş biri olarak söylüyorum:
Can korkusuyla kapısını çalan bir kadına “yalnız değilsin” diyebilmek, ölçülebilir bir hizmet değildir. Bu, bütçe kalemleriyle ifade edilemeyecek bir insani sorumluluktur. Bir kadının ve çocuğunun sokakta kalmayacağını bilmek, bu şehrin vicdanı açısından hayati bir meseledir.
Gelelim ikinci başlığa…
Büyükşehir Belediyesi uhdesindeyken Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konulan tarihi taşınmaza…
Tarihi Belediye Binası, Mahfel, Şehir Kütüphanesi, Balibey Han, Şefik Bursalı Sanat Galerisi, Mahkeme Hamamı, Hakkı Paşa Konağı, Hüsnü Züber Evi ve Mevlevihane gibi daha birçok kültürel değer…
Liste uzayıp gidiyor.
Merkez ile yerel yönetim arasındaki siyasi farklılıkların bu sürece zemin hazırladığını tahmin etmek zor değil. Ancak kamu yönetiminde temel ilke siyasi refleks değil, kamu yararı olmalıdır. Görev başında olanlar “bizden” ya da “sizden” ayrımını bir kenara bırakmak zorundadır. Çünkü bu mülkler herhangi bir partinin değil, Bursa halkının ortak hafızasıdır.
Bu noktada Hüsnü Züber Evi’ne ayrı bir parantez açmak istiyorum.
Pirogravür sanatçısı merhum Hüsnü Züber ile vefatından önce son söyleşiyi Şehrengiz Dergisi için ben yapmıştım.
Muradiye’deki eski Osmanlı evini nasıl satın alıp restore ettiğini, “Hüsnü Züber Evi – Yaşayan Müze” olarak turizme kazandırdığını uzun uzun anlatmıştı. Ve özellikle şunu vurgulamıştı:
Ölünceye kadar içinde yaşamak kaydıyla bu evi Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne bağışladığını…
Şimdi sormak gerekiyor:
Bir sanatçının açık iradesi ve vasiyeti nasıl görmezden gelinebilir? Vefat etmiş bir insanın hayattayken ortaya koyduğu bağış iradesi nasıl bu kadar kolay tartışmaya açılabilir?
İnanın, bunu anlamakta güçlük çekiyorum.
***
Özetle Bozbey’in değerlendirme toplantısı kapsamlıydı. Sosyal desteklerden mali tabloya, kadın hizmetlerinden kültürel mirasa kadar pek çok başlık masadaydı.
Ama görünen o ki Bursa’nın gündemi bitmiyor.
Ve biz daha nelere şaşıracağız, doğrusu kestirmek zor.